Etiket: ifade özgürlüğü

  • Açık Radyo davası Danıştay’a taşındı!-VİDEO

    Açık Radyo davası Danıştay’a taşındı!-VİDEO

    PİRHA- Açık Radyo’nun yayın lisansının iptaline ilişkin hukuki sürecin Danıştay’a taşındığı açıklandı. Yapılan basın açıklamasında, sürecin ifade ve basın özgürlüğü açısından kritik olduğu vurgulandı.

    Açık Radyo’nun yayın lisansının iptaline ilişkin hukuki sürecin Danıştay aşamasına taşındığı belirtildi. Açık Radyo ve hukuk ekibi, bugün Tütün Deposu’nda düzenledikleri basın buluşmasında sürece dair açıklamalarda bulundu. Açıklamada, yaşananların yalnızca bir radyo kuruluşuna yönelik idari işlem olmadığı, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü açısından kritik bir eşik anlamına geldiği ifade edildi.

    SÜRECİN ARKA PLANI

    Açıklamada, 24 Nisan 2024’te radyonun canlı yayınına katılan bir konuğun, Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan taziye mesajına atıfla yaptığı konuşmada “soykırım olarak adlandırılan” ve “Ermeni soykırımı anması” ifadelerini kullanmasının ardından Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından radyoya en üst sınırdan idari para cezası verildiği ve programın 5 kez durdurulmasına karar verildiği hatırlatıldı.

    RTÜK’ün elektronik tebligat yoluyla gönderdiği kurul kararının, yayın durdurma tarihlerini içeren ekine teknik nedenlerle erişilemediği belirtilen açıklamada, bu durumun kuruma bildirildiği ancak yanıt alınamadığı ifade edildi. Açıklamada, 3 Temmuz 2024’te yayın durdurma tedbirinin uygulanmadığı gerekçesiyle lisans iptali kararı verildiği kaydedildi.

    Açık Radyo’nun para cezasını ödediği ve yükümlülüklerini yerine getirdiği belirtilen açıklamada, savunma alınmadan ve teknik aksaklıklar dikkate alınmadan lisans iptaline gidildiği vurgulandı.

    YARGI SÜRECİ DANIŞTAY’A TAŞINDI

    Açıklamada, açılan davalarda yayında kullanılan ifadelerin ulusal ve uluslararası içtihatlara göre ifade özgürlüğü kapsamında olduğu, canlı yayına katılan kişilerin beyanları nedeniyle yayın kuruluşunun sorumlu tutulamayacağı ve uygulanan yaptırımların ölçüsüz olduğu yönünde hukuki ve bilimsel görüşler sunulduğu belirtildi.

    Buna rağmen ilk derece ve istinaf mahkemelerinde davaların reddedildiği ifade edilen açıklamada, dosyaların 2026 yılı itibarıyla temyiz edilerek Danıştay incelemesine taşındığı bildirildi.

    “BU YALNIZCA BİR KURUM MESELESİ DEĞİL”

    Basın toplantısında yapılan açıklamada, sürecin yalnızca Açık Radyo ile sınırlı olmadığı vurgulandı. Türkiye’deki tüm bağımsız medya kuruluşlarını ilgilendiren yapısal bir sorunla karşı karşıya olunduğu belirtilerek, ifade özgürlüğü kapsamında kabul edilen ifadeler nedeniyle ağır yaptırımlar uygulanmasının medya üzerinde caydırıcı bir etki yarattığı ifade edildi.

    “HABER ALMA HAKKI DA ETKİLENİYOR”

    Açıklamada, Açık Radyo’nun 30 yılı aşkın süredir sürdürdüğü bağımsız yayıncılık faaliyetinin özellikle kriz ve afet dönemlerinde kamusal bir işlev gördüğü belirtildi. İstanbul gibi deprem riski yüksek bir kentte FM yayın lisansının iptal edilmesinin yalnızca bir medya kuruluşunu değil, kamunun haber alma hakkını da doğrudan etkilediği kaydedildi.

    Açıklamada ayrıca, “Açık Radyo’nun yayınları durmuş olsa da, daha da genişleyen bir ekiple internet üzerinde Apaçık Radyo çatısı altında ve her zamanki bağımsız yayıncılık ilkeleriyle yolumuza devam ediyoruz” ifadelerine yer verildi. Bağımsız ve özgür yayıncılık anlayışının dijital platformlarda sürdürüldüğü belirtildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Mijatović: Türkiye’de ifade özgürlüğüne karşı düşmanca bir ortam var

    Mijatović: Türkiye’de ifade özgürlüğüne karşı düşmanca bir ortam var

    PİRHA- Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Dunja Mijatović, yayımladığı raporunda, Türkiye’de yargı kararlarının eleştirel sesleri susturmaya yönelik kasıtlı bir girişim halinde sürekli ve örgütlü baskının en kaygı verici tezahürü olmaya devam ettiğini belirtti. İnsan Hakları Komiseri, Türkiye’de internet sansürünün giderek artmasından duyduğu kaygıyı da dile getirdi.

    Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Dunja Mijatovic, Türkiye’de insan hakları, ifade özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı konularındaki gözlemlerini kayda geçirdiği raporunu bugün yayımladı. 14 sayfalık raporda, Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün endişe verici düzeyde gerilediği, medyanın yüzde 90’ının hükümet kontrolünde olmasının demokratik tartışma ortamını engellediği belirtildi.

    Raporda, Türkiye’de insan hakları savunucuları, kadın hakları ve LGBT savunucularının giderek artan baskıyla karşılaştığını kaydedildi. Ayrıca hükümetin ve mahkemelerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını uygulamamasının anayasal düzeni zayıflattığı uyarısı yapıldı.

    Raporu yazan Mijatovic, Türkiye’yi ziyaret talebinin Ankara tarafından kabul edilmediğini de kaydetti.

    Strasbourg merkezli Avrupa Konseyi’nin İnsan Hakları Komiseri Mijatovic, Türkiye’deki insan hakları durumuna ilişkin genel gözlemlerini, “İfade ve basın özgürlüğü, insan hakları savunucuları ve sivil toplumun mevcut durumu ve Türk yargısının bağımsızlığı ve tarafsızlığı” başlıklarında raporlaştırdı.

    Mijatovic, raporla ilgili yaptığı açıklamada, Türkiye’de gazetecilerin, insan hakları savunucularının ve sivil toplumun giderek artan düşmanca bir ortamda görev yapmak durumunda kaldıklarını belirtirken, ülkedeki ifade özgürlüğünün tehlikede olduğunu vurguladı.

    “TÜRK YETKİLİLERİN ELEŞTİRİLERE TAHAMMÜLSÜZLÜK SEVİYESİ ARTTI”

    Raporda, Türk yetkililerinin ifade ve basın özgürlüğüne dönük negatif duruşları ve seçilmiş kişiliklere dönük meşru eleştirilere karşı tahammülsüzlük seviyesinin artmış olmasının ifade ve basın özgürlüğü konusundaki kaygıların daha da derinleşmesine neden olduğunu kaydedildi. Ayrıca bu olumsuz anlayışın, gazetecilere ve insan hakları savunucularına karşı sistematik baskı ve yasal yolların kullanılmasıyla kendini göstermeye devam ettiği de belirtildi.

    İnsan Hakları Komiseri, Türkiye’de internet sansürünün giderek artmasından duyduğu kaygıyı da dile getirdi. Hükümetin Meclis’ten 2022’de geçirdiği İnternet Yasası ve Basın Yasası ile TCK’da yaptığı düzenlemelerle ‘yanlış ve yanıltıcı haber’ yapmayı cezalandıracak unsurları gündeme getirdiğini ve böylece sosyal medyayı daha da kısıtlayıcı önlemler aldığını anımsatan Komiser, Aralık 2022 itibariyle 700 bin internet alan adı, 150 bin URL adresi ve 55 bin X mesajının bloke edildiğini kaydetti.

    “RTÜK KEYFİ CEZALAR VERİYOR”

    Mijatovic, ifade ve basın özgürlüğünün Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) aracılığıyla da kısıtlandığını raporunda belirtterek, RTÜK’ün keyfi şekilde verdiği cezaların bir bölümünün eleştirel haberleri veren kurumları susturmak amaçlı olduğunu ifade etti. Mayıs 2023 seçimleri sırasında eleştirel haber veren bazı kurumlara kesilen cezanın bu yönde atılan somut bir adım olduğu da raporda vurgulandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • 2022 yılı insan hakları raporu açıklandı: Savaş politikaları soframızdaki ekmeği çalıyor-VİDEO

    2022 yılı insan hakları raporu açıklandı: Savaş politikaları soframızdaki ekmeği çalıyor-VİDEO

    PİRHA- 2022 yılı Türkiye’deki insan hakları ihlalleri raporu ve bilançosu açıklandı. İHD tarafından açıklanan raporda, yargıdaki zaman aşımı politikasının bir gelenek haline geldiği belirtilerek, Madımak Katliamı davasında verilen zaman aşımı kararı eleştirildi. Raporda “Savaş politikaları soframızdaki ekmeği çalmakta” diye belirtildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), 2022 yılında Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlalleri raporunu açıkladı.
    İHD Genel Merkezinde yapılan basın açıklamasında konuşan Eş Genel Başkan Eren Keskin, Türkiye’nin imzacısı olduğu uluslararası sözleşmelere uymadığının altını çizdi. Keskin, “Şiddet ve ihlaller devam ediyor. Kadına, LGBT bireylere, çocuklara dönük şiddet sürüyor. Kürt sorunundaki güvenlikçi tutum nedeniyle de ihlaller devam ediyor.
    İnsan Hakları Derneği, biatsızlık üzerine kuruldu ve sivil itaatsizliğimize devam ediyoruz” diye konuştu.

    “MADIMAK KATLİAMI’NDA DA ZAMAN AŞIMI TERCİH EDİLDİ”

    İHD Genel Sekreteri Hüseyin Balaban da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmeler başta olmak üzere, kendi iç hukukunu da uygulamadığını vurguladı. Balaban, Anayasanın 90. maddesi ile uluslararası sözleşmelerin iç hukukun da üstünde kabul edildiğini söyleyerek şu açıklamayı yaptı:

    “İnsan hakları savunucuları olarak, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana devlet güçleri tarafından işlenen suçlarda büyük bir cezasızlık olduğunu çok yakından biliyoruz. Bu cezasızlık politikasının aynen devam ettiğini görmek, adeta zaman aşımı müessesesinin devlet suçlarını koruyan bir mekanizma haline geldiğini görmek, son derece üzücü bir durum. En son 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde 33 aydın ve sanatçının yakılarak hayatını kaybettiği katliama ilişkin davanın son duruşmasında da zamanaşımı yoluyla cezasızlık politikası tercih edilmiştir.
    Coğrafyamızda çok yakıcı bir sorun olan -gözaltında kaybetme- sorunu, failler açıklanmadığı sürece bizce devam etmektedir. Yakınlarını gözaltında kaybeden insanlarımızın başlattığı Cumartesi Anneleri eylemine yönelik hukuksuz yasaklamalar halen varlıklarını devam ettirmektedir. Bu nedenle özellikle 90’larda kaybetme politikasının sürdüğünü söylemek, çok doğru olacaktır.

    “ATK SİYASİ İRADEYE BAĞLI KILINMIŞTIR”

    İşkence, maalesef ki devam etmektedir. Uluslararası sözleşmeler ve iç hukukla yasak bir yöntem olmasına rağmen işkencenin devam ettiğini görmek son derece üzücüdür. İşkencenin belgelenmesi de ayrı bir sorun oluşturmaktadır çünkü Türk yargısı sadece Adli Tıp Kurumu’nun raporlarını delil olarak kabul etmektedir yani işkencenin ancak bir resmi bilirkişi kurumu ile belgelenmesi gerekmektedir oysaki Adli Tıp Kurumu bir devlet kuruluşudur.
    Adli Tıp Kurumu hekimleri, tümüyle siyasi iradeye bağımlı kılınmışlardır bu nedenle işkencenin belgelenmesi de çok önemli bir sorun olarak varlığını devam ettirmektedir.

    İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ALANINDAKİ İHLALLER

    İfade ve örgütlenme özgürlüğü, hiç olmadığı kadar ağır bir baskı altındadır. Kişiler, yazdıkları yazılar, yaptıkları konuşmalar, attıkları tweetler nedeniyle sorgusuz sualsiz tutuklanmakta özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9 ve 10. maddeleri sürekli ihlal edilmektedir. Şu anda düşünceleri nedeniyle cezaevinde bulunan birçok aydın, yazar, sanatçı, politikacı tamamen altına imza atılan uluslararası sözleşmelere aykırı bir biçimde cezaevinde mahpus olarak tutulmaktadırlar.
    Cezaevinde, ölümcül hastalıkları olan birçok hasta mahpus bulunmaktadır. Bu hasta mahpusların tahliyeleri de yine resmi bilirkişi kurumu olan Adli Tıp Kurumu’nun verdiği cezaevinde kalabilir raporları ile devam ettirilmekte birçok hasta mahpus cezaevlerinde yaşamlarını yitirmektedir

    NEFRET SUÇLARINDAKİ ARTIŞ!

    Kadına yönelik şiddet var gücüyle devam etmektedir. Maalesef ki devletin kullandığı ayrıştırıcı, şiddet içeren nefret dili, kadınlara ve çocuklara şiddet olarak geri dönmektedir. Bu nedenledir ki biz daima insan hakları savunucuları olarak -kadına yönelik şiddet, politiktir- demekteyiz. Çünkü devletin uyguladığı şiddet politikalarını, kadına yönelik şiddetten bağımsız tartışmak mümkün değildir.
    LGBTİ+’lara yönelik büyük bir nefret örgütlenmektedir ve bu nefretin örgütleyicisi de bizzat devleti yönetenlerdir. Yaşamın tüm alanlarında maalesef ki bu nefret örgütlenmekte ve LGBTİ+ insanlarımız coğrafyamızda ölüm tehlikesiyle yaşamaya devam etmektedirler.
    Ekonomik sorunlar, coğrafyada yaşayan tüm insanları, özellikle de emeği ile geçinen insanlarımızı çok yoğun şekilde etkilemektedir. Birçok alanda işten çıkarmalar yoğun olarak yaşanmakta, sendikaların örgütlenmeleri ve kendilerini ifade etmelerine yönelik baskılar devam etmektedir.

    “SAVAŞ POLİTİKALARI SOFRAMIZDAKİ EKMEĞİ ÇALMAKTA”

    İnsan hakları savunucuları olarak, yıllarca, varoluşumuzdan itibaren özellikle Kürt sorununa yönelik barış çağrılarını devam ettirmekteyiz. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki uygulanan savaş politikası soframızdaki ekmeği çalmaktadır. Savaş ve çatışmalı ortam on binlerce can kaybı yanısıra toplumsal barışı ve halkların bir arada yaşama arzusuna da zarar vermektedir. Ret, inkâr ve asimilasyona dayalı güvenlikçi politikalar terk edilerek barışçıl politikalar yoluyla toplumsal barışa olanak sağlanmalıdır.
    Savaşa harcanan bütçenin barışçıl politikalara, eğitime, sağlığa, ekonomiye ayrılması son derece önemli olacaktır ve bütün coğrafyayı rahatlatacaktır.
    90’larda dahi ki 90’lar insan hakları ihlallerinin çok yoğun yaşandığı bir dönemdi o dönemde bile uygulanmayan kanun hükmünde kararnamelerle işten çıkarmalar birçok aileyi son derece zor durumda bırakmıştır. Binlerce kamu emekçisi ve çalışan, sadece düşünceleri nedeniyle hukukta yeri olmayan iltisak vb. ithamlarla sorgusuz sualsiz hiçbir yargı kararı olmadan, işlerinden atılmış, aileleriyle birlikte adeta ölüme mahkûm edilmiştir.

    SIĞINMACILARA YÖNELİK NEFRET SUÇLARI

    2022 yılı insan hakları ihlalleri raporumuzda son derece açık biçimde görüleceği üzere, sığınmacılara yönelik devlet politikası da son derece ayrımcı ve ötekileştiricidir. Maalesef ki Türkiye Cumhuriyeti devleti Birleşmiş Milletler Mülteci Hakları Sözleşmesi’ne coğrafi kısıtlama getirmiş ve sadece Avrupa’dan gelen insanlara mülteci statüsü verebileceği yönünde bir imza atmıştır. Ancak coğrafyamıza özellikle Afrika ve Ortadoğu’dan sığınmacılar gelmekte ve statüsüz bir şekilde son derece kötü koşullarda yaşamaya devam etmektedirler ve maalesef ki bu sığınmacılara yönelik son derece ırkçı ve nefret içeren yaklaşımlarda bulunan siyasi partiler, dernekler bulunmaktadır. Toplum, sığınmacılara karşı maalesef ki nefret örgütlenmesine maruz bırakılmaktadır.

    “İNFAZ POLİTİKASI AYRIMCIDIR”

    Cezaevlerinde çok yoğun hak ihlalleri gerçekleşmektedir. Özellikle ceza infaz politikasının son derece ayrımcı olduğunu yıllardır çok yakından izliyor ve kamuoyuna da anlatmaya çalışıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devleti yargısının infaz politikası, ayrımcıdır. Siyasi mahpuslar, maalesef ki adli mahpuslara göre cezalarının çok daha fazla bir oranını yatmaktadırlar.
    İnfazdaki bu ayrımcı politika, maalesef ki bütün dünyayı saran covid salgını sırasında son derece açık bir biçimde ortaya çıkmıştır. Adli mahpusların çok büyük bir bölümüne sağlanan denetimli serbestlik hakkı maalesef ki siyasi mahpuslara sağlanmamıştır.

    Coğrafyamızda bu kadar büyük ayrımcı, ötekileştirici, nefret örgütleyici bir politika izlenirken maalesef ki kendilerini muhalefet olarak tanımlayan siyasi partilerin çok büyük bir bölümü de bu haksızlıklara karşı ses çıkarmamaktadırlar. Sürekli dile getirdiğimiz gibi iktidar ve muhalefetin aynı kaynaktan beslendiği bir coğrafyada, insan hakları mücadelesinin ne kadar zor olduğunu her an gözlemlemekteyiz.
    Bizler insan hakları savunucuları olarak ‘2022 hak ihlalleri raporumuzu açıklarken bir kez daha insan hakları mücadelesinde ne kadar kararlı olduğumuzu biatsız bir mücadeleye devam edecek olduğumuzu tüm kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Türkiye’de ifade özgürlüğünün bir yıllık bedeli: 299 yıl 2 ay 24 gün hapis

    Türkiye’de ifade özgürlüğünün bir yıllık bedeli: 299 yıl 2 ay 24 gün hapis

    PİRHA-İfade özgürlüğü davalarının 1 Eylül 2021-20 Temmuz 2022 tarihleri arasındaki yıllık raporunu yayımlayan Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), gazetecilerin, en çok haberleri ve sosyal medya paylaşımlarının delil olarak gösterildiği davalarda terör suçlamaları ile yargılandığını belirtti.

    Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) 2018 yılından beri takip ettiği ifade özgürlüğü davalarının 1 Eylül 2021 ile 20 Temmuz 2022 tarihleri arasındaki programının yıllık raporunu yayımladı. Norveç Kraliyeti Dışişleri Bakanlığı ve Özgürlük için Friedrich Naumann Vakfı Türkiye Ofisi (FNF) desteğiyle sürdürülen programda 23 farklı şehirde görülen 210 davanın 446 duruşmasının izlenmesiyle elde edilen veriler paylaşıldı.

    Verilere göre gazeteciler, en çok haberleri ve sosyal medya paylaşımlarının delil olarak gösterildiği davalarda terör suçlamaları ile yargılandı. Barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşlerine açılan davalarda artış olduğu belirtilen raporda savcılıkların ve ilk derece mahkemelerinin, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kararlarını uygulamadıklarına da dikkat çekildi. Raporda, ifade özgürlüğü davalarında verilen hapis cezalarında radikal bir artış gözlemlendiği de belirtildi.

    GAZETECİLER TERÖR SUÇLAMASIYLA YARGILANIYOR 

    Rapora göre gazetecileri terör suçlamalarıyla yargılama pratiği bu izleme döneminde de devam etti. “Örgüt propagandası” suçlamasının 62 davada yöneltildiğine yer verilen raporda143 gazetecinin bu suçlamayla yargılandığı kaydedildi. “Örgüt üyeliği” suçlamasının yöneltildiği 44 davanın 38’inde gazetecilerin yargılandığına dikkat çekilen raporda 132 gazetecinin bu suçlama ile hakim karşısına çıktığı paylaşıldı. Rapordaki verilere göre bu davalarda en çok gazetecilerin yazdıkları haberler ve sosyal medya paylaşımları suçlamalara delil olarak gösterildi.

    “CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇLAMASINA HUKUKSUZCA ELDE EDİLEN DELİLLER SUNULDU”

    Bir yıllık dönemde 34 kişinin “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla açılan 29 davada yargılandığı paylaşılan raporda bu davaların da en çok gazetecileri hedef aldığı belirtildi. Rapora göre 18 gazeteci, “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla hakim karşısına çıktı.

    Bu suçlamanın yöneltildiği 19 davada sanıklar aleyhine yalnızca sosyal medya paylaşımlarının delil olarak sunulduğuna dikkat çekilen raporda 14 davada bu delillerin AYM’nin 19 Şubat 2020 tarihli kararıyla anayasaya aykırı olduğuna hükmederek ilgili yasa maddesini iptal ettiği “sanal devriye” yöntemi ile elde edildiği belirtildi. Raporda AYM kararından sonraki tarihlerde hazırlanan ve “sanal devriye” yöntemi ile elde edilen delillere yer verilen 8 iddianamenin mahkemeler tarafından kabul edildiği paylaşıldı.

    BARIŞÇIL GÖSTERİLERE KATILAN 800 KİŞİYE DAVA AÇILDI

    Rapora göre bir yılda 800 kişi, Anayasa’nın 34. maddesi ile herhangi bir izne tabi olmaksızın düzenlenmesi garanti alınan barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katıldıkları için “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmek” suçlamasıyla hakim karşısına çıktı. Aralarında Cumartesi Annesi/İnsanları’nın da olduğu 328 aktivist bu suçlama ile yargılanırken 285 öğrenci, Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılan rektör atamaları üzerine başlayan protestolara açılan 9 farklı davada bu suçlama ile hakim karşısına çıktı.

    Raporda barışçıl gösteri, eylem ve yürüyüşlere açılan davaların bazılarında söz konusu eylemlerin “kanunsuz” olduğuna kaymakamlık veya valiliklerin aldığı keyfi yasaklama kararlarının ve pandemi döneminde İl Hıfzıssıhha Kurullarının “kamu sağlığı” gerekçe gösterilerek aldığı toplanma yasağı kararlarının dayanak olarak gösterildiğini de yer verildi.

    AİHM GÖRMEZDEN GELİNDİ: 299 YIL 2 AY 24 GÜN HAPİS CEZASI

    Raporda ifade özgürlüğü davalarında verilen hapis cezalarında ciddi bir artış gözlemlendiği kaydedildi. İzleme döneminde karara bağlanan 41 davada yargılanan 67 kişiye toplamda 299 yıl 2 ay 24 gün hapis cezası verildiği belirtilen raporda 36 kişiye farklı davalarda verilen hapis cezalarının, AİHM’in verdiği ihlal kararlarına konu olan TCK 220/6, 220/7, 299 ve TMK 6/2, TMK 7/2 maddeleri uyarınca verildiği vurgulandı.

    Mesleki faaliyetleri gerekçe gösterilerek müebbet hapis cezasına çarptırılan gazeteci Rojhat Doğru ve 2020 yılında beraat ettiği suçtan hiçbir delil olmamasına rağmen ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılan Osman Kavala’ya verilen ağır cezalara da raporda yer verildi.

    Hapis cezaları ile birlikte beraat ile sonuçlanan davalarda da artış görüldüğü belirtilen raporda bu durum, ifade özgürlüğünü ilgilendiren soruşturmaların kolayca davalara dönüştürülmesi olarak yorumlandı. Raporda paylaşılan bilgilere göre izleme döneminde karara bağlanan 51 davada yargılanan 226 kişi kendilerine yöneltilen suçlamalardan beraat etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’ kuruldu!

    ‘Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’ kuruldu!

    PİRHA- Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde ‘Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’ kuruldu, başına da, İdris Kardaş getirildi.

    Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü alanlarında sıkıntılar devam edip, sansür ve otosansür yoğun bir şekilde yaşanırken Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde ‘Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’ kuruldu.

    Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Ülkemize karşı yürütülen sistematik dezenformasyon kampanyalarına karşı İletişim Başkanlığımız bünyesinde müstakil bir birim oluşturduk. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi. Merkezimizin koordinatörü olarak atanan İdris Kardaş’ı tebrik eder, kendisine başarılar dilerim” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • TGC: Torba kanun teklifi ifade özgürlüğüne yeni bir darbedir

    TGC: Torba kanun teklifi ifade özgürlüğüne yeni bir darbedir

    AKP-MHP milletvekilleri tarafından Meclis’e sunulan kanun teklifinin “ifade özgürlüğüne yeni bir darbe” olduğunu belirten TGC, “Seçime gidilen bir süreçte gazetecilere, aba altından sopa gösterilmektedir” dedi.

    Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu, AKP-MHP’nin Meclis’e sunduğu, gazetecilere yeni hapis cezaları getirilmesinin yolunu açan torba kanun teklifine ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Şirketler aleyhine haber yapan gazetecilere “şöhrete zarar” suçlamasıyla üç yıla kadar hapis cezası getiren teklifin yurttaşların habere erişim hakkını engelleyeceğinin altı çizilen açıklamada, “Anayasal bir hak olan basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünü engellemek için iktidar tarafından sistematik olarak girişimde bulunulmaktadır. Son olarak 85 iktidar milletvekilinin ortak imzasıyla TBMM’ye torba kanun içinde bir teklif sunulmuştur. Torba yasaya eklenen maddeye göre isimleri belirtilmese bile şirketlerin güvenilirliği konusunda kamuoyunda tereddüde yol açacak, güveni sarsacak haberlerin yapılması sansürlenmektedir” denildi.

    Sosyal ve ekonomik sorunlarla ilgili haberlerin serbest dolaşımının bir kez daha engellenmek istendiği belirtilen açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Seçime gidilen bir süreçte gazetecilere, ekonomi habercilerine aba altından sopa gösterilmektedir. Bu madde kabul edilirse yurttaşların habere erişiminin önüne yeni bir engel konulacaktır. Basın ve düşünceyi ifade özgürlüğüne yeni bir darbe olan bu teklifin çekilmesi için iktidar ve muhalefet partilerine çağrı yapıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Expression Interrupted: Yılın son üç ayında 203 gazeteci 98 davada hâkim karşısına çıktı

    Expression Interrupted: Yılın son üç ayında 203 gazeteci 98 davada hâkim karşısına çıktı

    PİRHA-2021 yılının son çeyreğinde basın özgürlüğü bilançosunu açıklayan Expression Interrupted, üç aylık süreçte 203 gazetecinin 98 davada hâkim karşısına çıktığını belirtti. Bu da her ay ortalama 70 gazetecinin 30’dan fazla davada yargılandığı anlamına geliyor.

    Expression Interrupted tarafından hazırlanan rapora göre 2021 yılının son çeyreğinde toplam 203 gazeteci 98 davada hâkim karşısına çıktı. Açıklanan veriler her ay ortalama 70 gazetecinin 30’dan fazla davada yargılandığı anlamına geliyor.

    “BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE YÖNELİK BASKILAR HIZ KESMEDEN SÜRÜYOR”

    Expression Interrupted platformu tarafından yürütülen dava takip ve açık kaynak bilgi takibi çalışmaları sonucunda elde edilen verilere dayanan “2021’in son çeyreğinde basın özgürlüğü bilançosu” başlıklı raporda Danıştay ve Anayasa Mahkemesinin bazı olumlu kararlarına rağmen süregiden yargılamalar, siyasi ve idari baskılar ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ile Basın İlan Kurumunun (BİK) para ve ilan cezaları nedeniyle basın özgürlüğüne yönelik baskıların hız kesmeden devam ettiği belirtiliyor.

    Raporda, Danıştay’ın gazetecilerin turkuaz basın kartı almalarını zorlaştıran değişiklikler nedeniyle Basın Kartı Yönetmeliği’nin yürütmesini durdurması ve gösterilerde görüntü ve ses kaydı alınmasını yasaklayan 27 Nisan 2021 tarihli Emniyet Genelgesi hakkında da benzer bir karar alması, Anayasa Mahkemesinin ise erişim engelleri konusunda aldığı içtihat niteliğindeki “pilot karar” basın özgürlüğüne yönelik yasal baskılara karşı bir kazanım olarak niteleniyor.

    Benzer şekilde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de (AİHM) çok sayıda basın ve ifade özgürlüğü davasında kullanılan “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla ilgili verdiği ilk kararda ihlale hükmettiği not edilirken tüm bu kararların pratikte baskıcı uygulamaları ne ölçüde değiştireceğinin ise büyük bir soru işareti olduğunun altı çiziliyor.

    “203 GAZETECİ YARGILANDI, 18 GAZETECİYE 24 YIL 5 AY CEZA VERİLDİ”

    Expression Interrupted verilerine göre yılın son üç ayında bir gazeteci cezasının infazının tamamlanması üzerine tahliye olurken 2021 sonu itibarıyla cezaevindeki gazeteci sayısı 58 oldu. Gazetecilere yönelik yargılamalar ise hız kesmeden devam etti. Yılın son üç ayında gazetecilerin sanık olarak yargılandığı 98 dava görüldü. Bu davalarda yedisi yabancı ülke vatandaşı 203 gazeteci yargılandı. Bu, her ay ortalama 70 civarında gazetecinin 30’dan fazla davada yargılandığı anlamına geliyor.

    Sonuçlanan davalarda 18 gazeteciye toplam 24 yıl 5 ay 9 gün hapis ve 22 bin 660 TL para cezası verildi. 36 gazeteci ise beraat etti. Yine Ekim, Kasım, Aralık aylarında 17 gazeteci hakkında 10 yeni dava açılırken 16 gazeteci hakkında da soruşturma başlatıldı. 13 gazeteci ise haber takibi sırasında ya da haklarında açılan soruşturmalar kapsamına gözaltına alındı.

    Aynı dönemde gazetecilerin maruz kaldıkları hak ihlalleri nedeniyle açtıkları davalar da görüldü. Gazeteci ve akademisyen Mehmet Altan’ın tutukluluğuna karşı Anayasa Mahkemesi ve AİHM tarafından verilen kararları uygulamayan hâkimlere karşı açtığı dava Yargıtay’da görülürken, Yeniçağ gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ’ın 2019’da evinin önünde uğradığı saldırı sonrası faillere karşı açtığı davanın görülmesine de saldırıdan neredeyse 2,5 yıl sonra Ankara’da başlandı.

    İlk duruşma sonrası mahkeme davanın ağır ceza mahkemesine gönderilmesi talebini kabul etti. Gazeteci Beyza Kural’ın 2015’te maruz kaldığı polis müdahalesi nedeniyle Anayasa Mahkemesinin verdiği ihlal kararının ardından ilgili polislere açtığı davanın görülmesine ise sanık polislerin yokluğunda devam edildi. Müyesser Yıldız’ın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya açtığı dava Soylu aleyhine mahkûmiyetle sonuçlanırken Adnan Bilen’in tutukluluk sürecinde yaşanan usul ihlalleri nedeniyle Van’da açtığı dava ise mahkeme tarafından reddedildi.

    2021’in son üç ayında ayrıca Türkiye’nin çeşitli illerinde gazetecilere yönelik 20 saldırı, engelleme ve/veya tehdit hadisesi yaşandı. Vakaların 13’ünde fail kayıtlara polis ya da asker olarak geçerken en az beş saldırı ya da tehdit ise siviller tarafından gerçekleştirildi.

    “RTÜK CEZA YAĞDIRMAYA DEVAM ETTİ”

    Rapora konu dönemde BİK tarafından verilen herhangi bir yeni ilan cezası kayıtlara geçmedi ancak Evrensel ve Yeni Asya gazetelerine yönelik BİK tarafından verilen resmi ilan yayımlama yasağı sırasıyla Eylül 2019 ve Ocak 2020’den beri sürüyor.

    RTÜK ise 2021’in son çeyreğinde eleştirel yayın içerikleri nedeniyle televizyon kanallarına çok sayıda idari para cezası kesti. Halk TV’ye tek bir toplantıda kesilen para cezası 215 bin 619 TL’yi buldu.

    Bununla birlikte, RTÜK’ün 2021’de verdiği ceza kararlarına dair paylaşılan veriler yasa gereği tarafsız bir medya düzenleme kurumu olarak çalışması gereken RTÜK’e yönelik siyasileşme ve sansür eleştirilerini artırdı. RTÜK Üyesi İlhan Taşcı’nın açıkladığı rakamlara göre RTÜK 1 Ocak – 24 Aralık tarihleri arasında haber programlarına yönelik toplam 71 ceza kararı verdi. Bunların tamamı yayın çizgisi muhalif olarak nitelendirilen Halk TV, Tele 1 ve FOX TV gibi kanallara kesilirken hükümet yanlısı kanallara hiç ceza verilmedi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Sanatçı Genco Erkal ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ iddiasıyla ifade verdi

    Sanatçı Genco Erkal ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ iddiasıyla ifade verdi

    PİRHA- “Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği” iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında ifadesi alınan tiyatro oyuncusu Genco Erkal, Başkanlık sistemine, ifade özgürlüğünün kısıtlanmasına, insanların düşünceleri yüzünden hapis yatmasına karşı olduğunu belirterek, “Paylaşımlarımın neresinde Cumhurbaşkanına hakaret görülmüş anlayabilmiş değilim” dedi.

    83 yaşında olan sanatçı Genco Erkal, Twitter paylaşımlarında “Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği” iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında bugün İstanbul Adalet Sarayı’nda ifade verdi.

    “İNSANLARIN DÜŞÜNCELERİ YÜZÜNDEN HAPİS YATMASINA KARŞIYIM”

    CHP İstanbul Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu ve Ali Şeker’in de olduğu siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin hazır bulunduğu ifade işlemi sonrası açıklama yapan Erkal, “Paylaşımlarımın neresinde Cumhurbaşkanına hakaret görülmüş anlayabilmiş değilim” diyerek, ifade özgürlüğü vurgusunda bulunarak,  “Başkanlık sistemine karşıyım. İfade özgürlüğünün kısıtlanmasına, insanların düşünceleri yüzünden hapis yatmasına karşıyım. Doğanın yok edilmesine, betonlaşmaya karşıyım. Yoksulları daha yoksul kılan çarpık ekonomik düzene karşıyım. Laik bir ülkede din olgusunun sürekli öne çıkarılmasına, siyasi malzeme olarak kullanılmasına karşıyım” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • AYM’nin Wikipedia hakkında verdiği gerekçeli kararı açıklandı

    AYM’nin Wikipedia hakkında verdiği gerekçeli kararı açıklandı

    PİRHA- AYM’nin Wikipedia kararının gerekçesi Resmi Gazetede yayımlanmasının ardından, Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararı Bilgi Teknolojileri Ve İletişim Kurumu’na iletmesiyle birlikte site erişime açılacak.

    Anayasa Mahkemesi’nin geçtiğimiz günlerde Wikipedia’nın erişime kapatılmasını hak ihlali sayan kararının gerekçesi Resmi Gazetede yayımlandı. Oy çokluğu ve 6 üyenin karşı oy yazısıyla alınan karar Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi’ne de gönderdi. Mahkemenin kararı Bilgi Teknolojileri Ve İletişim Kurumu’na iletmesiyle birlikte Wikipedia erişime açılacak.

    AYM, kararın gerekçesinde, Wikipedia’nın kapatılmasının demokratik toplum düzeninin gereklerine uymadığına ve ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin kanuni dayanağı olarak 5651 sayılı Kanun’un gösterildiği ve bu kanunun keyfiliğe yol açıldığı izlenimi verildiğine dikkat çekildi.

     (HABER MERKEZİ)

  • Eylül ayında 231 yaşam hakkı ihlali yaşandı

    Eylül ayında 231 yaşam hakkı ihlali yaşandı

    CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun hazırladığı rapora göre, Eylül ayında 231 yaşam hakkı ihlali yaşandı, 840 kişi basın açıklamalarında gözaltına alındı ve 858 kişi işkence ve kötü muamele gördü.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, 2018 yılı Eylül ayına ilişkin yaşanan hak ihlallerine dair hazırladığı raporu paylaştı. Rapora göre, yaşam hakkı ihlalleri kapsamında Eylül ayında 231 kişi yaşamını yitirdi; 157 kişi iş cinayeti, 1 kişi yargısız infaz, 3 kişi yasadışı örgüt saldırısı, 1 kişi cezaevinde, 23 kişi silahlı çatışmalar kapsamında hayatını kaybetti. Eylül ayında 45 kadın ise erkek şiddeti sonucu yaşamını yitirdi.

    858’İN ÜZERİNDE KİŞİ HAKKINDA YASAL İŞLEM YAPILDI

    Raporun “İşkence ile Cezaevlerinde İşkence ve Kötü Muamele” bölümünde 858’in üzerinde hak ihlalinin yaşandığı belirtildi. Toplantı ve gösterilerde dövülerek, gaz sıkılarak, ters kelepçe takılarak gözaltına alınanlar ile işkence gördüğü halde bunu açıklamayan, suç duyurusunda bulunmayanlar dikkate alındığında gerçek sayının çok daha fazla olduğu belirtildi.

    İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KAPSAMINDA BİN 415 HAK İHLALİ

    Raporun “İfade Özgürlüğü” bölümünde İçişleri Bakanlığı verilerine göre; sosyal medya paylaşımları nedeniyle hakkında yasal işlem yapılan kişi sayısı bin 294 olduğuna yer verildi. Bu sayının ise sadece 63’ünün basına yansıdığı da raporda belirtildi. Ayrıca, sosyal medya paylaşımları nedeniyle tutuklanan kişi sayısı 11 olup, ifade özgürlüğü kapsamında yaşanan toplam hak ihlali sayısı ise bin 415.

    EN AZ 60 ETKİNLİK VE BASIN AÇIKLAMASINA MÜDAHALE EDİLDİ

    Eylül ayında 20 etkinlik, gösteri ve tiyatro yasaklandığı, 840 kişinin basın açıklaması, etkinlik ve eylemlerde gözaltına alındığı belirtildi. Toplantı ve gösteriler nedeniyle açılan davalarda 6 kişinin ceza aldığı, 52 kişinin ise bu davalardan beraat ettiği raporda belirtildi. (HABER MERKEZİ)
  • Boğaziçi öğrencilerinden Erdoğan’a yanıt: İfade hakkımızı savunuyoruz

    Boğaziçi öğrencilerinden Erdoğan’a yanıt: İfade hakkımızı savunuyoruz

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine yönelik, “Meydanı terör estirenlere bırakmayacağız” açıklamalarına Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi öğrencilerinden yanıt verdi. 

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine yönelik, “Meydanı terör estirenlere bırakmayacağız” açıklamalarına Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi öğrencilerinden yanıt geldi.

    “Hükümetin güvenlik politikalarını eleştirmek terör örgütü propagandası değildir” diyen üniversite öğrencileri “Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının devletin güvenlik politikalarını eleştirmeye hakkı olduğunu ve gözaltına alınan arkadaşlarımızın fikrini ifade etme hakkını savunuyoruz” ifadelerini kullandı.

    Boğaziçi Üniversitesi’nde Afrin harekatı için lokum dağıtan gruba, bir grup öğrenci ‘savaşın lokumu olmaz’ diyerek tepki göstermişti. Yaşananlar üzerine 5 üniversiteli gözaltına alındı.

    SİYASET BİLİMİ ÖĞRENCİLERİ ERDOĞAN’A YANIT VERDİ

    Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerine tepki gösterdi. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğrencileri şu ifadeleri kullandı:

    Türkiye’de ifade özgürlüğü giderek artan düzeyde bir saldırıyla karşı karşıya kalmış ve bu durum üniversitemize de yansımıştır. Hükümete doğrudan veya dolaylı yoldan yapılan her eleştiri terör ile bağdaştırılmakta, eleştirme cesaretini gösterenler ise ‘kamuoyunun hassasiyetleri’ üzerinden hedef gösterilmektedir. Bizler Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden öğrenciler olarak, üniversitemizin özgür ruhunu ve üniversitemizde bulunan herkesin fikrini ifade etme hakkını savunuyoruz. Arkadaşlarımız bu bağlamda haksız ithamlarla suçlanmaktadırlar. Arkadaşlarımızın düşünce ve ifade özgürlüklerine yapılan kısıtlama, hükümetin bir politikasını eleştirmenin teröristlikle eş değer tutulması ve bu şekilde yaftalanması ile başlamıştır.

    “GÖRÜŞLERİNİ AÇIKLAYAN HERKES TEHDİT ALTINDA”

    Arkadaşlarının okul içinde ve dışında hedef gösterildiğini kaydeden öğrenciler tarafından yapılan açıklama şöyle devam etti:

    Türkiye, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ne (ICCPR) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) taraf bir devlettir. Dolayısıyla, Türkiye’nin bu bağlayıcı sözleşmelerde yer verilen haklara saygı gösterme, bu hakları koruma ve teşvik etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. Maddesi, vatandaşlarının ifade özgürlüğü hakkını koruma altına almaktadır. Birçok uluslararası sözleşme ve anayasamızla koruma altına alınan bu hak ve özgürlüklere rağmen, son zamanlarda üniversitemizde bulunan muhalif seslerin kendilerini duyurması daha da güç bir hale gelmiştir. Hükümet tarafından eleştirel olarak değerlendirilen görüşleri ifade eden herkes internet üzerinden tehdit, gözdağı ve taciz, cezai kovuşturmalar, gözaltı, üniversiteden atılma ve sansüre maruz kalma tehlikesi altında bulunmaktadır. Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının devletin güvenlik politikalarını eleştirmeye hakkı olduğunu ve gözaltına alınan arkadaşlarımızın fikrini ifade etme hakkını savunuyoruz. Hükümetin güvenlik politikalarını eleştirmek suç veya terör örgütü propagandası değildir. Bu soruşturmaların usulünde ve içeriğinde hak ihlali vardır. Hükümetin güvenlik politikalarını eleştirmek terör örgütü propagandası değildir.

    Boğaziçi Üniversitesi’ndeki her kesimin fikrini ifade ve protesto etme hakkını savunuyoruz. Biz Boğaziçililer geçmişte yaşanan hak ihlallerinin karşısında olan bir geleneğin parçası olarak, yarın da bugünlere baktığımızda, her kesimin özgür düşünce ortamının bugünlerde de savunulmuş olmasını istiyoruz.