Etiket: ibrahim kara

  • Ankara’da Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki: Kayyum halkların iradesinin gaspıdır!

    Ankara’da Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki: Kayyum halkların iradesinin gaspıdır!

    PİRHA- Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki gösteren Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Ahmet Özer’in gözaltına alınıp tutuklanması ve Esenyurt Belediyesine kayyum atanması, tıpkı Hakkari Belediyesi’ne kayyum atanması ve diğer kayyum süreçlerinde olduğu gibi sadece Esenyurt halkının geleceğine yönelik değil, ortak geleceğimize yönelik bir müdahaledir” denildi.

    Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki gösteren Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri Sakarya Meydanı’nda basın açıklaması yaptı.
    Açıklamayı Emek ve Demokrasi Güçleri adına KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü İbrahim Kara okudu.

    “ESENYURT HALKININ İRADESİNİN, İRADEMİZİN GASPINA İZİN VERMEYECEĞİZ!”

    Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in dün sabaha karşı evi basılarak haksız ve hukuksuz şekilde gözaltına alınması ve tutuklanmasının ardından Esenyurt Belediyesi’ne kayyum atandığını belirten İbrahim Kara, “Bizler bu ülkenin halkları, emekçileri, yoksulları, kadınları, gençleri, emeklileri, eşit, özgür ve demokratik bir gelecek mücadelesi verenleri, siyasi yargı operasyonlarının ve kayyum siyasetinin neyi hedeflediğini çok iyi biliyoruz. En baştan bir kez ifade edelim. Halkların, emekçilerin iradesi eşitlik, özgürlük ve barıştır. Bu idarenin gasp edilmesine izin vermeyeceğiz” dedi.

    “SİYASİ YARGI OPERASYONLARINA SON VERİLSİN”

    Yargılanın Esenyurt halkının iradesi olduğunu belirten Kara, şunları ekledi:

    “Yerel seçimlerde halkın oyuyla seçilmiş, yani halkın demokratik iradesini temsil eden Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in herhangi bir soruşturmada çok rahat savcılığa gidip ifade verebilecekken, şafak baskınıyla gözaltına alınması hukuki bir gereklilik değil onun şahsında halkın demokratik iradesine yönelik bir gözdağı ve siyasi bir operasyondur. İktidar artık halk açısından herhangi bir güvenilirliği kalmamış “yargıdan” hala medet ummakta, soruşturma ve yargılamaları siyasi operasyonlarının temel aracı yapmaktadır. Bu operasyon defalarca kez iktidara muhalefet eden kesimlere, sendika yöneticilerine, siyasi temsilcilere, ekoloji mücadelesi verenlere, sosyal medyada fikirlerini ifade edenlere karşı uygulanmıştır. Buradan bir kez daha ifade ediyoruz: Soruşturmalarınız, yargılamalarınız yok hükmündedir. Yargılamak istediğiniz Esenyurt halkının ortak iradesi, yerel demokrasi, kardeşleşme potansiyeli, kentin yağmalanmasına karşı çıkan demokratik belediyeciliğin gelişmesidir.”

    “ESENYURT BELEDİYESİ KAYYUM ATANMASI ORTAK GELECEĞİMİZE MÜDAHALEDİR”

    “Türkiye halklarının iktidara yönelik tepkileri ve eşitlik, özgürlük, barış, demokrasi talebi bastırılmak istenmektedir” diyen Kara şunları ekledi:

    “Ahmet Özer’in gözaltına alınıp tutuklanması ve Esenyurt Belediyesine kayyum atanması, tıpkı Hakkari Belediyesi’ne kayyum atanması ve diğer kayyum süreçlerinde olduğu gibi sadece Esenyurt halkının geleceğine yönelik değil, ortak geleceğimize yönelik bir müdahaledir.
    Halkın iradesine yönelik bu müdahale, ülkemizde siyasete baskının hangi boyutlara ulaştığını ve baskının, kayyum siyasetinin sürekliliğinin göstergesidir.
    Bu müdahale halkın yoksulluk, güvencesizlik ve hayat pahalılığı karşısında hoşnutsuzluğu büyürken gerçekleşmiştir. Yine bu müdahale iktidarın “iç cepheyi güçlendirme” zorlamasıyla başlattığı süreçte gerçekleşmiştir. Bu müdahale iktidarın halkın tepkisini bastırma hedefini ortaya koyduğu gibi başlattığı ‘süreç’in ikiyüzlü bir politikadan ibaret olduğunu göstermektedir.
    Bu müdahale, her türlü kirli pazarlığın, mafyatik ilişkilerin, uyuşturucunun, çetelerin, açgözlü müteahhitlerin gözünü diktiği Esenyurt’ta gerçekleşmiş olması ise tesadüfi değildir.
    Bizler emek ve demokrasi güçleri olarak halkın iradesinin gasp edilmesi girişimini asla kabul etmiyoruz. Yargı sopası kullanılarak yapılmak istenen demokrasiye yönelik bu müdahalelere karşı barışın ve özgürlüklerin daim olduğu aydınlık ve demokratik bir ülke için kararlılıkla mücadele edeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.”

    “HUKUKSUZLUKLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Açıklamanın ardından konuşan CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol şunları söyledi:

    “Bir kez daha bir utanç tablosu ile bir hukuksuzluk ile karşı karşıyayız. Artık yeter diyoruz. 2024 yılında, kısa bir süre önce Esenyurt’ta her 2 yurttaştan birinin oyunu alarak seçilen belediye başkanın kapısına sabaha karşı dayanmayı kabul etmiyoruz. Seçilmiş belediye başkanını uydurma gerekçelerle, hukuk dışı yollarla, seçmenin iradesini yok sayarak görevden almaya, bir utanç rejimi olan kayyum rejimini bir kez daha diriltmeye kalkanlara izin vermeyeceğiz. Bu iktidar, bu karanlık sona erecek. İnanıyoruz ki barıştan, demokrasiden yana bir iktidar gelecek. Bu faşist rejime son vereceğiz.”

    DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça Cupolo ise, “Bugün Ahmet’in hakkını savunamazsak, yarın Ekrem’in hakkını da savunamayız. Asıl tehlike demokrasiye, demokratik yönetimlere yapılan saldırıdır” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Sağlık örgütlerinden açıklama: Sağlıkta şiddet sona ersin!-VİDEO

    Sağlık örgütlerinden açıklama: Sağlıkta şiddet sona ersin!-VİDEO

    PİRHA-Sağlık örgütleri, “Sağlıkta Şiddetle Mücadele Günü” dolayısıyla açıklama yaptı. Açıklamada ” İflas eden sağlık sistemi sağlıkta şiddetin daha da artmasına zemin hazırlamıştır. Artık hiçbir sağlık ve sosyal hizmet emekçisinin kılına zarar gelmesine tahammülümüz kalmamıştır” denildi.

    “Dr. Ersin Arslan’ı ve sağlıkta şiddet sonucu yitirdiklerimizi unutmadık” diyen sağlık örgütleri, 17 Nisan Sağlıkta Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde Ankara Tabip Odası (ATO) Toplantı Salonunda basın açıklaması düzenledi.

    Açıklama, Dr. Ersin Arslan‘ı ve sağlıkta şiddet sonucu hayatını kaybedenler için saygı duruşu ile başladı

    Ankara Dişhekimleri Odası, Ankara Tabip Odası, Birinci Basamak Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, Genel Sağlık ve Sosyal Hizmet Kolu Kamu Çalışanları Sendikası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği adına açıklama metnini SES Ankara Şube Eş Başkanı İbrahim Kara okudu.

    “SAĞLIK ÇALIŞANLARI HASTALAR İLE KARŞI KARŞIYA GETİRİLİYOR”

    İbrahim Kara, 17 Nisan 2012 tarihinde bir hasta yakınının bıçaklı saldırısı sonucu yaşamını yitiren Dr. Ersin Arslan’ı anarak, “Türk Tabipleri Birliği, bu acı günü “Sağlıkta Şiddete Karşı Mücadele Günü” ilan etti. Dr. Göksel Kalaycı (2005), Dr. Ali Menekşe (2008), Dr. Ersin Arslan (2012), Dr. Kamil Furtun (2015), Dr. Aynur Dağdemir (2015), Dr. Fikret Hacıosman (2018), Dr. Ekrem Karakaya ve güvenlik görevlisi Tuğrul Okudan’ı (2022) sağlıkta şiddet sonucu yitirdik. Binlerce sağlık ve sosyal hizmet emekçisi de bu saldırılarda yaralandı, sakat kaldı, mesleğini bıraktı.

    Sağlıkta şiddeti sadece öfkeli hasta ve hasta yakınlarının saldırılarından ibaret bir toplumsal olgu olarak görmek yeterli değildir. Toplumumuzda günden güne yaygınlaşma eğilimi gösteren şiddet eylemleri sağlık kurumlarını ve çalışanlarını ciddi biçimde etkilemekte, sadece şiddet görme endişesi dahi çalışanların tedirginliğine, tükenmişliğine neden olmaktadır. Sağlıkta şiddetin önlenmesinde sağlık çalışanlarına yönelik hakların, şiddet uygulayanlara yönelik yaptırımların ve güvenliğe yönelik önlemlerin hepsinin birlikte ele alınması gerekmektedir. Şiddetin kaynağı bir olmadığı gibi çözümü de bir değildir. Sağlıkta Dönüşüm Programının ve sağlık hizmetlerinin piyasalaşmasının bir sonucu olarak sağlık alanında yaşanan sorunlar, sağlık çalışanı-hasta ilişkisini zedeledikçe, sağlık çalışanları yaşanan olumsuzlukların sorumlusuymuş gibi hastalarla karşı karşıya getiriliyor” dedi.

    “ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE YÖNELİK ETKİLİ BİR ÖNLEM ALINDIĞINI GÖRMÜYORUZ”

    Ankara’da da bütün sağlık kuruluşları şiddet mahalli olmuş durumda olduğunun altını çizen Kara,”Sağlıkta şiddet önlenebilir bir olgu olmasına karşılık ortalama her 24 saatte 30’dan fazla sağlık çalışanı görevi başında sözlü veya fiziksel şiddete uğruyor. 2021 sonrası veriler açıklanmasa da 2023 sonu itibariyle Beyaz Kod sistemin120binden fazla şiddet bildirimi yapıldığını tahmin ediyoruz. Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği-İMDAT’ın 2023 yılında şiddet verilerine ilişkin yaptığı çalışmada şiddetin bir önceki yıla göre % 86 artış gösterdiğini, sadece medyaya yansıyan 457 şiddet vakasının % 43’nün hemşirelere, % 41’nin ise hekimlere yönelik olarak gerçekleştiğini, giderek artan oranda da kesici, delici aletler ile silahların devreye girdiğini görüyoruz. Bu ağır tabloya karşın, Sağlık Bakanlığı tarafından sağlıkta şiddetin önlenmesine yönelik etkili bir önlemin alındığını görmüyoruz.

    Ankara’da da bütün sağlık kuruluşları şiddet mahalli olmuş durumda. Acil servislerden aile sağlığı merkezlerine, özel hastanelere kadar şiddet her yere yayılmış durumda. Öyle ki Ankara Eğitim Araştırma Hastanesi acil servisinde patlayan silahtan çıkan mermilerden sağlık çalışanları kıl payı kurtuldu. Yetkililerden ne bir açıklama geldi, ne bir önlem hayata geçirildi” diye ekledi.

    “SAĞLIKTA ŞİDDETİ TÜRKİYE’DEKİ KUTUPLAŞTIRICI SİYASİ İKLİMDEN AYRI DÜŞÜNMÜYORUZ”

    Sağlıkta şiddeti önlemenin öncelikle siyasi iktidarın ve Sağlık Bakanlığı’nın sorumluluğunda olduğunu belirten Kara şunları söyledi:

    “Ancak sağlıkta şiddetin azaltmak yerine şiddeti besleyecek bir yönetsel tutumda ısrarcı olunuyor. Ne yazık ki, sağlıkta şiddet, artık sorun çözme aracı olarak başvurulan doğal bir davranış ve düşünce biçimine dönüştü. Sağlık çalışanlarına hakaret, küfür, tehdit, aşağılama, darp ve hatta cinayet, sorunlar karşısında başvurulan genel geçer bir yöntem halini aldı.

    Sağlıkta yaşanan şiddeti Türkiye’deki kutuplaştırıcı siyasi iklimden ve toplumsal şiddetten de ayrı düşünmüyoruz. Sağlık ortamındaki şiddet, sıklıkla hasta ya da hasta yakınlarından sağlık çalışanlarına yönelse de, aslen sorunun sağlık sistemi olduğu açık olarak görülebilir. Bu nedenle, uygulanmakta olan sağlık politikalarını ele almadan gösterilecek hiçbir yaklaşım sağlıkta şiddetin çözümüne yönelik etkili bir çözüm ortaya koyamayacak.

    “SAĞLIKTA ŞİDDETİ ÖNLEME YASASİ CAYDIRICI OLARAK DÜZENLENMELİ”

    2003 yılından bu güne yanlış uygulanan sağlık politikaları sağlık çalışanlarının saygınlığını ve mesleki itibarını ortadan kaldırmıştır. Şiddetin önlenmesi için yapılması gereken, sağlık çalışanlarının mesleki itibarının tekrar kazandırılmasıdır. Ayrıca sağlıkta şiddeti önleme yasasının şiddeti önleyici ve caydırıcı olarak düzenlenmesi gerekir.

    Sağlıkta şiddeti önlemeye yönelik yapılacak bir düzenlemede sağlık çalışanlarına yönelik her tür şiddete asla hoşgörü gösterilmeyeceği, aksine şiddet faillerinin cezalandırılacağı düşüncesi yerleştirilmelidir.

    “İFLAS EDEN SAĞLIK SİSTEMİ ŞİDDETİN ARTMASINA ZEMİN HAZIRLAMIŞTIR”

    Sağlık Bakanlığı’nın görevleri arasında; halkın sağlığını korumanın yanı sıra sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve sağlıklı, şiddetten uzak bir yaşam sürmeleri için gerekli çalışma ortamının oluşturulması da yer alır. Sağlık emek ve meslek örgütleri defalarca bu şiddet ortamını düzeltecek, iyileştirecek öneriler sunarken, siyasi iktidar bu önerilere kulaklarını tıkayarak yanıt verdi.
    Sonuç ortadadır: İflas eden sağlık sistemi sağlıkta şiddetin daha da artmasına zemin hazırlamıştır. Artık hiçbir sağlık ve sosyal hizmet emekçisinin kılına zarar gelmesine tahammülümüz kalmamıştır.”

    PİRHA/ANKARA

  • KESK’ten Özak Tekstil işçilerine destek

    KESK’ten Özak Tekstil işçilerine destek

    PİRHA-Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Ankara Şubeler Platformu, Urfa’da sendikalaşma mücadelesi yürüttükleri için işten çıkarılan Özak Tekstil işçilerine destek verdi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Ankara Şubeler Platformu, baskılara karşı iş bırakma eylemini sürdüren Özak işçilerine ilişkin Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması yaptı.

    KESK Ankara Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü İbrahim Kara, AKP iktidarının yanlış ekonomi politikaların faturasını işçilere, emekçilere ve yoksul halka çıkarttığını belirterek, enflasyonist politikalara karşı halkın her geçen gün yoksullaştığını ve halkın yoksullaşmaya karşı itirazlarını yükselttiğini kaydetti.

    “İktidar yükselen itirazları bastırmak için her türlü aracı kullanıyor” diyen Kara, her türlü saldırıya rağmen işçi ve emekçilerin mücadele kararlılığının bastırılamadığına dikkat çekti. “Fabrikalardan, iş yerlerinden sendikalaşma haberi, direniş haberi gelmeye devam ediyor” diyen Kara, “Tam da bu günlerde biz işçilerin, emekçilerin en çok ihtiyaç duyacağı araç sınıf dayanışması olacaktır” şeklinde konuştu.

    “ZAFERE KADAR DİRENİŞİ SÜRDÜRME KARARI ALDILAR”

    Özak Tekstil işçilerinin mücadelelerinin kararlılıkla sürdüğünü söyleyen Kara, işçilerin taleplerinin kabul edilmesini istedi. Kara, ayrıca Urfa Valisi’nin işçilere dönük tutumunu eleştirerek, “Urfa Valiliği, 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde yaptığı insan haklarına saygı içerikli basın açıklamasında Özak Tekstil işçilerini hariç tuttu. Urfa Valiliği ya Özak Tekstil işçilerini insan olarak görmüyor ya da Vali Bey’e göre haklar sadece patronlar için var” dedi.

    (MA)

  • SES Eş Genel Başkanı Kara: KHK ile ihraç edilen sağlıkçılar görev bekliyor-VİDEO

    SES Eş Genel Başkanı Kara: KHK ile ihraç edilen sağlıkçılar görev bekliyor-VİDEO

    PİRHA – SES Eş Genel Başkanı İbrahim Kara, koronavirüs salgınına ilişkin PİRHA’ya konuştu. Kara, “Şeffaflığa ilişkin hala toplumu ikna edebilecek bir durum söz konusu değil. Sağlık çalışanlarına virüs bulaşmayacak şeklinde hareket ediliyor” dedi. Kara, KHK ile ihraç edilen sağlık emekçilerinin görev beklediğini söyledi. 

    Koronavirüs salgını sürecinde sağlık emekçilerinin yaşadığı sorunlara ve genel işleyişe ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulunan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Eş Genel Başkanı İbrahim Kara, “Öncelikle gerçekten ülkemizde ciddi bir salgınla karşı karşıya olduğumuzu tüm toplum biliyor, bu konuya ilişkin farkındalık yaratıldı. Ama hala toplumun, bireylerin yapması gerekenlere ilişkin ciddi eksiklikler söz konusu. Özellikle basında koronavirüs tehlikesine karşı alınması gereken önlemler toplumla bir şekilde paylaşılıyor. Toplumun bu konuda duyarlı olması, hastanelere ihtiyaç olmadığında gitmemesi yönünde çağrılar yapılıyor veya özellikle riskli insanların evlerinden çıkmamasına ilişkin bir bilgilendirme yapılarak koronavirüs salgınını en az tehlikeyle atlatabilme çabasının içerisine girmiş vaziyette” ifadelerini kullandı.

    “BAKANLIĞIN, SAĞLIK ÖRGÜTLERİNİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİNİ ALMASI GEREKİYOR”

    Türkiye’nin bir kriz kapısında olduğunu ve bu krizin aşılmasında yetkililere, sağlık emekçilerine ve halka büyük görevler düştüğünü belirten Kara, şöyle devam ettiÇ

    “Tabi bu salgınla baş edebilmenin yolu öncelikle bu sürecin şeffaf bir şekilde yürütülmesi ile doğru orantılı. Şeffaflık açısından baktığımızda toplum ne yazık ki Sağlık Bakanlığı’nın yapmış olduğu açıklamalara pek inanamıyor, inanmak konusunda kaygı duyuyorlar. Verilerin sağlıklı olduğuna ilişkin de şüphe duyuyorlar. Sağlık Bakanlığı’nın tek merkezden bu tür açıklamaları yapıyor olması ile ilintili olduğunu altını çizmemiz gerekiyor. Sağlık Bakanlığı kendisine gelen verileri ya da ülkedeki bu süreci bu salgın sürecini nasıl yönetildiğine ilişkin sağlık alanındaki emek ve meslek örgütleri ile kesinlikle paylaşmıyor. Biz de ancak arkadaşlarımızdan aldığımız bilgilerle bu süreci yönetmeye ve bu sürece katkı sunmaya çalışıyoruz. Aldığımız bilgiler doğrusunda Sağlık Bakanlığı’nı ya da hastanelerin yönetimlerini uyarmaya çalışıyoruz. Ama aslında olması gereken şey bir masanın etrafında bir kriz merkezinin içerisinde bu alandaki sağlık alanındaki örgütlü emek ve meslek örgütlerinin temsilcilerinin de olması, onların da görüş ve önerilerini alınması, aktarılması onların da bu sürece katkı sunmasıyla böylesi bir süreçten daha başarılı çıkmamızın önünde herhangi bir engel söz konusu değil.”

    “SAĞLIK ÇALIŞANLARI KAYGILI”

    Kara, şöyle devam etti:

    “Bütün uyarılarımıza ve bugüne kadar yürüttüğümüz çabalar göz önüne alınarak ufak bir değişikliğe gidildi ama bu bile yetmiyor. Çünkü sağlık çalışanları kaygılı, sağlık çalışanlarının birkaç nedenle kaygıları var. Bir kendilerine ilişkin kaygıları var. En az kaygı duydukları şey bu. Ailelerine ilişkin kaygılar var. Bir diğeri de sağlık hizmeti verdikleri topluma ilişkin kaygıları var. Virüsü kaptıkları andan itibaren öncelikle bulundukları her ortamda ister istemez bulaştırmak zorunda kalacaklar. Çünkü birçok hastayla ilgileniyorlar, hastane koridorunda geziyorlar, toplu kalabalık yerlerde, sağlık hizmeti ürettikleri için bulundukları her yerde benzer bir süreci yaşayacaklar, birçok insana da ister istemez farkında olmadan virüsü bulaştıracaklar. Bir diğeri evlerine gidecekler çocuklarına sarılacaklar, belki insanların ailelerin ve yakınlarının da ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu böyle bir durumda onlarda ciddi sorun yaşıyorlar sağlık çalışanları bundan dolayı kaygılı.

    “AÇIK BİLGİ VERİLMİYOR”

    Bir diğeri de açık bilgi verilmiyor. Virüse ilişkin bir duyum ya da olası ihtimal gibi durumlarında bile sağlık çalışanları kişilere sağlık hizmeti sunuyorlar. Eksik ekipmanla. Kendilerine virüsün ulaşma riskini göze alıyorlar. Bu tür bilgilerin olmaması, herhangi bir vakayı izlemeye çalışma gayretleri şeffaf olmaması sağlık çalışanlarında ciddi bir riske sokuyor. Bunun anlamı şu  sağlık çalışanları hasta olursa, toplum bir bütün olarak hasta olacaktır.. Bu nedenle başta sağlık bakanı olmak üzere yöneticilerin sağlık çalışanlarını koruyacak hızlıca önlemler almak zorunda. Bugüne kadar toplum sürekli bilgilendirildi, toplumda bulaşır oluşmasın diye toplumda birçok önlemler alınmaya çalışıldı, önlemler alındı eksik de olsa bir süreç işletildi.

    “EKİPMANLAR ZİMMET KARŞILIĞINDA SAĞLIK ÇALIŞANLARINA VERİLİYOR”

    Ne yazık ki sağlık çalışanına ilişkin böylesi bir süreç maalesef ve maalesef işletilmiyor. Ne virüse ilişkin bir bilgi, ne de çalıştıkları ortamda bu sürecin nasıl yönetileceğine ilişkin bir bilgi bir aktarım söz konusu değil.

    Tabii ki koruyucu ekipman, Sağlık Bakanı çıkıyor televizyonlarda bas bas bağırıyor ben kendim hallediyorum, herhangi hastanede herhangi bir sorun yok diyor. Buyursun beraber hastanelere gidelim ziyaret edelim. Hiçbir hastanede maske ve eldiven sağlık çalışanların talepleri doğrultusunda bile verilmiyor. Neredeyse zimmet karşılığında sağlık çalışanlarına veriliyor.”

    “İHRAÇ EDİLMİŞ SAĞLIK EMEKÇİLERİ GÖREV BEKLİYOR”

    “Öncelikle personel eksikliği mutlaka giderilmeli, KHK ile ihraç edilmiş sağlık çalışanları hazır görev bekliyorlar. Ya da güvenlik soruşturması nedeniyle yani kendilerine yandaş olmayanları, kamu kurumlarında çalıştırmayan zihniyet şimdi o güvenlik soruşturmasında olumsuz sonuçlanan sağlık emekçilerini göreve davet edebilirler. Veya atama bekleyen yüz binlerce sağlık emekçisi var. Bunları da göreve davet ederek en azından bu süreci sağlık hizmeti sunumunu aksamasının önünde personel eksikliği olarak duran bu durumu ortadan kaldırabilir” diye konuşan Kara, “Bu nedenle başta sağlık çalışanlarının sağlığı olmadan halkın sağlık hizmeti ciddi zarar görür. Yani bizsiz sağlık olmaz diyoruz. Bu nedenle de bizim taleplerimizin görünür olması gerekiyor” çağrısında bulundu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

  • Sağlıkçılardan ‘Savaşa karşı barışı savunacağız’ açıklaması-VİDEO

    Sağlıkçılardan ‘Savaşa karşı barışı savunacağız’ açıklaması-VİDEO

    PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri (SES) Türkiye’nin Suriye operasyonuna tepki göstererek, “Savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı savunmaya devam edeceğiz” açıklamasını yaptı.

    Haberin videosu

    Türkiye’nin, Suriye harekatına beş gün ara verilmesine karşın yapılan anlaşmanın ardından Resulayn kentinden bombardıman ve silah sesleri gelmeye devam ediyor.

    Operasyonların tümüyle durması ve ölümlerin yaşanmaması konusunda görüş paylaşan bir kesim de sağlıkçılar oldu.

    Akar Otel’de basın açıklaması yapan SES Merkez Temsilciler Kurulu, “Savaş televizyonlarda izlenecek bir oyun değildir” diyerek çatışmalara son verilmesi yönünde çağrı yaptı.

    “BU SAVAŞ İNSANDA VE DOĞADA TAHRİBATLARA NEDEN OLACAKTIR”

    Basın metninin okuyan SES Eş Genel Başkanı İbrahim Kara, şunları söyledi:

    “Savaş; sakatlıktır, ölümdür. Savaş; insanların yerlerinden yurtlarından göç etmesidir, mülteciliktir. Savaş; ekolojik ve yerleşim yerlerinin yıkımıdır. Savaş; açlıktır, yoksulluktur.

    Savaş; toplum sağlığının yok edilmesidir. Ülkemizde ve dünyada darbelerin, savaşların ve ekonomik krizlerin bedelini zenginler değil, ne yazık ki yoksul emekçi halklar ödemektedir.

    AKP iktidarı ülke güvenliğini bahane ederek toplumu bir bütün olarak güvensiz bir ortama fiilen sürüklemekte olan OHAL ile tek adam rejimi inşa edilmek istenmektedir. Toplumun da bu faşizan uygulamalara biat etmesi istenmektedir.

    Yine ülke güvenliği söylemleri ile başlatılan ve on gündür sürdürülen Kürt, Türk, Arap halklarının kardeşlik duygusunu zedeleyecek ve bir arada yaşamı olanaksız hale getirecek olan ‘Barış Pınarı Askeri Operasyonu’nu toplumun koşulsuz kabul etmesi için baskılar uygulanmaktadır.

    Ortadoğu halklarının savaş ve inkar politikalarına, emperyalist işgallere değil barış içerisinde ve kardeşçe bir arada yaşamaya, demokratik ve özgür bir geleceğin inşasına, demokratik ve bağımsız ortaklığa yani barışa ihtiyacı vardır.

    O nedenle Ortadoğu halkları koşulsuz bir şekilde savaşın karşısında özgürlük ve barış mücadelesini yükseltmek zorundadır.

    Aksi takdirde, sürekli dikkat çektiğimiz gibi bu savaşta da bebeklerin, gebelerin, kadınların, yaşlıların yaşam hakları başta olmak üzere insanda ve doğada ciddi tahribatlara neden olacaktır. Sağlığımız, toplumun sağlıklı yaşam hakkı elinden alınacaktır.”

    “SAVAŞIN SONUÇLARINI KESTİRMEK NE YAZIK Kİ GÜÇ DEĞİL”

    Kara, sendika olarak operasyonun başlamasıyla birlikte Mardin’in Nusaybin ilçesine giderek incelemelerde bulunduklarına da işaret ederek şöyle devam etti:

    “Nusaybin’de yaptığımız ziyaretler ve görüşmelerde kurumlar ve halktan görgü tanıklarının ifadelerine göre ziyareti yaptığımız tarihe kadar Nusaybin’e yaklaşık 50-60 civarı havan topu düştüğü, yaşanan ölüm ve yaralanmaların 2 havan topunun yerleşim alanlarına isabet etmesi sonucu gerçekleştiği ifade edilmiştir. 2 havan topunun sonucu böyle iken, sürdürülen savaşın toplamda nasıl sonuçları olacağını kestirmek ne yazık ki güç değildir.

    Ziyaretlerimizde tespit ettiğimiz, bizlere aktarılan önemli hususlardan biri de savaş kararının alınmasının ardından burada yaşayan halkın korunması, can güvenliğinin sağlanması için herhangi bir hazırlık yapılmamış, halk yaşanabilecek süreçlerle ilgili bilgilendirilmemiştir.

    Sonuç olarak; sürdürülen savaş süreci bir an önce sonlandırılmalı; herhangi bir gerekçe ile iktidarın politika ve kararları ile aynı düşünmeyenlerin baskı altına alınması kabul edilemeyeceğinden, bu politikalara destek vermeyenlere yönelik her türlü uygulanan baskı sona erdirilmelidir.

    İnsanım diyen herkesi yaşamdan yana tavır almaya savaşa karşı barış, emperyalizme karşı bağımsızlık için mücadele etmeye davet ediyoruz.

    Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak her zaman ve her koşulda savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı savunacağımızı kamuoyuna saygı ile duyururuz.”

    PİRHA / ANKARA

  • SES: Sağlık ve sosyal hizmet alanları birbirinden ayrılamaz-VİDEO

    SES: Sağlık ve sosyal hizmet alanları birbirinden ayrılamaz-VİDEO

    PİRHA – SES, sağlık ve sosyal hizmet alanlarının ayrılması önerisine karşı genel merkez binasında basın açıklaması yaptı. Açıklamada, sağlık ve sosyal hizmet alanlarını ayrılması önerisinin “toplu sözleşmenin ilk kazanımı” olarak sunulmaya çalışıldığı, bunun kabul edilemez olduğu belirtildi.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Genel Merkez binasında “Sağlık ve Sosyal Hizmet Bir Bütündür… İş Kollarına Ayrılamaz!” başlıklı basın açıklama gerçekleştirdi.

    SES Genel Eş Başkanı İbrahim Kara’nın okuduğu açıklamada, sosyal hizmet ile sağlık alanlarının birbirinden ayrı iş kolu olarak görülmesinin yanlış olduğu vurgulanarak, “Sosyal hizmetler alanını ‘sağlık ve sosyal hizmetler’ bütününden kopartılarak ‘büro hizmetleri’ içerisine dahil edilmesi bilimsel bir yaklaşım asla değildir, kabul edilemez.” denildi.

    Açıklama şu ifadeler yer aldı:

    “Bilindiği üzere Temmuz 2018 tarihinde yayınlanan KHK ile Bakanlıkların yapılanmalarında değişiklikler yapılmış, Bakanlıkların sayısı azaltılmış, bu kapsamda bazı Bakanlıklar birleştirilmiştir. Sendikamızın örgütlü olduğu ve kamu sosyal hizmetler faaliyetlerinin yürütüldüğü Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile birleştirilmiş ve yeni bakanlık Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı haline getirilmiştir.

    Bakanlıkların yeni oluşumları ile hizmet kollarının değişip değişmeyeceği ya da ne şekilde değişeceğine ilişkin 2019 yılında düzenleme yapılacağı belirtilmişti. Bu çerçevede hem ‘sağlık ve sosyal hizmetler’, hem de ‘büro bankacılık ve sigortacılık hizmetleri’ dahilinde hizmetler yürütülen yeni Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına yönelik hizmet kolu değişikliği de belirsiz olarak bırakılmıştı. Dünden bugüne sağlık ve sosyal hizmetlerin bir bütün olduğu fikrini savunan ve bu temelde örgütlenen Sendikamız, sosyal hizmetler iş kolunun sağlık alanından ayrılmaması gerektiğine yönelik görüşlerini her fırsatta paylaşmakta, bu doğrultuda mücadele etmektedir.

    Bugün, hizmet kollarının değişmesi ile ilgili çeşitli çalışmalar gündemdedir.  Hem bu değişiklikleri, hem de Sendikamızın değerlendirmelerini tekrar kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.

    Öncelikle, kamu alanında toplu sözleşme görüşmeleri 1 Ağustos’ta başlamıştır. Bugüne kadar geçen sürede iş kollarına ilişkin sadece yetkili sendikaların katılımı ile oluşan komisyonlar, iş kolu taleplerine ilişkin çalışma yürütmüştür. 4688 sayılı kanundaki sınırlılıklar nedeniyle bu çalışmaya sadece yetkili sendikalar katılmakta, yani bugün açısından sadece Memur-Sen’e bağlı sendikalar komisyonda çalışmaktadır. Bu çalışmalar kamuoyuna, kamu emekçilerine ve diğer sendikalara kapalı şekilde gerçekleştirilmektedir. Büro-Memur-Sen’in hemen komisyon görüşmelerinin ardından sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlardan öğreniyoruz ki,  bu komisyonlarda sosyal hizmetler iş kolunun sağlık iş kolundan ayrılarak büro iş kolu ile birleştirilmesine yönelik bir görüş birliğine varılmıştır. Üstelik Büro-Memur-Sen, bunu ‘toplu sözleşmenin ilk kazanımı’ diye reklam etmeye, emekçileri yanıltmaya çalışmıştır.

    “KANUNLARLA  YAPILAN HUSUSLAR YÖNETMELİKLERLE DEĞİŞTİRİLEMEZ”

    Hemen komisyon çalışmalarının akabinde Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından Konfederasyonumuza hizmet kollarında değişiklik yapılmasını içeren bir Yönetmelik Taslağı iletilmiştir. Bu taslakta yer alan değişiklik de, ne yazık ki Büro-Memur-Sen’in söylemiyle uyumlu olarak, sosyal hizmetlerin sağlık iş kolundan ayrılarak büro hizmetleri iş koluna geçirilmesini içermektedir.

    Bakanlık ve bağlı kuruluşlarda sosyal hizmetler kapsamında verilen hizmetin niteliği ve sosyal hizmetlerin esas olarak koruyucu, önleyici, rehabilite edici yönünü göz önünde bulundurarak yapılmak istenen değişikliği SES olarak kesinlikle doğru bulmuyoruz.

    1- İş kollarının belirlenmesi ve iş kolu örgütlerinin şekillenmesinde hizmetin içeriği ve birbiriyle ilişkileri oldukça önemlidir. Bu nedenle Sendikamız, kurulduğundan bu yana sağlık ve sosyal hizmetlerin de ayrılmaz bir bütün olarak değerlendirmiştir.

    Sağlık, Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) de tanımladığı biçimiyle ‘fiziksel-ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali’ olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle sağlık hizmetleri, bireysel ve halk sağlığının korunması ve iyileştirilmesi temeline dayanan tıbbi hizmetlerle birlikte psikososyal anlamda iyiliğin sağlanması, geliştirilmesi ve korunmasına dayanan sosyal hizmetleri de içermektedir. Bu iki alan birbiriyle bağlantılı ve bütünlüklüdür. Bu nedenle, iş kolu belirlemesi yapılırken bu bütün göz önünde tutulmak zorundadır.

    “SİYASİ İKTİDAR YANDAŞ SENDİKALARIN  ÇIKARLARI DOĞRULTUSUNDA HAREKET EDİYOR”

    Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde birleştirilmiş olsa da sosyal hizmetler kapsamında çocuklar, yaşlılar, engelliler, kadınlar, sosyal yardıma ihtiyaç duyanlar başta olmak üzere tüm çocuklar ve tüm toplumun kamu tarafından ve kamu olanakları ile korunmasına, gözetilmesine güçlendirilmesine; istismar-şiddet, ayrımcılık, yoksulluktan korunmasına; bunlara maruz kalanların ise her türlü desteklenmesine yönelik hizmetler sunulmaktadır. Bu hizmetler ağırlıklı olarak 24 saat hizmet veren yatılı ve gündüzlü sosyal hizmet kuruluşlarında disiplinlerarası yaklaşımla mesleki çalışmalar yapılarak verilmektedir. Diğer taraftan bu hizmetler ilgili kurum ve birimlerin teşkilatları ile alanda birebir yardıma ve bakıma gereksinim duyan dezavantajlı kişi ve gruplarla temas halinde çalışılarak, başta sağlık kurumları olmak üzere diğer kurumlarla işbirliği halinde sunulmaktadır.

    Sosyal hizmet alanını kendisi her yönü ile her yerde toplum sağlığı ile ilişkilidir. Sağlık hizmeti de sosyal hizmet de elbette birçok kurum bünyesinde çeşitli birimler tarafından yürütülmektedir ve hepsi toplum sağlığı ile ilgilidir. Ancak sağlık hizmetlerinin organizasyonundan sorumlu ana kurum Sağlık Bakanlığı iken, sosyal hizmetlerin organizasyonundan ana sorumlu kurum da Aile Çalışma ve Sosyal hizmetler Bakanlığıdır. Sosyal hizmet ve sağlık alanları bu kadar iç içe ve bir bütünün ayrılmaz parçaları iken, kamu alanında sosyal hizmetlerin yürütülmesinin ana yükümlüsü olan, esasen kamudaki sosyal hizmetlerin temel omurgasını oluşturan, sosyal hizmetler ve toplum sağlığı bakımından en temel alanlardaki konularda, planlanma, uygulama ve koordinesi görevi bulunan Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesindeki sosyal hizmetler alanını ‘sağlık ve sosyal hizmetler’ bütününden kopartılarak ‘büro hizmetleri’ içerisine dahil edilmesi bilimsel bir yaklaşım asla değildir, kabul edilemez.

    Tüm bu hususlar değerlendirildiğinde tüm toplum sağlığının temini hususunda diğer sağlık ekipleri ile yan yana görev yapan sosyal hizmet alanının bir büro hizmeti gibi algılanarak düzenleme yapılması en başta bu topluma, bu alanda çalışanlara, sağlık ve sosyal hizmet alanlarının kendisine yapılacak en büyük kötülüktür. Canla başla toplum sağlığı için mücadele veren bu alanın farklı yerlerde değerlendirmesini istemek hem etik değil, hem de bilimden uzak bir yaklaşımdır.

    Nitekim, 657 sayılı Devlet memurları kanununda belirlenen hizmet sınıflarına bakıldığında da sağlık ve sosyal hizmet alanlarının bütünlüğünün izlerini görmek mümkündür. (Mülga)Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde sunulurken Bakanlıkların birleşmesi ile Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında birleştirilen sosyal hizmetler alanının ana meslekleri olan Sosyal Hizmet Uzmanı/Sosyal Çalışmacı, psikolog, hekim, fizyoterapist, diyetisyen, hemşire gibi meslekler de sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfına mensuptur. Bu sınıflandırmanın kendisi dahi, iki alanın birbirinden kopartılamayacağını ve verilen hizmetin niteliği itibariyle büro hizmetleri iş kolunda birleştirilemeyeceğini göstermektedir.

    2- Hizmet kollarının ana şekillenişi 4688 Sayılı Kanun ile düzenlenmiştir ve burada iş kolu ‘sağlık ve sosyal hizmetler iş kolu’ olarak belirlenmiştir. Genel bir hukuk kuralı olarak Kanunla düzenlenen bir husus, Yönetmelik ile değiştirilemez; yönetmelik ile yapılacak bir değişiklik ilgili kanunlara aykırı olamaz. Ancak şu an yapılmak istenen değişiklik hem sağlık ve sosyal hizmetler hem de büro hizmet kollarını bütünüyle değiştirdiğinden 4688 Sayılı Kanuna da aykırıdır.

    3- Yapılması gereken; birbirinden tümüyle farklı hizmet işlerinin yapıldığı Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığını bir bütün olarak aynı hizmet kolu kapsamında değerlendirmeye çalışmak değil; adı geçen Bakanlık bünyesinde sosyal hizmetler kapsamında yapılan işlerin bağlı bulunduğu birimlerin iş kollarının Sağlık ve Sosyal Hizmetler iş kolunda kalması; büro ve sigortacılık hizmetleri kapsamında yapılan işlerin bulunduğu birimlerin ‘büro, bankacılık ve sigortacılık hizmetleri’ iş kolunda kalmasıdır.

    Siyasi iktidarı, yandaş sendikaların çıkarları doğrultusunda hareket ederek bilimsel olmayan ve herkese zarar verecek uygulamaları hayata geçirmekten vazgeçip, sağlık ve sosyal hizmet sunumunu bir bütün ele alan yaklaşımla hareket etmeye davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • SES: Sağlık hizmet sunumunu engelleyecek tasarruflardan vazgeçilsin-VİDEO

    SES: Sağlık hizmet sunumunu engelleyecek tasarruflardan vazgeçilsin-VİDEO

    PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sendikası, ekonomik krize ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, “Sağlık ve sosyal hizmetler alanında insanların mutluluğu için gecemizi gündüzümüze katanlar, bu krizin faturasının bizlere ve sağlık ve sosyal hizmet alanlara kesilmesinin engellenmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz, bundan kimsenin kuşkusu olmasın” denildi. 

    Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sendikası (SES), ekonomik krize ve sağlık alanına ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    SES Genel Merkezi’nde yapılan basın toplantısında MYK adına açıklamayı SES Eş Genel Başkanı İbrahim Kara yaptı. Kara, “AKP iktidarı, kriz öncesi ekonomik büyümeden ve refahtan pay alan ülkenin yoksul emekçi halkıymış gibi “hepimiz aynı gemideyiz” söylemleriyle krizin faturasını bizlere ödetmeyi hedefleyen ekonomik programına” diyerek yaptığı açıklamada, şunları dile getirdi:

    “Güvencesizlik derinleşecek, kamu harcamaları sınırlandırılacak, vergiler arttırılacak ve tabii ücretler düşecek. Peki bugünlere nasıl gelindi?

    AKP iktidarı 16 yılını özel sektör borçlanmasını 10, hane halkı borçlanmasını 83 kat arttırarak, borçlanmaya dayanan bir ekonomik büyümeyle, aynı zamanda da inşaat sektöründeki aşırı büyümeyle, mega projelerle derinleştirerek geçirdi. Bu sürede kamuya ayrılan pay giderek azaltıldı. Üstelik ayrılan kaynak da alt yapı çalışmalarında, araştırma-geliştirmede kullanılmadı. Dahası kamu kurumlarının bütçeden aldığı pay, AKP’nin siyasi tercihlerine göre belirlendi. Eğitime, sağlığa, sosyal güvenliğe bütçeden ayrılmayan pay Diyanet İşleri Başkanlığı’na ve Savunma Bakanlığı’na aktarıldı.
    2017 yılında Diyanet İşleri’ne ayrılan 7.8 milyar TL ile dernek, vakıf, birlik, kurum, kuruluş, sandık gibi siyasal islamcı örgütlere aktarılan 3.7 milyarın toplamı, 2018 bütçesinde öngörülen savunma harcamalarının yüzde 19.3’üne, eğitime ayrılan kaynağın yüzde 11.4’üne, Sağlık Bakanlığı bütçesinin yüzde 28’ine karşılık gelmektedir.”

    “KURUMLAR ZARARA UĞRATILMAKTADIR”

    Kara, şöyle devam etti:

    “Raporlara göre çalışmalar plansız ve programsız yürütülmüş, ölçüsüz ve parçalı bir yönetim anlayışı ile davranılmış, yönetimlerde ehil olmayan kişiler bulundurulmuş, pek çok alanda mevzuata aykırı işlemler yapılmıştır. Bütün bunların sonucunda da kurumlar zarara uğratılmıştır; mali işlemlerin hatalı yapılmasından kaynaklı zararlar oluşmuş, memur maaş ödemelerinde hak edilmiş ek gösterge puanları ve öğrenim durumu değişimi güncellenmediği için eksik ödeme yapılmış, taşeron işçilerin kıdem tazminatları hesaplanmamış, alacakların kayıtları düzgün tutulmamış, alacaklara faiz işletilmemiş, döner sermaye işletmelerine ait banka hesaplarında faizsiz nakit bulundurulduğu için kayıp yaşanmış, şehir hastanelerinde muhasebe kayıtları düzgün tutulmadığı gibi Adana ve Mersin Şehir Hastaneleri henüz inşaat halindeyken şirketlere yer ve bahçe bakım hizmeti ödenmeye başlanmış, sadece İŞKUR tarafından ücret ödemesi için gönderilen 21 milyon 793 bin lira ortadan kaybolmuştur.”

    “BELLİ HASTANELERE MALZEME ALIMI İÇİN İHALE YAPILMAMIŞTIR”

    “Diğer taraftan da sağlık hizmet sunumuna hiç bir faydası olmadığı gibi hastalar için de türlü zorluklara neden olan, işlevsiz Şehir Hastanelerine her ay dolar kuruna bağlı kira olarak ödenmektedir. 29 Ekim’de açılacağı duyurulan Bilkent Şehir Hastanesi’nin aylık kirası 1,5 milyon TL’dir. Özetle hükümet ve AKP bürokratları savurgan ve plansız uygulamaları ile kamu kurumlarını zarar uğratmışlardır” diye konuşan Kara, şöyle devam etti:

    “AKP iktidarı, iktidarda olduğu dönemler boyunca tercihini kamusal hizmetlerin sunumunun nitelikli, ücretsiz, ulaşılabilir ve anadilinde olması yönünde değil, yerli ve yabancı sermaye ile birlikte dinci-gerici vakıf ve derneklerin nemalandırılması için kullanmıştır.

    Bir taraftan, elektriğe, doğalgaza, suya ve bütün temel tüketim malzemelerine zam gelirken diğer taraftan da ücretlerimize göz dikilmekte, ekmeğimiz elimizden alınmaktadır. Öyle ki, stajyer öğrencilerin, intörnlerin hastanelerde ücretsiz yemek yemesi Sağlık Bakanlığı’nın emri ile yasaklanmıştır. Geleceğin sağlık ve sosyal hizmet emekçileri bugünden açlığa mahkum edilmektedirler.
    Yine benzer bir durum sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin döner sermayeden aldıkları payın kısılması ya da tamamen ortadan kaldırılması ile devam etmektedir.”

    “DÖNER SERMAYEDEN ALMIŞ OLDUĞUMUZ HAKLARIMIZ GASP EDİLİYOR”

    Kara, açıklamasında şunları kaydetti:

    “Üniversite Hastaneleri’nin büyük bir bölümünde döner sermaye ödemeleri sıfırlanmışken, nöbet ücretleri ödenmezken, Eğitim ve Araştırma Hastaneleri’nde ise döner sermaye ödentilerinde büyük oranda düşüşler olmuştur. Örneğin İstanbul’daki bir hastanede bir uzman hekim Temmuz ayında ortalama 5000 TL döner sermaye ücreti alırken Ağustos ayında bu ücret 3.200 TL’ye düşmüştür. Yine aynı hastanede bir asistan hekim Temmuz ayında ortalama 1200 TL döner sermaye ücreti alırken Ağustos ayında 30 TL, bir hemşire Temmuz ayında ortalama 703 TL döner sermaye ücreti alırken Ağustos ayında 17 TL almıştır.

    Ek ödemelerde durum böyleyken temel ücretlerimizde de erime her geçen gün devam etmektedir. Sağlık ve sosyal hizmetler alanında çalışanların temel ücretleri 2015 Temmuzundan bugüne ortalama 270 dolar ile 373 dolar arasında bir kayıp yaşamıştır.

    Açlık sınırının 1857 TL, yoksulluk sınırının 6424 TL olduğu, üstelik yoksulluk sınırındaki artışın yani temel tüketim maddelerine yönelik fiyat artışının asgari ücretteki artışın yaklaşık 6 katı olduğu, artan zam ve vergi oranlarının alım gücümüzü zayıflattığı yerde bir de ücretlerimizdeki ciddi oranlardaki düşüşler bu ekonomik krizin faturasının kimlere ödetildiğini gözler önüne sermektedir.

    Tabi emekçiler bu haldeyken, kriz sağlık ve sosyal hizmet sunumunu da can kaybına bile neden olabilecek şekilde etkileyecek gibi görülüyor.

    Siyasi iktidar, sağlık ve sosyal hizmeti bir hak olarak görmediğini uygulamaları ile ilan etmeye devam etmektedir dedi.”

    “SOSYAL GÜVENLİK ALANINDA TASARRUF OLUMSUZLUKLARA KAPI ARALAMAKTIR”

    Kara, “Kamudan yapılacağı duyurulan 60 milyon tasarrufun 10 milyonunun sosyal güvenlik alanından yapılacak olması; emekli, yaşlı, engelli ücretlerinin ödenmesini, ilaç ve malzeme giderlerinin karşılanmasını olumsuz etkileyecektir, aynı zamanda da sosyal yardımlar da olabildiğince daralacaktır. Zaten krizin ilk belirtileri sağlık alanına olmuş, ilaca ulaşımda yaşanan sıkıntılar medyaya bile yansımıştır. Kanser hastaları ecza depolarının kapılarını aşındırmaya başlamış, bu durumu duyuran, önlem alınmasını isteyen sendikamız yöneticileri ise yandaş basın tarafından hedef gösterilmiş, darağacında sallandırılmakla tehdit edilmiştir” diye ifade etti.

    “Kamu hastaneleri malzeme alamayacak hale getirilmiştir. Karadeniz Teknik Üniversitesi Hastanesi tedavi seti bittiği için plazmaferez hastalarını kabul edemediğini duyurmuştur. Hemen tüm hastanelerin durumu benzerdir” diyen  SES Eş Genel Başkanı İbrahim Kara şunları ifade etti:

    “Şimdi ise birer ikişer medyanın gündemine hastane yöneticileri tarafından verilmiş “ameliyatları erteleyin” talimatları düşmektedir. Ordu İl Sağlık Müdürlüğü “kalp kapak ve kalp pili ameliyatı yapmayın” talimatı yayınlamakta, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Baş Hekimliği’nin talimatında  “malzeme alınamadığı, ihale yapılamadığı” belirtilmekte ve hekimlerin “devleti zarara uğratmak”la suçlanmayı istemiyorlarsa elektif ameliyat yapmamaları gerektiği yazmaktadır.”

    Kara sözlerini söyle sürdürdü:

    “Bu ve benzeri talimatlara göre; Bir fıtık boğulduğunda, kalp damar tıkanıklığı %70’i geçtiğinde, safra kesesi hastalığı sarılığa neden olduğunda, kalp ritim bozukluğu kapak değişimi yapılmadığı, pil takılmadığı için pıhtı oluşup felce neden olduğunda ancak o zaman insanlar sağlık hizmeti almayı hak etmektedir. Yani Sağlık Bakanlığı ve hastane yöneticileri bizlerden hasta için olay artık geri dönüşsüz boyuta geldiğinde, kişinin genel sağlık durumunu bozduğunda müdahale etmemizi istemektedir.

    Ancak elektif ameliyat keyfi ameliyat demek değildir. Hastanın ameliyata alınmadan önce genel sağlık durumunun en iyi hale getirilmesi için zaman varsa, hastalığı, kişinin genel durumu buna el veriyorsa en uygun zamanda ameliyatını yapmak demektir. Kişinin sağlıklılık durumunu korumak demektir. Oysa verilen talimatlardan anlıyoruz ki; iktidarın mantığına göre insan sağlığının çok da önemi yoktur. Kişinin hastalığı hayati tehlike arz etmiyorsa tedavi olmayı hak etmemektedir. Çünkü onun ameliyatı için harcanacak parayla kurtarılmayı bekleyen büyük şirketler vardır. İsterseniz bunu bir de bel fıtığı nedeniyle her gün dayanılmaz sancılar çeken bir hastaya soralım? Bu hasta her gün ağrı çekmeye devam mı etmeli midir? Müstahak olan bu mudur?” Ya da siz ‘kriz var’ diye ameliyatını ertelerken elektif durumu acile dönebilecek hastalar için ne gibi bir önlem almayı düşünüyorsunuz? Bu konuda hastaya ve bize verebileceğiniz güvence var mıdır ?”

    “SOSYAL HİZMET ALANINDAKİ KESİNTİLERE KARŞI MÜCADELEMİZ SÜRECEKTİR”

    Kara, “Bu birkaç örnek bile ekonomik krizin sorumlularının faturayı kimlere ve nasıl keseceğini gözler önüne sermektedir. Bizler; sağlık ve sosyal hizmetler alanında insanların mutluluğu için gecemizi gündüzümüze katanlar, bu krizin faturasının bizlere ve sağlık ve sosyal hizmet alanlara kesilmesinin engellenmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bundan kimsenin kuşkusu olmamalıdır” ifadelerini kullandı.

    Kara, “Bizlere emeğimizin karşılığı, insanlara ise hakları olan sağlık ve sosyal hizmet sağlanmalıdır. Bu alanlarda yapılan harcamaların telafisi için emeğimize, sağlığımıza, sosyal yardımımıza göz dikmek yerine sayıştay raporlarında da açıkça belirtilen çarçur edilmiş paralara göz dikebilirler. Şirketler, bankalar değil, hayatlar kurtarılmak istenirse yapılması gerekenler hiç de zor değildir. Zamların geri alınmasını, enflasyondan doğan ücret alacaklarımızın ödenmesini, Sağlık ve sosyal hizmet sunumunu engelleyecek tasarruflardan vazgeçilmesini istiyoruz ve alacağız” dedi.

     Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • SES Eş Genel Başkanı Kara: Savaş bir halk sağlığı sorunudur-VİDEO

    SES Eş Genel Başkanı Kara: Savaş bir halk sağlığı sorunudur-VİDEO

    PİRHA- Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçiler Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı İbrahim Kara, PİRHA’ya yaptığı açıklamada, savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğuna söyledi. Kara, “Çünkü, insanlar yerlerinden yurtlarından edilirler. Barınma, beslenme ve en önemlisi de yaşam hakları ellerinden alınır. Böyle bir ortamda savaş ortamında çatışma ortamında doğaldır ki; İnsanlar sağlıksız kalırlar” dedi.

    Haberin videosu

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçiler Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı İbrahim Kara, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu. Kara, AKP’nin ülkede kendi gibi düşünmeyenleri itibarsızlaştırmaya çalıştığını belirterek şunları ifade etti:

    “Aykırı bir ses onların iktidarını yıkabileceğine inanıyorlar ki; bunun doğru olduğunu düşünüyorum. Son olarak Afrin’e yürütülen operasyon döneminde TTB, emekten, barıştan, demokrasiden, insan haklarından yana olan bütün kurumlar savaşa karşı barış ifadesinin yer aldığı açıklamalarda bulundular. TTB’de 7/24 sağlık hizmeti sunan, insan kurtarma eylemini gerçekleştiren, hekim arkadaşlarımızdan bu ülkenin onurlu insanlarından doğallığında savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğunu ifade ettiler. Bunu tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçileri de böyle bilir, böyle ifade ederler. Savaş bir halk sağlığı sorunudur. Yani bu nedenle siyasi iktidar TTB’nin bu açıklamasının hemen ardından basın yayın kuruluşları yani kendi medyaları havuz medyası aracılığıyla, yine Cumhurbaşkanının söylemiyle bu örgütümüze yönelik karalama kampanyası başlatılmış oldu.”

    Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak, bu ülkede savaşın bir halk sorunu olduğunu düşündüklerini söyleyen Kara, şunları belirtti:

    “Niye halk sağlığı sorunudur? İnsanlar yerlerinden yurtlarından edilirler. Barınma hakları ellerinden alınır, beslenme hakları ellerinden alınır. En önemlisi yaşam hakları ellerinden alınır. Böyle bir ortamda savaş ortamında, çatışma ortamında doğaldır ki; insanlar sağlıksız kalırlar. Bu nedenle bizler de TTB’nin yapmış olduğu bu açıklamanın doğru ve yerinde olduğunu ifade ediyoruz. Bu nedenle TTB yöneticilerinin derhal bırakılması gerektiğine inanıyoruz. Bunun için elimizden gelen her ne olursa olsun bu sürece ilişkin katkı yapacağız, eylem ve etkinliklerimizle arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını isteyeceğiz. Çünkü onlar doğru ve yerinde bir düşünceyi ifade ettiler, etmeye de devam edecekler. Onlar yılların birikiminin özetini sundular. Bu topluma, bu toplumu bilinçlendirmeye çalıştılar, onların bıraktığı yerden zaten çalışmalar yürüyor.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA