Etiket: ihd istanbul şube başkanı gülseren yoleri

  • Cumartesi Anneleri 1045. haftasında Talat Türkoğlu’nun bulunması için toplandı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 1045. haftasında Talat Türkoğlu’nun bulunması için toplandı-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1045’inci buluşmasında bir araya gelerek 29 Mart 1996 tarihinde annesini görmek için gittiği Edirne’de 1 Nisan 1996 tarihinde evine dönmek üzereyken haber alınamayan Talat Türkoğlu için ‘Adalet’ istedi.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 1045’inci haftasında gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle bu hafta da Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Cumartesi Anneleri, bu haftaki eylemde, İstanbul Avcılar’da yaşayan annesini görmek için gittiği Edirne’de 1 Nisan 1996 tarihinde evine dönmek üzereyken kendisinden bir daha haber alınamayan Talat Türkoğlu’nun akıbetini sordu.

    Av. Gülseren Yoleri, 1045’inci haftasında yetkililere 29 yıl önce kaybettirilen Talat Türkoğlu’nun bulunması için adalet çağrısında bulundu. Yoleri, yaptığı açıklamada şu ifadelerde bulundu.

    “Yaşadık, biliyoruz: Barışçıl bir gösteri sırasında katılımcıların engellenmesi veya gösteri sonrasında katılımcılara yönelik soruşturma ve cezalandırma yoluna gidilmesi Anayasa’ya aykırıdır ve toplanma hakkının ihlali anlamına gelmektedir. Hakkın keyfi biçimde engellenmesi, insanları düşüncelerini serbestçe açıklamaktan, toplantı ve gösterilere katılmaktan caydırmayı amaçlamaktadır. Toplanma ve gösteri hakkını hedef alan bu hukuksuzluk son bulmalıdır. İlk adım olarak, Galatasaray’daki bariyerler kaldırılmalıdır. Ancak bu yetmez; gösteri ve toplanma hakkını kullandıkları için tutuklanan herkes derhal serbest bırakılmalı ve haklarındaki tüm suçlamalar düşürülmelidir.

    ANNESİNİ GÖRMEK İÇİN GİTTİĞİ EDİRNE’DEN BİR DAHA GERİ DÖNMEDİ

    Sosyalist kimliğiyle bilinen 45 yaşındaki Talat Türkoğlu, İstanbul Avcılar’da yaşıyordu. 29 Mart 1996 tarihinde annesini ziyaret etmek için Edirne’ye gitti. İstanbul’dan Edirne’deki evin kapısına kadar sivil polisler tarafından takip edildiğini kardeşlerine söyledi. Ailesinin yanında kaldığı süre boyunca bu durum devam etti.1 Nisan 1996 tarihinde İstanbul’daki evine dönmek üzere yola çıkan Türkoğlu’ndan bir daha haber alınamadı. Türkoğlu Ailesi, İnsan Hakları Derneği ve Uluslararası Af Örgütü’nün tüm girişimleri sonuçsuz kaldı. Resmi makamlar, Talat Türkoğlu’nun gözaltına alınmadığını ve nerede olduğunu bilmediklerini söyledi.

    İTİRAFLAR SONUCUNDA MERİÇ NEHRİ’NE ATILDIĞI SÖYLENDİ

    1997 yılında JİTEM mensubu Kasım Açık’ın yaptığı itiraflar basına yansıdı. Talat’ın eşkâlini, kullandığı saati, giysi ve ayakkabılarını, cüzdan bilgilerini ayrıntılarıyla veren Kasım Açık; onun Edirne yakınlarında bulunan Çadırkent’te polisler, askerler ve itirafçılardan oluşan bir ekip tarafından sorgulandığını, işkenceyle öldürüldüğünü ve bedeninin Meriç Nehri’ne atıldığını söyledi. Bu beyanlar üzerine Türkoğlu Ailesi, avukatları aracılığıyla ek bir soruşturma yapılması için savcılığa başvurdu. Ancak savcılık, etkin bir soruşturma yürütmeden “kovuşturma yapılmasına yer olmadığına” karar verdi. AİHM’e taşınan davada ise Türkiye, etkili bir soruşturma yapmadığı ve Talat Türkoğlu’nun yaşama hakkını koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle mahkûm oldu.”

    “İÇ HUKUKTA BÜTÜN BAŞVURULARA RAĞMEN ZAMANAŞIMI DENİLEREK DOSYA KAPATILDI”

    Türkiye’de yapılan itiraz dilekçelerine rağmen başvuruların sonuçsuz bırakıldığını söyleyen Yoleri, şunları aktardı:

    “AİHM’nin Türkiye’yi mahkûm etmesinin ardından, dosyayı başından beri takip eden İHD avukatı Gülizar Tuncer, Edirne Savcılığı’na dilekçe ile başvurarak AİHM’nin verdiği mahkûmiyet kararı gereği soruşturmanın derinleştirilerek sürdürülmesini talep etti. Ancak Edirne Savcılığı, zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle “kovuşturma yapılmasına yer olmadığına” karar verdi. Bu karara yapılan itiraz başvurusu da reddedildi.

    Aile, 18 Ağustos 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi ise 2020 yılında başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdi. Aile, kararın icrası için tekrar AİHM’e başvurdu.

    Kısacası, Talat Türkoğlu’nun gözaltında kaybedilmesi ile ilgili iç hukukta tüm başvuru yolları denenmesine rağmen, evrensel hukuka aykırı bir biçimde zamanaşımı devreye sokularak dosya kapatıldı.”

    “KAÇ YIL GEÇERSE GEÇSİN KAYIPLARIMIZ İÇİN ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenen İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, açıklamasında şunları dile getirdi:

    “1045. haftamızda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sesleniyoruz: Kayıp yakınlarının “Gözaltına alınan sevdiklerimize ne oldu?” sorusunun muhatabı 23 yıldır siz ve iktidarınızdır. Zira gözaltında kaybetmelerde, sadece olayın gerçekleştiği dönemdeki iktidarları değil, aynı zamanda sonraki iktidarları da kapsayan bir sorumluluk zinciri vardır. Kayıp yakınlarına etkili ve ulaşılabilir iç hukuk yolları sağlama ve seslerini duyurma çabalarını destekleme sorumluluğunuzu yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin, Talat Türkoğlu için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Açıklamanın ardından konuşan Talat Türkoğlu’nun ablası Münübe Türkoğlu, hukuki yollardan hiçbir cevap alamadıklarını belirterek, “Meydanda 10 kişi sınırlaması ile bulunmak istemiyoruz. Kayıp yakınları ile hep birlikte düşüncelerini, duygularını aktarma noktasında yetkililer neden rahatsızlar. Adalet istiyoruz, faili meçhul cinayetlerin failleri yargılansın istiyoruz. Meriç Nehri’ne atıldığı söyleniyor peki bu ceset neden hiç kenara vurmadı? Biz Adli tıplara, kimsesizler mezarlığına baktık yok. Biz devletin komplosuna uğratıldık. Siyasi erk isterse adalet sağlanır, failleri bulur ama siyasi erk bulmuyor, yargılamıyor” dedi.

    Münübe Türkoğlu,”Düşüncesinden dolayı kimse bu ülkede yargılansın istemiyoruz. Biz bunu niçin yaşıyoruz, peki adalet sağlanamaz mı? Siyaset isterse suçluları bulur, ama bulmuyor, bizleri de burada 10 kişiyle sınırlandırıyor. Peki ne yapalım, canımıza dokundular, biz ne yapalım? Ben bu meydandan sesleniyorum: Bir sonraki buluşmamızda bütün ailelerle buluşmak istiyorum. İnsan hakları gasp edildiyse zaman aşımı olmamalı. Bu meydanın bize açılmasını istiyoruz” ifadesinde bulundu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri: Suçlara ortak olmaktan vazgeçin

    Cumartesi Anneleri: Suçlara ortak olmaktan vazgeçin

    İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, gözaltında kaybedilen Kenan Bilgin dosyasındaki kararı hatırlatarak, “İnsanlığa karşı işlenmiş suçların sorumlularını zamanaşımı kararlarıyla aklamak, çürüyen bir hukuk politikasının göstergesidir” dedi.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılması talebiyle her hafta düzenledikleri eylemlerinin 912’ncisini online gerçekleştirdi. Cumartesi Anneleri bu haftaki eylemlerinde 12 Eylül 1994’te gözaltında kaybedilen sosyalist işçi Kenan Bilgin’in akıbetini sordu.

    Bu haftaki açıklamayı okuyan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, zamanaşımı ile dosyaların kapatılmasına dikkat çekti. Yoleri, 20 Eylül’de zamanaşımı süresi dolacak olan JİTEM, Musa Anter ve gözaltında kaybedilen Ayten Öztürk davasında mahkeme heyetinin duruşmayı 21 Eylül’e erteleyerek, zamanaşımı süresinin dolmasının beklendiğini söyledi.

    ‘ÇÜRÜYEN HUKUK POLİTİKASI’

    Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a seslenen Yoleri, “Zorla kaybetmeler dahil olmak üzere, insanlığa karşı işlenmiş suçların sorumlularını zamanaşımı kararlarıyla aklamak, çürüyen bir hukuk politikasının göstergesidir. Yürüttüğünüz hukuk politikalarıyla fail ve sorumluların suçlarına ortak olmaktan vazgeçin” ifadelerini kullandı. Yoleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) oy birliğiyle mahkumiyet kararı vermiş olmasına rağmen Kenan Bilgin davasının da zamanaşımına uğradığını hatırlatarak, adaletin sağlanmadığını belirtti.

    BİLGİN DOSYASI KAPATILDI

    Yoleri, Bilgin’in 35 yaşında Ankara Dikmen’deki otobüs durağından gözaltına alınarak Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğünü ifade etti. Yoleri, Bilgin’in akıbetini sormak girişimlerde bulunulduğunu ancak emniyetin Bilgin’in gözaltında olduğunu inkar ettiğini belirtti. Sonrasında 11 tanığın Bilgin’i emniyette işkence edilirken gördüklerini kamuoyuna açıkladıklarını hatırlatan Yoleri, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuran Bilgin Ailesi, Kenan’ın bulunmasını istedi. Kenan’ı bulmak, faillere ulaşmak için girişimlerde bulunan Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Selahattin Kemaloğlu’nun görevini yapması engellendi ve Ankara’dan sürüldü. Soruşturmayı devralan savcı Özden Tönük ailenin ve tanıkların başvuruları ile ilgili gerekli girişimlerde bulunmadı. Tanıkların, polisi ve devleti küçük düşürmeye yönelik gerçek dışı iddialarda bulunduğunu içeren 3 sayfalık bir rapor yazarak dosyayı kapattı.”

    ZAMANAŞIMI GEREKÇESİYLE TAKİPSİZLİK

    İç hukuktaki girişimlerin sonuçsuz kalması nedeniyle davanın AİHM’e taşındığını belirten Yoleri, AİHM’in oybirliği ile Türkiye’yi mahkum ettiğini vurguladı. Yoleri, “AİHM, Bilgin Ailesi’nin iddialarının hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık olduğunu belirtmesine rağmen, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ‘Kenan Bilgin’in Ankara Emniyeti’ne bağlı nezarethanelerden birine alındığına dair hiçbir veriye ulaşılamamıştır’ dedi ve dosyada zamanaşımı gerekçesiyle takipsizlik kararı verdi. Karara yapılan itirazlar da reddedildi. Kısacası iç hukukta mevcut tüm hukuki yollar kullanıldığı halde hiçbir sonuç alınamadı” diye belirtti.

    ‘AİHM KARARLARI DİKKATE ALINMAK ZORUNDA’

    Yoleri, Türkiye’nin hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) taraf bir ülke olarak hem de Anayasa’nın 90’ıncı maddesi gereği AİHM kararlarını tam olarak yerine getirmekle yükümlü olduğunu hatırlatarak, “Yargı makamları AİHM kararlarını dikkate almak zorundadır. Kaç yıl geçerse geçsin; Kenan Bilgin için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 213 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD: Cumhurbaşkanlığı, bizleri arayarak taleplerimizi sordu

    İHD: Cumhurbaşkanlığı, bizleri arayarak taleplerimizi sordu

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, derneğin 36’ncı kuruluş yıldönümünde Sultanahmet’te bir araya gelerek basın açıklaması yaptı. İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Dernek kurulduğunda yaşam hakkı ve işkence en çok tartışılan konulardan biriydi. Örgütlenme ve ifade özgürlüğüne yönelik baskılar da çok tartışılıyordu. Hala temel haklarımıza yönelik saldırılar devam ediyor” dedi.

    İHD İstanbul Şubesi, 36’ncı kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Sultanahmet’te basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasında, “İnsan hakları mücadelemiz sürüyor, sürecek” pankartı açıldı. Açıklamaya İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Cumartesi Anneleri ve çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.

    “HER KESİMİN HAKKINI SAVUNDUK”

    İHD’nin 12 Eylül 1980 askeri darbenin ardından çok zor koşullarda kurulduğunu söyleyen İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Yaşanan insan hakları ihlallerini önlemeye çalıştık. İhlal yaratan iktidarların ve politikaların değişmesi için büyük bir çaba sarf ettik. Tüm dünyada ağır insan hakları ihlali yaşanıyor. Dernek kurulduğunda yaşam hakkı ve işkence en çok tartışılan konulardan biriydi. Örgütlenme ve ifade özgürlüğüne yönelik saldırılar ve baskılar da çok tartışılıyordu. Hala temel haklarımıza yönelik saldırılar devam ediyor. Gözaltında kaybetmelere karşı verilen mücadeleye yönelik engellemeler ve yasaklamalar hukuka uygun değil. Kayıp yakınlarının verdiği mücadeleye dönük devletin bakışı değişmedi” dedi.

    Gülseren Yoleri, bir hafta önce Cumhurbaşkanlığı tarafından arandıklarını da belirterek şöyle devam etti:

    “Bu arama ile dernekten taleplerimiz istendi. Bu görüşmede taleplerimizi ilettik. Cumartesi Anneleri’nin engellenmemesi gerektiğini dile getirdik. Her kesimin hakkını savunduk. Cezaevlerinde 300 binin üzerinde tutuklu ve hükümlü var. İşkencenin bitmesini beklerken, yaşam koşullarının iyileştirilmesini beklerken, ayrımcılık sorunlarının giderilmesini beklerken, infazda ayrımcılığın giderilmesini beklerken, yeni tip hapishaneler yapılıyor. S Tipi yetmedi şimdi Y Tipi hapishaneler gündemde. Bu cezaevleri daha ağır tecrit uygulanabilecek şekilde dizayn edilmiştir. 651 tutuklunun ölüm sınırında en az bin 517 ağır hasta tutuklunun bulunuyor.”

    “SAVAŞ KARŞITI OLDUKLARI İÇİN HALA BASKI ALTINDALAR”

    İHD’nin askeri darbe sonrası kurulan ilk sivil toplum örgütü olduğunu belirten İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, “İHD çocukları cezaevinde olan, işkence gören ve idam edilen insanların aileleri tarafından kuruldu. İHD her zaman savaşa, ırkçılığa, militarizme ve homofobi ile transfobiye karşı mücadele etti. Askeri darbeciler ile yaptıkları anayasa hala yürürlükte. Bu iktidarda olan ya da olmayan veya gelecekte olacak olan hiçbir bir partinin militarizmden şikâyet etme hakkı yoktur. Çünkü onlar askeri darbeci Kenan Evren tarafından hazırlatılan anayasayı hala değiştirmediler. Biz bu anayasa ile yönetiliyoruz. O nedenle Kürtler, Aleviler, Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, kadınlar, LGBTİ+’lar savaş karşıtı oldukları için hala baskı altındalar” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

    FOTO (MA)

  • ‘Ağır hasta Fatma Güler’in hapishanede kaldığı her an yaşamına ağır tehdittir’

    ‘Ağır hasta Fatma Güler’in hapishanede kaldığı her an yaşamına ağır tehdittir’

    F Oturması’nın 472.’sinde İzmir Şakran Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutulan 75 yaşındaki ağır hasta tutsak Fatma Güler’in durumuna dikkat çekildi; yetkililer göreve, kamuoyu ise duyarlılığa çağırıldı. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun hasta tutsakların durumuna dikkat çekmek, tedavilerinin önündeki engellerin kaldırılması ve derhal tahliye edilmeleri için düzenlediği 422. F Oturması’nda İzmir Şakran Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutulan 75 yaşındaki ağır hasta tutsak Fatma Güler’in durumuna dikkat çekildi.

    Online düzenlenen eylemin metnin İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu. Yoleri, “Hakkında verilen 5 yıl 3 ay hapis cezası kesinleştiği için 2018’den bu yana tutuklu bulunan Fatma Güler, tutuklanmadan önce mide kanseri nedeniyle iki defa ameliyat geçirmiş olup, aynı zamanda astım, yüksek tansiyon ve karaciğer hastasıdır. Hapishane koşulları nedeniyle  hastalıkları ilerlemiş, pandemi nedeniyle tedaviye erişimin durma noktasına gelmesi sağlığına yönelik riski artırmıştır” dedi.

    Avukatından alınan bilgiye göre; ileri derecede görme bozukluğu ve kulaklarında ağrılar başlayan Gülerin, ağrılar nedeniyle uyku düzeninin bozulduğunu aktaran Yoleri, “Göğsünde koltuk altına yayılan şişlikler oluşmuş, karaciğerindeki hastalığın verdiği rahatsızlık artmıştır. Fatma Güler bu arada guatr ameliyatı da olmuş, teşhisi öğrenilememiştir” diye konuştu.

    “FATMA GÜLER’İN HAPİSHANEDE KALDIĞI HER AN AĞIR TEHDİT”

    Yoleri, Fatma Güler’in hapishanede kaldığı her anın yaşamı için ağır tehditler oluşturduğuna dikkat çekerek, “Fatma Güler için Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan “Yaşlılık ve hastalık nedeniyle cezasının ertelenmesi” talebi reddedilmiştir. Tahliyesi için CİMER’e yapılan başvuruya ise hiçbir cevap verilmemiştir. Hastalıkları nedeniyle yaşamını tek başına sürdüremeyen Fatma Güler’in hapishanede kaldığı her an yaşamına ağır bir tehdit oluşturmaktadır. İnsan hakları savunucuları olarak, Fatma Güler ve tüm hasta mahpusların tedavilerinin önündeki engellerin kaldırılmasını, pandemi koşulları da gözetilerek derhal serbest bırakılarak yaşam haklarının korunması gerektiğini bir kere daha hatırlatıyor, yetkilileri göreve, kamuoyunu duyarlılığa çağırıyoruz” çağrısında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD’den 2020 yılı cezaevi raporu: Tecrit tüm hapishanelere yayıldı-VİDEO

    İHD’den 2020 yılı cezaevi raporu: Tecrit tüm hapishanelere yayıldı-VİDEO

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, Marmara Bölgesi’nde bulunan cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin hazırladıkları 2020 yılı ve 3 aylık raporları Taksim’de bulunan şube binalarında yaptıkları basın toplantısı ile açıkladı.

    İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, Marmara Bölge hapishanelerinde 2020 yılında yaşanan hak ihlalleri raporunu açıkladı. Marmara Bölgesi’nde bulunan 59 farklı hapishaneden 450 başvuru yapıldığı kaydedilen açıklamada, sağlık hakkı, darp, işkence, ayakta sayım, çıplak arama, tecrit hücresine koyma, yaşam hakkı ihlali, şüpheli ölüm, ajanlığa zorlama gibi çok sayıda hak ihlali yaşandığını kaydedildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısında, Marmara Bölge hapishanelerinde 2020 yılında yaşanan hak ihlalleri raporu açıklandı.

    İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun hazırladığı raporu Şube Başkanı Gülseren Yoleri, Mehmet Acettin ve Meral Nergis Şahin açıkladı. Marmara Bölgesi’ndeki 59 farklı hapishaneden derneklerine ulaşan 450 başvuruya ilişkin raporda, 810 sağlık hakkı ihlali, 377 kötü muamele, 118 çıplak arama, 8 kafesli hücreye, 41 hücreye koyma, 57 işkence, 17 ayakta sayım, 3 tek tip tıraş dayatması olmak üzere 783 kötü muamele/işkence yaşandığı kaydedildi.

    2020 YILINDA HAPİSHANELERDE İHLALLER ARTTI

    2020 yılında hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin 2019 yılına göre arttığına dikkat çekilen İHD raporunda, 2019 yılında İHD İstanbul Şubesi’nin tespit ettiği hak ihlali sayısının 2 bin 186, 2020 yılında ise 4 bin 805 olduğu belirtildi.

    2019 yılında 361 olan sağlık hakkı ihlali, 2020 yılında 810’a ulaşırken, 2019 yılında 371 olan kötü muamele, darp ve işkence sayısı 2020 yılında 783’e ulaştı. İHD raporunda, İmralı Hapishanesindeki mutlak tecrit koşullarının 2020 yılında da devam ettiğine dikkat çekildi, tecridin tüm hapishanelere yaygınlaştırıldığı kaydedildi. Raporda, “Mevcut uygulamalara yönelik birçok cezaevinden toplu başvurular yapılmış, salgın bahane edilerek sosyal haklara getirilen kısıtlamaların kalıcı hale getirildiği ve bu şekilde özellikle siyasi mahpuslar yönünden tecrit uygulamasının ağırlaştırıldığı bildirilmiştir” diye belirtildi.

    PANDEMİ HAK İHLALLERİNİN BAHANESİ OLDU

    Covid-19 salgınının hak ihlallerinin artmasına gerekçe yapıldığı belirtilen raporda, “Covid-19 salgınının başından itibaren salgının önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmaması, hijyen, temizlik malzemelerine erişim, beslenme, havalandırma, maske, tedaviye erişim ve sürecin şeffaf yönetilmemesine bağlı sorunlar bu güne kadar devam etmiştir. Risk grubundaki mahpusların sağlık ve yaşam haklarının korunabilmesi için pandemi süresince serbest bırakılmaları yönündeki talep karşısında, bu imkan adli mahpuslara sunulurken, politik mahpuslar yararlandırılmamış, ayrımcılık yapılmıştır. Özellikle ağır hasta mahpuslar bakımından bu ayrımcılık ağır sonuçlara yol açmıştır” denildi.

    TUTSAKLARIN YAŞAM HAKKI İHLAL EDİLDİ

    Hastanelere sevklerin durdurulması, revir hizmetindeki yetersizlikler, kronik hastalığı olanların ilaçlarına erişememesinin hasta tutsaklar bakımından yaşam hakkı ihlaline yol açtığı kaydedilen raporda, “Nitekim mahpusların aile ve avukat ziyareti, telefon, sosyal faaliyet, spor, havalandırma, mektuplaşma, gazete kitap ve dergilere erişimi, mektuplaşma, kütüphaneden yararlanma vb. haklarına ciddi ve hukuka aykırı kısıtlamalar getirilmiştir” ifadelerine yer verildi.

    Raporda şu ifadelere yer verildi: “Disiplin cezalarına bağlı infaz yakma uygulamasına eklenen şartlı tahliye için iyi halli olma zorunluluğu ve iyi halli olmanın keyfi değerlendirmelere imkan veren ağır şartlarının bu tabloyu giderek ağırlaştıracağı görülmektedir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Maraş’ta suçluları gizleyen ve katliamı önlemeyen devlet pratiği vardı’-VİDEO

    ‘Maraş’ta suçluları gizleyen ve katliamı önlemeyen devlet pratiği vardı’-VİDEO

    PİRHA- İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, Maraş Katliamı’nda suçluları gizleyen, delilleri ortadan kaldıran ve katliamı önlemeyen bir devlet pratiği ile karşı karşıya kalındığını söyledi. Yoleri, “Alevilerin kendi kimliklerinden, inançlarından vazgeçmemeleri ve kültürlerini yaşatmaya çalışmalarının karşılığı devlet katında katliamlardır” dedi. 

    Haberin videosu

    19-26 Aralık 1978 yılında Maraş’ta yaşanan katliamda resmi rakamlara göre 111 kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı, 550’ye yakın ev, 300’e yakın iş yeri yakılarak tahrip edildi. Katliamda hayatını kaybedenlerin birçoğunun ise mezar yerleri hala bilinmiyor.

    Maraş Katliamı’nın 41. yılı dolayısıyla İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, PİRHA‘ya konuştu. Alevilere yönelik katliam girişimlerinin önceden planlandığına dikkat çeken Yoleri, katliamın sorumluların ortaya çıkarılarak yargılanmasında siyasi bir iradenin ortaya çıkamadığını ifade etti.

    “FAİLLERİ YARGILAYACAK SİYASİ İRADE YOK”

    Yoleri, Maraş Katliamı faillerinin bulunması ve olayın aydınlatılması için birçok çaba sarf edilmesine rağmen halen yol alınamadığını hatırlatarak, “Bugüne kadar faillerinin bulunması, olayın aydınlatılması için bunca çabaya rağmen maalesef yol alınamadı. 7 gün boyunca 120 insanın öldürüldüğü, yüzlere ev ve iş yerinin tahrip edildiği bir olaydan söz ediyoruz. Unutulması mümkün olamayan, acısı silinemeyecek bir olay. Buna ilişkin bugüne kadar ne etkili bir soruşturma yürütüldü, ne de gerçek faillerinin ortaya çıkarılarak yargılanmasında siyasi bir irade ortaya çıktı. Bu katliamda yaşam hakkının bu şekilde ihlal edilmesi kabul edilebilir değil. Mesele bunun yaşam hakkı ihlal edilmeden önce engellenmesidir” diye konuştu.

    “DEVLETİN TEKÇİ YAPISINA İTİRAZ EDEN DÜŞMAN GÖRÜLÜYOR”

    Alevilere dönük bu tür katliamların tamamının aylar öncesinden planladığını söyleyen Yoleri, katliamların devlet destekli güçler tarafından yapılmaya çalışıldığının altını çizdi. Yoleri, devletin tekçi yapısına itiraz eden tüm kesimlere karşı düşmanca bir tutum sergilediğine değinerek, “Bununla ilgili kamuoyu araştırmaları yapıldığı ve özellikle bazı mahallelerde insanların bu katliamı yapmaya kışkırtıldığını görüyoruz. Bu katliamın yaşandığı yerlerde karşımıza çıkan gerçekliklerden bir tanesi. Devlet güçleri ve devletin desteklediği güçlerin de karıştığı bu olaylar önceden planlanarak gerçekleştirilen olaylar. Devletin Alevilere, farklı inanç kesimlerine yaklaşımını ortaya koyan olaylar. Kürtler ve Aleviler söz konusu olduğunda devletin makbulüne, tekçi yapısına itiraz eden veya karşı koyan kesimlere yönelik düşmanca bir yaklaşım var. Alevilerin kendi kimliklerinden, inançlarından vazgeçmemeleri ve kültürlerini yaşatmaya çalışmalarının karşılığı devlet katında katliamlardır. Çünkü bu sesi duymak istemiyorlar ve Alevilerin bu güçlü duruşlarının devam etmesi devlet açısından kabul görülmüyor” ifadelerini kullandı.

    “SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE ORTAK MÜCADELEYE GEREK VAR”

    Aleviler ve diğer farklı kesimlere karşı halen benzer tehditlerin varlığını devam ettirdiğini belirten Yoleri, ülkede yaşayan tüm toplumsal kesimlere, sorunların çözümüne dair ortak hareket ve mücadele etme çağrısında bulundu.

    Yoleri, devletin inanç özgürlüğü dışında demokrasi, ifade özgürlüğü ve halk iradesini reddettiğine vurguda bulunarak şunları dile getirdi:

    “Bugün hala benzer tehditlerin varlığından söz edebiliyoruz. En son İzmir’de bir kapıya çarpı işareti konulmasında Süleyman Soylu’nun açıklaması dikkat çekiciydi. Bu tür olaylar bir katliama dönüşünceye kadar devlet katında çocukların yaptığı bir olaymış gibi  gösterilip ama katliam boyutuna geldikten sonra da suçluları gizleyen, delilleri ortadan kaldıran ve katliamı önlemeyen devlet pratiği ile karşı karşıya kalıyoruz. Alevilerin inançlara yönelik bu tür tehditler karşısında çok daha birlikte ve örgütlü bir mücadeleye yönelmeleri gerektiğine inanıyorum. Bu ülkede yaşayan herkesin sorunların çözümünde ortak hareket etmesine ihtiyaç var. İnanç özgürlüğü konusunda sadece Aleviler değil bütün inanç grupları tehdit altında. İnanç özgürlüğüne rıza göstermeyen, kabul etmeyen devlet aklı ifade özgürlüğünü de, demokrasiyi de, halkın iradesini de reddediyor.”

    PİRHA/İSTANBUL