PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 970. haftasında, İHD Dersim Şubesi Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Devlet hukuka uysun; Hüseyin Toraman’ın akıbetine dair etkili soruşturma yapma yükümlülüğünü yerine getirsin. Suçtan sorumlu olanları tespit ederek cezalandırılmalarını sağlasın” denildi.
İHD Dersim Şubesi, Cumartesi Anneleri eyleminin 970. haftasında Seyit Rıza Meydanı’nda bir basın açıklaması yaptı. Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ve İHD ortak imzasıyla, tüm İHD şubelerince eşzamanlı yapılan 31 yıldır soruyoruz: Hüseyin Toraman Nerede?” başlıklı açıklamayı Raife Yılmaz okudu.
“ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI YOK SAYILIYOR”
Bu toprakların kadim cezasızlık ve unutturma kültürünün, yurttaşa karşı işlenen ağır suçların kesintisiz devamına olanak sağladığını, devleti yönetenlerin, şiddeti, baskıyı ve hakikati inkar etmeyi bir yönetim tekniği olarak kullanmak istedikleri için hukuk devleti ile arasına aşılmaz engeller koyduğunu, bu nedenle en üst yargı makamı olan AYM’nin kararlarını bile yok saydığını belirten Yılmaz, “Kamuoyunun da bildiği gibi, Anayasa Mahkemesi, Cumartesi Anneleri’nin engellenmesi ile ilgili verdiği kararda ‘Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ve kararın bir örneğinin yeni ihlallerin önlenmesi için Beyoğlu Kaymakamlığı’na gönderilmesine’ hükmetti” dedi.
AYM kararının ardından tarafların başvurusuna gerek kalmaksızın ihlalin önlenmesi için gerekli tedbirleri almakla yükümlü olan Beyoğlu Kaymakamlığı’nın ise 29 haftadır ısrarla yeni ihlallere neden olan yasaklama kararlarını vermeye devam ettiğini ifade eden Yılmaz, “970. haftada Galatasaray’da buluşmamız polis şiddeti ile engellenip gözaltına alınmasaydık Hüseyin Toraman için adalet talep edecektik” dedi.
“OĞLUN KAÇIRILMADI, GÖZALTINA ALINDI”
Yılmaz, Hüseyin Toraman dosyasının detaylarını aktardığı konuşmasını şöyle sürdürdü.
“24 yaşındaki Hüseyin Toraman, 27 Ekim 1991 sabahı İstanbul/ Kocamustafapaşa’daki evinin önünden silahlı, telsizli, kendilerini polis olarak tanıtan kişiler tarafından 34 ATZ 56 plakalı Beyaz Toros’a zorla bindirilerek götürüldü. Olaya tanık olan mahalleler hemen yakındaki karakolu aradı ve kaçırılma ihbarında bulundu. Ancak gelen polisler bir dükkanın sabit telefonundan yaptıkları görüşmeler sonrası hiçbir şey yapmadan olay yerinden ayrıldı.
Karakola giden baba Toraman’ın “Oğlumu kaçıranlara neden müdahale etmediniz” sorusuna “Oğlun kaçırılmadı, gözaltına alındı. Onlar siyasi polis” cevabı verildi.
“YÜRÜTÜLEN İKİ SORUŞTURMA DA SONUÇSUZ KALDI”
Ailenin tüm kurum ve kişilere yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı. Hüseyin Toraman’ın gözaltına alındığı inkar edildi. Bugüne kadar etkin bir soruşturma yürütülmedi. 1991ve 2011 yılında yürütülen iki soruşturma da sonuçsuz kaldı. ‘Zaman aşımı süresi dolduğundan soruşturmaya yer olmadığı’ kararı ile dosya kapatıldı. İHD avukatlarının yaptığı itiraz sonucunda dosya üzerindeki kapatma kararı kaldırıldı. Ancak bugüne kadar bir gelişme yaşanmadı.
Devlet hukuka uysun; Hüseyin Toraman’ın akıbetine dair etkili soruşturma yapma yükümlülüğünü yerine getirsin. Suçtan sorumlu olanları tespit ederek cezalandırılmalarını sağlasın.
“CUMHURİYETİN 100. YILI GÖZALTINDA KAYIPLARIN YÜZYILI OLDU”
Cumhuriyetin 100 yılı aynı zamanda gözaltında kaybetmelerin ve mezarsızlık siyasetinin de yüzyılı oldu. Cumhuriyet yeni yüzyılına girerken özgürlük, eşitlik, adalet, barış ve hukuk devleti çağrımızı yineliyoruz.
Selam olsun bugün bir kez daha tüm baskıları göğüsleyerek ülkenin dört bir yanında bizimle eş zamanlı sesimize ses katan kayıp yakınları ve insan hakları savunucularına”
PİRHA-Cumartesi Anneleri eylemlerinin 917. haftasında gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Hüseyin Toraman’ın akıbetini sordu. Yapılan açıklamada “Topluma sesleniyoruz: Meşrulaştırılmak istenen hukuksuzluğa, keyfiliğe, yasa tanımazlığa ve yasaklara rıza göstermeyin” denildi.
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların cezalandırılması talebiyle sürdürdükleri eylemlerin 917’nci haftasında Cumartesi Anneleri, 31 yıl önce gözaltına alındıktan sonra kendisinden haber alınmayan Hüseyin Toraman‘ın akıbetini sordu. Cumartesi Anneleri ile İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon tarafından “Hüseyin Toraman’ı aramaktan vazgeçmeyeceğiz” başlığıyla yapılan açıklamayı Hasan Ocak’ın yeğeni Dilcan Acer okudu.
24 yaşındaki Hüseyin Toraman’ın 27 Ekim 1991 günü gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamadığının belirtildiği açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“917 haftadır, gözaltında kaybedilen insanlarımızın akıbetinin açıklanması, tüm fail ve sorumluların yargılanarak cezalandırılması talebimizde ısrar ediyoruz. 917 haftadır, iktidarların hukuk ve adaletten yoksun uygulamaları sonucunda temel hak ve özgürlüklerimizin yok sayılmasına itiraz ediyoruz. 917 haftadır, adaletin sağlanması ve hakların korunması için en büyük sorumluluğu üstlenmesi gereken yargının, adalet beklentimizi karşılamadığını söylüyoruz.
917. haftamızda 31 yıldır adalet beklentisi karşılanmayan Toraman Ailesi’nin evlatlarına ulaşma ısrarına eşlik ediyoruz. 24 yaşındaki Hüseyin Toraman, 27 Ekim 1991 sabahı İstanbul/Kocamustafapaşa’daki evinin önünden silahlı, telsizli, sivil giyimli ve kendilerini polis olarak tanıtan kişiler tarafından 34 ATZ 56 plakalı Beyaz Toros’a zorla bindirilerek götürüldü. Olaya mahalleliler ve Hüseyin’in eşi de tanık oldu. Mahallelinin ihbarı üzerine Çınar Polis Karakolu’ndan gelen polis ekibi işlem yapmadan olay yerinden ayrıldı.
“OĞLUMU KAÇIRANLARA NEDEN MÜDAHALE ETMEDİNİZ?”
Baba Ali Rıza Toraman, Çınar Karakolu amirine ulaşarak, “Oğlumu kaçıranlara neden müdahale etmediniz?” diye sordu. Karakol amiri Hüseyin’in kaçırılmadığını, siyasi polisler tarafından gözaltına alındığını, bu nedenle müdahale edemediklerini söyledi. Baba Toraman karakol amiri ile yaptığı görüşmenin ses kaydını aldı.
Aile, İstanbul Emniyetine ve savcılığa başvurdu. Ses kaydı ve tanıklara rağmen Hüseyin’in gözaltına alındığı inkar edildi. Ailenin ısrarlı arayışı olayı basının ve kamuoyunun gündemine taşıdı. Oluşan kamuoyu baskısı karşısında İstanbul Emniyet Müdürlüğü suskunluğunu bozdu. Emniyet Müdürlüğü, 5 Aralık 1991 tarihinde Hüseyin Toraman’ın polis tarafından arandığını ancak kesinlikle gözaltına alınmadığını açıkladı. Hüseyin’in gözaltında kaybedilmesi soru önergesi ile meclise taşındı. Aile dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Mehmet Ağar, Başbakan Süleyman Demirel ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin ile görüştü. İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, 13 Aralık 1991 tarihinde Hüseyin Toraman ile ilgili soru önergesine verdiği cevapta tüm iddiaları reddetti.
“TORAMAN’IN GÖZALTINA ALINDIĞI İNKAR EDİLDİ”
Toraman Ailesi’nin Hüseyin’in akıbetinin araştırılması talebiyle başvurduğu TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu hazırladığı raporda; “Kayıt dışı gözaltına alınan oğlumuz kaybedildi” diye feryad eden aileye “Gözaltına alındığı ileri sürülen Hüseyin Toraman’ın gözaltına alındığına dair hiçbir kayıt bulunamadı” dedi. Ailenin ve İHD’nin tüm ilgili kurum ve kişilere yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı.
Hüseyin Toraman’ın gözaltına alındığı inkar edildi. 1991 yılında Fatih Cumhuriyet Savcılığı tarafından açılan soruşturma bir sonuca ulaşmadı. 2011 yılında yapılan başvuru sonucunda İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın başlattığı soruşturma ise “Zamanaşımı süresi dolduğundan soruşturmaya yer olmadığı” kararı ile kapatıldı. Yapılan itiraz sonucunda dosya üzerindeki kapatma kararı kaldırıldı. Ancak dosyada bugüne kadar bir gelişme yaşanmadı.
“KEYFİLİĞE, YASAKLARA RIZA GÖSTERMEYİN”
Yargı makamlarına sesleniyoruz: Hüseyin Toraman dosyasında etkin soruşturma yürütmeme ısrarına son verecek, fail ve sorumluların yargılanmasını sağlayacak adımları atın. Adaleti sağlama görevinizi yerine getirin. Gözaltında kaybedilişinin 31. yılında Hatice Toraman’ın “Oğlum gözaltında kaybedildiğinde bir tek benim başıma geldi sanıyordum. Galatasaray’da oturma eylemi başlattık. Yedi kişiyken yüzlerce kişi olduk. Korkuyla, baskıyla, bizi Galatasaray’dan koparmak istiyorlar ama biz susmayacağız, vazgeçmeyeceğiz” ısrarının herkesin ısrarı olması gerektiğini bir kez daha söylüyoruz.
Topluma sesleniyoruz: Meşrulaştırılmak istenen hukuksuzluğa, keyfiliğe, yasa tanımazlığa ve yasaklara rıza göstermeyin. Kaç yıl geçerse geçsin; Hüseyin Toraman için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 218 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”
PİRHA- Cumartesi Anneleri, 763. hafta buluşmasında 27 Ekim 1991’da İstanbul’da gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Hüseyin Toraman’ın akıbetini sordu.
HABERİN VİDEOSU
Kayıpların akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 763’üncü haftasında Galatasaray Meydanı’nda buluşmak isteyen Cumartesi Anneleri, bir kez daha polis tarafından engellendi. Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokakta eylemlerini gerçekleştirdi. Cumartesi Anneleri, üzerinde kayıpların fotoğraflarının olduğu tişörtler giyerek, gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarıyla karanfiller taşıdı.
Yoğun polis ablukası altında gerçekleşen buluşmada, gözaltında kaybedilen Hüseyin Toraman’ın akıbeti soruldu.
Bu haftaki eyleme HDP 26. dönem Milletvekili Ferhat Encü ve Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Kumi Naidoo da destek verdi.
Basın metnini İHD’den Sebla Arcan okudu. Devletin varlığını ve meşruiyetini hukuk ve adaletten aldığını vurgulayan Arcan, hukuk ve adaletin, uygar ve barışçı bir toplumsal varoluşun temeli olduğunun altını çizdi.
Arcan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hukukun üstün olmadığı, devletin adil olmadığı ülkelerde hak ve özgürlükler askıya alınmış demektir. Hukuk devleti, insan haklarına dayalı değerler sisteminin bütünüyse Türkiye’de hukuk yok; devlet hukukun dışında konumlanıyor. Yargı sisteminin görevi, devlet karşısında, siyasal iktidar karşısında yurttaşın hak ve özgürlüklerini korumaksa, Türkiye’de yargı yok.”
“HAKKIMIZ OLANI TALEP ETMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Tanıklara rağmen, AİHM’in mahkûmiyet kararlarına rağmen, kamu görevlilerinin açıklamalarına rağmen, bizzat faillerin itiraflarına rağmen, TBMM raporlarına rağmen hukukun işletilmediğini ve adalet taleplerinin karşılanmadığını söyleyen Arcan, 64 haftadır da uluslararası hukukun ve Anayasa’nın güvencesi altına alınan düşünce, ifade ve barışçıl toplanma özgürlüklerinin keyfi bir şekilde engellendiğini söyleyen Arcan şunları söyledi:
“Talebimiz açık ve net: Güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra varlığı inkâr edilen sevdiklerimize ne olduğunu öğrenmek istiyoruz. Gözaltında kaybetme suçundaki cezasızlığın son bulmasını, adaletin sağlanmasını istiyoruz. Bir daha hiç kimsenin kaybedilmeyeceği bir hukuk devleti istiyoruz. Bunları söylediğimiz için suçlanıyoruz, şiddete uğruyoruz, gözaltına alınıyoruz. Biz gerçeği, yalnızca gerçeği söylüyoruz. Yurttaş olarak hakkımız olanı talep ediyoruz. Onurlu yurttaşlar olarak gerçeği söylemekten, hakkımız olanı talep etmekten vazgeçmeyeceğiz.”
“NİCE SOFRALAR EKMEKSİZ KALDI SENDEN SONRA”
Basın açıklamasının ardından Hüseyin Toraman’ın ablası Sakine Toraman’ın mektubu okundu. Mektubu, gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun okudu.
“Canım kardeşim, Hüseyin’im,
Veda etmeden, helallik almadan gidişler, gönüllerde dönüşsüz olmuyor. Kaç yıldır adını koyamadığımız bir zamanda bekler dururuz seni. O pazar sabahı kurulan, ekmeğini getiremediğin kahvaltı sofrası hala yerde. 27 yıldır seni bekliyor.
Bir bilsen daha nice sofralar ekmeksiz kaldı senden sonra. Berkin Elvan’ın annesi beklemez mi getirilemeyen ekmeği. Cizre’de elinde ekmeğiyle vurulan 70’lik Mehmet Dede’nin sofrası hala ekmeksiz değil midir?
Hüseyin’im, biliyor musun, İstanbul sokakları ilk sende tanıdı gündüz gözüyle insan kaçırmayı. İnanamadık, nereden bilecektik senden sonra daha yüzlerce canın aynı akıbeti paylaşacağını.
Dünyamız karardı, bilirsin ne çok severdi annem seni. Yüzüne bakmaya bile kıyamazdı. Seni bulmak için her şeyi öylece bıraktı. Çalmadığı kapı kalmadı.
Hâkimi, savcısı, polisi, amiri, bakanı, cumhurbaşkanı bir olup sustular. İşte böylece yarı can kaldı annem.
Sürgünde doğup sürgünde ölen babamı iki yıl önce, senin kaçırıldığın gün toprağa verdik. Ben mi, ben yıllarca sana ağlamadım. Ağlarsam eğer, işte o zaman gerçekten ölürsün sandım. En çok canımı yakan, bu olaylardan senin hiç haberin olmadı.
Sonra ne mi oldu?
Hüseyin’im, memleketin dört bir yanında kaybedilen canların sayısı bini buldu. Evlatsız bırakılan anne babalar, anne babasız bırakılan evlatlar. Sonra buluşup bir araya geldik. Birlikte sizleri, kaybedilen canlarımızı aramaya başladık. Galatasaray’ı siz kayıplarımızla kavuşma mekânımız eyledik. Acılarımızı dillendirdiğimiz, sorumlulardan hesap sorduğumuz yer oldu Galatasaray.
Canım kardeşim, çeyrek asrı aştı adalet arama mücadelemiz. Zaman aşımı deyip dosyaları birer birer kapatmaya çalışıyorlar. Ama onlar bilmiyorlar, anaların acısı, acımız zaman aşımına uğramıyor. Kuşaktan kuşağa aktararak, seni, sizleri aramaktan vazgeçmeyeceğiz!
Şimdi 64 haftadır Galatasaraylı hukuksuzca yasakladılar bize. Baskılarla, saldırılarla bizi korkutup yıldıracaklarını sandılar.
Hüseyin’ini kaybeden annemi ne korkutabilir ki! Evladı elinden alınmış bir annenin kaybedecek neyi olabilir ki! Kardeşim, Galatasaray sana kavuştuğumuz yerdir! Acılarımızı dillendirip paylaştığımız, kayıplarımızı toplumsal hafızada yaşatmak için buluştuğumuz mekânımızdır.
Baskılar bizi yıldırmayacak! Kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.
Hüseyin’im, sen insanların barış içinde, insanca yaşayacağı bir dünya için mücadele ettin.
Sen bizim gururumuzsun!
Adalet yerini bulana kadar mücadelemiz devam edecek!
Seni aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz!
Seni çok seven ablan
Sakine Toraman”
“ZORLA KAYBETME DÜNYADAKİ EN MENFUR SUÇLARDAN BİRİDİR”
Okunan mektubun ardından Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Kumi Naidoo konuşma yaptı. Naidoo, Cumartesi Anneleri’nin on yıllardır sürdürmüş oldukları mücadelenin, insan haklarına saygı gösterilen bir dünya için verilen tüm mücadelelere ilham verdiğini söyledi ve şu sözleri kaydetti:
“Sizin herkesten daha iyi bildiğiniz gibi, zorla kaybetme dünyadaki en menfur suçlardan biridir. Bu suçun mağdurları alınıp götürülmekle kalmıyor, devlet yetkilileri tarafından varlıkları inkâr ediliyor, hayatları en sert şekilde yarıda kesiliyor. Zorla kaybedilenlerin yakınları babalarının, kız kardeşlerinin, oğullarının ve kızlarının akıbetini bilmedikleri, yas tutacak bir mezara bile sahip olamadıkları ve sorumlulardan hesap sorulduğuna ve adaletin yerini bulduğuna tanıklık edemedikleri bir kabusla yaşamaya mahkum ediliyor. Geride kalanlar için bu hayat boyu süren bir ceza demektir.
“ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ YANINIZDADIR”
Hakikat ve adalet talebiyle her hafta gerçekleştirilen buluşmalarla sürdürdüğünüz cesur, onurlu ve barışçıl mücadele belli ki yetkilileri tedirgin etti. Yoksa Ağustos 2018’de 700. kez toplanmanızı engellemek için tazyikli su, biber gazı ve plastik mermileriyle polisi çağırmalarının bundan başka ne sebebi olabilir?
Sizi susturma girişimlerinde başarılı olamadıklarını gördüğüm için mutluyum. O günkü polis şiddetini gösteren görüntüler dünyanın dört bir yanında izlendi. O görüntüler, sizin mücadele ettiğiniz devlet şiddetinin sembolüdür. Güçlerinin değil, zayıflıklarının sembolüdür.
Bugüne kadar süregelen ve sizi 1990’ların ortalarından beri her Cumartesi bir araya gelerek Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdiğiniz buluşmayı yapmaktan alıkoyan bu hukuksuz yasak yalnızca onların zayıflığını artırıyor. Şunu ifade etmeliyim ki Uluslararası Af Örgütü yanınızdadır ve zorla kaybedilen kadınlar ve erkekler adına sesinizi yükseltmek üzere Galatasaray Meydanı’na dönebildiğiniz güne kadar daima sizinle olacaktır. Adalet yerini bulana kadar daima sizinleyiz.”
Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Kumi Naidoo’nun konuşmasının ardından eylem sona erdi.
NE OLMUŞTU?
24 yaşındaki Hüseyin Toraman Gebze’de yaşıyordu. 1 Mayıs için bildiri hazırlama suçlamasıyla hakkında arama kararı vardı. Bu nedenle İstanbul’a taşındı. 27 Ekim 1991 sabahı İstanbul/ Kocamustafapaşa’daki evinin önünde silahlı, telsizli, sivil giyimli kendilerini polis olarak tanıtan kişiler tarafından 34 ATZ 56 plakalı Beyaz Toros’a zorla bindirilerek kaçırıldı. Kaçırılma semt karakoluna çok yakın bir yerde ve mahalle sakinlerinin gözü önünde gerçekleşti. Olaya tanık olanlar polisi arayıp, bir kişinin silahla kaçırıldığı haberini verdi. Bunun üzerine Çınar Polis Karakolu’ndan bir polis ekibi olay yerine geldi. Görgü tanıklarından bilgi alan polisler bir dükkâmn telefonundan görüşmeler yaptıktan sonra olaya müdahale etmeden ayrıldı. Baba Ali Rıza Toraman Çınar Karakolu’na giderek neden müdahale etmediklerini sordu. Karakol amiri Hüseyin’in kaçırılmadığını, siyasi polisler tarafından gözaltına alındığını bu nedenle müdahale edemediklerini söyledi. Baba Toraman karakol amirinin bu beyanını gizlice kaydetti, ses kaydını savcılığa ve dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’e verdi. İstanbul Emniyet Müdürü Mehmet Ağar’la görüşen aileye Ağar: “Oğlunuz emniyettedir, merak etmeyin, evinize gidin” dedi. Oğlunun bulunması için dönemin Başbakan’ı Süleyman Demirel’le görüşen Hatice Toraman’a Demirel: “Oğlun cebimde mi ki çıkarıp vereyim” dedi.Ailenin tüm ilgili kurum ve kişilere yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı. Hüseyin Toraman’ın gözaltına alındığı inkar edildi. Açılan soruşturmalar bugüne kadar bir sonuca ulaşmadı. Tam 28 yıldır Hüseyin’in bilinen failleri korundu. Gözaltında kaybedilen bedeni ailesinden gizlendi.
PİRHA- Polis ablukasına rağmen kayıplarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri, “Siz kendi ayıbınızı çekiyorsunuz. Saraylara sığmayanlar bizi buraya sığdırmaya çalışıyor” dedi.
Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelmek isteyen Cumartesi Anneleri, 709’uncu hafta da polis tarafından engellendi. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde toplanan Cumartesi Anneleri’nin etrafı polislerce çevrildi.
Bunun üzerine Cumartesi Anneleri, taşıdıkları kayıpların fotoğrafları ve karanfiller ile açıklamalarını İHD önünde yaptı. Eyleme; Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Zeynel Özen ve oyuncu Nur Sürer de destek verdi. Bu haftaki eylemde, 27 Ekim 1991 tarihinde İstanbul’da polislerce gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Hüseyin Toraman’ın akıbeti soruldu.
“KENDİ AYIBINIZI ÇEKİYORSUNUZ”
Polislerin görüntü almasına tepki gösteren kayıp Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, “Kendi ayıbınızı çekiyorsunuz. Eninde sonunda o alana gireceğiz” diye konuştu.
Ardından, haftanın açıklamasını 21 Kasım 1980’de gözaltına alınarak kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren yaptı. Eren, “Gözaltında kaybedilişinin 27’nci yılında Hüseyin Toraman için adalet istiyoruz” diyerek sözlerine başladı.
“10 HAFTADIR HAKLARIMIZ ENGELLENİYOR”
Uluslararası hukuk ilkeleri uyarınca devletlerin, kendi egemenliği altında bulunan topraklarda yaşam hakkı ihlallerini önleyecek tüm tedbirleri almak, ihlalin gerçekleşmesi halindeyse ceza adaletini sağlamakla yükümlü olduğunu belirten Eren, “Türkiye’de yüzlerce insan gözaltında kaybedilmesine rağmen akıbetleri açıklanmadı. Suçun fail ve sorumluları hiçbir zaman etkin bir biçimde soruşturulmadı, yargılanmadı ve hesap vermedi. Tam da bu nedenle 709 haftadır yaptığımız basın açıklamaları ile hakikatin açığa çıkartılması ve adaletin sağlanması için kamuoyu oluşturma hakkımızı kullanıyoruz. Bizim bu anayasal hakkımız 10 haftadır hukuksuz bir biçimde engelleniyor. Galatasaray’daki basın açıklamalarımızı engelleme talimatı veren ve bu talimatı uygulayanlar, kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak ceza hukuku bağlamında suç işliyorlar” diye konuştu.
“AĞAR OĞLUNUZ EMNİYETTEDİR DEDİ”
24 yaşındaki Hüseyin Toraman hakkında 1 Mayıs için bildiri hazırlama suçlamasıyla arama kararı olduğunu ifade eden Eren, Toraman’ın kaybedilme hikayesini şöyle anlattı: “27 Ekim 1991 sabahı Kocamustafapaşa’daki evinin önünden silahlı, telsizli, sivil giyimli kişiler tarafından 34 ATZ 56 plakalı Beyaz Toros’a zorla bindirilerek kaçırıldı. Olay mahallelinin, esnafların ve evin penceresindeki Hüseyin’in eşinin gözü önünde gerçekleşti. Görgü tanıkları polisi arayarak yaşananları anlattı ve silah zoruyla kaçırma ihbarında bulundu. Tanıklardan bilgi alan polisler, bir esnafın işyeri telefonundan yaptıkları görüşmeler sonrasında olaya müdahale etmeden ayrıldı. Baba Ali Rıza Toraman, Çınar Karakolu’na giderek olaya neden müdahale etmediklerini sordu. Karakol amiri Hüseyin’in kaçırılmadığını, siyasi polisler tarafından gözaltına alındığını, bu nedenle müdahale edemediklerini söyledi. Baba Toraman karakol amirinin bu beyanını gizlice kaydetti. İstanbul Emniyet Müdürü Mehmet Ağar ile görüşen aileye Ağar, ‘Oğlunuz emniyettedir, merak etmeyin, evinize gidin’ dedi. Olaya müdahale etmeyen karakol amirinin, Hüseyin’i kaçıranların da polis olduğu yönündeki açıklamasını içeren ses kaydını İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’e veren baba Ali Rıza Toraman’a Sezgin, ‘Gözaltında olduğuna ve sorgulandığına ilişkin bir husus yoktur’ dedi.
“DEVLETİ GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEYE ÇAĞIRIYORUZ”
Oğlunun bulunması için dönemin Başbakan’ı Süleyman Demirel’le görüşen Hatice Toraman’a Demirel, ‘Oğlun cebimde mi ki çıkarıp vereyim’ dedi. Açılan soruşturmalar bir sonuca ulaşmadan ‘zamanaşımı süresi dolduğundan soruşturmaya yer olmadığı’ kararı ile kapatıldı. İHD avukatının yaptığı itiraz sonucunda dosya üzerindeki kapatma kararı kaldırıldı. Ancak dosya sürüncemede bırakılmaya devam edildi. Hüseyin Toraman dosyasındaki cezasızlığı sonlandırmak devletin anayasal görevi ve imzaladığı uluslararası sözleşmelere göre yasal zorunluluğudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bu yasal zorunluluğunu ve görevini yerine getirmeye çağırıyoruz.”
Eren, hakikat ve adalet talepleri gerçekleşinceye kadar kayıplarını aramaktan ve kayıpları ile buluşma mekanı olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceklerini kaydetti.
ANNE TORAMAN: 27 YILDIR GÖZYAŞIM KURUMADI
Eren’in ardından söz alan Hüseyin Toraman’ın annesi Hatice Toraman da, “Mehmet Ağar neden yalan söyledi? Gittiğimiz gazeteler bile haberi yazmadı. Devlet kendi insanını kaybeder mi? Başına gelmeyene kadar insan bilmiyor. Baskı ve şiddetle susturmak istiyorlar. 27 yıl susmadım, susmayacağım da. 27 yıldır gözyaşım kurumadı. 24 yaşındaydı. Cumartesi Anneleri’nden korkup, meydanı kapatıyorlar. Bizim derdimiz çocuklarımız. Biz çocuklarımızdan bir haber bekliyoruz. Verin bu haberi saraylarınız, koltuklarınız, arabalarınız alın sizin olsun. Bize çocuklarımızı verin” diye konuştu.
“MEYDAN, DEVLETİN KAYIP HAFIZA MEKANIDIR”
4 Mayıs 1992’de kaybedilen İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisi Hüsamettin Yaman’ın ağabeyi Feyyaz Yaman ise, “Bir hukuksuzluk ile karşı karşıyayız. Hukuk ve adalet yok sayılarak devlet şiddetini devam ettirmek istiyor. Galatasaray Meydanı analarındır. Galatasaray Meydanı, devletin kayıp hafıza mekanıdır. Doğru bir toplum için yüzleşme zaruridir” ifadesinde bulundu.