Etiket: hüseyin karababa

  • Sivas Katliamı Davası uluslararası mahkemelere taşınıyor!-VİDEO

    Sivas Katliamı Davası uluslararası mahkemelere taşınıyor!-VİDEO

    PİRHA – Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğratılması ardından Karababa ailesi, uluslararası mahkemelere başvurma kararı aldı. Hollanda devletinin de hukuk mücadelesinde sorumlulukları olduğunu vurgulayan Hüseyin Karababa, “Lahey ile AİHM, bir karar verecek ve ‘Bu insanlığa karşı suçtur. Ya da değildir’ diyecek. Bizler herhangi bir şekilde para beklentisi içerisinde değiliz. Bir tek cümle bekliyoruz; ‘Bu insanlık suçudur’ ya da ‘değildir’” diye konuştu.

    Suriye’deki Alevi soykırımı sürerken Türkiye’de ise Karababa ailesi, benzer bir katliamda yaşamını yitiren kardeşleri için hukuk mücadelesine devam ediyor.

    1993 Sivas Katliamı’nda katledilen isimlerden biri olan Gülsün Karababa için aile fertleri, adalet için uluslararası mahkemelere başvuracak.

    Sivas Katliamı’na ilişkin son dava, firari üç sanık üzerinden yürütülüyordu. 14 Eylül 2023’te görülen son duruşmayla birlikte dava zamanaşımı gerekçesiyle düşürülmüştü. Hukuki sürecin tamamlanmadığını düşünen Gülsün Karababa’nın abi ve kardeşleri, Sivas Katliamı’nın ‘insanlığa karşı işlenen suçlar’ kapsamında olduğunu belirterek Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracaklarını duyurdu.

    BİRÇOK KAYIP YAKINI, DAVANIN SONUCUNU DAHİ GÖREMEDİ!

    Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Anayasa Mahkemesi’ne 2014 yılında başvuru yaptıklarının altını çizerek “Üzerinden 12 yıl geçti. Anayasa Mahkemesi’nin kendi içtihatları gereği bir davayı ele aldığı an 24 saat içerisinde de bitirebilir, 8 yıl 25 gün sonra kesin sonuca erdirmek zorundadır. Ancak bizim 4 yıllık bir kaybımız var” diye konuştu.

    Anayasa Mahkemesi’nin “4 yıllık hak gaspı” yaptığını söyleyen Karababa, aile olarak verdikleri hukuk mücadelesini şöyle özetledi:

    “Benim anam, davanın sonucunu görmeden Hakk’a yürüdü! Yeter Sivri, Sadık Metin, Mehmet Metin, Mehmet Türk, davanın sonucunu göremeden Hakk’a yürüdü. Anayasa Mahkemesi bugün dahi davayı bekletiyor, sonuçlandırmıyor. Bunun dışında, bizim bilgimiz dahilinde olmadan avukat Şenal Saruhan, bizim adımıza tazminat davası açmış. Bizim vekaletimiz olmadan 100 bin lira gibi bir para belirlemiş. Buna itirazlarda bulundum. Anayasa Mahkemesi’nin kendisini mahkemeye verdim.”

    “YAPMADIĞIM KALMADI!”

    Türkiye’deki tüm iç hukuk yollarına başvurduklarını söyleyen Hüseyin Karababa, Sivas davasını yakın zamanda Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne, yani Lahey’e götüreceğini de belirtti. Konuya ilişkin 20 avukatla birlikte 6 Aralık’ta Ankara’da bir de basın toplantısı yapacaklarını duyuran Karababa, şunları aktardı:

    “Dava dosyasını ben Lahey’e, kardeşlerim de AHİM’e götürecek. Lahey’e götürürken şuna dikkat etmek lazım; Sivas Katliamı’nda hayatını kaybeden Carina Cuanna Thuijs, Hollandalı bir vatandaş. Hollanda Devleti vatandaşının cenazesini buradan götürdü ama davasına hiçbir zaman sahip çıkmadı. Bir sürü girişimlerde bulundum; kitaplara yazdım, kendilerine gittim, protesto yaptım. Yani yapmadığım kalmadı.

    Lahey, Hollanda’nın önemli bir şehri. Uluslararası Ceza Mahkemesi de orada. Hollanda kralına çağrı yapıyorum; Senin vatandaşın yakılarak öldürülmüş, mahkemesi de kapınıza kadar gelmiş! Muhatabım sadece Hollanda’nın kralı Willem Alexander’dır. Onun için önümüzdeki günlerde Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Derneği, 10 Ekim Derneği, Divriği Derneği ve Ankara Barosu olarak Hollanda elçiliğiyle de bir görüşmemiz olacak. Krala diyoruz ki ‘vatandaşına sahip çık’”

    “TEK TALEBİMİZ ‘İNSANLIĞA KARŞI SUÇ’ MADDESİ”

    “Türkiye Cumhuriyeti’nin mahkemelerinin vereceği kararı en baştan biliyordum” diyen Karababa, tek amaçlarının “İnsanlığa karşı suç” kriterini kabul ettirmek olduğunu vurguladı. “Tazminat istemiyoruz” diyen Karababa, şöyle devam etti:

    “Ben sistem dışı yaşayan bir adamım, sistem içi değilim, sisteme karşıyım. Zaten biliyordum sonucun böyle olacağını. Ama ben ne kadar sonuçsuz kalmışsam onlar da o kadar sonuçsuz kalmış. Yani Anayasa Mahkemesi çakılmış, kıpırdayamaz durumda. O anlamda Lahey ile AİHM, bir karar verecek ve ‘Bu insanlığa karşı suçtur. Ya da değildir’ diyecek. Bizler herhangi bir şekilde para beklentisi içerisinde değiliz. Bir tek cümle bekliyoruz; ‘Bu insanlık suçudur’ ya da ‘değildir’. Beklentim bu.

    “SOYKIRIM KONUSUNDA İDDİALIYIM”

    Konuyla ilgili 6 Aralık saat 16:00’da yapılacak basın toplantısı için katılım çağrısı da yapan Hüseyin Karababa “Çok önemli bir hukuki çalışma yaptık. Hazırlamış olduğum ‘Alevi Soykırımı’ isimli kitabımın da özeti niteliğinde bir çalışma. Topluma ‘Burada bir Alevi soykırımı yapıldı’ diyoruz. Sivas Katliamı, zincirin halkalarından birisidir. Alevi soykırımına dair kronolojik sıra ta Hallac-ı Mansur’dan başlayarak cumhuriyet dönemini de kapsamakta. Dolayısıyla bu işte yetkin olan avukatlardan faydalandım. Alevi soykırımı çok açık ve net. Nürnberg mahkemeleri olsun Roma statüsü olsun, tümünü buraya koydum. Dünyada yaşanmış olan soykırımların birebiri Aleviler üzerinde zincirleme yapıldı. Amaç Anadolu’dan Alevilerin kökünü kaldırmaktı. İnsanlığa karşı bir suç konusunda hiç kimsenin diyebileceği bir şey yok. Ama soykırım konusunda ben iddialıyım. Yapacağımız basın açıklamasında gelenlere hukuksal gerekçelerimizi anlatacağız. 6 Aralık’ta Mithatpaşa Caddesi 36/C adresindeki kitapçı dükkanımızda basın açıklaması yapıp Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gittiğimizi kamuoyuna duyurmuş olacağız” diye konuştu.

    İNSANLIK SUÇUNA DAİR İMZA KAMPANYASI KARARI!

    Uluslararası mahkemelere yapılan başvuru ardından bir de imza kampanyası başlatacaklarını söyleyen Karababa, konunun detayına dair şu bilgileri paylaştı:

    “İmza kampanyasını en tepeden başlatacağız. ‘Sivas Katliamı insanlık suçudur. İmzalıyor musunuz?’ diye soracağız. Devlet Bahçeli’den Tayyip Erdoğan’dan başlayarak yürüyeceğiz. Bizim alnımız açık, başımız dik. Bizi öldürmüşler! Artık kimseden sakınacak, çekinecek bir tarafımız yok. Artık dava o kadar basitleşti ki ‘Bu bir insanlık suçu mudur, değil midir?’ noktasına geldi.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

     

  • Madımak’ta katledilen Handan Metin’in babası Sadık Metin Hakk’a uğurlandı-VİDEO

    Madımak’ta katledilen Handan Metin’in babası Sadık Metin Hakk’a uğurlandı-VİDEO

    PİRHA- Madımak Katliamı’nda kızı Handan Metin’i kaybeden ve yıllardır adalet mücadelesini sürdüren Sadık Metin, Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nden Hakk’a uğurlandı. Metin, Sivas Divriği’de toprağa sırlanacak. 

    2 Temmuz 1993 yılında Pir Sultan Abdal’ı anmak için gittikleri Sivas’ta radikal dinci, faşist kalabalık tarafından yakılarak katledilen 33 candan Handan Metin’in babası Sadık Metin Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nden Hakk’a uğurlandı. Metin, toprağa sırlanmak üzere 22.00’de Sivas Divriği’ye götürülecek.

    Sadık Metin’in Hakk’a uğurlama erkanına Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Madımak aileleri, DAD Ankara Şubesi yönetimi, çok sayıda Alevi kurum ve siyasi parti temsilcileri ile birlikte çok sayıda seveni katıldı.

    Hakan Erol Dede’nin yürüttüğü erkanda ayrıca nefesler ve deyişler seslendirildi.

    “BÜYÜK BİR AZİMLE MÜCADEYE DEVAM ETTİ”

    Sadık Metin’in yeğeni Müslüm Metin, tarifi olmayan bir acı yaşandığının altını çizerek, “Amcam çok beyefendi bir adamdı. Ailemiz adına gelen herkese teşekkür ediyorum. Handan’ına kavuştu, 33 canına kavuştu” diye konuştu.

    Sadık Metin’in kızı Şehriban Metin, “Babam için buradayız” diyerek, “Babam bir gün bana bütün dünya Alevi olacak demişti. Bütün dünya adaletten yana olacak demişti. Biz de onunla mücadelenin içerisinde olmaya çalıştık. Babam mücadeleye büyük bir azim ile devam etti. Bu son salıvermelerden sonra bedeniniz ve ruhunuz artık direnemiyor” ifadelerini kullandı.

    “BİR HAFIZAYI UĞURLUYORUZ”

    Metin’in oğlu Doğan Metin, “Bugün burada büyük bir acıyı paylaşmak için toplandık. O sadece bir baba, bir dost, bir eş değil. Bir şair, bir sanatçıydı. Bugün onu uğurlarken sadece bir insanı değil bir hafızayı, bir sanatı uğurluyoruz” dedi.

    “AİLELERİN HAKLARI GASP EDİLMİŞ DURUMDA”

    Madımak ailelerinden Hüseyin Karababa ise Anayasa Mahkemesi’nin haklarını gasp ettiğini belirterek, “Üst üste dava arkadaşlarımı kaybediyoruz. 11 yıldır Anayasa Mahkemesi’nde duran bir davamız var. Ailelerin hakları gasp edilmiş durumda. Bu insanlar davalarının sonuçlarını görmeleri gerekiyordu. Devlet bize bu son salınmalarla savaş açtı. Anayasa Mahkemesi bizim haklarimizi gasp etti” diye konuştu.

    Erkânın ardından lokmalar pay edildi.

    PİRHA/ANKARA

  • Hüseyin Karababa Anayasa Mahkemesi’nden şikayetçi oldu: Haklarımız gasp edildi-VİDEO

    Hüseyin Karababa Anayasa Mahkemesi’nden şikayetçi oldu: Haklarımız gasp edildi-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Sivas Madımak Davası 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’ne gittiğini ancak geçen sürede dosyanın ele alınmadığına dikkat çekerek, Anayasa Mahkemesi’nden şikayetçi oldu.

    2 Temmuz 1993’te yapılan Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları başvurunun 11 yıl geçmesine rağmen karara bağlanmamasına ilişkin AYM’den şikayetçi oldu.

    “AYM BİZE KARŞI SUÇ İŞLEDİ”

    Kanser tedavisi gördüğünün altını çizen Hüseyin Karababa, “Bu davayı bırakamazdım. Anayasa Mahkemesi’ni ilk defa Türkiye’de mahkemeye veren benim. Gerekçem; 2014 yılında, bireysel başvuru hakları Anayasa Mahkemesi’ne verildiği gün biz içeriye dosyamızı verdik. Sivas Madımak Davası 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’ne gitmiş, yıl 2025 olmuş yani 11 yıllık bir sürede dosya ele alınmamış durumda. Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarına baktığımız zaman der ki; ‘dosya bize geldiği anda bir gün içerisinde karara bağlayabiliriz, 8 yıl 25 gün içerisinde de karara bağlayabiliriz’. 11 yıldır bekliyor bizim davamız. Bu süreç içerisinde başta anam 3 ay oldu Hakk’a yürüdü, Asuman’ın annesi Yeter Sivri Hakk’a yürüdü, İnci Türk’ün babası Mehmet Türk Hakk’a yürüdü, Sait Metin’in babası Mehmet Metin Hakk’a yürüdü. Bu insanların hakları gasp edildi, mahkemelerin sonucunu göremediler. 3 yıllık bir hak gaspı var. Bu Anayasa Mahkemesi’nin bize karşı işlemiş olduğu bir suçtur” dedi.

    “BİZ DAVAYI LAHEY’E GÖTÜRECEĞİZ”

    Uluslararası Ceza Mahkemelerine gitmelerinin de önünün açılmış olduğunu belirten Karababa, hiç kimseden destek göremediğini aktararak şunları söyledi:

    “Bana karşı suç işlemiş durumda. Biz davayı LAHEY’e götüreceğiz. Hollanda’da olan bu Uluslararası Ceza Mahkemesi insanlığa karşı suçlar ve soykırıma bakan bir mahkeme.  Bu davada bir de Hollandalı bir kadın katledildi, Carina Cuanna Thuijs . Dolayısıyla Hollanda’nın vatandaşının katledildiği bir davayı biz dosya olarak Hollanda’nın başkentine götürmüş oluyoruz. Onları da birinci dereceden ilgilendiren bir dava söz konusu. Çünkü vatandaşlarına 32 yıldan beri sahip çıkmadılar. Madımak Oteli’nin olduğu yerde aldılar cesedini ama dönüp de bunu kim öldürmüş, niye öldürmüş diye bakmadılar, avukat görevlendirmeler. Hollanda Kralı Alexander bu anlamda büyük bir suç işlemiş olduğu vatandaşına sahip çıkmayarak.

    İnatla Hollanda’yı bu işe dahil etmek için mücadele vermekteyim, bu mücadelede hiç kimse tarafından herhangi bir destek görmüyorum. Ne Alevi örgütleri, ne kurumları, ne kuruluşları, ne Hollanda’daki Alevi Federasyonu, ne Avrupa’daki Alevi Federasyonu destek verdiler. Hukuken yüzde yüz haklı olduğum bir dava üzerinden yol götürüyorum.”

     “ANKARA BAROSU’NUN DA DESTEK VERECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM”

    30 yıl sonra Ankara Barosu’nun da bu davaya müdahil olduğunu belirterek, “Dolayısıyla LAHEY’e giderken evrakların çalışması noktasında Ankara Barosu’ndan destek talebinde olacak bu günlerde. Bu davayı Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne beraber götüreceğimizi, onlardan destek alacağımı, onların da davaya müdahil olduğu için destek vereceklerini düşünüyorum. En azından mahkemeye nasıl başvuracağım noktasında bana yardımcı olacaklarına inanıyorum” diye konuştu.

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

  • Karababa, Hollanda Kralı Willem Alexander’a dilekçe yazdı

    Karababa, Hollanda Kralı Willem Alexander’a dilekçe yazdı

    PİRHA- Hüseyin Karababa, Hollanda Kralı Willem Alexander’a yazdığı dilekçede, Madımak Katliamı’nda Hollanda vatandaşı Carina Cuanna Thijs’in de yakılarak katledildiğini hatırlatarak, “Hollanda gibi demokratik bir ülkenin vatandaşına sahip çıkmamış olması biz aileler ve Alevi toplumunca hayretle karşılandığını belirtmek isterim” dedi.

    Madımak Katliamı’nda kardeşi Gülsüm Karababa’yı kaybeden Hüseyin Karababa, Hollanda Kralı Willem Alexander’a dilekçe yazdı.

    “DAVAMI SONUNA KADAR AMANSIZCA SÜRDÜRDÜM”

    Karababa, Willem Alexander’a Ankara Elçiliği aracılığı ile defalarca mektuplar gönderdiğini, ancak bir cevap alamadığı belirterek, “1993 yılı 2 Temmuz günü Türkiye’nin Sivas şehrinde İslamcı şeriatçılar tarafından otuz üç sanatçı, şair ve araştırmacı Madımak Oteline sıkıştırılmak suretiyle yakılarak katledildiler. Bu katliamda kız kardeşim Gülsün Karababa’yı kurban verdim. O tarihte Almanya’nın Hamburg şehrinde halk ozanı bir müzisyen ve yazar olarak çocuklarımla mütevazı bir yaşam sürdürüyordum. Bu katliamının ardında zorunlu olarak Türkiye’ye döndüm. Otuz iki yıldır devam eden ve yeni sona ermiş olan hukuk mücadelesi verdim. Hukuk davasının takipçisi olmam nedeniyle gerek Türkiye  devleti gerekse İslamcı şeriatçıların saldırılarına maruz kaldım. Vücudumun çeşitli yerlerinden kalıcı ağır yaralar aldım. Ama pes etmedim. Davamı sonuna kadar amansız bir şekilde sürdürdüm” dedi.

    “HOLLANDA’NIN VATANDAŞINA SAHİP ÇIKMAMASI ALEVİ TOPLUMUNCA HAYRETLE KARŞILANDI”

    Dilekçesinde katliamda Hollanda vatandaşı Carina Cuanna Thijs’in de yakılarak katledildiğini hatırlatan Hüseyin Karababa, “Carina’ya otuz iki yıl sahip çıkan olmadı. Hollanda devleti hukuksal sürece dahil olmadı. Davaya bir avukat dahi katmadı. Büyükelçiliğinize defalarca başvuruda bulundum. Hollanda Parlamentosunda Türk milletvekilleriniz aracılığıyla bu konuda defalarca soru önerge verdirdim. Nihayetinde devletiniz 28 yıl sonra, 2021 yılında Ankara Elçiliğinizden iki gözlemci göndererek davaları izledi ve tutanaklar tutup Hollanda Dışişleri Bakanlığına rapor ettiler. Yine 2021 yılında Carina ve otuz iki yol arkadaşının katledildiği Madımak Otelini, elçilik görevlileri, biz yakınları katledilmiş ailelerle birlikte ziyaret etmiş oldular. Hollanda gibi demokratik bir ülkenin vatandaşına sahip çıkmamış olması biz aileler ve Alevi toplumunca hayretle karşılandığını da belirtmek isterim” diye ekledi.

    “HUKUK MÜCADELESİ VERİRKEN KOLON KANSERİ OLDUM”

    Hollanda Kralı Willem Alexander’a seslenen Hüseyin Karababa, dilekçede hukuk mücadelesini sürdürürken kolon kanserine yakalandığını belirti. Karababa, şu ifadeleri kullandı:

    “Kız kardeşim Gülsün Karababa’nın ve vatandaşınız Carina’nın zor şartlar altında hukuk mücadelesini sürdürürken kolon kanserine yakalandım. Şu an kemoterapi tedavisi görmekteyim. Türkiye’nin sağlıkta ne denli geri bir ülke olduğunu sizler çok iyi bilmektesiniz. Vatandaşınızın otuz iki yıl hukukunu korumak ve mücadelesini vermekten Hollanda devletiyle illiyet bağım olduğunu düşünmekteyim.

    Bir aktivist, müzisyen ve yazar olarak sizden talebim, benim kolon kanser tedavimi ülkeniz Hollanda’da, tam teşekküllü bir hastanede yaptırmanız ve benim sağlığıma yeniden kavuşmamı sağlamanızdır. Yaşamınızda sağlıklı günler diler saygılarımı sunarım.”

    PİRHA/ANKARA

  • Av. Şenal Sarıhan: Bütün ailelerin her aşamada bilgileri oldu-VİDEO

    Av. Şenal Sarıhan: Bütün ailelerin her aşamada bilgileri oldu-VİDEO

    PİRHA – Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, talep ve bilgisi dışında Anayasa Mahkemesine tazminat başvurusu yapılması sebebiyle Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında geçen günlerde suç duyurusunda bulundu. İddialara cevap veren Av. Şenal Sarıhan, davanın her aşamasından ailelerin haberdar olduğunu belirtti. 

    2 Temmuz 1993’te yapılan Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Avukat Necati Yılmaz ile Şenal Sarıhan hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

    “Görevi kötüye kullanma” iddiasıyla suç duyurusunda bulunan Hüseyin Karababa, kardeşinin katledilmesi üzerine açılan ceza soruşturması ve devamındaki davayı takip etmek üzere Necati Yılmaz’a vekalet verdiğini vurguladı. Karababa, Av. Yılmaz’ın, bir süre sonrasında davayı Av. Sarıhan’a ilettiğini belirtti. Avukat Şenal Sarıhan’ın ise dava kapsamında aileler adına tazminat başvurusunda bulunduğunu söyleyen Karababa, bu sebeple rahatsızlık duyduğunu ifade etti. Hüseyin Karababa, aile bireylerinden Deniz Karababa’nın da aynı gerekçelerle suç duyurusunda bulunacağının altını çizdi.

    Av. Şenal Sarıhan konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “1993’TE SÖZCÜ AVUKATLARDAN BİRİ OLARAK GÖREVLENDİRİLDİM”

    Katliam yaşandığı zaman Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı altında oluşturulan müdahil avukat grubunda sözcü avukatlardan biri olarak görevlendirildiğini hatırlatan Şenal Sarıhan, “1993 yılında ortaya çıkan bu katliam sonrasında ben o sırada Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı olarak görev yapıyordum. Baroların hemen hemen bütünü, bizim derneğimiz aynı zamanda siyasi partilerin avukatları ve her birimiz bu katliam karşısında insanlığa karşı işlenmiş bir suçun var olduğu, aynı zamanda orada atılan ‘Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak’ sloganları yönünden de Türkiye Cumhuriyeti aleyhine de bir eylem olduğu gerekçesiyle bu davada taraf olmak istedi, yananların ailelerinin yanında olmak istedi ve bütün bu gruplar birleştik. Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı altında, birliğin bünyesi içinde bir müdahil avukat grubu oluşturuldu. Ben o dönemde yaptığım görev nedeniyle sözcü avukatlardan biri olarak görevlendirildim” dedi.

    “KARABABA AİLESİNİN BANA DOĞRUDAN VERİLMİŞ VEKALETLERİ VAR”

    Vekaletleri aldıktan sonra isteyenlere vekaletlerin tevkil edilmesi için, ailelere bir kolaylık olsun diye Necati Yılmaz’a sorumluluk verildiğini belirten Sarıhan, “Necati Yılmaz arkadaşımız o tarihte bir demokratik kitle örgütü başkanıydı. Türkiye Barolar Birliğinden Sayın Önder Sav’ın ve hepimizin de hazır bulunduğu arkadaş topluluğu içinde vekaletlerin alınması ve vekaletleri aldıktan sonra isteyenlere vekaletlerin tevkil edilmesi için ailelere bir kolaylık olsun diye, aileler yorulmasınlar diye Necati Yılmaz arkadaşımıza sorumluluk verildi. Hatırladığım kadarıyla 300 veya 600’e kadar tevkil verildi. Ben de tevkil verilenlerden biriyim. Ayrıca bana verilmiş bireysel vekaletler de var. Özellikle Karababa ailesinin ve diğer aile bütün bireylerinin bende doğrudan verilmiş vekaletleri de var” diye konuştu.

    “KARABABA, BENİM O DAVADA AVUKAT OLDUĞUMU BİLİYORDU”

    Bu davanın 1993 yılından bu yana sürdüğünün altını çizen Sarıhan, ailelerin her aşamada bilgi sahibi olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Yargılamada yani ilk yakalananlar yönünden yargılama 2002 yılı itibariyle sonuçlandı. Cafer Erçakmak ve arkadaşları diye devam eden dava ikinci dava olarak devam etti ve bu davanın bitiminden sonra yine o tarihte Karababa benim o davada avukat olduğumu kendilerinin ve bütün ailesinin avukatı olduğumun bilgisi içindeydi. Biz önce Türk hukuk sistemine göre Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurmak gerektiği için Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin önderliğinde ailelere çıkardığı çağırılarla, bir toplu vekaletle biz bu işleri sürdürmeye çalıştık. Bütün ailelerin her aşamada bilgileri oldu. Sayın Karababa’nın da bu konuda bilgisi oldu. 20 yıllık süre dolmaya yakın insanlığa karşı işlenmiş suçlardan zaman aşımı olmaz diyerek Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk.”

    “ANAYASA MAHKEMESİ’NE BAŞVURMADAN ÖNCE İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’NE GİTMEMİZ MÜMKÜN DEĞİL”

    Şenal Sarıhan, Hüseyin Karababa’nın İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yapmadığı yönündeki iddialarına şu cevabı verdi:

    “Karababa’nın size yaptığı açıklamada benim böyle bir başvurum olmadığından söz ediliyor bu tamamen zaman aşımı sorunun insanlığa karşı işlenmiş suçlarda olmayacağı, yaşam hakkımızın ihlal edildiği 2’nci bir davamız daha oldu, 3 aşamada yürüyen dava. Bu onunla ilgili de uzayan yargılamada başvuruda bulunduk. Çünkü 30 yıla yaklaşmış oldu biliyorsunuz yakın zamanda da bitti. Hukuken Anayasa Mahkemesi’ne başvurmadan önce bizim İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmemiz mümkün değil, bugünkü kurallar bunlar.”

    “BEN BU DAVANIN GÖNÜLLÜ AVUKATIYIM”

    Sarıhan, tazminat istendiği iddiasına ise şu yanıtı verdi:

    “Tazminat ailelerin mağduriyeti sebebiyle ortaya çıkan bir durum, yoksa ölüm karşılığı olan değil, onu zaten aldılar. O davada benim hiçbir rolüm de yok. O vakit bir grup arkadaşımıza yine görev verildi ve Sivas İdari Yargıya başvuruldu, oradan tazminatlara hükmedildi ve o tazminatları o ailelere, o dönemdeki avukat arkadaşlarımız tarafından dağıtıldı. Ben ceza davasında sorumluluk alan arkadaşlardan biriydim ve bildiğiniz gibi bunu utanarak söylüyorum ama toplu davaların da kaderi budur. Ben 32 yıldır bu davayı takip ediyorum. Neredeyse bu davayı yürüten tek kişiyim. O tarihten bu tarihe bunu bir sorumlulukla, hem insanlığa karşı duyduğum bir sorumlulukla, hem ülkeme karşı duyduğum sorumlulukla hem de adalete karşı olan görevim sebebiyle sürdürüyorum. Bugün Hüseyin Karababa’nın mücadele etmesi gereken başka yerler varken benimle tartışmaya girmesini doğru bulmuyorum. Adeta benim bir tazminat peşinde olduğumu söylüyor. Herkes bilir ki ben bu davanın gönüllü avukatıyım. Gönüllülüğün ne anlama geldiğini burada anlatmaktan da utanırım.”

    “UTANILACAK YA DA HUKUKA AYKIRI HERHANGİ BİR EYLEMİM OLMADI”

    Hüseyin Karababa’nın iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunan Şenal Sarıhan, “İlginç olan yıllardır biz Karababa’yla aynı mahkemelerde görev yapıyoruz. Geliyor, katılıyor sonuç olarak. Muratların olduğu (firari sanık Murat Songur ve Eren Ceylan) yeni biten davaya kadar, başından sonuna kadar ilk aşamalarda onu görmedim. Geçen yıl Karababa sürekli beni aşağılamaya, kamuoyu gözünde incitmeye, alçaltmaya çalıştı ve bu konuda benim de hakkımdır dava haklarımı kullanmak. Ben onların acılarına hürmet ederek bugüne kadar bunu yapmadım. 1 yıl önce bu arkadaşın vekaletinden ve ailenin de vekaletinden çekildim. Çünkü bana karşı bir güven sorunu varsa ben artık orada duramazdım ve ayrıldım. Şimdi kalkıp, 1 yıl değil 32 yıl sonra kalkıp da bizim bilgimiz dışında şöyle olmuş, böyle olmuş demek doğru değil. Bugün bütün ailelerin bilgisi içindedir, her şey Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin bilgisi dahilindedir. Bu davanın sorumluluğunu almaya hazır olan bütün meslektaşlarımın da bilgisi vardır. Bu konuda utanılacak ya da hukuka aykırı herhangi bir eylem ve işlemim olmadığı inancındayım. Yine de onların acılarına saygı duyarım bu başka bir meseledir” diye ekledi.

    Av. Necati Yılmaz ise Hüseyin Karababa’nın kendisi hakkında suç duyurusunda bulunmasına ilişkin herhangi bir açıklama yapmayacağını belirtti.

    Buse Nehir Demir-Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    Hüseyin Karababa’dan, Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında suç duyurusu!

     

  • Hüseyin Karababa’dan, Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında suç duyurusu!

    Hüseyin Karababa’dan, Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında suç duyurusu!

    PİRHA – Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, talep ve bilgisi dışında Anayasa Mahkemesine tazminat başvurusu yapılması sebebiyle Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında suç duyurusunda bulundu. Karababa, ifadesinde “Anayasa Mahkemesinin başvuruyu kabul ederek tazminat ödenmesine karar vermesi halinde AİHM başvuru hakkım da tamamen ortadan kalkacaktır” dedi.

    2 Temmuz 1993’te yapılan Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Avukat Necati Yılmaz ile Şenal Sarıhan hakkında Ankara Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

    “Görevi kötüye kullanma” iddiasıyla suç duyurusunda bulunan Hüseyin Karababa, kardeşinin katledilmesi üzerine açılan ceza soruşturması ve devamındaki davayı takip etmek üzere Necati Yılmaz’a vekalet verdiğini vurguladı. Ağabey Karababa, Av. Yılmaz’ın, bir süre sonrasında davayı Av. Sarıhan’a ilettiğini belirtti. Avukat Şenal Sarıhan’ın ise dava kapsamında tazminat başvurusunda bulunduğunu söyleyen Karababa, bu sebeple rahatsızlık duyduğunu ifade etti. Hüseyin Karababa, aile bireylerinden Deniz Karababa’nın da aynı gerekçelerle suç duyurusunda bulunacağının altını çizdi.

    “ONAYIM DIŞINDA VEKALETNAME VERİLDİ”

    Hüseyin Karababa, şikayet nedeni olarak şu ifadelere yer verdi:

    “Necati Yılmaz, davayı bizzat takip etmediği gibi Ankara 16. Noterliğinin 14 Şubat 1994 tarih 06859 sayılı vekaletname ile 2. Şüpheli Şenal Sarıhan ve bir dizi başka avukata bana vekalet etmesi için bilgi ve onayım dışında vekaletname vermiştir. 1. şüpheli Necati Yılmaz 2018 yılında avukatlık mesleğini bırakmış noter olarak çalışmaya başlamış Böylece aslında vekillik görevi ve tarafımızın vekili olma hasebiyle verdiği vekaletnamede sona ermiştir.

    Hal böyleyken basında Anayasa Mahkemesine tarafımın da adı geçer şekilde tazminat başvurusu yapıldığına ve dosyanın ele alınacağına dair haberler yer alınca şaşkınlık yaşadım. Haberlerin çıkmasının hemen devamında 16.07.2024 tarihinde Anayasa Mahkemesine dilekçe ile başvurarak varsa adıma açılmış dosya veya dosyaların bilgilerinin ve belgelerinin birer örneğinin verilmesini talep ettim.

    Anayasa Mahkemesi tarafından bana verilen belgelerden adıma yapılmış 2014 / 1374 sayılı 12.08.2014 tarihli ve 2019/14527 sayılı 08 05 2019 tarihli 2 tazminat başvurusunun 2. şüpheli Şenal Sarıhan tarafından vekil sıfatıyla yapıldığını büyük bir şok ve şaşkınlıkla öğrendim. 2. şüpheli Şenal Sarıhan’a hiçbir zaman vekaletname vermediğim; dava ve Anayasa Mahkemesine başvuru için talimat vermediğim; hatta bu konularda kendisiyle hiçbir bilgilendirme ve iletişim içinde olmadığım için konuyu araştırdığımda; şüpheli Sarıhan’ın bilgim dışında birinci şüpheli Necati Yılmaz’dan adıma verilen vekaletname ile bu işlemleri yürüttüğünü Anayasa Mahkemesine tazminat başvurusunda bulunduğunu öğrendim.

    Şüpheli Şenal Sarıhan’ın şüpheli Necati’nin verdiği vekaletnameye dayanarak yaptığı 2019 tarihli başvuru sırasında şüpheli Necati’nin artık avukatlık mesleğinin bırakmış olduğunu dolayısıyla bu vekaletnameye dayanarak işlem yapamayacağını belirtmeyi zorunlu görüyorum. Diğer yandan bu kadar önemli bir işlem olan Anayasa Mahkemesine tazminat başvurusunda talimatım olmaması tarafımın hiçbir bilgisinin olmaması Ayrıca suç teşkil etmektedir.

    Tarafımca Anayasa Mahkemesine başvuru yapılsaydı dahi tazminat talebi değil; zamanaşımı kararı ile sonuçlandırılan dosyaya suçun ‘insanlığa karşı işlenmiş suç olduğunun tespiti ve zamanaşımı kararının usul ve yasaya aykırı olduğunun tespiti’ dolayısıyla sanıklar hakkında ceza tayini talebiyle başvuru yapmayı düşüneceğimi de beyan ediyorum. Hal böyleyken talep ve bilgim dışında tazminat başvurusu yapılması hatta talep edilen tazminat miktarının dahi -ki talep edilen miktar ülkemiz ekonomik koşullarında çok komik bir miktardır- 2. şüpheli tarafından tek başına onay ve bilgimiz olmadan belirlenip talep edilmesi suç oluşturmaktadır.

    Anayasa Mahkemesinin başvuruyu kabul ederek tazminat ödenmesine karar vermesi halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başvuru hakkım da tamamen ortadan kalkacak; büyük bir katliam davası böylelikle görevini kötüye kullanıp suç işleyen avukat şüpheliler eliyle kapatılmış olacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • O, Madımak analarının anasıydı; Sultan Karababa deyişlerle Hakk’a uğurlandı-VİDEO

    O, Madımak analarının anasıydı; Sultan Karababa deyişlerle Hakk’a uğurlandı-VİDEO

    PİRHA-1993’te Madımak Oteli’nde katledilen 33 candan biri olan Gülsüm Karababa’nın annesi Sultan Karababa, Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nden deyişlerle Hakk’a uğurlandı. Kızı Zeynep Karababa burada yaptığı konuşmada, “Onu Pir Sultan’ın, 33 güzel insanın ve Gülsüm’ün kalbine gönderiyorum” dedi. Oğlu Hüseyin Karababa da, “Ben onu Pir Sultan Abdal’ın kızı olarak gördüm. O olmasaydı bu dava (Madımak Davası) yürümeyecekti. O bizim direncimiz oldu. Bir anne değil, bir savaşçıydı. O Madımak analarının anasıydı” diye konuştu.

    Dinci/faşist kalabalıklar tarafından devletin gözü önünde 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde katledilen 33 kişiden biri olan Gülsüm Karababa’nın annesi Sultan Karababa, önceki akşam (17 Eylül) Ankara’da Hakk’a yürüdü.

    Hüseyin Abdal Ocağı evladı Sultan Karababa için Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nde Hakk’a uğurlama erkanı yapıldı.

    ZEYNEP KARABABA: ANNEM ÇOK ONURLU, ÇOK GÜZEL BİR KADINDI

    Dertli Divani ile Hakan Erol Dede’nin yürüttüğü erkanda konuşan Sanatçı Zeynep Karababa, “Çok onurlu, çok güzel bir kadındı. Babamın adına türküler yazdığı Pir Sultanıydı. Dik başlı biriydi. Geleneğin en güzel temsilcisi bir ailenin terbiyesiyle bizim sanatımıza, hayatımıza yön verdi. Onu Pir Sultan’ın, 33 güzel insanın ve Gülsüm’ün kalbine gönderiyorum” dedi.

    HÜSEYİN KARABABA: BİR ANNE DEĞİL, BİR SAVAŞÇIYDI

    Oğlu Hüseyin Karababa da annesi Sultan Karababa’yı kastederek, “30 yıldır bu mücadeleyi (Madımak Davası) bu kadın yürüttü, bu kadın sürdürdü. Burayı bir evi olarak gördü. Ben onu Pir Sultan Abdal’ın kızı olarak gördüm. O olmasaydı bu dava yürümeyecekti. O bizim direncimiz oldu. Bir anne değil, bir savaşçıydı. O Madımak analarının anasıydı. Herkes ona Sultan Ana derdi” diye konuştu.

    Zeynep Karababa, Dertli Divani ve Hakan Erol Dede ile sanatçılar deyişler okudular.

    Sultan Karababa, Ankara Karşıyaka Mezarlığı 2 Temmuz Şehitleri yanında kabri bulunan eşi Aşık Mehmet Ali Karababa’nın olduğu yere sırlandı. Hakan Erol Dede, Sultan Ana toprağa sırlanırken deyişler seslendirdi.

    Sultan Karababa’yı Hakk’a uğurlamaya yakınları, çok sayıda seveni, birçok Alevi kurum temsilcisi ve siyasi parti yöneticileri katıldı.

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    > Sultan Karababa, Hakk’a yürüdü; Sivas’ta katledilen kızı Gülsüm Karababa için mücadele veriyordu

  • Av. Sarıhan’dan, Karababa’nın iddialarına yanıt: Hukuki girişimlerimiz ailelere bilgi verilerek gerçekleşti

    Av. Sarıhan’dan, Karababa’nın iddialarına yanıt: Hukuki girişimlerimiz ailelere bilgi verilerek gerçekleşti

    PİRHA- Madımak Katliamı’nda kardeşi Gülsün Karababa’yı kaybeden Hüseyin Karababa ile Deniz Karababa, davanın avukatlarından Şenal Sarıhan’ın vekaletleri olmadan tazminat davası açtığı yönündeki iddialarına Av.Şenal Sarıhan cevap verdi. Sarıhan, “Bütün hukuki girişimlerimiz, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve onların çağrısı ile toplanan ailelere bilgi verilerek gerçekleşti. Aile toplantılarına gelmemişse, aile toplantılarından bilgi almamışsa ve dosyadaki vekaleti inkâr ederek beni küçük düşürmeye çalışıyorsa bu son derece ağır bir olgudur ve ben de hukuki haklarımı her iki kişiye karşı da kullanırım” dedi.

    Hüseyin Karababa ile Deniz Karababa, AYM’ye verdiği dilekçenin ardından yaptığı basın açıklamasında Madımak Katliamı Davası’nın avukatlarından Şenal Sarıhan’a ilişkin iddialarda bulunmuştu. Şenal Sarıhan’ın vekaletleri olmaksızın tazminat davası açtığını söyleyen Hüseyin ve Deniz Karababa, ayrıca Şenal Sarıhan’dan davacı olacaklarını belirtti. Av. Şenal Sarıhan hakkındaki iddiaları PİRHA’ya değerlendirdi.

    “TÜM HUKUKİ GİRİŞİMLERİMİZ AİLELERE BİLGİ VERİLEREK GERÇEKLEŞTİ”

    Davanın 1993 yılından bu yana avukat olarak görev yaptığını belirten Şenal Sarıhan, bütün hukuki girişimlerinin, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve onların çağrısı ile toplanan ailelere bilgi verilerek gerçekleştiğini söyledi. Sarıhan şunları ekledi:

    “Katliam gerçekleştiğinde Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD)’nin genel başkanıydım. Derneğimizin kararı ile tüm savunma, avukat güçlerini Barolar Birliği’nin başkanlığı altında toplayarak davaya katıldık. Davanın birinci aşamasında sanıklar ceza aldılar. 38 sanık hakkında idam cezası verildi, diğer sanıklar farklı cezalar aldılar. Fakat duruşmalar sırasında tahliye edilenler ne yazık ki yurtdışına kaçırılmışlardı. Bunlarla ilgili dava tefrik edildi. Aynı tarihte yani ilk açtığımız davanın sanıklar yönünden ceza ile bitmesinin ardından yine bir grup avukat arkadaşımız idari davaya, Sivas İdare Mahkemesi’ne başvurdular. Maddi ve manevi zararı, çocuklarını, yakınlarını yitirmiş olmaktan ötürü olayın yarattığı zararı anlattılar. Ve Sivas İdare Mahkemesi tazminata hükmetti, devleti kusurlu buldu.

    “AİLELERDEN HİÇ KOPUK OLMADIK”

    Ailelere bu para o dönemdeki avukat arkadaşlarımız tarafından dağıtıldı. Yani bu bir haktı ve mağdurlara devlette tazminat verdi. Ancak aramakta olan sanıklar ile ilgili ayrıma yani tefrik etme deriz, dava devam etti. Süreç içinde Erçakmak ve arkadaşları davası başladı. Erçakmak ve arkadaşları davası da 2014 yılında kesin hükme bağlandı, onun üzerine ben bir avukat arkadaşım ile birlikte Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk. Çünkü artık dava ne yazık ki eski canlılığı ile ve kalabalık avukat grubuyla yürütülemiyordu. Bu tarihten önce ve bundan sonraki tarihlerdeki bütün hukuki girişimlerimizin, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve onların çağrısı ile toplanan ailelere bilgi verilerek gerçekleşti. Biz ailelerden hiç kopuk olmadık.”

    “DAVANIN ZAMAN AŞIMINDAN DÜŞÜRÜLMEMESİ GEREKTİĞİNİ ISRARLA İFADE ETTİM”

    Karababa ile karşılaştığını ve davanın özü ile ilgili yeterli bilgisi olmadığından ilginç istemlerde bulunduğunu söyleyen Sarıhan, “Örneğin Aziz Nesin ile ilgili olarak da dosyaya başvurdular. Oysa biz verilen cezada daha önce Aziz Nesin’nin tahrik edici olduğu gibi bir karar çıkmıştı, böyle olmadığını Aziz Nesin’in tahrik etmiş olsaydı İstanbul’da da Aziz Nesin’e yönelik katliamın gerçekleşebileceğini ifade ettik. Atılan sloganları ben atmadım, bütün görsel kayıtlarda var. “Şeriat isteriz. Laiklik gidecek, şeriat gelecek. Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak” diyen sloganlar dosyada vardı. Bu dosyalar çerçevesinde de o dönemde Türk Ceza Yasası’nın 146. maddesinin 1.fıkrası gereğince ceza verildi. 2. dosyamızda 2005 yılında insanlığa karşı suç da bizim yasalarımıza girmişti. Bu eylemin artık Türk Ceza Yasası’nda da yer alan ve zaten Uluslararası Sözleşmeler gereğince de bir insanlığa karşı suç niteliği taşıdığı, Alevi toplumuna karşı düzenli bir saldırının da olduğunu, bu sistemli saldırıyı da dikkate alarak yapılması gereken şeyin insanlığa karşı suç olarak bu davanın zaman aşımından düşürülmemesi gerektiğini ısrarla ifade ettim” dedi.

    “ERÇAKMAK’IN MEZARI DNA TESTİ YAPILMASI İÇİN AÇILDI”

    Erçakmak’ın mezarının açılması hakkında da bilgi veren Şenal Sarıhan, “Bu davanın baş sanığı olan ve Aziz Nesin’i merdivenlerden iterken görüntüleri bulunan kişinin Fransa’da olduğu bilgisi vardı. Onu araştırırken bu şahısın Sivas’tan, kendi evinden cenazesi çıktı. Oysa bu tür davalarda aranan şahısların hem evlerine gidilir, aranır ve polis bilgi getirir hem de yurtdışında kırmızı bültenle arama ile ilgili safhalar dosyaya gelir. Sivas’tan Erçakmak’ın evinde olmadığı, bulunmadığı biçiminde dünya kadar bilgi gelmişti. Ama sonra kendi evinden cenazesi çıktı. Bunun üzerine ‘acaba bu şahıs kendini saklıyor mu?’ diye düşündük. Dayı diye yazılmıştı mezarına. Ben mahkemeden mezarın açılmasını talep ettim, mezar açıldı. Yine açıldı? DNA testi için açıldı. Şenal Sarıhan onu tanıyor mu? Tanımıyor mu? diye değil. Fakat Karababa ve avukatı, benim mezar açılınca ‘evet budur’ diyerek mezarı kapattırdığım gibi bir iddia da bulundular. Hukuk dışı, gerçek dışı bir iddiada bulundular. Sonuç olarak o şahsın yüzde 95 ya da 96 o olduğu ifade edildi. Yani bana karşı hangi nedenden kaynaklandığını bilmiyorum, bunun ideolojik bir temeli de olduğunu zannetmiyorum. Örneğin ilk mahkemede İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmenin koşulları yoktu çünkü olumlu sonuçlanmıştı ve komisyon vardı o zaman. Komisyon, İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmek gibi bir başvuruyu gerekli görmedi. Burada biz maddi zarara uğradık diye itiraz eden bir arkadaştı bu arkadaş. Şimdi bugün, bu Erçakmak davasından sonra; insanlığa karşı suç olduğunu, zaman aşımından düşürülmemesi gerektiğini, yaşama hakkının ihlal edildiğini, uzayan yargılama olduğunu, pek çok sayıda ihlal olduğunu ifade ederek AYM’ye başvurduk ve tazminat isteminde de bulunduk” diye konuştu.

    “BU DAVAYI TOPLUMSAL BİR SORUMLULUK OLARAL KABUL ETTİM”

    Şenal Sarıhan 2024 yılında, 3 sanıkla ilgili bir dava daha açıldığını belirtti. Sarıhan, 1 yıldır Karababa ve ailesinin avukatı olmadığını ancak 2014 yılında kendilerinin avukatı olduğunun altını çizerek şunları söyledi:

    “Bunda da zaman aşımından düşürmeyin, ceza verin bu sanıklar hakkında çünkü bu sanıklar kaçak durumunda. Kaçak olan hakkında karar verebilirsiniz, hukuki bir işlemdir” dedik. Mahkeme ‘hayır’ dedi, ‘kaçağı soru sormamız lazım’ gibi bir iddia ile davayı zaman aşımına kadar taşıdı ve düşürdü. Bizim iddiamız ise bütün basını tarayın benim ne söylediğim, ne yaptığım ortada. Basın bu işlerden uzak değil. Dünya kadar tanıkla, dünya kadar duruşmalara giren insanla ve kamuoyu ile ben bunun insanlığa karşı suç olduğunu ve düşürülmemesi gerektiğini noktasında açıklamalarda bulundum. Son dava, 3 kişi ile ilgili görülen dava kesin hükme bağlanmadı. Kesin hükme bağlandıktan sonra da tekrar AYM’ye bütün mağdurlar gidebilir. Bu davada benim yaptığım farklı bir şey oldu, uzayan yargılamadan da başvurdum. Sadece uzayan yargılama, dava bitmediği için. Burada çok biçimsel bir manevi tazminat talebimiz var, maddi tazminat talebimiz yok. Bu davadan da aileler haberliydi.

    “VEKALET İNKAR EDİLEREK KÜÇÜK DÜŞÜRÜLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Aile toplantılarına gelmemişse, aile toplantılarından bilgi almamışsa ve dosyadaki vekaleti inkâr ederek beni küçük düşürmeye çalışıyorsa bu son derece ağır bir olgudur ve ben de hukuki haklarımı her iki kişiye karşı da kullanırım. Bir başka mesele de ben bu davayı gönüllü olarak takip ettim. Hiçbir maddi ya da manevi tazminatta, hiçbir paraya elimi sürmüş değilim. Bir gönüllü avukat olduğum için herhangi bir talebim de olmamıştır. Bana onur vermiştir bu davayı takip etmek. Toplumsal bir sorumluluk olarak kabul etmişimdir. Hüseyin Karababa son dönemde bir de siyasi bir kılıf koymaya çalışıyor. Bu tartışmanın ben tarafı değilim. Ben dosyaya bakıyorum, hukuki delillere bakıyorum, hukuki deliller üzerinden konuşuyorum. Hukuk’un ne emrettiğini önemseyerek buna aykırı bir yargılama olduğunu iddia ederek başvurularda bulunuyorum. Hem bir insan hakları avukatıyım hem bir siyasi ceza avukatıyım şiddetle reddediyorum iddialarını çünkü gerçek değil, gerçek olsaydı, eleştiriyor olsalardı kabul ederim. O kabulü düzeltirim, o tür bir kişiliği de sahibim. Yanlış yapıyor olabilirim. Geçen sene Eylül aylarında bu kişinin ve ailesinin davasından çekildim. Şimdi avukatları değilim ve bunu Anayasa Mahkemesi’ne bildirdim, bunu Ceza Mahkemesi’ne bildirdim, kendilerine bildirdim. 1 yıldır avukatları değilim ama 2014’te avukatlarıydım. Ve şu anda da AYM’de avukatları değilim. İstedikleri gibi beyanda bulunabilirler.”

    “BU DOZUNU AŞMIŞ BİR İDDİADIR”

    Bu mücadelede esas olarak ailelere şükran borçlu olduğunu ve ailelerin davalarına sahip çıkmasından kaynaklı 31 yıldır mücadele ettiğini vurgulayan Şenal Sarıhan, “Ayrıca 2014 yılından beri ben de ortadayım, dosya da ortada eğer isteselerdi kendileri de kendi başlarına başvuru yaparlardı, beni çıkarırlardı, ‘seni istemiyoruz’ derlerdi. Şimdi bugün bir süredir devam etmekte olan bir muhakkak siyasi bir kaygı taşımakta olan ya da başka bir politik kaygı taşımakta olan bu açıklamaları kabul etmiyorum. Tazminat istemiyorlarmış, istemiyorlarsa yazarlardı dilekçeyi. Zaten mahkemenin tazminat verip vermeyeceği de belirsiz, çoğu zaman vermez. Biz uzayan yargılama, yaşam hakkı ihlali, insanlığa karşı suç olması sebebiyle adil yargılama hakkının gerçekleşmediği gibi noktalarda itirazlarımızı sunduk. Bunlar tamamen hukuki gereklerdir. Ben acılarına saygılıyım, onların acılarını onlar kadar duyuyorum çünkü her ne kadar kişisel olarak kayıpları varsa da bu toplumsal bir kayıptır ve ben bu davada esas olarak yeni katliamlar olmasın, cezalarını alsınlar diye mücadele ettim. Ve bu mücadelede esas olarak ailelere şükran borçluyum, benim hep yanımda oldular, hep birlikte olduk. Onlar zaten davalarına sahip çıkmasalardı, ben gönüllü bir avukat olarak 31 yıldır ayakta duramazdım. Ayrıca Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi örgütlerine minnettarım. Bu davada 31 yıldır hak aramaya devam ediyoruz, sesimizi yükseltmeye devam ediyoruz ve susmuyoruz. Ama haksızlığa karşı da susmamam gerektiğine inandım daha önce de çeşitli açıklamalara hiç yanıt vermemiştim ama bu artık dozunu aşmış bir iddiadır, gerçek dışıdır. PİRHA gibi bir yayın organının bu konuda bana hiç danışmadan, hiç sormadan yayınlaması konusunda PİRHA’ya da üzüntümü ifade etmek isterim” diye ekledi.

    PİRHA/ANKARA

  • Karababa ailesinden AYM’ye başvuru: Adımıza tazminat davası açanlar hesap vermeli-VİDEO

    Karababa ailesinden AYM’ye başvuru: Adımıza tazminat davası açanlar hesap vermeli-VİDEO

    PİRHA- Madımak Oteli’nde katledilen Gülsün Karababa’nın ailesi, Anayasa Mahkemesi’ne yeni bir dilekçeyle başvuru yaptı. Konuya ilişkin basın açıklamasında “Biz bu davadan en ufak bir çıkar beklemeyiz, bekleyene de yakıştırmayız. Bunun için bizim adımıza tazminat davası açan herkes, bunun hesabını vermek zorundadır” denildi.

    2 Temmuz’da Sivas Madımak Oteli’nde katledilen Gülsün Karababa’nın kardeşleri Hüseyin Karababa ve Deniz Karababa, Anayasa Mahkemesi’ne dilekçe vererek davanın avukatlarından Şenal Sarıhan hakkında davacı olacaklarını belirtti.

    “AVUKAT ŞENAL SARIHAN’DA BİZİM HERHANGİ BİR VEKALETİMİZ YOK”

    Dilekçenin Anayasa Mahkemesi’ne verilmesinin ardından yapılan basın açıklamasında konuşan Hüseyin Karababa, “Bugün burada olmamızın sebebi, 2014 yılında Madımak Davası ile ilgili Anayasa Mahkemesi’ne bir başvuru yapılmıştı. Bu başvuruyu yapan şahıs Avukat Şenal Sarıhan. Avukat Şenal Sarıhan’da bizim herhangi bir vekaletimiz yok. Başvuruda bizim adımıza para talebinde bulunmuş. Hatta 118 kişi hakkında başvuruda bulunmuş. Bizim böyle bir vekaletimiz, bir para talebimiz yoktur, olamaz çünkü davamız politik bir davadır, siyasi bir davadır. Bu davanın para ile kapatılacak bir durumu söz konusu değildir. Başvurumuzu yaptık, avukat ile ilgili ve Anayasa Mahkemesi’nin bize cevap vermesi gereken soruları sorduk. Ardından Avukat Şenal Sarıhan hakkında ayrıca bir dava açacağız. Yaklaşık 30 yıldan beri Şenal Sarıhan bu davayı manipüle eden, Cumhuriyet’e karşı bir saldırıymış gibi göstermeye çalışan, çocuklarımıza da kendi kafasına göre fiyat belirleyen biridir. Ayrıca Arif Sağ gibi, Mazlum Çimen gibi, Murtaza Demir, Ali Balkız gibi kişileri de mağdur göstererek onlara da tazminat talebinde bulunulmuş. Bilmiyorum haberleri var mıdır? Sarıhan’ın yapmak istediği; biz davayı para ile satmış olacağız, toplumda ayak altına düşeceğiz. Haksız, hukuksuz bir işlem söz konusu” dedi.

    “BU DAVADA SADECE ONUR MÜCADELESİ VERİYORUZ”

    Ardından Deniz Karababa söz alarak, “Biz bugüne kadar kimseye vekalet vermedik. Biz bu davada sadece onur mücadelesi veriyoruz. Biz bu davadan en ufak bir çıkar beklemeyiz, bekleyene de yakıştırmayız. Bunun için bizim adımıza tazminat davası açan herkes bunun hesabını vermek zorundadır. Bu davadan en ufak para talep eden kişiler, kendilerini belli etmek zorundadır. Çünkü bu şaibe, hepimizin adına kalıyor. Bu bizim ailemize yakışacak bir durum değildir” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’DEKİ EN BÜYÜK KATLİAM DAVALARINDAN BİRİDİR”

    Ailenin avukatı Çoşkun Özgür Piroğlu ise şunları söyledi:

    “Müvekkilimin iddiaları çok büyük iddialar. Bu konu ile ilgili Anayasa Mahkemesi’nin ve Şenal Sarıhan’ın en kısa sürede açıklama yapması gerekiyor. Toplumun bilgilendirilmesi gerekiyor. Bu konunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Bu Alevilerin vicdan davasıdır. Türkiye’deki en büyük katliam davalarından biridir. Bizim için aynı zamanda bir Alevi Soykırımı davasıdır. Soykırım suçlarında zaman aşımı olmaz, insanlığa karşı suçlarda da zaman aşımı olmaz. Bizim mücadelemiz katillerin hesap vermesi mücadelesidir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Savcılıktan ‘Alevi Soykırımı’ pankartına takipsizlik kararı!

    Savcılıktan ‘Alevi Soykırımı’ pankartına takipsizlik kararı!

    PİRHA – Madımak Otelinde katledilen Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa hakkında, Sivas Katliamı’nın 29. yıldönümünde “Alevi Soykırımı” yazılı pankart açması sebebiyle Sivas Emniyet Müdürlüğü suç duyurusunda bulunulmuştu. Sivas Cumhuriyet Savcılığı, suçlamayla ilgili takipsizlik kararı verdi.

    Sivas Emniyet Müdürlüğü, Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa’ya 2 Temmuz 2022’de açtığı “Alevi Soykırımı” yazılı pankartı nedeniyle suç duyurusunda bulunmuştu.

    “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla hakkında şikayette bulunulan Karababa, 16 Eylül 2022’de Ankara Güvenlik Şube’ye giderek konuyla ilgili ifade vermişti. Karababa, konuya ilişkin ifadesinde “Böyle bir pankartı hazırladığım için onur ve gurur duyarım” diye belirtmişti.

    Söz konusu suçlamayla ilgili yeni gelişme yaşandı. Sivas Cumhuriyet Savcılığı, suçlamaya karşılık takipsizlik kararını açıkladı.

    KARABABA’DAN EMNİYETE: O PANKARTI SİZE HEDİYE EDİYORUM

    PİRHA‘ya bilgi veren Karababa, kararın ardından Sivas Emniyet Müdürlüğü tarafından aranarak, “Gelip pankartınızı alabilirsiniz” denildiğini aktardı. Karababa, kendisini arayan emniyet görevlisine “Bende aynı pankarttan var. O pankartı size hediye ediyorum” yanıtını verdiğini de belirtti.

    PİRHA/ANKARA

     

    İLGİLİ HABERLER: Hüseyin Karababa ‘Alevi Soykırımı’ yazılı pankart sebebiyle ifadeye çağrıldı!

  • Karababa: Madımak Davası’nı bir soykırım davası olarak Lahey’e götüreceğiz- VİDEO

    Karababa: Madımak Davası’nı bir soykırım davası olarak Lahey’e götüreceğiz- VİDEO

    PİRHA-Madımak Katliamı’nda hayatını kaybeden Gülsüm Karababa‘nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Madımak Davası’nda yaşanan süreci PİRHA’ya değerlendirdi. Davayı Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne götüreceklerini belirten Karababa, “Maraş, Çorum, Malatya, Gazi Mahallesi, birinci Sivas, ikinci Sivas, bunlar katliamlar serisidir. Davayı insanlığa karşı işlenmiş suç ve soykırım olarak Lahey’e götüreceğiz” dedi.

    Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te binlerce dinci/faşist kalabalık tarafından askerin, polisin, valinin gözü önünde yakılan Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden 33 kişinin yakınlarının 10 yıl önce yaptıkları bireysel başvurusunu geçen hafta görüştü. Anayasa Mahkemesi, Alevilerin zaman aşımına karşı yaptığı başvurunun ek rapor hazırlandıktan sonra görüşülmesine karar verdi.

    Madımak Katliamı’nda hayatını kaybeden Gülsüm Karababa‘nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Madımak Davası’nda yaşanan süreci PİRHA’ya değerlendirdi.

    “1512’DE ALEVİLERE DÖNÜK FETVA VERİLDİ”

    1512’de Yavuz Selim’in Şeyhülislamı El Hamza’nın fetvasını hatırlatarak konuşmasına başlayan Hüseyin Karababa, Alevilerin her dönem yaşam haklarının yok sayıldığına işaret etti. Karababa, “El Hamza yayınlamış olduğu fetvada şunları söylüyor: ‘Osmanlı padişahı gerek ki bunların (Kızılbaşların) ileri gelenlerini öldürüp, mallarını ve kadınlarını dahi, çocuklarını İslam gazilerine taksim ede ve bunlar ele geçirince tövbeliklerine ve pişmanlıklarına inanmayıp öldürülmeli ve de bir kimse ki vilayette olup onlardan olduğu bilinirse ya da onlara giderken yakalanırsa öldürülmelidir’. Şimdi 1512 yılında bizim yakalandığımız, görüldüğümüz yerde öldürülüp, mallarımıza el konulması ve kadınlarımızın ve çocuklarımızın ganimet olarak taksim edilmesi, 1512’de Yavuz’un Şeyhülislamı El Hamza tarafından -ki Şeyhülislamlık hem hukuken hem de dinen en üst makamdır- fetvası geçerlidir.

    Aşağıdaki yamyamlara yani Sivas’ta insan yakanlara o tarihten beri sürekli ödün vererek, ‘öldürün bunları, günahı yoktur, cennete gidersiniz. Sonra herhangi bir suç ceza görmezsiniz’ denildi. Bu alışkanlık, bu gelenek, devlet geleneği bizimle ilgili yürüttükleri antik propaganda, kirli propaganda, haksız propagandalar sonucunda aşağı tabanda iyi bir haydut çetesi yarattılar kendilerine. Soykırım halkalarından birini işlemiş oldu. Maraş, Çorum, Malatya, Gazi Mahallesi, birinci Sivas, ikinci Sivas, bunlar katliamlar serisidir. Bunların toplamına biz soykırım diyoruz. Çünkü 1945 Nürnberg Mahkemelerine baktığımızda soykırımı böyle tarif ediyor. Yerinden yurdundan etmek, kimliğinden yoksun bırakmak, öldürmek, sakat bırakmak, yaralamak bunların tümü var bu işin içerisinde” diye ekledi.

    “TARİHE NOT DÜŞMEK AMACIYLA RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A DAVA AÇTIM”

    Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın davaya ilişkin zaman aşımı kararına ‘hayırlı olsun’ sözleri ile karşılık verdiğini, Karababa’nın o dönem konuyla ilgili Recep Tayyip Erdoğan’a dava açtığını belirten Hüseyin Karababa, şunları söyledi:

    “13 Mart 2012’de 1. Ağır Ceza Mahkemesi -o dönem 11. Ağır Ceza Mahkemesiydi- 7 kişi hakkında zaman aşımı verdi. Bunların içerisinde Cafer Erçakmak’ta var. O gün Recep Tayyip Erdoğan Başbakandı, mikrofon uzattılar, ‘Hayırlı uğurlu olsun’ dedi. Şimdi şöyle adam yirmi yıl aranmış ama hiç yakalanmamış, ceza da yatmamış. Dolaşması serbestleştirilmiş oldu. Başbakan olarak bunlara ‘Hayırlı uğurlu olsun’ dedi. Ben 12 Nisan 2012’de bir basın açıklaması ile birlikte Recep Tayyip Erdoğan hakkında bir dava açtım. Hayırlı uğurlu olsun demek düğün, bayram, nişan vesairesi olanlara denir. Peki bunlara, bu haydutlara, bu yamyamlara, hayırlı uğurlu olsun da benim anama ne olacak? Bize ne olacak? Bize ne diyorsun, Başbakansın sen!

    Eşitsizliğin daniskası, hukuksuzluğun daniskası… Sen bir başbakan olarak böyle bir davada laf etme, söz etme hakkına sahip misin? Ki şuradan söylüyorum Tayyip’e, bu kez ne diyeceksin? Evet, seni yargılatamadım çünkü meclis iç tüzüğünün 107. maddesi gereğince bakanlar, başbakanlar meclis kararıyla yargılanabiliyorlar. Ama ben tarihe not düşmek adına gittim davamı açtım. Amacım da buydu. Bakalım bu karardan sonra ne konuşacak? O zaman başbakandı şimdi cumhurbaşkanı. Bir daha konuşun, bir kez daha dava açacağım. Zaten bunun tümünü kitaba basıyorum, Uluslararası Mahkeme’ye Recep Tayyip Erdoğan’ın bu durumda olduğuna dair de evraklarla birlikte gidiyorum. Bir ülkenin başbakanı vatandaşlar arasında ayrışma, ayrım yaparsa; sokaktaki haydutlar, çeteler neler yapmazlar? Dolayısıyla 1512’de verilen fetva bizim üzerimizde devam ediyor.”

    “DAVAYI LAHEY’E SOYKIRIM DAVASI OLARAK GÖTÜRECEĞİZ”

    Karababa, Anayasa Mahkemesi’ne başvurularını 10 yıl önce yaptıklarını belirterek, kararın olumsuz çıkması halinde Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurunun önünün açıklacağının altını çizdi. Karababa, davayı Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne bir soykırım davası olarak götüreceklerini kaydetti ve şunları kaydetti:

    “Soykırımlar, katliamlar, baskılar bizim üzerimizde devam ediyor. Bu nedenle 10 yıl oldu, 2014 yılında biz Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk. 10 seneden beri bu dosyayı Anayasa Mahkemesi ele almadı. Ne olduysa bayram değil, seyran değil son üç aydan beri hızlı bir şekilde ele almaya başladı. Geçen gittim Anayasa Mahkemesi’ne, oradaki hanımefendiye ‘ne zaman tekrar görülecek’ diye sordum. ‘Size söyleyemem zamanını, çünkü yanıltırım’ dedi. Haklıydı. Çünkü onun tek başına verebileceği bir karar değil. Ama ben hemen hemen haftada iki defa gidiyorum kapıya.

    Tabii bizi çok ilgilendiren ana konu Hollanda Devleti. Hollanda Devleti’nin 30 yıldan beri burada vatandaşı Carina Cuanna Thedora Thuys katledildi. Vatandaşına sahip çıkmıyor Hollanda Devleti; avukat göndermedi, davalara girmedi. Son 2 yıldır bizim baskımızla birlikte bir gözlemci gönderdiler. Gözlemci de elin adamıymış gibi notlar alıp gözlemledi, gitti. Net bir sahiplenme söz konusu değil.

    “YAŞANAN KATLİAMLARDAN SONRA DEVLETTEN KİMSE YARGILANMADI”

    Bizim muhatabımız Dilan Yeşilgöz, yani Hollanda’nın Adalet Bakanı ve Hollanda Kralı Willem Alexander’dır bizim muhatabımız. Kral vatandaşına sahip çıkmak zorunda. Çünkü biz davayı Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne götüreceğiz. Soykırım davası olarak götüreceğiz, insanlığa karşı suç ve soykırım olarak gidecek. Lahey Hollanda’nın başkenti, mahkeme de Kral da parlamento da Lahey’de.
    İster ‘zaman aşımını onadım desin, isterse ‘hayır zaman aşımına uğrayamaz böyle bir dava’ desin bizim için fark etmiyor. Uluslararası Mahkeme’nin önü açılmış olacak.

    Biz her şekilde soykırım olarak götüreceğiz. Zamanında el atsalardı, bizi bu kadar germeselerdi bu noktaya gelmezdi. Devlet, bir adım atmadı. Devletten hiç kimse yargılanmadı bu davada, sorgulanmadı hiç, ihmalden bile… Maraş Katliamı’nda devletten hiç kimse yargılanmadı. Çorum’da devletten kimse yargılanmadı. Malatya Katliamı’nda devletten kimse yargılanmadı. Ne işse devlete ait kimse yargılanmıyor ve bu adamlar bir hafta boyunca katliamlar var, binlerce insan öldürülüyor ‘görmedim, duymadım, bilmiyorum’u oynuyorlar.”

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA

  • ‘Madımak Alevi soykırımı; AYM’den olumsuz sonuç çıkarsa Uluslarası Ceza Mahkemesi’ne gideceğiz’

    ‘Madımak Alevi soykırımı; AYM’den olumsuz sonuç çıkarsa Uluslarası Ceza Mahkemesi’ne gideceğiz’

    PİRHA-Anayasa Mahkemesi, dinci/faşist kalabalıklar tarafından Madımak Oteli’nde katledilen Alevilerin yakınlarının 10 yıl önce yaptığı bireysel başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek. Katliamda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, “Bu politik bir cinayet. Bence ‘insanlığa karşı suçtu’ diyecek mahkeme. Ancak olumsuz sonuç çıkarsa uluslararası mahkemelere gideceğiz, biz hazırlıklarımızı yapmış durumdayız” dedi. Karababa ayrıca Hollanda’nın vatandaşları Carina Cuanna Thedora Thuys’a sahip çıkması çağrısında da bulundu. 

    Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te binlerce dinci/faşist kalabalık tarafından askerin, polisin, valinin gözü önünde yakılan Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden Alevilerin yakınlarının bireysel başvurusu Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde. AYM, başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek.

    2014’te yapılan bireysel başvuruda, yargılama sürecinin etkili yapılmadığı ve adil yargılamaya ilişkin hükümlerin ihlal edildiği kaydedilmiş, Madımak Oteli’nin yakılmasına ilişkin eylemin “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi ve bu sebeple zamanaşımına uğramaması gerektiği belirtilmişti.

    Bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü’nce 29 Haziran 2021’de görüşüldü ve incelenmesi ertelendi. Yüksek Mahkeme, 14 Aralık 2023’te başvuruyu tekrar ele aldı, görüşülmesini bir kez daha erteledi. Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü en son 25 Ocak 2024’te, bireysel başvurunun Genel Kurula sevkine karar verdi. Genel Kurul, başvuruyu 15 Şubat Perşembe görüşecek.

    Madımak Katliamı’nda hayatını kaybeden Gülsüm Karababa‘nın ağabeyi Hüseyin Karababa, konuya ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “30 SENEMİZ GİTTİ, KIZIMIZIN ARKASINI BIRAKMAYACAĞIZ”

    Anayasa Mahkemesi’ne aileler olarak birlikte başvurduklarını belirten Hüseyin Karababa, çıkacak sonuç ne olursa olsun davanın peşini bırakmayacaklarının altını çizdi. Karababa, “Zaman aşımı olamayacağını iddia etmiştik. 7 katil hiç ceza yatmadan salıverildi, serbest dolaşmalarını sağladılar. Cafer Erçakmak da bunun içerisinde. Devlet şu an da sıkışık durumda çünkü bizim bunu soykırım olarak, insanlığa karşı suç olarak ispat ederek uluslararası mahkemeye gideceğimizi gördüler. Bir Alevi soykırımı olduğunu biliyorlardı, bizim de çözdüğümüzü gördüler. Hızlı adım atıyorlar dikkat ederseniz, 19 Ocak’ta ele aldılar hemen hızlı bir şekilde 15 Şubat’a çektiler.

    Bence “insanlığa karşı suçtu” diyecek mahkeme. Olumsuz sonuç çıkarsa Lahey’de bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gideceğiz, biz hazırlıklarımızı yapmış durumdayız. 30 senemiz gitmiş. Biz çocuğumuzu sokakta bulmadık, kızımızın arkasını bırakmayız” dedi.

    “YALNIZLAŞTIRILDIK, DAVA SIRADANLAŞTIRILMAYA ÇALIŞILDI”

    CHP’nin önceki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutumunu eleştiren Karababa, şu ifadeleri kullandı:

    “Karamollaoğlu ile barışarak, bizim adımıza helalleşerek bizi mahvetti. Partimiz yok, anamız, babamız yok. Yalnızlaştırıldık. Alevilerin tümü cahildir diye düşünüldü ama biz öyle değiliz. Biz okur, yazar bir aileyiz. Sıradanlaştırarak, sıradan bir ağıt haline getirmeye çalıştılar. Bu sıradanlaştırılacak bir şey değil; bu politik bir cinayet, siyasi bir cinayet. Bir inanç grubunu hedef alarak önceden tasarlamak suretiyle öldürme, yaralama, yerinden, yurdundan etme söz konusu. Mahkemeden çıkan karara göre konum alacağız.”

    “HOLLANDA VATANDAŞLARI CARİNA CUANNA’YA SAHİP ÇIKMALI” 

    Hüseyin Karababa ayrıca katliamda yaşamını yitiren Hollanda vatandaşı Carina Cuanna Thedora Thuys’tan da söz etti. Karababa, “Bu katliamda Hollanda vatandaşı Carina Cuanna Thedora Thuys hayatını kaybetti. Geldiğimiz noktada dava Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gidecektir. Başta Hollanda Kralı Willem-Alexander olmak üzere Hollanda Adalet Bakanı Dilan Yeşilyurt üzerlerine düşeni yaparak vatandaşlarına sahip çıkmalıdırlar” diye konuştu.

    SİVAS KATLİAMI DAVA SÜRECİ

    Sivas’ta, 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Kültür Derneğince organize edilen Pir Sultan Abdal’ı Anma Etkinliği sırasında Madımak Oteli’nde aralarında sanatçıların da bulunduğu 33 kişi yakılarak öldürüldü. Olaydan sonra 124 kişi hakkında ‘laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma’ suçlamasıyla açılan davalar güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya alındı. Ankara 1 No’lu DGM 26 Aralık 1994’te hükmü açıkladı. 26 sanık 20’şer yıl hapse çarptırıldı ancak katliamda Yazar Aziz Nesin’in tahrik ettiği iddiasıyla cezalar 15 yıla indirildi. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten 60 sanık 3’er yıl hapis cezasına mahkum edildi. Yakalanamayan eski Sivas Belediyesi Meclis Üyesi Cafer Erçakmak’ın dosyası ayrıldı, 37 kişi için beraat kararı verildi.

    33 SANIĞA İDAM CEZASI VERİLMİŞTİ SONRA MÜEBBETE ÇEVRİLDİ

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise katliamın, ‘Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu’ belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu. DGM’nin bozma kararına uyarak yeniden başlattığı yargılama sonucunda 33 sanık idam cezasına mahkum edilirken, 4 sanık 20’şer yıl, bir sanık 15 yıl, 27 sanık 7 yıl 6’şar ay, 2 sanık 5’er yıl ağır, bir sanık ise 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, ilk yargılamada 3’er yıl hapse mahkum edilen 11 sanık hakkındaki kararında direndi, 14 sanığın beraatini kararlaştırdı. 6 sanık hakkındaki dava dosyası ayrıldı, hükümle birlikte tutuklu 4 sanığı tahliye etti. Bu karar da temyiz edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, bu kez, 33 sanık hakkındaki idam kararını usul yönünden bozdu. Mahkeme, üçüncü kararını 16 Haziran 2000’de açıkladı. 33 sanığa idam, 4 sanığa 20’şer yıl, bir sanığa 15 yıl, dokuz sanığa 7 yıl 6’şar ay, bir sanığa ise 5 yıl ağır hapis cezası verildi, iki sanığın dosyası ayrıldı.

    Yargıtay, 20 yıl ağır hapis cezası alan sanıklardan Durmuş Tufan ile idama mahkum edilen Mevlüt Atalay ve Ali Kurt hakkındaki hükümleri, Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma talepleri konusunda karar verilmemesi nedeniyle bozdu. Ankara 1 No’lu DGM, 4 Nisan 2002’de, sanıkların Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma koşullarının oluşmadığına karar vererek, Kurt ve Atalay’ı idam, Tufan’ı da 20 yıl ağır hapis cezasına mahkum etti. İdam cezasının kaldırılmasının ardından idam cezaları müebbet hapse çevrildi.

    2012’DE ZAMANAŞIMI KARARI VERİLDİ

    Davanın yakalanamayan sanıklarıyla ilgili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 8 Mart 2012’deki duruşmada, zamanaşımı kararı verildi. Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ hakkındaki dava ölmeleri nedeniyle ortadan kalkarken, 5 sanık hakkındaki dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü. Müdahil avukatlarının itirazı üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Temmuz 2014’te zamanaşımı kararını onadı.

    Sivas Katliamı ana davasında, Ankara 1 Nolu DGM’de tutuklu yargılanarak hapis cezası alan, Yargıtayın bozma kararı sonrası firari oldukları anlaşılan sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın ise yargılanmalarına Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Mahkeme, 14 Eylül 2023’te, bu sanıklar hakkındaki davayı da zamanaşımından düşürdü.

    Binlerce dinci/faşist kalabalık tarafından askerin, polisin, valinin gözü önünde yakılan Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden Alevilerin yakınlarının bireysel başvurusu Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde. AYM, başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek.

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:

    Madımak Katliamı, 15 Şubat’ta AYM gündemine geliyor
    Sarıhan: Madımak Katliamı Davası ile ilgili AYM’den adil bir karar çıkmasını istiyoruz
    AYM, Madımak Katliamı başvurusunu görüşecek; ‘Geç gelen adalet, adalet değildir’ -VİDEO
    Hüsniye Çelik: AYM’de görüşülecek Madımak Katliamı davasına sahip çıkalım-VİDEO
    Hasan Gülüm: İktidarı mahkeme kararlarını uygulamaya zorlamamız gerekiyor-VİDEO

     

  • Karababa’dan ailelere çağrı: Çocuklarınızın isimlerini Madımak’tan çıkarttırın!-VİDEO

    Karababa’dan ailelere çağrı: Çocuklarınızın isimlerini Madımak’tan çıkarttırın!-VİDEO

    PİRHA-2 Temmuz 1993’te Madımak Otelinde katledilen Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Sivas Davası’nın derin devlet eliyle kapatılacağını belirtti. Katliam sonrasında örgütlü bir mücadele yürütülemediğini belirten Karababa, “Ailelerle de yolumuz baştan ayrıydı. 25 cenazeyi Dikmen’den kaldırırken birileri bayrak getirip tabutların üzerine attı. Ben buna müsaade etmedim. Kardeşimin tabutunu siyah örtülerle kaldırdım” dedi. 

    1993 yılında 33 kişinin gerici-faşist kalabalık tarafından yakılarak öldürüldüğü “Sivas Katliamı Davası”, mahkemenin ‘zaman aşımı’ nedeniyle 2012 yılında davayı düşürmesiyle kapandı. Benzer bir durum şimdi üç firari sanık üzerinden yürütülen dava için de geçerli.

    Alevi toplumu, 14 Eylül’de görülecek davanın da zaman aşımına uğratılmaması için itirazlarını dile getiriyor.

    DAVA, ULUSLARARASI MAHKEME YOLUNDA!

    Katliamda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa da hukuk mücadelesini en başından beri omuzlayan isimlerden biri. Madımak Davası’nı “Alevi Soykırımı” sebebiyle uluslararası mahkemelere götüreceklerini belirten Karababa, “En başta herkes katliamı ‘olay’ diye tarifledi. Bizler ise ‘Hayır katliamdır’ dedik. Dönem içerisinde katliam olduğunu da kabul ettirdik. Katliam kabul görünce ‘soykırım’ dedik” sözleriyle düşüncelerini paylaştı.

    Hüseyin Karababa, Alevi toplumuna yönelik saldırıları bir bütün olarak yorumlamak gerektiğini belirterek, “Malatya, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi mahallesi, Ortaca, Dersim, Koçgiri… Bunları üst üste koyup topladığımız zaman önümüze periyodik yapılan katliamlar gelir. Ve bu katliamları üst üste koyduğumuz zaman soykırım ortaya çıkıyor. O anlamda bizler, uluslararası mahkemeye bu dosyayı ‘Alevi Soykırımı’ olarak götüreceğiz” diye konuştu.

    “BİZLER AĞIR BİR YARA ALDIK”

    Hüseyin Karababa, siyasiler tarafından Madımak Katliamı davasının örtüldüğünü de ifade etti. Karababa, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, katliamda sorumlu gördükleri taraflarla ittifak yapmasını eleştirerek “Aleviler çok ağır bir kırılma yaşadı” dedi. Karababa şunları söyledi:

    “Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2010 yılında CHP’nin başına geliş nedeni belli. Önce Abdüllatif Şener’i partiye aldı, ardından 2017 referandum seçimleri ile beraber Karamollaoğlu’nu yanına aldı. Onu Cumhurbaşkanı Yardımcısı yapacaktı, biz de ona oy verecektik, medet bekleyecektik! Bugün Alevi örgütlerine soruyorum; neyin protestosunu yapıyorsunuz? Devlete mi karşısınız? Yok. Karamollaoğlu’nu zaten alkışlayıp akladınız. Neden bu seçim döneminde bir kelime Madımak konuşulmadı? Neden seçim öncesinde Alevi örgütleri ‘Bu adam Madımak’ın katili olduğu söyleniyor, mahkemede çağırılıyor, neden gidip de ifade verip kendini beyazlatmıyor?’ diyen olmadı. Neden HDP, CHP, Alevi örgütleri bu kadar sustu? Devlet 30 yıldır Madımak’taki ateşi söndüremiyor. Benim de bir görevim var ateşe odun atmak. Bu yangını söndürmek üzere Kılıçdaroğlu’nu oraya getirdiler ama proje tutmadı. Fakat bizler ağır bir yara aldık. Alevilik tarihinde Kılıçdaroğlu ile birlikte en büyük asimilasyonu yaşadık. Şu geçtiğimiz 3 ay içerisinde tarihin en büyük asimilasyonunu yaşadık. Aleviler çok ağır bir kırılma yaşayıp kimliğini, ibresini yitirdi.”

    “BİRİLERİ BAYRAK GETİRİP TABUTLARIN ÜZERİNE ATTI, KARŞI ÇIKTIM”

    Hüseyin Karababa, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimler öncesinde “Helalleşeceğiz” çıkışını da eleştirerek, “Kiminle helalleşecekti? Kimi, kiminle helalleştirecekti? Bir ay önce Sivas’ta seçim döneminde miting yaptı, Madımak’a gitmedi. 30 yıldır bir defa olsun mahkemeye de uğramadı” dedi.

    Hüseyin Karababa, yakılan otel içerisinde yaşamını yitirenlere ait isimlerin de çıkarılması gerektiğini savundu. Madımak Katliamı sonrasında ortak mücadele yürütülemediğinin altını çizen Karababa, “Bizim yolumuz cenazelerimizi kaldırdığımız gün ayrılmıştı” diyerek şöyle devam etti:

    “Türkmen Alevileri hiçe sayılarak ‘Bunlar çoluk çocuklarına sahip çıkmazlar, gevşetirler, iki gün sonra mücadeleyi bırakırlar’ diye sandıkları için yanıldılar. Şimdi bir çukura saplandılar. Onlar da biz de bu işin içerisinden çıkamıyoruz. Ama ben Madımak Oteli’nden kız kardeşimin ismini çıkarttım. O konsepti beğenenler çocuklarının isimlerini orada tutsunlar. Benim korkum vardı; çünkü Karamollaoğlu gelecek benim kız kardeşimin mozolesinin üzerine çiçek koyacak diye düşündüm. O ucube yerden kardeşimin ismini çıkarttım. Farklı bir yol gitmem gerektiğini düşünüyordum. Zaten bizim yolumuz baştan ayrıydı. 25 cenazeyi Dikmen’den kaldırırken birileri bayrak getirip tabutların üzerine attı. Buna müsaade etmedim. Ben, ‘Katil devlet’ deyip ilk slogan atan kişiyim. ‘O bayrağı koymayacağım’ dedim ve kardeşimin tabutunu, siyah örtülerle kaldırdım. Biz daha mezara girmeden ayrılmıştık. Yani bu süreç kendi aramızda hep kavgalı geçti. Çünkü katliam organizasyonun içerisinde Doğu Perinçek bu işin göbeğinde. Perinçek’in adamları yıllarca davayı kapatmak üzere avukatlık yaptı.

    “KARANLIK BİR ADAMI BEMBEYAZ BİR DEDE YAPTILAR”

    Alevi örgütleri neden CHP’ye karşı çıkıp ‘Bu adamı nasıl yanına alırsın?’ demedi. 2 Temmuz’da otelin önüne taşları döken adam bu. 3 kamyon taşı oraya döküyor ve sessiz birer mermi gibi otele atılıyor. O taşlarla kitleleri harekete geçirdiler. Herkes oradan bir taş alıp ‘Şeytan taşlamak’ manasıyla yakınlarımızı taşlayıp yaktılar. Şimdi böylesine karanlık bir adamı bembeyaz bir dede yaptılar. Kimse beni, Karamollaoğlu ile helalleştiremeyecektir. Gerçi onların da ipliği pazara çıktı. Abdüllatif Şener, o katil organizasyonun içindedir. Yıllarca mecliste bu katilleri savundu. ‘Cafer Erçakmak benim partili arkadaşımdır. İyi bir insandır’ dedi. Abdüllatif Şener’in de partilerine ne yaptığını, karakterinin ne olduğunu gördüler.”

    “AİLELER, YAKINLARININ İSİMLERİNİ ORADAN ÇIKARSIN”

    AKP hükümetinin, Sivas davasından tutuklu olan tüm isimleri serbest bırakacağını iddia eden Hüseyin Karababa, “Çünkü AK Parti cephesi, bu katliamı organize eden ana gövdedir. Kendi adamlarına sahip çıkıyorlar, bu çok açık. İçeride olan diğer tutukluları da çıkaracaklar ve kimse de buna karşı çıkamayacak” diye konuştu.

    Karababa, Madımak Katliamı’nda yakınlarını kaybeden ailelere çağrı da yaparak şunları söyledi:

    “Çocuklarınızın isimlerini o binadan çıkartın. O yeri iyice anlamsızlaştırın. İsimleri orada tutmak, şu anki halini doğru kabul etmek anlamı taşır. Oraya giden insanlar, ‘Neden burada öldürülen insanların resmi, heykeli, herhangi bir şeyi yok? diye sorsunlar. 11 yıl kız kardeşimin ismini oradan çıkartmak için mücadele ettim ve kazandım. Aileler isimleri oradan çıkarsın ki devlet gelsin ve sonrasını konuşalım.

    Artık etkin bir mücadele yürütemeyiz bizim belimiz kırıldı. Kemal Kılıçdaroğlu bizim belimizi kırdı. Temel Karamollaoğlu’nu bu kadar beyazlatıp insanların önüne ‘Dede’ diyerek sundu ve CHP’liler de gidip Saadet Partisi’nin kapısına cumhurbaşkanı adaylığı açıklandığı dakikada alkışlayarak hem partiyi hem de Karamollaoğlu’nu beyazlattılar. Artık bu çıtayı yükseltme şansımız yok. 30 yıldır kaybedeceğimi bildiğim halde mücadele ediyordum.
    Artık ailelerin yapacağı iş yakınlarının isimlerini, müracaat yapıp o otelden çıkartmak olacaktır. Alnımız açık, başımız dik. Ayrı davrandık. Devrimci çıkış böyle bir şeydir. Aykırı davranmak zorundasın. Sıradan insanların davranışının aynısını yaptıktan sonra sen bir devrimci çıkışı yapmış olmuyorsun ki. Biz devrimci bir çıkış yaptık.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Hüseyin Karababa, Sivas Katliamı için ‘Soykırım’ başvurusu yaptı

    Hüseyin Karababa, Sivas Katliamı için ‘Soykırım’ başvurusu yaptı

    PİRHA- Sivas Katliamı’nda kardeşini kaybeden Hüseyin Karababa, Alevilere yönelik soykırım suçu işlendiği gerekçesiyle Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunarak ilgili kişilerin cezalandırılmasını talep etti.

    Sivas’ta 33 aydın ve sanatçının yakılarak öldürüldüğü katliamda kız kardeşi Gülsüm Karababa’yı kaybeden Hüseyin Karababa, Alevilere yönelik soykırım suçu işlendiği gerekçesiyle Sivas Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

    Karababa, avukatı Coşkun Özgür Piroğlu aracıyla yaptığı başvuruda katliam ile ilgili soykırım suçundan soruşturma yürütülmesini ve soykırımı yapanların cezalandırılmalarını talep etti.

    SONUÇ ALINAMAZ İSE KONUYU ULUSLARARASI YARGIYA TAŞIYACAK

    Öncelikle iç hukuk yollarını zorlayacaklarını kaydeden Karababa, sonuç alamadıkları taktirde konuyu Uluslararası Ceza Mahkemesine taşıyacaklarını söyledi.

    Karababa, üç firari sanık yönünden devam eden davanın 25 Ocak’ta Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam edeceğini ve bu konuyu orada da dile getireceklerini aktardı.

    PİRHA/ANKARA

  • Çocuk kütüphanesi için toplanan imzalar Topal ailesine gönderildi

    Çocuk kütüphanesi için toplanan imzalar Topal ailesine gönderildi

    PİRHA- 2015 yılından bu yana faaliyet yürüten Uluslararası Anadolu Kütüphaneciler Derneği, ‘Kumarhaneciler kralı’ olarak bilinen mafya lideri Ömer Lütfü Topal’ın ailesinin şikayeti üzerine açılan davayı kazanmalarının ardından bulundukların yerin çocuk kütüphanesi yapılması için imza kampanyası başlatmıştı. Dernek, topladıkları bin imzayı Topal ailesine gönderdi.

    Ankara’nın Mithatpaşa Caddesi’nde 2015 yılından bu yana faaliyet yürüten Uluslararası Anadolu Kütüphaneciler Derneği, ‘Kumarhaneciler kralı’ olarak bilinen mafya lideri Ömer Lütfü Topal’ın ailesiyle davalık olmuştu.

    Ömer Lütfü Topal’ın çocuklarının; derneğin, mülklerini gasp ettiğini öne sürerek savcılığa ve kaymakamlığa şikayette bulunduğu davada, Çankaya Kaymakamlığı ikinci kez Uluslararası Anadolu Kütüphaneciler Derneği lehine karar vermişti.

    Uluslararası Anadolu Kütüphaneciler Derneği Başkanı Hüseyin Karababa, bu kararla kanunen buranın kiracısı olduklarının ve kullanım haklarının kendilerinde olduğunun bir kez daha teyit edildiğini belirtti. Kararın ardından dernek, söz konusu yerde Ankara’nın en büyük çocuk kütüphanesini inşa etmek için imza kampanyası başlattı.

    “TOPLADIĞIMIZ HER BİN İMZAYI TOPAL AİLESİNE GÖNDERMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Hüseyin Karababa, dün itibariyle bin imzaya ulaştıklarını belirterek, toplanan imzaları Topal ailesine gönderdi.

    Her topladıkları bin imzayı peyderpey Topal ailesine göndermeye devam edeceklerini söyleyen Karababa, “Ağustos ayının 16’sı itibariyle bir imza kampanyası başlattık. Ömer Lütfü Topal’ın mirasçılarına yönelik başlattık bu imza kampanyasını. Mithatpaşa Caddesi’ndeki bu mülklerinin ‘Mithatpaşa Çocuk Kütüphanesi’ yapılmak üzere Uluslararası Anadolu Kütüphaneciler Derneği’ne hibe edilmesi noktasında bir imza kampanyası yürütüyoruz. Kampanyamızda bin imzaya ulaştık. Amacımıza ulaşana kadar kampanyamızı devam ettireceğiz. Her bin imza olduğunda Topal ailesine göndereceğiz. Bu mülkün çocuk kütüphanesine dönüştürülmesi bir ilk olacak. Mithatpaşa’ya yakışır bir kütüphane oluşturacağız. Duyarlı herkesten desteklerini bekliyoruz” dedi.

    Karababa, topladıkları imzaları Yenişehir Postanesi’ne giderek Topal ailesinin İstanbul’daki adresine gönderdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Karababa: Anıtta katliama dair bir şey yok, sadece isimler var; kardeşimin adını çıkarttık-VİDEO

    Karababa: Anıtta katliama dair bir şey yok, sadece isimler var; kardeşimin adını çıkarttık-VİDEO

    PİRHA- Hüseyin Karababa’nın, Sivas Madımak Katliamı’nda hayatını kaybeden kardeşi Gülsün Karababa’nın isminin oteldeki anıttan kaldırılması için yaptığı itiraz sonuç verdi. Karababa ismin kaldırılmasına ilişkin, “Gülsün Karababa ismi var. Kim bu, ne yapar, niye adı orada yazıyor, ne olmuş burada? Sadece isimleri yazmışlar. Katliama dair hiçbir şey yok. Madımak Utanç Müzesi olsun, İnsanlığa Karşı Suç Müzesi olsun. Madımak’la herkes yüzleşsin” dedi.

    2 Temmuz 1993 yılında dinci-faşist kalabalıklar tarafından gerçekleştirilen Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ismi anıttan kaldırıldı.

    Hüseyin Karababa, kardeşinin isminin anıttan kaldırılması yönünde Sivas Valiliği’ne karşı açtığı davadan olumlu yanıt aldı. Karababa, vali yardımcısının özel kalemi tarafından arandığını ve ‘Kardeşinizin ismini anıttan kaldırdık’ denildiğini aktardı.

    Hüseyin Karababa, kardeşi Gülsün Karababa’nın isminin neden oteldeki anıttan çıkarılmasını istediğini ve 11 yılı aşan ismin kaldırılması sürecini PİRHA’ya anlattı.

    “ALEVİ ÇALIŞTAYI’NI YÜRÜTEN BAKAN ÇELİK BİZİMLE GÖRÜŞTÜ”

    33 insanın katledildiği Madımak Oteli’nin 2010 yılında devlet tarafından kamulaştırıldığını anımsatarak sözlerine başlayan Karababa, “Faruk Çelik o zaman Devlet Bakanıydı ve ‘Alevi Çalıştayı’ diye bir çalıştay başlattılar Reha Çamuroğlu ile birlikte. 2011 yılında Devlet Bakanı Faruk Çelik bize ulaştı. Sivas mağduru ailelerle görüşmek istediğini söyledi. Bakanlığa davet etti. Ben bu durumu kabul etmedim. Arzu ediyorsa kendisi buyursun gelsin, dedim. Bizim burada Ziya Gökalp’te bir Madımak Müzemiz var. Müzede görüşelim, dedik. Başta müzeye gidersek bir şey olur mu, diye çekingen davrandılar ama çekinmelerini gerektiren bir durum olmadığını söyledik.

    “SİZİNLE BİRLİKTE OTELİ DİZAYN ETMEK İSTİYORUZ, DEDİLER”

    Daha sonrasında Faruk Çelik ve beraberindeki heyet geldi. Biz de aileler olarak müzede onları karşıladık. Bize orada dediler ki, ‘Biz Madımak Oteli’ni kamulaştırdık. Buraya bir şekil vereceğiz, biçim vereceğiz. Sizin de rızalığınızı, görüşlerinizi alarak, işin içinde tutarak bir şekil vereceğiz’ dedi. Daha sonra bununla ilgili bir toplantı düzenlendi. Bu toplantıya biz davet edilmedik” diye konuştu.

    “İSİMLERİ YAZMIŞLAR AMA BUNLAR KİM, NİYE ORADALAR, NASIL ÖLMÜŞLER HİÇBİR ŞEY YOK”

    Ardından ilerleyen süreçte ailelerin görüş ve düşüncelerinin alınmadığını kaydeden Karababa, Madımak otelinin “Bilim Kültür Merkezi” yapıldığını ifade etti.

    Karababa sözlerine şöyle devam etti:

    “İçerisine de Einstein’ın bir fotoğrafını koymuşlar. Dili dışarıda, komedi bir görüntüsü var. Bir de anı köşesi yapmışlar. Herkesin ismini yazmışlar. Asım Bezirci ismi var mesela. Kim bu adam? Niye orada? Ne olmuş burada? Bu adam yaşıyor mu, ölmüş mü, nasıl ölmüş? Bu da belli değil. Gülsün Karababa ismi var. Kim bu, ne yapar, niye adı orada yazıyor, ne olmuş burada? Bunlara dair hiçbir şey yok. Buraya gelen insan sormayacak mı bunları? Sadece isimleri yazmışlar. Katliama dair hiçbir şey yok. Orada dışarıda ölen 2 katilinde ismi yazıyordu. Bize sorulmadan, danışılmadan benim çocuğumun götürüp ismini oraya yazmışlar.

    “BİZİM İRADEMİZ DIŞINDA ÇOCUĞUMUZUN İSMİ HERHANGİ BİR YERDE KULLANILAMAZ”

    2011 yılında ben aileme de danışarak, çocuğumuzun ismini oradan çıkartalım dedim. Biz ismimizi çıkartalım, devlet orada istediği gibi ne yapıyorsa yapsın. Orayı dizayn etsin. Orası devlete ait, bekçisi devletin, yöneticisi devletin. Hiçbir irademiz yok. Daha sonra 2011 yılında Sivas Bölge İdare Mahkemesi’ne dava açtım. Valiliğin oradan çocuğumuzun ismini kaldırmasını istedik. Davanın birinci aşamasını kaybettik. Bilinçli olarak kaybettirdiklerini düşünüyorum. Daha sonra Danıştay’a dava açtım. Danıştay beni haklı buldu. Çünkü Aile Hukuku’nun 175. Maddesi’nde isim soyisim mirası aileye aittir. İsim soyisim mülkiyet olarak geçer ve o mülkiyet de aileye aittir. Bize danışılmadan, bizim irademiz dışında çocuğumuzun ismi herhangi bir yerde, hiç kimse tarafından kullanılamaz.”

    “BUNDAN SONRA RAHAT UYUYACAĞIM”

    11 yıl boyunca hukuki olarak ciddi bir mücadele verdiğini aktaran Karababa, sürece dair şunları dile getirdi:

    “Dava süreci boyunca o mahkemeden o mahkemeye atılıp durdu ancak geçtiğimiz günlerde karar verildi. Karara göre Sivas Valiliği kaybetmiş oldu. Ancak karara rağmen hala çocuğumuzun ismi oradan çıkarılmamıştı. Bu sefer de onun için uğraş vermeye başladım. Valiliği sürekli aradım, davayı kaybettiklerini, benim çocuğumun ismini oradan çıkarmaları gerektiğini söyledim. Israrlarım sonucu kardeşimin ismi anıttan kaldırıldı. Bundan sonra ben rahat uyuyacağım, çünkü yarın bir gün Temel Karamollaoğlu oraya gidip çelenk, çiçek koyduğu zaman benim çocuğumun üzerine koymayacak. Başka katiller gidip oraya çelenk çiçek koyduğu zaman, bunun sorumluluğunun altında ben kalmış olmayacağım.”

    “MADIMAK BİR SOYKIRIMDIR VE DEVLET BU SOYKIRIMI TANIMAK ZORUNDADIR”

    Çocuğuna karşı saygılı davrananların, çocuklarına karşı sorumluluk taşıyan herkesin aynı şeyi yapması gerektiğini vurgulayan Karababa, son olarak şunları söyledi:

    “Benim yaptığımı yapmak zorundalar aileler. Çünkü şu anki haliyle memnunlar mı? Hayır. Madımak Oteli’nin o halinden memnunlar mı? Hayır. Peki çocuğunun ismi neden orada yazıyor? Bir proje yapıldı, bir katliam gerçekleştirildi ve benim çocuğum orada öldürüldü. Sivas Katliamı Alevilere karşı yapılan bir soykırımdır. Maraş da öyledir, Çorum da öyledir. Alevilere karşı sistematik bir soykırım uygulanmaktadır. Bu soykırımı devlet tanımak zorundadır. Karamollaoğlu ile kim kol kola giriyorsa, yan yana geliyorsa bizim düşmanımızdır. Bu adamı toplum önüne çıkartıp ‘Pamuk Dede’ diye tanıtanlar, namussuzdur. Bizim Madımak’ta verdiğimiz mücadele Alevilere bir kimlik kazandırdı. Aleviler buna sahip çıkmalı. Katillerle bir araya gelmemeli.

    “MADIMAK UTANÇ MÜZESİ OLSUN, İNSANLIĞA KARŞI SUÇ MÜZESİ OLSUN”

    Madımak çözülmeden bu ülke bir milim bile ilerleyemeyecektir. Madımak bizim istediğimiz şekilde çözülmelidir. Hiçbir güç bizi aşamaz. Orada çocuklarının ismi bulunan diğer aileleri de çağrıda bulunuyorum. Kazanılmış bir dava var. Bu karar emsaldir. Çocukların isimlerini oradan çıkarsınlar. Çocuklarının isimlerini ayak altı etmesinler. Onurlarıyla, gururlarıyla ayakta dursunlar. Madımak Utanç Müzesi olsun, İnsanlığa Karşı Suç Müzesi olsun. Madımak’la herkes yüzleşsin. Madımak Alevilerin Kerbela’sıdır.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Gülsün Karababa’nın ismi Madımak Oteli’ndeki anıttan kaldırıldı!

    Gülsün Karababa’nın ismi Madımak Oteli’ndeki anıttan kaldırıldı!

    PİRHA-Hüseyin Karababa’nın, Sivas Madımak Katliamı’nda hayatını kaybeden kardeşi Gülsün Karababa’nın isminin, saldırganlardan olduğu belirtilen iki kişiyle aynı tabelada yer almasına karşı yaptığı itiraz sonuç verdi. Gülsün Karababa’nın ismi anıttan kaldırıldı.

    2 Temmuz 1993 yılında din-faşist kalabalıklar tarafından yapılan Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ismi anıttan kaldırıldı.

    Sivas katliamcısı iki kişinin ismiyle kardeşi Gülsün Karababa’nın isminin aynı anıtta olmasını istemeyen ağabey Hüseyin Karababa hukuk mücadelesini kazandı.

    Hüseyin Karababa, kardeşinin isminin anıttan kaldırılması yönünde Sivas Valiliği’ne karşı açtığı davada olumlu yanıt aldı. Karababa, vali yardımcısının özel kalemi tarafından arandığını ve “Kardeşinizin ismini oradan kaldırdık” denildiğini aktardı.

    Sivas’ta Bilim ve Kültür Merkezi’ne dönüştürülerek yeniden açılan Madımak Oteli’nin lobisinde asılan panoda, katledilen 33 yurttaşla birlikte iki de otel çalışanının ismi yer alıyordu. Hüseyin Karababa, söz konusu iki kişinin, katliamı yapan kişilere yardımcı olduklarını ifade ederek yargıya başvurup, “Kardeşimin ismini oradan kaldırın” talebinde bulunmuştu. Danıştay 8. Dairesi’nde görülen davada Karababa’nın haklı olduğuna karar verildi.

    GÜLSÜN KARABA KİMDİR?

    madimakmuze.com internet sayfasında Gülsün Karababa hakkında şunlar yazıyor:

    “Gülsün Karababa (1971). Tutmuş olduğu günlüğe “’Kendi kilidimi açacağım, kendimi aşacağım. Sıradan biri olmayacağım’ diye yazıyor ve Yarin Yanağından Gayrı Her Şey Ortak” diye devam ediyordu. Sanatçı bir ailenin sanatçı bir çocuğuydu. Halk Ozanı Mehmet Ali Karababa’nın kızıydı. Ellerine bakıp, “Ellerim babamın ellerine benziyor” derdi. Babası Mehmet Ali Karababa, Gülsün’ü saz çalarken dinler ve gururla “Kızım benden daha iyi saz çalacak” derdi. Derdi ama Gülsün RESİM sanatıyla daha çok ilgileniyordu. Tüm harçlığını kitaba ve resim boyasına harcardı. Hedefi Hacettepe Üniversitesi Resim Bölümü’nü kazanmaktı. Aydınlık Gazetesinin KARMA RESİM SERGİSİ’nde Gülsün’ün yapmış olduğu Nazım Hikmet Resmi de sergilenmişti.

    Etkinliklere Divriği Kültür Derneği üyesi olarak katılan dört kızdan biriydi, Gülsün. Bakkala, pazara çıkmayan kız, Sivas’a gitti. Sivas soğuk olur kalın giyin dediler.
    Oysa ki, yangın yeri olacakmış Sivas, bilemezdi… bilemezdi…”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER
    > Gülsüm Karababa’nın adı Madımak Kültür Merkezi’ndeki anıttan kaldırılacak

    > Madımak Oteli’nde iki katilin adı anıttan çıkarıldı-VİDEO

  • Sivas Katliamı duruşması ertelendi; dava Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşınacak-VİDEO

    Sivas Katliamı duruşması ertelendi; dava Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşınacak-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nın 3 firari sanık üzerinden devam eden davasının 29’uncu duruşması Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme heyeti, eksik evrakların istenmesine, dönemin başbakanı, emniyet müdürü, vali ve belediye başkanının dinlenmesi talebinin ve derneklerin davaya katılım talebinin reddine karar verdi. Bir sonraki duruşma 26 Ocak 2023 saat 14.00’e ertelendi.

    33 canın yaşamını yitirdiği Sivas Katliamı’nın 3 firari sanık üzerinden devam eden davasının 29’uncu duruşması Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
    Duruşmaya katliamda yakınlarını kaybeden aileler, DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), İHD Ankara Şubesi, İstanbul Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği, HDP il örgütü temsilcileri, Hollanda Büyükelçiliği’den gözlemciler ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Kimlik tespitlerinin yapılmasıyla başlanan duruşmada mahkeme başkanı, 3 firari sanık üzerinden ilerleyen dava dosyasının, sanıklar hakkındaki tutuklama amaçlı yakalama kararının devam ettiğini belirtti.

    KARABABA ‘SOYKIRIMI’ MAHKEMEDE TEKRARLADI

    Katliamda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, duruşmada söz alarak, “Madımak Katliamı politik bir cinayettir. Alevi katliamlarının hepsi politiktir. Madımak, Alevi soykırımın bir zincir halkasıdır. Açtığım Alevi soykırımı pankartı nedeniyle hakkımda soruşturma açıldı. Ben burada defalarca bunu dillendirdim. Tutanaklara geçti hepsi. Koçgiri, Sivas, Gazi, Maraş hepsini toplasak, Alevilere bir soykırım vardır. Soykırımı tekrarlıyorum. Bu tanımlama doğrudur. Alevi toplumu yerinden yurdundan edilmiştir. Kimliklerini saklayarak yaşamak zorunda kalmışlardır. Mal ve mülklerine el konulmuştur. Alevilerin bu ülkede can ve mal güvenliği yoktur. Soykırımların devamını önlemek için bu dava soykırım davası olarak yürütülmelidir. Önümüzdeki günlerde uluslararası mahkemeye taşıyacağız” dedi.

    AV. PİROĞLU: DEVLET DENETLEME KURULU’NUN RAPORU MAHKEMECE İSTENMELİ

    Avukat Özgür Piroğlu ise, “Bu katliamı önümüzdeki günlerde Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşıyacağız. Alevilere soykırım uygulanıyor. Devlet Denetleme Kurulu bu katliamdaki devletin kusurunu hazırladığı raporda ortaya koymuştur. Bu raporun tamamının mahkemece istenmesini istiyoruz. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in, dönemin valisi ve belediye başkanının da dinlenmesini istiyoruz” diye konuştu.

    AV. ŞİMŞEK: SİYASİ SORUMLULAR AÇIĞA ÇIKARILMALIDIR

    Avukat Hüsniye Şimşek de, “Daha önceki taleplerimizi tekrarlıyoruz. Bu katliamın yargılaması ile ilgili adil bir yargılama istedik. Ancak yıllardır sonuçlandırılmadı. Bu katliamın arkasında kimler var bunlar araştırılmıyor. Mahkeme gereken soruşturmaları yürütmüyor. Taleplerimiz heyet tarafından hep reddediliyor. Etkin bir yargılama yapılsın istiyoruz. Siyasi sorumlular açığa çıkarılmalıdır” diye belirtti.

    AV. YILMAZ: DAVA ZAMAN AŞIMI TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA

    Avukat Ali Yılmaz, “Bu katliam insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Zaman aşımı sorunu var. Bu tür davalarda zaman aşımı olmamalı. Kırmızı bülten çıkarılması ile ilgili tüm belgelerin Adalet Bakanlığı’ndan istedik ama cevap bile verilmedi. Bakanlık hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    AV. SARIHAN: ETKİN SORUŞTURMA YÜRÜTÜN VE ADİL KARAR VERİN

    Avukat Şenal Sarıhan da, “3 kadın arkadaş yargılama yapıyor. Yaşları da çok genç. Bu katliam yaşandığında belki sizler hayatta bile değildiniz. Katliamın üzerinden 29 yıl geçti. Zaman aşımı tehlikesiyle karşı karşıyayız. Katliam sırasındaki eyleme 15 bin kişi katıldı. Ancak 170 kişi gözaltına alındı. Uzun yıllar geçti ve çok az kişiye dava açıldı. Şeriatçı bir grubun organize saldırısı yaşandı. Basit adli soruşturmalarla geçiştirilmeye çalışıldı. Aranan firari sanıklar kuş gibi uçup gitti yurt dışına. Bu insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Zaman aşımına uğramasına izin verilmemeli. Bu olay insanlık dünyasının kalbinde onulmaz yaralar açtı. Bir toplumun onurunu ayağa kaldırılması için yargı devreye girer. Adalet Bakanlığı bu firari sanıkları bir türlü bulamadı. Kadın vicdanınıza sesleniyorum. Bu katliamın hesabını sorun. Etkin bir soruşturma yürütün ve adil bir karar verin” dedi.

    Ankara Barosu avukatlarından Doğan Erkan söz alarak, Ankara Barosu olarak davaya katılım talebinde bulundu.

    Katliam davasının avukatlarının savunmalarının ardından mahkeme heyeti, sanıklar Eren Ceylan, Murat Karataş ve Murat Sonkur hakkındaki tutuklama amaçlı yakalama kararının devamına, yakalanırlarsa yeni duruşma günü verilerek duruşma açılmasına, eksik evrakların istenmesine, dönemin başbakanı, emniyet müdürü, vali ve belediye başkanının dinlenmesi talebinin reddine, derneklerin davaya katılım talebinin reddine karar vererek,
    bir sonraki duruşmayı 26 Ocak 2023 saat 14.00’e erteledi.

    Duruşma sonrası Alevilerin ve avukatların adliye önünde yapmak istediği açıklamayı polis engelledi.

    Bu arada, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, adliye çıkışında yaptığı açıklamada “Yine bir hukuksuzlukla karşı karşıya kalınan Musa Anter davasına 72 millete aynı nazardan bakan bir inancın mensubu olarak katılacağız” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Hüseyin Karababa ‘Alevi Soykırımı’ yazılı pankart sebebiyle ifadeye çağrıldı!

    Hüseyin Karababa ‘Alevi Soykırımı’ yazılı pankart sebebiyle ifadeye çağrıldı!

    PİRHA – Sivas Katliamı’nın 29. yıldönümünde “Alevi Soykırımı” yazılı pankart açan Hüseyin Karababa, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlaması ile Ankara Güvenlik Şube Müdürlüğü’nde ifade verdi. Karababa ifadesinde “Böyle bir pankartı hazırladığım için onur ve gurur duyarım” derken, avukatı Özgür Piroğlu da “Bu soruşturma düşünce ve ifade hürriyetine saldırı niteliğindedir” ifadesini kullandı.

    Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa’ya “Alevi Soykırımı” pankartı açması nedeniyle suç duyurusunda bulundu.
    Hüseyin Karababa, 2 Temmuz 2022’de Sivas’ta yapılan anmada söz konusu pankart nedeniyle polis tarafından engellenmişti. Karababa, Avukatı Özgür Piroğlu ile birlikte bugün (16 Eylül) Ankara Güvenlik Şube’ye giderek ifade verdi.
    “PANKARTIMIN İADESİNİ İSTİYORUM”
    Hüseyin Karababa “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasını kabul etmediğini söyleyerek şu ifadeyi verdi:
    “2 Temmuz Madımak Katliamı’nda kız kardeşimi kaybettiğimden dolayı her yıldönümünde Sivas iline gider bu konuya dair bazı pankartlar açarım. Soruşturma dosyasına konu olayda da 2 Temmuz tarihinde Sivas iline gittim. Bilim Kültür Merkezi (Madımak) önünde beklerken polisler yanıma geldi. Kapalı vaziyette duran pankartı kontrol ettiler. Daha sonra bu pankarta el koyarak pankartı benden aldılar. Bu pankartı kendim hazırladım. Herhangi bir yere, kişiye hazırlatmadım. Pankart içeriğinde geçen ‘Alevi soykırımı ve Madımak Müze Vakfı’ ifadeleri suç teşkil etmemektedir. Böyle bir pankartı hazırladığım için onur ve gurur duyarım.
    Böyle bir pankartı Madımak Katliamı’nın soykırım olması nedeniyle hazırladım. 1945 Nunberg mahkemelerindeki soykırımın tanımı ile Madımak Katliamı birebir uyuştuğundan bu şekilde bir ifade kullandım.
    DAVADA DA 10 KEZ ‘ALEVİ SOYKIRIMI’ İFADESİNİ KULLANDIM” 
    Ayrıca Madımak Katliamı’nın Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan davasında müşteki konumunda bulunmaktayım. Bu davada en az 10 kez ‘Alevi soykırımı’ ifadesini kullandım. Hepsi de mahkeme tutanaklarına geçti. İlgili mahkemeden bu tutanaklara ulaşılabilir. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Pankartımın iade edilmesini istiyorum.”
    “BÖYLE BİR SORUŞTURMA DÜŞÜNCE HÜRRİYETİNE SALDIRI NİTELİĞİNDEDİR”
    Karababa’nın avukatı Özgür Piroğlu da ifade işleminde Sivas Katliamı’nın ‘Alevi soykırımı’ olduğunu belirterek bu söylemin suç olmadığını vurguladı. Av. Piroğlu, konuyu Uluslararası Ceza Mahkemesine de taşıyacaklarını belirterek şunları söyledi:
    “Ben de Sivas Katliamı’nın Alevi soykırımı olduğunu düşünüyorum. Sivas Madımak Katliamı Alevi soykırımı olduğu için önümüzdeki günlerde Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne bu konuda başvuru yapacağız. Sivas Madımak Katliamı’nı Alevi soykırımı olarak tanımlayan pankart sebebiyle müvekkilimin, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek suçunu işlediğini iddia etmek hiçbir hukuki gerekçeye dayanmamaktadır. Müvekkilim kimi kime karşı hangi eylem sebebiyle tahrik etmiştir? Böyle bir soruşturmanın yürütülüyor olması ve müvekkilimin şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınıyor olması düşünce ve ifade hürriyetine saldırı niteliğindedir.”
    PİRHA/ANKARA
  • Ozanlar, yakılan dilek ağacına bağlamalarını asarak saldırıyı protesto edecek!-VİDEO

    Ozanlar, yakılan dilek ağacına bağlamalarını asarak saldırıyı protesto edecek!-VİDEO

    PİRHA- Hüseyin Gazi Dergahı içerisindeki dilek ağacının IŞİD’lilerce yakılmasının ardından ozanlar, yakılan ağaca bağlamalarını asarak saldırıyı protesto edecek. Konuya ilişkin açıklama yapan Ozan Hüseyin Karababa, “Bu kadar köklü tarihi olan bir dergaha ozanlar mutlaka sahip çıkmalı. Bu Yol’a hizmet etmenin yolu oradaki dergahı yaşatmak, uğursuz insanları da bir kenara itmek olmalıdır” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretiyle birlikte gündeme gelen Hüseyin Gazi Dergahının bahçesindeki dilek ağacı IŞİD’li iki kişi tarafından 8 Eylül’de yakıldı.

    Saldırıyla ilgili gözaltına alınan Sedat Ö. (41) ve Haydar A. (28) isimli iki kişi ‘Terör örgütü IŞİD üyeliği’ suçundan tutuklandı.

    “TARİFSİZ ŞEKİLDE SALDIRIYA UĞRUYORUZ, BAĞLAMALARIMIZI YAKILAN DİLEK AĞACINA ASACAĞIZ”

    Yapılan saldırıya karşı halk ozanları da harekete geçti. 18 Eylül’de Hüseyin Gazi Dergahına gidecek olan ozanlar, bağlamalarını yakılan dilek ağacına asarak saldırıyı protesto edecek. Yapılacak eyleme dair PİRHA’ya konuşan Hüseyin Karababa, Alevi toplumunun yakın zamanda farklı saldırılarla karşı karşıya geldiğine vurgu yaptı. Karababa, ozanların dergahlara sahip çıkması gerektiğini belirterek, şunları söyledi:

    “Hüseyin Gazi bin yıllık bir dergahtır ve dergahların görevi ozan yetiştirmektir. Yani halkın dertlerini dile getiren, bağlamasıyla sohbet eden bireyleri yetiştirmek üzere kurulmuştur bu dergahlar. Yani buralar eğitim kurumudur. Tarifsiz şekilde saldırıya uğruyoruz ve biz de dedik ki dilek ağacı bizim kutsalımız, geleneğimizin bir parçası. Buna karşı, ozanlarla buluşup dilek ağacına bağlamalarımızı asıp, ozanların dilek ağacı ve dergaha sahip çıktıklarını gösterelim istiyoruz. Ve her yıl dilek ağacına sahip çıkmak adına bir etkinlik yapalım dedik. Ayrıca bizler 9 Ekim’de de dergahta bir etkinlik yapacağız ve bunu gelenek haline getirip kutsallarımıza sahip çıkalım istiyoruz. Orada bir cemevi var ve bağlamalar, ozanlar olmadan cem yapılamaz. Bizler burada kilit noktada olduğumuzun farkındayız. Bu farkındalığımızı da orada yansıtmak istiyoruz.”

    “AŞ PİŞİRİLEN KAZANLARI BAKIRCILARA SATTILAR”

    Hüseyin Karababa, “Ozanlar olarak artık sesimizi biraz daha güçlü çıkartacağız” diyerek Hüseyin Gazi Dergahına yönelik hükümet baskısına da dikkat çekti. Dergaha ait birçok demirbaşın yakın zamanda yağmalandığını ifade eden Karababa şu bilgileri paylaştı:

    “Bu kadar köklü bir tarihi olan dergaha ozanlar mutlaka sahip çıkmak zorundadır. Bu yola hizmet etmenin yolu oradaki dergahı yaşatmak, yürütmek, haksız, hukuksuz uğursuz adamları da bir kenara itmek olmalıdır. Ozanların birinci derecedeki görevi türbelere, cemevlerine sahip çıkmak olmalıdır.
    Bizler günlerce o dergahta nöbet tuttuk ve kimse de bize ‘Siz neden buradasınız?’ demedi. Hiçbir insan evladı da çıkıp ‘Bu insanlar bir uğraş veriyor, bir merhaba edelim, iyi yapıyorsunuz diyelim’ demedi.

    “DERGAH’TAKİ BAŞIBOŞLUĞU GÖREN ERDOĞAN VE ADAMLARI GELİP MÜDAHALE ETTİLER”

    Hüseyin Gazi Dergahının sahibi yoktur. Bu dergah başı boştur. 6 ay öncesine kadar dergahın gece bekçisi de yoktu. Yemek piştikten sonra herkes üzerine konuşma yapabiliyor ama yemeğe konabilecek maddeleri getirme konusunda hiç kimsenin bir emek verdiği yok. Hüseyin Gazi Dergahının su deposunu dernekte yönetici olan bir adam alıp götürüyor. Dergahta aş pişirilen kazanları bakırcılara götürüp sattılar. Dergahın en son bir bağlaması vardı, gittiğimde bağlamayı da bulamadım. Yani Hüseyin Gazi Dergahı 6 ay evveline kadar soyulmuş ve içerisinde hiçbir şey yoktu. Bu başıboşluğu, imkansızlığı gören iktidar, Tayyip Erdoğan ve adamları, dergaha bir şekilde gelip müdahale ettiler. Bizler orada kavga verdik. ‘Canımızı alırsınız ama dergahımızı alamazsınız’ dedik. Şimdi bu kadar çok gürültü çıkartan Alevi kurumları neden bir gün ‘Burada ne oluyor?’ demediler.
    İnanmadıkları yer üzerinden politika yapıyorlar. Bu dergah Teberlerin dergahı. Yokluktan insanlar burada horoz kurban ediyordu ama dedelerinin dergahlarına da sahip çıkıyorlar.

    “DERGAHTAKİ OZANLAR ODASINI HAREKETE GEÇİRMEYE ÇALIŞIYORUZ”

    Vakıflar Genel Müdürlüğü cumhurbaşkanlığına bağlı. Cumhurbaşkanı yukarıdan emredip ‘Burayı dizayn edin’ dediği zaman hangi güçle karşı koyma imkanına sahipsiniz? Öylesine bir ciddiyeti olan var mı? Ama o çileyi ben çekip darbesini yedim. Şimdi de dergahtaki ozanlar odasını harekete geçirmeye çalışıyoruz. Pazar günü oraya sazlarımızla gidip bir toplantı yapacağız. Ardından konuşmalar yapıp dilek ağacımıza sahip çıktığımızı belirteceğiz.”

    EREN GÜVEN/ANKARA