PİRHA- Hakk’a yürüyen Sinemilli Ocağı’ndan Hüseyin Soysüren için Hakk’a Uğurlama Erkanı yürütüldü.
Ziyaret için gittiği İngiltere’den dönerken havaalanında kalp krizi geçirip Hakk’a yürüyen Sinemilli Ocağı’ndan Hüseyin Soysüren için Mersin Cemevi’nde Hakk’a Uğurlama Erkanı yürütüldü.
Mersin Cemevi Başkanı Seyit Sabun Ocağı Piri Hasan Kılavuz tarafından yürütülen erkanda, Süleyman Deprem ve Ayhan Danyeli nefesler okudu.
Rızalık alınan Hüseyin Soysüren doğduğu Kantarma’ya uğurlandı.
PİRHA- Sinemilli Ocağı’ndan Hüseyin Soysüren geçirdiği kalp krizi sonrası Hakk’a yürüdü.
Sinemilli Ocağı’ndan Hüseyin Soysüren ziyaret için gitti İngiltere’den dönerken havaalanında kalp krizi geçirdi. İlk müdahale havalanında yapılırken, yapılan müdahale Hüseyin Soysüren’in yaşama tutunmasına yetmedi.
Hakk’a yürüyen Hüseyin Soysüren için Mersin Cemevi’nde 7 Haziran’da Hakk’a Uğurlama Erkanı yürütülecek. Daha sonra doğduğu Kantarma’ya uğurlanacak Hüseyin Soysüren burada toprağa sırlanacak.
PİRHA/MERSİN
Hüseyin Soysüre’in ajansımıza vermiş olduğu görüşler:
PİRHA – Mersin Cemevi İnanç Kurulu üyeleri, 2026 yılında Alevi toplumu ve genel olarak Türkiye’nin geleceği için daha eşitlikçi ve barışçıl bir toplum inşa edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Mersin Cemevi İnanç Kurulu üyeleri, PİRHA’ya yaptıkları değerlendirmede 2025 yılını savaşlar, derinleşen ekonomik kriz, adalet sorunu ve Alevi toplumuna yönelik hak ihlalleriyle anarken; 2026 için barış, toplumsal adalet ve Alevi kurumlarının güçlenmesi çağrısında bulundu.
“BARIŞ SAVAŞLARDAN DAHA ÖNCELİKLİ OLMALI”
Hıdır Demir, 2025 yılının dünya genelinde savaşlar ve insani krizlerle geçtiğine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Dün iyiydik, bugün kötüyüz, yarın daha da kötü olacağından endişeliyim. Özellikle Suriye, Ukrayna gibi bölgelerdeki savaşlar, tüm dünyayı olumsuz etkiledi. Barışa olan ihtiyacımız her geçen gün artıyor. Keşke insanlar önce barışı konuşup savaşı en son çözüm olarak görseler.”
Alevi inancına dönük asimilasyon politikalarına da değinen Demir, devletin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na dikkat çekerek şöyle devam etti:
“Devletin kurmuş olduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile ‘devletin Alevisi’ kavramı karşımıza çıktı. Ama biz tabii ki el ele verirsek, kamil insanlarımıza, pirlerimize, mürşidlerimize daha çok olanak tanırsak, onların duruşlarından faydalanırsak daha iyi ortamlar oluşur. İnancımız, gençlerimize doğru bir şekilde uzanır. 2026 yılının hepimiz açısından güzel geçmesini diliyorum.”
“SİSTEM FIRSATÇILIKLA DURUMU DAHA DA KÖTÜLEŞTİRİYOR”
Hüseyin Soysüren ise 2025’in önceki yıllara kıyasla daha da ağır geçtiğini vurguladı. Mevcut düzenin toplumsal huzuru zedelediğini belirten Soysüren, şunları dile getirdi:
“Sistem bazı fırsatlardan faydalanmaya çalışıyor ama her şey kötüye gidiyor. Mevcut düzen toplumsal huzuru daha da zorlaştırıyor. Günümüzde sıkıntılar giderek artıyor. Ama her şeye rağmen tüm güzellikler bizim olsun diyorum. İyiye, güzele, çağdaşlaşmaya yönelik uğraşlarımızda başarılar diler, tüm yoldaşlarımızı gönlümüzce bir dünya yolunda kucaklarım.”
“ZENGİN İLE FAKİR ARASINDAKİ UÇURUM DERİNLEŞTİ”
Ekonomik eşitsizliğin toplumda ciddi bir adaletsizlik yarattığını belirten Hıdır Beyaz, 2025 yılının bu anlamda daha da ağırlaştığını ifade etti:
“Zenginler zenginleşiyor, fakirler ise daha da yoksullaşıyor. Mevcut bir ekonomik dengesizlik var. Çöp kutularındaki ekmekleri toplayan insanlar var, zenginler ise hala bolluk içinde.”
2026 yılına dair kaygılarını da paylaşan Beyaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Durum hiç iyi değil, bu gidişat devam ederse, 2026 da 2025’ten farklı olmayacak.”
“İNSANLIK SAVAŞLARIN VE AYRIMCILIĞIN PENÇESİNDE”
Ali Halisçelik, Türkiye’nin yakın coğrafyasında süren savaşların ağır insani sonuçlar doğurduğunu belirterek özellikle kadın ve çocukların yaşadığı acılara dikkat çekti:
“Suriye ve Filistin’de kadınlar ve çocuklar katlediliyor. Bizlere ötekileştirici davranılmasın, elimizi taşın altına koymaktan çekinmeyiz.”
Halisçelik, 2026 yılı için barış ve karşılıklı saygının egemen olduğu bir dünya temennisinde bulundu.
Erdoğan Sevin, 2025 yılına dair en olumlu gelişmenin Türkiye’de bir barış komisyonunun kurulması olduğunu söyledi. Bu sürecin başarıyla sonuçlanmasını dilediğini belirten Sevin, şunları ifade etti:
“Ülkemiz açısından en büyük artının bir barış masasının, bir barış komisyonunun kurulmasıdır. Ben bu komisyonun başarılı olarak iyi sonuçlar almasını, ülkemizde barışın, huzurun yeniden tesis edilmesini özellikle Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.”
Alevi kurumları açısından da önemli gelişmeler yaşandığını belirten Sevin, Alevi Bektaşi Temsilciler Meclisi çalışmalarına dikkat çekti:
“Umarım bugüne kadar merkezi otoritesi olmayan Aleviliğin bununla bir merkezi otoritesi kurulup, Türkiye’deki Alevi kurumları ve Aleviler arasında bir birliğin bir dayanışmanın sağlanmasıdır.”
“DEVLETİN DİNİ ADALET OLMALI”
2025’in adalet, ekonomi ve eğitim açısından ciddi sorunlarla geçtiğini belirten Sevin, özellikle yargıya olan güvenin zedelendiğini ifade ederek şöyle konuştu:
“Adaletin vesayet altında tutulmaması gerektiğine inanıyorum. Vatandaşın neredeyse bugün adalete karşı olan güveni azalmaya başladı. Oysa ki adalet her şeyin üstündedir. Devletin dini adalet olmalı.”
Emekliler, asgari ücretliler ve eğitim sistemiyle ilgili sorunlara da değinen Sevin, ÇEDES uygulamasına ve cemevlerinin yasal statü talebine dikkat çekti.
Konuşmasının sonunda Sevin, şu temennilerle sözlerini tamamladı:
“Savaşsız, sömürüsüz, insanların birbirini sevdiği, insanlarımızın katledilmediği, kadın cinayetlerinin yaşanmadığı, herkesin kendi inancını, kimliğini, kültürünü özgürce ifade ettiği bir Türkiye özlemiyle bütün vatandaşlarımızın yeni yıllarını sevgiyle, muhabbetle kutluyorum.”
PİRHA-Sinemilli Ocağı’ndan Hüseyin Soysüren Dede, ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma girişimlerini değerlendirerek, “tarih boyunca, yakılmışız, sürülmüşüz, topraklarımızdan edilmişiz ama hiçbir zaman ser verip sır vermemişiz, Yol düşkünü olmamışız. Onun için bu yola ser verenlerin sistemin getirmiş olduğu maaşlı versiyonuna karşı duracaktır” dedi.
Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.
Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na büyük tepki gösterdi.
İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.
Sinemilli Ocağı’ndan Hüseyin Soysüren Dede, ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma girişimlerini değerlendirdi.
Yol’a baş koymuş pirlerin, dedelerin, anaların maaşı kabul etmeyeceklerini belirten Sinemilli Ocağı’ndan Hüseyin Soysüren Dede, Alevi Bektaşi Kültür ve Cenevi Başkanlığı maaşlı dedeler girşiminin tarikat planlarının kılık değiştirmiş bir versiyonu olduğuna dikkat çekti.
Asırlar boyunca gizli kalmış bir inancı yaşatmak uğruna can vermiş yüz binlerin olduğunu vurgulayan Hüseyin Soysüren Dede, “Karın altındaki kardelenler gibi başını göğe uzatıyor. Yüzyıllardır üzerini örten, kar ve soğuğa aldırmadan böyle bir inanç ki renkleriyle göz alıcı, direngenliğiyle şaşırtıcı, bilinmek, sevinmek, korunmak tarif edilmek istiyor bu kardelen. Bu inancın mensupları rengini, kokusunu, güzelliğini yalnızca ıssız dağ başlarına çıkanlar değil, dünyanın dört yanında varolanlar Aleviliği yaşatıyor.
Sözünü ettiğimiz kardelen; Anadolu ve Mezopotamya topraklarının çok özgün inancı olan, onca araştırma ve incelemeye karşın hala gerçek anlamıyla bilinmeyen, keşfedilmeye, fark edilmeye, ihtiyaç duyulan Aleviliktir. Biz onun için tarih boyunca, yakılmışız, sürülmüşüz, topraklarımızdan edilmişiz ama hiçbir zaman ser verip sır vermemişiz, Yol düşkünü olmamışız. Onun için bu yola ser verenlerin sistemin getirmiş olduğu maaşlı versiyonuna karşı duracaktır. Ancak cemevlerimize kadınlar, analar, bacılar, çocuklar, gençler gelmediği müddetçe çok sıkıntı çekeceğimize inanıyorum.”
PİRHA- -Sinemilli Ocağı’ndan Cevahir Ana (Soysüren) ve Hüseyin Soysüren Dede, Xızır ayını köyde bayram havasında karşıladıklarını belirterek, günümüzde de aynı heyecanı yaşadıklarını ifade ettiler. Gençlerin Alevi inancını bırakma korkusu yaşadığını dile getiren Cevahir Ana, “Yeni nesil acaba inancımızı yarınlara nasıl taşıyacak?” diye sordu.
Aleviler için kutsal kabul edilen Hızır ayı içerisindeyiz. Alevi inancında ve toplumsallığında Xızır’a ve Xızır ayına dair Sinemilli Ocağı’ndan Cevahir Soysüren Ana ve Hüseyin Soysüren Dede PİRHA‘ya konuştu.
Xızır ayını bir bayram havasında karşıladıklarını aktaran Cevahir Soysüren Ana, “Darda kalanın, yetimin, hastanın, yoksulun, herkesin yanında olur. Alevilerin tamamının ‘Ya Xızır’ diyerek, Xızır’ı kutsamıştır. Köylerde her sene bayram havasında karşılardık. Kışın ortasında tüm temizliğini yapar, hazırlığını yapar, pirin gideceği evde toplanır cem yapardık” dedi.
Baskılarla karşı karşıya kaldıklarını ve buna karşı bekçilerin kapıların önünde beklediğini ifade eden Cevahir Ana, ‘Cem bağlanmayacak, semahlar dönülmeyecek, gülbanglar söylenmeyecek deniyordu. Bunun için devamlı baskı altındaydık. Çocuktuk ve ‘acaba bu gece rahat geçecek mi?’ diye kaygı içinde beklerdik” diyerek, o günlerin baskı ortamına işaret etti.
7-8 yaşlarından itibaren cemlerde semah döndüğünü de söyleyen Cevahir Ana, “Dizlerim ağrımasına karşın hala cemevinde cem bağlandığı zaman semah dönerim ve o an dizlerimin ağrısı kalmaz. Çünkü canı gönülden katılır ve dönerim. Bir aşk yani. Xızır’ın aynı heyecanını hissediyorum. Xızır bizim için en büyük bayramdır. Xızır ceminin yapıldığı gece arınma yaşanırdı. Şimdi bu yaşanmıyor. Çünkü şehirde kimse kimseyi tanımıyor” ifadelerine yer verdi.
Gençlerin Alevi inancını bırakma korkusu yaşadığını dile getiren Cevahir Ana, “Yeni nesil acaba inancımızı yarınlara nasıl taşıyacak?” diye sordu.
Hüseyin Soysüren Dede de, gülbang okuyarak başladığı konuşmasında, geçmişte yaşanan Alevilikle şehirlerde yaşananın farklı olduğunu vurgulayarak, “Köylerde dar, didar görecekler gelirdi ve görgülerini görürlerdi. Xızır aşkıyla herkes kendi gücünde hazırlıklara eşlik ederdi. O dönemlerde birlik, beraberlik, sevgi, saygı vardı. Şehirleşmenin, yaşanan olayların sonucunda kimse kimseyi tanımıyor. Köyde herkes birbirini tanıyordu ve bir birini denetleme vardı” ifadelerini kullandı.