PİRHA-12 yıl boyunca aralıksız Muharrem Orucu tuttuğunu ve 12 kazan kurduğunu belirten Dersim’in Ovacık ilçesinden Emre Kaç, “Artık oruç zamanında matem kalmamış su kenarlarında eğlenceler yapılıyor ve et yeniliyor böyle şeyler olmaması lazım. 12 gün boyunca yas tutulsa ne olur ki?” diye sordu.
Yas-ı Kerbela Orucu tutuluyor. Aleviler, Kerbela’da katledilen İmam Hüseyin ve ailesi şahsında bütün mazlumlar için oruç tutuyor.
Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Yas-ı Kerbela Orucu tutuyor. Oruç süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.
Uzun yıllardır Yas-ı Kerbela Orucu tutan Dersim’in Ovacık ilçesinin Emre Kaç adlı yurttaş, PİRHA’ya konuştu.
“MUHARREM ORUÇLARI’NDA SİHAYLAR GİYİNİR, ORUÇ BİTTİKTEN SONRA ESKİ HALİME DÖNERİM”
12 yıl boyunca aralıksız Muharrem Orucu tuttuğunu ve 12 kazan kurduğunu belirten Emre Kaç, “Artık oruç zamanında matem kalmamış; su kenarlarında eğlenceler yapılıyor ve et yeniliyor böyle şeyler olmaması lazım. 12 gün boyunca yas tutulsa ne olur ki? Bizde oruç gün batımıyla açılırdı. Elimizi yüzümüz yıkandıktan sonra çocuklardan ve büyüklerden kle kesilmeden oruç açılmazdı. Sıvı şeyler içilmezdi, ben halen o ritüele uyarım. Bizde bıçağın değdiği hiçbir şey yenilmezdi. Şimdi pirler devir değişti diyor ama ben buna katılmıyorum ibadet şekli değişebilir mi? Devir değişti diye cem ibadeti değişir mi? Oruç zamanında banyo yapılmazdı, televizyon izlenmezdi oruçların ardından aşure ve lokmalar pay edilirdi. Eskiden pirim bana, ‘Ekonomik durumu iyi olmadığı için aşure yapamayan kişi varsa su kaynatıp, 12 ağacın köküne dökerek de tamamlayabilir’ derdi. Ovacık’ta herkes beni tanır çok eğlenceli biriyim. Muharrem Oruçları’nda çarşıya biraz gidip oturup tekrardan evime dönerim kahvede oyun oynamam. Çünkü Muharrem Oruçları yılda bir kez gelir, siyahlar giyinir oruç bittikten sonra da eski halime dönerim” diye konuştu.
PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de Alevilere karşı yapılan saldırılara yönelik konuştu. Fırat, Türkiye’nin Suriye üzerinde etkin bir rolü olduğunu söyleyerek, “Hükümet, ‘Colani’nin ipleri bizim elimizde’ diyor, orada büyük bir devrim yaptıklarını söylüyorlar. Eğer bunu söylüyorlarsa, bu katliama da yönelik Türkiye’nin söz kurması lazım” diyerek Türkiye’yi yaşanan katliamlarla ilgili sorumluluk almaya davet etti.
Suriye’de Aleviler’e dönük saldırılara her gün yenileri ekleniyor. HTŞ tarafından Alevilerin en çok yaşadığı Lazkiye, Tartus, Humus gibi şehirlerde çok sayıda sivil insan katledildi, kaçırıldı, yerinden edildi.
Suriye’deki Alevilere yönelik saldırıları değerlendiren Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, saldırılarla ilgili Alevi camiasında çok tepki geldiğini ve Alevi kurumlarının ülkede ve dünyada saldırılara karşı ses çıkardığını vurguladı. Fırat, tepkilerin sürdürülmesi gerektiğinin altını da çizdi. Celal Fırat, Türkiye’nin, HTŞ yönetimi üzerinde etkili olduğunu hatırlatarak, Alevilere yapılan katliamın önüne geçmesi gerektiğini ifade etti.
“ALEVİ KURUMLARI GÜR BİR ŞEKİLDE SESLERİNİ DUYURABİLMELİ”
İstanbul’a atanan kayyımlardan dolayı Alevilere yapılan katliamların geride kaldığını, Alevilerin daha sesli bir şekilde eylemlerini sürdürmesi gerektiğini söyleyen Fırat, “Son dönemlerde Alevilere yönelik büyük bir katliam var. Türkiye’nin desteklediği HTŞ büyük bir kıyım yapıyor. Oradaki katliama dair Türkiye’deki Alevi kurumları olsun, dünyanın başka yerinde yaşayan Aleviler olsun bunu kamuoyuna büyük bir çerçevede duyurdu. Özellikle son dönemlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde yapılan operasyonlarla beraber bu biraz gölgelendi. Tabi ki önümüzdeki günlerde bunu kamuoyuna duyurmak gerekiyor. İstanbul’a atanan kayyımlardan dolayı bu katliamlar görünmeyecek durumda. Tabi Alevi halkı, Alevi kurumları ve vicdan sahibi herkes, buna dair söz kurabilmeli, yine eylemlerini gür bir şekilde devam ettirebilmeli” diye konuştu.
“EMEVİ CAMİ BİZİM İÇİN BÜYÜK BİR YARA”
Türkiye’nin, Emevi Camisi’nde namaz kılmak için yarışa girdiğini söyleyen Fırat, Aleviler açısından söz konusu yerin hassasiyet taşıdığını belirterek şöyle devam etti:
“HTŞ lideri Colani’nin Türkiye gelmesi, Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmesi, Emevi Camisi’ne yapılan ziyaretler… Türkiye, Emevi Camisi’ne girmek için sıraya girmiş vaziyette. Türkiye’de 90 bin cami var, sanki kendilerine yetmiyormuş gibi… Emevi Camisi’nin de Aleviler açısından çok büyük bir trajedisi var; Özellikle Hz. Hüseyin’in başının orada 3 gün bekletilmesi, Zeynep Ana’nın orada söylediği sözler, kelamlar… Bu bizler için büyük bir yara olarak duruyor.”
“TÜRKİYE’NİN SÖZ KURMASI LAZIM”
Esad’ın ülkeyi yönettiği dönemde Alevi olmasına karşın Alevilerin söz sahibi olamadığını, Beşar Esad’ın Alevileri yalnız bıraktığını söyleyen Fırat, devamında şu ifadelere yer verdi:
“Türkiye’de yaşayan 20-30 milyon Alevi’nin oradaki olaylara müdahil olması, söz söylemesi lazım. Hükümet, ‘Colani’nin ipleri bizim elimizde’ diyor, orada büyük bir devrim yaptıklarını söylüyor. Eğer bunu söylüyorlarsa, bu katliama da yönelik Türkiye’nin de söz kurması lazım. Esad’la ilgili birçok şey söyleniyor ama biz bir şey söylediğimiz zaman ‘siyasal Alevilik’ gibi sözler duyuyoruz. Biz Esad’la beraber tatil falan yapmadık, ‘kardeşim’ demedik. Bugünkü Suriye’de yapılan katliamlarının bir sebebi de Esad’ın kendisi. Belki kendi döneminde çok baskı görmüyorlardı ama devletin içinde de yer almadılar. Esad dönemine baktığımız zaman Aleviler çok iyi bir pozisyonda da değillerdi.”
“ROJAVA, DÜNYAYA ROL MODEL OLACAK BİR HALE GELDİ”
Fırat, “Gönül isterdi ki Suriye’de büyük bir demokratik şölen yaşansın ama buna karşın Rojava’ya baktığımızda büyük bir demokratik yapı oluşmuş, kadının çok etken olduğu bir yönetim haline gelmiş. Söylemleriyle, projeleriyle dünyaya rol model olacak bir hale geldi. Umut ediyorum ki orada yaşayan Alevilerin, Dürzilerin ve demokratik güçlerin bir arada yaşayabileceği bir güç yaşanır” şeklinde konuştu.
“DEVLET YETKİLİLERİ TEK BİR SÖZ SÖYLEMEDİ”
Alevilere yapılan saldırılara karşı Türkiye’nin sessiz kaldığını belirten Fırat, “Colani’den bir demokrasi beklemek, taktığı kravat ile dünyaya bir güzellik, demokrasi getireceğine kesinlikle inanmıyoruz. Tek başına ülkenin yönetimine geçti. Oysa 8 maddelik bir anlaşma yapıldı. Herkesin dahil edildiği bir anlaşma oldu, umut ediyoruz ki bu maddeler bir karşılık bulsun, bu katliamlar son bulsun. Biz bundan önce dışişleri bakanlığından bu konuyu konuşmak amacıyla, katliamlarla ilgili randevu istedik, aradan yaklaşık 2 ay geçmesine rağmen geri dönüş olmadı, tek bir söz söylenmedi. Normalde ülkeyle ilgili bir sorun olduğunda bütün bakanlıklar, yetkililer söz söylerken bu konuyla ilgili tek bir söz söylenmedi. Sadece Ömer Çelik bu konuyla ilgili klasik de olsa bahsetmiştir. Bunlar yetersiz de olsa değerlidir. Colani ile bu meseleyi hızlı bir şekilde konuşmaları gerekiyor. Bu HTŞ mantığının, İŞİD mantığının, El Kaide mantığının bu coğrafyadan temizlenmesi gerekiyor” ifadesinde bulundu.
Fırat, Alevilerin yaşanan bu katliama karşı demokratik haklarını kullanarak tepkilerini dile getirmesi gerektiğine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Her kesimin kardeşçe yaşayabileceği demokratik bir coğrafyanın yaşanabilmesi için koşulların yaratılması gerektiğine inanıyoruz. Ortadoğu’nun ve Türkiye’nin de içinde olduğu bir demokratik cumhuriyet kurulmasını temenni ediyoruz. Bununla ilgili ufukta bir şey görünmüyor gibi olsa da bütün Alevilerin, demokratların buna yönelik çalışmaları devam ediyor. Bundan bir ay önce yaratmış oldukları kamuoyunun tekrar yaratılacağına inanıyorum. İvedi bir şekilde Suriye’de yaşanan bu katliamı gündemleştirmemiz gerekiyor. Bunun için mecliste birçok defa dile getirdik, dile getirmeye de devam edeceğiz. Özellikle Türkiye’de dışişleri bakanın bu konuda baskı yapması gerektiğini söylüyoruz. Bu konuyu kendilerine söyletmemiz gerekiyor.”
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Konuksever Cemevi, Muharrem oruçlarının ardından aşure lokmasını paylaştı. Hz. Hüseyin’in 680 yılında gösterdiği direnç, haklı olanın haksız olana karşı sürdürdüğü mücadelenin adı olduğunu belirten HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, “Kerbela azim, kararlılık, baş eğmeme ve vefasızlığın adıdır. Yeni Kerbelalar olsun istemiyoruz” dedi.
Muharrem oruçlarının ardından aşure lokmaları pay edilmeye devam ediyor. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Cemevi, aşure lokmasını paylaştı.
Aşure lokmasına, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Şube Başkanı Adnan Arslan, AKD Antalya Şube Başkanı Dursun Kaya, HBVAKV Döşemealtı Şube Başkanı Binali Efe ve yönetim kurulu üyeleri, Araştırmacı Yazar Ali Aksüt, Konyaaltı Belediye Başkanı ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Aşure paylaşımından önce konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Zeynel Can, “680 yılında Kerbela’da şehit olan Hz. Hüseyin ve ailesinin ve ona inanan tüm canların adına o günden bugüne zalime ve zulme karşı mücadele edip can veren bedel ödeyen yol ulularımız pirlerimiz ve yola can veren canlar adına bütün mazlumlar adına hepinizi bir dakikalık darda durmaya davet ediyorum” diyerek başlayan saygı duruşuna davet etti.
Ağuçan Ocağı evlatlarından Şehriban Mutluer aşurenin anlam ve önemine ilişkin konuşma yaptı. Mutluer “Bugünün adı aşuredir. Olayın yaşandığı yıl 680 10 Ekim tarihinde o ilkeli ve dürüst kahramanın yezidin karşısında boyun eğip onursuzca yaşamaktansa ailesi ile birlikte izzetli ölümü seçen kişinin adıdır. Kerbela deyince akla onurlu bir destan gelir. O bu destanı kanı ile yazmıştır” dedi.
“YENİ KERBELALAR İSTEMİYORUZ”
Hz. Hüseyin’in 680 yılında gösterdiği direnç, haklı olanın haksız olana karşı sürdürdüğü mücadelenin adı olduğunu belirten HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan ise, “Kerbela azim, kararlılık, baş eğmeme ve vefasızlığın adıdır. Kerbela’nın vicdanımızda acı ve keder bırakmasıdır. Hz. Hüseyin’in acısına tutkuyla ortak olmak ve yoluna ikrar vermektir. Bize göre on muharremler bu inancın onur ve de gurur günleri olmalı, öyle bilinmeli öyle de anılmalıdır. Öylesi bir gözle bakılmalı ki yas-ı muharremlere, kin nefret ve de intikam duyguları ile değil, olanlardan ders çıkartarak, bir daha öyle acıların yaşanmaması için neler yapılmalı sorusuna yanıt aranarak anılmalıdır. Böylesi günler, işte o zaman daha derinliğine ve daha doğru ve daha akılcı bir yaklaşımla yaşarız on muharremleri. Yeni Kerbelalar olsun istemiyoruz” diye konuştu.
Üryan Hızır Ocağı evladı Kenan Akbaba’nın çerağ uyandırmasının ardından, Abdal Musa Kültür Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol Yürütücüsü Süleyman Demir, Doğukan Korcunun söylediği deyişlerle Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Semah Topluluğu semaha durdu. Divriği Derneği Antalya Şube Başkanının söylediği deyişlerin ardından lokmalar paylaşıldı.
Sonrasında ise Yas-ı muharrem cemi yürütüldü. Ceme, Üryan Hızır ocağı evladı Kenan Akbaba, Ağuçan Ocağı evladı Şehriban Mutluer, Kureyşan Ocağı evladı Güven Gürkan Kaya, Abdal Musa Kültür Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol Yürütücüsü Süleyman Demir, zakir Doğukan Korcu ve Taylan Doğan katıldı. Cemde gülbenglerin okunmasının ardından söylenen deyişlerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA-Yas-ı Matem Orucuna dair konuşan Kureyşan Ocağı evladı Hüseyin Yanlız, “Kerbela’da yaşanan katliam günümüzde de devam ediyor” dedi. Yanlız, oruç vakti yapılmaması gerekenleri de anlattı.
Yas-ı Matem Orucu tutuluyor. Aleviler, Kerbela’da katledilen İmam Hüseyin ve ailesi şahsında bütün mazlumlar için oruç tutuyor.
Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Yas-ı Matem Orucu tutuyor. Oruç süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.
Kureyşan Ocağı evladı Hüseyin Yanlız, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“BUGÜN YAŞADIĞIMIZ DA KERBELA’DIR”
Muharrem Oruçları’nda 12 İmamlar aşkına yas tuttuklarını söyleyen Hüseyin Yanlız, “Kerbela’da 12 İmamlar’ın şehit edilmesinden beri Ehlibeyt yolu takip eden insanlar 12 gün boyunca oruç tutarlar. 13. gün yarım gün oruç tutulur ve aşure ile oruç açılır. Biz aşure dağıtırken uçan kuşa bile pay ayırırız. Komşularımıza da dağıtırız yaptığımız aşureyi. Bugün yaşadığımız da Kerbela’dır. Biz bugünü de Kerbela’dan ayırmıyoruz. Aleviler geçmişten bugüne kadar zulüm altında. Kesiliyoruz, asılıyoruz, yakılıyoruz, zindanlara atılıyor ve her türlü işkence yapılıyor. Oruçlar başladığından itibaren elbiselerimizi değiştirmiyoruz, saçımızı taramıyoruz, traş olmuyoruz, et yemiyoruz, bıçağı elimize alıp soğanın başını kesmiyoruz” dedi.
PİRHA – Demokratik Alevi Federasyonu, 1344 yılında Kerbela’da katledilen Hz. Hüseyin ve yoldaşlarını anarak Muharrem Ayı’na ilişkin yazılı açıklama yaptı. Alevi toplumu olarak Hz. Hüseyin’in direnişine sahip çıkıldığı ifade edilen açıklamada “Bugün Kerbela’yı anmak, Hüseyni duruşu savunmak için, Alevilere yönelik belirtilen saldırılara karşı, diğer mazlumlarla birlikte direnmenin gerekli ve zorunlu olduğunu düşünüyoruz” denildi.
Hz. Hüseyin ile birlikte Kerbela’da katledilen 72 Alevi için 3 Temmuz’da başlayan Yas Orucu 16 Temmuz’a dek sürecek.
‘Yas Ayı’ olarak da bilinen Muharrem ayında 10 ya da 12 gün boyunca tutulan oruçların yanı sıra Kerbela’da katledilenler için de anmalar yapılmakta.
“YEZİD’İN ZULMÜNE KARŞI HEP BİRLİKTE DİRENELİM”
Demokratik Alevi Federasyonu da (FEDA) Muharrem Ayı sebebiyle yazılı açıklama paylaştı. “Yezid’in zulmüne karşı Hüseyni duruş devam ediyor” başlığı ile paylaşılan yazıda, Alevi toplumunun, Kerbela sonrası karşılaştığı her zulme direnç gösterdiği vurgulandı.
Yapılan açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:
“İnsanlık tarihi aynı zamanda hak ile haksızın mücadelesinin tarihi olarak yaşanmıştır. Haksız, her türlü zorbalığı kullanarak toplumları esareti altında tutmaya çalışmıştır. Toplumun büyük bir kısmının susturulduğu böyle zamanlarda, susmayan, zalimin zulmüne boyun eğmeyenler de olmuştur. O başkaldırıların yaşandığı anlar hep tarih olmuş, başkaldıranlarda tarihi yeniden yazmışlardır.
Muharrem Ayı ve bu ayda tutulan Muharrem Orucu tam da böylesine tarihi bir zamanı ifade etmektedir. Bugünü biz Aleviler ve Reya Hak inancını savunanlar için anlamlı ve tarihi kılan, bugün de yapılan katliamlara karşı ortaya konulan onurlu direniştir.
Bilindiği gibi 1344 yıl önce Emevi devletinin yöneticisi Yezid, Hz. Hüseyin’e ve ailesine yönelik haksız ve yoğun saldırılarda bulunmuştur. Hz. Hüseyin, Yezid’in bu saldırılarına ve zulmüne boyun eğmemiş, başkaldırmıştır. Hz. Hüseyin ve yanındaki 72 kişiyle birlikte Kerbela’da Yezid’in askerleri tarafından katledilmişlerdir.
Reya Hak ve her sürekte Aleviler, o günün, o vahşetin ve o zalime karşı Hüseyni duruşu hep sahiplenmişlerdir. Bu amaçla Muharrem Ayını; Yas-ı Muharrem olarak belirlemişlerdir. Bu ayda tutulan oruçlarıyla hem yapılan kanlı katliam lanetlenmiş, hem de zulme karşı ortaya konulan direnişin yol göstericiliği geleceğe taşınmıştır.
Hak ve hakikaten yana olan Alevi toplumu ve Reya Hak inancının mensupları, Kerbela’da verilen mesajı hiç unutmamış, yüreklerinde ve bilinçlerinde taşımışlardır.
Yezid’in ve ordusunun yaptığı vahşeti yüreklerinde hisseden, Hz. Hüseyin’in direnişine sahip çıkan Aleviler ve Reya Hak inancının mensupları, o gün devraldıkları zulme karşı direnme mirasına dört elle sarılmışlardır.
O günden sonra hak ve hakikat yolcuları, kendilerine dayatılan her türlü zorbalığa karşı başkaldırmışlardır.
Hak ve hakikat adına zulme boyun eğmeyen Aleviler, zulme karşı direnişlerini büyüterek Eba Müslim’in önderliğinde Emevi iktidarını yıkmışlardır. Alevi toplumunun hak ve hakikat mücadelesi, Selçukluların ordusunu on iki defa bozguna uğratan Baba İshak ve yoldaşlarının direnişiyle devam etmiştir.
Reya Hak adına zulme başkaldıran Seyit Rıza’nın yoldaşı Alişer ile değerli yoldaşı Zarife’de önce Koçgiri’de, sonra Dersim’de Hüseyni duruşu hayata geçirmişlerdir. Reya Hak inancının tarihsel geçmişine ve felsefi anlayışın uygun bir mücadele sürdüren Alişer ve yoldaşı Zarife 9. Temmuz 1937’de iç ihanetle katledilmişlerdir. Ancak Alişer ve Zarife Ana’nın günün Yezidlerine karşı ortaya koydukları destansı direnişleri, o günden bugüne unutulmamıştır. Onların direnişleri bugünün hak alma ve özgürlük mücadelesine ilham vermekte, güç katmaktadır.
Yezidlerin zulmü ve zorbalığı, 1978’de Maraş’ta, 1980’de, Çorum’da, 1993’de Madımak’ta, 1995’de, Gazi’de, Gezi’de ve Kürdistan’ın her köşesinde devam etmiştir.
Bugün de Alevileri ve Aleviliği yok etmek isteyen aynı zorbalıklar, değişik yöntemlerle devam etmektedir. Bu kapsamda devletin uygulamaya koyduğu ÇEDES projesi, yeni müfredat ve Cemevlerinin Kültür Bakanlığına bağlanması, Aleviliği yok etmek amacıyla yapılan saldırılardır. Aynı şekilde Kürt halkına karşı sürdürülen savaş, kadın haklarının gasp edilmesi, topluma dayatılan yoksulluk, Aleviliğin yok edilmesini amaçlayan saldırılardan ayrı değildir.
O nedenle FEDA ve FEDA’ya bağlı DABK olarak bizler, bugün Kerbela’yı anmak, Hüseyni duruşu savunmak için, Alevilere yönelik belirtilen saldırılara karşı, diğer mazlumlarla birlikte direnmenin gerekli ve zorunlu olduğunu düşünüyoruz. Bu duygularla her sürekte Alevi halkımızın Yassı Muharrem ayında matemlerini paylaşıyor, acıların yaşanmayacağı bir gelecek diliyoruz.
Alevilik ve Reya Hak inancı Hüseyni duruşu yaşatacaktır.
PİRHA-Muharrem Orucuna dair PİRHA’ya konuşan Kureyşan Ocağı pirlerinden Kazım Açıktepe, “Muharrem Orucu barışa, kardeşliğe ve sevgiye vesile olsun” dedi.
Muharrem Orucu tutuluyor, bugün ikinci gün. Kerbela’da katledilen İmam Hüseyin ailesi şahsında bütün mazlumlar için oruç tutuluyor.
Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Muharrem orucu tutuyor. Oruç süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.
Kureyşan Ocağı pirlerinden Kazım Açıktepe, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“KERBELA’DA HZ. HÜSEYİN İLE 71 KİŞİ HUNHARCA KATLEDİLDİ”
Kazım Açıktepe, Kerbela’da Hz. Hüseyin ile 71 kişinin susuz bırakılarak hunharca katledildiği için Anadolu Alevilerinin geçmişten bugüne kadar bu orucu tutarak matemi gönüllerinde yaşattıklarını söyledi.
Açıktepe, “Kerbela’dan sonra Hallacı Mansur, Fazlullah ve Seyit Nesimi de katledildi. Alevi inancı yoksulun, ezilenin ve zulme uğrayanın sahiplenen bir inançtır. O yüzden geçmişten günümüze kadar katliamlarda yaşamını yitirenler mutlaka Alevi inancı içerisinde anılmıştır. İslamiyet’te Muharrem ayında kavga ve savaş olmaması gerekiyor. Ama Yezit, bu duruma saygı duymayarak Hz. Hüseyin ile 71 kişiyi katletti. Hz. Hüseyin’in duruşuna, söylemlerine, iradesine sahip çıkarak biz de bugün nerede bir zalim varsa, mazlumun yanında yer almamız gerekiyor. Muharrem Orucu’nda bütün dünyada ırkı, dili, mezhebi, rengi ne olursa olsun hiçbir coğrafyada canının acımaması için savaşın olmadığı artık sevginin, barışın, huzurun, kardeşliğin, dostluğun hakim olmasını diliyorum. Muharrem Orucu barışa, kardeşliğe ve sevgiye vesile olsun” diye konuştu.
PİRHA- Sincan Cezaevi’nde tutuklu olan Şerafettin Demir’in mektubunda geçen “Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Zeynep, Yezid ve Firavun” ifadeleri ‘örgüt propagandası’ sayılarak Demir hakkında soruşturma açıldı.
Mezopotamya Ajansı’ndan Diren Yurtsever’in haberine göre; Sincan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeki tutuklu Şerafettin Demir, gönderdiği bir mektupla cezaevinde yaşadığı hak ihlallerini anlattı.
2011 yılından bu yana tutuklu bulunan ve ağırlaşmış müebbet hapis cezası alan Demir’in bir mektubunda yer alan “Hz. Hüseyin”, “Hz. Hasan”, “Hz. Musa”, “Hz. Zeynep”, “Yezid”, ve “Firavun” ifadeleri nedeniyle “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla hakkında soruşturma açıldı.
“BU İSİMLER ÖRGÜT ÜYESİ İLAN EDİLDİ”
Kerbela olayı ile ilgili araştırmalar ve okumalar yaptığını belirten Demir, hakkında açılan soruşturmaya ilişkin “Kerbela olayı ile hakikatin peşine düştüm. Tahkikat da benim peşime düştü. Mektubun içeriğinde Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, kardeşleri olan Hz. Zeynep ve barbar Yezid, yine Hz. Musa, hatta Firavun dahi ‘PKK üyesi’ ilan edilmiş oldu açılan bu tahkikatla. Ben bu isimler nedeniyle örgüt propagandası yapıyorsam, bu isimler de ‘örgüt üyesi’ ilan edilmiş oluyor. Diğer tarihsel şahsiyetleri bilmem ama Yezid ile Firavun’un bu üyelikten hoşnut olmadıkları kesin” ifadelerini kullandı.
13 GÜNLÜK HÜCRE CEZASI
Demir, mektupta yer alan “aile örgütü”, “devlet örgütü” ve “kendi örgütümüz” ibarelerinin de soruşturma konusu olduğuna işaret ederek, “Suç örgütlerinin isimleri’ diyerek o cümledeki ‘aile’ ve ‘devleti’ suç örgütü yerine koymuş olursunuz diyorum ama bu karşılık bulmuyor” diye belirtti. Bu soruşturma kapsamında kendisine 13 günlük hücre cezası verildiğini aktaran Demir, infaz hakimliğinin onay verdiğini ve dosyanın şu an ağır ceza mahkemesinde olduğunu dile getirdi.
“KÜRTÇE KİTAPLARA EL KONULUYOR”
Sincan Cezaevi’nde tutuklu olan Şerafettin Demir ayrıca, Kürtçe kitapların da tercüman olmadığı iddiasıyla kendilerine verilmediğini kaydederek, şunları aktardı:
“Anadilimizde okumamız engelleniyor. Açıkça anadilimizde ambargo uygulanıyor. Bizden tercüman ücreti istiyorlar. Yani ‘ya kitabın birkaç misli bir tercüman ücretini verirsiniz ya da anadilinizde okumayı unutursunuz’ demek istiyorlar. Bu aleni bir kültürel kıskaç ve ayrımcılıktır.”
PİRHA – Yazar Piri Er, Kerbela’da katledilen 12 imam adına tutulan 12 günlük matem orucunun ardından dağıtılan aşurenin ne anlama geldiğini anlattı. Yazar Er, aşure geleneğinin 16. Yüzyılda 12 imam geleneği ile belirginlik gösterdiğini belirterek, “Tek başına aşure yapmak bir inanç motifi değildir” dedi. Er, ekledi: Aslında aşurenin özünde toplumsal birliktelik ve aynı zamanda sorgu, görgü vardır.
Alevi inancına mensup yurttaşlar, 12 gün tutulan matem orucunun ardından aşurelerini dağıtmaya devam ediyor.
Aleviler tarafından ‘Matem ayı’ olarak adlandırılan süreç sonrasında 12 ayrı malzeme ile yapılan aşurenin tam olarak manası nedir, Araştırmacı Yazar Piri Er’den dinledik.
Muharrem ayının 13. gününde pişirilen aşurenin sadece Aleviliğe özgü bir ritüel olmadığını vurgulayan Piri Er, “Aşureyi Sünni müslümanlar da gayrimüslimler de yapıyor. Ama Alevilikte çok daha belirgin bir figür olduğu için aşure sanki sadece Alevilere özgü bir ritüelmiş gibi değerlendiriliyor” dedi.
TARİHTE AŞURE GELENEĞİ!
Kerbela’da yapılan katliam sonrasında aşure geleneğinin Alevi inancında başladığı ifade edilse de Yazar Piri Er, bu kanının doğru olmadığının altını çiziyor. Er, aşurenin artık evrensel bir yiyecek haline geldiğini belirterek şu görüşü savunuyor:
“Müslümanlar da 10 Muharrem’den sonra aşure yaparlar. Aşure, hem mitolojiktir hem de bir anlamda inanç bağlantılı gelenekselleşmiş uygulamalar bütünüdür. Peki ‘aşure’ adını nereden alıyor? Aşure, Arap aylarından Muharrem ayının 10. günü olan ‘Aşur’dan alır. Bu günün Aleviler açısından diğer bir özelliği de 10 Muharrem, yani 10 Ekim 680’de Hz. Hüseyin Kerbela’da katledilmiştir. Yahudi takvimindeki ‘Tişri’ ayının 10. günü Yahudiler açısından belki de en önemli günlerden birisidir. Çünkü o gün ‘Yom Küppur’ (bağışlanma günü) adlı 26 saatlik bir oruç tutulur. Hz Muhammed tarafından bu orucun daha sonra müslümanlara tutturulduğu biliniyor. Ancak Yahudi geleneği gibi eski gelenekler kolay kolay bırakılmıyor. Ama Ramazan ayının bildirilmesinden sonra tek başına 10 Muharrem günü oruç tutulması ‘mekruh’ yani ‘dinde karşılığı olmayan’ uygulama olarak sayılıyor. Ama eski gelenekleri bırakmayan İslam toplumu, bugün ile ilgili farklı inançlar oluşturuyor. Mesela Adem’in tövbesinin bugün kabul olduğu ya da Yunus’un, balığın karnından bugün kurtulduğu, İbrahim’in atıldığı ateşten bugün kurtulduğu ve aşureye kaynaklık ettiği düşünülen Nuh’un gemisinin sular çekilince bugün karaya oturduğu şeklinde çeşitli rivayetler, mitolojik anlatımlar üreterek bugünü İslam inancı içerisinde yaşatmaya devam ediyorlar.
Süreç Yahudilikten başladı, İslam’a geldi. Ramazan ayının bildirilmesi ile birlikte mekruh sayıldı, buna bağlı farklı gerekçeler oluşturularak İslam toplumu içerisinde bugün yaşatılmaya devam etti.”
12 İMAM KÜLTÜ SONRASI AŞURE RİTÜELİ!
Nuh’un Gemisi mitolojisinin Alevi inancı içerisinde de yer bulduğunu belirten Piri Er, sözlerine şöyle devam etti:
“Bu İslam geleneğindeki bağlantı bir şekilde Alevi mitolojisi içerisine de belli ölçülerde aktarılmış ama mitolojilerin bilimsel bir tutarlılığı olmaz. Eğer mitolojiye inanırsanız o bir anlamda sizin gerçeğinize dönüşür.
Peki bu anlayış Alevi inancı içerisine nasıl geldi? Bir arada yaşayan topluluklar, süreç içerisinde birbirlerinin çeşitli geleneklerini alırlar, etkileşirler. Alevilik, bana göre İslam’dan çok önce var olan bir inanç. Ama süreç içerisinde İslam ve başka inançlar ile ilişkiye girdi. Diğer inançlardan alınanlar ile aşure geleneğinin de tahmin ediyorum ki 15. ya da 16. yüzyıl itibari ile Aleviliğin içerisine girdiğini düşünüyorum. Çünkü 16. yüzyıl itibariyle Anadolu Aleviliği üzerindeki en büyük etkileşimlerden birisi 1501 yılında Şah İsmail önderliğinde kurulan Safevi Devleti’nin Anadolu’da kendine müritler toplaması ve Yavuz ile olan mücadelesinde Alevileri kendine yandaş edindirmesi ve bu paralelde hareket etmesidir. Bunu yaparken de Anadolu Aleviliğine ait kimi figürleri alıp kullanarak Caferi geleneğinin temsilcisi olarak da birçok Caferi ve Şii unsurları da Anadolu Aleviliğinin içine taşıdığını görüyoruz. Bunların en başında gelen de sanırım 12 imam kültü. Biz 12 imam kültünün 13. ya da 14. yüzyılda Anadolu Aleviliği içerisinde varlığına ilişkin güçlü deliller bulamıyoruz. Yunus’ta, Kaygusuz’da, 13. yüzyılda yaşamış Alevi ozanlarının dilinde 12 imam ile ilgili şiirler yok. Bu durum 16. yüzyılda özellikle Şah Hatayi’nin Anadolu’da egemen olması sonrası değişiyor.
12 imam kültü aynı zamanda Aleviliğin aşure geleneği üzerinde de etkili olmuş. Mitoloji ile tarihsel gerçekler baş başa yürürler ama bizim, burada mitolojiden arındırarak Aleviliğin gerçeklerini görmemiz gerekir. Kerbela olayı 10 Muharrem 680’de yaşanmış. 1343 yıl bu acı neden yaşandı? Aleviler yakın geçmişte birçok katliama uğradılar. Sivas, Maraş, Çorum, Dersim; birçok can acıtan katliamlar yaşandı. Alevilerin kendisine sorması gereken bir soru, ‘Hüseyin’in katledilmesi Sivas’ta yanan 33 kişiden daha mı fazla canımızı yakıyor? Benim canımı mesela Sivas daha çok yakıyor. Peki Kerbela bugüne niye geldi? Çünkü Aleviler yaşadıkları her acıyı Kerbela ile özdeşleştirdiler. Hüseyin’i de bu pozisyon içerisinde başa oturttular ve kahraman ilan ettiler. Çünkü Hüseyin orada dik durdu.”
“12 İMAMLAR, ALEVİLİĞİMİZE NE KATMIŞTIR?”
Yazar Piri Er, Alevi toplumunda 12 imam geleneğinin artık sorgulandığını da söyleyerek şöyle devam etti:
“Alevilerin bir bölümü, ‘Ne için 12 imam için orucu tutuyorum? Arap toplumundaki çekişmelerin neden bir parçası oluyorum? 1343 yıl sonra niçin Hüseyin için ağlıyorum?’ ya da ‘Kim olduğunu bilmediğim Taki, Naki, Muhammed Mehdi için niçin oruç tutuyorum’ şeklinde sorgulamalar yapıyorlar. Bunun sorgulanması da gerekiyor artık. Alevilerin kendini bu 12 imam zincirinden ve bunların oluşturduğu üzerimizde bir anlamda da baskı unsuru olarak gördüğüm ki bunu bir dede soyundan olarak söylüyorum bu 12 imam anlayışından ve Aleviliği bu kaynağa bağlayarak açıklama anlayışından bir an önce kurtulması gerekiyor. Bu ‘her şeyi yok edin, kaldırın’ şeklinde değil, inanan insan, ‘oruç tutacağım’ diyorsa hiçbir sakıncası yok ama 12 imamlar için tutuyorsanız önce bu 12 imamlar kimdir, bize ne yapmıştır, Aleviliğimize ne katmıştır diye bir bakın’ diyorum.”
“AŞURENİN ÖZÜNDE TOPLUMSAL BİRLİKTELİK VARDIR”
Piri Er, aşure ritüelini artık inancın bir parçası değil, gelenek olarak düşünmek gerektiğini belirtti. Yazar Piri Er, aşure programlarının artık görsel bir malzemeye dönüştüğünü söyleyerek şöyle devam etti:
“Aşureyi toplumla bir şey paylaşmak anlamında yapıyorsanız bunun hiçbir sakıncası yoktur ama bunu 12 İmam’a bağlayıp anlatmak doğru olmaz. Aslında aşurenin özünde toplumsal birliktelik ve aynı zamanda sorgu, görgü vardır.
Köylerimize aşure yapılırdı, annem cebimize birer kaşık koyup ‘gidin şu evde aşure var, yiyip gelin’ derdi. Aşure birlikte yenirdi. Aşure ortaklaşmadır ama eğer köy yaşamındaysanız düşkünü (Alevilikte düşkün ilan edilen) gelip o aşureden yiyemezdi.
Aşure artık gelenekselleşti. Durum böyle olunca da inanç açısından bunu sorgulamasını yapma şansınız yok. Aşure bir niyettir; bir yerden bir şey beklemek değil bir yere bir şey vermektir. Aşure etkinlikleri artık görsel bir malzemeye dönüştü. Bir araya gelelim 2 sohbet ederiz deniliyor.
“AŞURE YAPMAK BİR İNANÇ MOTİFİ DEĞİLDİR”
Aşurenin içerisine koyduğunuz çeşide bakarsanız 12 imamcı anlayışa göre 12 çeşit olur. Sünni anlayışa göre 40 çeşit olur. Ama onlar 40 çeşidi bulamadıkları için Sünniler burada uyanık davranıp diyorlar ki ‘bir kaşık bal koyun’. Çünkü ‘arı, kır çiçekten bal toplar’ diyorlar. Elinde ne varsa onu koyarsın. Bizim köyde 3-4 çeşit ile aşure yapılırdı. Dağın başında Divriği’nin Gökçebel köyünde 12 çeşit yiyecek koyup da aşure yapacak adam kolay kolay bulunmazdı. Aşure öyle ‘kaynayıp, özdeşleşelim, bir araya gelelim’ değil.
Farkımız var! Oraya giren üzüm üzüm olacak, yediğim fasulye de fasulye olarak kalacak. Yoksa hepsini birbirine benzetelim; hani bir ara birilerinin benzetmesi vardı ‘efendim biz mozaik değiliz, mermeriz’ falan diye… Ne olursan ol ama Alevilik farklı bir yol, çizgi… Alevilik açısından aşure geleneksel bir ritüel olarak elbette ki uygulanır. Yani aşure de bu coğrafyada yüzyıllardır uygulana gelen ritüeldir. Bu artık gelenekselleşmiştir. Ama tek başına aşure yapmak bir inanç motifi değildir. Ama bireyin kendini rahatlatması, mutlu etmesi anlamında yaptığı uygulamalardan biridir.”
PİRHA-PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevinde aşure lokmaları pay edildi. Matem orucunun sadece Kerbela’da Yezid’in zulmü ile zalimce kıyılmış yetmiş iki can için olmadığını belirten PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Aydın Atlı, “Kerbela kıyımdır, zulümdür, faciadır. Günümüze uzanan hak ve adalet için acının orucu, umudun aşuresi ve bir daha Kerbela’lar yaşanmaması için direnişin adıdır” dedi.
PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevinde aşure lokmaları pay edildi. Aşure lokmasına, CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, CHP Diyarbakır İl Örgütü, HDP Diyarbakır İl Örgütü, Yeşil Sol Parti Diyarbakır İl Örgütü, KESK Diyarbakır Şubeler Platformu ve Diyarbakır Emek ve Demokrasi Platformu katıldı.
Dede Kargın Ocağı’ndan Musa Kargın dedenin gülbeng vermesinin ardından PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Aydın Atlı konuştu.
“KERBELA KIYIMDIR, ZULÜMDÜR”
Matem orucunun sadece Kerbela’da Yezid’in zulmü ile zalimce kıyılmış yetmiş iki can için olmadığını belirten PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Aydın Atlı, “Bu yeryüzünde keder-acı-hüzün ve zulmün ve belaların buluştuğu, Dersim, Sivas, Çorum, Maraş, Suruç, Ankara Garı, Taksim 1 Mayıs, Gezi, Roboski, 6-7 Eylül olayları, Ortadoğu, Afrika, Asya’da ve yeryüzünde yaşanmış ve yaşanan tüm Kerbela’larda katledilmiş insanlar ve onların davası içindir. Kerbela kıyımdır, zulümdür, faciadır. Günümüze uzanan hak ve adalet için acının orucu, umudun aşuresi ve bir daha Kerbela’lar yaşanmaması için direnişin adıdır” dedi.
Zeynel Abidin Ocağından zakir İbrahim Erkul’un deyişleri eşliğinde semahlar dönüldü. Semahlar sonrasında aşure lokması pay edildi.
PİRHA-Kimden gelirse gelsin zulümün zulüm olduğunu vurgulayan Derviş Cemal Ocağı’ndan Menşure Doğan, “Kendi yaşadığımız zulümleri de unutmayalım ama benzer zulümler dünyanın neresinde olursa olsun zulümün karşısında duralım” dedi.
Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Muharrem ayı, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ile 71 kişi için tutulan oruç bir yas ayıdır ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.
Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Muharrem orucu tutuyor. Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.
Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“KERBELA YAŞAMIN HER ALANINDA YAŞANAN ZULÜME ÖRNEK GÖSTERİLEBİLİR”
Nenesinin ‘Biz 1938 Dersim Katliamı’nı yaşadıktan sonra Kerbela’yı unuttuk, daha beteri oldu’ sözlerini hatırlatarak sözlerine başlayan Menşure Doğan, “Şimdi de gençlere yönelmişler zindanlarda, işkencelerde zulüm devam ediyor. Zulüm kimden gelirse gelsin zulüm zulümdür. Kerbela, yaşamın her alanında yaşanan zulüme örnek gösterilebilir. Zulüm nereden gelmişse kabul etmeyip karşı çıkmışız. O dönemde Hz. Hüseyin’in karşı çıkışı bizi öyle bir etkilemiş ki geleneklerimize yerleştirmişiz ve günümüze kadar sürdürüyoruz. Eskiden siyahlar giyilirdi, banyo yapılmazdı, sakal tıraşı olunmazdı ama günümüzde şehir yaşamında daha toplumsal bir alandayız ve kurumsal yerlerde görevli olanlar var o yüzden geleneksel olarak yaptığımız bazı ritüeller maalesef uygulanmıyor. Onlar o kadar bedel ödeyerek inancımızı bugüne kadar getirdiler, o bedellere saygısızlık yapmayalım. Kendi yaşadığımız zulümleri de unutmayalım ama benzer zulümler dünyanın neresinde olursa olsun zulümün karşısında duralım. Zaten her şey artık Kerbela olmuş” dedi.
PİRHA-Hz. Hüseyin’in kendi hakikati için ölümü göze almasının Alevi inancında çok kıymetli olduğunu belirten DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Bu topraklarda yaşanan bütün acıların Kerbela olduğunu bilen bir noktadan hayata bakmamız daha doğru olur. Koçgiri, Dersim, Zilan, Maraş, Sivas ve Suruç bir Kerbela’dır. Çünkü zulüm üreten sistem suçsuz ve günahsız insanları katletmiştir” dedi.
Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Muharrem ayı, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ile 71 kişi için tutulan oruç bir yas ayıdır ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.
Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Muharrem orucu tutuyor. Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“ZULÜM ÜRETEN SİSTEM SUÇSUZ VE GÜNAHSIZ İNSANLARI KATLETMİŞTİR”
Hz. Hüseyin’in kendi hakikati için ölümü göze almasının Alevi inancında çok kıymetli olduğunu belirten Musa Kulu, “Zulmün verdiği nimet, makam, mal ve mülke rağmen ölümü göze almak çok kıymetli bir şeydir. Bu topraklarda yaşanan bütün acılarKerbeladır. Koçgiri, Dersim, Zilan, Maraş, Sivas ve Suruç bir Kerbela’dır. Çünkü zulüm üreten sistem suçsuz ve günahsız insanları katletmiştir. Bütün bu acıları bilerek barışı, kardeşliği, özgürlüğü beraber ortak vatanda rıza anayasasıyla birbirine ikrar vererek öldürmeden, asimile etmeden beraber yaşama imkânı ve olanağını yaratan bir duruşun sahibi olmadığımız sürece bu tür katliamlar ve zulümler devam eder” dedi.
“ESAS KERBELA’YI GELECEKTE GÖRECEĞİZ”
Başkasının acısını görmeyen ve hissetmeyenin insanlığının da tartışılmasını gerektiğini vurgulayan Kulu, “Bugün bu coğrafyada halen zulüm sürüyorsa, halen kapitalist modernitenin biraz daha büyümesi için insanların emeğini, kültürünü, inancını, toprağını ve suyunu koruyamıyorsa esas Kerbela’yı gelecekte göreceğiz. Çünkü bir bütün olarak coğrafyamız, inancımız ve kültürümüz yok ediliyor. Geçmişi tabi ki unutmayacağız ama gelecekteki Kerbela’ların ortadan kalkması için bir gayretin sahibi olmamız gerekiyor. Bunu fark ettiğimiz zaman geleceği Kerbela olmaktan kurtaracağız, yoksa önümüzde bizi bekleyen çok büyük Kerbelalar var. Biz doğayı, suyu, inancımızı, dilimizi bitirdiğimiz zaman Kerbela’ya bile gerek kalmaz, çünkü bunun ötesi yok olmadır” diye konuştu.
PİRHA-Yaşadıkları her günün Kerbela olduğunu vurgulayan Derviş Cemal Ocağı evladı Cevahir Altınok, “Biz örgütlenerek, birlik olarak, yolumuza sahip çıkarak yeni Kerbela’ları önlememiz gerekiyor. Biz Pir İmam Hüseyin’in matemini tutuyoruz ama bugünkü Kerbela’ları da unutmayalım. Maraş, Sivas, Dersim, Gazi Katliamları da bizim için Kerbela’dır” dedi.
Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Muharrem ayı, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ile 71 kişi için tutulan oruç bir yas ayıdır ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.
Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Muharrem orucu tutuyor. Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.
Derviş Cemal Ocağı evladı Cevahir Altınok, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“GÜNÜMÜZDEKİ KERBELA’LARI UNUTMAYALIM”
Yaşadıkları her günün Kerbela olduğunu vurgulayan Cevahir Altınok, “Her gün katliamlar yaşıyoruz, biz Pir İmam Hüseyin, Ana Fatma ve Zeynep Ana’yı anıyoruz ve onların direnişleriyle mücadele ediyoruz. Biz Pir İmam Hüseyin’in yolunda duruş sergileyip, mücadele ediyorsak o zaman biz Pir İmam Hüseyin’i memnun edebiliriz. Biz örgütlenerek, birlik olarak, yolumuza sahip çıkarak yeni Kerbela’ları önlememiz gerekiyor. Biz Pir İmam Hüseyin’in matemini tutuyoruz ama günümüzdeki Kerbela’ları da unutmayalım. Maraş, Sivas, Dersim, Gazi Katliamları da bizim için Kerbela’dır” dedi.
“YOLUMUZA SAHİP ÇIKALIM”
Geçmişte matem orucunun çok ağır tutulduğunu söyleyen Altınok, “Bazıları 15 gün tutarlardı, çok ağır şartlar altında oruç tutuluyordu. Su içilmezdi, çamaşır yıkanmazdı, banyo yapılmazdı, et yenilmezdi ama günümüzde oruç tutmada bazı farklılıklar oldu. Dedem oruç tuttuğunda bizim için haberimiz olmazdı çünkü oruçlarını içten tutardı büyüklerimiz. Sadece üzüm ile oruç açıyordu ve ocağın yanına bir çul atıp üzerinde yatardı. Eskiden insanlar tarla biçerken bile o zor şartlarda su içmeden oruç tutuyorlardı. Özümüzde samimi olalım ve yolumuza sahip çıkalım” diye konuştu.
PİRHA-Muharrem orucuna ilişkin konuşan Dersimliler, “Muharrem orucunda kan dökmeyiz, et yemiyoruz, su içmiyoruz, duş almıyoruz, aynaya bakmıyoruz. 12 gün oruç tuttuktan sonra aşuremizi yapıp komşularımıza dağıtıyoruz” dedi.
Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Kurban Bayramı’ndan 20 gün sonra başlayan Muharrem orucu, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ve 71 can için tutulan oruçtur. Aslında bir yas ibadetidir ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.
Dersim’de yaşayan yurttaşlar, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“MUHARREM ORUCUNDA KAN DÖKMEYİZ”
İnançlarını sürdürmeye çalıştıklarını söyleyen Sultan Çelik, “Büyüklerimiz yas olduğu için yatakta yatmıyorlardı yerde yatıyorlardı. Muharrem orucunda kan dökmeyiz, et yemiyoruz, su içmiyoruz, duş almıyoruz, aynaya bakmıyoruz. 12 gün oruç tuttuktan sonra aşuremizi yapıp komşularımıza dağıtıyoruz” dedi.
Doğan Kurukafa ise, “Muharrem orucu bittikten sonra komşular bir araya gelirdi, cem tutulurdu, yapılan niyazlar dağıtılırdı ve durumu iyi olanlar kurban keserdi” diye ifade etti.
“YAS TUTUYORUZ”
Kerbela’da öldürülenler için yas tuttuklarını ifade eden Kibar Poyraz ise, “Muharrem orucunda su içmiyoruz, et yemiyoruz. Oruç bittikten sonra da aşure yapıp dağıtıyoruz, mumlarımızı yakıyoruz” diye belirtti.
Yeter Ataş, “Et yemiyoruz, soğan doğramıyoruz, düğün yapmıyorlar. 12 sene oruç tutanlar 12 kazan kuruyorlar” dedi.
Kadife Demir de, “Muharrem oruçlarında et yemiyoruz, su içmiyoruz. Aşure yaparken on iki nimeti karıştırıyoruz ve komşularımıza dağıtıyoruz. 12 yıl oruç tutan 12 kazan kuruyor, ondan sonra oruç tutmana gerek kalmıyor” diye konuştu.
PİRHA-Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuşan Baba Mansur Ocağı’ndan Ana Elif Doğan, “Muharrem orucunda aynaya bakılmaz, banyo yapılmaz, soğan kesilmez, yumurta kırılmaz, et yenilmez. Hep beraber orucumuzu tutarsak inancımızı gençlerimize de aşılamış oluruz, o yüzden yasımıza sahip çıkalım” dedi.
Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Muharrem ayı, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ile 71 kişi için tutulan oruç bir yas ayıdır ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.
Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Muharrem orucu tutuyor. Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.
Baba Mansur Ocağı’ndan AnaElif Doğan, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“HERKES İNANCINA SAHİP ÇIKSIN”
Muharrem ayı geldiği zaman büyüklerinin üç gün önceden Masum-u Pakt orucu tuttuğunu söyleyen Baba Mansur Ocağı’ndan Ana Elif Doğan, “Muharrem orucunda aynaya bakılmaz, banyo yapılmaz, soğan kesilmez, yumurta kırılmaz, et yenilmez. Oruç zamanında kimse saate bakmazdı gün batımında herkes orucunu açardı. Eski saygı kalmamış. Ben oruçluysam benim yanımda yemek yiyen de var. Bütün gençlerimizi bu saygıya davet ediyorum, herkes inancına sahip çıksın. Hep beraber orucumuzu tutarsak inancımızı gençlerimize de aşılamış oluruz o yüzden yasımıza sahip çıkalım” dedi.
PİRHA- Muharrem (Kerbela Yası) orucu 20 Ağustos’ta başlıyor. Yazılı bir açıklama yapan FUAF Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan Dede, Kerbela’nın, insanlık tarihinin kanayan bir yarası olduğunu ve asırlardır dinmeyen bir acı bıraktığını vurguladı.
Alevi inancında önemli bir yeri olan Muharrem (Kerbela Yası) orucu 20 Ağustos’ta başlıyor.
Fransa Alevi Federasyonu (FUAF) Yol Erkan Kurulu Başkanı/ Sarı İsmail Ocağı’ndan Metin Doğan Dede, Muharrem (Kerbela Yası) orucuna ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
Metin Doğan Dede, İmam Hüseyin’in “Zalimin zulmüne karşı çıkmamak, mazluma yapılacak en büyük ihanettir. Zalimle birlikte varlık içinde yaşamaktansa, zalime karşı durarak ölmek yüceliktir” sözlerini hatırlatarak, 10 Ekim 680 tarihinde Kerbela’da İmam Hüseyin ve yarenlerinin haklı davaları uğruna, adalet uğruna çıktıkları yolda, Yezit’in binlerce kişilik ordusu tarafından vahşice katledildiklerini belirtti.
İMAM HÜSEYİN’İN KOLLADIĞI CANI DEĞİLDİ, İNANCIYDI
Doğan, açıklamanın devamında şunları ifade etti:
“Yaşanan bu katliam insanlığın bilincinde büyük bir travma yarattı ve tarihe kara bir leke olarak geçti. Kerbela, insanlık tarihinin kanayan bir yarası oldu. Asırlardır dinmeyen bir acı bıraktı. Yezit sadece İmam Hüseyin’i ve beraberindekileri değil, İmam Hüseyin’in şahsında adaleti ve insanlığı da katletti. İmam Hüseyin, tarihin sayfalarına bir kez daha mazlumun zalime teslim olmayacağını yazdı. Kerbela olayının üzerinden neredeyse 1400 yıl geçmesine rağmen ne zalimin zulmü bitti, ne de zulme karşı direnenler tükendi. Hüseyin’i fiziki olarak katlettiler ama o direnişi ve onurlu duruşuyla her zaman yad edildi.
İMAM HÜSEYİN VE KERBELA HAKSIZLIĞA KARŞI BAŞKALDIRININ VE DİRENİŞİN SİMGESİ OLDU
Kerbela, karanlık ve aydınlığın, Hak ve Batıl’ın, ezen ve ezilenin mücadelesinin değişmez sembolü haline dönüştü. İnsanlık tarihi her daim zalimlerin ve onlara karşı direnen mazlumların mücadelesine sahne oldu. Nerede bir Yezit varsa orada bir Hüseyin, nerede bir zulmeden varsa orada direnenler varoldu. Ne zaman zulme karşı direnen bir mazlum görülse hep Hüseyin akla geldi. Bir kırba su getirmeye çalışırken kolları kesilen Celal Abbas, bedeni delik deşik edilen Ali Ekber, eli kınalı Kasım, altı aylık Ali Asgar ve direngenliğiyle, yiğitliğiyle Zeynep Ana hiçbir zaman unutulmadı. Hür’ün kahramanlığı dilden dile anlatıldı. Keşiş, İmam Hüseyin aşkına 7 oğlunun başını kurban etti.
“BİZ ALEVİLER İÇİN GÜNÜMÜZE KADAR YAŞANAN KATLİAMLAR ADETA BİRER KERBELA OLDU”
“Biz Aleviler için Yavuz Selim’lerden, Kuyucu Murat’lardan, Nurhak Başsaz yaylasına, Dersim’e, Maraş’a, Sivas’a, Çorum’a ve günümüze kadar yaşanan katliamlar adeta birer Kerbela oldu” diyen Doğan, şunları aktardı:
“O günden bugüne Babek’ten, Karmati’lerden, El Muhtar’dan, Zeyd’den, Hasan Sabbah’lara…
Baba İshak’lardan, Şeyh Bedrettin’lerden, Kalender Çelebi’lerden Pir Sultanlar’a kadar direnişler hiç bitmedi. Hüseyin İnan’lar bile idama giderken, “Biz korkumuzu Kerbela’da bıraktık” dedi. Bizler Ehlibeyt bendeleri olarak aradan asırlar geçmesine rağmen, Kerbela Katliamı sanki daha dün yaşanmış gibi Hüseyin’in ve yarenlerinin acısını yüreğimizde hissetmeye devam ediyoruz. Tarih boyunca yaşanan katliamları ve acıları Kerbela ile özdeşleştiren biz Aleviler, her sene (Hicri takvime göre) 1 Muharrem ile 12 Muharrem günleri arasında Kerbela şehitleri ve onların nezdinde, katliama uğramış tüm mazlumların matemini çekeriz. Matem oruçlarımız bu sene, Masum-u Paklar ve Fatma Ana adına tutulan karşılama oruçlarının ardından 20 Ağustos Perşembe günü başlayıp, 31 Ağustos Pazartesi günü sona erecektir. Muharrem matemi sürecinde Kerbela şehitleri ve insanlık tarihi boyunca katledilen cümle mazlumların yasını çekip onların yaşadığı acıları saygıyla yad edeceğiz.”
PANDEMİ TEDBİRLERİ
Dünya genelindeki koronavirüs salgınına da değinen Doğan, yurttaşların sağlığını riske atmamak adına organizasyon yapılmayacağını ve kurumların alacağı kararla sağlık tedbirlerini elden bırakmadan, gerekli hassasiyeti göstererek muhabbetlerini ve hizmetlerini gerçekleştirebileceğini belirterek, “matem aşkına gönüllerimizden geçen lokmalarımızı ihtiyaç sahiplerine bağış, cemevlerimize katkı veya öğrencilerimize burs olarak sunmamız anlamlı olacaktır. Bu anlamda matem günlerinin sevgiye, saygıya, hoşgörüye ve kardeşliğe vesile olmasını diliyoruz. Kerbela şehitleri ve cümle mazlumlar aşkına çekilen matem, tutulan oruçlar Hak katında kabul ola. Şah-ı Merdan Ali’nin şefaati, erenlerin, evliyaların himmeti üzerimizden eksik olmaya. Hak Muhammed Ali, Hünkar Hacı Bektaş Veli yardımcımız ola” dedi.
PİRHA- Baba Mansur Ocağı evladı ve Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevim Dede, yaklaşan Muharrem (Yas-ı Kerbela) orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu. Sevim, “Muharrem ayında tutulan oruç, sadece yememek, içmemek değildir, aynı zamanda yası yüreğimizde hissetmenin ve mazlumların yanında olmanın orucudur. Hz. Hüseyin’in, Kerbela’nın bize verdiği mesaj günümüzde de zalime karşı direnmek ve mazlumun yanında yer almaktır” dedi.
Haberin Videosu
Aleviler için önemli günlerden olan ve direnişin, baş eğmemenin sembolü olan Hz. Hüseyin şahsında Kerbela’da Hakk’a yürüyenler için tutulan Muharrem orucu (yas orucu) 20 Ağustos’ta başlıyor.
Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı ve Baba Mansur Ocağı Dedelerinden Erdoğan Sevim Muharrem orucuna dair PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
Aleviler açısından Muharrem ayının öneminin büyük ve mitolojik temelleri olduğunu ifade eden Sevim, şunları dile getirdi:
“Hz. Nuh’a kadar 3 gün tutulan şükür orucu tufandan sonra 10 güne çıkarıldı ve o gün yapılan lokmada şükür lokması olarak kabul edildi. Süreç içerisinde ise aşure adını aldı. Biz Aleviler ise Muharrem ayındaki şükür orucunu Kerbelada katledilen Hz. Hüseyin başta olmak üzere 12 imamlar için birer gün olmak üzere 12 günlük yas orucu tutuyoruz. Elbette ki bizim açımızdan oruç, yememek içmemek değildir. Aynı zamanda bir yastır. Bu yası yüreğimizde hissetmek, mazlumların yanında olmak, Hz. Hüseyin’i örnek almaktır. Hz. Hüseyin bize vermiş olduğu mesajı bugünde anlamak gerekiyor. Hz. Hüseyin ona sunulan mala, mülke tamah etmiş olsaydı, Hz. Hüseyin, Hz. Hüseyin olmazdı. Ne yaptı mazlumdan yana tavır aldı ve haklıyla haksızın sınırını kendi kanıyla çizdi. İşte o günden bu güne mazlum halklar ve inançlar Hz. Hüseyin’i örnek almaktadır.”
Günümüzde Kerbelaların var olduğunu belirten Sevim, “Bir yerde haksızlık yapılıyorsa, hak, hukuk, adalet gasp ediliyorsa, kimlik ve inançlar inkar ediliyorsa, işte orada her zaman Kerbela vardır” dedi.
“AŞURENİN MESAJI BİR ARADA FARKLILIKLARIMIZI GÖZETEREK YAŞAMDIR”
Sevim, aşure hakkında da bilgi vererek, şunları söyledi:
“Aşure, halklar ve inançlar arasında birleştiriciliğin sembolüdür. Aşure; Hz. Nuh döneminde kalan bütün canların torbalarında bulunan azıkların toplanıp kaynatıldıktan sonra ortaya çıkan lokmadır. Alevilerde 12 imamlar için tuttukları oruç sonrası 12 tahamı bir araya getirip lokmalarını pişirdiler. Aşurede, 12 taham bir kazanda pişmekte, Hiçbir taham diğerini yok etmemekte, iç içe emişerek bir lokma halinde sunulabilmektedir. Bu topraklarda yaşayan insanlar farklı kimliklere, inançlara, kültürlere ve siyasal anlayışlara sahip olabilirler. Eğer isterlerse haklarına, hukuklarına riyayet ederek hoşgörü kültürü içerisinde birlikte yaşama kültürünü geliştirebilirler. O zaman kimse kimseyi dışlamamış olur. Hiçbir inanç, kimlik ve dil bir diğerini kötülememiş olur. Bizlerin aşureden almamız gereken mesaj budur.”
Bu yıl dünyada ve Türkiye’de pandemi koşulları altında oruç tutulacağını vurgulayan Sevim, tüm canların evlerinde yakacakları çerağlarla birlikte içinden gelen duaları okuyup oruçlarını tutmalarını ve lokmalarını paylaşmasını, salgına karşı da herkesin gerekli tedbirleri almasını istedi.
PİRHA- Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Ali Büyükşahin, yaklaşmakta olan Muharrem orucu ile ilgili PİRHA’ya yaptığı açıklamada, “Muharrem ayı ve Muharrem orucu Alevi inanç ve toplulukları açısından çok önemlidir, Aleviler oruç tutarlarken aynı zamanda Kerbela yasını da tutmuş olurlar” dedi.
Aleviler için önemli günlerden olan ve direnişin, baş eğmemenin sembolü olan Hz. Hüseyin şahsında Kerbela’da Hakk’a yürüyenler için tutulan Muharrem orucu (yas orucu) 20 Ağustos’ta başlıyor.
Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Ali Büyükşahin Muharrem orucuna dair PİRHA’nın sorunları yanıtladı.
“MUHARREM ORUCU AYNI ZAMANDA KURTULUŞA KARŞILIK TUTULAN BİR ORUÇTUR”
Aleviler açısından gerek Muharrem ayının, gerekse de Muharrem orucunun önemi nedir bize açıklar mısınız?
Pir Ali Büyükşahin: Muharrem ayı ve Muharrem orucu Alevi inanç ve toplulukları için çok önemlidir. Muharrem ayı önemli bir aydır çünkü Muharrem ayında hem oruç tutarız hem de Kerbela yasını tutarız. O bakımdan Aleviler açısından çok önemsenir. Her toplumun kendisine özgü inançları ve ibadetleri vardır. Allah diyor ki orucun mükafatını ben veririm. Çünkü Allah için oruç tutulur. Orucun da tabi ki çeşitleri olduğu gibi aynı zamanda her inancın, her dinin, kendine özgü kuralları vardır. Tabii ki Muharrem ayında oruç tutarken Hz. Hüseyni’nin ve Kerbela şehitlerinin anısını yaşatmak ve bunlara saygı duymak için eğlence yerlerine gitmemek, içki içmemek kurban kesmemek, kan akıtmamak düğün ve nişan yapmamak gerekir. Bu konularda sakınılmalıdır.
Muharrem orucu aynı zamanda kurtuluşa karşılık tutulan bir oruçtur. Örneğin derler ki Hz. Adem, Hz. Hava ile buluştuğu zaman, Hz. Nuh’un tufandan kurtulduğu, Hz. İbrahim’in hapisten kurtulduğu Hz. Yunus’un balığın karnından çıktığı gün, Hz. Musa Firavunun askerlerinden kurtulduğu, Hazreti İsa’nın göğe yükseldiği, Hz. Muhammed’in ise de Mekke’den Medine’ye göç ettiği için oruç tutukları bu konuda geçmişteki kaynaklardan anlaşılmaktadır. Hz. Muhammed Mekke’den Medine’ye zoraki bir göç yaptı. Çünkü Mekke’de rahat bırakılmadı, bu niyetle oruç tutmuştur. Tabi bir takım kaynaklar bu konuda fikir veriyor. Her şeye rağmen Alevilik orucu oluşturulurken Muharrem orucu da farz olarak kabul edilmiştir. Alevi inancına ait topluluklar yüz yıllardan bu yana orucunu tutmaktadır.
Elbette ki orucun çok çeşitleri vardır, daha doğrusu çok süreçleri vardır. Bir bedensel, bir de nefsi oruç vardır. Nefsi oruç kötülüklerden arınmak, eline, diline, beline sahip olmak, kötülükler varsa tamamen onlardan uzak olmaktır. Bedensel olarak tutulan oruç ise insanların aç kalmasıdır. Önemli olan aç kalmak değildir, önemli olan nefse hakim olmak, herkese hoşgörüyle yaklaşmak sevgi ve saygı konusunda herhangi bir kusur işlememektir. Hatta Hz. Ali efendimiz derki “kalbinin orucu dilin orucundan, dilin orucu da midenin orucundan daha hayırlıdır.” Yani önemli olan kalbin orucudur. İnsan kalben temiz olmalı insan kalben Allah’a yönelmeli. Oruç tutarken ebetteki aç olan insanların da nasıl ve neler çektiğini hisseder, bilir, onun farkına varır. O bakımdan aç kaldığı zaman, herhangi birinin açlık çektiğini hatırlar, neler çektiğini göz önüne getirir ve ona göre kendine bir düzen verir. Muharrem orucunun muhteviyatı budur.
“HZ. HÜSEYİN BİR ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇISIDIR”
Tabii ki yüz yıllardan bu yana da geleneksel olarak devam eden bu oruç Alevi ibadetler içeresinde önemli bir yer tutmuştur. Ayrıca Aleviler Muharrem ayında bir araya gelirler, sohbet ederler, Hz. Hüseyin’i anarlar ve birbirlerine hoşgörüyle yaklaşırlar, daha çok bu konuda hassasiyet gösterirler, Hz. Hüseyin’i Kerbela şehitlerini yad ederler. Hz. Hüseyin bizim için çok önemlidir. Kerbela şehitleri de ebetteki önemlidir. Çünkü Hz. Hüseyin Hz. Muhammed’in torunudur. Torunu olmakla birlikte, Hz. Hüseyin bir özgürlük savaşçısıdır. Hz. Hüseyin zulme karşı direnmiş, karanlığa karşı savaşmış, halktan yana tavır almış, haksızlığa karşı direnerek başını vermiştir. Onun için, Hz. Hüseyin özgürlük savaşçıları içerisinde çok önemlidir. Hatta! Gandi bile, Hazreti Hüseyin’i bu konuda kendisine örnek almıştır. Pakistanlı şair Muhammet İkbal Hz. Hüseyin’e bu konuda çok büyük saygı duymuştur. Ve dünyanın birçok yerlerinde bir takım komutanlar, bir takım özgürlük savaşçıları, bir takım yöneticiler Hz. Hüseyin’i bu konuda kendilerine örnek almıştır.
“HZ. HÜSEYİN’İ KENDİMİZDE YAŞATMALIYIZ”
Yaklaşmakta olan Muharrem ayı dolayısıyla yıllardır Alevi Hakk yolunda hizmet etmiş bir Pir olarak Alevilere yönelik neler söylemek, ne gibi bir mesaj vermek istersiniz?
Ebetteki oruç Allah içindir, Allah için ibadet edilir. Oruç tutmak güzel bir şeydir, önemli olan ibadete sadık kalmak, ibadet yaparken gönülden ve kalben Allah’a yönelmektir. Alevi toplulukları eskiden geldiği gibi bu geleneği sürdürmelidir. Oruç her şeyden önce insanlara daima istikamet veren bir olgudur. Alevi inançlı insanlarımız bu konuda hassasiyet göstersinler, oruç tutsunlar ve oruç tutarken de Hazreti Hüseyin’i ansınlar, örnek alsınlar. Çünkü Hz. Hüseyin Kerbela’da susuz bırakılmak kaydıyla Yezit tarafından katledildi. Ve bu konuda ben Yezidi lanetliyorum. Hz. Hüseyin de çok yaşasın, çünkü bu yolun önderi, bu yolun öncüsüdür.
Bu bakımdan Hz. Hüseyin’i kendimizde yaşatmalıyız. Alevi olsun, hatta Sünni kardeşlerimiz olsun bu konuda bence Muharrem ayında oruç tutmaları, Muharrem ayında yas tutmaları gerekir. Bunu söylerken de çağa uygun olarak hareket etmek, çağın yenilikleri neyse ona göre davranmakta yarar vardır. Ebetteki dünya değişiyor, toplumlar çok değişiyor, dünyanın gelişmesi ile birlikte düşüncelerimizde değişiyor, fikirlerimiz de değişiyor. Ama her şeye rağmen insanlar için ne faydalı ise ona göre hareket etmemiz lazım.
PİRHA – Dersim Çemişgezek Hazari Köyü yakınlarında karların erimesi sonucu çıkan ters laleler renkli görüntüler oluşturuyor. Aynı zamanda ağlayan gelin veya hüzün çiçeği olarak da adlandırılan ters lale, Dersim’in koruma altına alınan bitki türlerinden.
Dersim Çemişgezek Hazari Köyü yakınlarında yetişen ters laleler renkli görüntüler oluşturuyor. Dersim’in farklı bölgelerinde, Hakkari ilinde ve bazı illerde olan bu nadir bitki türü, Çemişgezek Hazari Köyü yakınlarında bulunan dağların eteklerinde oldukça yoğun bir şekilde yetişiyor. Bölgede ters lalenin yanı sıra; zambak, newroz çiçeği, mantar, gulik ve daha birçok bitki yetişiyor.
Ters lalelerin ortalama 80 cm’ye kadar boyu var. 120 cm’ye kadar uzadığı da oluyor. Ters lale, kokusuz bir çiçek. 200’ün üzerinde farklı türleri var. Ancak Dersim’de yetişen ters laleler, endemik olan ters lalelerdir. Ters Laleler Dersim dışında Hakkari ve Erzurum’da da yetişiyor.
TERS LALELERİN İNANÇLARA GÖRE KUTSİYETİ
Ters lalenin farklı din ve inançlara göre anlamı ve kutsiyeti ise şöyle:
“Hristiyanlıkta; Hz. İsa çarmığa gerildiği zaman Meryem Ana’nın gözlerinden akan yaşlar, ters lalenin içinden damlayan su olduğu söyleniyor.
Asuri inancında da; ters lalelerin geceleri su topladığı, sabah da o su tomurcukların içerisinden kökten aşağı doğru aktığı bundan dolayı da; ağlayan gelin olarak adlandırılmakta ve kutsal sayılmaktadır.
Aynı zamanda bir rivayete göre ise: Hz. Hüseyin Kerbela’da şehit edilirken annesinin döktüğü gözyaşları ters lalelere rengini vermiştir.
PİRHA – Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu adlı kuruluşun Kerbela’ya düzenlediği gezide Alevi kadınlara çarşaf giydirilmesine İbrahim Erdoğan Dede tepki gösterdi. Erdoğan, “Bir Alevi olarak eğer çarşaf giyip Kerbela’ya gidiyorsa Hz. Hüseyin’e ihanet ediyor, onun yanına gitmekle ona niyaz etmiyor ona ihanet ediyor” dedi.
Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu adlı kuruluşun Kerbela’ya düzenlediği gezide Alevi kadınlara çarşaf giydirilmesine tepkiler gelmeye devam ediyor.
Ağuçan Ocağı Pirlerinden İbrahim Erdoğan, “Herşeyden önce bir insan neden kendini kapatıyor, kimden utanıyor da kendini kapatıyor. Niye utanıyor, suçu mu var, tanınmasın diye mi kendini kapatıyor?” diye sordu.
Alevi kadınlarına çarşaf giydirilerek Kerbela’ya götürülmesinin doğru olmadığını kaydeden Erdoğan, “Şii devleti Hz. Hüseyin’in de özgürlük hareketinin de üstünü perdeleyerek kendi çıkarına çevirdi” ifadelerini kullandı.
“HÜSEYİN’İ YANLIZ BIRAKANLAR, İNSANLARA O ÇARŞAFI GİYDİRDİLER”
Pir İbrahim Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
“Mesela Hz. Hüseyin Kerbela’ya giderken yolda bir Arap yazara rastlıyor diyor ki; ben oraya gidiyorum, orada durum nedir? diyor ki Ya Hüseyin oradaki Küfe halkının gönlü senden taraf kılıcı Yezid’ten taraf. İster git ister gitme.
Şimdi Hz. Hüseyin’e imza verip biz seni tanıyoruz senden başka kimseyi tanımıyoruz deyip aile efratıyla oraya davet edip ondan sonra yüz çevirmeler, kaçanlar Hz. Hüseyin’i sahiplenmediler. Kendilerine o zinciri vuruyorlar ya Hz. Hüseyin’i sahiplenmedikleri ve ortada bıraktıkları için pişmanlıktan dolayı kendilerine zincir vuruyorlar. Bu aydınlanmasın diye Hz. Hüseyin’i kendi devletinin çıkarları için ortada bırakanlar geri döndü o insanlara çarşaf giydirdi.”
“Bir Alevi olarak eğer çarşaf giyip Kerbela’ya gidiyorsa Hz. Hüseyin’e ihanet ediyor, onun yanına gitmekle ona niyaz etmiyor, ona ihanet ediyor” diyen Pir İbrahim Erdoğan, gri pasaportlu dedeleri hatırlatarak, “Gri pasaportlarla İran’a giden, Arabistan’a hacca giden kendine dede diyenler, devletin örgütlemesiyle bu işi uygulayanlar asla hiçbir zaman dede olamazlar” dedi.
Pir Erdoğan, çarşaf giyip Hz. Hüseyin’in karşısına gidenlerin Hz. Hüseyin’e ihanet ettiklerini belirterek, “Çünkü Hz. Hüseyin asla özgürlüklerin karşısında değil özgürlüklerin var olması için aile efratıyla şehit oldu. Onlar özgürlüklerini kısıtlayarak gidiyorlarsa Hz. Hüseyin onları kabul etmez” diye konuştu.