PİRHA- Geçirdiği beyin ameliyatı sonrasında yoğun bakıma alınan ve Hakk’a yürüyen Hüseyin Gazi Metin Dede’nin kırk lokması verildi.
Yaklaşık 4 aydır hastalıklarından dolayı tedavi gören Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Hüseyin Gazi Metin, Antalya’da beyin ameliyatı sonrasında yoğun bakıma alındıktan sonra 29 Kasım’da Hakk’a yürümüştü.
Hakk’a yürüyen Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Hüseyin Gazi Metin için Antalya’da bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Cemevinde kırk lokması verildi.
Kırk lokmasına Abdal Musa Kültür ve Yaşatma Derneği, Pir Sultan Abdal Derneği Antalya Şube, Altınova Şube, AKD Antalya Şube, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Döşeme altı Şube Başkan YK üyeleri, Divriği Derneği Antalya Şube, Yazar Ali Aksüt, Sanatçı İhsan Güverçin ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Lokma öncesibdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol yürütücüsü Baba Süleyman Demir ve Hüseyin Abdal Ocağı evlatlarından İlyas Şimşek nefesler okudu.
“TOPLUMUNA ÇERAĞ OLDU”
Hüseyin Gazi Metin Dede’nin oğlu Müslüm Metin yaptığı konuşmada, “Babam Hüseyin Gazi Metin dede hak ve hakikat yolunda, özgürlük yolunda, bağımsızlık yolunda, insanların kardeşliği yolunda emek harcadı, gitti. Hüseyin Abdal Ocağı evladı olarak topluma bir çerağ yaktı ve aynı zamanda yol gösterdi. Bütün yol önderlerimiz gibi bize ışık tuttu cerağ yaktı. Onun bu çerağında yürüyeceğiz. Babam ‘örgütlenin’ derdi , ne mutlu bize örgütlerimiz burada. Ailem adına hepinize çok teşekkür ediyorum” dedi.
“YOLUN ÖNEMLİ PİRLERİNDENDİ”
Ardından söz alan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez de, “Sevgili Hüseyin dedemle birlikte çok mücadele ettik. Alevi geleneğini yeniden hatırlamamız adına yolun en önemli pirlerinden bir tanesiydi. O vardı, varıyla birlikte tekrar yeniden var oldu. Aleviliğin geleneğini sürdüren yolun pirleri o kadar kolay bir yolu seçmemişlerdi. Pir Sultan’ı düşünün, Şeyh Bedrettin’i düşünün Nesimi’yi düşünün Sivas’taki canlarımızı düşünün. Hepsinin ortak iradesi ama hepimizin ortak iradesi. Birlikte yaşamak çeşitliliği koruyabilmektir. Bu yolun önderleri ve büyük ağır bedeller ödeyerek buralara kadar taşırdılar” ifadelerini kullandı.
Dede Kenan Akbaba ise, “Hüseyin Gazi Metin dede bize ışık oldu. Yıllardır onunla beraber cem yaptık, cemlerde bazen gözcü olduk, bazen rehber olduk, bazen onun yanında dedelik görevini bana verdi ve bizi pişirdi. Bu ana kadar getirdi. Ona saygılarımı, minnetlerimi arz ediyorum” diye konuştu.
LOKMALAR PAY EDİLDİ
Şah Ahmet Sultan Ocağı Dedelerinden Mehmet Turan ise, “Gazi Metin Dedemizle yüz yüze görüşmeyen hiçbir canımız yoktur. Onun sesini dinlemeyen, onun nasibini nasihatini almayan hiçbir canımız yoktur. O nedenle hepinize candan ve gönülden varsa söyleyeceğiniz bir kelam bir söz söyleme hakkına sahipsiniz” diye belirtti.
Verilen lokma gülbengi sonrasında lokmalar gelenlere pay edildi.
PİRHA- Aleviler bir değerini kaybetti. Halk ozanı Hüseyin Gazi Metin Dede Hakk’a yürüdü! Hüseyin Abdal Ocağı Dedelerinden Hüseyin Gazi Metin, beyin ameliyatı sonrasında yoğun bakıma alınmıştı.
Yaklaşık 4 aydır farklı hastalıklardan kaynaklı tedavi gören Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Hüseyin Gazi Metin, son olarak Antalya’da Özel Olimpos Hastanesi’nde beyin ameliyatı oldu. Metin Dede, sonrasında Antalya Şehir Hastanesi’nde yoğun bakıma alındı. 1 haftadır yoğun bakımdaydı.
Müslüm Metin’in verdiği bilgiye göre, Hüseyin Gazi Metin Dede 30 Kasım Cumartesi günü saat 11.00’de Antalya Kızılarık Cemevinden uğurlanacak. Metin Dede, Pazar günü veya Pazartesi Divriği -Çamşığı’da toprağa sırlanacak.
HÜSEYİN GAZİ METİN KİMDİR?
Hüseyin Gazi Metin, 1939 yılında Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı Şahin köyünde dünyaya geldi. Çamşıh yöresi şairlerindendir. Gençliğinde Divriği maden işletmelerine işçi olarak girdi ve sendikal mücadelede bulundu. 25 yıl çalıştıktan sonra 1990’da emekli oldu. Hüseyin Gazi Metin, yıllarca cem yürüttü, dedelik ve zakirlik yaptı.
Saz çalmaya küçük yaşlarda başlayan Hüseyin Gazi Metin, şiirlerinde genelde Gazi Metin, bazen de Hüseyin Gazi mahlaslarını kullandı. Âşıklık geleneğine yönelmesinde, Battal Karababa, Ali Metin, Mehmet Ali Karababa, Mahmut Erdal ve Feyzullah Çınar’ın büyük etkisi oldu. Yurt içinde pek çok festivale katılan Âşık Hüseyin Gazi, ayrıca pek çok defa Almanya, Fransa ve İngiltere’de sanatını icra etme olanağı buldu. Şiirlerinde genellikle sosyal konuları işledi. On kaset ve ondan fazla plak yayımladı. Divriği âşıklarını ve Alevilik inancını anlattığı Alevilik’te Cem adlı bir araştırma kitabı var. Bu kitap haricinde İnsan, Tanrı ve Dinler adlı bir kitap daha yazdı ancak sakıncalı bulunarak toplatıldı.
Pir Hüseyin Gazi Metin, her zaman AKP-MHP hükümetinin Alevi politikasını eleştirerek “İnançlardan elinizi çekin” diyordu.
Hüseyin Gazi Metin Dede’nin, “Bilim dünyasına ihtiyacımız var” adlı şiiri ise şöyle:
Kutsal kitaplarda çare bulunmaz
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
Hadisle ayetle virüs silinmez
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
Bilim adamları bilim okuyor
O sayede yıldız aya çıkıyor.
Dinciler tekbirlerle insan yakıyor
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
Bilim bizi çağdan çağa götürür
Bilim bizi menziline yetirir.
Yakında virüse çare de bulur
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
Diyaneti din dersini kaldırın
Okullarda çağdan yana ders verin.
Açın kör gözleri dünyayı görün
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
Hadis ayet dinlemiyor korona
Dünyada cihanda kıyıyor cana.
İnsanoğlu varoluştan buyana
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
Gazi Metin Alevilik din değil
Silah değil, bomba değil kan değil.
Barıştır, sevgidir, kibir kin değil
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
PİRHA-Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevinde Hızır cemi yürütüldü. Cemde konuşan Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, “Hızır birliğimizdir, güvenliğimizdir, dayanışmamızdır. Depremzedelere bir lokma ekmek taşıyanlar onların Hızır’ıdır” dedi.
Antalya Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevinde Hızır cemi yürütüldü. Cem erkanını Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Hüseyin Gazi Metin Dede, Üryan Hızır Ocağı mensubu Kenan Akbaba, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı ve Zakir Hayri Aslanboğa yürüttü.
“HIZIR DAYANIŞMAMIZDIR”
Rızalık alınarak başlanılan cemde konuşan Süleyman Deprem şunları söyledi:
“Hızır yeşilliktir, Hızır berekettir. Hızır kelime anlamıyla içimizdeki kudrettir. Hızır öyle giyinmiş kuşanmış birilerini kendine göre tarif ettiği bir kişi veya makam zade değildir. Hızır kudrettir. Hızır arştadır, kudrettir. Hızır birliğimizdir, güvenliğimizdir, dayanışmamızdır.
Depremzedelere bir lokma ekmek taşıyanlar onların Hızır’ıdır, böyle bilmek lazım. Devri daim olsun babam derdi ki “Bizim bugün kapımızı kimse çalmadı. Bugün biz Hızırsız kaldık. Bugün bizim bir lokmamız bizim dışımızda birine nasip olmadı.”
“BİRBİRİMİZE HIZIR OLMAKTAN BAŞKA GÜCÜMÜZ YOKTUR”
Çünkü erenler kişi odur ki ne kadar paylaşırsa o kadar zengindir. Zenginlik, mal, mülk değildir. Gerçek zenginlik sevgidir, saygıdır, dayanışma, yardımlaşmadır. Bunun örneğini ne kadar gizlenirse gizlensin bu devlet çok iyi gördü. Depremde para, araba, ev, bankadaki sermaye kurtarmadı ama Zonguldak’tan, Diyarbakır’dan, Antalya’dan gelen ya da bir tırı bir tür gönül rızasıyla doldurup yemek gönderen insanlar kurtardı. Bizim dayanışmaktan başka, birbirimize Hızır olmaktan başka gücümüz yoktur.”
Hızır ceminde 12 hizmetler ve gülbenglerin ardından semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA-Maraş merkezli depremlerin ardından bir yazı kaleme alan Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden, halk ozanı Hüseyin Gazi Metin, enkazdan insanlar kurtarılırken “Allahu ekber” diye bağıran AFAD görevlilerine tepki gösterdi. Metin, “Çok canlar yitirdik. Hakk’a yürüyen canlarımızın devirleri daim olsun. Yaralılara şifalar diyorum. Hızır cümlemizin yar ve yardımcısı olsun” dedi.
Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden, halk ozanı Hüseyin Gazi Metin, Maraş merkezli depremlerin ardından “Bu deprem düzen depremi” başlıklı bir yazı kaleme aldı.
“Derler balık kokar başta, bu deprem düzen depremi
Donduk kıyamette kışta, bu deprem düzen depremi.
Yapılarda temel bozuk, müteahhitler atar kazık
Depremzedelere yazık, bu deprem düzen depremi.
Göçüklerde canlar yatar, kurtaran yok çığlık atar
On iki eylülden beter, bu deprem düzen depremi.
Yardım edin ölüyoruz, aha geldik geliyoruz
Yağış soğuk donuyoruz, bu deprem düzen depremi.
Asırlardır vurgun talan, nerde kaldı din ve iman
Vatandaşın hali yaman, bu deprem düzen depremi.
Diyorsunuz kader yazı, aptal mı sandınız bizi
Yıllardır tanırız sizi, bu deprem düzen depremi.
Pazarcık’tan Elbistan’a, yazı kader demen buna
Tanrı zulüm etmez cana, bu deprem düzen depremi.
Maraş’ta binalar yıkılıyor, asırlık hamam duruyor
Camı bile kırılmıyor, bu deprem düzen depremi.
Ruhsat verilmiş binalar, bir çoğu da kaçak bunlar
Arif olan sözden anlar, bu deprem düzen depremi.
Gazi Metin derdim çoktur, derdimin dermanı yoktur
Çare bulamaz ki doktor, bu deprem düzen depremi.
Şimdi de deprem bölgelerinde Allah-u ekber diye tekbir getiriyorlar. Siz asker mi yolcu ediyorsunuz? Siz cephede vurulan şehit mi defnediyorsunuz, bunun adı ne? Daha dün aynı Maraş’ta tekbirlerle Yörük Selim Mahallesi’nde önceden işaretleyip sonra da tekbirlerle, bombalarla, silahlarla insanları yaktınız. Kadınların bağrını yarıp, bebeleri katlettiniz. O günün devlet yönetimi beş gün seyirci kaldı. Bu düzen depremi değil mi?
Yine Sivas Madımak’ta aynı tekbirlerle otuz beş canı diri diri yaktılar. O günün devlet yönetimi sekiz saat seyirci kaldı. Bu deprem değil mi? Defalarca toplu katliama, soykırıma uğratıldık. Bu deprem değil mi? Kirli savaşlarla insanlar katlediliyor. Bu deprem değil mi? Saymakla bitmez.
Doğal afet, büyük deprem oldu. Çok canlar yitirdik. Hakk’a yürüyen canlarımızın devirleri daim olsun. Yaralılara şifalar diyorum. Hızır cümlemizin yar ve yardımcısı olsun.”
PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği, Maraş Katliamında yaşamını yitirenleri gerçekleştirdiği cemle andı.
Ceme Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Hüseyin Gazi Metin Dede, PSAKD Ayvalık Şube Başkanı ve Ağuçan Ocağı evladı Pir Vedat Tekten, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Ocağı evlatlarından yol hizmetkarı Zakir Mustafa Sazcı ve Zakir Hayri Aslanboğa katıldı.
“SİSTEMİN ALEVİSİ OLMAYACAĞIZ”
Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Hüseyin Gazi Metin yaptığı konuşmasında, AKP-MHP iktidarının Alevileri denetim altına alma hamlesi olarak değerlendirilen Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanligi dairesini eleştirerek şunları ifade etti:
“Bizler her zaman katliamlara, soykırımlara uğramış asırlardan beri bir yaşamın içerisindeyiz. Suçumuz ne? Çağdaş olmak, aydın olmak, isanlara ışık tutmak, barıştan, özgürlükten ve olmak kardeşlikten yana olarak 73 millete bir nazarda bakmak bizim ilkelerimizdir. Halen torba yasası birtakım atamalar Aleviliğe değişik bir isim vermenin gayreti içeresindeler. Biz de bu gayreti boşa çıkarmanın çabası içerisindeyiz. Bizim babamız, dedemiz, yedi ceddimiz sisteme boyun eğmediler. Dağda yaşadılar, mağarada yaşadılar, sürgün oldular, toplu katliamlara uğradılar ama sistemin ne Alevisi oldular ne de dedesi oldular” diye konuştu.
“MARAŞ KATLİAM BÖLGESİ SEÇİLDİ”
Ağuçan Ocağı piri Vedat Tekten ise Maraş Katliamının özellikle planlanlanarak devreye konulduğuna değinerek, “Maraş çok özel seçilmiş bir bölgedir. Maraş Anadolu coğrafyasında Alevilerin ve Kürtlerin rahatlıkla yaşayabilecekleri hemen hemen tek kentlerden. Sosyal, ticari alanda ve Alevi örgütlenmesinde Maraş giderek yükseliyor ve gelişiyordu
<span;>Maraş’ın nüfusu da giderek artıyordu. Faşizmden karnı doymamış egemenler Maraş‘ı bugünlere hazırladı. Bu gerici yapıyı başımıza getirmeyi 50 yıl öncesinden hazırlayabilecek faşist emperyalist blok Maraş‘ı özellikle bir katliam bölgesi olarak seçti” ifadelerini kullandı.
“ALEVİLER SİNDİRİLMEK İSTENDİ”
Tekten konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Yükselme trendinde olan Alevi toplumunu sindirmek ve pasifize etmek üzere hayata geçirdi. Bunların başına soyadını Şendiller diye değiştiren Ökkeş Kengel adlı kişiyi devlet desteğiyle organize bir şekilde toplumumuzun üzerine bir ölüm makinası olarak sürdüler. Maraş’ın ilk olmadığını da biliyoruz ne yazık ki sonda olmadı.
“MAZLUMUN YANINDA OLMAK ZORUNDAYIZ”
Roboski’ye yanmayan Kerbela’ya hiç yanmasın, Diyarbakır’a Ankara’ya yanmayan Madımak’a hiç yanmasın. Acının, gözyaşının her vücutta karşılığı hep aynıdır.
Benim evladım ölünce ağlayıp törenler düzenlemek, bir başkasının evladı öldüğünde oh olsun demek ne insanlığa ne de Aleviliğe hiç yakışmaz. Bu toplumda zalimin karşısında kim zulme uğramışsa, hangi etnik kimlik zalimler tarafından ezilmiş ya horlanmışsa bir o toplumun musahibiyiz ve onun yanında olmak mecburiyetindeyiz. O toplumun kavgası bizim kavgamız olmak zorunda.”
Cem’de gülbenglerin ardından semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA-AKP’nin torba yasasına tepki gösteren Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden halk ozanı Hüseyin Gazi Metin, “Bunların tek amacı kendinden olmayan herkesi asimile etmek. Bu torba yasayı kabul edenleri Yol düşkünü olarak ilan etmeli. Burada bilinçli Alevilere görev düşüyor. Bunun için de direnmek, teslim olmamak gerekiyor. Su, elektrik parasına, dede maaşına teslim olmamak gerekir” dedi.
Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden, halk ozanı Hüseyin Gazi Metin, AKP’nin torba yasa içerisinde getirdiği cemevlerine ilişkin düzenlemeler ile Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na dair PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.
“TEK AMAÇLARI KENDİLERİ GİBİ OLMAYAN HERKESİ ASİMİLE ETMEK”
Alevilik üzerinde uzun yıllardır asimilasyon politikalarının uygulandığını belirten Metin, “Asırlardan beri Aleviler üzerinde oyun oynuyorlar. Her türlü hileye başvurdular ama bir türlü asimile edemediler. Suçumuz ne? Çağdaşlıktan, barıştan, insanlıktan, eşit yurttaşlıktan yana olmak. Suçumuzun büyüğü bu. Asimile edemedikleri toplumlardan biri de Alevi Kızılbaşları. Aleviliği asimile edemedikleri için bu yola başvurdular. Bunların tek amacı kendinden olmayan herkesi asimile etmek. Din, kan, kinden besleniyorlar. Bu şekliyle böyle bir torba yasayla üstümüze geliyorlar. Sağ olsun örgütlerimiz yurt içinde ve yurt dışında gereken cevapları verdiler. Daha da vereceğiz, bu böyle kapanmayacak. Aleviliği torbaya mümkün değil sığdıramazlar” dedi.
Alevi dedelerine, ocaklarına, pirlerine, mürşitlerine, analarına, babalarına, kurumlara çok iş düştüğünü belirten Metin, şöyle devam etti:
“Burada yapılacak tek şey; “Zamanın zalimleri bilsinler, zalimlere teslim olmayacağız. Tarihe göz atıp ibret alsınlar, diktatöre teslim olmayacağız. Şah Hüseyin’i pirimiz bildik, Halac-ı Nesimi’den öğütler aldık. Yurt içi, yurt dışı birliğe geldik. Diktatöre teslim olmayacağız. Çok Muaviye, Yezit, Yavuzlar gördük, evvela Kerbela Türkmen’iz merdiz. Pirim Pir Sultan’a söz ikrar verdik, zalimlere teslim olmayacağız. Asırlardan beri düzene kandık, Maraş’ta vurulduk Sivas’ta yandık. Çorum’da, Malatya’da her yerde candan usandık, zalimlere teslim olmayacağız. İbo ile Deniz, Mazlum, Çayanlar, sadece gezide vuruldu canlar. Asırlardır kana doymadı bunlar, zalimlere teslim olmayacağız! Dersim, Koçgiri’de acılar çektik, ne eyvallah dedik ne boyun büktük. Zalimin zulmüne hep karşı çıktık, zalimlere teslim olmayacağız! Kızılbaş Türkmenler mert oğlu mertler, bir araya gelin ne olur yiğitler, zalimlere teslim olmayacağız! Bombalı eylemler arttı bu sıra, Suruç, Diyarbakır ille Ankara. Kapanmaz sistemin açtığı yara, zalimlere teslim olmayacağız! Türk İslam sentezi usandık candan, tekbirlerle kan akıyor her yerde, Muaviye ile Yezit yine meydanda, zalimlere teslim olmayacağız! Gazi Metin dede söylerim sözü, hakkı hakikate bağlıdır özü. Bütün diktatörler duysunlar bizi zalimlere teslim olmayacağız!”
“TORBA YASAYI BİZE DAYATTILAR”
Hüseyin Gazi Metin, AKP’nin torba yasasına tepki gösterirken, atılan adımları kabul edenlere de çağrıda bulundu.
Metin, “Torba yasasını getirip bize dayattılar. ‘Ben dedeyim, anayım, babayım’ diyenler çuval yasasını ellerinin tersiyle itecekler. Ananın, babanın, dedenin aldıkları rıza lokmasıdır. Bu rıza lokması değil. Bu bize haramdır. Pir Sultan’ın köpekleri bile haram lokmayı yemediler. Kurban olduğum dedeler, babalar, insanlar dağda, mağarada kaldı; köylerde, ahırlarda cem yaptılar ama zalime teslim olmadılar, düzene teslim olmadılar. Ben Alevi Kızılbaşların dedesiyim. Bir maaşa tamah edip devletin dedesi mi olacağım? Bunları reddetmek, örgütlü yapıya sahip çıkmak, haklı davamızda örgütlerimizle beraber yapılacak eylemlere koşarak, seve seve gitmek gerek. Alevilerden, Kızılbaşlardan, ezilen toplumlardan korkuyorlar. Neden korkuyor? Senin aydınlık yüzün var. Işık tutuyorsun. Bunların hepsi aydın insanları yok etmek, gericiliği öne çıkarmak istiyor. Hatta düşüncelerinin arkasında halifelik de var” diye konuştu.
“TORBA YASAYI KABUL EDENLER DÜŞKÜN İLAN EDİLMELİ”
“Bu torba yasayı kabul edenleri yol düşkünü olarak ilan etmeli” diyen Metin, “Zaten çoktan beri kendi Alevisini kurdular. Burada bilinçli Alevilere görev düşüyor. Bunun için de direnmek, teslim olmamak gerekiyor. Su, elektrik parasına, dede maaşına teslim olmamak. Taleplerimiz belli zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanetin kaldırılması, insanların katledildiği yerlerin utanç müzesi olması, cemevilerimizin yasal hale gelmesi. Bir de devlet ya da belediye eliyle yapılan cemevlerine Alevi dedeleri eğer Kızılbaşlarsa orada cem yapmasınlar. Anlamadığı dil ile cenaze hizmeti de yapmasınlar” diye konuştu.
“DÜNYA, ALEVİLİĞİ ÖĞRENDİ AMA BAZI ALEVİLER HALA ÖĞRENEMEDİ”
Bazı Alevilerin, inancı öğrenemediğini de ifade eden Metin, sözlerine şöyle devam etti:
“Şundan dolayı da üzülüyorum; dünya Aleviliğin aydınlık, ışık, ilericilik, devrimcilik olduğunu öğrendi de bizim Aleviler öğrenemedi. Öğrenselerdi gelip de bu kayyum işlerine burnunu sokmazlardı. Beni örgütlülüğüm sayesinde dünyaya gezdirdiler. Adımı da “devrimci dede” diye koydular. Onlar koydu, ben koymadım. İftihar ediyorum ama bizim yedi sülalemiz devrimci. Marx’sa, Lenin’e, Enver Hoca’ya tüm devrimcilere büyük saygım var ama bizim Pir Sultanlarımız, Şahkulularımız, Nesimilerimiz onlardan evvel devrimcilerdi. Dünya devrimciliği bizden öğrendi, yedi sülalemiz devrimci, Yol devrimci. Ben de bu yolun yolcusu olduğuma göre bütün devrimciliği oradan öğrendim. Teslim olmamayı, dik durmayı Şah Hüseyin’den, Pirim Pir Sultandan, Hallacı Mansur’dan bedel ödeyen devrimcilerden öğrendim.”
PİRHA – Pir Hüseyin Gazi Metin, AKP-MHP hükümetinin, Alevi politikasını eleştirerek “İnançlardan elinizi çekin” dedi.
Halk Ozanı Pir Hüseyin Gazi Metin, siyasal iktidarın, cemevleri ile ilgili almış olduğu kararları eleştirdi.
“YOL DÜŞKÜNÜ OLMAYIN”
Gelişmelere ilişkin “Bilim dünyasına ihtiyacımız var” isimli şiirini de paylaşan Hüseyin Gazi Metin, “Cemevlerinizi ziyarete gelenlerden şunu isteyin; inançlardan elinizi çekin. Diyaneti, din dersini kaldırın” dedi. Devletten maaş alacak dedelere de uyarıda bulunan Pir Hüseyin Gazi Metin, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Kutsal kitaplarda çare bulunmaz
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
Hadisle ayetle virüs silinmez
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
Bilim adamları bilim okuyor
O sayede yıldız aya çıkıyor.
Dinciler tekbirlerle insan yakıyor
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
Bilim bizi çağdan çağa götürür
Bilim bizi menziline yetirir.
Yakında virüse çare de bulur
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
Diyaneti din dersini kaldırın
Okullarda çağdan yana ders verin.
Açın kör gözleri dünyayı görün
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
Hadis ayet dinlemiyor korona
Dünyada cihanda kıyıyor cana.
İnsanoğlu varoluştan buyana
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
Gazi Metin Alevilik din değil
Silah değil, bomba değil kan değil.
Barıştır, sevgidir, kibir kin değil
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
“Bugünlerde devleti yönetenler valisiyle, kaymakamlarıyla, düzen yanlısı Hızır paşaları cemevlerimizi, dergahlarımızı dolaşmaya, cemevlerinin ihtiyacını dedelerin maaşa bağlanmasını dile getirmeye, kayyum atama düşüncesiyle işe başladılar. Türk İslam sentezinin değişik bir başka oyunu…
Önceleri Alevileri Süryanileri, Ezidileri, Ermenileri, Kürtleri; kendileri gibi inanmayan, düşünmeyen herkesi kirli savaşlarıyla, silahlarıyla, bombalarıyla yaktılar. Çok geriye gitmeyin. Dersim’de, Koçgiri’de, Maraş’ta, Sivas’ta, Çorum’da, Malatya’da, Gezi’de, Gazi’de; saymakla bitmiyor. Her yerde; Roboski’de, Kobani’de, Diyarbakır, Suruç’ta, Cizre’de, Ankara Garında…
Ayrıca tam bağımsızlık isteyen Denizleri, Mahirleri, İboları, Mazlumları, davasına inanmış, bedel ödeyen devrimcilerimizi, Selahattin Demirtaşlarla aynı düşünceyi paylaşan insanları mahkum ederek, hapishaneleri doldursalar da amaçlarına ulaşamadılar. Ezilen halklar, din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmadan bir araya gelirlerse hiçbir zaman amaçlarına ulaşamayacaklar. Şafak yakın, yarınlar bizim.
‘Ocakzadeyim, pirim, mürşidim, rehberim, anayım, babayım’ diyenler sizin sülalenizin amacı bir maaş mıydı da mağarada toplu katliamlara, soykırıma uğradılar? Düzene teslim olmadılar. Cümleden ulu yolumuzu bugüne taşıdılar. Sizi, cemevlerinizi ziyarete gelenlerden şunu isteyin; inançlardan elinizi çekin. Diyaneti, din dersini kaldırın. Herkes kendi diliyle, inancını yürütsün. Bir maaşa tenezzül etmeyin. Devlet eliyle cemevleri yapılmasına rızalık vermeyin. ‘Bizim rıza lokmamız bize yeter’ diyerek satılık olmadığınızı ilan edin. Geçmişinize ihanet edip yol düşkünü olmayın.
Zamanın zalimleri bilsinler
Zalimlere teslim olmayacağız.
Tarihe göz atıp ibret alsınlar.
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesinde Hızır cemi gerçekleştirildi. Cemde konuşan Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Hüseyin Gazi Metin, “Hepiniz birbirinize Hızır olun” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesinde Hızır cemi gerçekleştirildi. Hızır cemini Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Dede Hüseyin Gazi Metin, Arzuman Ocağı’ndan Ana Şehriban Mutluer, Üryan Abdal Ocağı’ndan Dede Kenan Akbaba ile zakirler Süleyman Demir ve Hayri Aslandoğan yürüttü.
“ALEVİLİK, EZİLENLERİN YANINDA YER ALMAKTIR”
Hızır’a değinen Hüseyin Gazi Metin şunları söyledi:
“Alevilik nedir? Alevilik adına yazılan kitapları, Anadolu’da yaşayan uygarlıkları inceleyen, mantığının başlığına “Allah, eyvallah” diyen ve o mantığına uymayana da asla “Allah, eyvallah” demeyen; eline, beline, diline, aşkına, eşine, işine sahip olmayı bilen 73 millete bir nazarda bakan, emanete hıyanet etmeyen, devamlı ezilenlerin yanında yer alan ve kısaca Anadolu’da yaşayanlardır.”
“KAPIMIZA GELENİ HIZIR BİLİRİZ”
“Bugün de ‘Hızır’ dediğiniz zaman Anadolu’da, Dersim’de, her yerde bambaşka. Bazı kaynaklara göre bir çok toplumda Hızır var ama Anadolu’da ayrı bir ismi var. O isimlerden Hızır’ın yolu, Hızır’ın tarlası, Hızır’ın ağacı, Hızır’ın orucu gibi anlamları var. Hızır bazen bir pir, bazen bir mürşit bazen doğandan gelen ölümsüzlüğün şerbetini içmiş; ama şöyle bir şeyde var ki sadece insan donundan gelen biz de kapımıza gelen insanı Hızır biliriz. Onun için hiçbir zaman kapınıza gelen insanı kapıda koymayın, Hızır’ın görevi; her yerde yardım isteyenlere yardım etmek, kışta kıyamette kalanlara karşı hepiniz kendinizi Hızır düşünün. Çünkü Hızır, Hızır olanlara yardımda bulunmaz. Birbirinize yardım edin, birbirinize yardım ettiğiniz zaman ‘Hızır gibi yetiştin’ denir. Ben şahsen bunu yaşadım Adalet Bakanı Şevket Kazan döneminde beni işimden ettiler, kitaplarımı topladılar. O zaman da beni İngiltere’ye çağırmıştı bir canımız, oraya gittim. Çağıran arkadaşa dedim ki ‘Bana Hızır gibi yetiştin’. Onun için siz de her biriniz hazır olun. Hz. Ali’nin bir sözü var ‘Komşunuzun ihtiyacı olduğunu gördüğünüz zaman istemesini beklemeden ona yardım edin’. Hızır cümlemizin yoldaşı olsun.”
“HIZIR CÜMLE CANLARIN YARDIMCISI OLSUN”
Şehriban Mutluer ise şöyle konuştu:
“Canların dertlerine, kederlerine, acılarına ortak olduğumuz; sevgiden, saygıdan, hoşgörüden yana olduğumuz, kinden ve kibirden uzak olduğumuz, kendimizi özgürce ifade edebildiğimizi, evrensel haklar içerisinde birbirimize dostça, kardeşçe yaşamak için cümle canların Hızır yardımcısı olsun. Cemimiz mübarek olsun ceme gelen canların ayaklarına turap olayım.”
“BİRBİRİMİZİN HIZIRI OLMALIYIZ”
Kenan Akbaba da şu ifadeleri kullandı:
“Hızır, dil, ırk mezhep, cinsiyet ayrımı yapmadan bütün insanlığın yardımcısı ve yoldaşı olsun. Hızır ayında genellikle üç gün oruç tutarız. Bazı yerlerde beş gün oruç tutulur. Hızır’ın asla değişmeyecek bir tarihi vardır. Eski hesaba göre zemherinin çıkışı şu anki hesaba göre 12-13- 14 Şubat ama Türkiye genelinde görüyoruz ki Hızır’ı bile üç, dört parçaya böldüler. Kimisi 7-8-9 Şubatta kimisi 10-11-12 Şubatta yapıyor. Yüzyıllardır yaşadığımız bir Hızır var o da 13-14 Şubat.
Sadece Dersim bölgesinde taliplerini görgülerini yapıp Anadolu’yu dolaşırlardı. Türkiye genelinde tüm Alevi derneklerimizin de Avrupa’nın da böyle olması lazım.
Hepimiz birbirimizin Hızır’ı olmalıyız buraya bir sürü öğrencilerimiz geliyor, dışardan gelen çocuklarımız var; yatacak yer bulamıyorlar. Gençlerimize sahip çıkarsak biz bu yolu aşmış oluruz. Gençlerimize sahip olamazsak, toplumumuza sahip olamayız. Çocuklar, gençler, kadınlar buralara gelecek. Kadın komisyonumuz çalışıyor. Daha çok katılım olması lazım. Biz ancak böyle ibadetlerimizi daha uzun saatlere yapabiliriz. Çoğaltacağız yoksa cemlerimiz 1 saatte 1,5 saatte bitirip gideceğiz. Ağaç yaş iken eğilir.”
12 Hizmet tamamlandıktan sonra zakir Süleyman Demir ve Hayri Aslandoğan’ın söylediği deyiş ve nefeslerin ardından lokma gülbengi ile cem erkanı tamamlandı.
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesinde Muhabbet cemi gerçekleştirildi. Üryan Abdal Ocağı Dedesi Kenan Akbaba, “Son nefesini verene kadar Alevi yaşıyor son nefesinde alın kardeşim Alevilikten vazgeçtik bizi Sünni yapın diyerek cenazemizi veriyoruz hocaların eline. Bu yola ihanet etmeyelim her inanca saygımız var ama biz Alevi yaşıyorsak hakka yürüdüğümüz zaman da Alevi erkânına göre cenaze erkanlarımızı yapmamız lazım” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesinde Muhabbet cemi gerçekleştirildi. Muhabbet Cemini Hüseyin Abdal Ocağından Dede Hüseyin Gazi Metin, Arzuman Ocağından Ana Şehriban Mutluer, Üryan Abdal Ocağından Dede Kenan Akbaba ve Zakir Hasan Akbaba yürüttü.
“ÇOCUKLARIMIZI CEMEVLERİNE GETİRİRSEK İNANCIMIZIN BİR GELECEĞİ OLUR”
İçimizden 10-15 tane aile ben gelecek cem de çocuklarımı alıp gelebileceğim derse bu mekânın, Aleviliğin geleceği olacaktır diyen Araştırmacı-Yazar Ali Aksüt, “Bin bir acının içinde bütün zulümlere direnmiş bir inancı eğer 21. Yüzyılda sürdüremezsek biz geleceğe ne bir inanç bırakacağız ne de cem bırakacağız. Gelin birlik olalım, beraber olalım dedelerimizin söylediklerini bir söz olarak değil, uygulanması gereken birer pratik olarak kabul edelim. Gelecek sefer buraya geldiğimizde içimizi yeni çıkan bir konuşmacının yeni bir bilgenin ve dedelerimizin söyleyeceği yeni şeylerle dolduralım biz bu cemlerde bilgi ile demlenenlerden olalım” dedi.
“BİZİM İNANCIMIZDA KADIN ERKEK AYRIMI YOKTUR”
Aleviliğin din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmadan 72 millete bir nazarda bakmak olduğunu belirten Hüseyin Abdal Ocağından Dede Hüseyin Gazi Metin, “Birileri kadın eli sıkmazken tarihten beri kadıncık anamızı posta oturtmuşlar, yol vermişler. Kadıncık ana dediğimiz kısacası Baba İlyas dönemlerinde kadınları örgütleyen anamız, Abdal Musa’ya da öncülük yapan bir anamız. Anasız yol yürünmez. Bazı dedelerimiz kadın posta oturamaz diye sözler söylüyorlar bu doğru değil. Evliyaları kadın üretti, peygamberi kadın yarattı. Bizim cebimizde kadın erkek ayrımı yok, biz de can vardır. Kadın bizim nazarımızda dişi değildir, kişidir. Bir toplumun kadınları, kızları, gençleri uyanmazsa bu toplumun ilerlemesi de mümkün değildir” dedi.
“İNANCIMIZI GENÇLERE EMANET EDECEĞİZ”
Biz ceme yolumuz için geliyoruz diyen Arzuman Ocağından Ana Şehriban Mutluer, “Geçmişte bu cemi yürüten atalarımız, babalarımız ve şimdide hak Muhammed Ali postunda oturan dedelerimiz 40’lar meclisinden ilham alarak gençlere emanet edeceğiz. Gençler bu yolu ilkeli ve inançlı bir şekilde yürütecek. Bugün birine sorsalar Alevilik nedir diye Alevilik insan olmaktır. Öteki insan da diyor ki ben de insanım. Alevilik bir hüsnü aşktır, aşıkların sevdası, erenlerin dehası, bir sevda türküsüdür Alevilik” dedi.
“ÜZERİMİZDE OYNANAN OYUNLARA GELMEYELİM”
Son zamanlarda Hakk’a uğurlama erkânlarının artık camiye götürüldüğüne dikkat çeken Üryan Abdal Ocağı Dedesi Kenan Akbaba, “Son nefesini verene kadar Alevi yaşıyor son nefesinde alın kardeşim Alevilikten vazgeçtik bizi Sünni yapın diyerek cenazemizi veriyoruz hocaların eline. Bu yola ihanet etmeyelim her inanca saygımız var ama biz Alevi yaşıyorsak hakka yürüdüğümüz zaman da Alevi erkânına göre cenaze erkanlarımızı yapmamız lazım. Zaten üzerimizde bir sürü oyunlar oynanıyor, bu oyunlara gelmeyelim” dedi.
“ÇOCUKLARIMIZI CEMEVLERİNE YÖNLENDİRELİM”
HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, “Cemevimizde Hakk’a uğurlama erkanı dışında bilim yuvası oluşturarak canlarımıza hizmet verebilmek için dört tane sınıf oluşturduk. Bu sınıflarda türkçe, matematik, fen bilgisi, yabancı dil derslikleri açtık. Talepler gelirse daha da genişletebiliriz, çocuklarımızı cemevlerine yönlendirelim” diye konuştu.
Konuşmaların ardından ceme katılan canlardan rızalık alındıktan sonra çerağların uyandırlmasıyla başlayan Muhabbet Cemini Hüseyin Abdal Ocağından Dede Hüseyin Gazi Metin, Arzuman Ocağından Ana Şehriban Mutluer, Üryan Abdal Ocağından dede Kenan Akbaba ve Zakir Hasan Akbaba yürüttü. 12 hizmet tamamlandıktan sonra Zakir Hasan Akbaba’nın söylediği deyiş ve nefeslerin ardından lokma gülbengi ile cem erkanı tamamlandı.
PİRHA-Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Hüseyin Gazi Metin Dede, “Bu düzenle, düzenbazlarla, katillerle, bizleri Şiileştirenlerle helalleşmeyeceğim” dedi. Diyanetin ve zorunlu din derslerinin kaldırılmasını isteyen Metin, hükümet ve belediyeler kanalıyla yapılan cemevlerini Alevi toplumunun kabul etmemesi gerektiğini ifade etti.
Gerici Yeni Akit gazetesi önceki gün attığı manşetinde Sivas Katliamı’nın katillerini ‘mazlum’ diye niteledi. 2 Temmuz 1993’te şeriat isteyen gericiler, Sivas Madımak Oteli’ni yakarak 33 aydını ve 2 otel çalışanını katletmişlerdi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ çağrısının ardından Akit Gazetesi katliamcılar için ‘helalleşme’ çağrısında bulundu.
Akit manşetinde katliamın sanıklarının yeniden yargılanmasını talep ederek şu ifadelere yer verdi:
“Türkiye’nin en karanlık dönemi olan 90’lu yılların derin operasyonu Madımak olayı sebebiyle cezaevine doldurulan mazlumlar da helalleşmeyi beklerken, hukukçular, 28 yıldır zulmün bir an önce bitmesini istiyor.”
Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Hüseyin Gazi Metin Dede, Akit Gazetesi’nde Sivas Katliamı’nı gerçekleştiren katiller için ‘mazlumlarla helalleşmek gerekir’ içeriğiyle yazılan yazıya ilişkin konuştu. Metin, devletin yapmış olduğu tüm katliamlar için özür dilemesi gerektiğini belirterek, Alevi toplumunun katliamları ve katilleri asla unutmayacağını ve affetmeyeceğini vurguladı.
“BU DÜZENE, BU DÜZENBAZLARA HAKKIMI HELAL ETMEM”
Yapılan katliamlar için devletin özür dilemesi gerektiğini ifade eden Metin, “İnsan yakan, insanlara kıyan, vuran, katleden adamın mazlum olması mümkün değil. Sivas, Maraş, Koçgiri, Dersim’le, daha sonra Uludere ile Diyarbakır ile helalleşmek gerekir. Özür dilenmesi gerekiyor. Biri çıkacak diyecek ki, ‘Biz tarihten beri Şeyhülislam fetvasıyla sizi katlettik. Bundan dolayı hem Alevi toplumundan hem de tüm ezilenlerden özür diliyoruz.’ Asıl olarak devletin özür dilemesi gerekir. Helalleşelim deniyor ama ben hakkımı bu düzene, bu düzenbazlara helal etmiyorum. Bu mümkün değil. Devlet yaptığı hiçbir katliam için özür dilemedi şimdiye kadar. Hala kendini haklı göstermeye çalışıyorlar bu konularda. Bize benzeyeceksiniz, bizim gibi olacaksınız, bizim gibi düşüneceksiniz, bizim gibi inanacaksınız diyen adamla ben niye helalleşeceğim, bu mümkün mü?” şeklinde konuştu.
Herkesin istediği inanca göre yaşaması gerektiğini ve bunun ortamının da devlet tarafından sağlanması gerektiğini vurgulayan Metin sözlerine şu şekilde devam etti:
“Bizim Sünnilikle, camilerle bir alıp veremediğimiz yoktur. Herkes istediğine inanmakta özgürdür. Kendisi inansın ama beni kendisine benzetmeye çalışmasın. Şiileştirmeye, Caferileştirmeye çalışmasın. Bir defa bizim davamız devam ediyor, yaramız hala sarılmadı. Bundan önce de Ankara’da Atatürk Spor Salonu’nda Cem Vakfı ile beraber bir cem yaptılar. O zaman Ali Rıza Gülçiçek CHP’den milletvekiliydi. Madımak’ın ‘utanç müzesi’ olması için bir imza toplamışlardı. Orada hayır diyenler geldiler, ceme oturdular. Orada oturanlara helallik veriyor musunuz? Bunlar daha dün oylama yaptılar, hayır oyu verdiler. Hayır oyu vermek ben yakanların tarafıyım demektir. Ankara’da Sivas davasının mahkemesinde ben de oradaydım. Yakanları yargılamadılar. Davayı zaman aşımına uğrattılar ve vatanımıza milletimize hayırlı olsun dediler. Bu helalleşme işinde, evet biz barıştan yanayız ama bize bunları yapanları affetmeyiz.”
“ALEVİLER, HÜKÜMET KANALIYLA YAPILAN, BELEDİYELERİN YAPTIĞI CEMEVLERİNİ KABUL ETMESİN”
Alevi toplumunun Anadolu’nun kadim halklarından biri olduğunu söyleyen Hüseyin Gazi Metin Dede, “Bu toplum öyle bir toplum ki 1400 yıllık Kerbela’yı ve ondan bu yana yaşanan olayların hiçbirini unutmadılar. Unutması da mümkün değil. Bizim en canlı tarihimiz şairlerimiz, ozanlarımız, sanatçılarımız var. Alevilerden bir ricam var. Bir Alevi dedesi olarak hükümet kanalıyla yapılan cemevlerini kabul etmesinler, belediyelerin yaptığı cemevlerini kabul etmesinler. Biz kendi alnımızın teriyle cemevimizi yaparız. Doğanın her yeri bize cemevi. Dağda yaparım cemimi, mağarada yaparım cemimi, odada yaparım cemimi, her yerde yaparım. Bizim için her yer cemevi. Sonra cemi biz cennet için yapmıyoruz ki, biz bu dünyada kâmil insan olmak için cem yapıyoruz” dedi.
“BU ÜLKEYE İYİLİK EDECEKLERSE DİYANETİ VE ZORUNLU DİN DERSLERİNİ KALDIRSINLAR”
Asıl olanın bu dünyada iyilikler, güzellikler yaratmak olduğunun altını çizen Metin, “Biz bu dünyada güzel yaşayalım da ahirette ne olur bilmiyorum. Helalleşmeyle falan uğraşmasınlar. Bu dünyada bir iyilik etmek istiyorlarsa, Diyanet’i kaldırsınlar, zorunlu din derslerini kaldırsınlar. Devleti yönetenler dinlerden, inançlardan, elini çeksinler ve herkese aynı mesafede olsunlar. Alevi köylerine cami yapmasınlar. Bizim isteklerimiz çok açık ve belli, Diyanet’in kaldırılmasını, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, katliama uğrayanlardan özür dilenmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.
PİRHA-Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Hüseyin Gazi Metin, AKP hükümetinin “Alevi Kültür Merkezi statüsü, dedelere maaş ve cemevlerinin elektrik, su parasının ödenmesi” şeklinde hazırladığı üç maddelik çalışmayı değerlendirdi. Metin, “Eskiden beri başaramadıklarını şimdi de keselerin ağzını açarak yapmaya çalışıyorlar. Cemevlerine birilerini gönderiyorlar ihtiyaçlarınız var mı, diye soruyorlar. Aç kal ama alçalma” dedi.
Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Hüseyin Gazi Metin, AKP hükümetinin Alevi toplumuna yönelik “Alevi Kültür Merkezi statüsü, dedelere maaş ve cemevlerinin elektrik, su parasının ödenmesi” şeklinde hazırladığı üç maddelik çalışmaya ilişkin konuştu. Hükümetin bu tür projelerinin yeni olmadığını, Aleviler üzerinde her zaman asimilasyon politikaları geliştirdiğini vurgulayan Metin, Alevilerin bu oyunlara asla gelmemesi gerektiğini söyledi.
“DEVLET KULLANMADIĞI İNSANA EKMEK BİLE VERMEZ”
Hükümetin uzun zamandır Aleviler üzerinde projeler yürüttüğünü ifade eden Metin, Hünkarı ziyaret etmek bizim için kutsal bir görevdir. Eskiden beri başaramadıklarını şimdide keselerin ağzını açarak yapmaya çalışıyorlar. Cemevlerine birilerini gönderiyorlar ihtiyaçlarınız var mı, diye soruyorlar. Bizi yönetenler kullanmadığı insanlara ekmek bile vermez. İki tane virüs var. Biri ağzımızı, gözümüzü bağladığımız virüs. Biri de düzenin virüsü. Alevilerin de, Kürtlerin de ezilen toplumların da çektikleri hep bu düzenin virüsündendir. Kendinden olmayanlar, bunlar için gavurdur” şeklinde konuştu.
“AÇ KAL AMA ALÇALMA”
Alevilerin bu tür asimilasyon politikalarına asla alet olmaması gerektiğini vurgulayan Metin son olarak şunları aktardı:
“Aç kal ama alçalma. Pir Sultanım itlerimiz bile haram yemez, dedi. Ben de bu yayladan Şah’a giderim dedi ve dar ağacını seçti. Hızır Paşa’nın lokmasına el uzatmadı.
Enel Hakk deyipte geri dönmeyen
Anadolu’muzun Alevi’siyim
Huri kızla cennetine kanmayan
Anadolu’muzun Alevi’siyim
Sevgidir dinimiz Kabe’miz insan
Kırıkların Ceminde eşittir her can
Bizim için birdir gavur Müslüman
Anadolu’muzun Alevi’siyim
Vahiye aldanmam bilimde varım
Akılla mantıkla yaparım yorum
Çağı yakalamak amacım zorum
Anadolu’muzun Alevi’siyim
Allah ile insanları korkutmam
Cennet ile cahilleri avutmam
Kıl köprüsü Hayal hurafe yutmam
Anadolu’muzun Alevi’siyim
Ele, bele, dile, sahip özümüz,
Can evinden uyanmıştır gözümüz,
Kanundur senettir bizim sözümüz,
Anadolu’muzun Alevi’siyim.
Mum söndü iftira kuyu kazdığın,
Asıp kesip zindanlardan ezdiğin,
Kafir deyip derisini yüzdüğün
Anadolu’muzun Alevi’siyim.
Bizim için yapılmış zindanlar,
Yargısız infazlar kayıp insanlar,
Özgürlük uğurunda çok verdik canlar,
Anadolu’muzun Alevi’siyim.
Ezilen halk dostum ezen düşmanım,
Sivas’ta Maraş’ta Dersim’de her yerde yaktılar canım
Vursan bombalasan değişmem yünüm,
Anadolu’muzun Alevi’siyim
Kızılbaştır şöhretimiz sazımız,
Gelin bir olalım bitsin acımız,
Bir ölür bin doğar bizim gücümüz,
Anadolu’muzun Alevi’siyim.
Diyaneti din dersini kaldırın,
Örümcek kafalara bilim doldurun,
Kimliğimizi tüm dünyaya bildirin,
Anadolu’muzun Alevi’siyim.
Beş vakit cami de yaptıramadın (halen de çabalıyorsun)
PİRHA-Yerel yönetimler veya devlet eliyle yapılan cemevlerine karşı olduğunu belirten Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Hüseyin Gazi Metin Dede, “Bizim hedefimiz rıza şehri” dedi. Metin, yerel yönetimlerin de, devleti yönetenlerin de Türk İslam sentezini Alevilere dayattığını vurguladı.
Alevilik, bin yılların birikimiyle beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.
Köylerde köylünün bir araya geleceği evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.
1990’lı yıllarda Alevi yurttaşlar kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yaptı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.
Belediyelerin cemevleri yapılırken verdikleri maddi desteğin sonuçları da ağır olabiliyor. 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevinin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek provokasyon yapması belediyeler ve Alevi kurumları ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi.
Peki cemevleri; asimilasyonun kıskancında olan, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun; inançsal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
Hükümet ve belediyelerle doğru bir ilişki kuruluyor mu? Alevi kurumları ve inanç önderleri cemevlerini inancın gereklerini yerine getirecek noktaya taşıyor mu?
Tüm bu soruları ve daha fazlasını Alevi kurum başkanlarına, inanç önderlerine ve yazarlara sorduk.
Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Hüseyin Gazi Metin Dede, sorularımızı yanıtladı.
PİRHA: Cemevlerinin yapılması fikri hangi ihtiyaçlar temelinde doğdu? Cemevlerinin tarihsel arka planını aktarabilir misiniz?
HÜSEYİN GAZİ METİN: Tarihinden beri gericiliğin bağnazlığın olduğu bir memlekette cemevleri olmazsa olmazlardan biridir. Evvelce yasak etmişler sağa sürmüşler mağaraya sürmüşler ama büyük pirlerimiz, ocaklarımız sağ olsunlar nerede yaşadılarsa cemlerini yürütmüşler. Ağacın dibinde yürütmüşler. Eskiden yerler biraz ısındığı zaman harmanlar, köyün büyük evlerinde cem yapıyorlardı.
Bir de bizim ocak dediğimiz ziyaretlerimizde cemlerimizi yapıyorduk. Planlı projeli cemevleri sonradan çıktı.
–Açılan ve varolan cemevlerinin yapım aşamasında mimari yapısına dair bir süreç yürütüldüğünü düşünüyor musunuz? Alevi mimarisi uygulanabilir miydi? Cemevlerinin mimari yapısı nasıl olmalıdır?
Avrupa’da ve Türkiye’de bir sürü cemevi yapıldı. Ama proje uygun mu uygun değil mi o da ayrı bir şey. Önemli olan cemlerin unutulmaması, yapılması. Hiçbir zaman tarihinde daha uygun bir şekilde bir cemevinin yapıldığı da yok.
“YEREL YÖNETİMLER DE, DEVLETİ YÖNETENLER DE TÜRK İSLAM SENTEZİNİ DAYATIYOR”
Yapılır. Çünkü biz zaten kendi rıza lokmamızla cemlerimizi de, cemevlerimizi de yapıyoruz. Cemevi olmasa da cemimizi yapıyoruz, yolumuzu yürütüyoruz; sazımızla sözümüzle, deyişlerimizle. Bizim rıza lokması ile yaptığımız cemlerimiz de çok. Ancak onların izine giden bazı cemevlerimiz de var. Bunlar aldanıyorlar.
Ben Gazi Metin dede olarak yerel yönetimler veya devlet eliyle yapılan cemevlerine karşıyım. Biz ağacın dibinde cem yaptık, mağarada da cem yaptık ama hiçbir zaman düzenin gösterdiği hiçbir yerde cem yapmadık.
Azrail oğlan dağıtıyor. Oğlumu elimden almasın ben onlardan başka hiçbir şey beklemiyorum. Yerel yönetimin de, devleti yönetenlerin de bütün amaçları Türk İslam sentezi ile asimile olmayan Aleviliği önce Şiileştirmek ondan sonra değiştirip, değiştirip kendi inançlarına tabi tutmak. Onlar asırlardan beri asimile edemedikleri bir toplumu asimile etmeye çalışıyorlar.
“İNANCIMIN ADRESİ CAMİ DEĞİL, CEMEVİDİR”
-Son dönem yapılan cemevlerine kendilerince katkı koydukları üzerinden yerel yönetimler Alevilere, ‘Parayı ben verdim düdüğü de ben çalarım’ mantığı ile müdahalede bulunuyor. Isparta Cemevinde görüldüğü üzere Alevilik Aleviler eliyle belediyeler üzerinden yola getirilmek isteniyor. Sizce Alevi kurumları, cemevlerinin yerel yönetimler ile ilişkilenme boyutu ne durumdadır ve nasıl olmalıdır? Alevi kurumları, belediyelerle hangi sorunları yaşıyor?
Isparta’da Gani (Kaplan) başkana karşı yapılan yanlışlıklar var ve en önemli olan yanlışlığı da oranın yönetimi yaptı. Devletten, devleti yönetenlerden, belediyeden medet beklediğin zaman olacağı bu. Gani başkan gibi Pir Sultan’ın genel başkanına ‘bunu susturun’ deme hakkına sahip değiller. Ama bizi yakan bizim ateş. Oradaki yönetimin onları davet edip oraya getirtmesi. Bir konuşmaya dahi dayanamıyorlar. Biz nasıl dayandık asırlardan beri yandık, vurulduk, sürüldük, işkenceye tabi tutulduk. Bizim canımız yok mu? Halen bir adamın konuşmasına tahammül etmiyorlar. ‘Benim gibi düşüneceksin, benim gibi inanacaksın, inancın adresi de camidir’ deniliyor. Hayır efendim, camiye giden gitsin. Benim inancımın adresi cami değil, cemevidir.
Çünkü benim ilkelerim ayrı bir ilke. Soruyorlar ‘sizin neyiniz var. beş şarttın birisi sizde yok’. Ben cevap verdim: 5 şartın dışında ne varsa bizim. Çünkü Alevi toplumu şarta bağlanacak bir toplum değil. Değişen bir toplum. Kadimden beri Anadolu’da yaşayan bir toplum.
Hiçbir zaman için iktidardan, şuradan, buradan yardım beklemez. İktidar yardım eder ve kendisine benzetmeye çalışır. Dik duran adamları sorguya çeker. Bence hapishanede olanların çoğu dik duran insanlar. Eğilen insanları çekmezler, eyvallah diyenleri çekmezler. Eyvallah demeyenleri, Pir Sultan’ca düşünenleri çekerler.
-Hızır Orucu, Aşure gibi Aleviler için önemli sayılan günler belediyeler ve resmi devlet kurumları eli ile tören haline getiriliyor. Yemek şirketlerine ihale edilen, mislice gider olarak fatura edilen, cemevlerinin resmi ‘dedeleri tarafından duası verilen, belediye başkanları ve protokolle eril bir zihniyetle resmî tören şeklinde açılışının yapılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cemevlerinde aşurelerde siyasilerin bayrağı olması doğru değil. Cemevinin değişik işleyişi var. Bizim hedefimiz rıza şehri. Biz cemi cennet için yapmayız. Huri Numan içinde, ahiret için de yapmayız. Biz cemi ‘Kâmil İnsan’ yetiştirip, bu dünyayı cennete çevirmek için yaparız.
Topluma barışı öğretiriz, eşitliği öğretiriz, kardeşliği öğretiriz, ayrımcılığın olmadığını öğretiriz. Alevilik tarihten beri 73 millete bir nazarla bakan bir toplum.
Hükümet erkanlarıyla aşure yapmak, Hızır oruçlarında bulunmak önemli bir şey değil. Gelmeleri yasak mı? Değil. Gelirler. Eğer helal lokma yemek istiyorlarsa yerler, sessizce giderler, müdahale etmezler. Ama bugünlerde hükümet daha çok zorluyorlar ve bizzat Alevilerden korkuyorlar. Aleviler böyle göründüğü gibi değil, güçlü. Devamlı karanlık düşünenler aydın insanlardan, düşünceden korkanlar.
Tarihten beri bütün din adamları, aydın insanlarla uğraşmışlardır. Çünkü onlar toplumu uyarıyorlar.
Aşure bir helal lokma işidir. Aşure kaynadığı zaman, ‘ben şunu yardım ettim, bunu yardım ettim’ deyip belediye ile beraber yapmak doğru değil.
-Demokratik olmayan hiçbir alanda kadınların yönetmeye talip olma hali çok fazla gelişemiyor. Bunun cemevlerine, derneklere yansıması nasıl oluyor? Kadınların Alevi hareketi, kurumları ve cemevlerindeki yerini nasıl görüyorsunuz? Bu konuda neler söylersiniz?
Tarihten beri kendi cemevlerimizde kadın erenlerimiz var, mürşitlerimiz var, dervişlerimiz var, Kadıncık Anamız var. Hacı Bektaş’a, Abdal Musa’ya öncülük eden görev yapan analarımız var, posta oturan analarımız var. Bizim günümüzde ben yaşadım benim babaannem Fatma Ana, Kadıncık Ana’nın adıdır. Onunda cem yaptığını, posta oturduğunu, mürşitlik yaptığını gördüm, yaşadım. Aynı soydan Yalıncak Ocağı’ndan İnsaf Ana’nın da cem yaptığını gördüm. Bu bir gururdur. Birileri kadın eli sıkmazken bizde kadını posta oturtmuşlar, cemini de yaptırmışlar.
Bizim cemimizde kadın erkek olmaz ki herkes bir candır. Ayrı gayrı olmaz, harem selamlık hiç olmaz. Kadına dişi gözüyle bakan bizden değildir. O nasıl giyinirse giyinsin, o bizi ilgilendirmez. Oraya gelen bir candır.
Kadınlara dair benim şiirim de var.
“8 Mart kadınlar günü kadınlarsız gün olur mu? / Cahil olan bilmez bunu, kadınlarsız gün olur mu? / Kadın ana, kadın bacı, kadın her derdin ilacı, / Onsuz yaşam olur acı, kadınlarsız gün olur mu? / Onsuz baca nasıl tüter, yanmaz ateş, ocak basar, / İnsan doğmaz nesil biter, kadınlarsız gün olur mu? / Yobazlardan öğüt alma, kendin oku, öğren, cahil kalma / Kadınlarsız gün olur mu? / Gazi Metin yârimizdir, / Aşk ateşi narımızdır, / Hal ve dua nurumuzdur / Kadınlarsız gün olur mu?”
Topluma hizmet veren, örgüt kuran, Baba İlyas olaylarında yerini alan, örgütleyen, savaşlara giren Kadıncık Anamız var. Bunu mutlaka her cemevi ve kadınlar anmalarda bunların ismini okunması lazım. Kadınlar yönetimde olsa da, az. Daha çok olmaları lazım.
PİRHA – Hüseyin Gazi Metin Dede, Suriye operasyonu konusunda AKP hükümetini eleştirerek “Suriye’ye demokrasi götürüyoruz’ diyorlar. Biliyoruz ki o muhalif güçlerin çoğu IŞİD ile işbirliği içinde. Bizler toplum olarak her zaman ezilenlerin yanında olup ezenlerin de hep karşısında durduk. Hiçbir zaman için kirli savaşlara ‘evet’ demedik” ifadelerini kullandı.
Haberin videosu
Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde yürüttüğü askeri harekatta bir hafta geride kalırken dünya kamuoyundan da tepkiler gelmeye devam ediyor. Sivil ölümlerin yanı sıra çok sayıda insan da yaşam alanlarını terk etmek durumunda kalıyor.
Yaşananlara Alevilerin de tepkisi sürüyor. “Operasyonları durdurun” çağrısı yapan Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Hüseyin Gazi Metin, şu şiiriyle askeri harekatı eleştirdi:
Silah yarışı ile dünya durulmaz
Dünyayı düzeltir hoşgörü ile barış
Nükleer silahlar utanç verici
Doğayı yok eder insan vurucu.
Tarihte zalimler oldular öcü
Dünyayı yüceltir hoşgörü ve barış
Silah üretiyor süper devletler
Zorbalıkla soyuluyor milletler
Menzil alamadı vurmakla Hitler
Dünyayı düzeltir hoşgörü ve barış
Bizi yönetenler bizi bölmesin
İnsanlık içinde ayrım olmasın
Biri ağlarken biri gülmesin
Dünyayı düzeltir hoşgörü ve barış
Beraber çalışalım beraber yiyelim
Beraber aç kalalım beraber doyalım
Hayata geçirip bir yasa koyalım
Dünyayı düzeltir hoşgörü ve barış
Gazi Metin dedi insanlık birdir
Bunu fark etmeyen köroğlu kördür
İnsanca yaşamanın tek yolu vardır
Dünyayı düzeltir hoşgörü ve barış.
“KERBELA BİTMEDİ DEVAM EDİYOR”
Hüseyin Gazi Metin Dede, Alevi toplumunun her zaman ezilenlerin yanında olduğunu dile getirirken, “Ezenlerin de hep karşısında durduk. Hiçbir zaman için kirli savaşlara da ‘evet’ demedik” ifadelerini kullandı.
Gazi Metin Dede, ezilen toplumların bu süreçte bir araya gelmesi gerektiğini vurgulayarak şu dörtlükle mesaj verdi:
Ermeni Süryani Ezidi Kürtler,
Kızılbaş Türkmenler mertoğlu mertler
Bir araya gelin canım yiğitler,
Kerbela bitmedi devam ediyor.
“YAŞANANLAR İÇİN ‘BANA NE’ DİYEMEYİZ”
Bugün yaşananlar için hiçbir Alevi yurttaşının ‘bana ne’ diyemeyeceğini aktaran Gazi Metin Dede, “Hiçbir zaman için Alevi dedesine, ozanına, derneklerine de ilgisiz kalmak yakışmaz. Susma sustukça sıra sana gelecek. İnsanlar hak için savaşabilirler ama gidip başkasının toprağında savaşmak doğru değil. Oranın kurulmuş bir hükümeti var. Şimdi kalkıp onlara muhalif olanları yanına alıp operasyonda öne süreceksin. Oradaki Esat’ı, Kürtleri, Alevileri yok sayacaksın, vurmaya çalışacaksın. Buna ‘evet’ demek doğru bir görüş değil ama ben karamsar da değilim ‘Karınca kanatlandı zevali yakın’ derler.” yorumunu yaptı.
“YOK OLUNSAYDI EĞER BİZLER YOK OLURDUK”
Hüseyin Gazi Metin Dede, günümüz Alevi önderlerinin güncel gelişmelere karşı duruşlarını eleştirerek, “Ne yazık ki bizim adımıza konuşan Alevilerin çoğu Aleviliği bilmiyor” dedi ve şunları ekledi:
“Aynı zamanda Hüseyin-i duruşu da bilmiyorlar. Pir Sultan’ı tanımıyorlar. Denizlerin, Mahirlerin, İbo, Çayan ve Mazlumların duruşlarını bilemiyorlar. Bunun için de bazen sınıfta kalabiliyorlar. Kirli savaşlar hiçbir zaman hayır getirmez. Yıllardır hep savaş oluyor ve insanlar vuruluyor. Yok olunsaydı eğer bizler yok olurduk. 1400 yılından beri vurulduk ve halen meydandayız. Bugün Kürtlerin dilini, inancını, kültürünü, yaşam alanını tanısalar bu olanlar meydana gelmez. Bugün Avrupa’nın her tarafı eyalet. Ve eyalet demek bir ülkeyi bölmek demek değil. Kaymakamı, valimi ben seçeceğim. Beni yönetenlerin tümünü kendim seçeyim. Fakat bugün kayyımlar söz konusu. Ama ne yazık ki kayyımların atandığı zamanlarda Alevi toplumu, demokratik bir şekilde meydana çıkmalıydı.
Bu memleketteki demokrasiyi sekteye uğratıyorsun fakat Suriye’ye de ‘Demokrasi götürüyorum’ diyorsun. Biliyoruz ki oradaki muhalif güçlerin çoğu IŞİD ile işbirliği içinde.
Demokrasi derler tarif edeyim,
Duydum ama yaşamadım yazamam,
Okulu varsa göster gideyim,
Duydum ama yaşamadım yazamam.
Eğer demokrasi olsaydı ve halk kendi kendini yönetebilseydi Aleviliğe de diğer bütün din ve ibadetlere de gerek duyulmazdı. Ben Alevi olarak laiklik, çağdaşlık, eşitlik, kardeşlik, barış istiyorum. 73 millete bir nazarda bakmak istiyorum. Alevi dedesinin birine sormuşlar: ‘Sizin orucunuz, namazınız, zekatınız, haccınız, kelime-i şehadetiniz yok.’ Alevi ise ‘Ah kurban, onun dışında ne varsa bizim’ demiş. Dinin şartı, mükafatı vardır ama Alevilik değişimci bir toplumdur ve mazlumların yanında yer alması gereken bir topluluk olması gerekir.
“BU DİYANET KATLİAMLARIN YAŞANDIĞI GÜNLERDE HİÇ SES ÇIKARTMADI”
Hüseyin Gazi Metin Dede’nin bir eleştirisi de sınır ötesi operasyonla birlikte Diyanet’in takındığı tutum oldu. Camilerde okunan selanın son derece yanlış olduğu vurgusunu yapan Metin Dede, şunları söyledi:
“Dinden, kinden, kandan beslenen Diyanet’in ancak yapacakları budur. Tarihten beri Diyanet denen kurumlar Şeyhülislam fetvaları ile insanları katlettiler. Yani Kerbela bugün de yaşıyor. Mesela Sivas’ta tekbir getirerek insanları yaktılar. Maraş’ta tekbir getirerek kadınların karınlarındaki çocukları çıkardılar. Çorum’da, Uludere’de, Ankara Garı’nda toplumlara tekbirlerle bombalar yağdırdılar. Bu Diyanet o günlerde yaşananlara hiç ses çıkartmadı. Bu Diyanet’ten beklenecek cinayetten başka bir şey değil. O sebeple Alevi toplumu boşuna Diyanet’in kaldırılması gerektiğini söylemiyor. Eğer bu devlet laik ise, laik bir devlette Diyanet olmaz. Devletin dinlerden elini çekmesi gerekir. Alevi dedeleri de bir maaşın peşinden koşup düzenin dedeleri olmasın artık.”
PİRHA- Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Hüseyin Gazi Metin dede yeni yıl mesajını yazdığı bir şiir ile verdi. Gazi Metin dede, Sivas’ta yaşamını yitirenlerden, işsizlik ile boğuşan gençlere kadar barışı arzulayan herkese, ‘Bu yıllara böyle geldik gardaşım’ dedi.
Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Hüseyin Gazi Metin dede, “Ezilen, sürülen ötekileştirilen toplumlar birleşmedikleri müddetçe bizi ağlatırlar yılbaşı bayram yaptırmazlar. Yine de ağız alışkınlığı hakkını aramasını bilenlerin yeni yılını kutlarım. Gelin canlar bir olalım der, büyüklere saygılarımı küçüklere sevgilerimi sunarım” dedi.
Ardından da yazdığı bir şiir ile tüm canların yeni yılını kutladı. Hüseyin Gazi Metin dedenin yazdığı şiir şöyle:
Günlerim aylarım yıllarım geçti
Geçen yıllar bize yaralar açtı
Sivas’ta canlarım ateşte pişti
Bu yıllara böyle geldik gardaşım.
Milyonlarla gençler işsiz geziyor
Devlet göz yumunca yobaz azıyor
Karanlık düşünce huzur bozuyor
Bu yıllara böyle geldik gardaşım.
Böl parçala yönet halkı bozarlar
Kimi kalkmış din imanı pazarlar
Uyarana komünist der kızarlar
Bu yıllara böyle geldik gardaşım.
Doğudaki köyler boşaldı yandı
Yıkıldı yuvalar ocaklar söndü
Soyguncu vurguncu köşeyi döndü
Bu yıllara böyle geldik gardaşım.
Türk-İslam sentezi insan ayırdı
Sola vurup sağcıları kayırdı
Çoğu şükür ile karnın doyurdu
Bu yıllara böyle geldik gardaşım.
Gazi Metin toplum sözüm tutmadı
Baykuş bozkurt kapımızda gitmedi
Barış dedikse de savaş bitmedi
Bu yıllara böyle geldik gardaşım.
PİRHA – Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Garipdede Dergahı’nda toplandı. İki gün sürecek toplantıda Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’nun çalışmalarının planlanması bekleniyor.
HABERİN VİDEOSU
Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’nun (ABK) iki gün sürecek toplantısı İstanbul’da bulunan Garipdede Dergahı’nda başladı. Birçok pir ve dedenin katıldığı toplantıda genel gündem değerlendirmelerinin yanı sıra Alevi gündemleri de değerlendirilecek.
Toplantıda divanda Kureyşan Ocağı piri ve ABK Başkanı Hüseyin Güzelgül, Ağuçan Ocağı Anası Türkan Akbıyık ve İmam Rıza Ocağı piri Celal Fırat oturdu. Hüseyin Abdal Ocağı Piri Hüseyin Gazi Metin’in söylediği deyişle başlayan toplantıda açılış gülbangını Çepni Piri Bektaş Piroğlu verdi.
Celal Fırat’ın yönettiği toplantıda genel gündem değerlendirmesini Hüseyin Güzelgül yaptı.
Bölge çalışmaları ile ilgili bilgilendirme
Çeşitli kesimlerin Alevilik üzerine yürüttükleri çalışmaların değerlendirilmesi
Önümüzdeki dönem ABK çalışmalarının planlanması
Anma programlarının ortaklaşması için Türkiye ve Avrupa’da yer alan Alevi kurumları ile yapılacak çalışmaların görüşülmesi
Eğitim ve toplantıların planlanması
Hazırlanan erkanlar üzerine son değerlendirme
Öneriler ve kapanış
PİRHA -Her yıl olduğu gibi bu yıl da Aleviler Sivas ve Çorum anmalarından sonra Hacıbektaş’a gitti. Burada bulunan Garip Dede Cemevinde gerçekleşen toplantıda altında birçok dede ve aydının imzasının bulunduğu Alevi yolu ve Erkanı üzerine hazırlanan geniş kapsamlı bir bildiri okundu. Alevilik yaşayan bir inançtır, Alevilik semavi dinlerden farklıdır, Alevilik tek bir millete ait değildir, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı ekolojik yaşamı önemser ve savunur, Barış talebimiz inancımız gereğidir gibi başlıkların olduğu bildiri metnini Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.
Haberin Videosu
Toplantı Mehmet Tural Dede’nin verdiği gulbang ile başladı.
Açıklama öncesi divan başkanı Hatice Çevik kısa bir konuşma yaptı. Alevi yolu ve Erkanı üzerine bir çalışma yürüttüklerini ve 6 çalıştay sonrası burada sonucu paylaştıklarını belirten Çevik “Bu sunum cümle cana yazılmış. Tüm canlara ışık olsun” dedi.
Açıklamaya İnanç Kurulu Başkanları ve üyeleri, ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız, AKD Genel Başkanı Doğan Demir, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, Avrupa Alevi Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, Avusturya Alevi Federasyonu Başkanı Erdal Kılıçkaya, HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş ve çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.
Abbas Tan, Ali Köylüce, Ali İnan, Aysel Kılavuz, Bekir Özgür, Bese Aslan, Cemal Şahin, Efe Engin, Erdoğan Sevim, Esat Korkmaz, Gani Pekşen, Hamza Takmaz, Hasan Kılavuz, Hasan Harmancı, Hatice Çevik, Haydar Arkovan, Haydar Selçuk, Hıdır Çam, Hüseyin Gazi Metin, Hüseyin Serdar Tanal, Mehmet Turan, Mehmet Tural, Nurettin Aksoy, Piri Er, Seval Şahin, Sevim Savunmaz, Süleyman Zaman, Süleyman Deprem, Tacım Taşdan, Yaşar Yılmaz, Yüksel Özdemir ve Zihni Çabuk’un altında imzasının bulunduğu bildiyi Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.
Metnin tamamını olduğu gibi yayınlıyoruz.
Değerli Canlar,
Davetimizi kabul edip gelen tüm canlara aşkı niyaz olsun. Çağrımıza karşılık ses verenlere aşkı niyaz olsun..
Alevilere yıllardır yapılan baskı ve yok etme politikaları karşısında suskun kalmanın, suç ortağı sayılacağı düşüncesi ile duyarlılık gösterme ihtiyacımız doğmuştur. Bu nedenle Alevilerin günümüzde yaşadığı ve gittikçe derinleşen sıkıntılara kayıtsız kalmayı reddeden pirler(ana-dede), araştırmacı, yazar, sanatçı ve aydınlar olarak bir araya geldik. Statü ve unvanlarımızdan bağımsız Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler olarak ‘gönül kalsın yol kalmasın şiarıyla bir çalışma yürüttük. Birçok nedene bağlı olan asimilasyonun kaygı verici bir noktaya gelmesine ve sonucunda Alevilerin hızla özlerinden uzaklaşıyor olmasına dikkat çekmek ve özüne bağlanmaları için çözüm önerileri üzerine tartışmaların yapıldığı ve 3 yıla yakın bir zaman alan çalıştaylar gerçekleştirdik.
Yüzyıllardır asimile edilmeye çalışılan, kadim ve özgün bir inanç olan Alevilik (“inanç, yol ve erkân”ı), son dönemlerde sadece dışarıdan değil, içeriden de başlatılan asimilasyon politikaları ile var olduğundan bu yana en tehlikeli süreci yaşamaktadır.
Alevilik inancının; önce içini boşaltmaya, sonra başka bir inancın içinde eritip yok etmeye yönelik bu sinsi planın her gün biraz daha acımasızca hayata geçirildiğini ve bunun sonucu olarak da Alevilere her türlü baskı-zülüm -ayırımcılık yapıldığını görüp sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.
Bu nedenle dünden bugüne, gelmiş geçmiş tüm Analarımızın, Pirlerimizin, Ulu ozanlarımızın, Doğudan batıya tüm ocaklarımızın manevi ikliminde yaptığımız çalıştaylar sonucunda, mevcut büyük tehlike karşısında, susmak-seyretmek-kabullenmek yerine; haykırmak-direnmek-mücadele etmek yolunu seçiyoruz.
Takiye yapmanın değil, gerçeği haykırmanın zamanı gelmiştir.
Üç yılı aşkın bir sürede yürüttüğümüz tartışmalar sonucunda vardığımız sonuçları ve acil uygulanması gereken çözüm önerilerimizi tüm canlara sunuyoruz.
ALEVİLİK YAŞAYAN BİR İNANÇTIR!
Alevilik bir din değil inançtır, yaşam biçimidir.
Bu yaşama biçimi Zahirde sır Batında ayandır. Ulu ozanlarımızdan geçmişten bugüne aktarılan nefes ve deyişlere bakıldığında birlemenin nasıl olduğu açıkça görülmektedir.
Alevilik Hakk ve hakikat yoludur.
Aleviliğin inançsal, toplumsal ve kültürel boyutu vardır.
Doğanın dilini çözen ve insan yaşamını bu bütünün içinde ele alan felsefeye sahip bir inançtır.
Alevilik: Hak-Evren-İnsan birliğini, varlığın birliği temelinde bir bütün olarak gören, toplumsal yaşamı insan hakkı, eşitlik ve etno-kültürel çeşitlilik içinde birlik temelinde düzenleyen; tarihini, kültürel ve inançsal varlığını insanlık tarihi ve kadim uygarlıklardan alan, ekolojik sistemin sürdürülmesini öncelikli gören bir ekonomik ve felsefi düşüncesi ırklar üstü nitelikli evrensel bir yaşama biçimidir.
Bu nedenle Alevilik binlerce yıldır var olarak bugüne gelmiştir. Alevilik ve Aleviler geçmişten günümüze kadar semavi (ibrahimi) dinlerle etkileşim içerisinde olmuştur. Birçok din ve inançla yolu kesişmesine rağmen özünü korumuştur. Özellikle incelendiğinde birçok dine de katkı sağlamıştır.
Semavi (İbrahimi) dinler olarak bilinen; Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet ile Aleviliğin temel kabulleri tamamen farklıdır.
Semavi (İbrahimi) dinlerin 4 temel kitabına baktığımızda vahiye dayalıdır peygamberler aracılığı ile toplum üzerinde kendini buna göre tamamlar. Semavi (İbrahimi) dinlerin şartları ve cezaları vardır.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi yaşam felsefesine, öğretilerine baktığımızda insana, akla ve doğaya dayalı olduğunu görüyoruz. Kamil insanı kendi içinde çıkaran bir inançtır. Okunulacak kitap olarak insanı görmüştür. Bu saz ve deyişlerle gelecek kuşaklara sözlü olarak aktarılmıştır. Alevi inancında insanı fiziki ve manevi anlamda yok edici, aşağılayıcı ve korkuya dayalı cezalar yoktur. Düşkünlük olduğunda toplumdan uzaklaştırılır ancak can’ın tekrar topluma geri kazanılması esastır.
Tanrı, Evren ve İnsan tasarımı diğer inançlardan tamamen farklıdır. Bir varoluş felsefesi ile olayları değerlendirir.
İSLAM ALEVİLİĞİN İÇİNE GİRMİŞTİR!
Özellikle tarihsel süreçte Aleviliğin İslamiyet’le ilişkisi yoğun olarak gözlenmiştir. Aleviliğin İslam’la karşılaşması ile Alevi inancı ve Aleviler İslamlaştırılmaya çalışılmıştır. İslam’ın cihad, korku ile dayatmacı, yayılmacı politikası Aleviler için geçmişte de bugün de tehdit niteliğindedir. İslami unsurlar bugün Aleviliğin içine girmiş ve özünden uzaklaşmasına neden olmuştur. Bu değişim ve dönüşüm geçmişte korku vb. nedenlerle takiye olsa da bugün artık Alevliği kendi özünden uzaklaştırarak yok etme noktasına getirmiştir. İslami asimilasyon politikalarının bir ürünüdür. Bu İslami yayma süreciyle başlamış kimi zaman zorlama ve katliamlarla devam etmiştir. Aleviliğin tasavvuf üzerinden İslamiyet’e bağlanması bir zorlamadır. Bu zorlama bugün artarak devam etmektedir.
Alevi inancını yok etmek için birçok söylence ve mit yaratılmıştır. Bu asimilasyon sadece devlet eliyle değil kimi Alevi dedeleri tarafından da yapılmaktadır. Alevilik İslam içinde gösterilerek dinsel bir unsur yaratılmaya çalışılmaktadır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI
Alevilik Hak ve Hakikat Yoludur.
Bütün yönleri ile Aleviliğin (Yol ve Erkân’ı, felsefesi, kültürü, geleneği / yaşama biçimi, ile) kendine özgü temel ilkeleri ve kuralları vardır.
Aleviliğin Tanrı tasarımı, Evren Tasarımı, İnsan tasarımı tamamen kendine özgüdür ve semavi dinlerden tamamen farklıdır.
Evrendeki her şeyin (inançlar dahil) kemale ermesi için; değişimini, ilerleyişini, döngüsünü kabul eder. Aklidir, doğmayı ret eder.
Alevilikte Devriye inancı vardır. Yani Ahiret (Cennet-Cehennem) olgusunu kabul etmez. Ölüm yoktur don değiştirme, devr-i daim vardır.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancının temelinde; Cem, Semah, Bağlama, İkrar, Sorgu-Görgü, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşit ilişkisini belirleyen Erkân’lar vardır. Bağlama, semah ve deyişlerle erkanlar yapılır.
4 kapı 40 makamdan geçip Kamil insan olmayı ve Rıza Şehrini kurmayı hedefler.
Alevilikteki inanç ritüelleri, oruç günleri ve sayıları, toplantı mekânları ve adları, Kutsal kabul edilen mekân ve yerleri (ziyaret, türbe, dergâh, ocak vs) kendine hastır.
Alevilikte kadın ve erkek eşittir, her insan bir CANdır.
Cem, Semah, Bağlama, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşid ilişkileri, Hızır Kültü, 4 Kapı 40 Makam, Rıza Şehri, Kamil İnsan anlayışı gibi değerlere sahiptir.
‘’Dört Kapı Kırk Makamı’’n anlaşılır, öğretilebilinir ve yaşama taşınabilir olması konusunda Dergah ve Ocaklarımızda çalışma yapılarak, öncelikle Şeriat kapısındaki anlayışın yaşama taşınabilir bir şekilde anlatılması ve uygulanması sağlanmalıdır.
Kadimden gelen ve kadim uygarlıklardan beslenerek yolculuğuna devam eden Aleviliği kendisinin dışında herhangi bir inancın ya da dinin şemsiyesi altına koyma çabaları, Aleviliğin asimilasyonuna ve yok edilme çabalarına hizmet eder. Bu kabul edilemez. Alevilik diğer din ve inançlarla çatışmadan yol öğretisi ile bugüne kadar var olmuştur, sonsuza kadar da var olacaktır.
İnancımızın adı; Alevilik-Kızılbaşlık-Bektaşiliktir. Yaşadığımız topraklarda adımız; Alevi, Kızılbaş, Işık insanı, Ehli Hak, Şabak, Kakai, Yaresan, Aliilahi, Arap Alevisi, Torlak, Kalenderi, Haydari, Abdal, Tahtacı, Çepni, Bektaşi, Çelebi olarak anılmaktadır. İbadet yerimiz; Cemevidir. İbadetimiz şeklimiz; Cem ve Semahtır. Yaşam felsefemiz; cümle cana muhabbet, saygı ve sevgidir.
ALEVİLİK TEK BİR MİLLETE AİT DEĞİLDİR!
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı Anadolu ve Mezopotamya kaynaklı olup Balkanlardan, Hindistan’a, Ortadoğu’da ve Alevilerin göç-göçertme sonucu gittiği dünyanın her yerinde hala yaşamaktadır. Hak Yolu olan Aleviliğin yürütülmesinde tarihi ve coğrafyanın özelliklerinden kaynaklı ritüeller farklılık gösterebilmektedir. Alevilikte yol bir, sürek bin birdir, bu nedenle Alevilik yüzyıllardır vardır. Alevilik 72 millete aynı nazarda bakmaktadır. Alevilik her türlü milliyetçiliği reddeder. Hiç bir inancın ulus kimliği yoktur. Kadim inanç tek millete özgü değildir, Milli bir dili yoktur. Her halk Erkanlarını kendi anadilinde yapmaktadır ve yapmalıdır. Ortak dilimiz Alevi dilidir. Alevilik Osmanlı’da ittihat ve terakki ile başlayan ve cumhuriyet dönemi ile devam eden milliyetçi bir kimlikle anılmaya çalışılmıştır. Halklar ve inançlar arasında bir çatışma yaratılmak istenmiştir.
Alevilik; Halkların birlikte yaşamasını esas alır, hiç birinin inancını, dinini ve dilini reddetmez. Diğer halklara ve inançlara baskı, dayatma uygulamaz. Bulunduğu coğrafyada halkların var olma ve yaşama hakkını tanır, birbirlerine üstün olarak görmez eşitliğini savunur.
Uluslar arası düşünce ve etki kuruluşları ile iktidardaki hükümetlerin çok yönlü çalışmaları sonucunda Aleviler aleyhine oyunlar oynanmakta, bizler için karanlık projeler üretilerek yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır. Aleviler tüm bu etki ve belirleyiciliğin yarattığı oyunların farkındadır.
Alevilerin örgütlü kurum ve kuruluşlarının yanı sıra ülkenin tüm sisteme karşı muhalifleri bu karanlık oyunlar karşısında direniş ve dayanışma içerisinde olmalıdırlar.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı sadece ütopik bir dünya tezahürü ile hareket etmeyip dün olduğu gibi bugün de var olan hayatın sorunları ve çözüm yolları konusunda mücadele ederek kendini tarih sahnesinde göstermiştir. Bundan kaynaklı olarak coğrafyamızda dayatılan tek tipçi anlayışlara karşı bütün ezilenlerle ortak hareket etmeyi hedefleyerek hangi din, dil, etnik kimlik ve inanca sahip olursa olsun ayrım yapmadan, ötekileştirmeden, ezilenlerle ortak zeminde buluşarak, kendi ilkelerinden ödün vermeden dayanışma içerisinde yer alır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI EKOLOJİK YAŞAMI ÖNEMSER VE SAVUNUR!
Aleviler; dünyamızda yaşanan sağlık, çevre ve doğa sorunları konusunda Alevi öğretisinin sunduğu yaşama biçimine hızla adapte olmalıdır. Dünyamızın yaşanabilir olması için Alevi inancının öngördüğü biçimde insana, doğaya, bütün tabiat varlıklarına sahip çıkmak, koruyup kollamak inanç ve öğretimizin gereğidir. Aleviler bu düşünceyi savunan, eylem ve söylemlerinde sahiplenen her kesimle dayanışma ve ittifak içinde olmalıdır. Biz Aleviler bu düşünceyi ibadetimizin bir parçası olarak kabul ederiz.
Baraj ve Hes projeleri inancımızca kutsal kabul edilen ziyaret yerlerini ve yaşam alanlarını yok etmektedir. Bu ziyaret yerlerimizin yok edilmesine ve kıyımına karşı birlikte ses çıkartmalı ve dayanışma içinde olmalıyız. İnanç alanlarımızı sahiplenmek yolumuzun devamlılığı için önemlidir.
HIZIR
Hızır’la ilgili Cem ve ritüeller, doğayı ve insanı birbirinden ayırmadan güçlendiren ve insanlık için bereket yaratan düşüncemizdir. Hızır; hayat takvimimizde canlılığı başlatan, yoksulların carına yetişen ve “her an her yerde hazır ve nazır” olan yoldaşımızdır. Aleviler Tanrı misyonunu Hızır’a yüklemişlerdir.
Hızır’la ilgili erkân ve uygulamalara dikkat çekilmesi, geliştirilmesi, hatırlanması ve yabancı inanç unsurlarından ayıklanması için çaba gösterilmelidir.
RIZALIK
Rıza Şehri, Alevilere göre toplumsal eşitliğin, barışın, kardeşliğin ortak üretim ve bölüşümün öne çıktığı bir dünya tasarımıdır. Rıza Şehri ütopyamızın anlaşılması ve insanlığa örnek rol model olarak sunulması için çaba harcanmalıdır.
Rızalık düşüncemizin, gelenek, ritüel, felsefe ve ahlaki değerlerimizin başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere tüm canların eğitimi ve yetiştirilmesi amacıyla anlatılması ve canlandırılması için projeler hazırlanmalıdır.
ALEVİLİK HAK VE HAKİKAT YOLUDUR VE YOLUN NASIL YÜRÜTÜLECEĞİ ERKÂNLARLA BELİRLENMİŞTİR.
Yol ve Erkân, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının belirleyicisidir.
Alevi inancı her zaman çağdaş ve kendini yenileyen bir inançtır, devamlılığı esastır. Günümüze kadar da bu şekilde devam etmiştir.
Erkânname bir anlamda Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler’in anayasasıdır.
Doğumdan Hakka yürüyene kadar bir canın içinde bulunduğu toplum düzenini sağlayan Erkânlar, yol yürütücüsü pirlerin (ana-dede) ve taliplerin rehberi niteliğindedir.
Bugüne kadar sözlü gelenek şeklinde uygulana gelmiştir, aktarımı da bu şekilde yapılmıştır. Bu nedenle Erkânname çağın gereksinimlerine göre yeniden düzenlenmeli, güncellenmelidir. Geçmişteki bazı ritüelleri bugün artık yürütmek mümkün değildir. Bazı Pirlerin kendini güncelleyememesi ve asimile edilmeleri nedeni ile Erkân konusunda farklılıklar yaşanmaktadır. Ayrıca İslami içerikli Erkânname Alevi inancında karşılık bulamaz, bulmamalıdır. Alevilik, evreni varoluşsal yapısı ve işleyiş düzeniyle toplumsal bir yaşam biçimi olarak kavratan inanç, öğreti ve ritüeller bütünüdür.
Bugüne kadar yapılan; H.B.V.A.K.Vakfı, Hünkar Vakfı, ABF(Türkiye), AABF(Avrupa) ve Bağımsız Erkânname çalışmalarının olduğunu biliyor, bu Erkânnameleri önemsiyor ve değerli buluyoruz.
Yürütülen tartışmalar sonucunda Alevi toplumunun elinde bulunan ve Alevilerin inancına ve yaşama tarzlarına yön veren “Erkânname”lerin, yaşadığımız zaman diliminin ihtiyaçlarını karşılamakta ve sorunlarını çözmekte bazılarının eksik kaldığı ve ya yetersiz olduğu görülmüştür. Bu tespitin gereği olarak; Erkânname’lerin ‘derlenmesi ve güncellenmesi’ ile ilgili çalışma ve yöntemlerinin belirlenmesi uygun görülmüştür.
Erkânnamenin; Alevi inancına, felsefesine uygun ve Alevi dili esas alınarak güncellenmesi zorunlu bir ihtiyaçtır. Musahiplik, Kirvelik, Cem, Gulbanglar, Doğum ve Ad verilmesi, Evlenme, Görgü, Hakka yürüme vb konularda çağa uygun Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancıyla çelişmeyecek düzenlemeler gerekmektedir. Alevi inancının insana, doğaya, dünyaya bakışı ve sevgi anlayışı belirleyici olmalıdır.
Erkânnameler; Pirler (ana-dede) ve Alevi araştırmacıları, aydınları, kuruluşlarından oluşacak komisyon ile bir araya gelerek ortak bir şekilde yeniden hazırlanmalıdır. Bu konuda çalışma yapan ve yapmak isteyen kurum ve komisyonlar var ise bunlar ile de temas kurularak çalışmaların ortaklaştırılması kararı alınmıştır.
ERKÂNLARIN DİLİ ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ FELSEFESİNE UYGUN OLMALIDIR!
Erkânların dili kesinlikle ALEVİCE olmalıdır. Erkânların Alevi dili, terminolojisi ve felsefesi temelinde aslına uygun olarak asimilasyonun etkilerinden arındırılarak yeniden yapılandırılması gerekliliği vardır.
Bu çalışma toplumumuzda karşılığını bulacaktır. Gülbanglarda; Bismişah, Gerçeğe Hü, Gerçeğin Demine Hü terimlerinin başlangıç ve bitimde kullanılmasına özen gösterilmelidir.
Alevi topluluklarının etnik farklılığı gözetilerek Hakk’a Yürüme Erkânı başta olmak üzere, Erkânların Alevi diline sadık kalarak farklı dil ve lehçelerde yazılması desteklenmelidir.
KİRVELİK ERKÂNI
Kirvelik, Alevilerin kutsallık yükledikleri en büyük sosyal kurumdur. Bu kurumun özü sulandırılmadan korunmalı ve yaşatılmalıdır. Toplum bireylerinin aralarındaki sevgi ve dayanışma bağı ikrar ile pekiştirilmeli, tıpkı yüzyıllardan beri geldiği özüne uygun korunmalıdır.
Ancak sosyal bir kurum olarak sünnete bağlı bir İkrar erkânı olarak Kirveliğin özendirilmesi ve uygulanır olması sağlanmalıdır.
NİKÂH ERKANI
Nikâh Erkânı Alevi diline uygun bir şekilde gerçekleştirilmeli ikrar, rızalık olmalıdır.
MUSAHİPLİK ERKÂNI
Musahiplik, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edep-erkânının vazgeçilmez kurumudur. Alevilik inancı gereği canlar arasında öğretimize uygun yaşamı düzenleyen, toplumda barış, maddi ve manevi dayanışma, sevgi ve rızalık ilişkilerini denetleyerek farklı inanç ve modern yapılar karşısında özgünlüğümüzü sağlar. Bu nedenle Musahipliğin özendirilmesi, bu amaçla Cemlerde buna özen gösterilmesi, duyarlılığın arttırılması için çaba harcanması gerekmektedir.
Musahiplik uygulamalarının günümüz gerçeği göz önüne alınarak, çiftler üzerinden yürütülmesi yanında, tek tek canların karşılıklı rızalıklarıyla Musahip olmaları yükümlülüğünün desteklenmelidir.
Musahiplik kurumunun çağımızın toplumsal yapılanması içinde yaşatılmasını sağlayabilmek için, bu kurumun ‘yol kardeşliği’ temelinde geliştirilmesi, farklı inanç, etnik yapı ve kültürlerin bir arada yaşamasına katkı sağlaması özendirilmelidir. Alevi yaşamının önemli kurumsal geçişi olan “ikrar alma” ve “yol kardeşliği” geleneklerinin özendirilmeli, topluluğumuz bu konuda bilgilendirilmelidir.
HAKK’A YÜRÜME ERKÂNI
Bu konuda yapılan çalışmaların, diğer inançların etki alanından kurtarılarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının özgünlüğüne ve diline yaraşır nitelikte birleştirilmesi, geliştirilip ortaklaştırılması için çaba harcanması ve erkân uygulamalarının hayat bulması gerekmektedir.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında ölüm yoktur Hakk’a Yürüme vardır. Gömmek yoktur toprakla sırlamak vardır.
Hakk’a Yürüme Erkânında öncelikle yıkama ve ritüel işlemlerine katılanlara hijyen ve bulaşıcı hastalıklar konusunda tıbbi bilgi ve destek sağlanmalıdır.
Alevi Hakk’a Yürüme Erkânlarında yer almayan ve toplumumuzu yaşam tarzından uzaklaştıran erkân sırasında ve mezarlıkta ifade edilen dualar ve gulbanglar Alevi inanç ve ibadetin özüne uygun olmalı, konuşulan dil herkesçe anlaşılmalıdır.
Alevi geleneklerinin bölgesel uygulamalarına bağlı olarak Hakk’a Yürüme Erkânlarında bağlama eşliğinde duruma uygun nefes, mersiye ve duazlar okunması konusunda, ailelerin de rızası alınarak, öncü olmak konusunda uygulamaların yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.
Yine bölgesel uygulamalar da dikkate alınarak, Hakk’a Yürüyen can’ın tabutla taşınmasına, tabutun başının batıya gelmesine, tabutla sırlanmasına, tabutlar üzerinde yer alacak örtülerde Yol’a uygun olmayan yazı ve simgelere fırsat verilmemelidir. Bu amaçla hazırlanacak olan örtülerin üzerine Yol ulularımızın nefes, hikmet ve duruma uygun sözlerine yer verilmelidir. Bu halde sırlanmasına ya da döşek, sevdiği giysilerle uğurlanmasına özen gösterilmesine ve sırlama sırasında bölgesel uygulamalara bağlı olarak mezarlarda baş bölümlerinin kapatılması sırasında tahta ile kapatılmasına özen gösterilmelidir.
Kapalı alanlarda Hakk’a Yürüme Erkânı düzenlenmesi sırasında erkân gereği çerağ/delil uyandırılmasına, açık alanda erkân yapılması sırasında koşula bağlı olarak çerağ uyandırılması uygulamasına sadık kalınmasına dikkat edilmeli, koşulun uygun olmaması durumunda zorlamaya gidilmemelidir.
Türkiye’de uygulama sorunları yaşanması nedeniyle, dileyen canlarımızın bulundukları ülkelerde cesetlerinin yakılmasını isteyebilmesinin önü açılmalıdır.
ORGAN BAĞIŞI TEŞVİK EDİLMELİDİR !
Hakk’a Yürüyen Can’ın yaşarken organ bağışında bulunabilmesi, vasiyette bulunamaması durumunda ailesi tarafından organ bağışının gerçekleştirilmesi önemsenmelidir. Hakka yürüdükten sonra sırlama ile toprağa, havaya, suya karışmak nedir bilimsel olarak anlatılmalıdır. Canların yaşarken edindikleri bu bilinç organ bağışının önemsenmesini sağlayacaktır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCINDA MEZAR
Alevi mezar geleneğinin geçmişte olduğu gibi Alevi kültür ve inançlarını yansıtan ortak simge ve tasarımlarla yapılmasının özendirilmelidir.
Aleviliğin varlık alanına karşıt olan ve felsefemizle zıt bir anlam içeren mezar taşlarına Fatiha sözü yerine Alevi Ulularının beyitleri ve dörtlükleri deyişleri yazılmalıdır.
Mezar taşlarında ayak taşı ve baş taşına ayrı ayrı uygulamaya gidilmelidir. Ayak taşına genellikle servi ağacı (Can’ın Hakk’a kavuştuğunu simgeler) kabartması yapılmasına: Gerek görülmesi durumunda, uygun düşen bir şiir dörtlüğü veya hikmet anlamlı sözlere yer verilmesi; geleneklerimizde simge konumunda olan güneş, ay, yıldız, şamdan, nilüfer, lotus çiçeği, lale, çeşitli bitki dal ve yaprakları (akantus vb), buket çiçekler, kandil, açılmış gül (özellikle kadın mezar taşlarında), aslan, sarmaşık hayat ağacı, asa, kozmik diyagram, ibrik, kaz ayağı (Tahtacı, Çepni vb.), asma, üzüm salkımı, teslim taşı, çeşitli taçlar (Bektaşi mezar taşlarında), bağlama simgelerine yer verilmesi; yapılacak lahitlerde de benzer bezeme, işleme ve kabartmalara yer verilmesi, Taşlarda Hakk’a Yürüyen can’ın, doğum-ölüm tarihlerine, mesleğine, hayat gayesine, mizacına vs. yer verilmesi, mezar taşlarının çoğunlukla nefeslerle bezenmiş bir kitabe tarzında hazırlanması, öte yandan bu tür simgesel ya da nesnel süslemelerin çağımıza göre yenilenebilme özelliği göz önüne alınarak genişletilmesi uygun olacaktır. Koşulları uygun olan ülke ve bölgelerde ALEVİ MEZARLIĞI oluşturulması teşvik edilmelidir.
CEM ERKÂNI
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının temelinde Cem olmak vardır. Canların bir araya gelmesi ile yapılan cemler, erkanların uygulanması olmakla beraber eğitim öğretimin gerçekleştiği ve inancın yaşatılmasında en önemli erkandır. Cem Erkanı kullanılan dil, uygulamalarda Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inanç ve yaşam felsefesine göre gerçekleştirilmelidir. İslami dua vb ritüeller uygulamamalıdır. Cemi yürüten Pir ve Analar uygulamalar hakkında açıklayıcı bilgiler vererek canların bilinçlenmesini sağlamalıdır. Yürütülen hizmetlerde rızalık esasına uygun davranılmalıdır. Cemde ve Cemevlerinde hizmet yürütenlere rehberlik hizmeti sağlanmalıdır.
CEM EVLERİ NASIL OLMALIDIR ?
Alevilerin Ocak ve Dergah, (Tekke, Zaviye, Hangah), Cemevi, modern dernek ve vakıfları kendilerini yenileyememeleri nedeniyle Alevilerin inançsal ve sosyal ihtiyacını karşılamaktan ne yazık ki uzaklaşmıştır. Bu nedenle ihtiyaç ve beklentilerimiz doğrultusunda yeniden yapılanarak Alevice özgünlüğünden taviz vermeden günün koşullarına uygun hale getirilmelidirler. Aynı zamanda Ocak, Dergah, Dernek ve Vakıflarımızda hizmet yürüten canlarımızın kişisel beklenti, kariyer, statü kaygılarını bir kenara bırakarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancımızın özünü İslami dil ifade ve uygulamalardan korkusuzca arındırılmış, ilkeli bir şekilde savunmalı ve yaşatmalıdır.
Dergâh, hangâh, tekke, cemevi, ziyaretgâh, kültür merkezi, dernek ve vakıflarımızda Alevi felsefesine uygun kitap, doküman, sancak, simge, hikmet ve söylemler dışında bulunan görsel ya da yazılı herhangi bir simge ve bilgiye yer verilmemesi için çaba harcanmalıdır.
Bağımsız Cemevlerimizin yerel geleneklerin uygulanması konusunda özgünlük ve hassasiyet içinde olmalarının özendirilmesine ve desteklenmesine ancak, örgütlü Alevi dernek ya da vakıflarına bağlanmaları konusunda çaba gösterilmelidir.
Cemevi mimari ve tasarımları açısından gözden geçirilerek Alevi geleneklerine uygun sanatsal ve simgesel düzenlenmesine destek olunmalıdır. Cami tarzı cemevi yapılmasının önüne geçilmelidir.
Hiçbir semavi dinin ibadet yeri ile birlikte tasarlanıp inşa edilmemelidir.
Cemevlerinin resmi olarak tanınması için; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı elde edilen hakların ihlalinin devam ettirilmesi nedeniyle Demokratik mücadelenin daha ileri bir noktaya taşınması gerekmektedir.
ÂŞIKLIK, ZAKİRLİK ve SÖZLÜ GELENEK
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edebiyatının yarattığı düşünce ve sanatlar üzerinde durulması, farklı dil, yöresel lehçeler ve kültürler temelinde âşıklık ve ozanlık geleneklerinin sürdürülmesi, tarihsel boyutuyla ele alınarak kayıt altına alınması sağlanmalıdır.
Zakirlik hizmetinin cemlerimizdeki yerinin ve öneminin güçlendirilerek, ihtiyacımız olan zakir yetiştirme programlarının projelendirilmesi teşvik edilmelidir.
Zakirlik hizmetinin icrasına yönelik çalışmalar yapılmasına, bu yönde gelişmeye açık canlarımızın dernek, vakıf ve Yol ehillerine yönlendirilmesi ve desteklenmesine özen gösterilmelidir.
Sözlü gelenek unsurlarının somut olmayan kültürel unsurlar çerçevesinde derlenmesi amacıyla tüm dernek, vakıf ve uluslararası projelerle acil olarak desteklenmeli, bu yönlü dernek ya da vakıf çalışmalarına destek verilmelidir.
ALEVİLİK VE GENÇLİK
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında insan hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun candır. İnancımızın ve varlık mücadelemizin sürdürülebilmesi için çocuklara ve gençlere özen gösterilmelidir. İnancımızı ve yaşam felsefemizi öğrenebilmeleri için dernek ve kurumlarımızda, çocuklara ve gençlere yönelik eğitim ve öğretim programları yapılmalı, özendirici projelerle desteklenmelidir. Özellikle gençlerin dernek ve kurumlarda temsiliyetine olanak verilmeli çalışmalara aktif olarak katılmaları sağlanmalıdır.
ALEVİLİK VE KADIN
Alevilikte kadının konumu kentleşme ile birlikte farklı inançların baskısı, inançsal etkisi altında kalmaya başlamıştır. Erkek egemen yaşamın bu dinsel ilişki ve yaptırımlarla birlikte Alevi yaşamına da taşınmıştır. Alevi yaşam biçimine uymayan bu toplumsal konumundan kaynaklı sorunların aşılabilmesi, Alevice hayata katılımı konusundaki çalışmaların cinsiyet ayrımı olmaksızın ancak kadınlar açısından pozitif ayrımcılık gözetilerek çalışmalar yapılması sağlanmalıdır. Alevi kadınının Ocaklardaki ve erkân hizmetlerindeki konumunun cinsiyet ayrımcılığına son verilerek, Ocaklardaki Pir Ana/Dede statüsünün bir ve eşit olduğu, hizmetlerde cinsiyetlere göre hizmet düzenlenmesinin yapılamayacağına önemle dikkat çekilmelidir.
Alevi inancının yürütüldüğü Cemevleri, kurumlar ve çeşitli alanlarda erkek dili ve hakimiyetinin cinsiyetçi, erkek egemen bir dilden eşitlikçi bir sınıra çekilerek kadınlarla hayatın her alanında öğretisel ilkeler gözetilerek Aleviliğin “Can” düsturuna uyulmalıdır.
ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN KONUMU ve YÖNETİCİLER
Değerlerimizin yaşayabilmesi, mücadelemizin amacına ulaşabilmesi ile gerçekleşebilir. Bu amaçla insanlığa yaraşır, evrensel değerleri kabul eden, farklılıkları zenginlik sayan, adaletli ve özgürlükçü bir Anayasa’nın hazırlanabilmesi kurumlarımızın ortak hareket etmesi ile mümkündür. Bunun gerçekleştirilebilmesi amacıyla örgütlerimizin organize olarak harekete geçirilmesi ve ortak öneriler ile güç birliğinin önünü açacak çabalarda bulunulmalıdır.
Bu amaçla evrensel güç birliğinin daha da yükseltilebilmesi amacıyla Avrupa ve Türkiye’deki Demokratik Alevi örgütlülüğünün içindeki dağınıklığın bir an önce giderilmesi, birlikte hareket etme potansiyelinin güçlendirilmesi, ilişkilerin belli bir protokole bağlanması gerekmektedir.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşilerin kendi tarih, kültür ve doğa mirasına sahip çıkmaları, sosyal ve siyasal değerlerin korunabilmesi ve kimlik mücadelesinden vazgeçilmemesi için örgütsel sorunlarımızın öncelikle Alevi kurumları arasında tartışılması, ortak bir akıl ve irade oluşturulması sağlanmalıdır. Dergahlar ve Alevi mirası restorasyon adı altında inançtan uzaklaştırılmaya çalışılıyor buna karşı mirasımıza sahip çıkmalıyız.
Alevi kurumlarına yönelik sözlü ve şiddet içerikli saldırılar son yıllarda bilinçli olarak örgütlenerek pratiğe dökülmekte ve Ortadoğu’da yaşanan vahşi din savaşlarının kurbanı olmamız için çaba harcanmaktadır. Bu şiddeti engelleyecek ya da tasfiye edecek herhangi bir caydırıcı etki görülmemektedir ve bulunmamaktadır. Yasaların bu tür şiddet ve baskı içinde bulunanları engelleyecek güçte olmadığı zaman zaman resmi devlet yetkilileri tarafından dile getirilmiştir. Bu nedenle örgütlerimizde bu tür durumlarda neler yapılabileceğinin üzerinde acilen durulmalıdır.
Alevi kurumsallığında, eşitlik ilkesi değerlerimize uygun olarak başta Alevilikte varolan kadın-erkek ve genel olarak bütün insanların eşitliğinin güncel hayatımızda ve kurumlarımızda etkin hale getirilmesi, örgütlerimizde kadın temsiliyetinin genişletilerek özendirilmesi gerekmektedir.
Farklı toplumsal kesimlerin şekillenmesinde, yaşam kalitelerinin belirlenmesinde, hak ve hukuklarının verilmesi ya da gasp edilmesinde temel işleve sahip olan şey, siyaset kurumudur. Bu sebeple Alevilerin siyasi mücadele alanında söz sahibi olmaları gerekli ve zorunludur. Fakat siyasette söz sahibi olmak – yer almak; siyasi alana malzeme olmak değil, siyaseti ve kurumlarını genelde; bütün ezilmişler, ötekileştirilmişler, yoksullar ve ezilenler lehine kullanmak, özelde de Alevilerin sorunlarının çözümü konusunda iyi değerlendirebilmektir.
Alevilerin kendileri dışında, kendi düşünce ve inançları ile örtüşen siyasi kurumlar ile Demokratik kitle örgütleri ile Emek örgütleri ile, ötekileştirilmiş farklı toplumsal kesim ve inanç kurumları ile ilkeli işbirliklerini güçlendirmesi zorunlu görülmektedir.
Alevi kurumları, partilerin içinde mücadele eden bireylerin peşine düşmek yerine, toplumun genel gelişimi üzerine siyasetler üretip, kendilerine uygun toplumsal gelişmelere hizmet edecek bir yol izlemelidirler. Demokratik kitle örgütlerinin bu anlamda milliyetçi politikalar izleyip buna göre bölünmesi yanlıştır, Aleviler bu oyuna gelmemelidirler.
Dernek ve kurumlarda görev alan tüm canların Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancına göre İkrarlı olması gerekmektedir. Bu inancın felsefe öğretisini biliyor ve uyguluyor olmasına önem verilmelidir. Ayrıca dernek ve kurum seçimleri de Aleviliğe uygun şekilde yapılmalıdır.
DEMOKRATİK ANAYASA TALEBİMİZ
Demokratik anayasanın en kısa sürede oluşturularak toplumun tüm kesimlerinin hak arayışlarının karşılanmasına; etnik ve dini ayrımların son bularak, ülkemizde laikliğin geliştirilmesine ve insan haklarının evrensel seviyeye taşınmasına, parlamenter rejimin yoksulluk politikaları izleyerek insanımızın yaşam koşulunun yükseltilmesi için çaba harcanması sağlanmalıdır.
Eşit bir yurttaşlık hakkı olan nitelikli eğitime erişimin önündeki engellerin kaldırılması, devletin en temel yükümlülüklerindendir. Örgün eğitimden başlayarak, tüm eğitim kademelerinde toplumun din ve inanç özelliklerinin farklılığı yok sayılarak İslam eğitimi esas alınmaktadır. Din dersi saatinin arttırılması ve imam hatiplerin arttırılmasına odaklanan eğitim politikalarının sorunları gidermek bir yana daha da derinleştirdiği açıktır.
Gerek ana dilde eğitimin önündeki engeller, gerekse eğitimin dini bir yapı kazanmaya zorlanmasının bir uzantısı olarak, zorunlu din derslerinin devam ediyor olması, Alevilerin eşit ve demokratik eğitim hakkı önündeki en temel engeller arasındadır.
Öte yandan eğitimde, hükümetin “Müslüman muhafazakar bir nesil yetiştireceğiz” söylemiyle başlattığı uygulamalar ise farklı inançlardaki yurttaşların eğitim hakkı önünde dışlayıcı biçimler kazanmaktadır. Yapılan eşitsiz yatırımların sonucunda, İmam Hatip Liseleri var olan talebin çok ötesinde bir sayıya yükselirken, bilimsel-laik eğitim veren liselerin sayısı bilinçli olarak talebin altında tutulmaktadır. Bunun sonucunda Alevi vatandaşlarımız lise eğitimi almak üzere İmam Hatip Liselerine yönlendirilmek gibi bir durumla karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Zorunlu din derslerinin devam ediyor olması; zorunlu-seçmeli “peygamber sevgisi” ve “Kuran-ı Kerim eğitimi” gibi derslerin müfredata sokulması gibi uygulamalar ise örgün eğitim içinde diğer inanç gruplarının tanınmadıklarının ve eşit yurttaşlar olarak algılanmadıklarının açık göstergeleridir.
Bugün uygulanması gereken en temel politika zorunlu din derslerinin kaldırılması ve laik eğitim anlayışının tam olarak uygulamaya başlanması olacaktır.
Bu nedenle tüm Alevi dernek ve kurumları, siyasetçileri, sanatçıları, aydınları ortak mücadele yürütmelidirler.
BARIŞ TALEBİMİZ İNANCIMIZ GEREĞİDİR!
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancı ve felsefesi 72 millete bir nazarda bakar, toplumsal barış ve her cana duyulan sevgi yolumuzun belirleyicisidir.
Bu nedenle biz Aleviler; coğrafyamızda yaşanan her türlü baskı, şiddet, katliam, adaletsizlik, sömürü ve ötekileştirmeye karşı toplumsal muhalefetin içinde etkin bir şekilde örgütlenmesinde yer alarak halklar arasındaki barış ve huzurun sağlanması için gerekli çaba ve çalışma içerisinde olduk ve daima olmak zorundayız.
Sessiz ve örgütsüz kesimlerin yığınlaştırılarak sömürülmesine, kent, ilçe, köy ve mahalleler arasında politik ve ekonomik ayrımlar yapılarak sindirilmesinin önüne geçilmesine, halkımıza yönelik provokasyon ve katliam çabalarına karşı uyanık olunmasına, çok yönlü korunma yöntemlerinin ve stratejilerin geliştirilmesine ve uygulanmasına, yaşanan en küçük bir provokasyon ya da tehdit karşısında dahi güçlü ve örgütlü irade gösterilmesine çaba sarf etmeliyiz.