Etiket: içişleri bakanı

  • Bakan Çiftçi’den Gülistan Doku açıklaması: Şüpheli Umut Altaş ABD’de aranıyor!

    Bakan Çiftçi’den Gülistan Doku açıklaması: Şüpheli Umut Altaş ABD’de aranıyor!

    PİRHA- İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Ankara’da medya temsilcileriyle bir araya gelerek Türkiye’nin gündemindeki kritik dosyalara ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bakan Çiftçi, yıllardır çözülemeyen Gülistan Doku soruşturmasından son dönemde artan okul saldırılarına karşı alınacak yeni güvenlik önlemlerine kadar pek çok konuda hükümetin yol haritasını paylaştı.

    “ESKİ VALİ TUTUKLU, ŞÜPHELİ ABD’DE”

    Dersim’de 6 yıl önce kaybolan üniversite öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin konuşan Bakan Çiftçi, sürecin artık çok daha derinlemesine ve tavizsiz yürütüldüğünü vurguladı.

    Bakan Çiftçi, cinayet şüphesiyle aranan Umut Altaş’ın 2022 yılında Meksika üzerinden yasa dışı yollarla ABD’ye geçtiğinin tespit edildiğini belirterek, “Şüpheli şu an ABD sınırları içerisinde aranıyor” bilgisini verdi.

    Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel hakkındaki “delil karartma” iddialarının üzerine gidildiğini hatırlatan Çiftçi; Sonel’in 17 Nisan’da görevden uzaklaştırıldığını, 21 Nisan’da ise tutuklandığını teyit etti.

    Jandarma Genel Komutanlığı’nın teknik desteğiyle mezar yerinin tespiti için lojistik çalışmaların sürdüğünü belirten Bakan, “Hiçbir süreç karanlıkta kalmayacak” dedi.

    HABER MERKEZİ

     

  • Kordu’dan Yerlikaya’ya: Son 10 yılda Dersim’de kaç uyuşturucu satış suçu işlenmiştir?

    Kordu’dan Yerlikaya’ya: Son 10 yılda Dersim’de kaç uyuşturucu satış suçu işlenmiştir?

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’de yaygınlaşan uyuşturucu kullanımı ve ticaretini TBMM’ye taşıdı. Kordu, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması için verdiği soru önergesinde, Türkiye’de 2023 yılında 251 bin 103 uyuşturucu suçu işlendiğini hatırlatarak, “Son 10 yılda Dersim’de kaç uyuşturucu satış suçu işlenmiştir? Söz konusu suç bağlamında kaç kişi hakkında işlem yapılmıştır?” diye sordu.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’de yaygınlaşan uyuşturucu kullanımı ve ticaretini TBMM’ye taşıdı.

    Kordu, Dersim’de yaşanan olaylarda toplam 312 bin 148 kişinin gözaltına alındığını, 2020-2023 döneminde uyuşturucu ile ilgili hakkında işlem yapılan kişi sayısının ise 1 milyon 77 bin 148 olduğunu belirtti.

    AKP’nin 22 yıllık iktidarında uyuşturucu ile mücadele yerine uyuşturucu ticaretini bilinçli bir politikayla kontrol altında tuttuğunu ifade eden Kordu, bu yolla dolaylı yollardan uyuşturucu ticaretinin kontrol edilerek sermayenin belli bir kesimde aktarılmasının ve gençlerin uyuşturucu kullanmasını sağlayarak apolitikleşmesinin sağlanmasının hedeflendiğini kaydetti.

    Dersim ve diğer Kürt illerinde gençliğin kendi içerisinde yalnızlaştırıldığını ve gençlerin yaşam biçimlerinin adeta kolluk kuvvetlerinin denetimi altına alınmaya çalışıldığını kaydeden Kordu, “Gençlerin uyuşturucuya yönelmelerinin altında yatan sebeplerin kolluk kuvvetlerinin uyuşturucu kullanımına göz yumması veya uyuşturucunun gençler arasında yaygınlaşmasına alan açması gibi nedenler olduğu iddia edilmektedir” dedi.

    Kordu şöyle devam etti:

    “Bu iddianın gerekçesi ise; devlet özel savaş politikasında araç olarak kullandığı uyuşturucuyu gençliğinin apolitikleşmesini ve kendi kimliğinden uzaklaşmasını sağlamayı hedeflenmesi olarak ifade edilmektedir. Yüzyılı aşkın bir süredir çözümsüz bırakılan Kürt sorunuyla mücadele etme yöntemi olarak kullanın uyuşturucu gibi özel savaş politikasının araçlarıyla devlet, gençleri değiştirme dönüştürme gücünden yoksun bırakmayı politik bir tutum olarak belirlemiştir. Özel savaş politikalarının bir parçası olarak Kürt kentlerinin yanı sıra son yıllarda özelikle metropollerde artan biçimde ajanlaştırma, cinsel saldırı, uyuşturucu ve çeteleşme yoluyla özellikle gençlerin iradelerini kırmak, öz değer ve kimliklerinden utanır kılınarak devrimci-yurtsever potansiyellerini yok etmek üzerine kurulu bir yapı oluşturulmak istenmektedir.

    “DERSİM YOZLAŞTIRILMAK İSTENİYOR”

    Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin geçtiğimiz mart ayında aktardığı verilere göre dünya genelinde 300 milyon kişinin uyuşturucu madde kullandığı tahmin edilmektedir. Avrupa Uyuşturucu ve Bağımlılık İzleme Merkezi 2023 Avrupa Uyuşturucu Raporu’na göre ise en yaygın 6 uyuşturucudan 3’ünün en fazla ele geçirildiği ülkenin Türkiye olduğu belirlenmiştir. Özellikle son yıllarda Dersim’e yönelik devlet tarafından geliştirilen özel politikalar nedeniyle, Dersim kültürü, inancı, dili asimile edilmeye çalışılırken, aynı zamanda uyuşturucu ve fuhuş çeteleriyle de bir bütün olarak Dersim toplumu yozlaştırılmak istenmektedir.

    Bu bağlamda;

    1-Son 10 yılda Dersim’de kaç uyuşturucu satış suçu işlenmiştir? Söz konusu suç bağlamında kaç kişi hakkında işlem yapılmıştır?

    2-Son 10 yılda Dersim’de uyuşturucu kullanma, satma suçuna karışmış kamu görevlisi var mıdır? Varsa haklarında nasıl bir işlem yapılmıştır?

    3-Dersim’de uyuşturucu kullanma ve uyuşturucu bağımlılığı ile ilgili son 10 yılın verileri nelerdir?

    4-Gençlerin uyuşturucuya yönelmelerinin altında yatan sebeplerin kolluk kuvvetlerinin uyuşturucu kullanımına göz yumması veya uyuşturucunun gençler arasında yaygınlaşmasına alan açması gibi nedenler olduğu iddiası doğru mudur?

    5-Dersim’de uyuşturucunun giderek yaygınlaşmasının nedenleri hakkında bir çalışma var mı?

    6-Dersim’de uyuşturucunun giderek yaygınlaşmasına karşı ve artan uyuşturucu kullanımının önlenmesine dair etkin bir mücadele programınız var mı?

    7-Son yıllardaki uyuşturucu kullanma yaşının 12-13’a düşmesi göz önünde alındığında, kolluk güçlerinin okul ve okul çevreleri ile birlikte gençlerin sosyal alanlarında gerekli önlem almasına ilişkin bir programınız var mı? Varsa, böyle bir programa rağmen gençler arasında uyuşturucu kullanılmasının giderek yaygınlaşmasının nedenleri nedir?”

    PİRHA/DERSİM

  • Fırat: Depremzedelerin konteyner ihtiyaçları ne zaman karşılanacak?

    Fırat: Depremzedelerin konteyner ihtiyaçları ne zaman karşılanacak?

    PİRHA- Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması için verdiği önergede, depremzedelerin konteyner ihtiyaçlarının ne zaman karşılanacağını, çadırlarda yaşayan insanların akrep veya yılan sokmalarına karşı korunmaları için nasıl bir önlem almayı düşündüklerini sordu. 

    Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, 6 Şubat 2023 tarihine meydana gelen ve Maraş Pazarcık-Elbistan ilçeleri merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde olan ve binlerce artçı sarsıntı ile 11’den fazla ili etkileyen depremlerin ardından yaşananları İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması için Meclis Genel Kurulu’na soru önergesi verdi.

    Fırat soru önergesinin gerekçesinde şunları belirtti:

    “6 Şubat 2023 tarihine meydana gelen ve K.Maraş Pazarcık-Elbistan ilçeleri merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde olan ve binlerce artçı sarsıntı ile 11’den fazla ilimizi etkileyen depremlerde; 50 binden fazla insanımız yaşamını yitirmiş, 100 binden fazla insanımız yaralanmıştır. Enkaz altından çıkarılmayan ve kayıp olanların sayısı ise bilinmemektedir. Yine 100 binin üzerinde binanın yıkıldığı veya kullanılmaz halde olduğu kamuoyuna yapılan açıklamalara yansımıştır. Yaşanan bu depremin böylesine büyük can kaybına ve maddi hasara yol açmasının nedeni AKP-MHP iktidarının yanı sıra AFAD-KIZILAY gibi sorumlu kuruluşların, deprem öncesinde alınması gereken tedbir ve önlemleri almadığı gibi yardım ve kurtarma çalışmalarında yetersiz kaldığı bütün kamuoyu tarafından görülmüştür.
    Tarihte az görülecek boyutta, binlerce kilometrekarelik alanı kapsayan ve büyük can ve mal kayıplarına neden olan bu depremlerin ekonomik ve sosyal sonuçlarının etkisi depremi yaşayanlar açısından her geçen gün daha derinden hissedildiği biliniyorken, depremde binaları ve evleri yıkılan hasar gören halkın temel ihtiyaçları halen daha tam olarak karşılanamamıştır.
    Özellikle Malatya, Adıyaman ve Hatay gibi illerimizde halen daha çadırlarla kalan depremzedelerin konteynır ihtiyaçları devam etmektedir. Bu durum, sel suları, salgın hastalıklar, soba zehirlenmeleri, çadır yanmaları gibi sorunlara neden olurken, zorlu yaşam koşulları mücadele etmek zorunda kalan depremzedelerin aynı zamanda akrep, yılan gibi sürüngenlerin sokmalarıyla yaşamları için tehlike arz etmektedir.

    Milletvekili Celal Fırat bu bağlamda, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya şu soruları yöneltti:

    1. Çadırlarda yaşayan insanların akrep veya yılan sokmalarına karşı korunmaları için nasıl bir önlem almayı düşünüyorsunuz?
    2. Başta Malatya, Adıyaman ve Hatay illeri olmak üzere, diğer illerde çadırlarda yaşayan depremzedelerin konteyner ihtiyaçları ne zaman karşılanacaktır?
    3. Deprem bölgesinde halen daha kaç aile çadırlarda, kaç aile konteynırlarda yaşamaktadır, bunların illere göre dağılımı nasıldır?

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Alevilere yönelik tehdit ve saldırı içeren 42 vakanın akıbeti neden açıklanmıyor?’

    ‘Alevilere yönelik tehdit ve saldırı içeren 42 vakanın akıbeti neden açıklanmıyor?’

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, Mersin Yenişehir’de Alevi evlerinin işaretlenmesiyle birlikte 2012 ve 2022 yılları arasında kamuoyuna yansıyan Alevilere yönelik tehdit ve saldırı içeren toplam 42 vakayı Meclis gündemine taşıyarak, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması için soru önergesi verdi. Kenanoğlu, “Bu 42 vakadan faili tespit edilenlere nasıl bir işlem yapılmıştır?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, 17 Kasım 2022 tarihinde Mersin Yenişehir’de Alevilerin evlerinin işaretlenmesiyle birlikte 2012 ve 2022 yılları arasında kamuoyuna yansıyan Alevilere yönelik tehdit ve saldırı içeren toplam 42 vakayı Meclis gündemine taşıdı.

    İçişleri Bakanlığı’nı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle verilen soru önergesinde, Mersin’in Yenişehir ilçesine bağlı Batıkent Mahallesi’nde 5 Alevi yurttaşın evinin işaretlendiğini belirten Kenanoğlu, Alevilere yönelik nefret söylemi, tehdit ve ev işaretlenmesi gibi vakaların artarak devam ettiğini vurgulayarak söz konusu vakalara ilişkin kamuoyuna aydınlatıcı bilgi verilmediğine dikkat çekti.

    “2012 YILINDAN BU YANA ALEVİLERE YÖNELİK 42 SALDIRI GERÇEKLEŞTİ”

    Kenanoğlu’nun verdiği soru önergesi metninde şu ifadelere yer verildi:

    “Alevi toplumuna yönelik nefret söylemi, tehditler ve evlerinin işaretlenmesi gibi vakalar artarak devam etmektedir. Bu vakaların hız kesmemesinin nedenlerinden biri de kamu otoritesinin etkin bir şekilde harekete geçmemesinden kaynaklanmaktadır. Bugün itibariyle 2012 yılından bu tarafa, farklı tarih ve bölgelerde son Mersin saldırısı ile birlikte toplam 42 vaka gerçekleşmiştir.

    Alevilerin evlerine çarpı (X) işareti konulması ve tehdit içeren yazılar yazılması, Alevi toplumuna karşı nefret suçuna girmektedir. Bu nefret suçunu işleyenlerin üzerine ciddiyetle gidilmediği, faillerine ulaşılmadığı ve kamuoyuna bu konularda yeterli bilgi verilmediği bilinen bir gerçekliktir. Bu durum Alevilere düşmanlık besleyenlere cesaret vermekte ve sonraki vakaların rahatlıkla yaşanmasına sebep olmaktadır.

    “SALDIRILARILARLA İLGİLİ BİLGİLENDİRME YAPILMADI”

    En kısa zamanda güçlü bir irade ortaya konulmazsa, Sivas, Maraş, Çorum gibi Alevi katliamlarının acısını ve öfkesini üzerinden atamamış Alevi toplumunun, benzer trajedileri bir daha yaşama riski taşımaktadır.

    Alevilere ait evlerin işaretlenmesi ile ilgili olarak;

    2012 yılında, Adıyaman, İzmir, Gaziantep, Erzincan, Aydın, Balıkesir, Mersin, İstanbul illerinde,

    2013 yılında, İstanbul, Ankara, Adıyaman, Malatya illerinde,

    2014 yılında, İstanbul ilinde,

    2015 yılında, Adıyaman, İzmir, İzmit, Elâzığ, İstanbul, Ankara illerinde,

    2016 yılında, Adıyaman, Ankara illerinde,

    2017 yılında, Adana, Malatya, İstanbul, Manisa illerinde,

    2019 yılında, Ankara, İzmir ilerinde,

    2020 yılında, Malatya, İstanbul illerinde,

    2021 yılında, Yalova, Mersin illerinde,

    2022 yılında, Ankara, Balıkesir, Mersin illerinde,

    Muhtelif tarihlerde, evler, kapılar, duvarlar, sokak başları, araçlar, apartmanlar, dernekler gibi onlarca ev veya mekâna işaretleme, hakaret gibi tehditler yazıldığı kamuoyuna yansıyan haberlerden bilinmektedir.

    Ancak, bugüne kadar haberlere yansıyan bu 42. vaka ile birlikte kamuoyuna aydınlatıcı bir bilgi aktarılmadığı gibi, bunlarla ilgili olarak Bakanlığınıza yönlendirilen bütün soru önergelerimize de yanıt verilmemiştir.

    Son olarak, 17 Kasım 2022 tarihinde, Mersin’in Yenişehir ilçesine bağlı Batıkent mahallesinde bulunan Parkent Sitesinde yaşayan beş Alevi yurttaşımızın evlerinin giriş duvarına kırmızı boya ile çarpı (X) işareti yazıldığı görülmüştür.

    “42 VAKA İLE İLGİLİ NE TÜR İŞLEMLER YAPILDI?”

    Bu bağlamda;

    -Yukarıda belirtilen olaylar birlikte, kamuoyuna yansıyan bilgilerin yer aldığı 42 vaka ile ilgili ne tür bir işlem yapılmıştır, faili tespit edilenler hangi vakalardır?

    -Bu 42 vakadan faili tespit edilenlere nasıl bir işlem yapılmıştır?

    -Bütün bu sorularımız neden cevapsız bırakılmaktadır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Kenanoğlu, Alevilere yönelik tehdit ve saldırı içeren 40 vakayı yeniden Meclis’e taşıdı

    Kenanoğlu, Alevilere yönelik tehdit ve saldırı içeren 40 vakayı yeniden Meclis’e taşıdı

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, 2012 ve 2022 yılları arasında kamuoyuna yansıyan Alevilere yönelik tehdit ve saldırı içeren 40 vakayı Meclis gündemine taşıdı. Kenanoğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği önergede, konuya ilişkin verdikleri önergelerin yanıtsız bırakıldığını vurguladı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, 2012 ve 2022 yılları arasında kamuoyuna yansıyan Alevilere yönelik tehdit ve saldırı içeren 40 vakayı Meclis gündemine taşıdı.

    Alevilere yönelik nefret suçlarının hız kesmeden devam etmesinin nedeninin kamu otoritelerinin etkin şekilde hareket etmemesi olduğunu söyleyen Kenanoğlu, İçişleri Bakanlığı‘na verdiği soru önergesinde 2012 ve 2022 yılları arasında kamuoyuna yansıyan Alevilere yönelik tehdit ve saldırı içeren 40 vaka yaşandığına dikkat çekti.

    “OLAYLAR ETKİN SORUŞTURULMUYOR, KAMUOYU YETERİNCE BİLGİLENDİRİLMİYOR”

    Alevi toplumuna yönelik nefret söylemi, tehditler ve evlerinin işaretlenmesi gibi vakaların artarak devam ettiğini belirten Kenanoğlu, “Bu vakaların hız kesmemesinin nedenlerinden biri de kamu otoritesinin etkin bir şekilde harekete geçmemesinden kaynaklanmaktadır. Bugün itibariyle 2012 yılından bu tarafa, farklı tarih ve bölgelerde son Ankara saldırıları ile birlikte toplam kırk (40) vaka gerçekleşmiştir. Alevilerin evlerine çarpı (X) işareti konulması ve tehdit içeren yazılar yazılması, Alevi toplumuna karşı nefret suçuna girmektedir. Bu nefret suçunu işleyenlerin üzerine ciddiyetle gidilmediği, faillerine ulaşılmadığı ve kamuoyuna bu konularda yeterli bilgi verilmediği bilinen bir gerçekliktir. Bu durum Alevilere düşmanlık besleyenlere cesaret vermekte ve sonraki vakaların rahatlıkla yaşanmasına sebep olmaktadır” dedi.

    “KAMUOYU AYDINLATILMADIĞI GİBİ SORU ÖNERGELERİMİZE DE CEVAP VERİLMİYOR”

    Kenanoğlu’nun Meclis’e sunduğu soru önergesinde şu ifadelere yer verildi:

    “En kısa zamanda güçlü bir irade ortaya konulmazsa, Sivas, Maraş, Çorum gibi Alevi katliamlarının acısını ve öfkesini üzerinden atamamış Alevi toplumunun, benzer trajedileri bir daha yaşama riski taşımaktadır.

    Alevilere ait evlerin işaretlenmesi ile ilgili olarak;

    2012 yılında, Adıyaman, İzmir, Gaziantep, Erzincan, Aydın, Balıkesir, Mersin, İstanbul illerinde,

    2013 yılında, İstanbul, Ankara, Adıyaman, Malatya illerinde,

    2014 yılında, İstanbul ilinde,

    2015 yılında, Adıyaman, İzmir, İzmit, Elâzığ, İstanbul, Ankara illerinde,

    2016 yılında, Adıyaman, Ankara illerinde,

    2017 yılında, Adana, Malatya, İstanbul, Manisa illerinde,

    2019 yılında, Ankara, İzmir ilerinde,

    2020 yılında, Malatya, İstanbul illerinde,

    2021 yılında, Yalova, Mersin illerinde,

    2022 yılında, Ankara ilinde,

    Muhtelif tarihlerde, evler, kapılar, duvarlar, sokak başları, araçlar, apartmanlar, dernekler gibi onlarca ev veya mekâna işaretleme, hakaret gibi tehditler yazıldığı kamuoyuna yansıyan haberlerden bilinmektedir.

    Ancak, bugüne kadar haberlere yansıyan bu kırk (40) vaka ile ilgili kamuoyuna aydınlatıcı bir bilgi aktarılmadığı gibi, bunlarla ilgili olarak Bakanlığınıza yönlendirilen bütün soru önergelerimize de yanıt verilmemiştir.

    “KAMUOYUNA YANSIYAN 40 VAKA İLE İLGİLİ NE TÜR İŞLEMLER YAPILMIŞTIR?”

    Bu bağlamda;

    -Yukarıda belirtilen olaylarda, kamuoyuna yansıyan bilgilerin yer aldığı kırk (40) vaka ile ilgili ne tür bir işlem yapılmıştır, faili tespit edilenler hangi vakalardır?

    -Bu (40) vakadan faili tespit edilenlere nasıl bir işlem yapılmıştır?

    -Bütün bu sorularımız neden cevapsız bırakılmaktadır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Bülbül’den Maraş Katliamı’na ilişkin soru önergesi

    Bülbül’den Maraş Katliamı’na ilişkin soru önergesi

    PİRHA-HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Maraş Katliamı’na dair İçişleri ve Adalet Bakanının cevaplaması istemiyle soru önergesi verdi. Bülbül, katliamda öldürülen Alevilerin mezarlarına erişilmesi için ne tür bir çalışma önerdiklerini sordu. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Maraş Katliamı’na ilişkin İçişleri Bakanı ile Adalet Bakanının cevaplaması isteğiyle soru önergesi verdi.

    Bülbül önergesinde 19 – 26 Aralık 1978 tarihleri arasında siyasal iktidarın desteğini ardına alan faşist çeteler tarafından Alevilere yönelik 7 gün süren resmi rakamlara göre 120 insanın ölümüne, 200’den fazla evin yakılmasına ve 100’e yakın işyerinin tahrip edilmesine yol açan katliamın yıldönümünde, yakınları katledilen ailelerin mezarlarına ve cansız bedenlerine ulaşmak ve sorumluların cezalandırılmasına yönelik taleplerini dile getirdi.

    “ULAŞILMAYAN CENAZELER İÇİN NE TÜR ÇALIŞMALAR YAPMAYI ÖNGÖRÜYORSUNUZ?”

    Bülbül‘ün iki Bakana yönlendirdiği sorular şöyle:

    “1- Katliamın mağdurlarından olan ve cesedine ulaşılamayan Mahmut Unal, Hatice Yılmaz, Kâmil Un, Gülşen Un, Zekeriya Un, Yusuf Lakap, Hasan Öztaş, İmam Ergönül, Güllü Ergönül, Hüseyin Ergönül, Hacı Bektaş Bozkurt, Cemal Bayır, Ali Un, Fadime Boz, Yılmaz Boz, Ali Aslan, Zeynep Aydoğdu, Hatice Görür, Ercan Köse, Ali Yılmaz ve Hüseyin Yılmaz’ın mezarlarına erişilebilmesi için Bakanlığınız ne tür bir çalışma yapmayı öngörmektedir?

    2- Nisan 1978’de Yörükselim Mahallesi’nde ETKO (Esir Türkleri Kurtarma Ordusu) adlı çeteci/katliamcı unsurlar tarafında taranan ve Gıjık Dede adlı Alevi dedesinin katledilmesine yol açan saldırının Maraş Katliamı’yla bağlantısı nedir?

    3- Bir MİT yetkilisinin dönemin başbakanı Ecevit’e yazdığı ve Can Dündar ile Rıdvan Akar tarafında Ecevit’in arşivinde bulunarak kamuoyuna sunulan rapora göre Maraş Katliamı’nı düzenleyenler olarak MİT merkez yöneticisi Şahap Homriş, MİT Adana bölge yöneticisi Nazif Abanozoğlu, MHP Maraş Milletvekili Mehmet Yusuf Özbaş ve daha birçok isim geçmektedir. Bu isimler kimlerdir ve haklarında herhangi bir araştırma/soruşturma yapılmış mıdır? Eğer yapılmamışsa Bakanlığınız bu konu ile ilgili herhangi bir somut girişimde bulunacak mıdır?”

    PİRHA/ANTALYA

  • ‘Bakan danışmanına temel ihtiyacın ‘resmi statü’ olduğunu belirttik’-VİDEO

    ‘Bakan danışmanına temel ihtiyacın ‘resmi statü’ olduğunu belirttik’-VİDEO

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, İçişleri Bakanlığı görevlisi sıfatıyla bir ekibin, Antalya’daki inanç kurumlarını ziyaret ettiğini aktardı. Erdoğan, “Alevilerin öncelikle temel inançlarının resmi statüye kavuşması, dayatmalı din dersinin kaldırması ve Diyanet’in lav edilmesi konusunda görüş birliği yaptık” dedi.

    İçişleri Bakanlığının yetkilendirdiği kimi isimlerin Alevi kurumlarına yönelik ziyaretleri sürüyor. HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan da bakanlığın görevlendirdiği kimi isimlerin, Antalya’daki inanç kurumlarını ziyaret ettiğini söyledi.

    Nurettin Erdoğan, “İçişleri Bakan danışmanı Ali Arif Zeybek, bizi de arayıp ziyaret edeceklerini bildirdiler. Biz de ‘buyurun gelin, görüşelim’ dedik. Fikirleri, görüşleri nedir, ortaklaşa bir muhabbet içerisinde ziyaret gerçekleştirdik” bilgisini paylaştı. Erdoğan, “Dert ve sıkıntılarımızı ortaklaşa değerlendirdik” dediği sohbete dair “Ali Arif Zeybek daha önce Alevi Bektaşi felsefesi üzerinde araştırmalar yapmış ve kendisi de Bektaşi felsefesine ait bir can olduğu için, aynı dilden konuşup dertleştik” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERİN İNANÇSAL STATÜLERİ TANINMALIDIR”

    Nurettin Erdoğan, İçişleri Bakanlığı danışmanı ile yaptıkları görüşmede, Alevi inancına dair statü verilmemesi meselesini gündeme getirdiğini söyledi. Erdoğan, “En büyük sıkıntımız bu” dediği görüşmeye dair şunları aktardı:

    “Alevilerin Anadolu’da var olduğunu ve statü hakkı olduğunu kendisine bildirdik. Öncelikle devletten istediğimiz temel ilke bu. Alevilerin ve cemevlerinin resmi statüde sayılması, cemevlerinin gelir ve giderlerinin karşılanması, Alevlerin devlete verdiği vergilerin kendilerine hizmet olarak geri dönmesi gerektiğini dile getirdik.

    ‘Şu anda temel ihtiyaçlarınız nedir? diye sordu ancak ‘temel ihtiyaçlarımızı öncelikle biz kendimiz, rıza lokmalarımızla gayet iyi temin edebiliyoruz’ dedik. O konuda bir ihtiyacımız yok, çünkü biz rızasız lokma yemeyiz.”

    “ALEVİLER DİĞER HAKLAR GİBİ EŞİT YURTAŞ OLMAK İSTİYOR” 

    Nurettin Erdoğan, İçişleri Bakanı danışmanına öncelikle temel haklar konusunda bir konuşma yaptıklarını, aynı zamanda eşit yurttaşlık taleplerini de dile getirdiklerini belirtti. Erdoğan, Ali Arif Zeybek’in, görüşmeden bir takım notlar aldığını ifade edip ‘Bunları bakana ileteceğim’ şeklinde bir açıklama yaptığını da aktardı.

    Nurettin Erdoğan ayrıca “Yapılan görüşmeler neticesinde bir rapor oluşturup, bu raporlarda valilik ve kaymakamlarla gezmiş oldukları bölgelerdeki sıkıntıları giderme amacıyla bir dayanışma içerisinde olacaklarını söylediler. Biz de kendilerine teşekkür ettik. Buradan sonra birkaç kurumu da ziyaret ettiler. Onlarla da zaten biz önceden görüşmüştük. Böyle bir ziyarete gelecekler. Temel amacımızın bu olduğunu arkadaşlarla birlikte istişare ettik” dedi.

    “ZORUNLU DİN DERLERİ VE DİYANET LAV EDİLMELİDİR”

    Nurettin Erdoğan, bakanlık görevlilerinin, gittikleri diğer Alevi kurumlarında da benzer taleplerle karşılandıklarını belirterek şöyle devam etti:

    Onlarda aynı bizim söylediklerimiz gibi Türkiye’deki Alevilerin öncelikle temel inançlarının resmi statüye kavuşması, dayatmalı din dersinin kaldırması ve Diyanet’in lav edilmesi konusunda görüş birliği yaptık. Tek tek not aldılar. Umarım vermiş olduğumuz mesaj yerine ulaşmıştır. Bu konuda devlet yetkilileri de samimilerse Alevlerin sesine kulak verip, temel isteklerini, bu ülkedeki varlıklarını kabul ederek yerine getirirler.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

     

  • Zini Gediği Anma Mekanı’nına saldırı Meclis gündeminde

    Zini Gediği Anma Mekanı’nına saldırı Meclis gündeminde

    PİRHA – HDP Milletvekili Zeynel Özen, 8 Ağustos 1938’de Zini Gediği’nde topluca kurşuna dizilen 100’e yakın Alevinin anıldığı Zini Gediği Anma Mekanı’nın tahrip edilmesini İçişleri Bakanı Soylu’ya sordu. Özen, bunu yapanların hukuk önünde hesap vermelerini istedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP)İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Zini Gediği Anma Mekanı’nın tahrip edilmesini İçişleri Bakanı Soylu’ya sordu.

    Geçtiğimiz günlerde Zini Gediği’ndeki söz konusu Anma Mekanı’nın bilinmeyen kişilerce yıkılıp, yerle bir edilerek içindeki kemiklerin yeniden ortalığa dağıtıldığını belirten Özen, “Zini Gediği Anma Mekanı’nı yıkan ve yıktıranlarından dayandığı ırkçılık ve vandalizm, gelecek kuşakların barış arayışına da ciddi bir tehdittir. Bu nedenle Zini Gediği Anma Mekanı’mıza yapılan vahşetin sorumluları kimler ise derhal bulunup, hukuk önünde hesap vermelilerdir” dedi.

    “ANMA MEKANINDA MUMLAR YAKILIP GÜLBENKLER OKUNUYOR”

    Özen, Soylu’nun yanıtlaması için verdiği önergede şunlara dikkat çekti:

    “Dersim Katliamı sürecinde 8 Ağustos 1938’de herhangi bir sorgulama ve yargılama olmadan köylerinden, tarlalarından, evlerinden toplanan 100 civarında insan, aç ve susuz bir halde saatlerce yürütülerek, Erzincan-Ovacık (Dersim) sınırında 2700 rakımlı Zini Gediği’nde topluca kurşuna dizildiler. Erzincan’ın Kılıçkaya (Surbahan), Galolar, Magaçur, Brastik, Balibey, Kismikör köylerinden olan bu masumların hepsinin ortak özelliği Alevi olmalarıydı. Bu katliamın olduğu dönemlerde Zini Gediği’nin de dahil olduğu bu alan yasak bölge ilan edildi. Böylece katledilen masumların cesetleri kurda, kuşa, yılanlara yem edildi. Kendilerine bir mezar yeri ve kefen dahi fazla görüldü. 1950’li yıllarda “yasak bölge” uygulaması bittiğinde Zini Gediğine giden köylüler ortalığa saçılmış kemikleri gördüler.

    Katledilenlerin çocukları ve torunları olan o bölgedeki Alevi canlar, “Zini Gediği İnisiyatifi” olarak atalarının anısına, ulaşımı oldukça zor olan ve kemiklerin hala orta yerde duran Zini Gediğinde 8 Temmuz 2014 tarihinde oradaki taşları toplayarak, kemikleri içinde topladıkları ve mum yakabilecekleri sade bir Anma Mekanı yaptılar. O günden bu yana her yıl 8 Ağustos günü bir kaç saat yürümeyi gerektiren bu Anma Mekanı’nda toplanarak atalarını anmakta; anılarına mumlar yakıp, gülbenkler okumaktaydılar.”

    Bu bağlamda HDP’li Özen, Bakan Soylu’ya şu soruları yöneltti:

    • Zini Gediği’ndeki anıt mezarlar kimler tarafından bu saldırılara maruz kalmıştır?
    • Zini Gediği’ndeki Anma Mekanı’ndaki anıt mezarlara gerçekleştirilen bu insanlık dışı saldırıya dair bakanlığına bağlı birimlerin herhangi bir soruşturması mevcut mudur?
    • Bu saldırıya dair bir soruşturma mevcut ise kamuoyuna soruşturmanın içeriği hakkında şeffaf ve doyurucu bir açıklamada bulunulacak mıdır?
    • Bu saldırıyla ilgili gözaltına alınan kimse var mıdır?
    • Türkiye’deki Alevi ibadethane ve mezarlıklarına yönelik devam eden benzeri saldırıların önlenmesi için herhangi bir çalışmanız var mıdır?  PİRHA/ ANKARA 

  • Zeynep Altıok: 27 yıllık adalet arayışında akıl almaz usulsüzlüklere tanık olduk

    Zeynep Altıok: 27 yıllık adalet arayışında akıl almaz usulsüzlüklere tanık olduk

    PİRHA – Sivas Katliamı’nda hayatını kaybeden Şair Metin Altıok’un kızı, Zeynep Altıok, Sivas Katliamı’nın firari sanıklarının interpol kırmızı bülteni ile arandığını hatırlatarak, 27 yıllık adalet arayışlarında kara mizah düzeyinde akıl almaz usulsüzlüklere tanıklık ettiklerini söyledi. Altıok, “Demokratik hukuk sistemine, kuvvetler ayrılığına, evrensel insan haklarına saygılı yeni bir iktidar olmadıkça 27 yıllık cevapsız çağrılardan bir yenisi daha havada asılı kalacak” dedi. 

    Sivas Katliamı davasında yargılanan 3 firari sanığın terör arananlar listesine alınması için İçişleri Bakanlığı’na yapılan başvuruyu Sivas Katliamı’nda hayatını kaybeden Şair Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok değerlendirdi.

    Altıok, kağıt üstünde firari sanıkların interpol kırmızı bülteni ile arandığını hatırlatarak, geçmişte bu sanıklardan Polonya sınırında tespit edilerek yakalananların da olduğunu ancak iade işlemi için gerekli bürokratik aşamaların hükümet tarafından doğru ve zamanında yürütülmediği için sanığın 50 bin Euro ile kefalet bedelini nakit ödemek suretiyle serbest kaldığını söyledi.

    “İKTİDARIN SİVAS FİRARİLERİNİ YAKALAMAK GİBİ BİR GAYESİ YOK”

    Diğer sanıkların bir çoğunun adresinin belli olduğu halde hükümetin iade talebinin evrensel protesto hakkı ve özgürlüğü kapsamında kalan suç tarifiyle yapması nedeniyle iadesinin gerçekleşmediğine dikkat çeken Altıok, “Oysa talebin insanlık suçu kapsamında yapılması gerekli. Kırmızı bültenle aranan sanıkların Türkiye sınırları dahilinde aranırken ehliyet aldığını askerlik yaptığını biliyoruz. Elinde benzin bidonu ile katliamın ele başılığı kanıtlarla sabit hükümlüleri “mağdur” olarak tanımlayan mevcut hükümetin Sivas Katliamı firari sanıklarını yakalamak gibi bir gayesi olmadığı açık. Zaten meclise sunduğum faili meçhul cinayetler ve katliamların aydınlatılmasına yönelik tekliflerin ve soruların karşılıksız kalışı bu tutumun somut örneği” ifadelerini kullandı.

    “BU BAŞVURUDAN SONUÇ BEKLEMİYORUM”

    Bugüne kadar farklı siyasi partiler tarafından verilen araştırma komisyonu teklifleri ve adalet talebinin 28 kez AKP oylarıyla ret edildiğini belirten Zeynep Altıok, 27 yıllık adalet arayışı sürecinde kara mizah düzeyinde akıl almaz usulsüzlüklere tanıklık ettiğini dile getirdi.

    Altıok, şunları kaydetti:

    “Sanıkların, suçu yargıyla sabit hükümlülerin korunup kollandığını, açık ihmali ve azmettirici rolü olan kişilerin hiç soruşturulmadığını hatta korunup kollandığını, sanık avukatlarının neredeyse tamamının iktidar partisinin üst kademelerinde görevlerle ödüllendirildiğini gördük. Bu tabloya bakıldığında bu hükümete bu içerikte bir yapılan başvurudan sonuç beklemek safdillik olur.”

    “DAVALARIN ZAMAN AŞIMINA UĞRATILMASI İÇİN ERTELENİYOR”

    Zaman aşımına uğratılmış, insanlık suçu tanımı dahi yapılmamış firariler üzerinden süren davanın Anayasa Mahkemesi’nde 7 yıldır bekletildiğini hatırlatan Altıok, diğer davanın da aynı akıbete uğraması için duruşmaların saçma gerekçelerle sündürülerek ertelendiğini belirtti.

    “İçişleri Bakanlığı’na hiçbir çağrım yok” diyen Sivas Katliamı’nda hayatını kaybeden Şair Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok, “Demokratik hukuk sistemine, kuvvetler ayrılığına, evrensel insan haklarına saygılı yeni bir iktidar olmadıkça 27 yıllık cevapsız çağrılardan bir yenisi daha havada asılı kalacak” dedi.

    Altıok,  Sivas davasını emsal kabul ederek anayasada kapsamlı ve geriye dönük işlerliği olan insanlık suçlarında zaman aşımı ve devlet sırrı uygulamalarının kaldırılmasına yönelik düzenlemeler yapılması talebini sürdüreceğini belirtti.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Bülbül: O cemevinin kapısını kıranları, cemevinin kapısına niyaz ettireceğiz!-VİDEO

    Bülbül: O cemevinin kapısını kıranları, cemevinin kapısına niyaz ettireceğiz!-VİDEO

    PİRHA- HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Meclis’te yaptığı konuşmada, Türkiye tarihinde yapılan darbeler gibi kayyımların da, demokrasiye ve insan haklarına karşı işlenmiş bir suç olduğunu söyledi. “Ferman Yezid’inse Meydan Hüseyin’indir” diyen Bülbül, Gazi Cemevi’nin kapısının kırılmasını hatırlatarak, “O cemevinin kapısını kıranları, cemevinin kapısına niyaz ettireceğiz” dedi. 

    Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin uzun bir aradan sonra açılmasının ardından gündeme dair açıklamalar da ardı ardına geliyor.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül de Meclis Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, 2019 Ağustos ayında başlayan ve devam eden kayyım sürecine değindi.

    27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 15 Temmuz gibi darbelerin insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğuna dikkat çekerek, şunları ifade etti:

    “Kayyum darbesi de seçimle iradesini kullanan insanlara, tutuklanan belediye başkanlarımıza, Kürt halkına, seçmenlere, demokrasiye ve insan haklarına karşı işlenmiş bir suçtur ve bu suç sistematik olarak işlenmeye devam etmektedir. Sistematik olarak bu suçu işleyenler, 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı’nda, Ramazan Bayramı’nda kayyum atıyorlar, gözaltı ve işkence yapıyorlar. Bu koronavirüsle ittifak yaparak halkı, yöneticilerimizi, belediye başkanlarımızı, gözaltına alıp cezaevine pandemi koşullarına teslim ediyorlar. Bunun adı ırkçılıktır, inkarcılıktır, darbedir, faşizmdir. Bunun başka hiç bir adı yoktur. Iğdır’da darbe yapanlar kayyum atayanlar mahkeme sürecini izlemeye gittiğimizde 4 vekili adliyeye almamak gibi bir zorbalık yaptılar. Gerekçeyi sorduğumuzda ne diyorlar biliyor musunuz ‘şifahi talimat var.’ Kim vermiş şifahi talimatı? Bu suçların hesabı hukuk nezdinde, insan hakları nezdinde, özgürlükler nezdinde sorulacaktır ve failleri mutlaka yargılanacaktır.”

    “TÜRKİYE GENELİNDE SİSTEMATİK OLARAK DARBE UYGULANIYOR”

    Cumhuriyet Halk Partili belediyelere de dolaylı kayyım atandığını dile getiren Bülbül, “Büyükşehir belediyelerinin, belediye başkanlarının yetkileri elinden alınarak Büyükşehir belediyelerinin yapacağı faaliyetler tırpanlanarak dolaylı bir kayyum atanmıştır. Dolayısıyla kayyum ataması sadece Kürt illerindeki belediyelere değil Türkiye genelinde sistematik olarak uygulanan bir darbe uygulamasıdır. Bu darbe uygulamasının hukukta yeri yoktur. Böyle bir hukuk olabilir mi? Bu zorbalıktır, ırkçılıktır, inkarcılık” dedi.

    “FERMAN YEZİD’İNSE MEYDAN HÜSEYİN’İNDİR”

    Bülbül, “Ahmet Arif’i anarak başladım, onunla bitirmek istiyorum” diyerek şairin Anadolu şiirini okuyarak, “Beşikler vermişim Nuh’a salıncaklar, hamaklar, Havva ana dünkü çocuk sayılır, Anadoluyum ben tanıyor musun? Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar haraç salmışlar üstüme, ne İskender takmışım ne Şah ne Sultan göç edip gidip işler gölgesiz” diyor ya bu ırkçı faşist zihniyet göç edip gidecektir, gölgesiz” dedi.

    Bülbül, “Cemevine düşman, camiden provokasyon yapan, Ermeni’nin Kilisesi’ne provokasyon yapan. İçişleri Bakanı dedi, camiye hoparlörüne müdahale edene ezan dinleteceğiz. Bir Alevi aktivist olarak buradan söylüyorum. O cemevinin kapısını kıranları, cemevinin kapısına niyaz ettireceğiz. Bunu bir yere yazın. Bu kadar ırkçılık, bu kadar inkarcılık, bu kadar zulüm ve zorbalık olmaz” diye konuştu.

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “27 Mayıs’ın, 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün 15 Temmuzun, 28 Şubat’ın toplamı bir ırkçılık, bir inkarcılık, bir faşizm yaşıyoruz. Ferman Yezid’inse Meydan Hüseyinindir” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • HDP’li Özen, seyahat kısıtlamasının yarattığı mağduriyetleri Soylu’ya sordu

    HDP’li Özen, seyahat kısıtlamasının yarattığı mağduriyetleri Soylu’ya sordu

    PİRHA – HDP’li Zeynel Özen, koronavirüs salgını nedeniyle ülkenin birçok yerinde uygulanan seyahat kısıtalamasını İçişleri Bakanı Soylu’ya sordu. Özen, “Gerekli tedbirler alınarak bu seyahat yasağı mağduriyetlerini ortadan kaldıracak ve insanların sağlığını tehlikeye atmayacak yeni bir çözüm getirilmelidir” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi(HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, koronavirüs salgını nedeniyle İçişleri Bakanlığı’nca getirilen seyahat kısıtlamasının yarattığı mağduriyetleri Bakan Soylu’ya sordu.

    “BİNLERCE KİŞİ MAĞDURİYET YAŞIYOR”

    Koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle Türkiye’nin birçok şehrinde aylardır seyahat yasağının uygulandığına dikkat çeken Özen, bu yasakların pandeminin yayılımının önüne geçebilmek için gerekli tedbirler kapsamında uygulandığını ancak birçok yurttaşı da annesine, babasına ve akrabalarına hasret bıraktığını kaydetti.

    Türkiye’nin dört bir tarafından seyahat yasağına dair mağduriyetlerin yaşandığına dikkat çeken Özen, “Özellikle bu salgın sonrası işini kaybeden veya iş yerini kapatmak zorunda kalan, maddi imkânsızlıklardan dolayı evi barkı artık (pandemi öncesi) ikamet ettiği yerde dahi bulunmayan binlerce kişi de bu seyahat yasağının mağdurları arasındadır” ifadelerini kullandı.

    Özen, seyahat etme hakkının en temel insan haklarından birisi olduğu gerçeğinin de göz önünde bulundurularak, bir an önce gerekli tedbirler alınarak bu seyahat yasağı mağduriyetlerini ortadan kaldıracak ve insanların sağlığını tehlikeye atmayacak yeni bir çözüm getirilmesi çağrısı yaptı.

    Özen, bu kapsamda, İçişleri Bakanı Soylu’ya şu soruları yöneltti:

    • İnsanları ailelerinden koparan ve büyük mağduriyetler yaratan ‘seyahat kısıtlaması’ engelleri, Doğu Karadeniz Bölgemizdeki çay üreticilerine uygulandığı gibi ülkemizin diğer bölgelerinde de aynı şekilde kaldırılmasının önü ne zaman açılacaktır?
    • Kaymakamlıkların görevlendirildiği seyahat izni talepleri neden katı bir şekilde uygulanarak izinler zorlaştırılmaktadır?
    • Seyahat izni taleplerinde bulunan yurttaşların neden bulundukları yerdeki, maddi imkânsızlıkları, işsizlikleri ve aile durumları göz önünde bulundurulmamaktadır? (HABER MERKEZİ)
  • HDP’li vekilden Soylu’ya: Kaç Alevi yurttaşın evi, kimler tarafından işaretlenmiştir?

    HDP’li vekilden Soylu’ya: Kaç Alevi yurttaşın evi, kimler tarafından işaretlenmiştir?

    PİRHA – HDP’li Tülay Hatimoğulları, İzmir, Adana ve son olarak Mersin’de Alevi ailelerin evlerinin işaretlenmesini İçişleri Bakanı Soylu’ya sordu. 2012’den bu yana Alevi yurttaşların evlerine benzer saldırıların olduğuna dikkat çeken Hatimoğulları, “Alevi yurttaşlara yönelik yapılan bu saldırıların failleri açığa çıkartılmış mıdır?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları İzmir’de evlerinin duvarına “Defol Alevi” yazılan ailenin ardından Adana ve Mersin’de de Alevi yurttaşların evlerinin işaretlenmesini İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya sordu.

    2012’den bu yana Alevi yurttaşların evlerine benzer saldırıların olduğunu belirten Hatimoğulları, konuyla ilgili şimdiye dek kamuoyu vicdanını rahatlatacak herhangi bir açıklama gelmediğini tekrarlanan bu saldırıların ise önlenemediğini belirtti.

    7 yıldır süren bu saldırıların halkların birlikte güven ve huzur içinde yaşamasına sekte vurduğunu kaydeden Hatimoğulları, Sivas, Çorum ve Maraş katliamlarını hatırlatarak, “Sorumluların cezalandırılmamış olması, topluma karşı işlenen bu nefret suçlarının -evlerin işaretlenmesi- toplumdaki travmanın nüksettirilmesine neden olmaktadır” dedi.

    Bu bağlamda HDP’li Tülay Hatimoğulları, Bakan Soylu’ya şu soruları yöneltti:

    • Adana’da Alevi yurttaşların evlerinin çarpı işareti ile işaretlenmesi iddiasını araştırmak üzere soruşturma açılmış mıdır? Açıldıysa soruşturma hangi aşamadadır?
    • Mersin’de ağırlıklı olarak Alevilerin yaşadığı mahallede evlerin duvarlarına tarihler hangi amaçla ve kimler tarafından yazılmıştır? Konuyu araştırmak için soruşturma açılmış mıdır? Açıldıysa soruşturma hangi aşamadadır?
    • İzmir Gaziemir’de evinin duvarına “defol Alevi” yazılan yurttaşa polisin ilk tepkisinin “sarhoşlar veya çocuklar yapmıştır” şeklinde olması ve yazıların hemen sivil polislerce silinmiş olması, sorumluların ortaya çıkartılması için gereken önemle çalışılmayacağı algısını/endişesini yaratmaktadır. Bireysel olmayan, İzmir’in ardından Adana ve Mersin’e de sıçrayan bu olayları önlemek ve sorumluları ortaya çıkarmak için hangi adımlar tarafınızca atılacaktır?
    • İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun İzmir’deki saldırının ardından  “Benim bakanlığım döneminde bu tür olaylar çok az yaşandı ama hiçbiri faili meçhul olarak kalmadı” şeklinde açıklaması kamuoyuna yansımıştır. “faili belirlenen” bu olaylar ve sorumluları Bakanlığınızca kamuoyuna da açıklanacak mıdır?
    • 2012’de Adıyaman, Çorum, Malatya ve İzmir’de bazı semtlerdeki Alevi yurttaşların evlerine “çarpı” işaretleri konulmuş, küfürler, tehditler yazılmıştı. 2012’den bugüne kaç yurttaşın evi, kimler tarafından işaretlenmiştir? Bakanlığınız sorumluları ortaya çıkarmak için hangi çalışmaları yapmıştır? Alevi yurttaşlara yönelik yapılan bu saldırıların failleri açığa çıkartılmış mıdır?
    • Yedi yıl önce yaşanan Alevi yurttaşların evlerinin işaretlenmesi saldırılarına ilişkin dönemin İçişleri Bakanının söylediği “çocuklar yapmıştır” ifadesinin bugün de güvenlik güçlerince tekrarlanıyor olması düşündürücüdür. Olayı azımsayan bu yerleşmiş bakış açısını değiştirmek ve konuyu ciddiyetle ele alarak gerekli adımları atabilmek için Bakanlığınızca çalışmalar yapılmakta mıdır? Yapılıyorsa çalışmalar nelerdir?(HABER MERKEZİ)

     

  • Soylu’dan yine seçim tehdidi: Farklı bir sonuç olursa…

    Soylu’dan yine seçim tehdidi: Farklı bir sonuç olursa…

    AKP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanlığı’nın düzenlediği iftar programında konuşan Süleyman Soylu, seçim tehdidinde bulundu. Soylu, “Eğer bu seçimde farklı bir sonuçla karşı karşıya kalırsak telafisi zor işlere Türkiye ev sahipliği yapar” dedi.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, AKP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanlığı’nca bir restoranda düzenlenen iftar programına katıldı.

    “FARKLI BİR SONUÇ OLURSA TÜRKİYE TELAFİSİ ZOR İŞLERE EV SAHİPLİĞİ YAPAR”

    İstanbul’un, Erdoğan’ın 1994’te Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesiyle ‘huzur’ ve ‘özgürlük’ şehri olduğunu iddia eden Soylu, şöyle konuştu:

    “Recep Tayyip Erdoğan geldikten sonra İstanbul huzur ve özgürlükler şehri oldu. Çok çalışmazsak büyük bir sıkıntı içinde oluruz. Farklı düşünce ortaya koyanlara her birimiz gitmek zorundayız. İstanbul’un gücünü arkasına alarak Türkiye’nin istikrarını ortadan kaldırmaya çalışacaklara imkan vermeyiniz. Bunun vebali hepimizin olur. Dün yaşananları unutmamak lazım. Daha dün ezanı Muhammed’i ıslıklayanları, Binali Abi gösteriye giderken onu ıslıklayanları… Dünden bahsediyoruz. Bu milletin kendisini idare etmesini hazmedemeyenler fırsat kollamaktadır. Onların mağlup edileceği tek yer vardır o da sandıktır, reydir, demokrasidir. Eğer bu seçimde farklı bir sonuçla karşı karşıya kalırsak telafisi zor işlere Türkiye ev sahipliği yapar.”

  • Kenanoğlu, Alevi yurttaşın evine saldıran şahsı İçişleri Bakanına sordu

    Kenanoğlu, Alevi yurttaşın evine saldıran şahsı İçişleri Bakanına sordu

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde yaşayan Alevi yurttaş’ın (B.Ö.) ikamet ettiği dairenin kapısına üç hilal çizilmesini ve “defol dinsiz Alevi” yazılmasını İçişleri Bakanı Soylu’ya sordu. 

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde yaşayan Alevi yurttaş’ın (B.Ö.) ikamet ettiği dairenin kapısına üç hilal çizilmesini ve “defol dinsiz Alevi” yazılmasını meclis gündemine taşıdı.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun cevaplaması talebiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi veren Kenanoğlu, “Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde yaşayan B.Ö’nün ikamet ettiği dairenin kapısına üç hilal çizilmiş ve “defol dinsiz Alevi” yazılmıştır. Bu saldırının hedefi olan B.Ö, saldırının yaşandığı günden bu yana can güvenliği olmadığı endişesiyle evinden dışarı çıkmakta tereddüt ettiğini ifade etmektedir. Saldırıdan çok kısa bir süre önce, bir sosyal medya hesabı tarafından açık kimliği ve adresi yazılarak hedef haline getirildiğini açıklayan B.Ö., bunu gerçekleştiren sosyal medya hesabının saldırının azmettiricisi ve/veya faili olduğu yönünde şüphelerini dile getirmektedir. Bahsi geçen sosyal medya hesabının sahibi hakkında ise henüz herhangi bir girişimde bulunulmamıştır” dedi.

    BİR ÇOK YERDE EVLER İŞARETLENDİ

    Milletvekili Ali Kenanoğlu 2012 yılından bugüne kadar işaretlenen evlerin hatırlatmasında bulundu.

    “2017 Kasım ayında Elazığ’a sınırı bulunan Malatya’daki Alevilerin evleri işaretlenmiş ve akabinde ilin idari amirlerinin bu saldırıya/provokasyona karşı ciddi bir inceleme başlatmamış olması tepkilere yol açmış ve ilde geniş katılımlı gösteriler düzenlenmiştir. Yakın tarihte meydana gelen benzer saldırıların kronolojik dökümü ise şöyledir:

    Ağustos 2012’de İstanbul’un Kartal ilçesinde, Mayıs 2013’te İstanbul’un Maltepe ilçesinde, Ekim 2014’te İstanbul’un Sancaktepe ilçesinde, Mayıs 2015’te Adıyaman’da, Haziran 2015’te Elazığ’da ve İzmit’te, Ağustos 2015’te İstanbul’un Üsküdar ilçesinde, Eylül 2016’da Ankara’nın Mamak ilçesinde, Mart 2017’de Adana’da, Aralık 2017’de İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde ve Manisa ilinde Alevilere yönelik benzer cinsten saldırılar gerçekleştirilmiştir. Yine, geçtiğimiz Ekim ayında İzmir’in Çiğli ilçesinde yaşamakta olan Alevi bir ailenin evi işaretlenmiş, bu konuda ailenin emniyete yapmış olduğu şikayet ise polislerce kendi başlarının çaresine bakmaları yönünde ifadeler kullanılarak karşılıksız bırakılmıştı.”

    Ali Kenanoğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun cevaplaması için verdiği önergede şu soruları yöneltti:

    • Daha ciddi sorunlara yol açmadan, saldırıya azmettiren ve/veya eyleyen şahıs hakkında harekete geçilecek midir?
    • Mevcut siyasi iktidarı eleştiren sosyal medya paylaşımlarına yönelik ışık hızında girişimde bulunulmakta iken, can güvenliğini tehdit eden böylesi bir paylaşımın sorumlusu hakkında henüz bir girişimde bulunulmaması nasıl izah edilmektedir?
    • Ev işaretlemesi yoluyla Alevilere yönelik gerçekleştirilen saldırılara ilişkin bakanlığınızca hazırlanmış bir rapor mevcut mudur?
    • Bu tür saldırıları engellemek adına bakanlığınız tarafında alınması gereken önlemler konusunda yürütülen bir çalışma var mıdır?

    (HABER MERKEZİ)

  • Soylu’dan skandal Cumartesi Anneleri açıklaması: Annelik üzerinden mağduriyet oluşturuyorlar!

    Soylu’dan skandal Cumartesi Anneleri açıklaması: Annelik üzerinden mağduriyet oluşturuyorlar!

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Taksim’de Cumartesi Anneleri’ne yapılan polis saldırısı hakkında konuştu.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Taksim’de Cumartesi Anneleri’ne yapılan sert polisi saldırısı hakkında skandal bir açıklama yaptı.

    “700. gösterilerini yapmak istediler, izin vermedik çünkü artık bu istismarın ve kandırmacanın son bulmasını istedik” ifadelerini kullanan Soylu, devamında şunları söyledi:

    “Bugün terör örgütleri, bu odaklar eliyle bir başka istismar alanı peşinde koşuyorlar, anne istismarı. Yapılmak istenen çok açıktır. Annelik kavramı üzerinden bir mağduriyet oluşturup, hem teröre bir mağduriyet maskesi giydirmeye çalışıyorlar, hem de toplumu ayrıştırmaya çalışıyorlar” dedi.

  • Yıldırım: Acaba cemevini ziyaret eden İçişleri Bakanı ne düşünüyor?

    Yıldırım: Acaba cemevini ziyaret eden İçişleri Bakanı ne düşünüyor?

    PİRHA- Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, İstanbul Sarıyer’deki Küçük Armutlu Cemevi’ne yapılan saldırıya tepki gösterdi. Yıldırım, “Cemevleri bir dernek mi, ibadethane mi? Sistemin bakışı ile bizim bakışımız birbirinden farklı ve bu saldırıda bir kez daha gördük ki cemevlerini ibadethane olarak hali hazırda tanımak gibi dertleri yok” dedi.

    Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, Armutlu Cemevi’ne yapılan saldırıyı değerlendirdi. Cemevleri konusunda sistemin bakışıyla Alevilerin bakışının tamamen farklı olduğunu belirten Yıldırım, AKP iktidarının cemevlerini tanımak gibi dertleri olmadığının altını çizdi.

    İstanbul’da PSAKD Sarıyer Şubesi’ne bağlı Armutlu Cemevi’ne polis baskınını hatırlatan Yıldırım, polisin cemevini tarumar ettiğini, bunun kabul edilemeyeceğini söyledi.

    “KENDİMİZİ MAĞDUR HİSSEDİYORUZ”

    “Alevi toplumu olarak kendimizi mağdur hissediyoruz” diyen Yazar Ali Yıldırım, şöyle konuştu:

    “Bir cemevine sorgusuz, sualsiz giriyorsunuz, hiçbir adaba, hiçbir normal insani davranışa dahi uymayacak tavırlar içerisinde ortalığı tahrip ediyorsunuz. Duvarlara yazı yazıyorsunuz, eşyaları kırıp döküyorsunuz. Ne yapsın peki Aleviler? Elbette kendisini mağdur hissediyor. Bu durumda ve bir bütün olarak yapılan bir işin somut bir iş olmaktan öte tüm topluma, inancına yönelik bir saldırı olduğunu düşünüyor, hissediyor. Bunda da son derece haklıyız. Seçimler öncesinde çeşitli vaatler vardı. cemevlerinin ibadethane sayılacağı, cemevlerine statü tanınacağı yönünde.”

    “CEMEVİNİ ZİYARET EDEN BAKANIN GÜVENLİK GÜÇLERİ CEMEVİNİ TAHRİP ETTİ”

    Yazar Yıldırım, “Biz öteden beri cemevlerinin ibadethane olmasını istiyoruz” diyerek şöyle devam etti:

    “İktidar partisi cemevlerine  statü tanıyacağını söylüyordu. Ve iktidar partisinin şu andaki İçişleri Bakanı (Süleyman Soylu) Alibeyköy Cemevi’ni ziyaret etmişti, seçim bölgemde bir ibadethane var gerekçesiyle. Şimdi cemevini ibadethane olarak ziyaret eden İçişleri Bakanının güvenlik görevlileri cemevine bu kez olmadık bir şekilde giriyorlar, tahrip ediyorlar. Acaba cemevini ziyaret eden İçişleri Bakanı ve o ziyareti kabul eden insanlarımız ne düşünüyorlar. Dün bir ziyaret, bugün saldırıya dönüşen bir takip. Bunun kabul edilebilir bir yanı yok. Ne hukuken kabul edilebilir bir yanı var, ne de vicdanen kabul edilebilir bir yanı var.”

    “İBADETHANEMİZİN TARUMAR EDİLMESİNE TAVIR ALMAK DURUMUNDAYIZ”

    Gezi direnişi sırasında “camiye ayakkabıyla girdiler diye provokasyon yapıldığını hatırlatan Yıldırım, “Bırakın ayakkabı ile girmeyi, bir ibadethanenin tarumar edilmesi var. Biz bunun karşısında elbette mağdur olmuş ve bütün bir topluma yapılmış bir hareket olarak kendimizi hissedip ona göre tavır almak durumundayız. Yani Küçük Armutlu Cemevi’ne yapılan bir saldırı olmaktan öteye geçmiş. O nedenle de Alevi toplumunun bu konuda daha geniş bir duyarlılık sergilediğini gördük ve bu da önemli bir şey. Bizi var eden değerlerimize sahip çıkmamız esasında hakka, hukuka sahip çıkmak anlamına geliyor” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Yurt dışından gelen Alevilerin havalimanlarında alıkonulması Soylu’ya soruldu

    Yurt dışından gelen Alevilerin havalimanlarında alıkonulması Soylu’ya soruldu

    PİRHA – HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, yurt dışından gelen yurttaşların keyfi bir şekilde alıkonulmasını İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu’ya sordu.

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, yurt dışından gelen yurttaşların havalanında keyfi bir şekilde alıkonulmasını İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya sordu.

    Son zamanlarda yurt dışından gelen özellikle Alevi örgütlenmesine mensup kişilerin, havaalanlarında veya sınır kapılarında tamamen keyfi bir şekilde alıkonulduğu belirtilen önergede, herhangi bir yargı kararı içermeyen ve hukuki gerekçe sunulmadan sorgulanıp geri çevrilen veya gözetim altında tutulan, onlarca kişinin olduğu belirtildi.

    16 Mart 2017 tarihinde Almanya’dan Türkiye’ye gelen İsmail Gül de Sabiha Gökçen Havalimanına iner inmez “Ülke güvenliği açısından sakıncalı” gerekçesiyle hakkında herhangi bir yargı kararı olmadan, keyfi olarak yurtdışı edildiği belirtilen önergede, “Bunların çoğu sorgulanmadan ve herhangi bir gerekçe gösterilmeden bir süre tutulup daha sonra geldikleri ülkelere gönderiliyor veya yurtdışına çıkmalarına engel olunuyor. Özellikle ülkeye girişinde, herhangi bir problem görülmezken dönüşte çıkışına izin verilmediği örnekler de var” denildi.

    Bu bağlamda İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya şu sorular yönetildi:

    • Yurt dışından gelen yolcuların haklarında herhangi bir yargı kararı olmadan böyle bir uygulamaya maruz kalmasının nedeni nedir?
    • Yurt dışından gelen insanlara böylesi bir uygulamanın yasal dayanağı nedir? Yoksa tamamen keyfi bir uygulama mıdır?
    • Bazı örneklerde ise ülkeye girerken, herhangi bir sıkıntı olmamasına rağmen dönüşte çıkışına izin verilmemesinin gerekçesi nedir?  PİRHA/İSTANBUL

     

  • CHP’den Süleyman Soylu hakkında suç duyurusu

    CHP’den Süleyman Soylu hakkında suç duyurusu

    PİRHA – CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında “Basın ve yayın yolu ile kamu görevlisinin; suç işlemeye tahrik, kanunlara uymamaya tahrik, kanunsuz emir, nefret ve ayırımcılık” iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.

    CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında suç duyurusunda bulundu. Tanal Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı suç duyurusunda şöyle dedi:

    “İçişleri Bakanı’nın vermiş olduğu talimat tam olarak kanunsuz emirdir. Valilere vermiş olduğu ‘CHP’lileri cenazeleri kabul etmeyin’ emri ayrıca TCK’nın Nefret ve Ayrımcılık başlıklı 122. maddeye de aykırıdır. Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret, kanunlarımızca cezalandırılır. Şikayet edilenin ilgili söylemleri CHP’lileri tamamen dışlayan, toplumun dışına itmeye çalışan birtakım sözlerden ibarettir ve suç teşkil etmektedir. Konuşmasında CHP’lilerin cenazelere alınmasın emri vermesi CHP’yi hedef göstererek siyasi algı yaratmaktan başka bir şey değildir.

    İçişleri Bakanı’nın vermiş olduğu ‘CHP’lileri cenazelere almayın’ talimatı yasanın belirlediği sınırların dışına çıkmakta ve ilgili valilere kanunsuz emri yerine getirmek ve ayrımcılık suçu oluşturacak eylemi gerçekleştirmeleri için emir vermiştir. Bu işlemlerin ifasında yasanın belirlediği sınırlar dışına çıkmak suç işlemektir.”  (HABER MERKEZİ)

  • CHP’li Tüm’den soru önergesi: Yasağın amacı Maraş Katliamı’nı unutturmak mıdır?

    CHP’li Tüm’den soru önergesi: Yasağın amacı Maraş Katliamı’nı unutturmak mıdır?

    PİRHA- CHP Balıkesir Milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi Mehmet Tüm, Maraş Valiliği’nin OHAL’i gerekçe göstererek kentteki tüm etkinlikleri yasaklamasını İçişleri Bakanı’na sordu.

    Maraş Valililiği’nin OHAL’i gerekçe göstererek 1 ay boyunca kentte yapılacak toplantı, gösteri yürüyüşü, miting, anma etkinliği, basın açıklaması ve benzeri etkinlikleri yasaklamasına ilişkin tepki gelmeye devam ediyor.

    “Bu yasak Alevi yurttaşların acısına saygısızlıktır, katliamı unutturma çabasıdır” diyen CHP Balıkesir Milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi Mehmet Tüm, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    Valiliğin bu yasak kararıyla 1978 tarihinde Maraş’ta Alevileri yönelik gerçekleştirilen katliamı unutturmaya çalıştığını ifade eden CHP’li Mehmet Tüm yasaklara rağmen ülkenin dört bir yanında Maraş anmasını yapacaklarını duyurdu.

    Tüm “AKP OHAL rejimini kendi siyasi çıkarı için kullanıyor. Maraş Valiliği, Maraş Katliamı’nın yıldönümüne sayılı günler kala kentteki tüm etkinlikleri iptal ediyor. Valiliğin yasağa ilişkin açıklamasında dalga geçer gibi bir de ‘milli güvenliğe ve kamu düzeninin bozulmaması’ gerekçe gösteriliyor. Alevi yurttaşların üzerinden 39 yıl geçmiş bir katliamı anmasının milli güvenlikle ne alakası var, burada hangi kamu düzeninde bahsediliyor? Bu yasak Alevi yurttaşların acısına saygısızlıktır, katliamı unutturma çabasıdır ve bu insanlık ayıbına bir yerde ortak olmaktır. Yasaklarla kolektif acıları unutturamazsınız” dedi.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya verdiği soru önergesinde CHP’li Mehmet Tüm, şu soruları sordu:

    • Alevi yurttaşların Maraş’ta gerçekleştirilen katliamı anmalarına hangi gerekçeyle her yıl yasak getirilmektedir?
    • Alevi yurttaşların hepimizin yüreğini yakan bir katliamı anması ne tür bir milli güvenlik sıkıntısı yaratacaktır?
    • Anma etkinliğinin kamu düzenini nasıl ve hangi gerekçeyle bozacağı düşünülmektedir?
    • OHAL bahanesiyle getirilen bu yasağın amacı Maraş Katliamı’nı unutturmak mıdır? Alevi yurttaşlara yönelik bu ayrımcı tutumdan neden vazgeçilmemektedir?
    • Maraş Katliamı anmasına yönelik başka şehirlerde de benzer anma yasakları uygulanacak mıdır? (HABER MERKEZİ)