Etiket: İHD Gözaltında Kayıplar Komisyon

  • Cumartesi Anneleri: Bu hafta karanfillerimiz Suruç’ta yitirdiklerimiz anısına – VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Bu hafta karanfillerimiz Suruç’ta yitirdiklerimiz anısına – VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri eylemlerinin 1008. Haftasında gözaltında kaybedilen Hasan Gülünay’ın akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda biraraya geldi.Gülünay ailesi adına söz alan Naciye Eyi, “Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile mecliste görüşüldü. ‘Kayıplar benim cebimde mi ki çıkartıp size vereyim’ dedi. Bu dalga geçmektir. Hükümetler, başbakanlar, bakanlar gelip geçiyor ama zihniyet aynı” diye konuştu. Ayrıca bu hafta karanfiller, 20 Temmuz 2015’te IŞİD’in bombalı saldırısı sonucu Suruç’ta katledilen 33 kişi anısına Galatasaray Meydanı’na bırakıldı.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1008. Haftasında gözaltında kaybedilen Hasan Gülünay’ın akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Basın metnini gözaltında kaybedilen Ferhat Tepe’nin ablası Ayşe Tepe okudu. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “İŞYERİNE GİTMEK ÜZERE ÇIKTI VE BİR DAHA GERİ DÖNEMEDİ”

    23 Mayıs 1992 tarihinde Artvin’de gözaltına alındıktan sonra işkence ile öldürülen Ali Ekber Atmaca’nın üzerinden İstanbul’da aynı mahallede yaşadığı Hasan Gülünay’ın kimliği çıktı. Bu nedenle 32 yaşındaki 4 çocuk babası Hasan Gülünay, polis tarafından aranmaya başlandı. Eşine bir süredir polis tarafından takip edildiğini söyleyen Gülünay, 20 Temmuz 1992 günü Tarabya’daki evinden işyerine gitmek üzere çıktı ve bir daha geri dönemedi. Hasan’ın işyerini telefonunu arayan bir kişi, Terörle Mücadele Şubesi’nden aradığını ve Hasan Gülünay’ın gözaltında olduğunu bildirdi. Ancak, savcılık ve İstanbul Emniyeti’ne başvuran ailesine, Hasan’ın gözaltında olmadığı ve arandığı söylendi. Bu durum üzerine aile, memleketlileri olan ve o dönem İstanbul Emniyetin’de üst düzey yetkili olan Hüseyin Kocadağ’la görüştü.Kocadağ, aileye “Hasan Gülünay sağ, içeride işkence yaraları iyileştikten sonra gözaltına alındığını açıklayacaklar” dedi. Aile bu bilgiyi kamuoyuna duyurdu.

    “YARGI MAKAMLARI ‘KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞI’ KARARI VERDİ”

    Hasan’la aynı tarihlerde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde sorguda olan bir tanık ( E.Ç.),  ağır işkence görmüş bir kişinin yanlışlıkla kendi bulunduğu hücreye atıldığını  ve bu kişinin “Ben Hasan Gülünay, beni gözaltında kaybetmeye çalışıyorlar!” dediğini, yanlışlık fark edilince de apar topar  hücreden götürüldüğünü açıkladı. Bu iki açıklamanın ardından hem ailenin hem de tanıklık yapan kişinin evleri polis tarafından basıldı ve konuşmamaları için tehdit edildiler. Ayrıca, 19 Temmuz 1992 tarihinde gözaltına alınan H.B, Gayrettepe’de günlerce işkence gördüğünü ve  işkencecilerin kendisine “Hasan Gülünay’ı öldürdük, sıra sende” dediğini açıkladı. Aile; Başbakan, İçişleri Bakanı ve TBMM başta olmak üzere resmi mercilere başvurdu. Yargı makamları, olayla ilgili delilleri toplamadan, tanıkları dinlemeden ve etkili bir soruşturma yürütmeden zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verdi. Karara yapılan itiraz reddedildi. Bunun üzerine aile, 2013 yılında Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yaptı.

    “İNSAN HAKLARI NORMLARINA AYKIRIDIR”

    Anayasa Mahkemesi, 21 Nisan 2016 tarihinde sadece “yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine” hükmetti. Ancak zamanaşımı sona erdiği için soruşturmanın yeniden açılmasına gerek olmadığına karar verdi. Anayasa Mahkemesi’nin zamanaşımını mutlak bir engel olarak kabul eden bu yorumu, insan hakları normlarına aykırıdır. AİHM’nin konuyla ilgili yerleşik içtihadıyla uyumlu değildir. Bu karar, bireysel başvurunun  gözaltında kaybetmelerde etkili bir başvuru yol olmadığına dair iddiamızı güçlendirmektedir.

    “ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    1008. haftamızda  bir kez daha hatırlatıyoruz:  Zorla kaybetme suçu, doğası gereği devam eden bir suçtur. Bu suç, zorla kaybedilen kişinin bedeni bulunmadıkça ve akıbeti açığa çıkarılmadıkça işlenmeye devam eder. Dolayısıyla devletin  Hasan Gülünay dosyasında gerçeği açığa çıkarma ve failleri cezalandırma yükümlülüğü devam etmektedir. Bu yüzden siyasi ve adli makamları bir kez daha Gülünay dosyasında uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeye ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için etkili bir giderim yolu sunmaya çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin; Hasan Gülünay için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Basın açıklaması sonrası Gülünay ailesi adına Zeki Eyi ve Naciye Eyi söz aldılar.

    “BİZİM ÇOCUKLARIMIZ DÜRÜST NAMUSLU İNSANLARDI”

    Gülünay Ailesi adına konuşan Zeki Eyi, “Aradan 32 sene geçti. Hala tanıkların beyanları var ve yeni yeni tanıklar ortaya çıkmaktadır. Bizim çocuklarımız sendikacıydı, öğretmendi, hemşireydi. Dürüst namuslu insanlardı. Faşizm, işine gelmeyen herkesi yargılamadan istediği insanları kaybetti. Bu bir faşizmdir. Gözaltında kayıplar bulunsun, hesapları sorulsun”dedi.

    “HÜKÜMETLER, BAŞBAKANLAR, BAKANLAR GELİP GEÇİYOR ZİHNİYET AYNI”

    Gülünay ailesi adına söz alan Naciye Eyi ise “o günden bugüne ses soluk yok. Aylarca yıllarca aramamıza rağmen bize hiçbir bilgi verilmedi. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile mecliste görüşüldü. ‘Kayıplar benim cebimde mi ki çıkartıp size vereyim’ dedi. Bu dalga geçmektir. Hükümetler, başbakanlar, bakanlar gelip geçiyor ama zihniyet aynı. ‘Bizden olmayan develete karşı gelenin sonu budur’diyorlar. Faillerin bulunmasını ve kesinlikle hesap sorulmasını istiyoruz” diye konuştu.

    1008. Haftada karanfiller, 20 Temmuz 2015’te İŞİD’in bombalı saldırısı sonucu Suruç’ta katledilen 33 kişi anısına Galatasaray Meydanı’na bırakıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: İbrahim Çelik ve Edip Çelik nerede?-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: İbrahim Çelik ve Edip Çelik nerede?-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri eylemlerinin 1007. Haftasında 30 yıl önce Batman’da Hizbullah tarafından evlerinden alınarak kaybedilen İbrahim Çelik ve Edip Çelik’in akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda biraraya geldi. Yapılan açıklamada, İbrahim Çelik ve Edip Çelik için, tüm kayıplar için adalet istendi.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1007. Haftasında 30 yıl önce Batman’da Hizbullah tarafından evlerinden alınarak kaybedilen İbrahim Çelik ve Edip Çelik’in akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına Eren Keskin okudu.

    “DOKSANLI YILLARDA BATMAN, HİZBULLAH’IN ÜSSÜ KONUMUNDAYDI”

    Cumartesi Anneleri 1007. Haftasında 30 yıl önce Batman’da Hizbullah tarafından evlerinden alınarak kaybedilen baba-oğulun akıbetlerini sormak için buluştuklarını belirten Keskin, şunları söyledi:

    “90’lı yıllarda Batman, Hizbullah’ın üssü konumundaydı. Örgüt, Batman Silvan-Diyarbakır üçgeninde binlerce cinayet ve zorla kaybetmeden sorumlu tutuluyordu. Ancak Hizbullah bu suçları işlerken Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu raporunda da anlatıldığı gibi, güvenlik ve idari bürokrasinin kollaması, desteği, göz yumması ve yol vermesine işaret eden bir biçimde hiçbir engelle karşılaşmıyordu.

    “YER GÖSTERME BAHANESİYLE ÇELİK’İ ZORLA GÖTÜRDÜLER”

    Devlet şiddetinin sınır tanımadığı 90’lı yıllarda, kayıp yakınlarının Galatasaray’da, Diyarbakır Koşuyolu’nda, Batman Gülistan Caddesi’nde fotoğraflarını taşıdığı çok sayıda insan Hizbullah tarafından kaçırılarak kaybedildi. İbrahim Çelik ve oğlu Edip Çelik de bu insanlardandı. 50 yaşındaki 9 çocuk babası İbrahim Çelik, Batman’ın Soğuksu Mezrası’nda yaşıyor ve tarımla uğraşıyordu. İbrahim Çelik’in evine 10 Temmuz 1994 gecesi maskeli ve silahlı dört kişi geldi. Bu kişiler yer gösterme bahanesiyle İbrahim Çelik’i zorla yanlarında götürdü. Durumdan şüphelenen 19 yaşındaki Edip Çelik de babasını yalnız bırakmamak için peşlerinden gitti.

    “HİZBULLAHÇILARIN İSİMLERİ BİLİNDİĞİ HALDE SUÇ DUYURUSU SONUÇSUZ KALDI”

    Baba-oğul eve dönmeyince endişelenen aile Jandarma’ya ve Emniyet’e başvurdu. Aile daha sonra olayla ilgili Hizbullahçıların isimlerini vererek savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ancak ailenin bütün başvuruları sonuçsuz kaldı; İbrahim Çelik ve Edip Çelik’ten bir daha haber alınamadı. Merese Çelik’in, oğlunun ve eşinin bulunması için yaptığı başvurular ile ilgili etkin bir araştırma ve soruşturma yürütülmedi. İbrahim Çelik ve Edip Çelik’in akıbetleri 30 yıldır karanlıkta bırakıldı, onları kaybedenler cezasızlıkla korundu.

    “FAİLLERİ CEZALANDIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜZÜ YERİNE GETİRİN!”

    1007. haftamızda bir kez daha siyasi ve adli makamlara sesleniyoruz; Zamanaşımı hükümlerini gözaltında kaybetme suçunu cezasız bırakmanın bir aracı olarak kullanmaya son verin! Kayıp yakınlarının hakikat ve adalet arayışını engellemekten vazgeçin! İbrahim Çelik ve Edip Çelik’in akıbetlerini  açığa çıkaracak etkinlikte soruşturma-kovuşturma yapma ve failleri cezalandırma yükümlülüğünüzü yerine getirin! Kaç yıl geçerse geçsin İbrahim Çelik ve Edip Çelik için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “AİLESİ OLARAK ONLARA ULAŞMA UMUDUMUZU KAYBETMEYECEĞİZ”

    Açıklamanın ardından İbrahim Çelik’in torunu Şevil, yazdığı mektubu okudu. Mektupta şunlara yer verildi:

    30 yıl önce Batman Soğuksu’daki evlerinden alınıp götürüldükten sonra kendilerinden haber alınamayan İbrahim ve Edip Çelik’in ailesi olarak buradayız. 30 yıldır Anneannem oğlunu ve eşini, Annem babasını ve kardeşini, torunlar olarak biz de dedemizi ve dayımızı arıyoruz. Biz dedemizi ve dayımızı hiç görmedik. Onları fotoğraflarından tanıyoruz. Bir de anneannemizin ve annemizin gözyaşlarından, hiç azalmayan acılarından. Ben Galatasaray’da büyüyen bir Cumartesi Torunuyum. Neden mi Galatasaray’dayım? Dedeme, dayıma ne olduğunu bilmek istiyorum. Onların bir mezarı olsun istiyorum. Anneme, anneanneme bu acıları yaşatanlar bulunsun, yargılansın istiyorum. Adalet yerini bulsun istiyorum. Ailesi olarak İbrahim Çelik ve Edip Çelik’i aramaya devam edeceğiz. Onlara ulaşma umudumuzu kaybetmeyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 1006. hafta: Edip Aksoy ve Orhan Cingöz nerede? -VİDEO

    Cumartesi Anneleri 1006. hafta: Edip Aksoy ve Orhan Cingöz nerede? -VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri eylemlerinin 1006. Haftasında gözaltında kaybedilen Edip Aksoy ve Orhan Cingöz’ün akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Yapılan açıklamada, 29 yıl önce Diyarbakır’da beyaz torosla kaçırılıp gözaltında kaybedilen Aksoy ve Cingöz dosyası için yargı makamları yeniden etkin bir soruşturma ve kovuşturma başlatarak maddi gerçeği açığa çıkarma ve adaleti sağlama görevlerini yerine getirmeye çağırıldı.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1006. Haftasında gözaltında kaybedilen Edip Aksoy ve Orhan Cingöz’ün akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına Sebla Arcan okudu.

    “KENDİLERİNİ POLİS OLARAK TANITAN KİŞİLER AKSOY VE CİNGÖZ’Ü BEYAZ TOROSLA GÖTÜRDÜ”

    Arcan, inkâr ve cezasızlık uygulamaları nedeniyle 29 yıldır talepleri karşılıksız bırakılan Aksoy ve Cingöz ailelerinin hakikat ve adalet arayışına eşlik ettiklerini belirterek, açıklamada şunlara yer verdi:

    “31 yaşındaki Edip Aksoy, Diyarbakır’da tütün ticareti yaparak ailesinin geçimini sağlıyordu. Uzun yılların ardından dünyaya gelen bebeği 40 günlük olmuştu. Edip Aksoy, 7 Haziran 1995 sabahında bebeğiyle vakit geçirdikten sonra Melikahmet’teki dükkânına gitmek üzere evden ayrıldı. ​Edip Aksoy, öğlene doğru tütün almak için Diyarbakır’a gelen köylüsü 23 yaşındaki Orhan Cingöz’le buluştu. Birlikte saat 12.00 civarında Diyarbakır Dağkapı’daki Yeşilçınar Çay Bahçesi’ne gittiler. Burada arkadaşları ile birlikte oturup sohbet ederken, çay bahçesinin önünde Beyaz Toros marka bir araç durdu. Araçtan inen sivil giyimli, silahlı ve telsizli üç kişi yanlarına geldi. Kendilerini polis olarak tanıtan bu kişiler, Edip Aksoy ve Orhan Cingöz’ün kimliklerini alıp “İfadeniz var, karakola gideceğiz” diyerek, onları Beyaz Toros’la götürdü.

    “EDİP AKSOY VE ORHAN CİNGÖZ’DEN BİR DAHA HABER ALINAMADI”

    Gözaltına alındıklarını ve Beyaz Toros’la götürüldüklerini gören çok sayıda tanık vardı. Ancak bu yaşananlar inkâr edildi. Ailelerin ve İnsan Hakları Derneği’nin bugüne kadar ilgili kurumlara yaptığı tüm başvurular sonuçsuz bırakıldı. Edip Aksoy ve Orhan Cingöz’den bir daha haber alınamadı. Olaydan 10 yıl sonra, 2005 yılında JİTEM elemanı Abdulkadir Aygan’ın itirafları basına yansıdı. Abdulkadir Aygan, itiraflarının bir bölümünde JİTEM’in Edip Aksoy ve Orhan Cingöz’ü sorguladıktan sonra infaz ettiğini, bedenlerini Silopi Yolu üzerinde bir dere kenarına gömdüğünü söyledi. Abdulkadir Aygan, olay yerini detaylarıyla tarif etti.

    “DNA TESTİ SONUCUNDA KEMİKLERİN AİLELERLE EŞLEŞMEDİĞİ AÇIKLANDI”

    İnsan Hakları Derneği bunun üzerine olay yerinde incelemelerde bulundu, topladığı bilgilerle 6 Temmuz 2005’te Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Savcılık, Abdulkadir Aygan’ın söz ettiği yerde 28 Haziran 1995’te gömülen iki kişiye ait ceset bulunduğunu ve belediye aracılığıyla Kimsesizler Mezarlığı’na defnedildiklerini tespit etti. Aileler de soruşturma dosyasındaki ölü beden fotoğraflarının Edip Aksoy ve Orhan Cingöz’e ait olabileceğini beyan etti. Savcılık kararı ile açılan söz konusu mezardan dört kişiye ait kemikler çıktı. Alınan kemik örnekleri kimliklendirme çalışması için İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Ancak Adli Tıp Kurumu, yapılan DNA testi sonucunda kemiklerin Aksoy ve Cingöz aileleriyle eşleşmediğini açıkladı.

    ETKİN SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA ÇAĞRISI

    Gözaltında kaybedilişlerinin 29. yılında yargı makamlarını Edip Aksoy ve Orhan Cingöz dosyasında yeniden etkin bir soruşturma ve kovuşturma başlatarak maddi gerçeği açığa çıkarma ve adaleti sağlama görevlerini yerine getirmeye çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin, Edip Aksoy ve Orhan Cingöz için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Basın açıklamasının ardından Cumartesi İnsanlarından Zeynep Yıldız, Edip Aksoy’un kızı Beritan Aksoy’un komisyona gönderdiği mektubu okudu. Mektupta şunlar yer aldı:

    “BABAMIN AKIBETİNİ ÖĞRENME VE ADALET ARAYIŞIM YILLARDIR SÜRÜYOR”

    Sevgili Cumartesi İnsanları,

    Ben Beritan Aksoy. Birlikte çıktığımız bu uzun ve zorlu yolda, her birinizin yaşadığı acıyı, umudu ve kararlılığı en derinden hissediyorum. Babam Edip Aksoy’un 7 Haziran 1995’te kaybedilmesiyle başlayan mücadelemde sizlerle yan yana olmak bana güç veriyor. Babamın akıbetini öğrenme ve adalet arayışım yıllardır sürüyor. Bu arayış sadece kişisel bir kaybın peşinde koşmak değil, aynı zamanda hak ve adaletin tesisi için verilen bir mücadeledir. Bu mücadelede yalnız olmadığımı bilmek, dayanışma içinde olmak bana her zaman güç verdi. Her birinizin hikayesi, acısı ve mücadelesi benim hikayem, acım ve mücadelem oldu. Cumartesi Anneleri olarak yıllardır Galatasaray Meydanı’nda, Koşuyolu Yaşam Anıtı önünde toplandık, sessizliğimizle haykırdık, adalet istedik. Sesimizi duymayanlara inat hep birlikte dimdik durduk. Her hafta bu meydanlarda kaybolan her bir canın hikayesini yeniden hatırlatıyoruz. Bende bugün sizlerle babam Edip Aksoy’un kayboluşunun ardından hissettiğim duyguları paylaşmak istiyorum. Babasız büyümek, her gün babamın varlığını hissetmeden yaşamak anlatılması zor ve derin bir acı. Babam gözaltında kaybedildiğinde henüz bebektim ve onun yokluğunun üzerimde bıraktığı boşluk büyüdükçe daha da derinleşti. Babamın kaybolduğu gün, o gün sadece babamı değil aynı zamanda çocukluğumu, güven duygumu ve ailemizin bütünlüğünü kaybettim. Babamın yokluğu hayatımın her anında benimle birlikte oldu. Onun yanında olamamak, anılar biriktirememek, yaşadığım sevinçleri ve üzüntüleri onunla paylaşamamak içimde dolmayacak bir boşluk bıraktı. Babamla birlikte olabileceğim, onunla konuşabileceğim, ona sarılabileceğim anları hayal ederek büyüdüm. Bu hayallerden biri de babamla beraber çekilmiş bir fotoğrafımın olmasıydı. Doğum günümde bir arkadaşım bu hayalimi gerçekleştirdi. Fotomontajla babamın kucağında olmamı sağladı. Ne kadar acı değil mi? Bu benim hayatım boyunca aldığım en anlamlı, en güzel doğum günü hediyesi… Aynı fotoğraf karesinde olmanın verdiği mutluluğu tarif edemem ama babamı sadece fotoğraflarda görmek nerede olduğunu, başına neler geldiğini bilememekte bir o kadar acı, derin bir yara. Bu acıyı yaşayan herkesin yüreği bir, talebi bir; Adalet! Babamın gözaltına alındığı o gün, hayatı durduran o an, bir çocuğun hayatından koparılan bir babanın hikayesi, aslında hepimizin hikayesi. Babasız büyümenin getirdiği zorluklar ve acılarla başa çıkmaya çalışırken, aynı zamanda güçlü ve kararlı olmayı öğrendim. Onun hatırası benim için her zaman bir ilham kaynağı oldu. Babamın kaybolması, beni adalet arayışında daha da kararlı kıldı ve bu mücadelede yalnız olmadığımı bilmek bana güç verdi. Sevgili Cumartesi İnsanları, her birinizin yaşadığı acıyı ve kaybı çok iyi anlıyorum. Fiziki olarak yanınızda olamasam da, kayıplarımızın anısını yaşatmak ve adalet arayışımızı sürdürmek için her zaman mektuplarla bu meydanda olacağım ve bulunduğum her yerde babalarımızın, annelerimizin, yakınlarımızın hatırası önünde saygıyla eğilip, adaletin sağlanması için mücadelemi sürdüreceğim. Bir gün kayıplarımızın akıbetini öğrenip, adaletin yerini bulacağına olan inancımızı asla yitirmeyelim.

    Sevgi ve dayanışma ile.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Ateş Ailesi, 30 yıldır evlatlarının başına gelenleri öğrenemedi’- VİDEO

    ‘Ateş Ailesi, 30 yıldır evlatlarının başına gelenleri öğrenemedi’- VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri eylemlerinin 1005. Haftasında 30 yıl önce Kızıltepe Kırkkuyu Köyü’nde gözaltına alınarak kaybedilen Abdulvahap Ateş’in akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Yapılan açıklamada, hakikatin üzerinin yargı yoluyla örtüldüğüne dikkat çekildi.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1005. Haftasında gözaltında kaybedilen akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına Oya Ersoy okudu.

    Cumartesi Anneleri’nin 1005.hafta eyleminde AYM kararlarını uygulamamakta direnen iktidarın, makul olmayan, orantısız ve baskıcı kararları sonucunda Galatasaray Meydanı yerine, polis bariyerlerinin önünde olduklarını hatırlatan Ersoy, şunları ifade etti:

    “Hiç şüphe yok ki kontrolsüz, denetim dışı bir yetki kullanımı ile karşı karşıyayız.Hak ve özgürlüklerimizin tamamen keyfi biçimde ihlali ile karşı karşıyayız. Hukuk devleti ilkesinin yok sayılması ile karşı karşıyayız. 1005.haftamızda bir kez daha hatırlatıyoruz: İnsan haklarına saygı, çoğulcu demokrasi ve hukukun üstünlüğünün sağlanması hukuk devletinin varlığı ile mümkündür. İnsan haklarına erişimin olmadığı bir durumda hukuk devletinden söz edilemez. 1005.haftamızda kayıplarımızın akıbetlerinin nasıl bile isteye karanlıkta bırakıldığı, fail ve sorumluların nasıl korunup kollandığına dair bir örnek olarak Abdulvahap Ateş dosyası ile kamuoyu karşısındayız.”

    “ÖLDÜRÜLEN KİŞİLERİN SİVİL İNSANLAR OLDUĞU BELİRTİLİYORDU”

    Ersoy açıklamanın devamında şunlara yer verdi:

    “14 Haziran 1994 sabahı askerler Mardin/Kızıltepe Kırkkuyu Köyü’ne baskın düzenledi. Köyde yaşayan Ateş ailesinin evi ablukaya alındı. Askerler evde bulunan Abdulvahap’ı yalınayak, bahçede bulunan ağabeyi Abdurrahim’in yanına getirdi. İki kardeşi şiddetli bir biçimde darp ederek köyün dışına götürdü. Burada yüzüstü yere yatırıp İşkence ile sorguladı. Askerler bir süre sonra ağır yaralı olan ağabeyi koma halinde yerde bırakıp Abdulvahap Ateş’i yanlarında götürdü. Olaydan 3 gün sonra, Kızıltepe civarında bir çatışma olduğu ve iki örgüt mensubunun öldürüldüğü haberi duyuldu. Ancak jandarma eşliğinde öldürülen kişileri traktörle taşıyan Katarlı Köyü muhtarı ve defin işlemini yapan mezarlık görevlisi, öldürülen kişilerin üzerinde günlük giysiler bulunan sivil insanlar olduğunu belirtiyordu. Ailesi tüm çabalarına rağmen Abdulvahap’ın bu kişilerden biri olup olmadığını öğrenemedi. 24 yaşındaki köy bekçisi Abdulvahap Ateş’ten bir daha haber alınamadı.

    “İHD MARDİN ŞUBESİNİN ISRARLI ÇABASI ÜZERİNE YENİ BİR SORUŞTURMA BAŞLATILDI”

    Hatice Ateş, 24.06.1994 tarihinde Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak oğlu Abdulvahap Ateş’in evlerinden askerler tarafından alındığını ve bir daha oğlundan haber alamadığını beyan etti. Bunun üzerine savcılık, 1994/610 no.lu dosya üzerinden soruşturma başlattı ve araştırma yapılması için İlçe Jandarma Komutanlığına müzekkere yazdı. Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanlığının 24.06.1994 tarihli ve Yüzbaşı Atilla Uğur imzalı cevabında “bugüne kadar hiç kimsenin baskın yapılarak alınıp komutanlıkta tutulmadığı” yazıldı. Soruşturmada hiçbir ilerleme sağlanmadı, dosya 19 yıl adliyenin raflarında bekletildi. 2013 yılında ailelerin ve İHD Mardin Şubesi’nin ısrarlı çabaları sonucunda Kızıltepe bünyesinde gerçekleşen faili meçhul cinayetler ve zorla kaybetmelere ilişkin yeni bir soruşturma başlatıldı.

    “MAHKEME HEYETİ SANIKLARIN BERAATİNE KARAR VERDİ”

    Abdulvahap 2014 yılında savcılık iddianamesinin kabul edilmesi ile emekli Albay Hasan Atilla Uğur, dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu, Jandarma Komando Bölük Komutanı Ahmet Boncuk, Başçavuş Ünal Alkan ve köy korucuları Abdurrahman Kurğa, Mehmet Emin Kurğa, Ramazan Çetin, Mehmet Salih Kılınçaslan ile İsmet Kandemir hakkında “silahlı örgüt kurmak veya yönetmek, silahlı örgüte üye olmak ve tasarlayarak öldürmek” suçlarından dava açıldı. 5 yıl süren davanın 9 Eylül 2019 tarihli karar duruşmasında Mahkeme heyeti, tanıklara, belge ve delillere rağmen sanıkların beraatine karar verdi.

    “HAKİKATİN ÜZERİ YARGI YOLUYLA ÖRTÜLDÜ”

    İstinaf başvurusunu inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi, avukatların duruşmalı inceleme talebini dikkate almadı. 14 Temmuz 2021 tarihinde, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nin beraat ve düşme kararlarının “verilen hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı” gerekçesiyle onayarak istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdi. Ateş Ailesi, 30 yıldır evlatlarının başına gelenleri öğrenemedi. Adaletin sağlanması talepleri karşılanmadı. Hakikatin üzeri yargı yoluyla örtüldü. Kaç yıl geçerse geçsin Abdulvahap Ateş için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “KARDEŞİM YAŞIYOR MU ÖLÜ MÜ BİLMİYORUZ”

    Abdulvahap Ateş’in kardeşi Ömer Ateş’in komisyona gönderdiği mektubu ise komisyon adına Sebla Arcan okudu. Mektupta şunlar yer aldı:

    “Ben 30 yıl önce Kızıltepe Kırkkuyu Köyü’nde gözaltına alınarak kaybedilen Abdulvahap Ateş’in kardeşiyim. Kardeşim, 14 Haziran 1994 tarihinde Jandarma ve köy korucuları tarafından gündüz gözüyle evimize yapılan baskında gözaltına alındı. O günden beri kardeşimize dair herhangi bir haber alamadık. Kardeşimiz yaşıyor mu ölü mü bilmiyoruz. En azından onun bir mezarı olmasını istiyoruz. Kardeşimi her yerde aradık, suç duyurularında bulunduk, dava açtık, her şeyi yaptık ancak onun nerede olduğunu öğrenemedik. 30 yıldır kardeşimin bulunduğu yerin  tespit edilmesini istiyoruz. Adalet istiyoruz. Bize bu acıları yaşatanlar korunmasın, yargılanıp cezalandırılsın istiyoruz.  Ailesi olarak Abdulvahap’ı aramaktan vazgeçmeyeceğiz. En azından onun bir mezarı olması için arayışımızı sürdüreceğiz.  Henüz 24 yaşındayken  bizlerde kopartılan kardeşimizin başına neler geldiğini bilmek, onu bulmak, annemizin 30 yıldır hiç azalmayan acısını hafifletmek istiyoruz. Biz kayıp yakınları nerede olursak olalım  Galatasaray bizim de kayıplarımızın fotoğraflarının taşındığı, adlarının anıldığı yerdir. Değerli Cumartesi Anneleri, bizim de kalbimiz her Cumartesi sizlerle birlikte Galatasaray’dadır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Sabahattin Ali’nin akıbetinin takipçileri olmayı sürdüreceğiz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Sabahattin Ali’nin akıbetinin takipçileri olmayı sürdüreceğiz-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 993. hafta Galatasaray buluşmasında 76 yıl önce katledilen, edebiyatın temel taşlarından yazar Sabahattin Ali’nin karanlıkta bırakılan akıbetini sordu.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor. Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 993. haftasında gazeteci yazar Sabahattin Ali’nin öldürülmesine ve faillerin yargılanması aşamasındaki ihmallere dikkat çekti.

    Cumartesi Anneleri / İnsanları adına açıklamayı okuyan hak savunucusu ve İHD Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyesi Sebla Arcan, şunları söyledi:

    “YOKSULLUĞU VE YOLSUZLUĞU GÜNDEME GETİRDİĞİ İÇİN SUÇLANIYORDU”

    “41 yaşındaki Sabahattin Ali, 31 Mart 1948 sabahı yurtdışına çıkmak üzere İstanbul’dan ayrıldı. Ailesi ve arkadaşları kendisinden bir daha haber alamadı. Onun akıbeti bugüne kadar karanlıkta bırakıldı. Devletin resmi açıklaması, Sabahattin Ali Bulgaristan’a kaçarken, milli hisleri galeyana gelen bir kaçakçı tarafından öldürüldüğü yönündeydi. Ancak yakın çevresi, Sabahattin Ali’nin Kırklareli emniyetinde işkence ile sorgulanırken öldürüldüğüne ve bedeninin kaybedildiğine inandı. Sabahattin Ali, baskıcı hükümet politikalarına muhalefet ettiği, yoksulluğu ve yolsuzluğu gündeme getirdiği için “yıkıcı propaganda” yapmakla suçlanıyordu. Hakkında soruşturmalar açılıyor, mahkûmiyetler veriliyor, eserleri dönemin bakanlar kurulu kararıyla yasaklanıyordu. Ağır baskı altında çalışamaz, nefes alamaz hale gelmişti. Yurt dışına çıkmak istiyor ama pasaport alamıyordu. Sonunda bir kaçakçıyla anlaşarak yurtdışına çıkmaya karar verdi. Ancak anlaştığı kaçakçı Ali Ertekin’in, dönemin haber alma teşkilatı olan MAH için çalışan bir ajan olduğunu bilmiyordu. Ertekin; onu sınırı geçeceğiz diye Kırklareli’ne götürdü. Sonrası ise bilinmezliğe terk edildi.

    “İŞKENCE SIRASINDA ÖLDÜ”

    İlhami Soysal, 40’lı yılların bakanlarından Cemil Sait Barlas ile aralarında geçen bir konuşmayı kamuoyu ile paylaştı. “Bir akşam bir yemekten dönüyorduk. Yolda yürürlerken Sabahattin Ali olayını açtım ve ‘bu kaçış ve öldürülüş hikâyesine ne diyorsunuz?’ diye sordum. Barlas birden durdu, elimi tutarak şöyle dedi. “ Hiç sorma bu hikâyeyi… Şöyle ya da böyle hepimizin elinde kanı vardır, bulaşmıştır bu cinayet hikâyesine… Üstüne gitmemiz lazımdı, gidemedik, hata ettik… Türkiye’nin en büyük yazarlarından biriydi, ölümünden biz sorumluyuz.”

    Sabahattin Ali’nin yakın arkadaşı Rasih Nuri İleri ise elindeki verilerden yola çıkarak Ali’nin sınırı geçtiğini zannettiği bir sırada polis veya emniyet güçleri tarafından tuzağa düşürüldüğünü ve işkence sırasında öldüğünü söyledi.

    “MEZARSIZ BIRAKILDI”

    Özetle Sabahattin Ali’nin kaybedilmesine ait detaylar tam olarak bilinmese de bilinen ve unutulmaması gereken şey, onun edebi ve siyasi duruşu nedeniyle bir devlet komplosu sonucunda öldürüldüğü ve tüm izlerini silmek için mezarsız bırakıldığıdır. 76 yıldır süren bu inkâr ve adaletsizlik artık son bulmalı; Sabahattin Ali’nin mezar yeri açıklanmalı ve kaybedilme süreci tüm açıklığıyla gözler önüne serilmelidir. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nde bulunan gizli dosyalardaki Sabahattin Ali ile ilgili bilgiler kamuoyuna açıklanmalıdır.

    993. haftamızda bir kez daha hatırlatıyoruz: Bir iktidar, geçmişteki gözaltında kaybetme vakalarını araştırmak ve faillerini cezalandırmak için gerekli adımları atmaktan kaçınırsa, bu durum olayın üzerini örtmek ve suçu meşrulaştırmak anlamına gelir.  993. haftamızda bir kez daha ilan ediyoruz: Sabahattin Ali’nin yalnız ideallerinin değil, akıbetinin de takipçileri olmayı sürdüreceğiz. Kaç yıl geçerse geçsin, Sabahattin Ali için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    993. hafta eylemi Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasının ardından son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 28 yıl önce kaybedilen Talat Türkoğlu’nun akıbeti soruldu-VİDEO

    28 yıl önce kaybedilen Talat Türkoğlu’nun akıbeti soruldu-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 992. Haftasında gözaltında kaybedilen Talat Türkoğlu’nun akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. 28 yıldır kardeşinin akıbetinin açıklanması isteyen Münibe Türkoğlu, “Onları aramaktan ve onları bu alanda anmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    Cumartesi Anneleri eyleminin 992.haftasında yapılan açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu adına Zeynep Yıldız okudu. Yıldız’ın okuduğu açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “RESMİ MAKAMLAR ‘AKIBETİNİ BİLMİYORUZ’ DEDİ”

    “Sosyalist kimliğiyle bilinen 45 yaşındaki Talat Türkoğlu İstanbul Avcılar’da yaşıyordu. 29 Mart 1996 tarihinde annesini ziyaret etmek için Edirne’ye gitti. İstanbul’dan Edirne’deki evin kapısına kadar sivil polisler tarafından takip edildiğini kardeşlerine söyledi. Ailesinin yanında kaldığı sürede onlar da bu duruma tanıklık etti.1 Nisan 1996 tarihinde İstanbul’daki evine dönmek üzere yola çıktı ve kendisinden bir daha haber alınamadı. Türkoğlu Ailesi, İnsan Hakları Derneği ve Uluslararası Af Örgütü’nün tüm girişimleri sonuçsuz kaldı. Resmi makamlar Talat Türkoğlu’nun gözaltına alınmadığını ve nerede olduğunu bilinmediklerini söyledi.

    JİTEM MENSUBU AÇIK’IN İTİRAFLARI

    1997 yılında JİTEM mensubu Kasım Açık’ın yaptığı itiraflar basına yansıdı. Talat’ın eşkâl, kullandığı saat, giysi, ayakkabı, cüzdan bilgilerini ayrıntıları ile veren Kasım Açık; Onun Edirne yakınlarında bulunan Çadırkent’te polisler, askerler ve itirafçılardan oluşan bir ekip tarafından sorgulandığını ve işkence ile öldürülen bedeninin Meriç Nehri’ne atıldığını söyledi. Bu beyanlar üzerine Türkoğlu Ailesi ek bir soruşturma yapılması için savcılığa başvurdu. Ancak savcılık, etkin bir soruşturma yürütmeden kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. AİHM’e taşınan davada ise Türkiye, etkili bir soruşturma yapmadığı ve Talat Türkoğlu’nun yaşama hakkını korumaya yönelik yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle mahkûm oldu.

    AİLE AYM VE AİHM’ E BAŞVURDU

    AİHM’in Türkiye’yi mahkûm etmesinin ardından İHD avukatı Gülizar Tuncer, Edirne Savcılığı’na dilekçe ile başvurarak AİHM’in verdiği mahkûmiyet kararı gereği, soruşturmanın derinleştirilerek sürdürülmesi talebinde bulundu. Ancak Edirne Savcılığı, evrensel hukuka aykırı bir biçimde zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle, kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Bu karar üzerine yapılan itiraz başvurusu reddedildi. Aile 18 Ağustos 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi de 2020 yılında başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdi. Aile kararın icrası için tekrar AİHM’e başvurdu.

    YETKİLİLER GÖREVE ÇAĞIRILDI

    Kısacası Talat Türkoğlu’nun gözaltında kaybedilmesi ile ilgili iç hukukta tüm başvuru yolları denenmesine rağmen, zamanaşımı devreye sokularak dosya kapatıldı. Gözaltında kaybedilişinin 28.yılında Talat Türkoğlu dosyasında uluslararası hukuka aykırı olarak verilen tüm zamanaşımı kararlarının kaldırılmasını ve dosyanın yeniden açılarak etkin bir soruşturma ve kovuşturma yürütülmesini talep ediyoruz.”

    “ONLARI BU ALANDA ANMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Açıklamanın ardından söz alan Talat Türkoğlu’nun ablası Münibe Türkoğlu, kayıplarını aramaktan vazgeçmeyeceklerini söyleyerek “Türkçe bilmeyen Kürt anneleri ile Kürtçe bilmeyen Türk anneleri ortak acıda buluştu. Onları aramaktan ve onları bu alanda anmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    TOROMAN: BU BARİYERLER KİMİ KORUYOR?

    Türkoğlu ailesinin açıklamasının ardından bir diğer kayıp yakını olan Sakine Toroman söz aldı. Toroman, kendisini “İstanbul’un göbeğinde gözaltında alınarak kaybedilen Hüseyin Toroman’ın ablasıyım” sözleriyle tanıttı. Anmaya katılmak için Almanya’dan geldiğini belirten Toroman şunları söyledi:

    “En son sekiz yıl önce gelmiştim buraya. Bu gelişimde büyük bir şaşkınlık yaşadım. Herkese soruyorum bu bariyerler kimi koruyor? Bu ne ki biz vazgeçelim. Verin bize bir mezarı olsun.”

    “EMİNE ERDOĞAN KENDİSİNİ BİR GÜNLÜĞÜNE BENİM YERİME KOYSUN”

    Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız ise Emine Erdoğan’a seslenerek “Bir gün olsun kadın milletvekilleriyle buraya gelsin. Kendini bir günlüğüne benim yerime koysun, oğlunu da bir günlüğüne Murat Yıldız’ın yerine koysun. Bizi suçlamak yerine bize hak versinler. Biz bu hakkımızı savunmaya ve bu bariyerlerin kaldırılmasını talep etmeye her daim dile getireceğiz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL