Etiket: ığdır

  • Çevrecilerden “Metzamor Nükleer Santrali’ni kapatın” çağrısı- VİDEO

    Çevrecilerden “Metzamor Nükleer Santrali’ni kapatın” çağrısı- VİDEO

    PİRHA- Doğa ve Yaşam Savunucuları, Metzamor Nükleer Santrali’nin kapatılması çağrısıyla Ermenistan’a “Çernobil ve Fukuşima yaşanmadan Metzamor’u durdurun” mesajı verirken, Türkiye’deki yetkili kurumlara da acil önlem alma çağrısında bulundu.

    Doğa ve Yaşam Savunucuları, Ermenistan sınırına 16 kilometre, Iğdır’a ise yalnızca 30 kilometre uzaklıkta bulunan ve dünyanın en riskli nükleer santralleri arasında gösterilen Metzamor Nükleer Santrali’nin kapatılması talebiyle Iğdır’da basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı grup adına Sabahat Aslan okudu.

    Basın açıklamasında, Metzamor Nükleer Santrali’nin 1976 ve 1980 yıllarında faaliyete giren iki reaktöründen oluştuğu, santralin deprem riski yüksek bir bölgede yer alması nedeniyle büyük bir tehlike arz ettiği vurgulandı. Aslan, Sovyet bilim insanlarının dahi santralin yapım sürecinde projeye karşı çıktığını, özellikle fay hattı üzerindeki konumu ve su kaynaklarına sızma riskinin ciddi kaygılar yarattığını ifade etti.

    “NÜKLEER FACİAYA DAVETİYE”

    1988’de Ermenistan’da meydana gelen Spitak Depremi’nin ardından santralin kapatıldığını hatırlatan Aslan, 1995 yılında yeniden faaliyete geçirilen Metzamor’un 2005’te ömrünü tamamladığı halde, işletim süresinin defalarca uzatıldığını belirtti. Bugün hâlâ çalışan santralin, Ağrı Dağı ile Alagöz Dağları arasında bulunan Aras Havzası’nda, Doğu Anadolu fay hattı üzerinde yer aldığına dikkat çeken Aslan, “Bu santral, Çernobil’in yol açtığı felaketin bir benzerini bölgemize yaşatabilir” dedi.

    “ÇERNOBİL VE FUKUŞİMA’NIN ETKİLERİ HALA SÜRÜYOR”

    Çernobil ve Fukuşima örneklerinden yola çıkarak nükleer kazaların yarattığı yıkımın kuşaklar boyu süren etkilerine vurgu yapan Aslan, “Dünya tarihinin en büyük nükleer santral kazası olan Çernobil faciasının zararlarını dünya 39 yıldır hala çok ağır ödüyor. Bütün dünya ülkelerinde yaşayan, milyonlarca insan kazadan sonra yayılan radyasyondan çok olumsuz etkilendi. Çocuklar sakat ve lösemili doğdu. Kazanın ardından geçen 39 yıllık süre içinde bölgede yaşayan insanların vücutlarında bağışıklık sisteminde yetersizlikler ve genetik yapının bozulması ile kanser oluşumunun hızlandığı, ölümlerin arttığı ve o bölgede radyasyon kirliliği yüzünden tarımın, hayvancılığın çok olumsuz etkilendiği araştırma sonuçları olarak dünya kamuoyuna yansıdı. Fukuşima radyasyonundan öleceklerin sayısı henüz belli değil. Çernobil ve Fukişimanın yaratmış olduğu ekonomik ve sosyal kayıplar hesap bile edilemiyor. Bu kazaların sonuçları dünya kamuoyundan gizleniyor” diye konuştu.

    “BÖLGE ÜLKELERİ TEHDİT ALTINDA”

    Sabahat Aslan, Metzamor Nükleer Santrali’nin sadece Ermenistan’ı değil; Türkiye, Azerbaycan, Nahçıvan ve İran başta olmak üzere tüm bölge halklarını tehdit ettiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

    “Bu santral, teknolojisi eski, ömrü dolmuş ve deprem kuşağında yer alıyor. En kısa sürede kapatılması insanlık ve doğa adına bir zorunluluktur. Özellikle Iğdır halkı büyük risk altındadır. Nükleerle ilgili bütün Uluslar arası kurumlara ve Ermenistan hükümetine sesleniyoruz. Ermenistan Çernobil ve Fukuşima olmadan Metzamor Nükleer Santralini kapatın. Bu santralin kapatılması için Ülkemizin ilgili kurumları acilen harekete geçmelidir.Metzamor Nükleer Santrali kapatılana kadar mücadelemiz devam edecektir.”

    PİRHA/ IĞDIR

  • Hun: Göle depreminin ardından 16 ay geçti -40 derecede halk hala konteynerlerde

    Hun: Göle depreminin ardından 16 ay geçti -40 derecede halk hala konteynerlerde

    PİRHA – Milletvekili Yılmaz Hun, Göle’de yaşanan depremin üstünden 16 ay geçmesine rağmen hala enkazların kaldırılmadığını ve mağduriyetin sürdüğüne işaret etti. Köylülerin hala konteynerlerde, hayvanların ise çadırlarda kaldığını belirten Hun, konuyu Meclis gündemine taşıdı.

    Ardahan’da 7 Eylül 2022’de yaşanan 5.0 büyüklüğündeki deprem nedeniyle yıkılan ev ve ahırların enkazları henüz kaldırılmış değil. Söz konusu depremle beraber Balçeşme, Koyunlu, Küçük Altınbulak, Çullu ve Esenyayla köyleri depremden etkilenmişti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Iğdır Milletvekili Yılmaz Hun, deprem nedeniyle yaşanan mağduriyeti Meclis gündemine getirdi. Milletvekili Hun, yıkıcı afetlerde en önemli unsurlardan birinin hızlı, etkin ve koordinasyonlu bir müdahale olduğunu vurguladı. Milletvekili Hun, “Ancak Ardahan Göle depreminin üzerinden 16 ay geçmesine rağmen -40 dereceyi bulan kış soğuklarında Balçeşme, Koyunlu, Küçük Altınbulak, Çullu ve Esenyayla köylerinde yaşayan halk hala konteynerlerde hayvanları ise çadırlarda kalmaktadır. Ayrıca bu köylerde enkazlar hala kaldırılmamıştır” diye belirtti.

    “ENKAZ KALDIRMA ÇALIŞMALARININ YAPILMAMASININ SEBEBİ NEDİR?”

    Milletvekili Yılmaz Hun, anayasadaki kanunun gereklerini hatırlatarak “yıkılan, yanan veya ağır hasara uğrayan veya uğraması muhtemel olan binalarla imar planları gereğince kamulaştırılmasında zorunluluk bulunan yerlerdeki binalarda oturan ailelere, hak sahibi olmak şartıyla konut yaptırılır veya kredi verilir” diye belirtti.

    Milletvekili Yılmaz Hun, konuya ilişkin soru önergesi hazırlayarak İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya tarafından cevaplandırılması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “*Depremden etkilenen bölgelerde meydana gelen hasarlar hakkında bilgi verebilir misiniz?

    *Ardahan’ın Göle ilçesinde 5 köyün etkilendiği depremin üzerinden 16 ay gibi uzun bir süre geçmesine rağmen enkaz kaldırma çalışmalarının yapılmamasının sebebi nedir?

    *27.09.2022 tarihli Göle depreminin hasar tespit çalışmaları yapılmış mıdır? Hasar tespit çalışması yapılmışsa depremde kaç ev ve ahır hasar almış ve yıkılmıştır?

    *Yaşanılan depremde büyük ve küçükbaş hayvan olmak üzere telef olan hayvan sayısı kaçtır?

    *Depremzedeler için ne tür önlemler alınmıştır? Barınma ve temel ihtiyaçlarını karşılama konusunda hangi çalışmalar yapılmaktadır?

    *Göle ilçesinde önümüzdeki günlerde olası başka depremlere karşı ne tür önlemler alınması planlanmaktadır?

    *Ardahan Göle ilçesinde olan 5 köyün etkilendiği depremdeki depremzedelerin yaşadıkları sorunları gidermeye yönelik bir çalışmanız mevcut mudur? Varsa nedir?”

    PİRHA/ANKARA

  • Banka, işten çıkardı, kızının hesabına da el koydu; gerekçe Alevi olması mı?-VİDEO

    Banka, işten çıkardı, kızının hesabına da el koydu; gerekçe Alevi olması mı?-VİDEO

    PİRHA-Hasan Ali Bozkurt, Ziraat Bankası çalışanıyken gerekçe belirtilmeden 2012 yılında işten çıkarıldı. Kızının şahsi banka hesabına dahi kanunsuzca el konulduğunu belirten Bozkurt, “İşten çıkarılmamdaki tek gerekçe, söylemeye dilim varmıyor ama Alevi olmam” dedi.

    Hasan Ali Bozkurt, 1997 yılında Ziraat Bankası’nın açtığı sınavda 5. oldu, 1998 yılında ise koruma memuru olarak işe başladı. Kars ve Iğdır’da görev yapan Bozkurt, 2000 yılında ise Ankara’ya gelerek aynı banka bünyesinde çalışmaya devam etti.

    2012 yılında yeni gelen banka yönetimi, hiçbir gerekçe göstermeden Ziraat Bankası Etlik Şubesi’nde çalışan Bozkurt’un iş akdini fesih etti.

    İŞ FESHİ VAR ANCAK GEREKÇE YOK!

    Toplamda 15 yıl çalıştığını belirten Bozkurt, “Performans olur, İş Kanunu’nun ilgili maddelerinden biri olur; ama hiçbir gerekçe gösterilmeden işime son verildi” diye konuştu.

    Hasan Ali Bozkurt, işine son verildiği yılda kendisi gibi işten çıkarılan başka personellerin de olduğunu ifade ederek, “Ama gerekçe sunulmayan, bildiğim kadarıyla bir tek ben vardım. Mesela o dönem siyasete girenler vardı, tekrar göreve geri dönmek istediler ancak onları göreve yeniden başlatmadılar. Ya da ‘performans eksikliğini’ gerekçe gösterip işten çıkarılanlar da olmuştu” diye konuştu.

    KIZININ BANKADAKİ PARASINA DAHİ EL KONULDU!

    Hasan Ali Bozkurt işten çıkarıldıktan hemen sonra hukuki girişimlere başladığını da anlattı. Mahkemeden ‘İşe iade kararı’ verildiğini ancak bankanın buna da kayıtsız kaldığını söyleyen Bozkurt, şöyle devam etti:

    “Aslında bir takım şeyler daha sonradan yerli yerine oturmaya başladı. Ben ilk önce ‘gerekçesiz olur mu?’ diye düşündüm. Pek çok kişi de ‘muhakkak bir gerekçesi vardır’ dediler ama bir yasal gerekçe yoktu. En son süreçte kızımın adına şubede bir yatırım hesabı açtırmıştım, ona dahi gerekçesiz olarak el koydular. Banka ile görüştüğüm zaman ‘git kanunlar önünde ne yapıyorsan yap’ denildi. İşe iade sürecimde mahkemeye gittim ve 10 aya yakın duruşma günü bekledik. 2013 yılında duruşmamız 10 saniye sürerek ‘işe iade’ kararım verildi. Ama Ziraat Bankası bu karara uymadı. Bu nedenle tekrar idari dava açma durumunda kaldım. Bu defa da mahkeme, bankanın özel statüsünü gerekçe gösterdi. Ardından Devlet Personel Başkanlığı’na dava açtım ve şu anda davam Anayasa Mahkemesi’nde görülmekte.”

    “MAKSAT BENİM ALEVİ OLMAMMIŞ”

    Yaklaşık 11 yıldır hukuki mücadele veren Bozkurt, bankada kızı adına biriktirdiği parayı ileriki yıllarda eğitim harcamaları için kullanmayı planladığını da söyledi. Bozkurt, işten çıkarılmasındaki asıl nedenin Alevi kimliği olduğunu da vurgulayarak şunları anlattı:

    “Yönetim kuruluna yakın olan tanıdıklarımdan edindiğim bilgiye göre çıkarılmamdaki tek gerekçe; söylemeye dilim varmıyor ama Aleviliğimiz. Yönetim kuruluna benim adımı öneren kişideki tek maksat benim Alevi olmammış. Yani hukukçuların hepsi gösterdiğim belgelere karşı ‘böyle bir şey olamaz, bunu yapamazlar’ diyor.

    O yıllarda bankada şöyle bir yönetim anlayışı vardı; AK Parti iktidarının ortalarıydı, yani ekonomik anlamda güçlü bir Türkiye vardı ve Ziraat Bankası iktidarın bir nevi para kasasıydı. Genel yöneticiler ona göre kişilerden tercih ediyordu. Yaptıkları işten de sorumlu tutulmuyorlardı. Halen daha buna ilişkin bir kanun maddesi de var.

    “MEMLEKETİME OLAN AİDİYET DUYGUM ZEDELENDİ”

    İşten gerekçesiz olarak çıkarılmak başlı başına bir problem. Ben gerekçesini biliyorum ama dışarıdaki insanlara bunu izah etmek bir problem. En son bana yapılanları FÖTÖ’cülerin yaptığını düşünmüştüm. ‘Belki adalet önünde tekrar bir takım şeyler yerini bulacaktır’ diye düşündüm ama olayın aslı, kızımın hesabındaki paraya el konulduktan sonra insanın aidiyet duygusu zedeleniyor. Memleketine olan aidiyet duygusu dahi gidiyor. Şundan dolayı; o dönem ben iktidar, muhalefet tüm siyasi partileri de dolaştım. Sendikaların da tamamına gittim, yardımcı olmalarını, hukuki bir destek olunmasını istedim ancak en ufak bir şey yapmadılar.

    İşten çıkarılmadan hemen önce bankada bir sendika kurma hareketi içerisindeydik. İlk başta bu gerekçe ile atıldığımı düşündüm ama çocuğumun hesabına dahi gerekçesiz şekilde kanunsuzca el konulunca altındaki saiklerin farklı olduğunu düşündüm. Zaten o dönemki çalışanların sendika kurma çalışmaları da sonuçsuz kaldı. Dönemin genel müdürü, yardımcısına bir sendika kurdurdu ve halen daha o sendika ile banka devam etmekte.”

    “HUKUK İŞGAL ALTINDA”

    Hasan Ali Bozkurt “Kendimi artık ‘öteki’ olarak tarif ediyorum ve artık çalabileceğim bir kapı da yok” diyerek “Adaletten başka güvenebileceğim bir yapı yok ve bu yapıların hepsi anladığım kadarıyla işgal altında. Bir sömürü düzeni olarak görüyorum. Mevcut banka yönetimine söyleyecek tek bir sözüm dahi yok. Çünkü kendi iradeleri ile orada bulunan insanlar değiller. Belki birebir görüştüğümüz zaman hak veriyorlar ama iş yasal birtakım şeylerin tanzimine geldiği zaman tamamen gündem dışında kalmak istiyorlar” yorumunda bulundu.

    “HER DAİM ALEVİ KİMLİĞİMLE BERABERDİM”

    Yaşamı boyunca Alevi örgütlerinde görev aldığını da belirten Hasan Ali Bozkurt şu an ise Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Keçiören Şube yönetiminde görev yapıyor. İnancı uğruna daima mücadele içerisinde olduğunu belirten Bozkurt şöyle devam etti:

    “Alevi kimliğimden ötürü asla sakınmadım, gizlemedim, bunu bir ayıp olarak görmedim. Her daim Alevi kimliğimle beraberdim. İşten çıkarıldığım sürecin ardından daha da fazla aktif olarak kurumlarda yönetici oldum. AK Parti, iktidara geldikten sonra biz banka çalışanlarını cumaya, iftara, namaza dahi götürmek istediler. Söylemek belki çok kırıcı, insana yakışmayacak şeyler ama doğan gereği yapmayacağın şeyleri yaptırmaya çalıştıkları için pişmanlığım yok, mücadelem de her zaman devam etti. Ben aklım kestiğinden beri bu mücadelenin ister istemez içerisindeyim.”

    72 SAAT NÖBET DAYATMASI!

    Bozkurt, son olarak Ziraat Bankası’nda çalıştığı dönemde fazla mesailerin dahi verilmediğini söyleyerek, ilgili yöneticiler hakkında şikayetçi olduğunu aktardı. Hasan Ali Bozkurt, “Bir müdür, beni 3 gün, yani 72 saat boyunca bir şubede nöbete dikmeye kalkıştı. Ben de bu müdürü Çalışma Bakanlığı’na şikayet etmiştim. Bakanlıktan müfettiş geldi ve beni haklı buldu. Yaptığım fazla çalışmaya ilişkin rapor düzenledi. Yönetim kurulu o hak ettiğim parayı dahi mahkeme yoluyla ödedi. Şu an banka çalışanları hangi koşulda çalışıyor bilmiyorum ama en azından fazla mesai alır hale geldiler” diye ekledi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Buldan: HDP kendi ittifakları ile birlikte adayını çıkaracak

    Buldan: HDP kendi ittifakları ile birlikte adayını çıkaracak

    PİRHA – HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Iğdır’da yaptığı konuşmada partisinin seçimlerde aday çıkartacağını vurgulayarak “HDP niye aday çıkarmasın? HDP’in sizden ne farkı var? HDP bu ülkede bir irade değil mi? Bütün bunları göz önünde tutarak bir kez daha ifade etmek isterim ki HDP kendi ittifakları ile birlikte adayını çıkaracak” dedi.

    Iğdır İl Örgütünün 4’üncü Olağan Kongresine katılan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Buldan, “Bizimle siyaseten baş edemeyen iktidar siyasi kumpaslarla karşımıza çıkıyor” diyerek barış vurgusu yaptı.

    “BİZ ÖYLE BİR GELENEKTEN GELİYORUZ Kİ BİR GİDER BİN GELİRİZ”

    Pervin Buldan, HDP’ye dönük büyük bir saldırının olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “HDP her gün yeni bir saldırı ile karşı karşıya kalan ama aynı zamanda demokratik siyasetten asla taviz vermeyen bir partidir. Bizimle siyaseten baş edemeyen bir iktidarın olduğunun farkındayız. Siyaseten karşımıza çıkacak yüzleri olmayan bir iktidar olduğunun farkındayız. Bütün bunları yapamadıkları için bizimle siyaseten baş edemedikleri için siyasi kumpaslarla karşımıza çıktıklarının farkındayız.

    Kobanî Kumpas Davası, HDP Kapatma Davası, HDP bileşenlerine yapılan saldırılar, DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır’ın tutuklanması, milletvekili arkadaşlarımızın her gün, her yerde demokratik siyaset yürütürken karşılaştıkları zorluk ve zorbalık ve aynı zamanda darp, işte Habip Eksik vekilimize yapılan saldırı gibi bir sürü engelleme ve haksızlık ve hukuksuzluk…

    Haksızlık ve hukuksuzluk bu ülkede bir anlayış haline geldi. AKP-MHP blokunun bütün bir siyasetini bu ülkede haksızlık ve hukuksuzluk yaparak yürüttüklerinin farkındayız. Cezaevleri HDP’lilerle dolu. Dünyanın hiçbir yerinde başka bir örneği olmayan, bu kadar baskı ve zulmün başka bir partiye uygulandığını görmediğimiz ve bütün bunlara rağmen demokratik siyasette ısrar eden, mücadele eden başka bir parti yoktur. Biz öyle bir gelenekten geliyoruz ki bir gider bin geliriz, bin gider milyonlarla geliriz. Bu partinin kapısı hiçbir dönem, kapatılma riski ile karşı karşıya kalan hatta kapatılan, yöneticileri, genel başkanları işkencelerden geçirilen ama buna rağmen bu partinin kapısını kapatmayan milyonların olduğu gerçeğini hiç kimsenin unutmaması gerektiğini özellikle belirtmek istiyorum.”

    “AKP-MHP İTTİFAKI BİR GASP İTTİFAKIDIR”

    “Şimdi gözlerini HDP’ye diktiler. Onlar zannediyorlar ki HDP’yi kapatırsak HDP çalışmayacak, HDP’ye oy veren milyonlar evlerinde oturacak, sadece seyirci olacak. Onlar hayal dünyasında yaşamaya devam etsinler, HDP’nin kapatılmayacağını demokratik siyasetine devam edeceğini ve HDP’nin her anlamda ülke siyasetinde yer alacağını bu ülkeyi yönetenlere buradan bir kez daha iletmek istiyoruz. Şimdi gözlerini HDP’nin aldığı hazine yardımına diktiler. Halkımızın vergileriyle bize verilen hazine yardımını bloke eden anlayışa bu kürsüden şunu ifade etmek isterim, siz halkımızın, milyonların iradesine asla bloke koyamazsınız, bu iradeyi asla engelleyemezsiniz, asla bizi demokratik siyasetten geri döndüremezsiniz. Biz geçmişte hazine yardımı alan bir parti değiliz, HEP’ten, DEP’ten, DEHAP’tan, HADEP’ten bugüne kadar gelen siyasi geleneğimiz hazine yardımı almadan büyüdü. Bugün elde etmiş olduğumuz hakkı, hukuka aykırı bir şekilde, yasayı ve Anayasayı çiğneyerek Saray’ın talimatıyla AKP-MHP blokunun ısrarıyla, MHP’li savcıların yazdıkları iddianamelerle, bunları gerekçe göstererek hazine yardımını bloke edenler şunu bilsin ki biz o hazine yardımını tekrar geri alacağız. Bunu gasp ettiğinizi ve AKP-MHP ittifakının bir gasp ittifakı olduğunu da biliyoruz.”

    “BU SIRADAN BİR SEÇİM DEĞİL”

    “Türkiye en fazla 3-4 ay sonra yeni bir seçim gerçekleştirecek. Bu seçimle Türkiye’nin kaderi, tarihi ve yönetimi yeni bir anlayışla el değiştirecek. Bu sıradan bir seçim değil. Hepimizin gidip sadece sandıklara oy atacağı sıradan bir seçim değil, rejimin değişeceği, anlayışın ve yönetimin değişeceği, anti demokratik uygulamaların, haksızlıkların, hukuksuzlukların biteceği, bitirileceği seçim anlayışı ile bu seçimlere hepimizin yaklaşması gerekiyor. Ya aydınlığı ya karanlığı ya barışı ya da faşizmi tercih edeceğiz. 20 yıldır bu ülkeyi yönetenlerin ülkeyi getirdiği durumun aslında herkes farkında. Türkiye tarihi bu dönem olduğu kadar büyük krizlerle karşı karşıya gelmedi. Açlığın, sefaletin, yoksulluğun, talanın, haksızlığın ve hukuksuzluğun müsebbibinin AKP-MHP ittifakının olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz.”

    “HDP KENDİ İTTİFAKLARI İLE BİRLİKTE ADAYINI ÇIKARACAK”

    Herkesin gözü HDP’de yani bizde, aday çıkaracak mı çıkarmayacak mı, Millet İttifakını destekleyecek mi desteklemeyecek mi? HDP’nin stratejisi yerel seçimlerdeki gibi mi olacak yoksa yeni bir hedefi mi var, yeni bir strateji mi belirlenecek? Dün Kars’ta bir açıklama yaptım, HDP kendi adayını açıklayacak ve kendi adayıyla seçimlere girecek dedim, dünden beri tartışılan tek mesele HDP’nin aday çıkarıp çıkarmayacağı meselesi. HDP niye aday çıkarmasın? HDP’in sizden ne farkı var? HDP bu ülkede bir irade değil mi? HDP bir siyasi parti değil mi, seçimlere girme hakkı var mı yok mu? Bu ülkeyi değiştirme ve dönüştürme iradesine sahip mi değil mi? Bütün bunları göz önünde tutarak bir kez daha ifade etmek isterim ki HDP kendi ittifakları ile birlikte adayını çıkaracak.

    Emek ve Özgürlük İttifakı, kadın ittifakı, Kürt ittifakı, demokrasi güçlerinin ittifakıyla birlikte HDP’nin aday çıkarması elbette ki bazılarının hem hayallerini hem de ileriye dönük bütün bu yapacakları stratejiyi alt üst edecek. Şunu özellikle belirtmek isterim ki Kürt halkı ve dostlarına cezaevlerini ve mezarlığı reva görenler kaybetmeye mahkumdur. Kürt halkını siyasi bir irade olarak tanımayanlar, Kürt halkı ile birlikte yanındaki dostlarını, ittifaklarını, bileşenlerini bir irade olarak görmeyenler kaybetmeye her zaman için mahkumdur.

    Halkların Demokratik Partisi bu ülkede bir iradedir, irade olmaya devam edecektir. Özellikle AKP-MHP ittifakının başta Kürtler olmak üzere tüm demokrasi güçlerine, ötekileştirilenlere, ezilenlere, yok sayılanlara karşı zulmünü, zorunu, baskısını ve şiddetini asla unutmayalım. Buradan AKP’ye oy veren Kürt kardeşlerime bir kez daha seslenmek isterim. HDP’ye yapılan baskıyı, uygulanan şiddeti, HDP’yi demokratik siyasetin dışına atmaya çalışan anlayışı, bütün bunları AKP’ye oy veren Kürt kardeşlerime bir kez daha seslenmek isterim; HDP’ye yapılan zulmü bir kez daha görmenizi isterim.

    Kürt halkının birlik ve beraberliğinin bu dönem ne kadar elzem olduğunu özellikle belirtmek isterim. Kürde her türlü haksızlığın, zulmün yapıldığı, savaş ve tecrit politikalarının bu ülkede bir anlayış haline geldiği bu dönemde savaşa karşı barışı, tecride karşı diyalog ve müzakereyi esas aldığımız bir anlayışı önemsediğimizi özellikle belirtmek isterim. Bugün tecrit sadece İmralı’da Sayın Öcalan’a değil Türkiye’nin her yerinde bir anlayış haline gelmiştir. İmralı’da Sayın Öcalan üzerindeki tecrit bu dönemde daha da derinleştirilmiş ve ağır koşullarda ne aile ne avukat görüşü yaptırılmamaktadır. Bu haksızlık ve hukuksuzluğun AKP’nin keyfiyeti ile alakalı olduğunu biliyoruz. Kendi yasalarını bile tanımayan anlayış İmralı’daki tecridin yaşanmasına sebep olmaktadır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Yerine kayyım atanan Iğdır Belediyesi Eş Başkanı Yaşar Akkuş, tutuklandı

    Yerine kayyım atanan Iğdır Belediyesi Eş Başkanı Yaşar Akkuş, tutuklandı

    Görevden alınarak, yerine kayyım atanan Iğdır Belediyesi Eş Başkanı Yaşar Akkuş, tutuklandı.

    Görevden alınarak, yerine kayyım atanan Iğdır Belediye Eş Başkanı Yaşar Akkuş, ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçlamasıyla mahkemece tutuklandı.

    Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre, adliye binasının önünü zırhlı araçlarla ablukaya alarak kapatan polis, Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) milletvekilleri Habip Eksik, Mehmet Rüştü Tiryaki ve Kemal Bülbül’ün adliyeye girişini engelledi.

    NE OLMUŞTU?

    Iğdır Belediyesi Eş Başkanları Eylem Çelik ve Yaşar Akkuş, İçişleri Bakanlığı tarafından 15 Mayıs’ta görevden uzaklaştırılarak yerlerine kayyım atandı. Çelik ve Akkuş hakkında yürütülen soruşturmaya da gizlilik kararı konuldu.

    Akkuş, gözaltına alınırken, “Çalmadık, çırpmadık, yemedik sizlere de yedirmedik, bu size dert oldu. En büyük gücümüz halkımız ve gülüşümüz. Bu da size dert olsun. Baş eğmedik, eğmeyeceğiz de” demişti. (HABER MERKEZİ) 

  • Halkın vekilleri adliyeye alınmadı-VİDEO

    Halkın vekilleri adliyeye alınmadı-VİDEO

    PİRHA – Önceki günlerde yerlerine kayyım atanan ve gözaltına alınan Iğdır Belediye Eş Başkanlarının davasını takip etmek için adliyeye gitmek isteyen HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül ve beraberindekiler polisler tarafından engellendi. Bülbül, yapılanların faşizm olduğunu belirterek Anayasanın ihlal edildiğini söyledi. 

    HDP’li belediyelere kayyım atanmasının ardından gözaltına alınan Iğdır Belediye Eş Başkanları bugün adliyeye getirildi.

    Davayı takip etmek isteyen HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, polisler tarafından engellendi.

    VEKİLLERİN ADLİYEYE GİRİŞİ ENGELLENDİ

    Bülbül yaptığı açıklamada, “Iğdır’da darbe yapılarak gözaltına alınan eş başkanlarımızın davasını takip etmek için geldik. Burada Vali, Cumhuriyet savcısı yasaları, anayasayı ihlal ederek vekillerin adliyeye girmesini önlüyor. Darbe katlanarak devam ediyor. Bu, darbeyi iki kere üç kere daha yüksek bir seviyeye çıkarmaktır. Bu Anayasanın çiğnenmesidir. Tüm yetkililer duymalıdır” dedi.

    Bülbül, yapılanların faşizm olduğunun altını çizerek belediye eş başkanlarının serbest bırakılmasını istedi.

    HDP Iğdır Milletvekili Dr. Habip Eksik de yapılanların hukuksuz olduğunu belirterek, AKP ve Valinin Iğdır’da darbe yaptığını söyledi. Eksik, adliyeye girişlerinin engellendiğini kaydetti.

    PİRHA/IĞDIR

  • Yayla yasağı sürü sahiplerini ve hayvanları vurdu

    Yayla yasağı sürü sahiplerini ve hayvanları vurdu

    Ardahan, Artvin ve Kars valiliklerinin yayla yasak kararları sürü sahiplerini vurdu. Jandarmanın araçlardan indirilmesine izin vermediği çok sayıda koyun açlık ve susuzluktan öldü.

    Artı Gerçek’ten Remzi Budancır’ın özel haberine göre Iğdır’ın Aralık ilçesine bağlı Aşağı ve Yukarı Çamurlu köylerinden Mehmet Tuza, Koço Tigra, Hüseyin Bedir ve Yusuf Bedir koyun sürülerini kamyonlara yükleyerek Artvin Şavşat’a gitti. Sürü sahiplerinin hedefi Şavşat’ta ihale yolu ile kiraladıkları yaylaları kullanmaktı. Ancak sürü sahiplerinin önünü kesen jandarma, ‘Tarım ve Orman Bakanlığının emri var’ diyerek sürü sahiplerinin koyunlarını indirmelerine engel oldu.

    KOYUNLAR 35 SAAT ARAÇLARDA BEKLETİLDİ

    Tüm yasal işlemleri tamamlayan Iğdırlı sürü sahipleri sürüleri ile beraber Şavşat’ta 35 saat araçların üstünde yağmur ve dolu yağışının altında saatlerce bekletildi. Ardahan, Artvin ve Kars valiliklerinde yayla yasak kararları olmasından dolayı jandarma sürü sahiplerinin koyunlarını araçlardan indirmesine izin vermedi.

    JADARMA İZİN VERMEDİ

    Sürü sahiplerinin tüm çabalarına rağmen koyunlar araçlardan indirilmedi. Hayvanlar aç susuz kamyonlarda bekletildi. Yol güzergahında bulunan karakollar koyun yüklü araçları bir birine teslim ederek Iğdır’a kadar ulaştırdı. Iğdır il sınırına ulaşan koyunların çoğu aç ve susuz kaldığı için telef oldu.

    SÜRÜ SAHİPLERİ MAĞDUR

    Araçların kapaklarını açan sürü sahipleri hayvanların telef olmasına sert tepki gösterdi. Hayvanlarına ait görüntüleri araç sürücüsü Ferhat Çınar paylaştı. Sürü sahipleri ise hayvanların telef olmasına Artvin ve Ardahan valiliğinin sebep olduğunu söyledi. Hayatta kalan koyunları indiren sürü sahipleri, onlarca koyunu kaybetti.

  • Ertuğrul Kürkçü’ye 2 yıl hapis cezası

    Ertuğrul Kürkçü’ye 2 yıl hapis cezası

    HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü’ye, 2016 Newroz’unda yaptığı konuşma gerekçesiyle 2 yıl hapis cezası verildi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü hakkında, 2016 yılında HDP İzmir Milletvekili iken Iğdır’daki Newroz etkinliğinde yaptığı konuşma nedeniyle açılan davanın duruşması görüldü.

    Iğdır Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada aynı davada yargılanan 26. dönem HDP Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın dosyası, Ertuğrul’un dosyasından ayrıldı.

    bianet’ten Haluk Kalafat’ın haberine göre mahkeme ‘örgüt propagandası yapma’ suçlamasıyla yargılanan Kürkçü’ye, 2 yıl hapis cezası verdi.

    Duruşma bitiminde açıklama yapan Kürkçü “Mahkeme kararı takdiren teşdiden verdi, yani takdirle en üst sınırdan verdi. Gerekçesinde pişmanlık göstermediği, suçu yeniden işleme olasılığı gibi ifadeler kullandılar. İstinaf mahkemesine gidecek karar” dedi.

    İstinaf Mahkemesi’nin kararı onaması durumunda Kürkçü, cezaevine girecek.

    ÜÇ KONUŞMAYA DAHA DAVA 

    Kürkçü’nün ayrıca Mardin ve Diyarbakır’da 2012, 2015-2016’da yaptığı üç konuşma nedeniyle 13,5 yıldan 33 yıla kadar hapsinin istendiği davası daha bulunuyor.

    3 Ekim 2018’da görülmeye başlanan davanın ikinci duruşması 6 Şubat 2019’da görülecek.

  • Arazi meselesi bir aileyi dağıttı-VİDEO

    Arazi meselesi bir aileyi dağıttı-VİDEO

    PİRHA- Yazları Ardahan’da çobanlık yaparak yaşamını sürdürmeye çalışan 55 yaşındaki Adil Karakuş’un hayatı bir arazi meselesi yüzünden dağıldı. 

    Adil Karakuş, Iğdır merkeze bağlı Yüzbaşılar Köyü’nde yaşıyor. Ardahan’ın Damal ilçesine bağlı Kalender Dere Köyü’nde de çobanlık yapan Karakuş, yazında kazandığı paraya kışın da geçinmeye çalışıyor.

    Köyün yaylasında sürüyü otlatırken karşılaştığımız Karakuş, yaşadığı zor yaşam koşulları anlatmaya başlıyor. Karakış’un bir arazi davası yüzünden 20 yıl önce ailesi dağılmış.

    Nedenini ise ablası ve eniştesinin babasından kalan 27 buçuk dönüm araziyi kendi üzerlerine geçirip, ona sadece 3 dönümlük bir yer bırakmaları ile başlamış. Karakuş, bunu tapuda sahtekarlık ile yaptıklarını söylüyor. 20 yıldır süren bu olay yüzünden ablası ve eniştesini mahkemeye veren Karakuş, elinde avucunda bir şey kalmayınca ailesinin dağıldığını söylüyor.

    TARLA MESELESİ YÜZÜNDEN YUVASI DAĞILDI

    Karakuş yaşadıklarını şöyle özetliyor:

    “Babamdan kalan 27,5 dönüm yerimiz var. Eniştem babamdan kalan ne varsa hepsini üstüne çevirmiş. Sadece 3 dönüm bırakmışlar bana. Evliydim 7 çocuğum var. Yuvam dağıldı onun yüzünden. 5, 6 sene önce bu dava yüzünden boşandık eşimle. En son 2015 yılında mahkemeye gittik… Bilirkişi geldi, şahitler de geldi. Keşfe çıktılar. Önceki hakim çok üstünde duruyordu. Ama hakim değişince yeni gelen hakim ondan yana karar verdi. Ben şikayetimi kime yapayım… Mahkemede beni görünce hakimin kapısının önünde bana vurdular. Polisler bizi devlet hastanesine götürdü rapor tutmak için. Hastanede de oğlu vurdu bana. Her şey yetkililerin gözünün önünde oldu. Ama hiçbir şey yapmadılar.”

    Adalete güvendiğini de ekleyen Karakuş, derdine çare bulunması için yetkililerinin sesini duymasını istiyor.

    Suay ABAK/ARDAHAN