Etiket: ibadet

  • Dede Özden: Isparta Senirkent’te her dedenin evinin alt katı cemevidir- VİDEO

    Dede Özden: Isparta Senirkent’te her dedenin evinin alt katı cemevidir- VİDEO

    PİRHA- Isparta Senirkent’te cemevi olmadığını belirten Şah Ahmet Sultan Ocağı dedelerinden Mustafa Özden, “Her dedenin evinin alt katında cem yapılıyor” dedi. Özden, “Biz cemlerimizi evlerimizin altında yapıyoruz. Yürüttüğümüz cemlerde Alevi gündemlerini, dünya meşakkatlarını, Türkiye’nin yaşadığı olayları gündeme getirip tartışıyoruz” diye belirtti.

    Isparta Senirkent’te Alevilerin cem yapabileceği bir cemevi yok. Alevi dedeleri kendi kullandıkları  binanın bodrum katını cemevi olarak kullanıyor.

    Şah Ahmet Sultan Ocağı dedelerinden Mustafa Özden, eskiden oturdukları  Senirkent’te bulunan Tekke’nin bulunduğu yerde iki katlı evlerin olduğunu, alt katını cemevi olarak kullandıklarını söyledi.

     Özden, “Dedelerimizin, babalarımızın cem yaptığı ve içerisinde 40-50 kişinin toplanabildiği evleri vardı. Tabii zamanla modern evler yapılmaya başlayınca Tekke’nin olduğu yerden ayrıldık. Yeni yapılan yere geldiğimizde bu evi yaparken ‘cemlerimizi nerede yaparız’ diye düşündük ve 3 katlı binanın bodrum katını cemevi olarak yapmayı düşündük” dedi.

    Özden, “Her dedenin evinin alt katında cem yaptığı geniş bir odası var. Mehmet Turan dedemizin olsun diğer dedelerimizin olsun hepsinin evinin alt katında bir cemevi var” diye belirtti.

    Babasının sağlığında oturdukları binanın altına cemevi yaptığını belirten Özden, “Babam dedeydi. Hakk’a yürüyünce biz de her zaman cemimizi, aşuremizi yapıyoruz. Yürüttüğümüz cemlerde Alevi gündemlerini, dünya meşakkatlarını, olaylarını, dünyanın gidişini Türkiye’nin yaşadığı olayları gündeme getiriyoruz, tartışıyoruz. İzmir Altındağ’da yürütülen cemde dede olarak hizmette bulunmuştum. Cem yaparken bir haber geldi. ‘Dede burayı 12.00’de kapatacaklar cemi sıkıştır’ dediler. Ben iki nefes bir dua söyleyip hemen işi bağlamak zorunda kaldım” ifadelerini kullandı.

    Dede Mustafa Özden eskiden cemler yapılırken sabaha kadar muhabbetin sürdüğünü söyleyerek, “Cem bitmeden ezan okunurdu, kimse hiçbir rahatsızlık duymazdı. Çünkü muhabbet öyle akıyordu ki bırakıp gidesin gelmiyordu” dedi.

    “CEME GELEN HER CAN MUHABBETTEN BİR BAL ALMALI”

    Dışarda yapılan cemlerle kendi evlerinde yapılan cemler arasında farklılıklar olduğunu da belirten Özden, şöyle devam etti:

    “Evlerde yapılan cemde semah dönüyorsun, canlara seyran veriyorsun. Birçok hizmeti rahatlıkla yapıyorsun. 12 hizmetin hepsini burada yapıyoruz. Ama evimiz dışında yaptığımız cemlerde 12 hizmetin bazılarını yapmayalım, kırklar semahını geçelim, üçlemeyelim diyorlar. Mesela canlar semah dönecek, hizmet sahibi dönmüyor. 15 dakika var 20 dakika var sıkıştırıyoruz Ceme her gelen can muhabbetten mutlaka bir bal almalı, damağında bir tat bırakmalı. Boşa kürek çekersek ne canımız gelir, ne de cemimiz cem gibi olur. Ben öğretmenim. Emin olun bu hafta cem olacaksa 5-6 değişik kitaplar alıyorum okuyup notlarımı alıyorum. Bu hafta şunu işleyeyim diyorum. Gerek 4 Kapı 40 Makam olsun, gerekse de Hakk’a yürüme erkanları ile ilgili yapılması gerekenler olsun anlatmaya çalışıyorum. Not aldığım konuları mutlaka işlemeye çalışıyorum. Yeni gelenler vardır, ilk defa gelenler vardır. O insanlar, ‘şöyle bir şey duydum ne güzel anlattı’ desin diye kendi kendimi sorumlu hissederim.”

    Cebrail ARSLAN/ISPARTA

     

  • Zeki Tunca: Aleviliğin kendine has bir inanç olarak tanınmasını istiyoruz-VİDEO

    Zeki Tunca: Aleviliğin kendine has bir inanç olarak tanınmasını istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Fethiye AKD Cemevi Genel Sekreteri Zeki Tunca, torba yasa içerisinde Meclis’ten geçirilen cemevleri ile ilgili düzenlemeye tepki göstererek,  “İbadethanemiz olan cemevlerine Avrupa’da olduğu gibi yasal statü verilmesini istiyoruz. Bizim cemevlerimiz inancımızın gereği ibadethanedir, bunun başka bir izah şekli yoktur” dedi.

    Fethiye Alevi Kültür Derneği (AKD) Cemevi Genel Sekreteri Zeki Tunca, torba yasa içerisinde Meclis’ten geçirilen cemevleri ile ilgili düzenlemeye ilişkin konuştu.

    “ALEVİLİK KÜLTÜR DEĞİL İNANÇTIR”

    Aleviliğin bir kültür değil inanç olduğunu vurgulayarak sözlerine başlayan Tunca, “İnançların herhangi birinin bir dinin içeresinde olması gerekmiyor. Ama bizler ibadetlerimize başlarken ‘ya Allah ya Muhammet ya Ali’ diye başlıyoruz ve kendimizi de İslamiyet’in içinde hissediyoruz. Yoksa bir kültür olsak folklorik bazı etkinliklerle birbirimizi oyalamamız gerekir. Ama biz kadim bir inanca sahibiz. İnancımız dua etmektir ama dualarımız da Arapça değil. Cemlerimize katılan insanların anladığı dilden inancımızın gereklerini yapıyoruz. Ne söylediğimizi, Hakk’a nasıl niyaz ettiğimizi, nasıl dua ettiğimizi herkes anlıyor. Biz Sünni komşularımızın yaptığı gibi Arapça birbirimize hitap etmiyoruz. İnsanlarımızın da %98’nin anladığı bir dil değil” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLİĞİN KEDİNE HAS BİR İNANÇ OLARAK TANINMASINI İSTİYORUZ”

    Aleviliğin kendine has bir inanç olduğunu ve bunun böyle kabul edilmesini istediklerini söyleyen Tunca, son olarak şunları aktardı:

    “İbadethanemiz olan cemevlerine Avrupa’da olduğu gibi yasal statü verilmesini istiyoruz. Bizim cemevlerimiz inancımızın gereği ibadethanedir, bunun başka bir izah şekli yoktur. Çevremizde ve ülkemizde birçok kültür merkezi vardır. Burada sanat ve kültürün birçok dallarında her türlü etkinlikler yapılır. İbadetlerimizin dışında o tür kültürel faaliyetler bizim kendi cemevlerimizde de yapılıyor ama burası bir ibadethanedir. Biz bunu böyle kabul ediyoruz ve böyle kabul etmeye de devam edeceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

     

  • Kestel Cemevi Başkanı Çiftçi: Bir Alevinin Geyikli Baba’da rahatlıkla ibadet yapacağı ortam yok

    Kestel Cemevi Başkanı Çiftçi: Bir Alevinin Geyikli Baba’da rahatlıkla ibadet yapacağı ortam yok

    PİRHA- Kestel Hacı Bektaş Veli Derneği ve Cemevi Başkanı Türkan Çiftçi, Alevilerin Geyikli Baba Türbesi’nde bağlama çalıp, deyiş söyledikleri için tehdit edilmesine tepki gösterdi. Çiftçi, “Geyikli Baba Türbesi ile cami yan yana. Bir Alevinin rahatlıkla gidip, ibadetini yapabilecek bir ortam ne yazık ki orada yok. Biz de gittiğimizde “Bir an önce ziyaretimizi yapıp, çıkalım” diyoruz” ifadelerini kullandı. Çiftçi, Bursa’da birçok Alevi köyünün asimile olduğuna işaret etti. 

    Bursa’nın Kestel ilçesindeki Geyikli Baba Türbesi’ni 30 Ekim günü ziyaret ettikten sonra türbenin alt kısmında bağlama çalıp, deyiş söyleyenlere, kendilerini “cami görevlisi” olarak tanıtan kişiler “Burada saz çalamazsınız. Gidin memleketinizde çalın. Yoksa bütün köyü buraya yığarız. Sizin için kötü olur” tehdidinde bulunmuştu.

    Bursa’da bulunan Alevi Bektaşi Federasyonu’na bağlı Kestel Hacı Bektaş Veli Derneği ve Cemevi Başkanı Türkan Çiftçi yaşananlara ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “RAHATÇA DUA EDEMEDİĞİMİZ YERDE BAĞLAMA ÇALMANIN İMKANI YOK”

    Çiftçi, daha önce de benzer bir olayın yaşandığını duyduklarını belirtirken, Geyikli Baba Türbesi’ni ziyaret ederken rahat olmadıklarını söyledi. Çiftçi şöyle konuştu:

    “Daha önce bir dedemiz kurban kesmek istemiş orada. İzin vermemişler. Köyün meydanında yapabileceği belirtilmiş. Dedemiz de bunu kabul etmemiş. Şehitler Köyü’ne gidip orada yapmış. Bunu duyduk. Geyikli Baba Türbesi ile cami yan yana. Oraya ziyaretimizi yapıp dönüyoruz sadece. Geçen sene Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) bir önceki başkanı olan Hüseyin Güzelgül ile orayı ziyaret etmiştik. Ziyaretten önce oradakileri bilgilendirdik. Bizi karşıladılar. Böyle bir şey yaşamadık. Ama biz bağlama çalmadık. Çalsaydık tepki alacak mıydık? Demek ki alacaktık. Ama oranın durumunu bildiğimiz için böyle bir şey de yapmadık. Yani rahatça dua edemediğimiz yerde bağlama çalmanın imkanı yok.

    Son yaşananlara çok üzüldük. Bir Alevinin rahatlıkla gidip, ibadetini yapabilecek bir ortam ne yazık ki orada yok. Biz de gittiğimizde “Bir an önce ziyaretimizi yapıp, çıkalım” diyoruz. İçeri girdiğinde camiyi görüyorsun. O nedenle orada duyguyu çok rahat hissetmiyorsun. İçeri girmekle çıkmak bir oluyor.”

    “BURSA’NIN BİRÇOK KÖYÜ ALEVİ OLMASINA RAĞMEN ZAMANLA ASİMİLE OLMUŞ”

    “Bursa’nın birçok köyü daha önce Alevi olmasına rağmen zaman içerisinde asimile olmuş” diyen Çiftçi, sürecin takipçisi olacaklarını kaydetti. Şehitler Köyü’nde bulunan Hasan Dede Türbesi’ni ziyaret ederken herhangi bir sıkıntı yaşanmadığını belirten Çiftçi sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bursa Alevi Platformu’nda da bu konuyu konuştuk. Suç duyurusunda bulunulmuş. Oradan çıkacak sonuca göre takipçisi olacağız. Buraya ziyarete gelen kurumlar bizlerle iletişime geçerse iyi olur. Birlikte hareket etmek güç verir.

    Baba Sultan Köyü’ne rahatlıkla gidip inancımızın gereklerini yerine getiremiyoruz. Orada duayı bile sıkılarak yapıyoruz. Hemen karşısındaki Şehitler Köyü’ne gitmek ile Baba Sultan Köyü’ne gitmek arasında çok fark var. Şehitler Köyü’nde de Hasan Dede Türbesi var. Şehitler Köyü de asimile olmaya başlamış. Ama orada bir sıkıntı yaşamıyoruz.”

    PİRHA/ BURSA

    İLGİLİ HABERLER:

    >Geyikli Baba Türbesi’nde bağlama çalıp deyiş söyleyen Aleviler tehdit edildi
    >Eski bir Alevi köyü ama asimile olunmuş; türbede deyiş söyleyen Aleviler tehdit edilmişti

  • ‘Aleviliği derneklere sığdıramayız, yozlaştırır’-VİDEO

    ‘Aleviliği derneklere sığdıramayız, yozlaştırır’-VİDEO

    PİRHA-Cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin PİRHA’nın sorularını yanıtlayan Derweş Cemal Ocağı’ndan Menşure Doğan Ana, derneklerin inancı yaşatamayacağının altını çizerek, “İnancımızı yozlaştırmadan kendi mütevazi halimizle yaşamalıyız. Farkımız bu zaten, bunca yıl böyle geldik” dedi.

    Alevilik, bin yılların birikimiyle beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da  günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.

    Köylerde köylünün bir araya geleceği evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.

    1990’lı yıllarda Alevi yurttaşlar kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yaptı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.

    Belediyelerin cemevleri yapılırken verdikleri maddi desteğin sonuçları da ağır olabiliyor. 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevi’nin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek provokasyon yapması belediyeler ve Alevi kurumları ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi.

    Peki cemevleri; asimilasyonun kıskancında olan, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun; inançsal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
    Hükümet ve belediyelerle doğru bir ilişki kuruluyor mu? Alevi kurumları ve inanç önderleri cemevlerini inancın gereklerini yerine getirecek noktaya taşıyor mu?

    Tüm bu soruları ve daha fazlasını Alevi kurum başkanlarına, inanç önderlerine ve yazarlara sorduk.

    “İNANCI PARAMPARÇA ETMEK İÇİN KÖYLER BOŞALTILDI”

    Derweş Cemal Ocağı’ndan Menşure Doğan Ana, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    PİRHA: Cemevlerinin yapılma fikri nasıl doğdu? Cemevlerinin tarihsel arka planını aktarabilir misiniz? 

    MENŞURE DOĞAN: Cemevi ihtiyaçlardan doğdu tabii. Eskiden cemevleri yoktu. Ama köylerde mevsimine göre kimin evi büyükse, Pir gelir o evde cem bağlardı. Ama şimdi şehirdeki ev bu durumu karşılayamaz.

    Burada köy boşaltmalarının altını çizmek istiyorum. Dersim başta olmak üzere köy boşaltmalarının nedenlerinden biri inancı paramparça etmek ve insanları çaresiz bırakmak içindi. Doğasından kopartmak da var. Çünkü cem olmasa olur ama doğamız olmazsa inancımızla yaşayamayız. Bu kadar bağlıyız. Doğanın herhangi bir köşesi de bize ziyarettir. Su kenarıdır, dağdır, taştır, kayadır. Nereye mumunu yaktıysan bir dilekle orası senin için ziyarettir.

    YILDA BİR KEZ MUHAKKAK PİR’İN AYAĞI TALİBİNİN EVİNE GİRMELİ

    Fakat kentleşince şehirde herkes birbirini kaybetti. Adres bulamaz, yol bulamaz. Nerede birleşsinler? Ölüsünü nerede defnetsinler? Bu tip şeyler çözüm bekledi. Biraz aklı başında çözüm olarak cemevi düşünüldü. Şunu da söylemek gerekiyor. Aleviler her yerde ibadet edemez ve bunu gösterişle yapamaz. İnanmayan biri semah dönemez. Cemlerde oturulur Pir konuşur, küsler kimdir dile getirilir. Bütün sorunlar konuşulur. Musahipler Pir huzurunda birleşir. Bu ihtiyaçlar için cem tutulur. Yılda bir kez muhakkak Pir’in ayağı talibinin evine girmeli.

    “ŞATAFATLI BİNALAR VEYA CEMEVİ BİZE GEREKMİYOR”

    -Belediyeleri katmadan cemevleri yapılabilir mi?

    Cemevleri için belediyelerden arsalar alınıyor. Bence bu zaten belediyelerin sorumluluğunda olmalıdır. Belediye başkanı bu sorunu çözmelidir. Arsa verebilir, cem yeri verebilir.

    Şehirlerde büyük ihtiyaçtır. Bizde inanç da gizlilik gerektirir. Şatafat olsun, gösteriş olsun, laf olsun diye lokma dağıtılmaz. Zaten inananda bilir o zaman “lokmam kabul olmadı” der. Ama biz çocukluğumuzda büyüklerimizden görerek inancımızı öğreniyoruz. İlla bir kitaptan, bir dua öğrenerek ve ezberletme alışkanlığımız yok. Gerek de yok. Çünkü kendiliğinden o duyguları yaşıyorsun. Nasıl ki bir kitapta okuduğumuz aşkı öğrenip öyle aşık olmuyoruz. Bu da öyle bir duygu kendimiz öğreniyoruz. Pirimize aşk ile bağlıyız.

    Şehirde bunu birebir yaşayamıyorsun maalesef. Pirler dağıldı, insanlar dağıldı. Şehirde kurulan cemevleri bir arada olmak, “Biz de varız” demek ve buradan umut bulma adına önemlidir. Ancak belediyelerin yapacağı çok büyük bir binalar gerekmiyor. Doğa diyoruz. Biz doğal olan her şeyden duygulanıyoruz. Öyleyse şatafatlı bina veya cemevi bize gerekmiyor. Fakat tek katlı mütevazi bir şekilde ister kendi lokmanla ister belediyenin katkısıyla yapılabilir. Belediyenin katkısı olunca belediyenin denetiminde demek istemiyorum. Vatandaşının ihtiyacını karşılaması açısından söylüyorum. Yoksa “Bana bağlı, ben töreninde söylerim.” gibi bir şey asla yok. Bu büyük bir saygısızlıktır.

    Isparta Cemevi’ndeki olayı gördük. Kendi Alevisini yaratma, hükumetin paralelinde fikir ileri sürerek katkısını başa vurmaya kalktı. Asla kabul edilemez. Ama şatafatlı bir bina da gerekmiyor. İnancı karşılayacaksa şu yapılabilir, cem haricinde muhabbet günleri olabilir. Çocuklarla birlikte yapılır ve o çocuklara bu duygular da aşılanabilir. Cemevlerinde böyle hizmet verebilir. Yoksul insanların, mazlum insanların ihtiyacı edep erkan içinde karşılanabilir. İster kendi halkımız olsun ister yedi yabancı olsun tabii ki. Bizim inancımız gereği asla duyarsız kalamayız.

    “HİÇBİR OTORİTE BENİM İBADET ALANIMA DAHİL OLAMAZ”

    -Yasal statüye kavuşmamış cemevleri gerçekliği var. Değişik adlar altında açılan bu cemevlerinin büyük çoğunluğu yerel yönetimler veya merkezi hükümetler tarafından yapılıyor. Bunu, yönetimsel ve inançsal yansıması bakımından nasıl okuyorsunuz?

    Beni soğutuyor bu durum. Devletin istediği ve tanımladığı şekilde Alevilik dayatılıyor. Orası bir rant kapısı haline getiriliyor. Bu da çok ayıp ve yadırganan bir durum. Kendini bilmez talip ve ocakzadeler de var maalesef. Devlete itaat etmek için ön basamak gibi görülüyor. “Kanuna böyle uyulur, devlete böyle itaat edilir…” Ben hayret ediyorum. Pirlerden çok yönetimdeki üst düzey kim varsa bunları post yerine koyabiliyorlar. Onlar bizi seyretsin otursunlar diyebiliyorlar. Oysa biz semah dönerken “Seyirlik olmasın Hak için olsun” deriz. İçinden gelmeli. Kimin içinden gelirsen kendini meydana koyar. Sıradan insan ceme girmez, oraya alınmaz. Onlarda sonra bize dönüp diyorlar ki “cümbüş evi”. Kendi hatalarımızdan. Kendi gizliliğimizi, sırrımızı içimizde yaşamalıyız. Beni resmen tanımazken cumhurbaşkanı olsun, belediye başkanı olsun hangi hakla cemime girebilir? Oturamaz zaten. İnanç farklıdır. Saygı duyarız makamı vardır, farklı bir diyalog kurulur ama başka bir anda. Hiçbir otorite benim ibadet alanıma dahil olamaz, Pir haricinde.

    “ALEVİLİĞİ DERNEKLERE SIĞDIRAMAYIZ”

    -Alevilik aleviler üzerinden belediyelerle yeniden dizayn edilmek isteniyor Sizce Alevi kurumlarının yerel yönetimlerle ilişkilenme boyutu nasıl olmalıdır?

    Denetiminde olmamalı. Ama bana vatandaş olarak kolaylıklar sağlamak zorunda. onun görev ve sorumluluğu olmalı. Her kültürü, her inancı yaşatma sorumluluğu tabii ki başta gücü olan iktidarındır. Tabii ki onun hizmetinden yararlanmak istiyorum. Çünkü vatandaş olarak görevimi yaparken benden vergimi kesiyor, benim diyanetle hiçbir ilgim olmadığı halde diyanete gidiyor verdiğim vergi. Onun şatafatına katkıda bulunuyorum oysa ben kendi fakirlerim var. Kendime yetecek kadar. Benim isteğimle almıyor ki. O zaman bana emeğimin karşılığı, sadaka istemiyorum, beni denetiminde tutma şartı olmaksızın; sorumluluk olarak görecek tabii ki bana hizmet sunacak. Ben aynı zamanda vatandaşım.

    Dernekler inancı yaşatamaz. Hatta şu var ki, dernek vasıtasıyla yaşatmaya çalışırsak ayağa düşer. Madem cemevi yok dernek olsun demek yanlış. İhtiyaç halinde açılabilir dernek. Ancak asla Aleviliği derneklere sığdıramayız. Yozlaştırır bu. Keza istenilen de budur. Belediyeden ne istenebilir? Cemevlerimize ulaşım istenebilir. Zaten her mahalleye bir cemevi de gerekmiyor. Her gün de cem tutulacak diye bir şey yok. Yılda bir kez Hızır cemi tutsan yeter. Bir de muhabbet cemi tutulur. Çoluk çocuk bilen kişilerle çağa uygun şekilde inancı konuşabiliriz. Her gün ibadet etme, ibadette yarışmaya gerek yok. Şatafatta kayboluruz. Kibirlenmek günahtır. Günahı öbür dünyaya da devretmiyoruz. Biz öldü de demiyoruz. “Hakka yürüdü” diyoruz.

    “NASIL İNANIYORSAN ÖYLE YAŞAMALISIN”

    Cemevleri yapılırken mimari tarzına yönelik bir tartışma yürütülüyor mu? Yapılan cemevlerinin mimarisini nasıl görüyorsunuz? Nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

    Bizimkisi düz ve basit bir hayat olmalı. Toprak ne kadar basit. Çok mütevazi olmalı. Ben inancımı asla başkasının inancından ne üstün görürüm ne de küçümserim. Herkesin inancı kendine. İnancımızda yayılmacılık yok. Farkımız birazda budur. Reklamını yapıp birkaç kişiyi de Alevilere kazandırayım diye bir şey yok. Başka inançtaki kişi de yeter ki dürüst olsun bizim için değerlidir. “366 evliya çağırarak” diyoruz. Herkesin evliyasına saygılıyız. Ama gözümüzle gördüğümüz bir şatafat zulümdür. Yoksul mazlum duracak sen de altından kürsüde oturacaksın. Tabii ki bunu reddederim.

    İnancımızı yozlaştırmadan kendi mütevazi halimizle yaşamalıyız. Farkımız bu zaten, bunca yıl böyle geldik. İnsanlığın ve doğanın varlığıyla varız diyoruz. Yani bu inanç var ve insanlıktır, hakikattir, gerçekliktir. İlimden de ayrılmıyoruz, yobazlık yapmıyoruz.

    Cemevi de o şekildedir. Ama piyasaya, pazara da çıkmayalım. Herkese ricam budur. Biz kimseye işte ‘biz böyleyiz’ savunma durumuna geçmeyelim. Biz inancımızı içimizde yaşayalım; samimiyetle, rızalıkla, ikrarla. Düşüncemizi yaşamımıza uygulayalım. Kendimizi öyle gösterelim. Dürüstlükten bahsediyorsan önce kendin dürüst ol, öyle değil mi? Bizim inancımız aynı zamanda bir yaşam tarzımız olmalıdır. Nasıl inanıyorsan öyle yaşamalısın.

    “KENDİNİ BİLEN İNSAN ÖLÜSÜNÜ GÖTÜRÜP DİLİNİ BİLMEDİĞİ KİŞİYE TESLİM ETMEZ”

    Cemevinin görevi sanki cenaze kaldırma mekanı. Bir de ‘hoca’ denilen birinin cenaze kaldırma ritüeli çok belirgin nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Hocalarımız kendi içimizden çıkmalı. Bir şiir şekilde ezberlenmiş duayı aynı biçimde okumak zorunda değiliz. Cami imamı camideki gibi cenaze işlemini yapar. Kim engel olacak buna? Cenaze sahipleri. Cemevlerinde bunlar konuşulmalı. Eskiden böyle bir ihtiyacımız var mıydı? Herkesin kendi ağzı var. Eğer rızalık ve itikat yoksa bir otoritenin denetimi altında cemevi ölüme götürülüyor.

    İnsanlar bu cemevlerine gitmiyor. Çünkü biliyor, orada onların reklamı yapılacak. Onların paralelinde eleman yetiştiriliyor. Örneğin Hızır orucunda lokma dağıtılıyor. Vali, kaymakam yarışa giriyor. Bizim fakir lokmamızla yarışa giriyor ancak bizim inancımızda yarış yok. O yüzden ben komşumun küçük lokmasına bakarım. Bizim zaten gücümüz yetmez insanlarla yarışmaya.

    Cemevi cenazeler için evet gerekli oluyor. Fakat cemevinin görevi yalnız bu değil. Maalesef şimdi bir propaganda sanki siyasetin bir yankolu olmuş. İnsanları kendine mecbur ediyor. Kardeşim ben Arapça anlamıyorum. Arapça dili kötüdür diye bir laf da söylemiyorum. Herkesin dili kendini güzel, kendine kıymetlidir. Keşke bilsek de herkesin dilinden anlayabilsek. Ben ondan rızalık alıyorsun oraya toplanan insanlardan kendi bildiğin dinlen. O an Türkçe mi konuşuyorsun Kürtçe mi, keşke kendi dili ile olsa. Bunu arzu ediyorum, diliyorum. Kendi dilinde bu zor bir şey değil ki.

    Kendini bilen insanlar ölüsünü götürüp dilini bilmediği kişiye teslim etmez. Çünkü ruhu incinir bana göre. Yaşıyorken kendi duygularımdan kendi inancımdan yaşadım. Ölüm anında da götürün Arapça ile gömün. Hiç gerek yok. Öyle cemevine de ihtiyaç yok.

    Ulaş BERK-Nuray ATMACA/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Alevi hareketi Alevilik ve siyaset ilişkisini belirlemeli; Alevi meclisi oluşturulmalı’
    2-‘İçinde talip olamadığımız cemevleri gerçekliği ile karşı karşıya kaldık’
    3-‘Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa yasadışı ve gecekondu statüsündedir’
    4- ‘Aleviler sistemli bir politikayla kontrol altına alınmak isteniyor’
    5- ‘Neden bu kadar çok cemevi var, neden içinde Alevi az?’
    6-‘Alevilerin devlete olan hizmetlerinin iki torba çimentoyla eş tutulması zulümdür’-VİDEO
    7-‘Artık yönümüzü kendi öz gücümüz olan talip hanelerine çevirmeliyiz’
    8-‘Alevilerin kendi cemevlerini yapabilecek güçleri vardır’
    9-‘Alevilerin sorunu anayasaldır, çözümü de meclistir’
    10-‘Cemevleri koz haline geldi; Alevilerin özgürleşmesinin önü kesilmek isteniyor’
    11-‘Alevi kurum yöneticileri, Alevilerin menfaatini koruyan çizgide siyaseti kurmalıdır’
    12-‘Cemevleri binaları kutsanmamalı; hiyerarşiyi reddeden yatay örgütlenme yapmalıyız’
    13-‘Tekke ve Zaviyeler Kanunu kaldırılmadan Alevilik tanınmaz’

     

  • ‘Ne inancımdan vazgeçtim ne de çocuklarıma ikrarsız haram lokma yedirdim’-VİDEO

    ‘Ne inancımdan vazgeçtim ne de çocuklarıma ikrarsız haram lokma yedirdim’-VİDEO

    PİRHA-  İzmir’de yaşayan Tahtacı Alevi Fatma Kulaksız, şehirleşme ile birlikte inançlarını neredeyse yapamadıklarını söyleyerek, “Eskiden cemlere girerdik, ibadetimizi yapardık. Ama şimdi kalmadı, üstün körü gidiyor. Eski ibadetimiz yok. Daha güzeldi o zamanlar” diyerek geçmişe olan özlemle derinden bir iç çekiyor.

    Yüksek dağları mesken edinen ve buraları kendileri için yaşam alanları yapan Tahtacı Aleviler, şehirleşme ile birlikte inanç ritüellerini yerine getirmekte zorlandıklarını dile getiriyor.

    Yanyatır Ocağına bağlı Tahtacı Alevi olan Fatma Kulaksız özellikle de gençlerin inanca ve cemlere ilgi göstermediğini belirtiyor.

    Durhasan Dede’ye bağlı Yanyatır Ocağı’nın talibi olduklarını söyleyen Fatma Kulaksız, geçmişte cemlere girmiş, hizmet yürütmüş. Kulaksız, eşini kaybettikten sonra yaşamın koca yükünü sırtlamak zorunda kalmış.

    ‘Hem inancımızı yapmaya çalışıyor hem de çocuklarımı kimseye muhtaç etmek istemiyordum’ diyen Fatma Kulaksız, yaşamın tüm zorluklarına ve çıkmazlarına rağmen sürekli bir arayışla ve kendi özgücü ile üretip mücadele etmiş, kendisine bir yaşam alanı kurmuş. Kendi deyimi ile çocuklarını, ‘İkrarsız, haram lokmaya’ muhtaç etmemiş.

    “ESKİ İBADETİMİZ YOK, DAHA GÜZELDİ O ZAMANLAR”

    1926 yılında İzmir’e bağlı Altındağ Mahallesi’ne yerleştiklerini belirten Fatma Kulaksız, büyüklerinin ağaç işi yaparak geçimlerini sağladıklarını söyledi.

    Geçmişte evlerde ibadet yapıldığını ve çocukluğunda yaşadığı güzel anılar biriktirdiğini dile getiren Kulaksız, ilerlemiş yaşına rağmen o günlere dair anılarını büyük bir heyecanla, “Dışarılarda iş yoktu, dağlardaydık. Odun kesip ekmeğimizi getiriyorduk. Babam, dedem ağaç işçiliği yapıyordu. Bu zamana kadar öyle geldi. Sonra zaten dışarıdan iş bulan gitti. Eskiden cemlere girerdik, ibadetimizi yapardık. Ama şimdi kalmadı. Üstün körü gidiyor. Eski ibadetimiz yok. Daha güzeldi o zamanlar” diyerek anlattı.

    “ALEVİ OLDUĞUMUZU DIŞARIYA SÖYLEMİYORDUK”

    Tahtacı Alevilerin geniş bir kültürü olduğunu ifade eden Fatma Kulaksız, zamanla yaşam alanlarından koparak şehirlere göç edenlere dikkat çekti.

    Altındağ’da Tahtacı Alevilerin iç içe yaşadığını söyleyen Kulaksız, eskiden Alevi olduklarını söylemediklerini dile getirdi.  Kulaksız şöyle devam etti:

    “Düğünlerimizde, nişanlarda, kız istemelerde hep yemek kültürümüz vardı. Düğünlerimizin vazgeçilmez yemeği keşkektir, sürekli yapılır. Gelen misafirimiz aç çıkmaz. Herkes doyar. Şimdiye göre eski düğünler daha güzeldi. Şimdilerde misafir dahi gelmiyor. Burada Tahtacı Aleviler iç içe yaşıyor. Ama dışarda olanlar bir apartmandalar. Kimse yok, tek başınalar. Selam dahi veremiyorlar. Burada iç içe yaşadığımız için (Alevileri kastediyor) mutluyuz. Aleviler olarak burada bir sıkıntı görmedik. Ama Alevi olduğumuzu dışarıya söylemiyorduk. Sonradan açık açık söyleyebildik, herkes Alevi olduğumuzu biliyor. Aleviler iyi insanlardır. Kim gelirse sofrası açıktır, dürüsttüler. Benim eşim saz çalardı. Çok misafirimiz olurdu.”

    “HEP ÇOCUKLARIM İÇİN MÜCADELE ETTİM”

    Fatma Kulaksız, 36 yaşında eşini kaybetmesinden sonra omuzlarına büyük bir yük kaldığını sözlerine ekleyerek, “Eşimi erken kaybettim, içime kapandım. O günden buraya bir yaradır içimde. 3 tane yetim çocukla kaldım. Ben bu dünyada çok yoruldum. Vasiyet ettim ve mezar taşıma, ‘Dünyaya geldim, bir gün gülmedim’ diye yazın dedim. Hiçbir mutlu an görmedim. Hep çocuklarım için çalıştım. Tarlam vardı, incir, zeytin, armut topluyordum. Eşek ile 2 saat gidiş, 2 saat geliş toplamda 4 saat yol gidip geldim. Hep bunlar mücadele ettim. Farklı işlerde çalıştım emekli oldum. Kimseye muhtaç olmadım. Ne inancımdan vazgeçtim ne de çocuklarıma ikrarsız haram lokma yedirdim. Hayat bir rüya gibi geldi geçti” diye konuştu.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Yazar Saltık: Kimse semahları, siyasal iktidarlara şirin gözükme adımına asimle edemez

    Yazar Saltık: Kimse semahları, siyasal iktidarlara şirin gözükme adımına asimle edemez

    PİRHA – Yazar Turabi Saltık, ‘Alevilikte cemler- semahlar’ başlığıyla bir yazı kaleme adı. Saltık, Alevi hukukunun cemlerde uygulandığını belirterek,  “Alevi semahları estetize edilmiş bir yaşamdır. Kimse semahları kafasına göre değiştiremez, onu mevleviliğe ve çeşitli usullere dönüştürerek, bir yerlere, siyasal iktidarlara şirin gözükme adımına asimle edemez” ifadelerini kullandı. 

    Yazar Turabi Saltık, ‘Alevilikte cemler-semahlar’ başlılı yazı kaleme aldı. Saltık, “Alevilikte cemler, semahlar; birleşmek, bir araya gelmek, ibadetin, inancın yerine getirilmesini, bütünleşmesini ifade eder. İbadetin yapıldığı yere cemevi denir. Buralarda ya da köylerde, evlerde cem bağlanarak semah dönülür” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİ HUKUKU CEMLERDE UYGULANIR”

    Saltık‘ın yazısı şöyle:

    “Semahlar, Alevi / Kızılbaş felsefesinin, inanç boyutudur. Toplulukla ibadet etmek demektir. Bir araya gelen kadınlı, erkekli topluluğa Pirler, Dedeler önderlik ederler. Bağlama eşliğinde zakir adı verilen ozanlar tarafından deyişler, mersiyeler, nefesler, gulbengler okunarak semah dönülür.

    Pirler, Dedeler cemde halkın sorunlarını dinler. Varsa küskünleri, dargınları barıştırır. Alevi hukuku buralarda uygulanır. Aleviler, sorunlarını cemlerde “halk mahkemeleri” de denilen “dara durma”, “dara kalkma” adı verilen yöntemlerle çözerler. Toplum içinde bu bir yargıdır. Alevilik yargısı, hukuku olan bir yaşamdır. Eğerki bir can, bir talib herhangi bir suç işlemişse onun yargısı buralarda görülür. O yüzden cem bağlanırken, semah dönülürken, toplumsal edep-erkanın da görüldüğü yerler buralardır.

    Cemleri, semahları Pirler, Dedeler icra eder. Semahları kendisine Alevi kurumuyum diyenler, kafalarına, görüşlerine göre düzenleyemezler. Cemler, semahlar Alevilerin ibadet biçimidir. Kaynağının, kökeninin 40’lar ceminden, Kırklar semahından geldiğine inanılır.

    Semahlar yörelere göre farklılıklar gösterse de özünde aynıdır. Örneğin; Lâdik semahı, Edirne semahı, Dersim semahı, Erzincan semahı, Sivas semahı, Kırklareli semahı, Köyceğiz semahı gibi isimler alsa da aslında semahlar beş türdür. Bunlar:

    1-Görgü semahı,

    2-Birlik semahı,

    3-İkrar semahı,

    4-Bengi semahı,

    5-Kırklar semahıdır.

    Her semahın ritmi, koreografisi, beden dili, duruşu farklıdır.

    Görgü semahı, göstermekten gelir. Alevi erkânına girenlere öğretmek, göstermek içindir. Talibin, canın görgüsü de burada görülür.

    Birlik semahı, Alevi toplumsal kurallarının bütünü olan ‘yol’da, erkânda, birlikte olmak, paylaşmak, lokma ve niyazın eşitliği, insanlığın kardeşliği, bir olması, bir araya gelmesini ifade eder.

    İkrar semahı, Alevilerin, Alevi görgüsü, inançları ve erkânı içerisindeki toplumsal olana ulaşmanın, ‘yol’a girmenin, yol kardeşi olmanın, musahip olmanın temelidir.

    Bengi semahı, evrenin, gezegenlerin kendi ekseninde dönüşünü ifade etmektedir. Semah dönenlerin döngüsü, el hareketleri, güneşe, aydınlığa, nura, ışığa uzanması, yüreğine getirilmesidir.

    Kırklar semahı ise insani kâmillerin ilahi güce erişmesi, pişmesi, olgunlaşmasıyla, Mürşidi Kâmillerin topluluğunu ifade eder.

    “SEMAH GÖKYÜZÜ DEMEKTİR”

    Semah gökyüzü demektir. Evrenin galaksilerin, yıldızların kendi ekseninde dönmesini esas alarak Aleviler semah dönerler. Semahlar da, semah dönen canlar bir elini evrene götürür… Evrende, semada, gökyüzünde; ışığı, nuru, enerjiyi, güneşi, aydınlığı avucuna alır, bunu yüreğine, kalbine geri getirir, diğer eliylede toprağa verir. Tabi bu sembolüktür, simgeseldir. Yani, topraktan geldik, toprağa gideceğiz demektir. Hakk’tan geldik, Hakk’a gideceğiz. Devir-daim halidir. Sürekli devir halinde olmaktır.

    Semahların ibadet, inanaç yanı onun kutsallığıdır. Alevi toplumunun, darı, yargısı, toplumsal kuralları, erkanı, yol’udur. Bu yol, üzerinden gidilen geleneksel yol değil, toplumun, görgüsünün, adalet anlayışının, darı- didarı, hukuku, yol’udur. Ondan dolayı, “Yol, cümleden üstündür” deriz. “Yolu yoldan ayıran can, can olmaz!” “Canı candan ayıran erde er olmaz.” Er, erkek ya da kadın değil candır, yani o insandır. O yüzden “eri erden ayıran kördür” deriz.

    Alevi semahları estetize edilmiş bir yaşamdır. Kimse semahları kafasına göre değiştiremez, onu mevleviliğe ve çeşitli usullere dönüştürerek, bir yerlere, siyasal iktidarlara şirin gözükme adımına asimle edemez. Semahlar Aleviliğin vazgeçilmez ibadetidir. Alevilerde semahlar bir yaşam biçimi olarak inançlarla varlık bulmuştur.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Esenyurt’ta cemevleri 11 Haziran’da ibadete açılıyor; belediye dezenfekte etti-VİDEO

    Esenyurt’ta cemevleri 11 Haziran’da ibadete açılıyor; belediye dezenfekte etti-VİDEO

    PİRHA- Koronavirüs salgın sürecinde kapalı olan Erenler Cemevi başta olmak üzere Esenyurt’ta bulunan cemevleri 11 Haziran’da ibadete açılıyor. Ancak öncesinde Esenyurt Belediyesi cemevlerinde dezenfeksiyon ve temizlik çalışması başlattı.

    İstanbul Esenyurt’ta bulunan cemevleri 11 Haziran’da ibadete açılıyor. Ancak açılmadan önce koronavirüs tedbirleri kapsamında Esenyurt Belediyesi cemevlerinde dezenfeksiyon ve temizlik çalışması başlattı.

    Veteriner İşleri Müdürlüğüne bağlı ekipler, halkın ibadetlerini sağlıklı bir ortamda yapabilmeleri için ilçede bulunan cemevlerini tek tek dezenfekte ediyor.

    Tedbirler kapsamında, cemevlerinin iç kısımlarında yapılan dezenfeksiyon çalışmalarının yanı sıra bahçe ve çevre düzenlemeleri de gerçekleştiriliyor. Dezenfeksiyon çalışmalarının, pandemi sürecinde rutin bir şekilde devam edeceği belirtildi. (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi kurumları, Mansur Yavaş ile cemevleri sorununu konuştu

    Alevi kurumları, Mansur Yavaş ile cemevleri sorununu konuştu

    PİRHA – Alevi kurum temsilcileri, CHP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı ziyaret ederek, Alevi kurumlarının sorunlarını ve cemevleri konusunu konuştu. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı(HBVAKV) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) yöneticileri, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı ziyaret etti. Alevi kurumlarının sorunlarını konuşulduğu toplantıya ilişkin PİRHA’ya bilgi veren PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, cemevlerinin imar planında ibadethane statüsünün verilmesi meselesini de konuştuklarını söyledi.

    Mansur Yavaş’ın bu meseleye olumlu baktığını kaydeden Kaplan, şimdiye kadar gerek devlete gerekse belediyelere alınan elemanların liyakat değilde biat usulüyle alındığını, Alevilere yapılan haksızlıkları konuştuklarını söyledi.

    Alevilerin taleplerini ilettiklerini söyleyen Kaplan, Ankara’daki cemevleri sorunlarını, gerekli arsa ve yer tahsislerini vb konuları konuştuklarını da belirterek, Mansur Yavaş’ın da meclis üyesi birini görevlendirerek gerekli çalışmaları yapacağını söylediğini aktardı.

    “DİYANET İŞLERİ ELİNDE KURAN İLE ALEVİLERİ DİNE DAVET EDİYOR”

    Kaplan, Alevi örgütlerinin elinde olan cemevlerini zaman zaman içerinden veya dışarıdan saldırıların düzenlenerek terörize edildiğini kaydetti. Son zamanlarda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Dersim’den başlayarak gittiği her yerde eline Kuran-ı alarak Alevileri dine davet ettiğine işaret eden Kaplan, Diyanet’e tepki göstererek iktidarın cemevi meselesinde yaşanan sıkıntıları aşmaya çalıştığını ancak bunu bir kılıfa uydurarak yapmaya çalıştığının altını çizdi. Kaplan, “Diyanet İşleri Başkanının yol önderlerine Kuran hediye etmesi dine davettir. Gittiği yerlerde yol önderleri Kuran-ı alıp yüzlerine vurmalı. ‘Bizim bir inancımız var, sen beni dine davet edemezsin’ demeli” dedi.

    Hükümete çağrıda bulunan PSAKD Genel Başkanı Kaplan, Türkiye’nin AHİM kararlarına uyması gerektiğini söyledi. Demokratik taleplerini dillendirmekten vazgeçmeyeceklerini söyleyen Kaplan, “Devleti yönetenlerin Alevileri yok saymak sevdasından vazgeçsinler” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • Bolu’da yaşayan Alevilerin girişimleriyle cemevi yapılacak

    Bolu’da yaşayan Alevilerin girişimleriyle cemevi yapılacak

    Bolu’da yaşayan Alevilerin talepleri doğrultusunda cemevi açmak için gerekli çalışmalar başladı. Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan da talep olması durumunda gerekli desteği vereceğini belirmişti.

    Bolu’da Alevi yurttaşların talebi doğrultusunda cemevi açılıyor. Bolu Gazeteciler Cemiyeti tarafından düzenlenen ‘Cemiyet sohbetleri’ programında kilise ve cemevi çıkışı yapan Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, “Cemevi ile ilgili şu ana kadar bize talep ulaşmadı. Eğer ulaşırsa yardımcı oluruz” demişti. Özcan’ın açıklamalarının ardından kentte yaşayan Aleviler ibadetlerini yapabilecekleri bir yer açmak için ilk adımı attı.

    Bir grup Alevi yurttaş cemevi açmak için CHP’li siyasetçi ve işadamı Cahit Çıngı ile birlikte AKP, MHP, CHP ve İYİ Parti’yi ziyaret ederek destek istediler. Siyasi partilerin kentte cemevi açılmasına sıcak baktıkları öğrenildi.

    KISA SÜREDE AÇILACAK

    Kentte yaşayan Alevi vatandaşların kendisini ziyaret ettiklerini belirten Cahit Çıngı, “Bolu’da yaşayan Aleviler cemevi açmak için bana gelerek destek istediler. Onlarla birlikte siyasi partileri ziyaret ettik. Görüşmeler gayet olumlu geçti ve cemevi açılması fikrine sıcak baktılar. Bolu’da 5 bin civarında Alevi vatandaşının yaşadığını söylediler. Önce dernek kurup sonrasında da cemevinin açılması için gerekli hukuki prosedürleri tamamlayıp çalışmalarını sürdürecekler” diye konuştu.

  • Cemde 12 hizmet yürüten gençler anlatıyor… – VİDEO

    Cemde 12 hizmet yürüten gençler anlatıyor… – VİDEO

    PİRHA- İzmir Çiğli’de gençler eğitimlerinin ardından ilk defa bir cemde 12 hizmet yürüttü. Gençler, Alevilik yolunu bu hizmetlerle daha da iyi öğrendiklerini söylüyor.

    İzmir’in Çiğli İlçesi’nde Evka 2 Cemevi’nde yapılan cemde hizmet yürüten gençler 12 hizmeti PİRHA’ya anlattı.

    19 yaşında olan Rezan Yıldız lokmacı ve süpürgeci hizmetini yürütüyor. İlk defa bu hizmeti yürüten Yıldız oldukça heyecanlı.

    Bu hizmeti gönüllü olarak yapan Yıldız, cemevlerinde verilen kurslara giderek öğrendiğini kaydetti. Aleviliği cemevlerinde yaptığı hizmetten sonra daha çok benimsediğini belirten Yıldız, “Cemevlerinde hizmet etmek için katıldığım günden beri Alevi olduğumu hissetmeye başladım” dedi.

    “KADIN ERKEK EŞİTLİĞİNE VURGU YAPMAK İÇİN BİR KADIN BİR ERKEK…”

    Eskiden cemlerde bu işi yaşlılar yapardı. Şimdilerde ise Dersimli olan 17 yaşındaki Sercan Yıldırım lokmacı ve süpürgeci hizmetini Rezan Yıldız ile yapıyor. 12 hizmetten biri olan lokmacı hizmetini kadın erkek eşitliğini sağlamak ve Alevilikteki önemine vurgulamak için yapıldığını kaydeden Yıldırım, “Kadın erkek eşitliğinin üzerine biz Aleviler çok durduğumuz için bir erkek bir kadın çıkması bizim kültürümüzce daha iyi olur” dedi.

    Yıldırım, cemlerde gösterdikleri dayanışmayı ise, “Dualarımızı beraber okuyoruz, lokmamızı beraber dağıtıp yine duamızı beraber alırız” diye özetliyor.

    “ALEVİLERDE BİR YEMEĞİ BİN LOKMAYA BÖLERSİN”

    Cemevlerinde dağıtılan lokmaların önemine vurgu yapan Sercan Yıldırım, “Biz Alevilerde bir yemeği bin lokmaya bölersin. Bizim amacımız herşeyi paylaşmak ve beraber yemek. Aç kalsak da hep beraber tok olursak da beraber. Bunu simgelemek için de her cemimizin sonunda dayanışmayı simgeleyen lokmaları eşit bir şekilde dağıtıyoruz” dedi.

    Erken yaşta cemlerde hizmet etmenin ayrıcalık olduğunu kaydeden Yıldırım, “Tabi ki erken yaşta başlamak benim için ayrıcalık. Küçük yaşta başlamam daha iyi öğrenmemi sağlayacak. Küçük yaşlarda cemlerde o dayanışmayı görünce yapmak istiyor. Birlik, dayanışma ve kardeşlik duygularını hissediyorum cemde. Evde Zülfikar’ı, Hz. Ali’yi görünce merak edip soruyordum bunlar ne diye. Onlar anlata anlata bende araştıra araştıra cemlere gele gele öğrendim. Dayaışmayı ve birliği gördüm bu beni çok etkilediği içinde buradayım” diye konuştu.

    “BİZDEN OLMAYAN HİÇBİR DÜŞÜNCEYE, KELAMA VE TÜMCEYE YER VERMEYİZ”

    Cemevinde yapılan cemi yürüten Mehmet Turan dede,  cem öncesi 12 hizmeti yürütenlerle bir araya gelerek değerlendirmelerde bulunuyor.

    Cemde bir araya gelmenin amacının olduğunu belirten Turan, konuşmasını şöyle sürdürdü;

    “Gönül birliğinin olması gerekiyor, gönül birliğinden maksat dil birliği anlayışı birliği ev düşünce birliği olması gerekiyor ki  cem esnasında birbirimize karşı yanlışımız olmasın.

    Erenler bizler tarikatın ötesinde bir yapıya sahibiz aslında. Hakikatçiyiz yani. Yani bu yol hakikat yolu. Hakikat anlayışında hiçbir zaman  bizden almayan, bize ait olmayan bizi bize anlatmayan hiçbir düşünceye hiçbir kelama ve tümceye yer vermemiz gerekiyor. Bize ait olmayanlar nedir, anlamadığımız dildeki herhangi bir terceman yada gülbeng bize ait değildir. Bizim illede anlamamız lazım. Bilmediğimiz konularda herhangi bir kelam söylemek o meydanda yanlış olur. Ve bize ait olmayan başka inançlardam bize geçmiş olduğunu düşündüğümüz öyle şeyler vardır ki biz onu kendimizden biliriz ama bizden değildir.”

    Mehmet Turan dedenin konuşmasının ardından 12 hizmet yürütenler bir araya gelerek semah hocası Aydın Yıldız’ın herkese görevini hatırlatmasıyla cem ritüeline geçildi.

    Cemevde gözcülük yapan 21 yaşındaki Görkem Dönder, “12 hizmette bulunacağız. Ben cemde gözcülük yapıyorum. Cemde gürültü yapan, yeni katılanlara yer gösterip cemde sükuneti sağlıyorum” dedi.

    3 yıldır cemde gözcülük yaptığını söyleyen Dönder, bu hizmetin eğitimini ise cemevlerinde verilen kurslara giderek öğrendiğini kaydetti.

    “ALEVİLİĞİ ÖZGÜRCE YAŞAYAMIYORUZ”

    Türkiye’de Alevilere ayrıcalık tanınmadığını kaydeden Dönder, azınlık olduklarına dikkat çekerek konuşmasını şöyle sürdürdü;

    “Daha önce tepkiyle karşılaştım. Toplumsal alanda dinsizlikle suçlandığımız zamanlar oldu. Saz kursundan gelirken taşlandığımız zamanlar oldu. Aleviliğimizi özgürce yaşayamıyoruz. Azınlıkta olan bir milletiz. Çoğunluk Sunni kesimde olduğu için bizi çok sevmiyorlar.

    Türkiye’de Alevilere hiç ayrıcalık tanındığını düşünmüyorum. İbadethane olarak da kabul edilmiyor cemevleri sadece faturaları ödeniyor. Eğitim sistemi ise daha çok Sunni inancına dayalı olduğunu düşünüyorum. Alevilik yanlış tanımlandığı için ön yargıyla yaklaştıklarını düşünüyorum. Ben Aleviliği kendimi bildiğimden beri içimde hissediyorum. Kitaplarda okudum, semaha gittim ve öğrendim.”

    “HERKES HAKKINA RAZI MI DİYE SORULUR VE HERKES HAKKINA RAZI İSE ADALET YERİNİ BULUR”

    Musa Kazım Düzgün ise lokmaları eşit bir şekilde poşetleyip cem sonunda dağıtımını yapmak için hazırlık yapıyor. Herkesin getirdiği lokmalar eşit bir şekilde paylaştıran Düzgün, “Lokma olarak getirilen herşeyden birer tane alıp poşetlenip cem sonunda dedenin duasından sonra dağıtacağız. Bu lokmaların içinde herkesin sabrı var, sevgisi, aşkı, kardeşliği, muhabbeti var. Burada göz kararıyla elma büyük yada küçük olabilir biz bunu ayırt etmeden göz kararıyla poşetlere koyup canlara dağıtıyoruz. Dede ‘herkes hakkına razı mı’ diye söylediğinde herkes hakkıma razıyım dediği zaman adalet yerini buluyor” dedi.

    “DİN DERSLERİNDE BİZİ CAMİYE GÖTÜRÜYORLARDI”

    Hatic Polat ise cemde çerağ hizmetini yürütecek. İlk defa cemde hizmet yürütecek Polat, heyecanlı. “İki üç aydır bu hizmeti öğreniyorum” diyen Polat, hizmet yaparken duyduğu mutluluğu anlatarak, kurslara katılarak çerağ uyandırma hizmetini öğrendiğini söyledi.

    Okullarda Din dersinde camiye götürüldüklerini söyleyerek tepki gösteren Polat, “Din derslerinde bizi camiye götürüyorlardı cemevleri de bizim ibadet yerimiz ama bizi hiçbir zaman götürmediler. Onla gıcık oluyordum” dedi.

    Çocukluğunda annesiyle cemlere giden Şilan Rona, o zamanlarda semah dönenlere özendiğini şimdi ise semah döndüğünü dile getiriyor.

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • ‘Alevilikte ibadet korku üzerine değil sevgi üzerine kuruludur’- VİDEO

    ‘Alevilikte ibadet korku üzerine değil sevgi üzerine kuruludur’- VİDEO

    PİRHA- HDK Halklar ve İnançlar Komiyonu’nun düzenlediği “Halklar ve İnançlar Kendini Anlatıyor” program dizisinin bugün ikincisi gerçekleştirildi. Arap Alevilerinin kendini anlattığı programda konuşan araştırmacı yazar ve sosyolog Tevfik Usluoğlu, “Alevilerde din yaşamdır; gericilik, katletme kültürü üzerine kurulu değildir. Alevilikte cihat ilimle, nefisle ve malla olur, kılıçla cihat olmaz” dedi. 

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Komisyonu’nun düzenlediği “Halklar ve İnançlar Kendini Anlatıyor” program dizisinin ikincisi gerçekleştirildi. Programda Arap Alevileri kendini anlattı. Konuşmacılar Musa Özuğurlu Arap ‘Alevilerinde Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’in önemi’ , Ahmet Kara ‘Hatay Alevi toplumunun özgünlüğü’, Tevfik Usluoğlu ise ‘Tarihsel, kimliksel, inançsal boyutlarıyla Arap Alevileri’ konularını işledi.

    Moderatörlüğünü HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu Üyesi Meryem Fehime Oruç’un yaptığı programa Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eşbaşkanı Selda Güneş, DAD yöneticilerinden Bülent Felekoğlu, DAD Eyüp Şube Eşbaşkanı Nergiz Güzel ve HDK bileşenleri katıldı.

    Programda ilk sözü alan gazeteci Musa Özuğurlu, ‘Arap Alevilerinde Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’in önemi’ konusunu anlattı.
    Arap Alevilerinin peygambere uyduklarını belirten Özuğurlu, İslamın içinde sayılması için önce bir Allah inancının olması ve peygambere inanması gerektiğini ve sonradan ayrışmaların çıktığını ifade etti.

    “İNSANLARIN ALEVİ OLUP OLMADIĞINI BELİRLEYEN ALİ’YE OLAN YAKINLIĞIDIR”

    “Neden Arap Aleviliği diyoruz?” noktasında Anadolu Aleviliği ile Arap Aleviliği arasında anlayışlarda ve ritüellerde farklılıklar olduğunu kaydeden Özuğurlu, Arap Alevilerinin Allah’ın birliğine ve peygamberin son peygamber olduğuna inandıklarını söyledi. Ayrımın Hz. Ali ile başladığını dile getiren Özuğurlu, “Arap Alevilerine göre insanların Alevi olup olmadığını belirleyen Ali’ye olan yakınlığıdır” dedi.

    “ARAP ALEVİLERİ İSLAMIN MERKEZİNDE”

    Arap Alevilerinin kendilerini İslam’ın merkezinde gördüklerini dile getiren Özuğurlu, Hz. Muhammed’in Hz. Ali’nin çocukluğundan beri onu vasi atadığını aktardı. Sünni kesimin Ali’ye bir görev verilmediğini ifade ettiğini ancak bir başka kesimin de bunun tam tersini söylediğini aslında Muhammed’in ölmeden önce Ali’yi halife atadığını söylediğini belirten Özuğurlu, Muhammed’in ölümünden sonra iki emanet bıraktığını ve bunların Kuran ve ehlibeyti olduğunu ancak Sünni kesimin bunu ‘Kuran ve sünnetim’ olarak çarpıttığını, Şia kesiminse daha çok Kuran ve ehlibeyti sahiplendiğini kaydetti.

    Alevilerin Hz. Ali’nin yolundan gittiğini ve Ali’nin Arapçanın gramerini yazdığını dile getiren Özuğurlu, Hz. Ali’nin peygamberin ve Kuran’ın bütün ilmine hakim olduğunu bu yüzden Arap Alevilerinin Ali’nin yolundan gittiğini belirtti.

    “BÜTÜN DİNLERİN BATINİ TARAFI VARDIR”

    Alevilerin yüzyıllar boyunca katliamlara uğramalarına rağmen yine de inançlarını ve dillerini korumayı başardıklarını dile getiren Özuğurlu, “Bütün dinlerin gizli tarafları vardır. Ancak bir şeyin gizli olmasıyla yanlış olması ayrı şeylerdir. Bütün dinlerin batıni tarafı vardır ve Alevilerin de batıni tarafı vardır. Felsefi bir tutum olarak insanı en üstün tuttukları için Aleviler Ali’yi merkeze koyarlar” dedi.

    Arap Alevilerinin Kur’an’ı, peygamberi ve Hz. Ali ile ehlibeyti temel aldıklarını ve kendilerini asıl İslam olarak adlandırdıklarını ifade eden Özuğurlu, Arap Alevilerinde ramazan orucu ve namazın var olduğunu dile getirdi.
    Alevilerin kutsal kitaplara ve kişilere eşit derecede kutsiyet atfettiklerini ifade eden Özuğurlu, Arap Aleviliği içinde “Alevilik İslam’ın içi midir, dışı mıdır?” tartışmasının olmadığını kaydetti.

    “GENÇLERDE KAYMA VAR”

    Antakya Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği Başkanı Ahmet Kara, Hatay Alevi toplumunun özgünlüğü konusunu anlattı. Asimilasyona vurgu yapan Kara, Arap Alevilerinin inançlarını çocuklarına çocuklukta öğretmeleri gerektiğini belirtti. Arap Alevi toplumunun kültürünün unutulmaması için Antakya Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği’ni kurduklarını söyleyen Kara, Hatay’da 72 milletin yaşadığı bir Alevi kültürü olduğunu aktardı. Çocukluktan beri Alevi kültürünün iyi verilmediği için gençlerde bir kayma olduğuna işaret eden Kara, resmi kurumların sadece Sünni kesime göre kararlar aldıklarını ve bu yüzden de Alevi inancının yok sayıldığı ve bir adım ileriye gitmediğini ifade etti.

    “ALEVİ KÜLTÜRÜ ÜZERİNDE DAHA ÇOK DURULMALI”

    Hatay’da işlenen suç oranlarının Türkiye genelindeki istatistiklerde düşük olduğunu söyleyen Kara, Hatay’ın 72 milletin var olduğu, insan merkezli evrensel değerlere sahip laik insanların çok olduğu ve kimsenin kimseye karışmadığı güzide bir kent olduğunu dile getirdi. Kara, git gide asimile olan Alevi kültürü üzerinde daha çok durulması gerektiğini de ekledi.

    “ARAP ALEVİLER DİĞER  SÜREKLERDEN KOPUK DEĞİL”

    Kara’nın arkasından söz alan araştırmacı yazar ve sosyolog Tevfik Usluoğlu tarihsel, kimliksel ve inançsal boyutlarıyla Arap Alevileri konusunu işledi.

    Alevi kelimesinin “Ali’ye bağlı olanlar” anlamına geldiğini söyleyen Usluoğlu, kimliksel olarak Arap Alevilerinin Arap oldukları bilgisini verdi. Alevi kelimesinin tarihteki kullanımlarından örnekler veren Usluoğlu, Alevlerin ilk yazılı kaynaklarından biri olan İmam Muhammed Bakır’ın kitabında da Alevi kelimesinin geçtiğini ve bunun 699 yılına tekabül ettiğini belirtti.

    Usluoğlu, Arap Alevilerinin Suriye Humus, Lazkiye, Tartus, Hama, Şam ve Lazkiye, Türkiye’de Adana Mersin, Hatay Filistin Ürdün’de, Lübnan’da, Mısır’da, Irak’ta Arna ve Sincar bölgelerinde, İran, Pakistan, Hindistan, Avustralya Sidney, Melbörn, Şili, Arjantin, ABD Pensilvanya ve Kanada da yaşamakta olduğu dikkat çekti.

    Usluoğlu, Arap Alevilerinin diğer Alevi süreklerinden kopuk olmadığını ve yol bir sürek bin bir düsturuyla süreklerin birbirine bağlı olduklarını kaydetti.

    “ÖZGÜN BİR UYGARLIĞIN ORTAYA ÇIKIŞI GADİR HUM”

    Peygamberin son haccı yani veda haccı olan Gadir Hum’da Ali’nin yolunu tutarak onu vasisi ilan etmesiyle birlikte Aleviliğin ortaya çıktığını ve orada Ali taraftarlarının oluştuğunu belirten Usluoğlu, dinlerin birbirinin devam olduğunu kaydetti. Usluoğlu, Alevilere göre tarihte özgün bir uygarlığın ortaya çıkmasının Gadir Hum’da gerçekleştiğini dile getirdi.

    “ALEVİLİKTE İBADET SEVGİ ÜZERİNE KURULUDUR”

    “Din insan için vardır, insan din için yoktur. Din insanın hizmeti için indirilmiştir” diyen Usluoğlu, Kuranın ilk ayeti olan ‘oku’ kelimesinin insanların sürekli okuyup araştırması gerektiğini vurguladığını ve Alevilerin bunu esas aldıklarını ifade etti. Usluoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Alevilerde din yaşamdır, gericilik, katletme kültürü üzerine kurulu değildir, bu din değildir. Alevilikte cihat ilimle, nefisle ve malla olur, kılıçla cihat olmaz. Zahir, batın meselesi tüm dinlerde vardır. Aleviliğin ibadet algısı ilaha duyulan sevgi üzerine kuruludur, korku üzerinde değil. Alevilik tüm peygamberlere eşit yaklaşır. Arap Alevilerinde İsa’nın havariler bayramı kutlaır 14 Temmuz’da. Farısi kökenli olan Newruzi bayramlar Alevilerde de kutlanır. Birisi Hz. Ali’nin doğumudur. Tecelli, Mihrican bayramları da kutlanır. Arap Aleviliğinde tüm insanlık hazinesi birleştirilerek bir dini ve kültürel algı oluşturulmuştur.”

    Alevilerin merkezi iktidarlara olan tavırlarından dolayı tarih boyunca sürekli katliamlara uğradıklarını hatırlatan Usluoğlu, “Suriye’de kadınlar Fatiha okunarak katledildi. Bunu tarih boyunca yaşanan Alevi katliamlarından da biliyoruz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Diyanet’ten Kuran istemişti: Cemevinde ibadetimi Kuran’a göre yapıyorum

    Diyanet’ten Kuran istemişti: Cemevinde ibadetimi Kuran’a göre yapıyorum

    PİRHA- Diyanet İşleri Başkanı’ndan Tunceli Cemevi ziyareti sırasında Kuran isteyen Çemişgezek Cemevi Başkanı Ali Hadi Yıldız ile konuştuk. Sorularımıza net yanıtlar vermekten kaçınan Yıldız, dedelerin eğitimsiz olduğunu, Kuran öğrenmeleri gerektiğini iddia ediyor. Yıldız, imam hatipli ve ilahiyatçı kişilerin dedelik yapabileceklerini savunuyor.

    Alevi inancına ve Alevi toplumuna yönelik asimilasyon politikaları AKP iktidarıyla tavan yaptı. Tam da bu dönemde, “Cemevleri bizim kırmızı çizgimizdir” diyen Diyanet İşleri Başkanı geçtiğimiz hafta Tunceli Cemevi’ne ziyaret gerçekleştirdi. Ziyarette Diyanet İşleri Başkanı’ndan imam hatipli ve ilahiyat mezunu iki kişinin dedelik yapması için atama talep edildi.

    Dersim’de Çemişgezek Cemevi Başkanı Ali Hadi Yıldız’ın ise Diyanet’ten Kuran’ı Kerim istediği ortaya çıktı.

    Ali Hadi Yıldız’a telefonla ulaşıp duruma dair sorular yönelttik.

    Yıldız, Kuranı dışlayan biri olmadığını sürekli kanıtlamaya çalışarak, dedelerin cahil olduğunu Kuran’a göre ibadet edilmesi gerektiğini savundu. Yıldız, imam hatipli, ilahiyatçı kişilerin cemlerde dedelik yapmasında bir sakınca görmediğini de ekledi.

    İşte Yıldız’ın, sorularımıza verdiği yanıtlar:

    PİRHA: Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Tunceli Cemevi’ni ziyaret etmişti. Hala konuşuluyor bu ziyaret ve sonrasında yapılan açıklamalar. Alevi kamuoyundan, kurumlardan tepkiler var. Diyanet İşleri Başkanı’ndan Kuran istenmesi ve imam hatipli, ilahiyatçı kişilerin dede olarak atanmasının önerilmesi epey tepki çekti. 

    ALİ HADİ YILDIZ: Cemevinde böyle talep duymadım, böyle bir şey talep edilmedi.

    Kuran’ı Kerimi sizin talep ettiğinizi biliyoruz. 

    Doğrudur.

    Neden böyle bir talepte bulundunuz?

    Ama siz neden bir cümleyi alıyorsunuz? Ben bunu anlayamadım. Ben söyledim, doğrudur.

    Birbirimize kızmadan konuşalım. Ben sorularımı soracağım, siz cevaplayın. 

    Bir cümleyi almak değil. Ben dedim ki Türkçe biliyorum, Türkçe okuyorum. Dualarımı Türkçe okuyorum. Ben Kuran dışı bir insan değilim. Ben Arapça’dan anlamam. Bu toplumda okumak isteyenler varsa ben de elhamdülillah Aleviyim. Allah, Muhammet Ali diye dualarımı yapıyorum. İnancımı yapıyorum. Çemişgezek’te yüzde 31 Alevi kesim var. Sünni kesimle beraber yaşıyoruz. Ben kimsenin dinini, inancını ölçmem. İnsanlar Arapça bilmiyor. Okumak istiyorsa, Türkçe tefsirle Kuran’ın ne olduğunu, duanın ne olduğunu oradan okur öğrenir. Konu bu. Diyanet İşleri Başkanı’na söyledik, cemevlerine yasal statü tanınsın. Biz bu ülkede ayrımcılık istemiyoruz. Seçimden seçime hatırlanıyor bu işler. Bunları konuştuk, o da dinledi. Çemizgezek’te 1997’den beri cemevi başkanlığı yapıyorum. İnancımı yaşamak istiyorum. Devlet benim inancıma yön vermesin.

    Peki devletin Alevi inancına nasıl müdahale ettiğini, yön verdiğini düşünüyorsunuz?

    Bakın şunu söyleyeyim. Yıllardan beri biz inancımızı yaşıyoruz. kimse bize müdahale etmedi, şöyle yapamazsın demedi. Biz kendi imkanlarımızla, halkla cemevimizi yaptık.

    Cemevi ne zaman yapıldı?

    2002 yılında yapıldı.

    Bir derneğe, federasyona bağlı mısınız?

    Bağımsız olarak kurulduk. Cemevini halk yaptı. Sünni kesim de yardım etti. Ben insanlar arasında ayrım bilmem. Benim kabem insandır. Ben Aleviyim diye hiç yanlışım olmaz mı? Ama biz ayrımcılık bilmeyiz. Ben Alevi bir ana ve babadan doğmuşum. İnancımı yaşıyorum.

    Çemişgezek Cemevi’nde dede var mı? Ya da kaç dede var? 

    Cemevine dede Pertek’ten, Tunceli’den ve Elazığ’dan geliyor. Ayda bir cem yapıyoruz. Dede duasını verir, 12 imamların amacı neyse onu açıklar dede. Lokmamızı veriyoruz.

    Peki Kuran’a göre mi Alevi inancına göre mi cem yapıyorsunuz?

    Şimdi Alevi inancına göre yapılır da…O inanç Kuran’dan alıntılarla yapılır. İçinde Arapça olmaz. Ama İncil’den, Tevrat’tan almıyoruz. Cem de Alevilik de Allah, Muhammet, Ali diye yaşar.

    Allah, Muhammet, Ali deniliyor zaten ibadet sırasında. Ona kimsenin itirazı yok. Mevcut Kuran’ı Kerim’e göre mi ibadet ediyorsunuz?

    Yani başka bir Kuran’ı Kerim mi var Aleviler için?

    Kuran’a göre ibadet derken, Sünni kesimin inancına göre mi ibadetinizi yapıyorsunuz? Bunu soruyorum. Kuran’da İslam’ın beş şartından bahsediliyor. Bunları yerine getiriyor musunuz? 

    Alevi inancının gelenek ve görenekleri farklı. Sünni kesim camiye gider, Alevi kesim cemevine gider. Bunu sağır sultan dahi biliyor. Bu soruyu bana sormanıza gerek yok.

    Kuran’ın içeriği bellidir. Kuran sadece Allah, Muhammet, Ali’den ibaret değil. Sünni kesimin inandığı ve şartlarını yerine getirdiği bir Kuran’ı Kerim var. 

    Alevilerin Kuran’ı ayrı mı?

    “KURAN’A GÖRE İBADET EDİYORUM”

    Kuran’da İslamın şartları ortada, ayetler, sureler ortada. Namaz kılmak diye bir şart var. Oruç tutmak var. Bütün bunlar Alevi inancında var mı? Sizin başkan olduğunuz cemevinde bu doğrultuda mı ibadet ediliyor? 

    Bizim cemevinde Aleviliğin içtihatı yürütülüyor. Benim dedem, babam 300 yıl önce nasıl yaşamışsa, Kuran, Allah, Muhammet, Ali, ya Hüseyin demişse o şekilde yürüyor bizim cemimiz. Biz Kuran’a karşı değiliz.

    Kuran’a karşı mısın değil misin bunu sormuyorum. Kuran’a göre düşünüyorsunuz. Ben de bu doğrultuda soruyorum size. 

    Evet Kuran’a göre ibadet ediyorum.

    İslamın şartlarını yerine getiriyorsunuz yani. 

    Alevi İslami kültürü neyse yerine getiriyorum.

    Peki Çemişgezek Cemevi’ndeki dedeler ocaklara mı mensup? İmam hatip, ilahiyatçı kişilerin maaşlı dedelik yapması için Tunceli Cemevi ziyareti sırasında Diyanet’e önerildi. Sizin cemevine gelen dedeler de bu eğitimde mi?

    Bizim dedelerimiz ocaklardan geliyor. 12 Hizmeti yürütecek dedeleri seçeriz. Ocaktan olabilir ama Aleviliği bilmiyorsa zorla mı getireceğiz.

    “HER DEDE ALEVİLİĞİ BİLMİYOR”

    Bir insan dedelik yapıyorsa zaten Aleviliği bilir. 

    Yok, öyle her dede Aleviliği bilmiyor. O cemi, erkanı yürütmek kolay bir şey değil.

    Peki imam hatipli, ilahiyat mezunu ‘dede’ var mı cemevinizde?

    Ben onu bilmiyorum. yok yok öyle bir şey yok.

    Alevilerin, dedelerin Kuran’ı bilmesi gerektiği kadar Alevi inancını bilmesi gerektiğine de inanıyor musunuz?

    Alevi kesimi Arapça’yı fazla bilmez. İnsan hangi dilden anlıyorsa o dilden ibadetini yapsın. Ben bilmiyorum Arapça’yı. Aleviler Türkçe okuyor, Türkçe biliyor semahını, duasını. İnsanlar anladığı dilde yapmalı ibadetini.

    Zaten Aleviler ibadetini anladığı dilden yapıyor. Siz baştan beri ‘Arapça bilmiyoruz, Türkçe yapmak istiyoruz’ diyorsunuz.

    Sen diyorsun niye Kuran, ben de cevap veriyorum. Başkana söyledim, sağır sultan dahi duydu. Alevilerin ibadeti, ibadet şekli, ibadet yeri cemevidir. Devletten beklediğimiz cemevleri yasal statüye kavuşmasıdır. Bu kadar basit.

    Tüm Aleviler cemevlerine yasal statü istiyor. Peki cemevinizin kaç üyesi var, üyelik sisteminiz nasıl? Bir kişi gelip üye olmak istiyorum dediğinde nasıl üye olabiliyor? 

    Devlet kanunları neyse o şekilde üye yaparız.

    Alevilerin talepleri arasında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması da var. Siz Diyanet’in kaldırılmasını istiyor musunuz?

    Diyanet’i biz kurmadık. Diyanet kalk demekle kalkmaz. Büyük bir kurum. Türkiye’de en fazla bütçeden pay alan bir kurum. Ben istemiyorum demekle bu kalkmaz.

    Kaldırılmaz meselesi ayrı. Siz bir cemevi başkanı olarak Diyanet’in kaldırılmasını istiyor musunuz? 

    Ben bir Alevi olarak diyorum ki, insanca yaşamak istiyorum. Benim kabem insan diyorum. Hiç bir inanç bütçeden para almamalı.

    “İMAM HATİPLİ, İLAHİYATÇI DEDELİK YAPAR”

    Tunceli Cemevi imam hatipli ve ilahiyatçı iki kişinin maaşlı dedelik yapması için Diyanet’e öneride bulundu. Sizce bu kişiler dedelik yapabilir mi? Cem yürütebilir mi? 12 Hizmeti yerine getirebilir mi? 

    12 hizmeti biliyorsa yapar, neden yapmasın.

    İmam Hatipli, ilahiyatçı bu kişilerin dedelik yapmasının önerilmesini içinize sindirebildiniz mi?

    Ben onu duymadım. Kim önermiş acaba bilmiyorum.

    Tunceli Cemevi Başkanı önerdiklerini söyledi. Siz ne düşünüyorsunuz? Dede mi kalmadı da imam hatip mezunu kişilere dedelik yaptırılacak?

    Kişinin aklı var fikri var. Ne yapacağını bilir.

    Siz cevap verin istiyorum, cemevi başkanısınız bir fikriniz vardır.

    Orada devletin yetkisine karışacak bir şeyim yok.

    Talip dede ilişkisi var sonuçta. Herkes dedelik yapabilir mi? Dede atanır mı?

    Dede olmakla, onun yaşamı olmayacak mı?

    Sonuçta dedelere maaş verilmesini mi istiyorsunuz?

    İsterim neden istemeyeyim. Herkes alıyorsa onlar da alsın.

    Ancak dedeler, pirler maaş istemiyor. Büyük çoğunluk maaş istemediğini söylüyor devletten.  

    Söyleyebilirler.

    Maaş alan, devletin kontrolünde bir dede, devletin memuru olacak bir dede Alevi Yolu’nu yürütebilir mi?

    Devlet müdahale edemez. O zaman Alevilik kalmaz. Ne ben değiştirebilirim, ne başkası değiştirebilir.

    Maaşlı bir dede bu Yolu yürütebilir mi? Bunu öğrenmeye çalışıyorum.

    Yürütür neden yürütmesin.

    Ama devletin memuru olmaz mı?

    Eğitimsiz bir insan serseri bir mayına benzer. Dede çocuğudur eğitim görmemişse, Alevilerin bir okulu yoksa, 12 hizmeti bilmiyorsa yani sadece ya İmam Hüseyin ya Allah demekle bu iş yürümez. Yani Alevilik İslamın içindeyse…

     Ben başka bir şey soruyorum. 

    Alevilik İslamiyet’in dışında mı?

    Alevilik İslamın içinde mi, dışında mı tartışmasını yürütmeyeceğim sizinle. Size şunu demek istiyorum: Ocaktan gelen bir insan dedelik yapacaksa eğer dedelik vasfını kazanmıştır zaten. Bir olgunluğa eriştiyse, inanca hakimse, talipler de dedelik yapmasını isterse dedelik yapacaktır. Siz maaşlı bir kişinin dedelik yapacağına inanıyorsunuz ama maaş talep etmeyen dedelerin dedelik yapacağına inanmıyorsunuz.  

    Eğitimsiz bir insanın dedelik yapacağına inanmıyorum.

    Alevi inancını, Yolu’nu iyi bilen bir kişi dedelik yapabilir zaten. Nereden çıkarıyorsunuz eğitimsiz olduğunu?

    Ben çok dede tanırım. Hiç bir şey bilmiyor ne yapalım şimdi.

    O kişi dede değildir zaten hiç bir şey bilmiyorsa, 12 hizmeti bilmiyorsa. Dedelik yapamaz. 

    Biz diyoruz ki benim kabem insandır. İnsana verdiğimiz değerdir. Biz diyoruz ki dedeler cahil kalmasın. Her dede Alevi içtihatını bilmelidir. Devlet mi okul açar bilemem ama bir eğitimden geçmeli dedeler.

    Ne eğitimi bu, hangi eğitimden bahsediyorsunuz?

    Alevilik eğitiminden bahsediyorum.

    Türkçe Kuran okuyarak mı eğitimden geçmesine inanıyorsunuz?

    Tabi ki inanıyorum. Ben Kuran dışı bir insan değilim ki.

    Aleviliği Türkçe Kuran okuyarak mı öğreneceğini düşünüyorsunuz?

    Aleviliği hem içtihattan, hem Kuran’dan öğrenirim. Ben neden rahatsız olayım ki.

    Kuran’da Alevilik inancına yönelik hangi cümle var. Bana söyler misiniz?

    Aradığın zaman var.

    Kuran’ın içinden neleri uygulamak istiyorsunuz? Namaz mı kılsın Aleviler de? Hacca mı gitsin Aleviler? Ne demek istiyorsunuz?

    Alevilerin inanç yeri cemevidir.

    Kuran’a kimse bir şey demiyor. Saygılı herkes. Ancak Alevi inancı bellidir, çok nettir. Alevilikle ilgili, 12 Hizmet ile ilgili hangi cümle, bilgi var Kuran’da? Bir örnek verir misiniz?

    Hz. Ali, Ehlibeyt ile ilgili bir çok ayet var. Okursanız görürsünüz. Ehlibeyt Hz. Muhammed’in çocukları.

    Aleviler Ehlibeyti biliyor, sahip çıkıyor. Kerbela’nın acısını yaşıyor, 12 gün orucunu matem orucunu tutuyor. Siz sürekli Kuran’dan bahsediyorsunuz. Alevilikle ilgili ne var Kuran’da duymak istiyorum sizden. İslamın şartları var Kuran’da. Namaz kılmak var mesela. Siz Alevilerin bu şartları yerine getirmesini mi istiyorsunuz bir cemevi başkanı olarak?

    Hayır. Alevilerin kültürü, inancı belli.

    Alevilerin pek çok talebi var. Siz Kuran talep ediyorsunuz Diyanet’ten. Siz temin edemez miydiniz?

    Bak sana şunu söyleyeyim. Benim evimde Kuran var. Sen okuduysan ben defalarca okudum. İnsanlar doğru veya yanlış kendi karar versin. Kuranı Türkçe okusun. Kimse Arapça okuduğu zaman anlamıyor. Ne okuduğunu da bilmiyor. Onun için bundan kimsenin rahatsız olmaması gerekiyor.

    Alevi toplumunun inancı geçmişten bugüne sözlü olarak geldi. Ocaklar var. Pirler aracılığıyla Alevi inancı nesilden nesile aktarılıyor. Bağlama cemlerde olmazsa olmazdır. Bağlamasız bir cem ibadeti düşünülemez. 

    Cemdeki deyişlerin çoğu Kuran’dan alıntılanmıştır. Yani Nesimiler, Hacı Bektaşlar, Yunuslar…

    Anlaşıldı. Siz her şeyi Kuran’a bağlıyorsunuz. Sormadan edemeyeceğim. Alevilerin önemli taleplerinden biri de okullarda zorunlu din dersinin kaldırılması. Sizin bu yönde bir çabanız var mı? Bu ders kaldırılmalı mı?

    Evet kaldırılmalıdır.

    Neden kaldırılmalı?

    Herkes istediği gibi yaşamalı inancını. Ben Cenabı Allaha karşı sorumluyum. İnancımı yerine getiririm veya getirmem beni bir başkası yargılayamaz. Yargılayacaksa Cenabı Allah yargılar.

    Zorunlu din dersinde Alevi çocuklarına Sünnilik eğitimi veriliyor. Alevi çocuklar olumsuz etkileniyor, kafaları karışıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

    Alevilikle ilgili açılmış davalar var. Toplantılar, konuşmalar var. Alevi inancı, Alevi inancına göre verilmelidir. Benim çocuğum eğitim alacaksa Alevilik içtihatına göre eğitim almalı.

    Zorunlu din dersinde Kuran’daki bilgiler öğretiliyor. Sünni inancı işleniyor. 

    Nerede Kuran’da?

    Din dersinde Sureler ezberletiliyor çocuklara. 

    Onu bilemem ben. Fazla okumadım. İsteyen alır, istemeyen almaz.

    Bu ders zorunlu diyorum size. Alevi çocuklarını asimile etmeye çalışıyorlar. Diyanet işleri Başkanı’yla bu kadar sık görüşüyorsunuz ama “Cemevleri bizim kırmızı çizgimizdir dedi. Bu sözlere bir tepkiniz yok mu?

    Valla bizim orada öyle bir şey konuşmadı.

    Alevi toplumuna yönelik asimilasyon politikaları hayata geçirilmeye çalışılıyor. Siz yaptığınız çıkışlarla asimilasyona hizmet etmiyor musunuz?

    Bu cemevlerinde hangi cemler yapılıyor, neler yapılıyor, ne konuşuluyor. Dedeler hizmeti nasıl biliyor. Ben herkesin Kuran’ı da, Zebur’u da, İncili de, Tevrat’ı da bilmesini isterim.

    Dedelerin, pirlerin eleştirileri var. “Cemevleri minaresiz camiye çevriliyor” diye. Bu konuda ne dersiniz?

    Biz de öyle bir şey yok. Burada aşure verdiğimiz zaman devletin rektörü de katıldı, valisi de, kaymakamı da katıldı. Ben orada konuştuğum zaman hepsi dinledi.
    Çemişgezek’in yüzde 70’i Sünni. Yüzde 30’u Alevi. Ben Alevilik yaparsam o da Sünnilik yapar. Din üzerinden kimseye karışmam.

    Cemevinde Alevi inancına göre ibadet etmek Alevilik yapmak mı? Neden bunu bir kompleks haline getiriyorsunuz? Orada bir Alevi de olsa kendi inancını yerine getirebilir. 

    Ben cemevlerinin yasal statüye kavuşmasını diyorum. Ne yapabilirim.

    Peki teşekkür ederim. 

    Nilgün METE / İSTANBUL

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Sakine Sevigen: Sistem biz Alevileri azınlık zannetmesin-VİDEO

    Sakine Sevigen: Sistem biz Alevileri azınlık zannetmesin-VİDEO

    PİRHA- Sistemin Alevilere yönelik bakışını değerlendiren İzmir Çınarlı Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Sakine Sevigen, “Bizim haklarımız verilmediğinden dolayı mücadele ediyoruz yoksa niye mücadele edelim. Bu devlet kendi vatandaşlarını ve taleplerini görmüyor mu? Neden görmezden geliyor?” diye seslendi. 

    İzmir Çınarlı Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Sakine Sevigen, sistemin Alevilere yönelik politikalarını değerlendirdi.

    Sistemin Alevilere bakışını eleştiren Sevigen, “Biz artık o eski Aleviler değiliz. Bizler bir birey olarak yaşamıyoruz toplumsal olarak birbirimize destek oluyoruz. Sistem bizi azınlık zannetmesin. O eski sindirilmiş ya da korkutulmuş Aleviler değiliz. Bizler gümbür gümbür geliyoruz. Haklarımız, düşüncemiz ve ibadetimiz için çaba gösteriyoruz.” dedi.

    “HAKLARIMIZ ARTIK VERİLSİN”

    Devletin Alevilerin vergileriyle ayakta durduğunu söyleyen Sevigen, Alevilerin demokrat olduğunu ve ülkenin can damarı olduğunu ifade etti. Alevilerin haklarının artık verilmesi gerektiğine dikkat çeken Sevigen, “Bizim de ibadetimiz tanınsın. Diyanete ayrılan vergilerimizin binde biri bize verilse biz kendimizi daha özgür hissedebiliriz, özgürce yaşayabiliriz ve ibadetimizi özgürce yapabiliriz” dedi.

    “DEVLET NEDEN GÖRMEZDEN GELİYOR”

    “Bizim haklarımız verilmediğinden dolayı mücadele ediyoruz yoksa niye mücadele edelim. Bu devlet kendi vatandaşlarını ve taleplerini görmüyor mu? Neden görmezden geliyor?” diye seslenen Sevigen, ötekileştirmenin baştaki iktidardan geldiği için dalga dalga tabana yayıldığını kaydetti.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Hubyarlı kadınlar ibadette eşitliği nasıl sağlıyor?-VİDEO

    Hubyarlı kadınlar ibadette eşitliği nasıl sağlıyor?-VİDEO

    PİRHA- Alevilikte kadının yerini ve kadın erkek eşitliğini PİRHA’ya değerlendiren Hubyar Ocağı dedelerinden Erdoğan Sezer, kadınların erkekleri ön plana atmamaları gerektiğini kendilerine alan açmaları gerektiğini kaydetti.  

    Alevilikte kadının yerini ve kadın erkek eşitliğini-eşitsizliğini, Hubyarlı kadınların ibadette eşitliği nasıl sağladığını Hubyar Ocağı dedelerinden Erdoğan Sezer PİRHA’ya değerlendirdi.

    Hubyar Ocağı’nın otantik yapısı bozulmamış cemlerine katıldığında dikkatini çeken iki şeyin olduğunu söyleyen Erdoğan Sezer, “Anadolu’da ender ocaklardan bir tanesi Hubyarlılarda cemlerde kadınlar secdeye inmiyor, erkekler secdeye iniyor. Bunu niye diye düşündüğümde bir kainatın varlığında Fatımül Zehra’nın nuru göründüğünden sonra erkekler yaratıldığı için Fadime Ana’nın kandilde duruşu gibi bacımız duruyor ve erkekler secdeye iniyor. Bu, kadınların erkeklerden benim toplumum da ibadet boyutunda daha üstün olduğunu gösteriyor” dedi.

    “GEÇMİŞ DÖNEMLERDE KADINLAR POSTTA OTURUYORDU”

    Hubyar’da geçmiş dönemlerde anaların posta oturduğunu söyleyen Sezer, kadınla erkeğin eşit ve kutsal olduğunu Alevi toplumunun bunu böyle kabul etmesi gerekiğini kaydetti. Sezer, pratiğe yansımamasının boyutunun ise kadınların erkekleri çok ön plana çekmelerinden kaynaklandığını belirtti.

    12 hizmetlerde çoğunlukla kadınların tercih edildiği ifade eden Sezer, “Postta ve başka boyutta neden olmasın? diye sordu.

    “HUBYARLI KADINLAR İBADETTE EŞİTLİĞİ SAĞLIYOR”

    Hubyar Ocağı dedelerinden Erdoğan Sezer, Hubyarlı kadınların ibadette eşitliği sağladığını ancak inancın diğer bölümlerinde de kadınların eşitliği savunmaları gerektiğinini belirterek şunları söyledi:

    “Örneğin Alevilikte kadın erkek eşit diyoruz. Bir Hubyarlılarda pervaz semahını sadece evlenmemiş bacılarımız döner. İkincisi Hubyar’da ondan sonraki semahta üç kadın bir erkek döner. Üçüncüsü Hubyarlılarda tekrar kadın eşitliğinin boyutu üç kadın ve üç erkek döner. Onun dışındaki semahın literatürü yoktur. Bizim inancımızda eşittir ama kadınlar bu boyutlarda eşitliğini koruduğunda inancımızın diğer bölümlerinde de kendi eşitliklerini savunmalıdırlar. Boş bırakırlarsa tabi ki erkekler gözü doymaz gider o hizmete de otururlar.”

    Bütün erkeklerin kadınlardan dünyaya geldiklerini söyleyen Erdoğan Sezer, “İlk önce bütün görevleri kadınlara, analara vermeli ve ondan sonra da kendileri hizmet almalıdır” şeklinde konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • DİB Başkanı’nın cami dayatmasına Alevilerden tepki: Biz camiye gitmeyiz

    DİB Başkanı’nın cami dayatmasına Alevilerden tepki: Biz camiye gitmeyiz

    PİRHA – Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, ‘Camiler hem sünni hem Alevi’nin ibadet yeridir’ açıklamalarına Alevilerden tepki geldi. Diyanet’in Aleviler hakkında fetva veremeyeceğini belirten Aleviler, Alevilerin ibadethanesinin cemevi olduğunu bir kez vurguladılar. 

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “İslam’da refom yapılması” konulu tartışmalara ilişkin değerlendirmede bulundu. Erbaş, “Kardeşlerimiz cemevlerinde muhabbetlerini yapabilirler, namazlarını da kılmak istiyorlarsa kılsınlar. Müslümanların ibadet yeri camidir. Camiler hem Sünni hem Alevi’nin ibadet yeridir” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın açıklamalarına Aleviler tepki gösterdi.

    “ALEVİLER OLARAK CAMİDE İBADET ETMEYİZ”

    PSAKD’nin eski Eenel Başkanlarından Kemal Bülbül, Diyanet İşleri Başkanı’nın sözlerini hatırlatarak, “Cami, Sünniliğin ibadethanesidir. Aleviler olarak Camide ibadet etmeyiz, Camiye de girmeyiz” dedi.

    Kullanılan dilin inkarcı ve asimilasoncu olduğunu söyleyen Bülbül, “Bu egemen inkarcı ve asimilasyoncu dil Sünni inancını da ifade etmiyor” dedi.

    Bülbül, DİB’in Alevilik hakkında fetva veremeyeceğini vurgulayarak, “Nerede ibadet edeceğimize ancak biz karar verebiliriz. Alevilerin ibadethanesi cemevleridir. DİB ister bunu kabul etsin ister etmesin…” dedi. 

    “BİR İNANCIN İBADETHANESİNİ ANCAK O İNANCI PAYLAŞANLAR KARAR VERİR”

    Bağcılar Cemevi Başkanı Zeynel Abidin Koç da Diyanet İşleri Başkanı’na tepki gösterdi. Koç, bir inancın ibadethanesini ancak ve ancak o inancı paylaşanların belirleyeceğini belirterek, “Alevilerin ibadethanesi cemevleridir. İbadet şeklimiz cem’dir. Muharrem ayı 12 gün matem orucumuzdur. Hızır kutsalımızdır. Ya Allah, ya Muhammed, Ya Ali deriz ve ehlibeytte sevdalıyız. Rehberimiz, Pirimiz ve Mürşidimiz vardır. Muhammedimiz derki ben ilim şehriyim Ali kapısıdır. Alimiz derki devletin dini adalettir. Hüseyinimiz derki haksızlığın önünde eğilmeyin” dedi.

    Koç, Hacı Bektaş Veli’nin sözlerini hatırlatarak, “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde. Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde. Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok, noksanlık eksiklik senin görüşlerinde” dedi.

    Koç, bir kez daha Alevilerin ibadet merkezinin cemevi olduğunu kaydetti.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ GEREKLİ TEPKİYİ VERMELİ”

    Aziz Baba Cemevi Yapma ve Yaşatma Derneği Başkanı Enver Can  ise Diyanet’in açıklamalarında yapılan yorumlarda Alevilerin hayırına tek bir cümlenin bile olmadığını belirterek, Asimilasyon politikalarını en iyi nasıl yürütebilirim hesapları içinde olduklarını söyledi.

    Can, Diyanet’in bu açıklamalarına Alevi örkurumlarını tepki vermeye çağırdı.

     

  • Alevilerin kadın erenlerinden Kadıncık Ana kilit altında-VİDEO

    Alevilerin kadın erenlerinden Kadıncık Ana kilit altında-VİDEO

    PİRHA -Alevilerin kutsalları olan dergahları ve türbeleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanarak kilit altına alınıyor. Aleviler kendi ibadet yerlerini ziyaret etmek için bile devletten izin almak zorunda bırakılıyor. Nevşehir Hacıbektaş’ta bulunan Kadıncık Ana Evi de kilit altında tutulan yerlerden birisi.

    Haberin Videosu

    KADINCIK ANA ALEVİLERİN KADIN ERENLERİNDEN

    Kadıncık Ana, Alevi toplumunun en çok bilinen kadın erenlerinden biridir.  Kadıncık Ana, her daim erkek ile eşit tutulmuş hatta Velayetname’deki bazı bölümlerde erkeğin önünde yer almıştır. Kadıncık Ana’da sembolleşen; Alevi inancının kadına verdiği değerin, tarih boyunca Alevi toplumunda kadın-erkek eşitliğinin sürekliliğine vurgusudur.

    KADINLARIN TARİHTE İLK BİLİNEN OKULU: BACİYAN-I RUM

    Bacıyan-ı Rum, Fatma Bacı isminde ve Hacı Bektaşı Veli’ye yakınlığı ile bilinen tasavvuf ehli bir kadının, Kadıncık Ana’nın  önderliğinde kurulan bir kadın teşkilatıdır. Aşıkpaşazade’nin Hatun Ana olarak andığı ve Hacı Bektaşı Veli’nin Vilayetnamesi’nde geçen Kadıncık Ana, Bacıyan-ı Rum teşkilatı kadınları gerektiğinde kendini savunan, eşlerinin yanında mücadele eden ve kültürde, sanatta, edebiyatta, sosyal ve ekonomik alanlarda kalkınıp gelişmesini sağlamak için teşkilatlandırmıştır.

    KADINCIK ANA’YA MALUM OLUR 

    Hacı Bektaş1 Veli’nin diyara geleceği bir kadına malum olur. Bu kadın Kadıncık Ana’dır. Hünkar Kadıncık Ana’ya (Kutlu Melek ve Fatma Ana diye de geçer) kerametlerini aktarır. Rivayete göre  Hünkar, bir gün Kadıncık Ana’nın evinde ibadet ederken duvar eğilir ve yıkılacak hale gelir. Kadıncık Ana, “Erenler Şahı, duvar eğildi, oradan uzaklaşsanız” der. Hacı Bektaşı Veli, eli ile duvara dur diye işaret eder ve duvar durur. Kadıncık Ana, “Erenler Şahı bu duvar, bu haliyle durur mu?” der. Hacı Bektaşı Veli, “Kıyamete kadar durur, yıkılmaz” der.

    Şimdilerde ise Kadıncık Ana’nın evine gelen ziyaretçiler o duvara sırtlarını yaslayarak ibadetlerini gerçekleştiriyor. Fakat Kadıncık Ana’nın evine girmek için önce kilidi açtırmak gerekiyor.

    ZİYARET ÖZEL İZNE TABİ 

    Kadıncık Ana’nın evini ziyaret etmek için öncelikle Hacı Bektaş müzesinden bir görevli almak üzere müzeye gidiyorsunuz. Görevlinin işi yoksa ya da orada tek değilse yarım saat süreyle sizinle Kadıncık Ana’nın evine geliyor. Kapıya vardığınızda önce görevli, kilidi açıyor. Ardından Kadıncık Ana’nın evine giriyorsunuz. Ziyaret süresi boyunca görevli tıpkı bir gardiyan gibi başınızda bekliyor. Şayet elinizde kamera ya da tripot varsa ve çekim yapmak istiyorsanız bu da özel bir bakanlık iznine tabi. Şayet çekim yaptıysanız da ciddi bir ücret ödüyorsunuz.

    “HER ŞEYE ADAM BULUYORSUNUZ DA BUNA MI BULAMIYORSUNUZ?”

    Hacı Bektaş halkı ise kutsallarından olan Kadıncık Ana Evi’nin kilit altında tutulmasından rahatsız. Hacı Bektaş’ta yaşayan ve yörede Can Baba ismiyle bilinen Can Aloğlu, Kadıncık Ana Evi’nin sürekli kilit altında tutulmasına tepkisini şu sözlerle dile getirdi:

    “Söylediğin zaman ters düşüyorsun. ‘Adam yok’ diyorlar. Her şeye adam buluyorsunuz da ona mı adam bulamıyorsunuz. Müzede 17 görevli var birini görevlendir orada devamlı beklesin. Atatürk evini açıyorsun, Etnografya müzesini açıyorsun ama Kadıncık Ana’yı açmıyorsun. Hacı Bektaş Dergahı’nı açmıyorsun. Böyle bir saçmalık olur mu? Söylediğin zaman düşman oluyorsun. Esas dergahtan sonra en önemli yer Kadıncık Ana’nın evidir.”

    Rohat EMEKÇİ/ Suay ABAK

    HACIBEKTAŞ