Etiket: hz. ali

  • Mehmet Ali Ayyıldız: Alevi mitolojisi edebiyata girmeli-VİDEO

    Mehmet Ali Ayyıldız: Alevi mitolojisi edebiyata girmeli-VİDEO

    PİRHA – Ayyıldız Yayıncılık, dördüncü nesil üyesi Mehmet Ali Ayyıldız tarafından yayın camiasında mücadelesini sürdürüyor. Alevi kültürüne dair 1940’lı yıllarda basılan kitaplarla ismini duyuran Ayyıldız Yayınları, günümüzde halen bu yönlü çalışmalarıyla biliniyor. Mehmet Ali Ayyıldız, Hz. Ali karakteri üzerinden yeni bir mitoloji dizisi hazırlanması ve Alevi Kütüphanesi kurulması gerektiğini vurguladı. 

    Ayyıldız Yayınları’nın Adana’da başlayan yayıncılık serüveni şimdi ise Ankara’da devam ediyor. 200 bin civarında kitap ile hizmet veren yayınevi, özellikle üçüncü kuşak olan ‘Bektaş Ayyıldız’ ismiyle tanınıyor.

    Alevi inancının yasaklı olduğu dönemlerde de Alevi mitolojileri ve Aleviliğe dair çok sayıda kitap Ayyıldız yayınları sayesinde okuyucuya ulaştırılmış. Günümüzde halen Alevilik üzerine çalışma yapanların uğrayacağı birkaç adresten birisi de Ayyıldız yayınları olarak ifade ediliyor.

    KIYIMLARDAN KURTULMAK İÇİN HORASAN’DAN ADIYAMAN’A GÖÇ…

    Dört nesildir yayıncılık yapan ailenin, okurlar için çabasını Mehmet Ali Ayyıldız’dan dinledik. İnanç kimliklerini yaşatmak adına ailesinin vermiş olduğu mücadeleyle sohbete başlayan Mehmet Ali Ayyıldız, şu bilgileri paylaştı:

    “Anlatacaklarımı amcalarımdan dinlemiştim; Türkmen olduğumuzu biliyorum. Horasan’dan ilk olarak Malatya’ya geldiğimizi, daha sonra Malatya’da Yavuz Sultan Selim kıyımları döneminde bizimkiler Adıyaman’ın bir köyüne kaçıyor. Daha sonra o köyde ‘Biz Kürt’üz, Müslümanız, namaz kılıyoruz’ gibi ritüeller yaparak kendilerini gizlemeye çalışmışlar. Hatta ben çocukken ilk kez köye gittiğimde Türkçe bilen çocuk yoktu. ‘Biz Kürt müyüz?’ diye aileme sormuştum. Sonra yaptığım araştırmalarda ailenin Türkmen olduğu ve o dönem kıyımlardan kurtulmak için Kürt kimliğine büründüğümüz ortaya çıktı.”

    “BÜYÜK DEDEM, KÖY KÖY DOLAŞIP KİTAP SATARMIŞ”

    Ayyıldız Yayınları’nın kuruluşu ise Adana’da gerçekleşiyor. Kitap basımının bir hayli karşılık gördüğü o yıllara dair Mehmet Ali Ayyıldız, şunları söyledi:

    “Tahminen 1943 yılında dedem Abuzer Ayyıldız, Adana’ya geliyor ve ticaretle uğraşıyor. O dönemde para da kazanıyor ama dedemin babası o zamanlar fakir birisiymiş. İstanbul’a gidip kitap alır, gelip köy köy dolaşarak satarmış. Hatta anlatılan hikayeye göre eşeği dahi yokmuş ve köylere yürüyerek gidermiş. Nenem, kendisine bezden sırtına raf gibi bir şey dikmiş. Dedem onu sırtına bağlar ve dolaşıp kitap satarmış. O dönemler insanların yoklukla uğraştığı dönemler olduğu için bir köyde kitabı kime satabilirsin ki? Ya bir ağa vardır ya bir muhtar vardır, bir veya iki kitap satabilmek için dedem kilometrelerce yol yürürmüş. Gittikleri köyde de kitabı anlatıp üzerine konuşuyorlarmış. O dönem köylere kitap gittiği zaman bir heyecan da oluşurmuş. Mesela köyün muhtarı bir kitap aldığında o gece tüm köy ahalisi kitabı görmeye muhtarın ya da ağanın evine gidermiş.

    1943 yılında dedem Adana’ya ilk matbaamızı açıyor. Bunun sebebi de babası gidip İstanbul’dan kitap alıp da uğraşmasın diye. Dedemin babasının İstanbul’dan alıp getirdiği kitaplar genelde Alevilikle ilgili eserlermiş. Hazreti Ali’nin cenk kitapları ve şu anda insanların bilmediği ama o dönem çokça meşhur olan Seyfüzülyezen Hikayesi, Battal Gazi gibi halk kahramanlarının hikayelerinin basıldığı bir matbaa oluyor.”

    ALEVİ KİTAPLARI NEDENİYLE ÖLÜM TEHDİTLERİ ALINDI!

    Mehmet Ali Ayyıldız, Adana’da yayın dünyasına girildiğinde Alevilik üzerinde baskının olduğunun da altını çizdi. “O dönem herkesin kimliğini sakladığı bir dönemdi” diyen Mehmet Ali Ayyıldız, babasının Alevilikle ilgili bastırdığı kitaplar nedeniyle dönemin İBDA-C isimli örgütü tarafından ölüm tehdidi aldığını da aktardı. Ayyıldız, “1940’lı yıllarda Alevilikle ilgili kitapları basıyor olmaları çok önemli ve cesaret isteyen bir durumdu. O dönemlerde Alevilikle ilgili kitap basan iki ya da üç yayınevinden birisi de bizimkiydi” diye belirtti.

    60 YIL BOYUNCA ALEVİLİĞE DAİR KİTAPLAR BASILDI!

    Günümüzde Aleviliğe dair okuma kültürünün pek olmadığını belirten Mehmet Ali Ayyıldız, şu sözlerle devam etti:

    “Türkiye’nin en çok kitap okunduğu 1960-1980’li yıllardaki Kemal Tahir’lerin, Orhan Kemal’ler’in, Fakir Baykurt’ların olduğu o meşhur dönemdeki önemli eserlerin yerini şimdi popüler aşk romanları alıyor. Yaklaşık 20 yıldır da bu böyle. Ama babam, yaklaşık 60 yıl boyunca hiç durmadan Alevilik üzerine kitap basıp yayınladı. Hatta bunları satabilmek için kendince yöntemleri vardı. Mesela her sene bir ay boyunca Hacıbektaş’a gider kalırdı. Dünyada bile bilinen bir isimdi, ‘Bektaş Ayyıldız’ denildiği zaman Alevi kitaplarını bulabileceğiniz en sağlam kaynak oydu. Yurtdışına da posta yöntemi ile kitaplar gönderirdi.

    “ALEVİ MİTOLOJİSİ, EDEBİYATA GİRMELİ”

    Maalesef ailemizde sağlam bir arşivcilik olmamış. Birçok değerli kitabı sahaflardan, kitapçılardan, antikacılardan halen topluyorum. Şu ana kadar belki 300 civarında kitap topladım ama bir bu kadar daha toparlayamadığım kitap var. Bu kitapları yeniden basmak gibi bir hayalim de var. Özellikle Hz. Ali’nin cenk kitaplarının yeniden basılması gerektiğini düşünüyorum. Yeni neslin okuması için mesela bir Alevi mitolojisi, kültürü, edebiyata girmeli bence ve bu Hz. Ali ile olmalı. Ancak bildiğimiz Hz. Ali değil de mitolojik bir kahraman olarak bu cenk kitapları, iyi bir yazar ile yeniden hazırlanıp mitolojik bir Hz. Ali figürü ile yeniden basılmalı. Günümüzde gençlerin, böylesi bir kitabı çok okuyacağını düşünüyorum.”

    ALEVİ KÜTÜPHANESİ OLUŞTURMAK!

    Mehmet Ali Ayyıldız, Aleviliğe dair yazılan tüm kitapların, oluşturulacak “Alevi Kütüphanesi” altında toplanması gerektiğini de vurguladı. Ayyıldız, şöyle devam etti:

    “Bazı kitaplar kimi dedelerin elinde, bunlar el yazmalarıyla oluşturulmuş. Başka bir örneği de yok. O kişiye de babasından kalmış. Mesela onun dijital kaydını alıp hem basılı hem de dijital bir kütüphane oluşturulması şart. Şu anda bu büyük bir eksiklik. Artık üniversitelerde yüksek lisans, doktora çalışmaları ciddi anlamda artmaya başladı ve kaynak da bulamıyorlar. Belki ileride dergahların ya da Alevi sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle bu yönlü bir kütüphane kurulabilir. Ben ayrıca Alevi Vakıflar Federasyonu’nda yönetimdeyim. Bu konuyu da sık sık gündeme getiriyoruz. İnşallah İlerideki günlerde bu yönde bir gelişme olacak.”

    “DEVLETİN KÜLTÜR POLİTİKASI VAR MI?”

    Mehmet Ali Ayyıldız, son olarak yayıncıların içerisinde olduğu zorluklara değindi. Kitap basımının artık büyük maliyetler getirdiğini söyleyen Ayyıldız, devletin bu sektörü sahiplenmediğini vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Dünyada yayıncılık mesleği gerçekten çok prestijli ve ileri bir durumda. Türkiye’de ise pek o kadar değil. Bunun sebebi de devletin kültür politikasından kaynaklı. Bugün gelişmiş ülkelerin kültür yayıncılığı ile ilgili çok ciddi teşvik ve destekleri var. Türkiye’de ise ‘kültür politikası’ dediğimiz zaman, bilmiyorum hükümette böyle bir şey var mı? Bize bu yönüyle nasıl bir cevap verilir? Bir yayıncı olarak bunun olduğunu görmüyorum. Mesela yurt dışında bir yayınevi, yıllık yayınlayacağı kitap sayısı kadar devletten kağıt alır ve bu kağıt için vergilerden arındırılır. Çünkü kültür kitabı, yani insanların okuması gereken kitaplar basılacaktır. Ve o ülkedeki kültür bakanlığı, kütüphane sayısı kadar yayıncının kitabından, ne bastıysa incelemeden alır. Ama bizde iş şöyle yürüyor: Bizler Kültür Bakanlığı’nın kütüphanelerine teklif veriyoruz. Örneğin o yıl 20 kitap bastık, bunları değerlendirirken kimilerini siyaseten kendilerine göre uygun bulmazlar, kimi kitapların konusu beğenilmez derken o 20 kitaptan sadece 2 kitabı ancak alırlar. Bu nedenle o kütüphanelerde kütüphane olamıyor, yayıncılar da hayatta kalamıyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Alevi öğrencilere ‘namaz kılın, başınızı örtün’ baskısı

    Alevi öğrencilere ‘namaz kılın, başınızı örtün’ baskısı

    Adıyaman’nın Gölbaşı ilçesine bağlı Belören beldesinde bulunan lisenin müdürü ve rehber öğretmeni hakkında Alevi öğrencilere ‘namaz kılın, başınızı örtün’ baskısı yaptığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunuldu.

    Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesine bağlı Belören Beldesi Belören Çok Programlı Anadolu Lisesi Müdürü Abdullah Özbay ve rehber öğretmen Gökhan Öksüz hakkında, Alevi öğrencilere namaz kılmaları için baskı yaptıkları iddiasıyla aileler suç duyurusunda bulundu.

    Yeniköy köyünden aileler, namaz kılmayan öğrencilerin notlarının düşürüldüğünü ve kız öğrencilere beden eğitimi dersini yasakladığını iddia etti. Alevi Kültür Derneği Başkanı Cafer Koca, “Kimse kimseye zorla din öğretemez” diyerek, uygulamaya tepki gösterdi.

    “HZ. ALİ NAMAZ KILIYORDU SİZ NİYE NAMAZ KILMIYORSUNUZ?”

    Öğrencilerin şikayetini ailelerine iletmesinin ardından, Belören beldesine bağlı Yeniköy Muhtarı Adbdurrahman Bener, savcılığa dilekçe vererek suç duyurusunda bulundu. Bener, çocukların psikolojik olarak çöktüğünü belirtti. Baskının biran önce bitmesini, okul müdürünün ise görevden alınmasını isteyen Bener “Olayı ilk olarak komşumuzun kızından öğrendik. Eğitim-Sen’den öğretmenler de gelmişti. Daha sonra kendi oğluma sordum ‘böyle bir şey var mı?’ diye. ‘Evet Baba var. Bize bunları yapıyorlar’ dedi. Müdür ve Rehber öğretmen Alevi öğrencilere, ‘Hz. Ali namaz kılıyordu siz niye namaz kılmıyorsunuz’ diye kızmış. Çocuklar psikolojik olarak çökmüş durumda. Ben de okulun müdürü hakkında savcılığa bir dilekçe vererek suç duyurusunda bulundum” dedi.

    “KİMSE KİMSEYE ZORLA DİN ÖĞRETEMEZ”

    Gazete Duvar’da yer alan habere göre; köylüler, Alevi Kültür Derneği Başkanı Cafer Koca’yı köye çağırarak okulda yaşananlar hakkında bilgi verdi. Yaşananları Alevi Kültürü Derneği Genel Merkezine de aktaran Koca, “Kimse kimseye zorla din öğretemez. Semerkand dergileri öğrencilere verilerek, evlerinde okunması isteniyor. Dernek başkanı olarak bu olayı geç öğrendik. Bununla ilgili genel merkezimizi de bilgilendirdik” diye konuştu.

    Yeniköy Muhtarı Abdurrahman Bener, Veliler ve öğrencilerden aldıkları şikayetleri listeleyerek bir dilekçe oluşturdu. Daha sonra savcılığa suç duyurusunda bulundu.

    Koca’nın aktardığına göre, velilerin ve öğrencilerin şikâyetleri şöyle:

    Alevi kız öğrencilere başlarının örtülmesi için baskı kurulması

    Zorla namaz kıldırılması

    Dini kitaplar dışında kitap okumanın yasaklanması

    Kız ve erkek öğrencilerin birbirleriyle konuşmasının yasaklanması

    Kız öğrencilere beden eğitimi dersinin yasaklanması

    Öğrencilere Menzil tarikatının kitaplarının dağıtılması

    Geçen sene mezuniyet töreninde sadece erkek öğrencilerin katıldığı Menzil Tarikatına bağlı ‘Haşemi’ adlı tesiste mevlid okutulması

    Öğrencilere fiziki ve psikolojik şiddetin uygulanması

    Okul müdürü, müdür yardımcısı ve rehber öğretmen bir velinin evini basarak veliyi darp etmesi.

    Olay karakola taşındı. Soruşturma devam ediyor.

  • ‘Alevilikte ibadet korku üzerine değil sevgi üzerine kuruludur’- VİDEO

    ‘Alevilikte ibadet korku üzerine değil sevgi üzerine kuruludur’- VİDEO

    PİRHA- HDK Halklar ve İnançlar Komiyonu’nun düzenlediği “Halklar ve İnançlar Kendini Anlatıyor” program dizisinin bugün ikincisi gerçekleştirildi. Arap Alevilerinin kendini anlattığı programda konuşan araştırmacı yazar ve sosyolog Tevfik Usluoğlu, “Alevilerde din yaşamdır; gericilik, katletme kültürü üzerine kurulu değildir. Alevilikte cihat ilimle, nefisle ve malla olur, kılıçla cihat olmaz” dedi. 

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Komisyonu’nun düzenlediği “Halklar ve İnançlar Kendini Anlatıyor” program dizisinin ikincisi gerçekleştirildi. Programda Arap Alevileri kendini anlattı. Konuşmacılar Musa Özuğurlu Arap ‘Alevilerinde Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’in önemi’ , Ahmet Kara ‘Hatay Alevi toplumunun özgünlüğü’, Tevfik Usluoğlu ise ‘Tarihsel, kimliksel, inançsal boyutlarıyla Arap Alevileri’ konularını işledi.

    Moderatörlüğünü HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu Üyesi Meryem Fehime Oruç’un yaptığı programa Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eşbaşkanı Selda Güneş, DAD yöneticilerinden Bülent Felekoğlu, DAD Eyüp Şube Eşbaşkanı Nergiz Güzel ve HDK bileşenleri katıldı.

    Programda ilk sözü alan gazeteci Musa Özuğurlu, ‘Arap Alevilerinde Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’in önemi’ konusunu anlattı.
    Arap Alevilerinin peygambere uyduklarını belirten Özuğurlu, İslamın içinde sayılması için önce bir Allah inancının olması ve peygambere inanması gerektiğini ve sonradan ayrışmaların çıktığını ifade etti.

    “İNSANLARIN ALEVİ OLUP OLMADIĞINI BELİRLEYEN ALİ’YE OLAN YAKINLIĞIDIR”

    “Neden Arap Aleviliği diyoruz?” noktasında Anadolu Aleviliği ile Arap Aleviliği arasında anlayışlarda ve ritüellerde farklılıklar olduğunu kaydeden Özuğurlu, Arap Alevilerinin Allah’ın birliğine ve peygamberin son peygamber olduğuna inandıklarını söyledi. Ayrımın Hz. Ali ile başladığını dile getiren Özuğurlu, “Arap Alevilerine göre insanların Alevi olup olmadığını belirleyen Ali’ye olan yakınlığıdır” dedi.

    “ARAP ALEVİLERİ İSLAMIN MERKEZİNDE”

    Arap Alevilerinin kendilerini İslam’ın merkezinde gördüklerini dile getiren Özuğurlu, Hz. Muhammed’in Hz. Ali’nin çocukluğundan beri onu vasi atadığını aktardı. Sünni kesimin Ali’ye bir görev verilmediğini ifade ettiğini ancak bir başka kesimin de bunun tam tersini söylediğini aslında Muhammed’in ölmeden önce Ali’yi halife atadığını söylediğini belirten Özuğurlu, Muhammed’in ölümünden sonra iki emanet bıraktığını ve bunların Kuran ve ehlibeyti olduğunu ancak Sünni kesimin bunu ‘Kuran ve sünnetim’ olarak çarpıttığını, Şia kesiminse daha çok Kuran ve ehlibeyti sahiplendiğini kaydetti.

    Alevilerin Hz. Ali’nin yolundan gittiğini ve Ali’nin Arapçanın gramerini yazdığını dile getiren Özuğurlu, Hz. Ali’nin peygamberin ve Kuran’ın bütün ilmine hakim olduğunu bu yüzden Arap Alevilerinin Ali’nin yolundan gittiğini belirtti.

    “BÜTÜN DİNLERİN BATINİ TARAFI VARDIR”

    Alevilerin yüzyıllar boyunca katliamlara uğramalarına rağmen yine de inançlarını ve dillerini korumayı başardıklarını dile getiren Özuğurlu, “Bütün dinlerin gizli tarafları vardır. Ancak bir şeyin gizli olmasıyla yanlış olması ayrı şeylerdir. Bütün dinlerin batıni tarafı vardır ve Alevilerin de batıni tarafı vardır. Felsefi bir tutum olarak insanı en üstün tuttukları için Aleviler Ali’yi merkeze koyarlar” dedi.

    Arap Alevilerinin Kur’an’ı, peygamberi ve Hz. Ali ile ehlibeyti temel aldıklarını ve kendilerini asıl İslam olarak adlandırdıklarını ifade eden Özuğurlu, Arap Alevilerinde ramazan orucu ve namazın var olduğunu dile getirdi.
    Alevilerin kutsal kitaplara ve kişilere eşit derecede kutsiyet atfettiklerini ifade eden Özuğurlu, Arap Aleviliği içinde “Alevilik İslam’ın içi midir, dışı mıdır?” tartışmasının olmadığını kaydetti.

    “GENÇLERDE KAYMA VAR”

    Antakya Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği Başkanı Ahmet Kara, Hatay Alevi toplumunun özgünlüğü konusunu anlattı. Asimilasyona vurgu yapan Kara, Arap Alevilerinin inançlarını çocuklarına çocuklukta öğretmeleri gerektiğini belirtti. Arap Alevi toplumunun kültürünün unutulmaması için Antakya Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği’ni kurduklarını söyleyen Kara, Hatay’da 72 milletin yaşadığı bir Alevi kültürü olduğunu aktardı. Çocukluktan beri Alevi kültürünün iyi verilmediği için gençlerde bir kayma olduğuna işaret eden Kara, resmi kurumların sadece Sünni kesime göre kararlar aldıklarını ve bu yüzden de Alevi inancının yok sayıldığı ve bir adım ileriye gitmediğini ifade etti.

    “ALEVİ KÜLTÜRÜ ÜZERİNDE DAHA ÇOK DURULMALI”

    Hatay’da işlenen suç oranlarının Türkiye genelindeki istatistiklerde düşük olduğunu söyleyen Kara, Hatay’ın 72 milletin var olduğu, insan merkezli evrensel değerlere sahip laik insanların çok olduğu ve kimsenin kimseye karışmadığı güzide bir kent olduğunu dile getirdi. Kara, git gide asimile olan Alevi kültürü üzerinde daha çok durulması gerektiğini de ekledi.

    “ARAP ALEVİLER DİĞER  SÜREKLERDEN KOPUK DEĞİL”

    Kara’nın arkasından söz alan araştırmacı yazar ve sosyolog Tevfik Usluoğlu tarihsel, kimliksel ve inançsal boyutlarıyla Arap Alevileri konusunu işledi.

    Alevi kelimesinin “Ali’ye bağlı olanlar” anlamına geldiğini söyleyen Usluoğlu, kimliksel olarak Arap Alevilerinin Arap oldukları bilgisini verdi. Alevi kelimesinin tarihteki kullanımlarından örnekler veren Usluoğlu, Alevlerin ilk yazılı kaynaklarından biri olan İmam Muhammed Bakır’ın kitabında da Alevi kelimesinin geçtiğini ve bunun 699 yılına tekabül ettiğini belirtti.

    Usluoğlu, Arap Alevilerinin Suriye Humus, Lazkiye, Tartus, Hama, Şam ve Lazkiye, Türkiye’de Adana Mersin, Hatay Filistin Ürdün’de, Lübnan’da, Mısır’da, Irak’ta Arna ve Sincar bölgelerinde, İran, Pakistan, Hindistan, Avustralya Sidney, Melbörn, Şili, Arjantin, ABD Pensilvanya ve Kanada da yaşamakta olduğu dikkat çekti.

    Usluoğlu, Arap Alevilerinin diğer Alevi süreklerinden kopuk olmadığını ve yol bir sürek bin bir düsturuyla süreklerin birbirine bağlı olduklarını kaydetti.

    “ÖZGÜN BİR UYGARLIĞIN ORTAYA ÇIKIŞI GADİR HUM”

    Peygamberin son haccı yani veda haccı olan Gadir Hum’da Ali’nin yolunu tutarak onu vasisi ilan etmesiyle birlikte Aleviliğin ortaya çıktığını ve orada Ali taraftarlarının oluştuğunu belirten Usluoğlu, dinlerin birbirinin devam olduğunu kaydetti. Usluoğlu, Alevilere göre tarihte özgün bir uygarlığın ortaya çıkmasının Gadir Hum’da gerçekleştiğini dile getirdi.

    “ALEVİLİKTE İBADET SEVGİ ÜZERİNE KURULUDUR”

    “Din insan için vardır, insan din için yoktur. Din insanın hizmeti için indirilmiştir” diyen Usluoğlu, Kuranın ilk ayeti olan ‘oku’ kelimesinin insanların sürekli okuyup araştırması gerektiğini vurguladığını ve Alevilerin bunu esas aldıklarını ifade etti. Usluoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Alevilerde din yaşamdır, gericilik, katletme kültürü üzerine kurulu değildir, bu din değildir. Alevilikte cihat ilimle, nefisle ve malla olur, kılıçla cihat olmaz. Zahir, batın meselesi tüm dinlerde vardır. Aleviliğin ibadet algısı ilaha duyulan sevgi üzerine kuruludur, korku üzerinde değil. Alevilik tüm peygamberlere eşit yaklaşır. Arap Alevilerinde İsa’nın havariler bayramı kutlaır 14 Temmuz’da. Farısi kökenli olan Newruzi bayramlar Alevilerde de kutlanır. Birisi Hz. Ali’nin doğumudur. Tecelli, Mihrican bayramları da kutlanır. Arap Aleviliğinde tüm insanlık hazinesi birleştirilerek bir dini ve kültürel algı oluşturulmuştur.”

    Alevilerin merkezi iktidarlara olan tavırlarından dolayı tarih boyunca sürekli katliamlara uğradıklarını hatırlatan Usluoğlu, “Suriye’de kadınlar Fatiha okunarak katledildi. Bunu tarih boyunca yaşanan Alevi katliamlarından da biliyoruz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Yedi ulu ozana göre Ali…

    Yedi ulu ozana göre Ali…

    PİRHA- Serçeşme Dergisi Yazarı Rıza Çevik, “Yedi Aşık Ali’si” başılığıyla kaleme aldığı yazıda, “Sadece yedi ulu aşığımız değil her aşığımızın ve her bir canımızın dilinde Ali Şah-ı Merdan’dır. O’na yüklenecek her türlü vasfa layıktır” dedi. 

    Serçeşme Dergisi Yazarı Rıza Çevik, “Yedi Aşık Ali’si” başılığıyla bir yazı kaleme aldı.

    Çevik, Kul Himmet, Pir Sultan Abdal, Şah Hatayi, Virani, Nesimi, Yemini ve Fuzuli’nin Ali’nin muhabbetini kendi izanında yaptıklarını, kiminin sadece Zülfikarlı Ali’den bahsederken kimisinin merdanlığından, kimilerinin veliyullahlığından ve kimilerinin de Hakk-ul yakîn Ali’den dem vurduklarını kaydetti.

    Çevik, “Sadece yedi ulu aşığımız değil her aşığımızın ve her bir canımızın dilinde Ali Şah-ı Merdan’dır. O’na yüklenecek her türlü vasfa layıktır” dedi.

    Çevik’in kaleme aldığı yazının tamamı şöyle:

     “OĞLU HÜSEYİN, AŞKI UĞRUNA ŞEHİT OLMAYI ONDAN ÖĞRENDİ”

    Tek bir can vücud buldu Kabe-i Şerif’te; tuttu Muhammed’inin elini aslan pençeleriyle ve asla bırakmadı. Esed’ den Esedullah’ a giden yolculuk işte böyle başladı. Ali oldu, Turab oldu, Haydar oldu, Murteza oldu… Şeriatte Zülfikar kuşandı, Düldül’e bindi. Tarikatte Şah-ı Merdan oldu; hatemi sundu. Marifette erdi kemale; Şah-ı Velayet oldu, veliyullah oldu. Hakikatte ise O’ndan başka Hakk yoktu. Kevser’e mecra oldu; yol açtı akışına. İnancının ve peygamberinin aşkına düştü; aşık oldu. Kendinden sonrayı kendine aşık etti; maşuk oldu. Oğlu Hüseyin aşkı uğruna şehit olmayı O’ndan  öğrendi.

    “HER AŞIK ALİ’NİN İZANINI KENDİ MUHABBETİNDE YAPTI”

    Maşuk Ali’yi methetmek, hikmetlerinden bahsederek O’nun muhabbetlerini yapmak ise aşık-ı sadıkların adeta hazinesi haline geldi. Bu bağlamda her aşık, Ali’nin muhabbetini kendi izanında yapmıştır. Kimi sadece Zülfikarlı Ali’den bahsederken kimisi merdanlığından, kimileri veliyullahlığından ve kimileri de Hakk-ul yakîn Ali’den dem vurdular. Aşık maşuğunu hayalinin erdiği son dereceye kadar yüceltebilir; bunda asla yanılsamam olmamıştır. Bu yüzden de İmam Ali’yi belleğimde anlamlandırırken, bulgularımı hep aşık-ı sadıkların manalarıyla bütünleştirmeye çalışmışımdır. Bu bağlamda örnek aldıklarım ise yedi ulu aşığımızdan başkası değildir.

    Hak nasip eylese dergâha varsam
    Bir dem divanında dursam ya Ali
    Eğilsem dizine niyaz eylesem
    Yüzüm tabanına sürsem ya Ali

    KUL HİMMET: HER BİR EŞYADA ALİ VARDIR

    Kul Himmet’ in Ali’si ile başladık erenler. Kul Himmet 16. yüzyıl aşıklarımızdan. Hemen her aşığın arzusu maşuğunun dergahına varıp halleşmek, hemraz ile sırlardan bahsetmek ya da onun sırlarını keşfetmektir. Kul Himmet de bu arzusunu dile getiriyor yukarıdaki dizelerinde. Niyaz edip yüz sürmeden ne ülfet ne işret ne de halvet olur maşuk ile. Maşuk Ali, pir Ali. Dergah Ali’ nin, Azim ve hizmet Kul Himmet’ in.

    Arslanı gördüm meşede
    Kırk mum yanar bir şişede
    Yedi iklim dört köşede
    Ali’yi gördüm Ali’yi

    Kul Himmet’e göre Ali zahiren ve batınen ayandır. Her bir eşyada Ali vardır. Zahirinde gösterdiği yiğitliği ve yaşantısının kopyası olan kişiliği ile batınında var olan mucize ve kerametleriyle bir bütündür. O binbir donda baş gösterendir. Muhammed Mustafa’ya ‘ Ya Ali, doğumuna şahit olmasaydım, hikmetinin sırrına akıl erdiremezdim.’ dedirtecek kadar hikmet sahibidir. Bu hikmetlerini bir harf için köle oluşundan almıştır.

    Nice yüz bin yıllar Kandilde durdun
    Atanın belinden madere geldin
    Anın için halkı gümana saldın
    Bin bir dondan baş gösterdin ya Ali

    Allah’ ın Aslanı sıfatıyla miraç yolculuğunda Muhammed Mustafa’ nın yoluna yatandır Ali. Kırklar meclisinde erkan süren post sahibidir. Tur dağında Musa’ ya görünendir…Bu özellikleri ile Ali, mürüvvet dilenilecek keremkanidir. O’ndan mürüvvet dilenmek, O’nun dergahına varıp eşiğine ve dizine niyaz etmek, O’nun cemalinde alemi seyredip salat etmek Kul Himmet’ in vazgeçilmezleridir.

    Kırklar meclisinde sürdün erkânı
    Münevver eyleyip açtın cihanı
    Musa muhabbette görüptür seni
    Ya Ali mürvettir, Mürvet ya Ali

    Allah, Muhammed, Ali üçlemesini sıklıkla deyişlerinde görebildiğimiz Kul Himmet için Ali, Muhammed’den ayrısı gayrısı olmayandır. Çünkü onlar aynı nurdan yaratılmışlardır. Bu üçleme ile yolumuzun menzillerinden biri olan vahdet-i vücud gerçekleşmiştir. Ali kainattan evvel vardır ve tüm ruhlar kalplerine işlenen Ali’nin aşkı ile onurlandırılmışlardır.

    PİR SULTAN ABDAL: ALİ ŞAH OLANDIR

    Diğer bir aşığımız yine 16.yy’da yaşamış Pir Sultan Abdal. Pir Sultan Abdal da Ali ile özdeşleştirdiği alemi seyirdedir aşk hayatında. Maşuk Ali’nin muhabbeti dilinden düşmez. En çok üzerinde durduğu konu Muhammed Mustafa ile İmam Ali’ nin refikliğidir. Ali her yerde Muhammed ile beraberdir. Hakk habibinin ‘Edrikni’ dediğinde fizanda bile olsa carına yetendir Ali. Ali evliyanın, enbiyanın ve bilcümle velinin sırlarına aşikardır. Sırat köprüsünün geçiş bileti bile Ali’dedir Pir Sultan’a göre.

    Pir Sultan’ım bu nefesi haklayan,
    Evliyanın gizli sırrın saklayan,
    Sırat köprüsü’nün başın bekleyen,
    Birisi Muhammed, birisi Ali.

    Pir Sultan’a göre Ali şah olandır. ‘Açılın kapılar Şah’a gidelim’ dediğindeki gayesi Ali ve onun yolunun engelleridir. (kapılar) Bağlılığı Ali evladına (on iki imamlara) ve niyazı yine Ali evladınadır. Ali mürüvvet dilenecek, günahları ve kusurları bağışlayacak yerdir.

    Pir Sultan’ım tamam oldu sözümüz
    On İki İmam’a bağlı özümüz
    Muhammed Mehdi’ye var niyazımız
    Kalma günahlara mürvet ya Ali

    Pir Sultan’a göre Muhammed ile Ali’nin ruhları yaratılan ilk ruhlardır ve evveli olduğu kadar da ahiridir. İmam Ali dünyaya çok defa gelip gitmiştir; türlü donda, her zamanda var olan O’dur. Kerem sahibidir Ali.

    Evvelin evveli Muhammed Ali,
    Zâhir batın kerem Şah-ı Merdan’ın.
    Tenimiz Muhammet, canımız Ali,
    Cümle şad ü hurrem Şah-ı Merdan’ın

    Ali merdandır. Her durumda sevenine yardım edendir. Yardımda sınır tanımaz Ali. Gahi rahman olur verir, gahi köle gibi pazarda satılır, gahi ekmeğini paylaşarak Hel eta’yı yaşar. Sırat köprüsünde olduğu gibi sorgu anındada oradadır. Taptuk Emre’nin Yunus’a ‘Bizim Yunus’ demesi gibi Ali de sıratta ve sorgu-sualde ‘bizim …’  diyendir.

    Sorgucular geldi sual sormaya,
    Yardımcımız Şah-ı Merdan Al(i)’ oldu.

    Ali mürşittir. Yaşamı ve hikmetleri bizlere yol olmuştur. Ali ile Muhammed’in yolu budur. Hakka ulaşılmak isteniyorsa Muhammed’in rehberliğinde ve Ali’nin mürşitliğinde gidilmelidir.

    Rehber Muhammet’tir, mürşit Ali’dir,
    Al’aba ayn-ı cem Şah-ı Merdan’ın.

    ŞAH HATAYİ: ALİ PİRDİR, HAYDARDIR, ZORDA OLANA YARDIM EDENDİR

    Şah Hatayi’ de demanını tuttuğum başka bir aşık. 15. yüzyıl sonu 16. yüzyıl başlarını ömür biçmiş yüce hak. Hak Muhammed Ali üçlemesini en çok kullananlardan birisi. Bu da Allah’ın birliğinden, peygamberin risaletinden ve Ali’nin velayetinden vahdet-i vücuda erişmek anlamına gelir. Ali’yi vasfederken sözcüklerin ve dilin kifayetsizliğinden yakınır Hatayi. Ali haktır ve onu hak bilmeyen dinsiz, imansız, müslüman olmayan kafirlerdir.

    Ali‟yi hak bilmeyenler kâfir-i mutlak olur
    Dini yok imanı yok ol nâ-müselmandır bugün

    Ali’yi yüceltmek için elbette dinin her enstrümanını kullanmıştır aşıklarımız. Hemen hepsinde Kuran ayetleri kesinlikle konu olmuştur. Ali İmran, Taha, İnsan surelerinde Ali anlatılmış, ya da Ali kasdedilmiştir bu aşıklarımıza göre.

    Hel etâ‟da Hak sana çün sâki-i mutlak didi
    Âb-ı Kevserden senin destindedir ya ‟kût u câm“

    Ali kevser suyunun sakisidir çünkü (İnsan suresinde) yüce yaratıcı O’nu mutlak saki olarak adlandırmıştır. Ali, Allah’a mazhar olandır. Kibir, riyakarlık O’ndan beridir. Hatayi koskoca bir ülkenin hakanı olsa da Ali’nin kamberinin kamberine hizmet edecek kadar Ali’ye sevgi besler. Zülfikarlı Ali’den başlayarak yiğitlik, mertlik ve merdanlıklardan Sah-ı Velayet olmasına, veliyullahlığından rahman ve rahimliğine bir yolculuk içinde deyişlerinde Ali övgüsü vardır.

    Ali pirdir, haydardır, kerrardır, zorda olana yardım edendir. Hayber fatihi Ali’dir. Dalından koparılan bir nergisi soldurmadan üçyüz yıl saklayabilendir…

    Benim şahım Şahı Merdan Ali’dir
    Sefiller carına yeten Haydar’ dır
    Kapıyı Hayber’i şahadet parmağıyla
    Kaldırıp asumana atan Haydar’dır

    Elbetteki Ali’nin pirliği ve rehberliği O’na ‘bende’ olmayı gerektirir ki Hatayi konu ile ilgili her deyişinde Ali’nin kulu, hizmetçisi, askeri olduğunu söyler. Miraç yolculuğunu anlattığı miraçlamasında Ali Allah’ın aslanı olur, doksanbin kelam danışılan olur. Ali dilediğinde alemlere hükmetme gücüne sahiptir. Her türlü ilmi bilen, keramet sahibidir Ali. ‘La feta illa Ali la seyfe illa zülfikar’ düsturu diğer aşıklarda olduğu gibi Hatayi için de bilinen ve öğretisi benimsenmiş bir olgudur.

    VİRANİ: DİN OLAN DA İMAN OLAN DA ALİ’DİR

    1. yüzyıl sonları ve 17. yüzyıl başlarında yaşayan ve Ali’yi methetmekte gerçekten ayyuka çıkan diğer bir aşığımız ise Virani’dir. Virani, Ali’yi manalandırırken daha çok Muhammed Mustafa’nın Ali hakkındaki sözlerini baz almıştır. Hemen her deyişinde bu sözlere atıflar dize olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Hakk’ı bilmek dilersen, bil Ali’yi,
    Oku ilmin kapusı, Murtazâ’dur.

    Evet Ali ilmin kapısıdır. Virani’deki Ali sevgisi onu rahman seviyesine kadar çıkarmıştır. Kainata ayna olan, cümle eşyada görünen rahmandan başkası değildir. Maşuk gözlüğünü taktığı zaman aşık ne sınır tanır ne de keşik. Sultan olan da, handan olan da Ali’dir.

    Ali dindir Ali iman Ali Rahmet Ali Rahman
    Ali Zebur Ali Tevrat Ali İncil Ali Kur’an

    Din olan da, iman olan da, rahmet ve rahman olan da Ali’dir; hatta dört kitap Ali’dir. Dört kitapta methi edilen de Ali’dir. Kiminde ‘İlya’ kiminde ‘Ulya’ olmuştur adı. Evvel olan, ahir olan, zahiren ve batınen görünen her bir eşyada Ali vardır. O bir gizli hazinedir, bulunması ve bilinmesi gerekir. Her bir yönde, her bir durumda, her bir menzilde hak yolunda olandır.

    Evvel âhir dilimizde harf-i bismillâh Ali
    Zâhir ü bâtında gördük küntü kenzullâh Ali

    Bismillah’ın harfi  derken Virani başındaki ‘be’ (ب )harfinden bahseder. Bu harf tarikati simgeler; yay cem olmuş erenler ve alttaki nokta pir yani Ali’dir. Hatta Ali bu noktadan da ileri Fatiha suresindeki manalardır. Tarikati öğretendir Virani’ye. Her türlü müşkülünden Ali sayesinde kurtulmuştur Virani. Ali için nice divanlar, nice naatlar nice methiyeler dökülmüştür dillerinden.

    Ali’dir ma’ni Seb’al mesani
    Ali’dir dilimin divanı zahid

    Velayet’in sahibi Ali’dir ve hakkın inayeti ancak velayetin şahı Ali’yi sevenedir. Onu sevmeyene, ona buğz edene lanetler okuyan nice dizeler inşa etmiştir Virani.

    Her kim ki sever cân ile Şâh-ı Velâyet’i
    Hakk’ın anadır çünkim bilesin inayeti

    NESİMİ: ALİ EŞİ BENZERİ OLMAYAN BİRİDİR

    Seyyit Nesimi de Ali ile Muhammed’i ayırmayan, onların lahmike lahmi, demmike demmi ve ruhike ruhu olduklarını beyan eden aşıklarımızdan birisi. Derisini yüzdürecek kadar Ali sevgisiyle besili bir mecnundur Nesimi. 14. yy sonlarından bizlere Ali’yi aktarıyor. Yüce hakkın alemleri yaratmasına sebep olan Muhammed ile Ali’dir diyor aşağıdaki dizesinde. Aynı etten, aynı kandan ve aynı ruhtan yaratıldıklarını beyan ederek Fatiha suresinin anlamını da onlara yüklüyor.

    Ayet- i lev- lak ilen hem la- fetanın ma’nisi
    Lahmike lahmi yerisiz ya Muhammed ya Ali

    Ali, eşi ve benzeri olmayan birisidir. Onun kimsenin yardımına ihtiyacı yoktur. Böyle birisi ancak ‘rahman’dır ki Ali cümlenin rahmanıdır ve mahşer gününde şefaat edicidir.

    Ali vahid Ali ehad Ali ferd ü Ali Samet
    Ali’dir cümleye rahman Ali’dir şaf’ i mahşer

    Hz. Muhammed dinin başıdır, Ali ise herkese rehber olandır. Nesimi’ de Ali’ nin evvel – ahir, zahir-batın varlığını söyleyenlerden. Ali aydınlık saçan bir güneştir, çünkü o yaratılanların içinde en nurlu olanıdır. Hatta bu nurdan yedi cihan aydınlanmaktadır. Ali, Allah’ın velisi ve aynı zamanda Alla’a kavuşmuş olandır. Ali Hakk-ul yakîn’ dır. Ali hem sultan hem süphanken kendi cennetinde rıdvan ve kevserin sakisi olarak da hizmette bulunandır.

    Ali sultan Ali süphan Ali cennet Ali Rıdvan
    Ali dindir Ali iman Ali’dir sak-i Kevser
    Ali’dir ol veliyyu’llah Ali’dir mazhar-ı Allah
    Ali nurundan ey va’llah münevverdir yedi kişver

    Nesimi’ ye göre Ali her yönüyle kendini tamamlamış, eksiksiz biridir. Ali’nin rahmaniliği ve her şeye kadirliği ile velayet makamının başında olması ve evreni böylesi bir sultanlıkla yönetmesi sevgisinin ve ikrarının doğru yerde olduğunu kanıtlar ki Nesimi derisi yüzülse de bu rahatlık içindedir.

    YEMİNİ: HER TÜRLÜ DERDİN DERMANIDIR ALİ

    Yemini de baş döndüren bir malihulya ile Ali hayranlığını nakşetmiş deyişlerinde. 16. yüzyılda da yaşayan Yemini diğer aşıklardan farklı olmaksızın keramet sahibi ve velayet mülkünün şahı olan Ali, kurtuluşu gösteren ışıktır diyor aşağıdaki dizelerinde.

    Hoş keramet madeni şahı velayettir Ali
    Nuru Ahmet’tir yakin, şem’i hidayettir Ali

    Tur dağında Musa ile konuşan Ali’dir. Hikmetleriyle aydınlatıcı, nuru ile ışık saçan, her haliyle örnek alınacak kamil ve ariftir Ali. İkrar verilmesi gereken, hakkın mucizelerine sahip bir veli ve nutkuyla ölüyü bile diriltebilen, her türlü derdin dermanıdır Ali.

    Cemad’a dil verirsin emr-i Yezdan
    Verir nutkun ölüye canı Hayder

    Yemini’ye göre hakka giden doğru yol Muhammed ile Ali’nin yoludur. Bu yüzden de onları zikretmek bile ibadettir. Gerçek mürid olan Haydar’a ikrar verendir. Zikredilecek isim Ali ismidir.

    Muhammed Ali’ye izzetini kıl
    Onları zikretmek ibadettir bil

    Sırf Ali değil onun evladı da babaları gibidir. Mürşitlik ve şahlık onlara mahsustur. Özünü üstad bağında yetiştirip Ali evladının hizmetkarı olabilenler ancak Allah’a kavuşur.

    Yüzünü hak eyle Ali evladın ayağına
    Özünü yetiştir üstadın bağına
    Bir mürşid ola ki seni götüre Şah’a
    Ki Şah seni yürütür ol Allah’a

    Ali tanrının kelamını bilen ve onu söyleyendir. Gerekirse uğruna can verilecek kişidir Ali. Ali her açıdan olgunluğa erişmenin gıdasıdır. Bilgi istersen Ali’ye sor, güzel davranış ararsan Ali’ye bak. Ali etrafındakileri (kendine uyanları) kötülüklerden uzak tutandır.

    FUZULİ: ALİ CÜMLE ALEMİ YÖNETEN MİHVERDİR

    Maşuk Ali’yi methetmek Fuzuli gibi bir erin de dilinden kaçmaz. 15 – 16. yüzyıl aşığmız der ki: Ali varlık aleminin içinde en kusursuz olanıdır, mevladır. Her kim Ali’yi mevla bilir ve buna inanırsa eninde sonunda dertlerinden kurtulur, hidayete erer.

    Yüz meşakkat çekse kam-ı dil bulur encam-ı kar
    Her kimin alemde mevlası Şah-ı Merdan olur

    Ali cümle alemi yöneten mihverdir. Cümle alem hükmüne tabi olmuştur. Murteza hükmüne tabi olanlar Nuh’un gemisine binenlerdir. Sırf Ali değil, Ali evladı da methi edileceklerdendir. Çünkü Ali’nin evladını metheden bile gufrana layık kimselerdir.

    Dem vuram evsaf-ı evlad-ı Ali’den nitekim
    Medh-i evlad-ı Ali müstevcib-i gufran olur

    Ali Zülfikarın şahıdır. Ali istemeseydi cümle alem yaratılmazdı. Hakkın zamandaki eli, zat-ı sıfatı Ali’dir. Kainatta bu mertebeye ulaşmış başka kimse yoktur.

    Onun şahadeti etmiş nübüvveti tasdik
    Onunla kıldı Muhammed şeriatı sehman,

    Çocuk yaşında Hak Habibini peygamber bilmiş ve dini yaymada Hz. Peygamber’ e yardımcı olmuştur. Onun sayesinde dinde adalet süreklilik kazanmıştır. Ali velilerin ve yiğitlerin şahıdır. Ali’nin hükmünün başı ve sonu yoktur ve her hükmü kalıcıdır. Zaman değişse de hükümdarlığı sürecektir.

    O hakim-i ebedidir her hükmü bakidir
    Zaman değişse de hükmü olur hemişe revan

    Hakk katında Hızır ve İlyas gibi Ali’nin de makamı vardır. Ali’nin veliliği kesindir. Her mahlukatın Ali’ye sevgi beslemesi ve vasfedilmesi emri-i vacibtir. Kainatın işlerine Hüda’nın izni ile kılavuzluk edendir Ali.

    Ali delalet eder kainatın işlerine
    Buna icazet veripdir o Halık-ı Sübhan

    Ali’nin velayetinin başlaması ile de kainatın düzenini sağlamak ve korumak Ali’ye verilmiştir. Mahşer gününe kadar olacak bütün işler Ali’den sorulur. O bir veli olsa da bütün evliyadan üstündür. Ali her türlü sırra vakıf olandır. Sadakatle Ali’yi yardıma çağıranın eli asla boş kalmaz.

    Fuzuli, Ali’ ye bağlılığını ve O’nun evladına sadakatini Hadikatü’s Süeda’sında meydana tüm derinliği ile dile getirmiştir

    Sadece yedi ulu aşığımız değil her aşığımızın ve her bir canımızın dilinde Ali Şah-ı Merdan’dır. O’na yüklenecek her türlü vasfa layıktır. Mesela 19. yüzyıl aşıklarımızdan Sefil Ali ‘Hem sakidir hem bakidir nur-u rahmanım Ali’ diyerek yukarıdaki açıklamalarımızı bir nevi özetlemektedir. Zamanımızın ve gelecek zamanın aşık-ı sadıkları kim bilir neler keşfedecek İmam Ali’ de? Oku, incele, ara, bul. Bel ki sen de Ali’nin küntü kenzinden bir mana öğrenecek ve Serçeşme’de bizimle paylaşacaksın.   Aşk ile….”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • HDP: Yezit’e ve onun bugünkü temsilcilerine bin kere lanet olsun

    HDP: Yezit’e ve onun bugünkü temsilcilerine bin kere lanet olsun

    PİRHA – HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu, Kerbela’nın yıldönümüne ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “Yezit’e ve onun bugünkü temsilcilerine bin kere lanet olsun” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Ali Kenanoğlu, Zeynel Özen ve Kemal Bülbül, Kerbela’nın yıldönümüne ilişkin yazılı açıklama yaptı. HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu adına yapılan açıklama şöyle:

    “Acılar hala taze, belleklerimizdeki yeri hala çok diri. 1338 yıl önce Kerbela çöllerinde Yezit’in haksız, zorba iktidarına biat etmediği için 72 yol arkadaşı ile birlikte türlü işkence ve zulümle hakka yürüyen İmam Hüseyin, yol yürüyenlere, yol sürecek olanlara Nur olmaya devam ediyor. Hakkın kandilindeki Nur, Hüseyin aşkına bütün insanlığı aydınlatıyor. Kerbela’da Hüseyni mirasını sahiplenen Aleviler, Hakikatin Nurunu cemlerinde Ceraglar yakarak nesilden nesle aktarıyor.

    1338 yıldır Yas-ı Kerbela’da 12 gün boyunca matem orucu tutan Aleviler, İmam Hüseyin’in yolundan Zeynep Ananın cesaretiyle yürüyeceklerini, Hakk Yolu’ndan ayrılmayacaklarını, güç, para, iktidar, saltanat adına zulüm edenlerin safında olmayacaklarını, zalime biat etmeyeceklerini haykırıyorlar.

    Hüseyni duruşun rehberliğini kendilerine tarihsel miras edindikleri içindir ki Aleviler, tarih boyunca iktidarlar tarafından dışlanmış, yok sayılmış, baskıya, zulme ve katliamlara maruz kalmışlardır. Bundan dolayıdır ki, dünyanın her hangi bir yerinde acı çeken, zulme uğrayan tüm canlarla, canlılarla beraber olmak, bir olmak aşkındadırlar. Bundan dolayıdır ki, Hakk Yolu’nu aydınlatan Hüseyni çizgi, Alevi felsefesinde kamil insan olmak, rızalık ve Rıza şehri şeklinde ifade bulmuştur.

    Bundan dolayıdır ki, Ortadoğu’da hala kafa kesen bugünün Yezitlerine karşı Hüseyni bir duruş sergilemek, ülkemizin içinden geçtiği bu karanlık zulüm günlerinde Hakkın kandilindeki Nuru takip etmek, hakikati haykırmak, kötülüğün en çirkin suretlerinden biri olan faşizme karşı barışı, özgürlüğü, eşitliği ve adaleti savunmak cümle canların görevi, yolumuzun, süreğimizin gereğidir.

    Yol cümleden uludur. Şah-ı Şehidan İmam Hüseyin yolumuzun ışığı, rehberidir. Bu yolda Hüseyni çizgide, Zeynep’in cesaretiyle yürüyen ve hakikat aşkına bugüne kadar türlü ezalar, cefalar, zulüm ve işkenceler gören, ser verip sır vermeyen, can verip yolundan dönmeyenlerin anıları önünde saygıyla eğiliyor, bu amaçla tutulan matem oruçlarının Hakk katında kabul ve makbul olmasını diliyoruz. Yezit’e ve onun bugünkü temsilcilerine bin kere lanet olsun. Hakk yar ve yardımcımız, Hızır yoldaşımız olsun.” (HABER MERKEZİ)

  • Baba Mansur Ocağı Dedesi Gazi Kemal: Semahı  halk oyunu olarak göstermek ayıptır, günahtır-VİDEO

    Baba Mansur Ocağı Dedesi Gazi Kemal: Semahı halk oyunu olarak göstermek ayıptır, günahtır-VİDEO

    PİRHA – Yeni eğitim müfredatında Hayat bilgisi 3. ve 4. ders kitaplarında yer alan Semah’ın halk oyunları şeklinde yaklaşımına Baba Mansur Ocağı Dedesi Gazi Kemal’den tepki geldi. Kemal, “Canlarımız hak için semah dönerler. Alevilerin ibadeti semah anlayışına ters düşmemektedir. Ahmet Yesevi,  Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre gibi nice velinin yaşantısında da semah olgusunu görürüz” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    Yeni eğitim müfredatında 3. ve 4. Ders kitaplarında yer alan Semah’ın halk oyunları şeklinde yaklaşımına ilişkin Baba Mansur Ocağı’ndan Gazi Kemal Dede Pir Haber Ajansına konuştu.

    “SEMAH ALEVİ İBADETİNİN OLMAZSA OLMAZIDIR”

    Semahın Alevlilerin ibadetlerinin bir parçası ve ibadetinin olmazsa olmazı olduğunu belirten Baba Mansur Ocağı Dedesi Gazi Kemal, “Canlarımız hak için semah dönerler. Alevilerin ibadeti semah anlayışına ters düşmemektedir. Ahmet Yesevi,  Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre gibi nice velinin yaşantısında da semah olgusunu görürüz” dedi.

    Baba Mansur Ocağı Dedesi Kemal Dede, “Semahı kültür gibi  somut olmayan halk değerleri içinde görürsek bütün dünyanın kabulü olan Veli’lerin anlayışını, icraatlarını İslam anlayışında değerlendiremeyiz. Bu İslam’ın bütün dünyadaki evrensel taşıyıcısı sevgi ve rahmeti olan velilerini yanlış tanıma olur semahı tanımazsak” şeklinde konuştu.

    “SEMAH’IN ÇOK DERİN ANLAMLARI VAR”

    “Hz. Muhammed’in ilim membası olan Hz. Ali hakikat ilminin  Alevi ibadetlerinde sadece kalıp ve biçim yönünden değil zahir ve bunun bilgisi ile aşama, aşama kişiyi amaçta olgunlaştıran velayet ve mürüvvet değerlendirmesinin bütünüdür” diyen Baba Mansur Ocağı Dedesi Gazi Kemal, “Hz. Ali’nin ibadet anlayışındaki mükemmellik ve derinlik algısı ile İslam’ın ruhu ve hedefi anlaşılacaktır. Alevilere cem ibadeti içerisinde hizmet eden bir bölüm olan semahın çok derin anlamları vardır. Bunu halk oyunu göstermek hem ayıptır hem de günahtır” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA