Etiket: ibrahim cinbaş

  • DAD Mersin Şubesi: Diren Keser şahsında Alevilerin sesi kısılmak isteniyor -VİDEO

    DAD Mersin Şubesi: Diren Keser şahsında Alevilerin sesi kısılmak isteniyor -VİDEO

    PİRHA- DAD Mersin Şubesi yöneticileri, muhabirimiz Diren Keser’in ters kelepçeyle tutuklanıp cezaevine gönderilmesine tepki göstererek, “Keser, başta Aleviler olmak üzere tüm ezilenlerin sesi olduğu için bu muameleye maruz bırakılmıştır. Diren şahsında cezalandırılan özgür basındır, sesi kısılmak istenen Aleviler ve diğer ezilenlerdir” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şubesi, Mersin’de 27 Şubat’ta kesinleşen cezasından dolayı gözaltına alınıp tutuklanan ajansımızın Mersin Muhabiri Diren Keser için dernek binasında basın açıklaması yaptı.

    DAD üyelerinin ve birçok sivil toplum örgütü temsilcisinin katıldığı açıklamada ilk olarak DAD Mersin Şube Eş Başkanı Hüsniye Çelik konuştu. Çelik, Keser’in gazetecilik faaliyetleri yürüttüğünü, iktidarın her türlü baskıyı muhalif kesimlere uyguladığını dile getirdi. Her zaman Keser’in yanında olacaklarını belirten Çelik, bu hukuksuzluğa son verilmesini istedi.

    “KESER’E TERS KELEPÇE YAPILDI, SU VERİLMEDİ”

    Ardından konuşan Keser’in avukatı İbrahim Cinbaş, Keser’in hukuksuz bir şekilde derdest edildiğini belirterek, “Yöneticimiz, PİRHA ve CAN TV emekçisi, gazeteci Diren Keser hukuksuz bir kararla derdest edilmiştir. Diren Keser, uzun yıllardır Alevilerin, Kürtlerin, ezilenlerin, yoksulların, emekçilerin haberciliğini yapan, muhalif bir gazeteci olması sebebiyle, uydurma gerekçelerle hakkında daha önce açılmış olan davanın kesinleşmesi sonucu cezaevine götürülmüştür” dedi.

    Cinbaş, Diren Keser’in cezaevine götürülüşünün de hukuksuzluklarla dolu bir sürecin parçası olduğunu belirterek şöyle devam etti:

    “Hakkındaki kesinleşmiş hukuksuz cezanın infazı için evinde kendisine çağrı kağıdının tebliğ edilmesini beklerken, hukuksuz şekilde gözaltına alınmış, bir gece emniyette tutulduktan sonra Tarsus Cezaevi’ne nakledilmiştir. Diren Keser’i evinden emniyete kelepçeli götürenler, emniyetten cezaevine giderken ters kelepçe kullanmışlardır. Yine Diren Keser cezaevine götürüldüğünden bu yana içme suyu alamadığını ifade etmiştir.”

    DİREN KESER İÇİN DAYANIŞMA ÇAĞRISI

    Keser’e verilen cezanın muhalif bir gazeteci olmasından dolayı verildiğini aktaran Av. İbrahim Cinbaş, “Diren şahsında cezalandırılan özgür basındır, sesi kısılmak istenen Aleviler ve diğer ezilenlerdir. Bizler, Alevilerin, Kürtlerin, ezilenlerin, yoksulların, emekçilerin haberciliğini yapan Diren Keser’in yoldaşları ve dostları olarak ne uygulanan hukuksuz cezanın ne de kötü muamelenin peşini bırakmayacağımızı kamuoyuna duyuruyor, dayanışmanın büyütülmesi çağrısında bulunuyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/MERSİN

  • Mersin’de DAD’tan gözaltılara tepki: Alevileri çökertme planları yürütülüyor- VİDEO

    Mersin’de DAD’tan gözaltılara tepki: Alevileri çökertme planları yürütülüyor- VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şubesi, DAD Eş Genel Başkan Kadriye Doğan ve birçok kuruma yönelik gözaltı operasyonlarına tepki gösterdi. Yapılan basın açıklamasında “Son günlerde Alevi süreklerine yönelik çökertme planını adım adım yürütülüyor. Alevi Bektaşi Kültür Cemevi Başkanlığı’nın kurulması, Madımak Katliamı sanıklarının serbest bırakılması, Alevi kurum yöneticilerinin gözaltına alınması ile devam ediyor” denildi.

    DAD Mersin Şubesi, 2 Ekim’de yapılan operasyonlara ilişkin şube binasında basın açıklaması yaptı. Açıklamaya dernek yöneticileri, Yeşil Sol Parti ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) temsilcileri katıldı.

    “YAPILAN ZULME RIZA GÖSTERMİYORUZ”

    Basın açıklamasını okuyan DAD Mersin Şubesi’nden İbrahim Cinbaş, son günlerde Alevi süreklerine yönelik çökertme planını adım adım yürütüldüğüne dikkatleri çekti. Cinbaş; Alevi Bektaşi Kültür Cemevi Başkanlığının kurulması, Sivas Madımak Katliamı sanıklarının serbest bırakılması, ÇEDES projesi ile devam eden sürecin Alevi kurum yöneticilerinin göz altına alınması ile devam ettiğini belirtti.

    Son olarak DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan’ın sabaha karşı gözaltı işkencesine uğradığını ve bunu kabul etmediklerini belirten Cinbaş, “Eş Genel Başkanımızın hanesi biliniyor, yurt dışı yasağı yok, kaçak yaşamıyor, bilinen bir canımızdır. Yıllarca öğretmenlik yapmış, binlerce öğrenci yetiştirmiş, kemalet sahibi, bilge bir kadın; inancına sıtkı bütün bağlı ikrarlı bir yol evladıdır. Asla zulme boyun eğmemiş, yaşamı boyunca hak ve hakikati dile getirmiş, demokratik siyasetin öznesi olmuş bir canımızdır. Gecenin bir vaktinde baskın düzenlenerek göz altına alınmasını asla kabul etmiyoruz. Bu zulme rıza göstermiyoruz. Diyoruz ki, zulüm ile abad olanın sonu berbat olur.” dedi.

    “GÖZALTILAR DERHAL SERBEST BIRAKILMALI”

    HDP yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 20 kişiye yönelik yapılan ev baskınları ve gözaltıların basına servis edilme biçiminin bir algı operasyonu olduğuna değinen Cinbaş, şu sözleri kullandı:

    “HDP mevcut yasalarla kurulmuş, yerel yönetimlerde seçilmişleri olan, TBMM’de milletvekilleri, Meclis Başkan Vekili görevini yerine getiren anayasal bir kurumdur. ‘Terör’ ile ilişkilendirilmesi, adaletsizliklerine, haksızlıklarına kılıf uydurmaktan başka bir şey değildir.

    Başta Eş Genel Başkanımız Kadriye Doğan canımız olmak üzere ve demokratik zeminde siyaset yürüten diğer canlarımız bir an önce serbest bırakılmalılar. Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir.”

    PİRHA/ MERSİN

  • DAD Mersin: Tekçi anlayışa karşı 16 Eylül’de İzmir Mitingindeyiz- VİDEO

    DAD Mersin: Tekçi anlayışa karşı 16 Eylül’de İzmir Mitingindeyiz- VİDEO

    PİRHA- DAD Mersin Şube Eş Başkanı Avukat İbrahim Cinbaş ve DAD Kadın Meclisi Üyesi Aynur Şahin, AKP hükümetinin okullara imam ve din görevlilerinin atanmasına karşı çıkmak için 16 Eylül’de İzmir’de düzenlenecek olan mitinge katılım çağrısı yaptı.

    ÇEDES protokolü kapsamında okullara imam ve din görevlilerinin atanmasına tepkiler sürerken Eğitim-Sen, Alevi örgütleri ve veli derneklerinin öncülüğünde 16 Eylül’de İzmir’de büyük bir miting düzenlenecek.

    Demokratik Alevi Dernekleri Mersin Şube Eş Başkanı Avukat İbrahim Cinbaş, yapılacak olan mitingin giderek dinselleşen eğitime karşı mücadele etmenin önemli bir ayağı olduğunu belirtti.

    “MİTİNGE KATILIM İÇİN DUYARLILIK BEKLİYORUZ”

    Avukat Cinbaş, “16 Eylül’de İzmir Gündoğdu Meydanında yapılacak olan Eşit Yurttaşlık Mitingine bütün duyarlı kamuoyunu bekliyoruz. Hükümetin okullara imam atamasına karşı, laik eğitim ve eşit yurttaşlık talebiyle yapılacak olan mitinge bütün duyarlı kamuoyunu, demokratik kitle güçlerini, bütün halkları davet ediyoruz. DAD Mersin Şubesi olarak bütün toplumsal kesimlerden mitinge katılım için duyarlılık bekliyoruz” sözlerini kullandı.

    “DEVLETİN AYRIMCI, ASİMİLASYONCU POLİTİKALARINA KARŞI İZMİR’DE OLALIM”

    DAD Kadın Meclisi’nden Aynur Şahin de tekçi anlayışa karşı ses çıkarılması için mitinge katılımın gerekliliğine vurgu yaparak, “Devletin yüz yıllık tekçi, ayrımcı, asimilasyoncu politikalarını devam ettiren AKP iktidarının uygulamalarına karşı rahatsızlık duyan; eşitlikten, laiklikten yana olan herkesi, kadınları, gençleri, velileri, demokratik kitle örgütlerini 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak olan mitinge davet ediyoruz” dedi.

    PİRHA/ MERSİN

  • ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO

    ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO

    PİRHA- ÇEDES projesi kapsamında okullara imam ve din görevlilerinin atanması ile ilgili konuşan DAD Mersin Şube Eş Başkanı İbrahim Cinbaş, “Bu süreç dinciliğin ve gericiliğin giderek kurumsallaştığını gösteriyor” dedi. Cinbaş, söz konusu projenin anayasaya aykırı olduğunun ve gerekli hukuki girişimlerde bulunacaklarının altını çizdi. 

    Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ (ÇEDES) projesi kapsamında, birçok kentte okullara imam ve din görevlisi atandı.

    Geçmişte de benzer projelerle eğitim alanı laiklikten uzaklaştırılarak dinselleştirilmeye çalışılmıştı. Şimdi de ‘Manevi danışmanlık’ adı altında din görevlilerinin okullara atanması başta eğitimciler olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden tepki topluyor. Tekçi, dinci zihniyetle uygulamaya konulan bu projeye özellikle Alevilerden itiraz sesleri yükseliyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şube Eş Başkanı Avukat İbrahim Cinbaş, konu ile ilgili PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunarak, böyle bir uygulamayı asla kabul etmeyeceklerini belirtti.

    “KAYGI VERİCİ BİR DURUM”

    İbrahim Cinbaş, imam atamalarının yeni bir durum olmadığına, bu tür uygulamaların bilinçli yapıldığına dikkat çekti.

    Cinbaş, bu tür projelerin hayata geçirilmesinin kaygı verici olduğunu söyleyerek, “Zorunlu din derslerinin kaldırılması yönünde toplumda büyük bir talep varken seçimden hemen sonra böyle bir icraata geçilmesi kaygı verici bir durum. Mevcut iktidarın kurduğu ittifakların verdiği bir sonuç diye düşünüyorum. Binlerce öğretmen atama beklerken ve bu yüzden intihar vakaları yaşanırken okullara imam ve din görevlilerinin atanması kabul edilir değil. Hem Alevi toplumunun bir ferdi olarak hem de kurum temsilcisi olarak bunu doğru bulmamız mümkün değil” dedi.

    “KADROLAŞMIŞ KARŞIT BİR CEPHE LAİKLİK İLKESİNİ ÇİĞNİYOR”

    Okullara imam atanmasının laik devlet anlayışıyla örtüşmediğini belirten Cinbaş, laiklik ilkesinin kadrolaşmış bir karşıt cephe tarafından çiğnendiğini ve bu durumun yaygınlaştırıldığını ifade ederek şöyle devam etti:

    “Toplumda ciddi bir eskiye gidiş var. İmam atamaları yeni bir mesele değil. AVM’lere bile imam atandığını biliyoruz. Bir yanda atama bekleyen bu yüzden intihar eden onca öğretmen varken iktidar özellikle kendi tabanını konsolide ediyor. Bu bilinçli yapılan bir hareket. Buna ses çıkarmak, kabul etmemek gerekiyor. Aksi halde gelecek günler daha karanlık olacağa benziyor. HÜDA PAR ve Yeniden Refah Partisi’ne verilen sözler, onların seçim sürecindeki özellikle kadın ve LGBTİ+’lara yönelik söylemleri de yavaş yavaş gerçekleştireceğini gösteriyor.”

    “DİNCİLİK KURUMSALLAŞIYOR, İTİRAZLARI YÜKSELTMEK LAZIM”

    Bu tür uygulamalara karşı ses çıkarılmadığı takdirde ülkeyi daha da karanlık günlerin beklediğine işaret eden Cinbaş, muhalefetin de bu konu üstünde durması gerektiğinin altını çizdi.

    İtiraz noktasında Alevilerin başı çekmesi gerektiğine değinen İbrahim Cinbaş, “Özellikle Alevilerin, Alevi kurumların ve laikliği benimseyen, savunan herkesin bunu kabul etmemesi gerekir. Bu süreç gittikçe dinciliğin, gericiliğin kurumsallaştığını gösteriyor. Toplumda farklı düşünenlerin, farklı inançta olanların varlığını göstermek ve bu sesi yükseltmek gerekiyor. Buna ilişkin bir demokratik istek oluşturmak lazım. Muhalefetin de bu konu üstünde durması gerekiyor. Sadece Alevi toplumu değil, bütün demokratik kitle örgütlerinin buna karşı ses çıkarması gerekiyor. Toplumu bu cendereden çıkarmak gerekiyor. Bununla ilgili hukuki girişimlerde bulunulacaktır, bizler de takipçisi olacağız” diye konuştu.

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER

    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO

    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > Okullara imam atayan protokol yargıya taşındı!

  • Köyünün fotoğrafı ‘tehlikeli’ denilerek 30 yıllık tutukluya verilmedi-VİDEO

    Köyünün fotoğrafı ‘tehlikeli’ denilerek 30 yıllık tutukluya verilmedi-VİDEO

    PİRHA- Kocaeli Kandıra Cezaevi’nden, İzmir Buca Kırıklar Cezaevi’ne sürgün edilen Yaşar Cinbaş’ın yanında götürdüğü köyünün fotoğrafı ‘tehlikeli’ denilerek verilmedi. Konuya dair PİRHA’ya konuşan Avukat İbrahim Cinbaş, cezaevi idaresinin traji-komik kararlara imza attığını belirterek, AYM’ye başvuracaklarını söyledi.

    Türkiye cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine her gün bir yenisi ekleniyor. İnsan hakları örgütleri hasta tutukluların sağlıklı koşullarda tedavilerinden, haberleşme haklarının engellenmesinden, iradeleri dışında sürgünlere varıncaya kadar her hafta hak ihlallerini sıralayıp, sorunların giderilmesi için iktidara çağrıda bulunuyor.

    Kocaeli Kandıra Cezaevi’nden, İzmir Buca Kırıklar Cezaevi’ne sürgün edilen Yaşar Cinbaş‘ın yanında götürdüğü kart, fotoğraf, yün çorap, defter ve battaniye ‘tehlikeli’ denilerek verilmedi. Buna karşı Yaşar Cinbaş tarafından yapılan itirazlar ise cezaevi heyeti ve mahkeme tarafından rededildi. Avukat İbrahim Cinbaş, yapılan itirazların rededilmesi sonrası Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuruda bulundu.

    Konuya dair PİRHA‘ya konuşan Avukat İbrahim Cinbaş, yapılan uygulamanın traji-komik olduğunu ifade ederek, “Vekilim Yaşar Cinbaş. Yaklaşık 30 yıldır Türkiye’nin farklı cezaevlerinde hükümlü olarak bulunmakta. Bu otuz yıllık süre içerisinde çok çeşitli zorluklar, sıkıntılar da yaşandı, yaşanıyor, yaşanmaya devam ediyor. En son Kocaeli Kandıra Cezaevi’nden İzmir Kırıklar Cezaevi’ne kendi iradesi dışında nakli gerçekleşti. Uzun zamandır da ailesinden çok uzak yerlerde tutuluyor. Uzun zamandır kendisinde bulunan bazı eşyalar ‘güvenlik’ gerekçesiyle idare tarafından verilmemeye başlandı” dedi.

    KÖY FOTOĞRAFLARI ‘GÜVENLİĞİ TEHDİT EDİYOR!

    Yaşar Cinbaş’a verilmeyen eşyalarının arasında ailesinin yaşadığı ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yer alan köyü ve köyün bağlı olduğu ilçenin de fotoğrafları yer alıyor.

    Bu durumu ‘absürt’ olarak değerlendiren avukat İbrahim Cinbaş, “Müvekkilim bir cezaevinden başka bir cezaevine gidiyor. O cezaevinde yanında bulunan eşyalar, Kırıklar Cezaevi yönetimi tarafından ‘tehlikeli’ olarak değerlendiriliyor ve kendisine verilmiyor. Bu fotoğrafların çoğu, bir zamanlar yaşadığı kasabanın, köyün fotoğrafları. Bunları göndermemizdeki amaç, oralarla olan o manevi bağı kopmamasıdır. Ki bu durum AYM ve AİHM kararlarında da mevcuttur” dedi.

    “YÜN ÇORAP, DOLMA KALEM, KARTPOSTAL TEHLİKELİ!”

    Yaşar Cinbaş’a verilmeyen eşyalarını sıralayan avukat Cinbaş, “Ajandalar, uzun zamandır notlarını yazdığı defterleri, dolma kalem, mürekkep, mont, yağmurluk, battaniye, nevresim takımı, yün çorap, çift kişilik battaniye gibi malzemelerin tamamını idare bir şekilde sakıncalı buluyor ve kendisine vermiyor. Battaniyenin içinde bulunduğu eşyaların tamamı Kandıra Cezaevi’nden Kırıklar’a gelen eşyalar. Dışarıdan bir şey getirme şansı zaten yok. Haberleşme hakkını, kişinin manevi varlığını geliştirme hakkını, anayasaca korunmuş olan hakların birçoğu yok sayılmış. Bu kararların tamamına itiraz edilmiş ama ne infaz hakimlikleri ne de Ağır Ceza Mahkemeleri bu itirazları da görmemişler. Kararlar bu şekilde kesinleşmiş. Bunun izerüne üç ayrı dosyayı biz Anayasa Mahkemesi’ne götürdük” şeklinde ifade etti.

    “KIRIKLAR CEZAEVİ ‘KENDİ HUKUKUNU’ YARATMIŞ”

    Türkiye’de bulunan cezaevilerinin genelinde benzer sıkıntıların yaşandığının altını çizen Cinbaş, şunları dile getirdi:

    “Kırıklar Cezaevi’ne özgü bir durum maalesef değil ama Kırıklar Cezaevi’ndeki bu uygulama çok absürt. Diğer cezaevlerinin çoğunda da benzer hükümlülerin en temel insani haklarını engelleyen uygulamalar çok yaygın. Bizim ceza infaz mevzuatı çok açık aslında. Yani her ne kadar hiç haktan, özgürlükten yana olmayan bir mevzuat olsa bile sonuçta bir mevzuat var. Aslında işte Kandıra Cezaevi’ndekiler görece mevzuata uygun şeyler. En azından fotoğraflar, battaniye gibi şeylerde böyle bir sorun yaratılmamış ama Kırıklar Cezaevi, deyim yerindeyse kendi hukukunu yaratmış. Kendi oluşturduğu güvenlik güvenlik gerekçesi ve algısıyla devam ederse tutukluların hiçbir eşyası olmayacak. Bunun sonu üzerindeki kıyafetlere kadar gider.

    Anayasa Mahkemesi’nin şu süreçte nasıl bir karar vereceğini bilmiyoruz ama açıkçası her üç dosya açısından da ihlal kararı bekliyoruz. Çünkü bütün eşyalar zaten bir cezaevinin diğer cezaevine gelen şeyler ve idarenin yorumlayışı tamamen kanuna, yönetmeliğe aykırı bir yorumlama ve bu yorumlamayla gerçekten yaklaşılırsa mahkumların yani deyim yerindeyse çırılçıplak olmalarına kadar gidecek bir süreç yaşanabilir.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Alevi kurumlarına çağrı: Ana okullarına din dersi yasallaşmadan itirazlar yükseltilmeli-VİDEO

    Alevi kurumlarına çağrı: Ana okullarına din dersi yasallaşmadan itirazlar yükseltilmeli-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şube Eş Başkanı Avukat İbrahim Cinbaş, 20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubu çocukların eğitimine din eğitimi eklenmesi kararının sürpriz olmadığını belirterek, Türkiye’nin mahkeme kararlarına uymak yerine asimilasyoncu uygulamaları arttırdığına dikkat çekti. Cinbaş,  ‘Zorunlu Din Dersleri ve asimilasyon’ başlıklı bir çalıştay yapılması önerisinde bulundu.

    Zorunlu din dersi dayatması ulusal ve uluslararası mahkemelerde alınan kararlara karşın artarak sürüyor. Yürütülen kampanyalar ve hak talepleri on yıllardır görmezlikten gelinirken, AKP döneminde ‘dinselleştirilmiş’ eğitim modeline geçildi. Bunun sonucu olarak da Alevi öğrenciler nefret diline ve ayrımcılığa maruz kaldı, kalmaya devam ediyor.

    Müfredatın bir bütünen dinselleştiği tepkisinde bulunan eğitimciler ve eğitim sendikalarının yanı sıra Alevi yurttaşlar da çocuklarının din derslerine zorlanmasına karşı çıkıyorlar.

    Bunun yanında geçtiğimiz ay yapılan 20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubu çocukların eğitimine din eğitimi eklenmesi kabul edildi. Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer başkanlığında toplanan Şura Genel Kurulu, okul öncesi eğitime din eğitiminin eklenmesini oylama yaparak kabul etmişti.

    PİRHA’ya konuşan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şube Eş Başkanı Avukat İbrahim Cinbaş, 20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubu çocukların eğitimine din eğitimi eklenmesi kararının sürpriz olmadığını dile getirerek, “Uzun zamandır devam eden bir politikanın sonucu olarak görüyorum. Türkiye’de mevcut eğitim sistemi zaten baştan aşağı ayrımcı, ırkçı, dini açıdan da ötekileştirici” dedi.

    “TASARI YASALLAŞMADAN ALEVİ KURUMLARI İTİRAZLARINI YÜKSELTMESİ”

    Eğitim yaşamı boyunca Alevi ve Kürt çocuklarının hem inançsal hem de dilsel olarak ayrımcılığa uğradığının altını çizen Cinbaş, “4-6 yaş arası çocuklara verilmesi planlanan dini eğitimin AKP hükümetinin geliştirdiği politikaların bir yansıması. Bu yaklaşım ne pedagojinin, ne de çocuk psikolojisinin kabul edebileceği bir şey değil. Her tarafta imam hatip okullarının arttırılması ve AVM mescitlerine bile imamların atandığı bir dönemden geçiyoruz. Bu ülkede sadece Sünni inanç yok. Aleviler var, diğer inanç grupları var. Bunların herhangi bir şekilde olurları alınmadan herhangi bir şekilde kabullerine sunulmadan böyle bir tavsiye kararının geçmesi ya da yasal adımlarının atılması kabul edilemez. Tasarı yasallaşmadan Alevi kurumları ve özgürlükten, demokrasiden yana olan kesimlerin itirazlarını yükseltmeli” diye konuştu.

    “‘ZORUNLU DİN DERSLERİ VE ASİMİLASYON’ BAŞLIKLI BİR ÇALIŞTAY YAPILABİLİR”

    Avukat Cinbaş, zorunlu din derslerine ilişkin ise, Türkiye’nin mahkeme kararlarına uymak yerine asimilasyoncu uygulamaları arttırdığına dikkat çekerek, şunları ifade etti:

    “Hukuki çerçevesini, zeminini uzun uzun biz Alevi hukukçuların ya da Alevi kurumların düşünmesi tartışması ve yol haritası çıkarması gerekiyor. Bu konuda gerçekten kafa yorması gerekiyor. Yani bireysel bir çabanın dışında kurumsal çabaları çoğaltmalıyız. ‘Zorunlu Din Dersleri ve asimilasyon’ başlıklı bir çalıştay yapılabilir. Çünkü bu konu asimilasyon politikalarının bir parçası. Çalıştay sonrası da Alevi kurumlarının dahil olduğu bir hukuk komisyonu kurulup çalışma yapılabilir.”

    Diren KESER/MERSİN

  • DAD Mersin Şubesi, Maraş ve Roboski katliamlarını protesto etti-VİDEO

    DAD Mersin Şubesi, Maraş ve Roboski katliamlarını protesto etti-VİDEO

    PİRHA- Maraş ve Roboski Katliamı’na dair açıklama yapan DAD Mersin Şube Eş Başkanı avukat İbrahim Cinbaş, “Maraş katliamı da 43 yıldır bizlerin içinde yara iken, Türkiye halkları içinde bir yüzleşme sorunudur. Bu yüzleşme gerçekleşmedikçe sağlıklı bir gelecek de inşa edilemeyecektir” dedi.

    19 -26 Aralık 1978 yılında Alevi toplumu bir kez daha katliamla karşı karşıya kaldı. Maraş Katliamı olarak tarihe kazınan ve sorumluların hesap vermediği katliamın üerindne 43 yıl geçti.

    Alevi toplumu ve kurumları Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenleri bir çok kentte anarken, sorumluların hesap vereceği güne kadar seslerini yükselteceklerini ifade etti.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şubesi de, Maraş ve Roboski Katliamı’na dair dernek binaları önünde basın açıklaması düzenledi. HDP Mersin Milletvekilleri Fatma Kurtulan ve Rıdvan Turan’ın da destek verdiği açıklama konuşan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, insanlık suçu olan katliamları unutmayacaklarını dile getirdi.

    Ardından DAD Mersin Şubesi Eş Başkanı Avukat İbrahim Cinbaş, basın açıklamasını okudu.

    Cinbaş, Kürt Alevi coğrafyasını fiziksel ve kültürel soykırım politikaları akabinde demografik dönüşüme uğratmak isteyen devlet, sistematik politikalar kapsamında Maraş Katliamını özel savaş yöntemleri ve paramiliter güçler eli ile gerçekleştirdiğini belirterek, “Tarihi tanıklıklar bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Yine tarihsel sürecin seyri göstermektedir ki, Meraş katliamı Şark Islahat planı dahilinde yürürlüğe konan asimilasyon, inkar ve imha politikalarının devamı olarak uygulanmıştır” dedi.

    “MARAŞ KATLİAMI BİZLERİN İÇİNDE YARA İKEN, TÜRKİYE HALKLARI İÇİNDE BİR YÜZLEŞME SORUNUDUR”

    Maraş’ta yapılan katliamın öncesi ve sonrasında gerçekleşen olay ve katliamlar, hedefin sadece Maraş’la sınırlı olmadığını ifade eden Cinbaş, “Maraş Katliamı öncesi Hatay Kırıkhan’ın hedef alınması ardından Elazığ ve Malatya’da katliam girişimleri ile devam eden süreç 1978 yılında Maraş’ta gerçekleştirilen katliamın genelde Alevilerin özelde ise Kürt Alevilerin yaşamış olduğu coğrafyanın hedef alındığı göstermektedir. Bu katliamın amaçlarından birisinin de Kürt Alevi coğrafyasının demografik yapısının değiştirilmesi olduğu, katliamdan yıllar sonra Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Aşağı Terolar köyüne 27.000 Suriyeli’nin yerleştirilmesi ile bir kez daha teyit edilmiştir. Maraş Katliamının ardından, Çorum’da gerçekleştirilen katliam ile 12 Eylül darbesine giden yolun altyapısının da oluşturulduğu göz ardı edilmemelidir. Maraş katliamı da 43 yıldır bizlerin içinde yara iken, Türkiye halkları içinde bir yüzleşme sorunudur. Bu yüzleşme gerçekleşmedikçe sağlıklı bir gelecek de inşa edilemeyecektir” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’DE GELİNEN EŞİK; GÜÇLÜ BİR YÜZLEŞME SÜRECİ İLE ANCAK AŞILABİLİR”

    Katliamın Maraş’la sınırlı olmadığının altını çizen Cinbaş, şunları aktardı:

    “Maraş katliamından yıllar sonra, tam da yukarıda bahsedildiği üzere; gerçek bir yüzleşme yaşamayan Türkiye’de, yine Aralık ayında yaşanan bir başka katliamı buradan anmak ve sorumluları lanetlemek gerekmektedir. 28 Aralık 2011’de Türkiye devletinin savaş uçakları 34 masum sivili bombalarla katletmiştir. Katliamın emir komuta zinciri içerisinde, devletin en yetkili birimlerinin onay ve gözetiminde gerçekleştirildiği bütün çıplaklığı ile gözler önündeyken bugüne kadar bir tek kişi dahi cezalandırılmamış, sorumlular yargı önüne çıkarılmamıştır. Dava dosyası AYM tarafından usuli bahanelerle kapatılmış, gerçeği üstüne beton dökülmüştür. Buradan yaşanan katliamların bütün sorumlularına hatırlatıyoruz; insanlığa karşı işlediğiniz suçların hesabını er ya da geç yargı önünde sorulacaktır. Bizler için Türkiye’de gelinen eşik; güçlü bir yüzleşme süreci ile ancak aşılabilir. Bu yüzleşme gelecek kuşakların ışığı olacaktır. Hakk Yol Alevi halkların bu süreci ancak kendi iç birlikleri ve demokrasi güçleri ile ortak mücadele yöntemleri ile mümkündür.”

    Açıklamanın ardından katledilenler için lokma paylaştırıldı.

    Diren KESER/MERSİN