Etiket: ihd diyarbakır

  • ‘Elazığ Cezaevinde ihlaller sistematik bir biçimde sürüyor’

    ‘Elazığ Cezaevinde ihlaller sistematik bir biçimde sürüyor’

    Elazığ Cezaevi’nde inceleme yapan İHD heyeti, ihlallerin 3 yıldır sistematik bir biçimde sürdüğüne dikkati çekerek, “İhlalleri gerçekleştiren fail konumundaki cezaevi personelinin herhangi bir soruşturmaya tabi tutulmamasını bir cezasızlık politikası olarak değerlendiren heyetimiz, fail bu politikadan cesaret aldığı kanaatine ulaşmıştır” tespitine yer verdi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, tutukluların ve tutuklu yakınlarının yaptığı hak ihlali başvurularına ilişkin Elazığ 1 ve 2 No’lu ile Kadın Ceza İnfaz Kurumunda 17 Ocak’ta yaptığı incelemeleri raporlaştırdı. Rapor, şube binasında düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı. İHD Şube Başkanı Abdullah Zeytun, Elazığ Cezaevi İnfaz Kurumlarının kurulduğu 3 yıldan beri ihlallerle gündeme geldiğine dikkat çekti. Söz konusu cezaevinde yaşanan hak ihlallerini Meclise, Adalet Bakanlığına ve uluslararası kuruluşlara sunduklarını kaydeden Zeytun, hak ihlallerinde azalma olmadığı gibi sistematik bir şekilde devam ettiğini kaydetti.

    Cezaevinde yapılan incelemelerde yer alan ve İHD Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Gurbet Yavuz, hazırladıkları ihlal raporunu paylaştı. Yavuz, cezaevinde incelemelerin 3 Ocak’ta Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan Yaşar Kırmızı, Metin Tanrıverdi, Bahri Dağ, İbrahim Al, Sinan Amaç, Necmettin Efe, Barzani Aşkan, Erol Çetin, Düzgün Aydın, Ogır Topdemir, Mustafa Geylan, Abdurrahman Dinç, Yusuf Alicioğlu, Düzgün Kemal Akçiçek, Metin Erdem, Şerif Güngen, Nihat Bakırtaş, Soner Öz isimli mahpusların yaşadıkları hak ihlallerini kendilerine mektupla bildirilmesiyle incelemelere başladıklarını söyledi.  Tutukluların gönderdiği mektuplarda, tedavi taleplerinin uzun süre yanıtsız bırakılması, hastanelere sevkte kötü muamele, kelepçeli tedavi dayatması, sürekli aramalar, aramalarda darp edilme, keyfi disiplin cezaları, eşyalara el koyma, kültür, sanat ve spor aktivitelerine izin verilmemesi, tek kanal radyo dayatması, kitapların sınırlandırılması, gazete ve dergilerin verilmemesi, aile ziyaretlerinde sohbet ve sarılma hakkının engellenmesi, kantin fiyatlarının fahiş düzeyde olması, tek başına hücrelerde tutulma konularında hak ihlali yaşadıklarını kendilerine bildirildiğini dile getiren Yavuz, yapılan görüşmelerde tutukluların anlatımlarına yer verdi.

    “2 BUÇUK YILDIR TEK KİŞİLİK HÜCREDEYİM”

    Raporda, heyetin Elazığ 1 ve 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu ile Elazığ Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu görüştüğü tutuklulardan bazıları, yaşanan hak ihlallerini şöyle anlattı:

    “Elazığ 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan Ercan Aslan:  Yaklaşık 2,5 yıldır tek kişilik hücrede tutulmaktayım. Tek kişilik hücrelerde kalan 3 kişi ile birlikte sadece ayda 1,5 saat sohbet, 3 saat de spora çıkabilmekteyiz. Gazeteler çok kısıtlı verildiği için bu konuda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundum. Sürekli olarak psikolojik baskı ve işkenceye maruz kalmaktayım. 21 Aralık 2019’da sayımda gardiyanlardan biri kapıyı tekmeledi. Ben neden kapıyı tekmelediğini sorduğumda gardiyanın bana  ‘seni öldüreceğim, kafanı koparacağım’ şeklinde hakaret ve tehdit içeren sözler sarf etti. Bu konuyla alakalı olarak ayın 23 ünde idare ile görüşme gerçekleştirdim. İdare tarafından bana bu konuyu halledeceğiz şeklinde sözler söylendi. 25 Aralık 2019 tarihinde tekrar aynı gardiyan sayıma gelerek kapıyı tekmeledi. Ben de sakin bir şekilde bu hareketi yapmasının sebebini sordum. Bunun üzerine başka bir memur ile birlikte odaya gelerek fiziksel ve sözel olarak saldırıya uğradım. Bu eyleme karşı ben de slogan atarak tepkimi gösterdim. Bunun üzerine hastaneye götürüldüm. Ancak kelepçeli muayeneyi kabul etmediğim için muayene edilmeden tekrar cezaevine getirildim. Cezaevine geldiğimde memurlar ayakkabım, hırkam ve pantolonumu çıkartarak süngerli odaya attılar. Burada bir saat kaldım. Sahip olduğum kronik rahatsızlıklardan dolayı süngerli odada kalmam hayati risk oluşturmuştur. Darp olayı ile ilgili olarak suç duyurusunda bulundum. Cezaevinde yazdığımız bütün talep ve dilekçelere idare genel olarak dilekçelere cevap vermemektedir. Gönderdiğimiz mektuplar alıcılara ulaşmadığı gibi bizlere iade alarak verilmemektedir. Son dönemlerde kütüphaneden bize kitap verilmemektedir.

    “KÜRTÇE KİTAPLAR VERİLMİYOR”

    Yücel Kaya: Kimi gardiyanlar tarafından sürekli olarak tahrik, provoke edici ve hakaret içeren sözler duymaktayız. Mahpuslara verilen kitap sayısı 7, dergi sayısı ise 4-5 olarak sınırlandırılmıştır. Kütüphanedeki, mahpuslara ait kitap sayısı artınca mahpuslardan habersiz olarak bu kitaplar ailelerine gönderilmektedir. Kürtçe içerikli hiçbir kitap, mektup, sözlük, gramer kitabı vs. mahpuslara verilmemektedir. Yemekler hijyen koşulları göz ardı edilerek hazırlanmaktadır. Yemeklerde taş, kıl gibi farklı maddeler çıkmaktadır.

    “20 KİŞİ TEKLİ ODALARDA KALIYOR”

    Sadık Aslan: Elazığ 1 Nolu Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna getirildiğim yaklaşık 2 yıldır tekli odada kalıyorum. Tekli odada bulunmamı gerektiren yasal dayanak olmamasına rağmen bu kötü muameleye maruz kaldım. Benimle birlikte yaklaşık 20 kişi daha tekli odada kalıyor. Bu hususa ilişkin yaptığımız tüm başvuru ve girişimler sonuçsuz ve cevapsız kalmış durumdadır.

    “TECRİTTEYİM”

    Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan Hüseyin Keser: Yaklaşık 7,5 yıldır cezaevinde hükümlü olarak kalmaktayım. Buradaki cezaevine Mardin Midyat Cezaevinden 5 Aralık 2019 tarihinde geldim. İlk geldiğim vakit çıplak arama dayattılar, kabul etmedim, beni tehdit ettiler. 5 Aralıktan beri tek kişilik koğuşta kalmaktayım. 31 Aralık 2019 tarihinde buradaki gardiyanlar tarafından darp edildim. ‘Biz devletiz, sen kendini ne zannediyorsun, her gün gelip seni döveriz’ dediler. Bu darptan sonra beni hastaneye götürmediler. Haliyle darp raporu almadım. Bu darp ile ilgili Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundum. Halen bir dönüş olmadı bana. Sosyal aktivitelerden yararlanamıyorum. Tek kişilik koğuşta kalıyorum. Bir haliyle tecritteyim. Kimse ile görüşemiyorum, yıllardır ilk kez böyle bir uygulama ile karşı karşıyayım.

    “BAZI HABERLER KESİLEREK GAZETELER VERİLİYOR”

    İrfan Sarı: 15.10.2019 tarihinde gözaltına alındım. İlk gece Hakkâri Cezaevinde kaldım. Ertesi gün Van T Tipi Kapalı Cezaevine götürüldüm. Yaklaşık 15-20 gün gibi Van Cezaevinde tek kişilik koğuşta kaldım. 5 Kasım 2019 tarihinde buraya getirilip tek kişilik hücreye konuldum. 60 gün boyunca hiçbir gerekçe gösterilmeden tek kişilik hücrede kaldım. Bu süre zarfında spora çıkmadım. Talebi üzerine sadece 7 tane kitap alabildim. 60 gün sonra yani 5 Ocak 2020 günü başka bir hücreye alındım. Şu anda Hakkari Belediye Eşbaşkanı olan Cihan Karaman ile birlikte kalmaktayım. Cihan da 60 gün boyunca tek kişilik hücrede kaldı. Benim yaşadığım sıkıntıların aynısını yaşadı. Hafta sonları hariç gazete alıyoruz. Ancak gazetelerde bazı haberler kupürleri kesilerek veriliyor.

    “EŞYALARIMIZI DAĞITIP EL KOYUYORLAR”

    Elazığ Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan Diclenur Özdemir: Ben yaklaşık 1 yıldır bu cezaevinde bulunuyorum. Burada her şey çok kısıtlı ve engellemeye dönük. Yasadan kaynaklı haklardan dahi yararlanmak istediğimizde karşımıza disiplin cezası tehditlerine maruz kalıyoruz. Kısaca önemli bazı ihlaller şunlardır. Genel anlamda itiraz ettiğimiz, hakkımızı aradığımız her durum için tutanak tutulmaktadır. Burada sayıca hükümlü mahpus sayısı çok fazla. Hükümlü mahpuslara sürekli olarak tutanak tutmaları disiplin cezaları sonuçlanmaktadır. Bu durum ise mahpusların iyi halinin olmadığını ve denetimden yararlandırılmamalarına sebebiyet vermektedir. İdare tutanak tutma uygulamasını son derece keyfi uygulamaktadır. Sürekli olarak bizleri tahrik ederek tutanak tutulması için neden yaratılmaktadır. Özellikle haftada iki üç kez gerçekleşen aramalarda memurlar bütün eşyalarımızı dağıttıkları ve büyük kısmına el koydukları zaman tepki gösterdiğimizde tutanak tutulmaktadır. Bu durum psikolojik olarak bizleri rahatsız etmektedir. Mahpusların böylesi bir baskı ortamında yaşaması büyük bir hak ihlalidir. Bu cezaevinde uygulanan elbise kotası erkek cezaevlerinde uygulanan kota gibi uygulanıyor. Diğer cezaevlerinde kadın mahpuslar için dört pantolon, 1 etek, bir elbise olarak geçen kota bu cezaevinde toplamda 4 adet olarak uygulanıyor. Bu durum bizi zorlamaktadır.”

    “SİSTEMATİK HAK İHLALLERİ”

    Yavuz, raporda heyetin yaptığı şu tespitlere dikkat çekti: “Heyetimiz, mahpuslarla görüşme ve şubemize yapılan başvurularda yer alan iddiaların 2017, 2018, 2019 ve 2020 yıllarında farklı zamanlarda aynı içeriklerle yapılmış olması ve süreklilik arz etmesi nedeniyle, başvurularda ifade edilen insan hakları ihlallerinin sistematik ve yaygın olarak gerçekleştiği kanaatine ulaşmıştır.”

    Heyetin tespitlerini, “Heyetimiz, hapishanelerdeki bulunan mahpusların, işkence ve kötü muamele, tehdit, tecrit ve izolâsyon, sağlığa erişim hakkının engellenmesi, sosyal-kültürel-sportif haklardan mahrum bırakma, iletişim ve haberleşme haklarının engellenmesi, keyfi disiplin soruşturmaları şeklinde ihlallere maruz kaldığı kanaatine ulaşmıştır” sözleriyle sürdüren Yavuz, “mahpusların politik görüşleri dikkate alınarak personelin ayrımcı muamelesine maruz kaldığını tespit” ettiklerini anlattı.

    “PERSONEL CESARET ALIYOR”

    Mahkemelerce yasaklama ve toplama kararı bulunmayan kitap ve yayınların cezaevi idaresinin keyfi tasarrufuyla yasaklandığını, mahpusların basın ve haber alma özgürlüklerinin ağır şekilde ihlal edildiğini bilgisini paylaşan Yavuz, heyetin şu tespitlerine yer verdi: “Cezaevi idaresi tarafından, mahpusların kısıtlanan hakları hususundaki talepleri görmezden gelindiği ve mahpuslara yönelik keyfi bir şekilde disiplin soruşturmalar açılıp ceza verildiğini tespit etmiştir. Heyetimiz, OHAL sürecinde yaşanılan ihlallerin OHAL sonrası da devam ettiğini, ihlallere ilişkin hem Cezaevi Savcılığı’nın hem de cezaevi idaresinin önleyici tedbirler almadığı ve ihlalleri yaygın ve sistematik olarak devam etmesinde kusurlu oldukları tespitine ulaşmıştır.

    İhlalleri gerçekleştiren fail konumundaki cezaevi personelinin herhangi bir soruşturmaya tabi tutulmamasını bir cezasızlık politikası olarak değerlendiren heyetimiz, fail konumundaki görevlilerin ihlallerin sürdürülmesi hususunda bu politikadan cesaret aldıkları kanaatine ulaşmıştır.”

    “ORANTISIZ DİSİPLİK CEZALARI VERİLİYOR”

    Kültürel ve sosyal etkinliklerinin sürelerine uygun davranılmayarak keyfi kısıtlamalara gidildiğini taraflarınca tespit edildiğine işaret eden Yavuz, farklı bloklarda olan mahpusların ortak bir şekilde spora çıkmalarının engellendiğini dile getirerek, bunun 2006 sayılı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tavsiye kararına aykırı olduğunun altını çizdi.

    “Uygulanan haksız, hukuksuz ve keyfi muameleler karşısında mahpusların verdiği en küçük insani tepkinin dahi gerçeğe aykırı ve abartılı şekilde tutulan tutanaklarla orantısız disiplin cezaları verildiği gözlemlenmiştir” diyen Yavuz, “Bu disiplin cezalar birbirine eklenmek sureti ile hak yoksunluğunda süreklilik sağlanmaktadır. Verilen disiplin cezaları, mahpuslara yönelik tecridi derinleştiren iletişim ve görüş yasaklarıyla birlikte hücre cezalarını da içermektedir” diye konuştu.

    “ÖNLEMLER ALINMASI GEREKİYOR”

    İnfaz rejimi ve politikasının insan haklarına uygun hale getirilmesi gerektiğini vurgulayan Yavuz, şu çağrı ve önerilerde bulundu: “Mahpuslara yaşatılan işkence ve kötü muamele uygulamalarından derhal vazgeçilmeli, mahpuslara uluslararası hukukun emrettiği şekilde insana yaraşır bir muamele gösterilmelidir. Mahpuslar üzerindeki tecrit ve izolâsyonun derhal kaldırılması ve insani yaşam şartlarının oluşturulması gerekmektedir. Mahpusların sağlığa erişim haklarının sağlanması, koruyucu sağlık hizmetlerine önem verilmesi, hastalığı olanların tedavi olanaklarından yararlanmaları için gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Heyetimiz, Elazığ 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu, Elazığ 2 No’lu Ceza İnfaz Kurumu ve Elazığ Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda mahpuslara yönelik yaşanan insan hakları ihlallerinin etkin bir şekilde soruşturularak sorumluluğu bulunan personellerin cezalandırılması için yargı mensuplarını göreve davet etmektedir.”

    “Heyetin cezaevi rejimi, fiziki koşullar ve uygulanan muameleler hakkında etkili bir idari ve yargısal denetim sağlanması gerektiğini tespit ettiğini aktaran Yavuz, “Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezanın Önlenmesi Sözleşmesi Seçmeli Protokolüne” uygun şekilde bağımsız ulusal denetim mekanizmalarının oluşturulması için hükümeti derhal gerekli çalışmaları başlatmaya davet etti.

    Kaynak: MA

  • Zainal Abarakov’dan mesaj: Çok kötü bir şey oldu

    Zainal Abarakov’dan mesaj: Çok kötü bir şey oldu

    PİRHA – Dersim’de 5 Ocak’tan bu yana kayıp olan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’ya hala ulaşılamadı. Aramalar Gülistan’ın en son görüldüğü iddia edildiği Uzunçayır Barajı mevkinde aranıyor. Gülistan’ın arama çalışması 16 gündür bu noktada sürüyor. Dersim’de incelemelerde bulunan Diyarbakır Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ağı heyeti, basın açıklaması yaptı.

    Gülistan Doku’nun arama çalışmaları sürerken Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve Rosa Kadın Derneği’nden oluşan Diyarbakır Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ağı,  Dersim’’de incelemelerde bulundu.

    Doku ailesi, Dersim Barosu, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı ve birçok kurumla görüşen heyet, olaya ilişkin hazırladığı rapora dair Diyarbakır’da Tahir Elçi Toplantı ve Konferans Salonu’nda açıklama yaptı.

    “ETKİN BİR SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİĞİNE DAİR ŞAİBELER”

    Rapor şöyle:

    “Heyetin izlenimleri ve tespitleri;

    1.  Soruşturma işlemlerinin, soruşturma dosyasının birincil şüphelilerinden Zainal Abarokov’un babasının görev yaptığı Asayiş Şube tarafından yürütülüyor olması, etkin bir soruşturma yürütülmediğine ilişkin şaibelere neden olmaktadır. bu nedenle soruşturmanın Asayiş Şube’ den alınarak tarafsız ve bağımsız bir birim veya kurum tarafından yürütülmesinin sağlanması gerekmektedir.
    2. Soruşturma dosyasında toplanması elzem olan bazı delillerin toplanmamış olması(örneğin Zainal ABAKAROV’ un anne ve babasının çelişkili beyanlarının aydınlatılmaması, ev-araç içlerinde parmak izi, kan, saç kılı, tırnak gibi biyolojik deliller ile şüphe arz edecek eşya ve tüm materyallerin araştırma-incelemesinin yapılmaması) soruşturmanın sıhhatli biçimde ilerlemesini engellemektedir.
    3. Zainal Abarokov’un telefonu ve teknik cihazlarında arama ve el koyma işlemi yapılmamış olması, aralarında geçen konuşmalara dair sadece kişinin kendi rızası ile vermiş olduğu WhatsApp yazışmalarının dosyada bulunması bu soruşturmanın esas olarak intihar ekseninde yoğunlaşmasının başat faktörüdür. Oysa intihara yönlendirme suçu açısından bir değerlendirmenin yapılabilmesi için telefon ve teknik cihazlardan elde edilebilecek deliller hayati bir öneme sahiptir.
    4. Soruşturma dosyasının içeriğine göre bir şahıs, sosyal medya üzerinden, Gülistan’ın zorla arabaya bindirilmeye çalıştığını gördüğünü ve emniyeti aradığını bildirmiştir. Dosya içeriğinde böyle bir emniyet kaydının olup olmadığına yönelik bilgi istenildiğine dair bir müzekkere bulunmamaktadır. Oysa böyle bir ihbar söz konusu ise vakit kaybetmeden 155 kayıtlarının istenilmesi ve belki de soruşturmanın başka bir minvalde sürdürülmesi gerekmektedir.
    5. Aramaların çoğunluğunun suda yapılıyor olması, olayın daha çok intihar ekseninde soruşturulduğunu göstermektedir. Kara aramalarının su aramalarına kıyasen sınırlı oluşu, her iki arama açısından da ekip ve teçhizatın eksikliği hatta bu sebeple suda aramanın sadece günde 4 saat yapılması yeterince etkili bir arama çalışmasının yapılamadığını göstermektedir.
    6. Munzur Üniversitesi’nin Sarısaltuk Viyadüğü(Dinar Köprüsü)’nü ve 1.900 metrelik kamerasız alanı gören bütün kameralarının ve kamera kayıt sisteminin TEKNİK BİR BİLİRKİŞİ HEYETİ aracılığı ile incelenmesi ve Gülistan DOKU ile Zainel ABAKAROV’un 05/01/2020 günü 11:00 sularında bir kafenin önünde konuştuğu görülen görüntülerinin iyileştirilip, dudak okuma yöntemi ile konuşmaların çözümünün yapılması gerekmektedir.
    7. Arama Kurtarma ekiplerinin insan gücü ve teknik teçhizat açısından artırılması ve arama çalışmalarının hem su hem karada paralel olarak devam etmesi gerekmektedir. 

    Heyet ayrıca, Gülistan açısından kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunun da söz konusu olabileceğini ve Gülistan’ın yaşıyor olma ihtimalinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtmiş ve soruşturmanın bu kapsamda genişletilmediğine dikkat çekti.

    Heyet buna ek olarak soruşturma işlemlerinin, şüphelinin babası olan kolluk görevlisinin çalıştığı Asayiş Şube tarafından yapılmasının şaibeli bir duruma sebebiyet verdiğini belirtti.

    Raporda şöyle devam edildi:

    “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (bundan sonra İHAS olarak anılacaktır) madde 2 ve Anayasa madde 17’de düzenlenen yaşam hakkının usulü boyutunun ihlal edilmemesi için devletlerin etkili soruşturma yükümlülüğü altında olduğu ve kişinin kendisi doğrudan dâhil olmasa bile, yıllardır birlikte çalıştığı arkadaşları tarafından yürütülen soruşturma işlemlerinin etkili bir soruşturma olarak görülemeyeceği konusunda İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin (bundan sonra İHAM olarak anılacaktır) içtihatlarının olduğu hatırlatılmıştır. Savcılık makamı tarafından, şüpheli odaklı yapılan HTS incelemesi ve kameralardan alınan görüntülerle, şüphelinin olayın yaşandığı gün boyunca herhangi bir kopukluk olmadan takibinin sağlandığı ve dolayısıyla şüphelinin tutuklu yargılanmasını gerektirir bir şüphe olmadığı heyete bildirilmiştir. Heyetin, soruşturmanın intihara yönlendirme ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçları açısından incelenmiyor oluşu, dosyada eksik olan soruşturma işlemleri ve soruşturma işlemlerinin Asayiş Şube tarafından yürütülmesinin şaibeli oluşu ile ilgili beyanlarına Savcılık tarafından cevap verilmemiştir.

    ÜNİVERSİTEDE MOBBİNG UYGULANMASI

    -Munzur Üniversitesi Rektörü Ubeyde İpek ile yapılan görüşmede; Heyetimiz tarafından Gülistan Doku’nun bir öğretim görevlisi tarafından maruz bırakıldığı mobbinge dair sorular sorulmuştur. Sınıfa geç gelen öğrencilerden 5 TL para toplayan öğretim görevlisini şikâyet eden Gülistan Doku’nun rektör ile görüşme talebinin neden reddedildiği, vermiş olduğu dilekçeye dair herhangi bir işlem başlatılıp başlatılmadığı, işlem başlatılmışsa soruşturmanın hangi aşamada olduğu ve Gülistan Doku’nun arkadaşları tarafından yurtta yapılan ışık açma kapama eyleminden sonra bu eyleme katılan öğrencilerin ailelerinin neden arandığı sorulmuştur.
    Rektör Ubeyde İpek, Gülistan Doku’nun vermiş olduğu dilekçenin işleme alındığını ve Cayize isimli öğretim görevlisi hakkında soruşturmanın devam ettiğini belirtmiştir. Yurttaki eylem neticesinde öğrencilerin ailelerinin aranmasının ise kendisiyle bir ilgisi olmadığını keza yurdun Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı olduğunu belirtmiştir. Basına yansıyan haberlerden ve durumun bizzat şahidi olanların tanıklığından da bilindiği kadarıyla, Munzur Üniversitesinde yaşanan ve yine bu Üniversitede çalışan kişiler tarafından gerçekleştiği iddia edilen cinsel taciz ve fuhuş iddiaları sorulmuştur. Rektör, bu konuda ön inceleme yapıldığını fakat herhangi bir şikâyet olmadığından soruşturma açılmadığını belirtmiştir.

    “DOSYANIN BİR KISMI KARANLIK”

    Dersim Barosu ile yapılan görüşmede; Baro Başkanı Av. Kenan Çetin, Gülistan Doku ile ilgili yürütülen soruşturmaya dair heyetimize şu ifadelerde bulunmuştur:

    “Dosyada Gülistan’ın arkadaşlarının, 3 tane görgü tanığının, erkek arkadaşı ve ailesinin ifadeleri mevcut. Ayrıca HTS kayıtları var. Savcılık görüşmelerine göre evdeki tartışmalarının günü ve saati basında geçtiği şekilde. Tartışmanın yaşandığı akşam öğretmenine gittiği doğru. Ertesi sabah Zainal ile buluşuyor. Görüntüler en son görüntüler. Cumartesi ve pazar günü okulun aktif olmadığını unutmayalım. Tarafımızca Savcılığa Zainal’ın neden ayrıntılı beyanı yok diye soruldu. Bu soru aynı zamanda Savcılığa yazılı biçimde de sunuldu. Aile, üniversite kamerasının görüntülerini izlemiş. Arabalar falan oldukça küçük görünüyor. Kameranın açısı Gülistan’ın durduğu söylenen yeri net göstermiyor. Şoför ise beyanında bana sorulan kişiyi hatırlamıyorum, nerede indiğini yanında kimin olup olmadığını bilmiyorum, demiş. Bu aracın içinde olan kişilerin eşkâli varmış, bu kişilerle ilgili kimlik tespiti yapılmasını istedik. Bu inen kişiler kim? Dosyanın bu kısmı karanlık. Dinar Köprüsünde gördüğünü iddia eden kişiler, yeşil montlu, zayıf yapılı bir kadın olduğunu dile getirmiş. Aile, arabanın bir buçuk kilometreyi 3 dakikada geçtiğini söylüyor o yüzden bu beyanlara pek güvenmiyor, inanmıyor.

    ZAİNAL’IN BABASINDAN ANNESİNE ŞİDDET

    Arkadaşı Küba’nın ifadesinde Zainal’ın attığı mesajda geçen çok kötü bir şey çıktı cümlesinin bir açıklaması olmamış. Detayı nedir aile de merak ediyor.” Gülistan Doku’nun ailesi yürütülen soruşturmaya dair heyetimize şu ifadelerde bulunmuştur:

    “Çocuğun ailesi Gülistan’ı kabul etmiyor sonra işler bozuluyor. Tartışma akşamındaki konuşmalarda ailenin rolü olduğunu düşünüyoruz. Baba, anneye şiddet uygulamış. O sabah Gülistan bu yüzden Zainal’dan özür dilemeye gitmiş. Aile Gülistan’a yoğun biçimde psikolojik ve duygusal şiddet uygulamış. Gülistan bizlerle çok detaylı bir şey paylaşmadı ama evlenmeyi düşünüyorum falan dedi. Rusya’ya gideceğini ve bir Rus’la evleneceğini söylüyordu. Gülistan Zainal’ın annesini sevdiğini dile getirmişti annesine ve ablasına. Zainal’ın ailesiyle de iletişim halindeymiş. Bahsedilen barkodu ve notu biz dosyada görmedik. Diyarbakır Kriminal’a göndermişler.

    “GÜLİSTAN’IN İFADELERİ BASIN TARAFINDAN ÇARPITILIYOR”

    Ama 30.12.2019 tarihine ait ve soğuk algınlığı sebebiyle olduğunu biliyoruz. Gülistan Doku’nun arkadaşları yürütülen soruşturmaya dair heyetimize şu ifadelerde bulunmuştur:

    “İfadelerimizde söylediğimiz şeyler basın tarafından çarpıtılıyor. Örneğin “Munzur’a kendimi atmaya gidiyorum” ifadesi basın tarafından çarpıtıldı. Gülistan normalde de kafa dağıtmak için Munzur’un kenarına giderdi fakat bu farklı yansıtıldı ve intihar edeceğini arkadaşına söylemiş şeklinde basında yer aldı. Oysa gerçek bu değil. Makas mevzusunda da aynı durum oldu bir arkadaşımız kendisinin Gülistan’a verdiği makasa benzediğini ifade etti fakat bu makas o bölümde okuyan bir sürü kişide var. Zainal’ın Gülistan’a daha önce bir kere tokat attığını biliyoruz. Hatta neden ayrılmadığını sorduğum için sonrasında aralarında geçenlerden bana pek bahsetmedi. Gülistan ve Zainal daha önce de iki ay ayrı kalmışlardı. Bunun için intihar edebileceğini düşünmüyorum. Hatta en son ayrılıkta Zainal ara verelim demiş olmasına rağmen Gülistan hayır madem öyle bitsin demiş.

    “KORKUYORUM; ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLDU”

    Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezinden hukukçular da soruşturmanın eksik yönlerine dikkat çekerek soruşturmanın sadece intihar olasılığı üzerinden yürütülmesine eleştirel yaklaştı.

    “Soruşturma tek yönlü gitmemeli. Zainal’ın çelişkili ifadesi var. Olaydan bir gün öce ‘Korkuyorum, çok kötü bir şey oldu…’ içerikli whatsapp yazışmaları var. Böyle bir mesaj atıyor arkadaşlarına. Bu konu irdelenmedi. Polis ifadesinde bunların hiçbirinin sorulmaması, sorgulanmaması çok ciddi eksikler barındırmaktadır.”

    (HABER MERKEZİ)