Etiket: ihd ankara şube

  • ‘Yüzde 60 engelli olan Hayati Deniz Kaytan’ın tedavisi önündeki engeller kaldırılsın-VİDEO

    ‘Yüzde 60 engelli olan Hayati Deniz Kaytan’ın tedavisi önündeki engeller kaldırılsın-VİDEO

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 536’ncı haftasında Sakarya Caddesi’nde açıklama yaptı. Bu haftaki eylemde Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Hayati Deniz Kaytan’ın durumuna dikkat çekildi. 

    İHD Ankara Şube Eş Başkanı Ömer Faruk Yazmacı, Hayati Deniz Kaytan’ın beynindeki tümör nedeniyle ameliyat olduğunu, sağ elinin sakat ve büyük oranda kullanamadığını, sol omuzunda ise kurşun yarasından kaynaklı sorunlar yaşadığını kaydetti.

    Yazmacı, Kaytan’ın hastalıklarına dair, “Kar yanığından sol-sağ ayak parmakları kesiktir. Sağlık raporlarına göre el ve ayaklarından kaynaklı olarak yüzde 60 engelli raporuna sahiptir. 2009 yılında Ankara’da beyin tümörü ameliyatı geçirmiş, ameliyat sonrası kalan tümör artığı 28 seans ile kurutulmuş, 2009’dan bu yana hastalığı ile ilgili kontrol ve tıbbi takibi devam ettirmeye çalışmaktadır. Beyin ameliyatı sonrası epilepsi hastalığı oluşmuş. Son yaşadığı epileptik krizde çok büyük bir güç ile boynunun çevrildiği hissini yaşamış, boynunun 4 omurunda fıtık olmasından kaynaklı olarak boynu incinmiştir. Epileptik kriz nedeniyle karantinada iken Ankara’ya sevki yapılmış ve burada tümör dokusunun iyi huylu olduğu, şu anda bir kanser riski taşımadığı, bu dokunun sinirlerin yoğun olduğu yüz bölgesinde bulunmasından dolayı ameliyatın riskli olduğu, altı ayda bir kontrollerinin yapılacağı, doku büyürse ameliyat edilebileceği söylenmiştir” bilgisini paylaştı.

    “TEDAVİ HEP BİR ENGELLE KARŞILAŞIYOR”

    Yazmacı, Kaytan’ın yaşam hakkının korunmasını ve iyileşinceye kadar infazının ertelenmesi çağrısında bulunarak, “Sağ kulak altı çene arkası tükürük bezi içerisinde tümör bulunmakta ve bu tümörler nedeniyle kontrollerine periyodik olarak devam edilmekte ve tümörün büyümesi halinde ameliyat olması gerekmektedir. Boyun ve bel fıtığı rahatsızlığı da bulunmakta ve kronik farenjit hastasıdır. Yoğun ilaç kullanma nedeniyle mide rahatsızlığı meydana gelmiş, mide koruyucu ilaç kullanmadığında sancı ve ağrıların katlanılmaz boyuta ulaşmıştır. Hapishanede son 10 yılda kendisini en çok zorlayan durum sol ayağı için ortopedik tabanlık yaptırılmamasıdır. Yıllardır sol ayağı nedeniyle adeta işkence çekmekte, Bolu’da bu sorunu çözme olanağı olmadığı için büyük şehirde ayak tabanı için doku nakli ya da kök hücre tedavisi olma talebi vardır. 2024 yılı Ocak ayından bu yana doku nakli tedavisi olmak için sağlık kurulu raporu alarak sevk talebinde bulunup kalıcı tedavi olmak için en son Bolu Tıp Fakültesine sevki yapıldı ancak tedavi noktasında hep bir engelle karşılaşmaktadır” diye belirtti.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • İHD Ankara Şubesi: 19 Aralık Katliamı’nı unutmadık; devlet bizzat sorumlu-VİDEO

    İHD Ankara Şubesi: 19 Aralık Katliamı’nı unutmadık; devlet bizzat sorumlu-VİDEO

    PİRHA- İHD Ankara Şubesi 19 Aralık Hapishane Katliamı’nın yıl dönümünde basın açıklaması yaptı. Yazmacı, “İnsan yaşamını korumak zorunda olan devlet, bu yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi bizzat sorumlusu olmuştur” dedi.

    “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Hapishane Katliamı’nın üzerinden 23 yıl geçti. İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, konuya ilişkin basın açıklaması yaptı.

    İHD Ankara Şubesi önünde yapılan açıklamayı İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu üyesi Avukat Ömer Faruk Yazmacı okudu.

    “KİMYASAL GAZLARIN KULLANILDIĞI KATLİAMDA DEVLET BİZZAT SORUMLUDUR”

    Ömer Faruk Yazmacı, katliamın sorumlularının yargılanmasını talep etmekten vazgeçmeyeceklerini belirterek, şunları kaydetti:

    “İnsan Hakları Derneği, 16-17 Kasım 2002 yılındaki Genel Kurulu’nda 19 Aralık gününü, “Cezaevlerinde İnsan Hakları İçin Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak ilan etmiştir. İnsan Hakları Derneği olarak katliamın sorumlularının ve faillerin yargılanmasını talep etmeye devam edeceğiz.

    23 yıl önce 19 Aralık’ta ağır tecrit koşullarını dayatan F Tipi hapishanelerini protesto etmek amacıyla açlık grevinde olan mahpuslara yönelik 20 hapishanede eş zamanlı bir operasyon başlatıldı. 3 gün süren ve televizyonlarda canlı olarak gösterilen bu operasyonda 30 mahpus ve 2 kamu görevlisi olmak üzere 32 kişi yaşamını kaybetti, 300’e yakın mahpus yaralandı. Dışarıda ise bu katliamı protesto gösterilerinde 2 bin 145 kişi gözaltına alındı ve bunların 58’i tutuklandı. Katliamdan kurtulan mahpuslar ağır işkence ve tecride maruz bırakıldı, haklarında davalar açıldı.
    Kimyasal gazların kullanıldığı ve dehşetin yaşatıldığı bu katliamın ne sorumluları ne de failleri yargılanabildi. Açılan davalar engellendi. Kullanılan kimyasal gazın niteliğinin araştırılma talepleri sonuçsuz kaldı. İnsan yaşamını korumak zorunda olan devlet, bu yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi bizzat sorumlusu olmuştur.
    Aradan geçen 23 yıllık süreçte tecrit sistemi daha da ağırlaştırıldı ve tüm hapishanelerde hak ihlalleri artarak devam etmektedir.”

    “TÜM HAK İHLALLERİNE KARŞI DURACAĞIZ”

    “İnsan hakları savunucuları olarak 19 Aralık Katliamı’nın sorumlularının peşini bırakmayacağız ve süregelen tüm hak ihlallerine karşı duracağız” diye ekleyen Yazmacı, taleplerini şöyle sıraladı:

    ” • Katliamın yaşanmasında sorumluluğu olan tüm faillerin yargılanması ve adaletin sağlanmasını,
    • Ağır tecrit ve izolasyon uygulamalarına son verilerek F Tipi, Yüksek Güvenlikli, S Tipi ve Y Tipi Hapishanelerin kapatılmasını,
    • Mahpusların tahliyelerini engelleyen İdare ve Gözlem Kurullarının kaldırılmasını,
    • İşkence ve kötü muamelelere son verilmesini, sorumlu olanlar hakkında etkin soruşturmalar açılmasını,
    • Mahpusların adil yargılanma, sağlık hizmetlerine erişim, yeterli beslenme, hijyen koşullarına, kültürel ve sosyal haklara, avukatları ve aileleriyle görüşebilme haklarına erişiminin ayrımsız bir şekilde sağlanmasını,
    • Yaşam hakkının korunmasını, ölümlerin önlenmesini,
    • Hapishanede yaşamını devam ettiremeyecek denli ağır hasta, engelli ve ileri yaşta olan mahpusların tahliyelerinin sağlanmasını talep ediyoruz.”

    ANKARA/PİRHA

  • Kadınların düzenlediği piknik suç unsuru gösterilerek ifadeye çağrıldılar-VİDEO

    Kadınların düzenlediği piknik suç unsuru gösterilerek ifadeye çağrıldılar-VİDEO

    PİRHA-Sosyalist Kadın Hareketi Ankara, düzenlediği pikniğin ardından bir üyelerinin Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından  Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne çağrılması üzerine basın açıklaması yaptı.

    Sosyalist Kadın Hareketi Ankara (SKH) tarafından 10 Eylül’de Mavigöl’de düzenlen pikniğe katılması nedeniyle SKH üyesi, Ankara Terörle Şube Müdürlüğü’nce Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne çağrıldı.

    Sosyalist Kadın Hareketi Ankara, konuya ilişkin İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde basın açıklaması düzenledi. Basın metnini Sosyalist Kadın Hareketi üyesi Meryem Serel okudu.

    “HER TÜRLÜ HAKSIZLIĞA KARŞI MÜCADELE YÜRÜTEN BİR KADIN HAREKETİYİZ”

    Sosyalist Kadın Hareketi’nin toplumun her alanında ezilenlerin yanında olduğunu belirten SHK üyesi Meryem Serel şunları ekledi:

    “Biz sosyalist kadın hareketi olarak, kurulduğumuz günden bu zamana kadınların çifte sömürüsüne ve sömürünün her türüne, çocuklara ve kadınlara yönelik şiddet, taciz, tecavüzlerle, tüm toplumsal kesimlere yönelik her türlü haksızlık ve adaletsizliğe karşı mücadele yürüten bir kadın hareketiyiz.

    Bizler direnen işçilerin, emekçilerin, doğasına, yaşam alanlarına sahip çıkanların, özgür ve bilimsel eğitim için mücadele eden öğrencilerin, kimliğine, kültürüne, diline sahip çıkan halkların ve dünyanın dört bir tarafında mücadeleyi sokaklarda, meydanlarda yaşamın her alanında büyüten kadınların safındayız.”

    PİKNİK GEREKÇE GÖSTERİLEREK İFADEYE ÇAĞRILDILAR

    Bu tutumun Ankara Emniyeti’nin Sosyalist Kadın Hareketi ve üyelerine yönelik baskı ve sindirme politikalarının açık göstergesi olduğunu vurgulayan Meryem Serel, “10 Eylül tarihinde Sosyalist Kadın Hareketi Ankara olarak Mavi Göl’de kadınlarla birlikte “el ele özgürlüğe” şiarı ile bir piknik gerçekleştirdik. Gerçekleştirdiğimiz piknikten bir hafta sonra 17 Eylül tarihinde pikniğe katılan arkadaşlarımızdan biri Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından aranarak katıldığı piknik gerekçe gösterilerek kendi yasalarına dahi uygun olmayan bir yöntem ile Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne çağrılmıştır. Adının fatma olduğunu ve Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde görevli polis olduğunu belirten bir kişi arkadaşımıza şubeye gitmesi gerektiğine ve piknik ile ilgili görüşmek istediklerini belirtmiştir” dedi.

    “KADINLAR SOKAĞI TERK ETMİYOR, ÖRGÜTLENİYOR”

    Serel, kadınların bir araya gelerek gerçekleştirdiği pikniğin suç unsuru olarak gösterilmek istendiğini ifade ederek, “Biz bu tarz arama ve saldırıların ilk olmadığının da farkındayız ve bu saldırıların kendi korkularından kaynaklandığını çok iyi biliyoruz. Bu yollarla ne arkadaşlarımızı ne de bizi korkutup sindiremezsiniz. Biz yarının adil ve özgür dünyasını bugünden yaratanlar olarak buradan bir kez daha seslenmek istiyoruz Asıl siz hesap vereceksiniz. Saldırılarınız nafile ve bizden korkuyorsunuz, korkmakta çok haklısınız. Çünkü tüm topluma yaymaya çalıştınız baskı politikalarına ve korku iklimine rağmen biz kadınlar meydanları, sokakları terk etmiyoruz, örgütleniyoruz. Korkularınızı gerçeğe çevirmeye hakkımız olan adil, özgür bir dünyayı yaratmaya, kokuşmuş düzeninizi başınıza yıkmaya hazırlanıyoruz” şeklinde konuştu.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • ‘Basının ve siyasetçilerin nefret söylemleri ırkçı saldırıları artırıyor’-VİDEO

    ‘Basının ve siyasetçilerin nefret söylemleri ırkçı saldırıları artırıyor’-VİDEO

    PİRHA- İHD Ankara Şubesi ve Emek ve Demokrasi Güçleri Altındağ’da mültecilere yönelik yaşanan ırkçı saldırılara ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Basında ırkçı dilin kullanılması, siyasetçilerin dolaylı ya da doğrudan mültecileri hedef alan söylemleri ırkçı saldırıların artmasına neden oluyor. Nefret suçu işleyen basın, siyasi parti ve kişiler hakkında yasal işlemlerin uygulamasını talep ediyoruz” denildi. 

    İHD Ankara Şubesi ve Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Genel Merkezi’de bir araya gelerek, Altındağ’da iki grup arasında çıkan kavgada 18 yaşındaki Emirhan Yalçın’ın yaşamını yitirmesinin ardından mahallede Suriyeli mültecilere yönelik yapılan ırkçı saldırılara ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Açıklamada konuşan İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube Eş Başkanı Sevil Turgut mültecilerle dayanışma içerisinde olduklarını vurgulayarak, mültecilere karşı insan hakları evrensel bildirgesine uygun davranılmasını talep ettiklerini belirtti.

    “BASININ VE SİYASETÇİLERİN NEFRET SÖYLEMLERİ IRKÇI SALDIRILARIN ARTMASINA NEDEN OLUYOR”

    Son dönemlerde ırkçı söylemlerin artması ile yaşanan her olumsuz olayın mültecilik ile bağdaştırıldığını ifade eden Turgut şunları dile getirdi:

    “10 Ağustos 2021 tarihinde Ankara’nın Altındağ ilçesinin Battalgazi Mahallesinde bir parkta çıkan kavgada iki kişi yaralanmış, yaralılardan biri ertesi gün hayatını kaybetmiştir. Taraflardan birinin mülteci olması nedeniyle Altındağ ilçesinde saldırılar gerçekleşmiştir. 16 Temmuz 2016 yılında Önder mahallesinde benzeri saldırılar gerçekleşmişti. Son dönemlerde ırkçı söylemlerin artması ile yaşanan her olumsuz olay mültecilik ile bağdaştırılıyor. Türkiye’de yabancı uyruklu bireylerin içinde bulunduğu her olay nefret söylemlerine ve ırkçı saldırılara gerekçe yapılıyor. Basında ırkçı dilin kullanılması, siyasetçilerin dolaylı ya da doğrudan mültecileri hedef alan söylemleri ırkçı saldırıların artmasına neden oluyor.”

    “İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİNE UYGUN DAVRANMALARINI TALEP EDİYORUZ”

    İktidarın, mülteciler ile ilgili politikalarını siyaset malzemesi haline getirdiğini söyleyen Turgut sözlerine şu şekilde devam etti:

    “İktidar, sorunların çözülmesi yerine, sorunun kaynağı haline gelmiştir. Uluslararası sözleşmeler ve insan hakları hiçe sayılıyor; bölge sorunlarına askeri müdahaleler, çatışma temelli politikalar bölgedeki kaosu derinleştiriyor, milyonlarca insanın yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmasına neden oluyor. Hükumetin yarattığı nefret iklimi Türkiye’deki mültecileri hedef haline getiriyor. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 14. maddesine göre herkes uğradığı zulüm sebebiyle başka memleketlere iltica etmek ve bu memleketler tarafından mülteci muamelesi görmek hakkına sahiptir. Oysa Türkiye Hükumeti komşu ülkelerden topraklarına ulaşan insanların ‘mültecilik’ hakkını tanımıyor. Türkiye Hükumetinden İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 14. Maddesini uygulamasını talep ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti 1951 Cenevre Sözleşmesine coğrafi ve tarihsel kısıtlama koymuş 1967’de sadece tarihsel kısıtlamayı kaldırmıştır. Türkiye Cumhuriyeti hükumetinin coğrafi kısıtlamayı kaldırmasını mülteci haklarını tanımasını ve uluslararası koruma şartını yerine getirmesini talep ediyoruz. Suriye’de yaşanan iç savaşta taraf olan tüm ülkelerin Suriyeli halka karşı görevlerini yerine getirmelerini insan hakları evrensel bildirgesine uygun davranmalarını talep ediyoruz.”

    “DEVLET HERKESİN CAN, MAL GÜVENLİĞİNİ KORUMAK ZORUNDADIR”

    Türkiye Cumhuriyeti hükumetinin nefret suçu işleyen basın, siyasi parti ve kişiler hakkında yasal işlemleri uygulamasını talep ettiklerini söyleyen Turgut, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, topraklarında yaşayan her insanın, canlının, can ve mal güvenliğini korumak zorundadır. Bu görevini yerine getirmesini talep ediyoruz. Coğrafyamızın katliamlar bölgesi haline gelmesine müsaade etmeyeceğiz. Irkçı ve yabancı düşmanı saldırılara karşı, her koşulda mülteci kardeşlerimizle dayanışma içinde olacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz. Yeryüzü hepimizindir” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Mehmet Emin Özkan ve Ali Osman Köse serbest bırakılsın’-VİDEO

    ‘Mehmet Emin Özkan ve Ali Osman Köse serbest bırakılsın’-VİDEO

    PİRHA–Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 352. hafta açıklamasında, ağır sağlık sorunları yaşayan ve cezaevinde kalamayacak durumda olan Mehmet Emin Özkan ve Ali Osman Köse’nin bir an önce infazının ertelenmesi ve tahliye edilmesi çağrısında bulundu.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hapishanelerde artarak devam eden hak ihlallerine dikkat çekerek bu hafta Mehmet Emin Özkan ve Ali Osman Köse olmak üzere iki ağır hasta mahpusun sağlık durumunu aktardı.

    İHD Genel Merkez MYK Üyesi Nuray Çevirmen tarafından İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesinde yapılan basın açıklamasında, hasta mahpuslarla ilgili yapılan tüm çağrılara, başvurulara, kamuoyuna yapılan bilgilendirmelere rağmen bir çözüm üretilmediği ve pandemi koşullarının da üstüne eklenmesiyle birlikte durumun daha da eziyet verici bir hal aldığı belirtildi.

    “HASTA MAHPUSLARIN SORUNLARINA ÇÖZÜM ÜRETİLMİYOR”

    Türkiye hapishanelerinde yaşatılan hak ihlallerinin derinleşerek artığını ve sistematikleştiğini vurgulayan Çevirmen, “Ne yazık ki bu hak ihlallerinin başında yaşam hakkını ortadan kaldıran hasta mahpus sorunu gelmektedir. Aslında bu sorun bir çözüm üretmeme sorunudur. Çünkü ilgili kurumların önceliğinin insan yaşamının korunması yönünde politika ve uygulamalar olduğu takdirde ölümler önlenebilir ve mahpusların sağlıklı bir yaşam sürmeleri sağlanabilir. Ancak insan yaşamı, güvenliği önceleyen sistemin tali konusu haline gelmiştir” dedi.

    “MEHMET EMİN ÖZKAN’A YAŞATILAN BU İŞKENCEYE SON VERİLSİN”

    Çevirmen, ağır hasta listelerinde olduğunu belirttiği 83 yaşındaki Mehmet Emin Özkan’ın durumuna dikkat çekerek şunları dile getirdi:

    “Diyarbakır D Tipi Hapishanesinde kalmaktadır. 17 Mayıs’tan bu yana 7 kez hastaneye kaldırılmıştır. 25 Mayıs’ta yanında görevliler eşliğinde yürümekte dahi zorlanarak hastaneye getirilen Özkan’ın sevk esnasında çekilen görüntüleri kamuoyunun vicdanını kanatmıştır. 25 yıldır tutuklu bulunan ve bugüne kadar 5 kez kalp krizi geçiren, 4 defa da anjiyo olan Özkan’ın; kalp, tansiyon, zehirli guatr, kemik erimesi, böbrek ve bağırsak hastalıkları, aşırı derecede kilo kaybı, duyma-görme eksikliği, hafıza kaybı gibi birçok sağlık sorunu bulunuyor. İhtiyaçlarını tek başına karşılayamayan Özkan’a, aynı koğuşta yer alan bir arkadaşı refakat ediyor. Özkan’ın fenalaşması üzerine 17, 18, 19, 20, 24 Mayıs tarihlerinde 5 kez Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Ancak durumu ağır olmasına rağmen hastanede tutulmayarak tekrar hapishaneye geri götürülmüştür. 25 Mayıs’ta 6’ncı kez kelepçeli olarak getirildiği hastanede yatağa kelepçelenen Özkan, üçüncü günün sonunda hapishaneye geri götürüldü. 31 Mayıs’ta tekrar askerler eşliğinden bu kez tekerlekli sandalye ile hastaneye getirilmiş ve ardından hapishaneye geri götürülmüştür. Mehmet Emin Özkan için 2015 yılında Gazi Yaşargil Eğitim Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu tarafından hazırlanan raporda, vücut fonksiyonunun yüzde 87’sinin işlevsiz olduğu yönünde “Cezaevinde kalamaz” raporu verilmiştir. Sağlık sorunları nedeniyle sürekli olarak hastaneye kaldırılan hasta için 2019 yılında tekrar aynı hastane bu kez “Cezaevinde kalabilir” raporu vermiştir. 2020 yılında aynı hastane tarafından birçok hastalık teşhisi konulmuş ancak yine tek başına hapishanede kalabilir yönünde rapor düzenlenmiştir. Adli Tıp Kurumu’ndan talep edilen 6 raporda da Özkan’ın tek başına hapishanede kalabilmesinde sakınca olmadığı ifade edilmiştir. Ancak Mehmet Emin Özkan ağır hastalıkları ve ilerlemiş yaşı nedeniyle hapishanede kalabilecek durumda değildir ve başkasının bakımına ihtiyaç duymaktadır. Sürekli olarak hastane ve hapishane arasında götürülüp getirilmesi, kelepçeli halde tutulması bir işkence halini almıştır. Avukatları tarafından infazının ertelenmesi yönlü başvuru yapılmış ancak henüz sonuç alınabilmiş değildir. Mehmet Emin Özkan’a yaşatılan bu işkenceye son verilerek acil olarak tahliye edilmeli ve ailesinin yanında sağlıklı koşullarda tedavisi yapılmalıdır.”

    “ALİ OSMAN KÖSE’NİN AĞIR HASTALIKLARI VAR”

    Çevirmen, yine ağır hasta listelerinde bulunan Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Hapishanesinde tutulan 64 yaşındaki Ali Osman Köse’nin durumuna dikkat çekerek şunları kaydetti:

    “Uzun yıllardır hapishanede kalmaktadır. 2020 yılında yapmış olduğu açlık grevinin 8. gününden sonrasını hatırlamamaktadır. Bu açlık grevi nedeniyle; hafıza kaybı, yürüme zorluğu, konuşma bozukluğu, denge sorunu gibi gözle görünen sorunların yanında nörolojik rahatsızlıklar da başlamış ve bu rahatsızlıklarının tespiti için Tekirdağ Devlet Hastanesine, Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Kuruluna, Adli Tıp Kurumuna sevk edilmiştir. Pek çok kere yapılan muayenelerde “hapishanede kalabilir” raporları düzenlenmiş ancak tek başına yaşamsal ihtiyaçlarını gideremeyecek ve desteksiz 5 metre dahi yürüyemeyecek durumdadır. ATK muayenesinin ardından Tekirdağ Devlet Hastanesi’nde yapılan böbrek muayenesi sonucu böbreğinde 9 santimetre çapında kist olduğu ve bu kistin kanserli olduğu belirlenmiştir. Adli Tıp Kurumu tarafından muayene esnasında bu kanserli kitle mevcuttu. Ancak ATK 3. İhtisas Kurulu’nun içerisinde ürolog ve onkolog olmasına rağmen kanser hastası olduğunu görmeyen hekimler tarafından hapishanede kalabilir raporu verilmiştir. Kanserli kitlenin tespit edilmesine rağmen uzunca bir süre ameliyatı gerçekleştirilmemiştir. 31 Mayıs 2021 tarihinde ameliyatı yapılmış; bir böbrek ve böbrek üstü bezleri ameliyatla alınmıştır. 3 Haziran’da yoğun bakımdan çıkarılmıştır. Tedavileri esnasında yatağa kelepçe ile bağlanmıştır ve hala kelepçe ile tutulmaktadır. Şu anda ise hastanenin mahkum koğuşunda kalmaktadır. Ali Osman Köse’nin ağır olan hastalıkları, ameliyat süreci ve yaşamsal riskleri nedeniyle hapishanede kalabilmesi imkansız hale gelmiştir. Bir an önce infazı ertelenmeli ve tahliye edilmelidir.”

    “YAŞAM HAKKININ KORUNMASINI TALEP EDİYORUZ”

    Hem Mehmet Emin Özkan, hem Ali Osman Köse ve hapishanede kalamayacak durumda olan tüm ağır hasta mahpusların infazlarının acil olarak ertelenerek tahliye edilmesini istediklerini söyleyen Çevirmen, “Gerek Anayasal gerekse Uluslararası Sözleşmelerle garanti altına alınmış olan yaşam hakkının amasız fakatsız korunmasını talep ediyoruz. Bizler, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 352. Hafta da hapishanelerde bulunan hasta mahpusların durumlarını aktardık. Tüm bu sorunlar çözülünceye kadar kamuoyunu bilgilendirmeye ve çözüm talep etmeye devam edeceğiz” diyerek sözlerini tamamladı.

    PİRHA/ANKARA

  • ’70 yaşındaki ağır hasta tutsak Çelebi, derhal serbest bırakılmalıdır’-VİDEO

    ’70 yaşındaki ağır hasta tutsak Çelebi, derhal serbest bırakılmalıdır’-VİDEO

    PİRHAHasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 350. hafta açıklamasında, ağır sağlık sorunları yaşayan ve cezaevinde kalamayacak durumda olan Mehmet Ali Çelebi için çağrı yaptı.

    ..

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hapishanelerde artarak devam eden hak ihlallerine dikkat çekti.

    İHD Genel Merkez MYK Üyesi Nuray Çevirmen tarafından yapılan basın açıklamasında, Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan Mehmet Ali Çelebi’nin sağlık durumuna dikkat çekildi.

    “604’Ü AĞIR OLMAK ÜZERE 1605 HASTA MAHPUS MEVCUT”

    Nuray Çevirmen, İnsan Hakları Derneği’nin tespitlerine göre 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus olduğunu söyledi. Çevirmen “Bu hastaların içerisinde kronik ve çoklu rahatsızlıkları olanlar, akciğer hastaları, kalp hastaları, kanser hastaları, yaşlı ve yaşamını tek başına devam ettiremeyecek durumda olanlar hapishanelerde ısrarla tutulmaya devam edilmektedirler” diye belirtti.

    “EŞİTLİK İLKESİ CEZAEVLERİNDE İHLAL EDİLMEKTE”

    Nuray Çevirmen, Yeni İnfaz Yasası düzenlemesi içinde, hasta mahpusların büyük kısmının tahliye kapsamı dışı tutularak ölüme terk edildiklerini ifade etti. Çevirmen, Anayasal olarak güvence altına alınan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini belirterek şunları dile getirdi:

    “Pandemi koşullarında yaşamları daha da zorlaşan hasta mahpuslar, yaşamlarını kaybetmektedirler. Ağır sağlık sorunları yaşayan Ali Çelebi, haftada üç gün olmak üzere diyalize girmektedir ve böbrekleri iflas etmiş durumdadır. 70 yaşında olduğunu ve eskiden de hastalıkları olduğunu belirtmiştir. Son rahatsızlığı ile birlikte artık kendisine bakamayacak duruma gelmiştir. Denge problemi yaşamakta, bir yerlere gidip gelmekte zorlanmakta ve kendisini sürekli yorgun hissetmektedir. Hastalıklarından ve durumundan kaynaklı olarak zamanının çoğunu yatağında geçirmek zorunda kalmaktadır. Önceden yakını görme sorunu yaşadığını şimdi ise hem uzağı hem yakını görme sorunu yaşadığını, sesleri duymakta zorlandığını ve yine algılamada, düşünmede, hatırlamada güçlükler yaşadığını aktarmıştır.

    Mehmet Ali Çelebi’nin kendi ihtiyaçlarını karşılayamamasından dolayı yanında bir arkadaşı kalarak kendisine refakat etmektedir. 70 yaşında olan mahpusun, kronik pek çok hastalığının yanı sıra sürekli olarak diyalize girmesi gerektiğinden tek başına kalamamaktadır.

    Mehmet Ali Çelebi’nin dışarıda tedavilerinin yapılması, ailesinin yanında sağlıklı bir şekilde yaşamını geçirmesi, tetkik ve tedavilerinin daha iyi koşullarda gerçekleştirilmesi için ilgili kurumlar tarafından bir an önce işlemleri başlatarak infazının ertelenmesini sağlanmalıdır. Ağır olan hastalıkları, hapishane koşullarının yetersizliği ve zorluğu, ayrıca ağır olan hastalıkları ile birlikte ilerlemiş olan yaşı da düşünüldüğünde hasta mahpusun hapishanede yaşamını devam ettiremeyeceği açık olarak görülmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • İHD Ankara Şubesi: Koronavirüs hapishanelerde ciddi risk teşkil etmektedir

    İHD Ankara Şubesi: Koronavirüs hapishanelerde ciddi risk teşkil etmektedir

    PİRHA – İHD Ankara Şubesi Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 291. haftasında koronavirüs nedeniyle yazılı açıklama yaparak,  Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı hapishanesinde bulunan ağır hasta mahpuslardan 28 yıldır cezaevinde kalan Menduh Kılıç’ın durumuna dikkat çekti.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, her hafta İnsan Hakları Derneği (İHD) (Kovid-19) salgını nedeniyle yazılı açıklama yaptı.

    “(COVİD-19) HASTALIĞI HAPİSHANELERDE CİDDİ RİSK TEŞKİL ETMEKTEDİR”

    İnsan Hakları Derneği olarak tespit edebildikleri kadarıyla cezaevlerinde 590’ı ağır olmak üzere 1564 hasta mahpus bulunulduğu belirtilen açıklama dünyada pandemi olarak ilan edilen ve ciddi can kayıplarına yol açan Corona Virüs (Covid-19) hastalığının hapishanelerde ciddi risk teşkil ettiği belirtildi.

    Hapishanelerde 300.000’e yakın tutuklu ve hükümlünün bulunduğu kaydedilen açıklamada,  yıldır 28 yıldır cezaevinde bulunan Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı hapishanesinde bulunan ağır hasta mahpus Menduh Kılıç’ın durumuna dikkat çekildi.

    Kronik resisten akciğer TBC (Tüberküloz) hastası olan Kılıç, durumuna ilşkin şu bilgiler paylaşıldı:

    “Bu hastalıktan dolayı sol akciğerinin 2/3 ameliyatla alınmış ve aynı akciğerinde tehlikeli mantar enfeksiyonu oluşmuştur. Yine aynı akciğerinde leke tespit edilmiş, bu lekeden parça alınıp biyopsi yapılması gerekmektedir. Sağ akciğerinde de bu hastalıktan dolayı ciddi şekilde tahribat oluşmuştur. İleri derecede astım ve KOAH hastasıdır ve şu an solunum cihazına bağlı yaşamımı idame ettirmek zorundadır. Kronik faranjit, mide reflüsü hastalığı var ve bu hastalıktan kaynaklı yemek borusunda ciddi tahribat oluşmuştur. Sol bacağımda kist bulunmaktadır ve kronik alerji hastasıdır. Tüberküloz tedavisi yarım kalmıştır. Özellikle son birkaç haftadır sürekli öksürme, boğazından kan gelmesi, nefes almakta zorlanması, boğuluyor gibi olması, boğaz yanması, halsizlik, vücutta uyuşma, şişme, sık sık baş dönmesi gibi ciddi rahatsızlıkların başlaması ve sağlığının kötüye gitmesiyle ciddi olarak kaygılanmaya başladığını ifade etmektedir. Bu hastalıklardan dolayı da hastaneye gidemiyor.”

    “MAHPUSLARA KENDİLERİNİ COVİD-19 HASTALIĞINDAN KORUYACAK HİÇBİR DEZENFEKTAN MALZEMESİ VERİLMEMEKTEDİR”

    Açıklamada, Sağlık kurulu raporlarında belirtildiği üzere “hastanın tedavisi sadece İstanbul, İzmir ve Ankara’da yapılabilir ve mümkündür” denilmesine rağmen ve tedavisinin Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesinde başlatılması için Adalet Bakanlığına yapmış olduğu başvurusuna henüz bir cevap gelmemişken 09.03.2020 tarihinde hiçbir talebi ve isteği olmadan İstanbul Maltepe Cezaevi’nden aniden alınıp Afyonkarahisar 1 Nolu T Tipi Cezaevine nakledildiğine dikkat çekildi.

    Açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Cezaevi yetkililerinin de sağlık kurulu raporlarına bakarak “bu ciddi hastalıkların varken neden buraya getirildin, burada tedavi olman mümkün değildir” dediklerini aktarmıştır. Hastalıkları ve risk grubunda olmasından kaynaklı hem Sağlık hem de Adalet Bakanlığına durumunu belirterek dilekçeler yazarak; acilen bir ambulansla ya İzmir Menemen R Tipi ya da İstanbul Metris R Tipi Ceza evine naklinin yapılması, karantinaya alınıp, test yaptırılıp uzman doktorların kontrolüne alınmasının sağlanmasını istemiş. Ancak şimdiye kadar hiçbir yanıt alamamıştır. Ayrıca kendilerini Covid-19 hastalığından koruyacak ellerini ve kullandıkları yerleri dezenfekte edebilecekleri hiçbir dezenfektan malzemelerinin de verilmediğini aktarmaktadır.”

    “AĞIR VE BİRİNCİ DERECEDEN RİSK GRUBUNA DAHİL OLAN HASTANIN ACİLEN TAHLİYE EDİLMELİDİR”

    İnisiyatif, Menduh Kılıç’ın hastalıkları ciddi ve acilen tedavi edilmesi gerektiğini belirtip, “akciğer rahatsızlıklarıdır ve özellikle salgından en fazla etkilenebilecek hastalık grubuna dahildir. Bu denli ağır ve birinci dereceden risk grubuna dahil olan hastanın acilen tahliye edilmesi ve bu süre zarfında aşırı öksürük ve boğazından kan gelmesi belirtilerinden dolayı da talep ettiği üzere R Tipi Cezaevlerine naklinin yapılarak derhal gözetim altına alınması gerekmektedir. Bizler, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 291. Haftada, cezaevlerinde bulunan hasta mahpusların salgından korunmasını, risk grubundakilerin acil tahliye edilmesini, hapishanelerde gerekli olan tüm tedbirlerin alınmasını ve alınan önlemler konusunda yetkililerin şeffaf olmasını talep ediyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA