Etiket: ihd. istanbul

  • İnsan Hakları Derneği: Hükümeti, darbelere karşı olduğunu ispata çağırıyoruz-VİDEO

    İnsan Hakları Derneği: Hükümeti, darbelere karşı olduğunu ispata çağırıyoruz-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin 44. yıl dönümünde İstanbul TRT Radyosu önünde açıklama yaptı. İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Otoriterleşme yolundaki ısrarına rağmen, darbe karşıtı olduğunu söylemekten vazgeçmeyen hükümeti 12 Eylül’e ve darbelere karşı olduğunu ispata çağırıyoruz” dedi. 

    Türk Silahlı Kuvvetleri, 12 Eylül 1980 tarihinde TRT, PTT ve diğer iletişim dairelerine el koyarak askeri darbe gerçekleştirdi. İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Başbakan Süleyman Demirel’in konutu ve daha birçok kamu kuruluşuna el konulduğuna dair bilgi TRT radyolarından tüm ülkeye duyuruldu. Darbe sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Süleyman Demirel’in başbakan olduğu hükümetin faaliyetine son verildi, parlamento üyelerinin dokunulmazlığı kaldırıldı, ülkede sıkıyönetim ilan edildi ve yurt dışına çıkışlar yasaklandı.

    Darbeci Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ise devlet başkanı oldu. Darbe sonrası resmî rakamlara göre 650.000 kişi gözaltına alındı, 230.000 kişi askerî mahkemelerce yargılandı, cezaevlerinde ise işkence sonucu 171 kişi olmak üzere yaklaşık 300 kişi öldü, 48 kişi idam edildi, 1.683.000 kişi ise fişlendi.

    12 Eylül 1980 Askeri Darbesi 44. yılında İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Elmadağ TRT Radyosu binası önünde basın açıklaması yaptı.

    “12 EYLÜL ZİHNİYETİ HALEN İŞBAŞINDA”

    “12 Eylül 44 yıldır sürüyor, karanlığa teslim olmayacağız” pankartının açıldığı eylemde basın açıklamasını İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri yaptı.

    12 Eylül darbesiyle insanlığa karşı suçlar işlendiğini söyleyen Yoleri, şu açıklamayı yaptı:

    “12 Eylül’ün bilançosu ağırdı; alelacele ve adil yargılanma ilkelerine riayet edilmeden yapılan yargılamalarla 517 kişiye idam cezası verilmiş ve 50‘si infaz edilmişti; 300 kişi “kuşkulu” bir şekilde ölmüş 171 kişinin ‘işkenceden’ öldüğü belgelerle kanıtlanmış, 11 kişi gözaltında kaybedilmişti. 937 film ‘sakıncalı’ bulunduğu için yasaklanmış, 23 bin 667 derneğin faaliyeti durdurulmuş, sırf İstanbul’da 300 gün gazetelerin çıkması engellenmişti. 31 gazeteci tutuklanmış, 300 gazeteci saldırıya uğramış ve 3 gazeteci öldürülmüştü ve tam 49 ton gazete, dergi ve kitap, sakıncalı olduğu iddiasıyla imha edilmiş, basın özgürlüğünü kısıtlayan 151 yasa çıkartılmıştı.

    Üzerinden tam 44 yıl geçti ancak; halen 82 tarihli darbe anayasası yürürlükte, darbe anayasası ile hayatımıza sokulan kurumlar iş başında. Ve özellikle 2016-2018 OHAL sürecinde yaşanan ağır bilanço, devamında çıkarılan yasalar ve hakim politikalarla insan hakları normları ve demokrasi ilkelerinin yanında yürürlükteki hukukun dahi yok sayılması sonucunda yaşanan; yaşam hakkı ve işkence görmeme hakkından ifade özgürlüğüne , örgütlenme özgürlüğünden toplanma özgürlüğüne, eğitim hakkından sağlık hakkına, çevre hakkından insan onuruna yaraşır bir yaşam hakkına temel haklarımızın aymazca ihlal ediliyor olması gösteriyor ki; 12 Eylül, kurumları yanında zihniyeti ile de halen iş başında.

    Bilindiği üzere iktidar bununla da kalmadı, “15 Temmuz darbe girişimi” sonrasında ilan ettiği ve iki yıl süren OHAL, 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği, 31 Temmuz 2018 tarihinde yürürlüğe giren ve OHAL yetkilerinin devamını sağlayan 7145 sayılı torba kanun, 25 Ağustos 2018 den başlayarak Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray buluşmalarına getirilen yasaklar ve devamında 2020 yılında çıkarılan yeni Bekçiler Kanunu, Çoklu Baro Yasası, Sosyal Medya Sansür Yasası, Ceza İnfazında eşitsizliği derinleştiren ve işkenceye zemin hazırlayan, Sivil Toplum Örgütlerine kısıtlamalar getiren yasal düzenlemeler, 20 Mart 2021 tarihinde İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması ve hak ve özgürlüklere getirilen yasak uygulamaları ile 12 Eylül’ü daha da pekiştirdi ve hükümetin OHAL yetkilerini 3 yıl süreyle yeniden uzatan yasanın 18 Temmuz 2021 tarihinde kabulü ile rejim, OHAL koşullarının ötesine geçtiğini ve rejimin otoriter tarzda yeniden yapılandırılması amacıyla hareket ettiğini de göstermiş oldu.

    “İKTİDARI DENETLEYECEK OTORİTELER D2 KALDIRILDI”

    Özetle geçen yıl olduğu gibi son bir yılda yine; Anayasa ve yasalar dahil, hukuk normlarının bağlayıcılığı yok sayılmış, Anayasa ve uluslar arası insan hakları sözleşmelerine aykırı, hak ve özgürlükleri yok sayan yeni düzenlemeler yapılmış, hak ve özgürlüklerin ihlaline karşı siyasi iktidarı durduracak, denetleyecek mekanizmalar tamamen ortadan kaldırılmış, halk hukuk güvenliğinden yoksun bırakılarak hak ihlalleri, keyfiyet/ hukuk dışılık adalet ve emek mücadelesi alanına, ekoloji mücadelesine, LGBTİ’lere ve kadınlara genişletilerek devam ettirilmiştir. Ve geçen yıl olduğu gibi bu yıl da bu yapılanlarla kalıcı bir otoriter rejim yapılandırılmaya devam edilmiştir.”

    Basın açıklamasında darbeleri önlemek için yapılması gerekenler de şu şekilde sıralandı:

    -Darbe kurumlarını kapatmak,
    -Hak ihlallerine neden olan yasaları tüm sonuçları ile ortadan kaldırmak,
    -Darbecileri ve darbe sürecinde işlenen suçları cezalandırmak,
    -Darbe nedeniyle doğan zararların giderimini de kapsayacak şekilde onarıcı adaleti sağlamak,
    -Hak ve özgürlükleri evrensel ölçülerde genişletmek ve baskıdan kalıcı olarak kurtarmak,
    -Demokratik ve özgürlükleri esas alan yeni bir anayasa yapılması,
    -Demokratikleşme yanında çatışma çözümü ve pozitif barışı sağlamak ve kurumsallaştırmak.

    Basın açıklamasında son olarak hükümete seslenilerek, “Otoriterleşme yolundaki ısrarına rağmen, darbe karşıtı olduğunu söylemekten vazgeçmeyen hükümeti; 12 Eylül’e ve darbelere karşı olduğunu ispata çağırıyoruz” denildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 600. F Oturması: Hasta Mahpus Besra Erol serbest bırakılsın-VİDEO

    600. F Oturması: Hasta Mahpus Besra Erol serbest bırakılsın-VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyon, hasta tutukluların durumuna ilişkin yaptıkları “F Oturumu” eyleminin 600’üncüsünü gerçekleştirdi. İHD İstanbul Şubesi önünde yapılan bu haftaki eylemde Elazığ Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve Suruç Katliamı’nda hayatını kaybeden Evrim Deniz Erol’un annesi Besra Erol’un sağlık durumuna dikkat çekildi.

    Açıklamada, “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın ”pankartı taşınırken, sık sık “İnsan haklarıyla insandır”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek”, “Tedavi haktır engellenemez” ve “Besra Erol serbest bırakılsın” sloganları atıldı. Açıklamayı İHD İstanbul Şubesi Cezaevi Komisyonu üyesi Meryem Bars okudu.

    “HAPİSHANE KOŞULLARI NEDENİYLE RAHATSIZLIKLARI DAHA DA ARTMAKTADIR”

    Elazığ Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Besra Erol’un durumuna dikkat çeken Bars, Erol’un bel fıtığı, siyatik, yüksek tansiyon ve yüksek göz tansiyonu hastası olup, bel fıtığı nedeniyle iki defa ameliyat olduğunu ve derhal tahliye edilmesini istedi. Erol’un ayrıca yürümekte zorlandığını ve görmekte güçlük çektiğini söyleyen Bars, “Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren oğlu Evrim Deniz Erol’un mezarı başında, yüreğinin yangınıyla yaptığı konuşma nedeniyle örgüt üyesi olmakla suçlanarak 7 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırılan Erol’un rahatsızlıkları nedeniyle sürekli hastaneye gidip gelmesi gerekmekte. Ancak sevkler sırasında yaşanan sorunlar ve hapishane koşulları nedeniyle rahatsızlıkları daha da artmaktadır” dedi.

    EROL’UN OĞLU: BİR GÖZÜNÜ KAYBETME RİSKİ İLE KARŞI KARŞIYA

    Bars, Erol’un oğlunun şu açıklamasını okudu:
    “Son dönemde artan tansiyon hastalığı kendisini çok rahatsız ediyor. Tansiyon dışında da çok fazla hastalığı var. Daha cezaevine girmeden sırtından iki ameliyat geçirdi. Şimdi tansiyonu sürekli arttığı için gözlerine de vuruyor. Bu nedenle bir gözünü de kaybetme riski ile karşı karşıya. Yine sırtındaki fıtık bacaklarına da etki ediyor.”
    Cezaevi koşullarının Erol’un tedavisine uygun olmadığını söyleyen Bars, tedavisinin dışarıda sürdürülmesi için kamuoyuna destek ve dayanışma çağrısında bulundu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 598. F Oturması: Fırat Nebioğlu Serbest Bırakılsın-VİDEO

    598. F Oturması: Fırat Nebioğlu Serbest Bırakılsın-VİDEO

    PİRHA – 598. F Oturması’nda bu hafta Diyarbakır 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda tutulan, ağır hasta mahpus Fırat Nebioğlu’nun durumu paylaşılarak, Nebioğlu’nun serbest bırakılması istendi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishaneler Komisyonu, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta düzenlediği “F Oturması”nın 598’incisini dernek binası önünde gerçekleştirdi. Basın açıklamasını ise İHD üyesi Taylan Bekin yaptı.

    “AYRIMCI TUTUM VE UYGULAMALARDAN VAZGEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Açıklamada ilk olarak Bekin, İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu’nun hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine dair 2022 yılı raporuna göre derneklerine yapılan başvurularla sağlığa erişime dair 2 bin 439 ihlal yaşandığını belirtti. Cezaevlerinde yüzde 90’nın üzerinde engelli olan ve yaşamının son evresinde bulunan çok sayıda hasta tutuklu olduğunu hatırlatan Bekin, cezaevlerinde hasta tutuklulara yönelik ayrımcı politikaların son bulmasını isteyerek, “Yetkilileri mahpuslara eşit davranmaya, ayrımcı tutum ve uygulamalardan vazgeçmeye çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “NEBİOĞLU SERBEST BIRAKILMADI”

    Bekin, sözlerine Nebioğlu’nun durumunu paylaşarak sürdürdü. Nebioğlu’nun, kronik böbrek yetmezliğinin yanında, ağır görme ve işitme kaybı yaşadığını ve geçirdiği felç nedeniyle vücudunda kalıcı hasarlar oluşmasından dolayı yüzde 92 engelli raporu bulunduğunu hatırlattı.

    Nebioğlu’nun hayatta kalabilmek için böbrek nakli olması için yaptığı 3 başvurunun da sonuçsuz kaldığını ifade eden Bekin, Nebioğlu’nun tedaviye ulaşma girişimlerini şöyle aktardı:

    “Fırat Nebioğlu, ilk olarak Elazığ Eğitim Araştırma Hastanesi tarafından 2017 yılında düzenlenen sağlık kurulu raporu ile İnfaz Kanunu 16’ıncı madde kapsamında infazının ertelenmesi durumunun değerlendirilmesi için Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi, ancak Adli Tıp Kurumu 2018 tarihli raporunda ‘cezaevinde kalabilir’ şeklinde görüş bildirdi. Tedavi amacıyla sevk edildiği Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından da ‘Cezaevinde kalamaz’ raporu verilen Nebioğlu’na, infaz ertelemesi için sevk edildiği Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından 14 Mart 2022 tarihinde yine ’cezaevinde kalabilir’ raporu verildi ve Nebioğlu serbest bırakılmadı.

    “HAPİSHANE KOŞULLARINDA BÖBREK NAKLİ YAPILMASI UYGUN BULUNMADI”

    Böbrek nakli için yapılan tetkikler sonucunda amcası Emin Şahin’in donör olabileceğinin belirlenmesi üzerine nakil için 20 Aralık 2022’de Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edilen Fırat Nebioğlu için düzenlenen 21 Şubat 2023 tarihli raporda; ‘Nakil sonrası verilecek ımmunosupresif ilaçların hastanın genel durumunu ve böbrek fonksiyonlarını bozabileceğinin göz önünde bulundurulması ve/veya uygun hijyenik koşullar sağlandığında böbrek nakli yapılabileceği önerildi’ denilerek hapishane koşullarında böbrek nakli yapılmasını uygun bulunmadığı belirtildi.”

    AVUKATI: NEBİOĞLU’NUN İNFAZI ERTELENSİN

    Hastane koşullarında böbrek naklinin yapılmasının Nebioğlu’nun yaşamını tehlikeye sokacağı konusunda Nebioğlu’nun avukatı olan Fırat Taşkın’ın uyarılarda bulunduğunu da hatırlatan Bekin, Nebioğlu’nun avukatı Taşkın’ın tüm uyarılara ve başvurulara rağmen ne cezaevi idaresinin ne de infaz hakimliğinin başvuru olumlu cevap vermeyerek “ret” kararı verdiğini aktardı. Bekin, Nebioğlu’nun uygun ortamda nakil olması için infazının ertelenmesi çağrısında bulundu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yürüyüşü yasaklanan Suphi Özgen: Kürtçe’nin statüsü resmileşsin -VİDEO

    Yürüyüşü yasaklanan Suphi Özgen: Kürtçe’nin statüsü resmileşsin -VİDEO

    PİRHA – İstanbul Valiliği, Avukat Suphi Özgen’in ‘Kürtçe için yürüyorum’ sloganıyla İstanbul’dan Ankara’ya yapacağı yürüyüşü yasakladı. Özgen, yasaklama kararı üzerine İHD İstanbul şubesinde basın açıklaması yaptı. Özgen, “TBMM bizim itirazlarımız sonucu Kürtçe’yi Türkçe dışında dil olarak kabul etti ancak biz buna da itiraz ediyoruz. Biz istiyoruz ki Kürtçe’nin statüsü resmileşsin” dedi.

    Kürt Dili Hareketi Derneği Başkanı, Avukat Suphi Özgen, Lozan Anlaşması’nın 100’üncü yıl dönümünde asimilasyona dikkat çekmek ve anadilde eğitim için İstanbul’dan Ankara’ya yürümek istedi. İstanbul’un Sultanahmet semtinde yürümeye başlamak isteyen Suphi Özgen polis tarafından engellendi.

    “KARARDA TARİH OLMASINA RAĞMEN SAYI YOK”

    Suphi Özgen, İstanbul’dan Ankara’ya bir yürüyüş yapacağını, yürüyüşün amacının sosyal medyada paylaştığı Kürtçe dil hakları taleplerini devlet yetkililerinin ve kamuoyunun gündemine getirmek olduğunu söyleyerek, valilik tarafından getirilen yasaklama kararına ilişkin şunları söyledi:

    “İstanbul polisi benim yapacağım yürüyüşün bireysel olmasına rağmen valilik kararıyla iptal edildiğini söyledi. Ben kararı görmek istedim. Bana kararı okuttular. Önce kararın valiliğin internet sitesinden yayınlandığını söylediler. Cep telefonumdan valiliğin internet sitesine girdim. Ancak kararın olmadığını gördüm. Sonra ilan edileceğini söylediler. Kararda tarih olmasına rağmen sayı yok. Bu idari işlemlerin usulü açısından bir usuli sakatlıktır.”

    “KÜRTÇE’NİN DİL HAKLARI TALEPLERİMİZİ DEVAM ETTİRECEĞİZ”

    Türkiye’nin geçmişe kıyasla Kürtçe dili ile ilgili yasakçı ve inkarcı tutumunu bıraktığını söyleyen Özgen, “Ancak hukuki ve siyasi adımları hala atmamıştır. TBMM ülkemizin yaklaşık yarısı nüfusu olan biz Kürtlerin dili olan Kürtçe’ye maalesef bilinmeyen dil muamelesi yapmaktadır. TBMM bizim itirazlarımız sonucu Kürtçe’yi Türkçe dışında dil olarak kabul etti ancak biz buna da itiraz ediyoruz. Biz istiyoruz ki Kürtçe’nin statüsü resmileşsin” dedi.

    Özgen, son olarak şunları ifade etti:

    “Eşitliğin, kardeşliğin, hukukun gereği yapılsın. Benim bugün kamuoyuna vermek istediğim mesaj buydu. Bu tip etkinlikleri yapmaya devam edeceğiz. İdari ve hukuki olarak Kürtçe’nin dil hakları taleplerimizi devam ettireceğiz.”

    Devrim FINDIK /İSTANBUL

     

  • İHD İstanbul Şube: İHD kuruluş yıldönümünü depremde yitirdiklerimize adıyoruz- VİDEO

    İHD İstanbul Şube: İHD kuruluş yıldönümünü depremde yitirdiklerimize adıyoruz- VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi İnsan Hakları Derneği’nin 37’nci kuruluş yıldönümünde Sultanahmet’te basın açıklaması gerçekleştirdi. İnsan hakları savunucuları olarak 6 şubat 2023’de yaşanan depremlerin yarattığı acının onarılmaz olduğu vurgulanarak, 17 Temmuz kuruluş yıldönümünü bu yıl depremde yaşamını yitiren insanlara adadı. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, derneğin 37’nci kuruluş yıldönümünde Sultanahmet’te basın açıklaması yaptı. Açıklamayı İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu.

    İHD’nin kurulduğundan bu yana çok önemli insan hakları sorunları olduğu dile getiren Yoleri, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir hukuk devleti olamadığını, kendi iç hukukunu ve altına imza attığı uluslararası sözleşmeleri uygulamadığını kaydetti.

    “EN ÖNEMLİ SORUNLARIN BAŞINDA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ GELİYOR”

    Yoleri, açıklamada ifade özgürlüğüne değinerek şunları kaydetti:

    “İHD kuruluşundan bugüne kadar en önemli sorunların başında ifade özgürlüğü geliyor. Çünkü her şeyden önce konuşmak ve derdimizi birbirimize anlatmak zorundayız. Ancak Türkiye’de yerleşik resmi ideoloji koyduğu sınırlar dışında konuşulmasına, yazı yazılmasına izin vermiyor. Bu nedenle birçok insan, yazdıkları yazılar, siyasi görüşleri, attıkları tweetler nedeniyle ya cezaevindeler ya da cezaevine girme tehlikesi ile karşı karşıyalar ya da adli kontrol hükümleri altında yaşamlarına devam ediyorlar. Kürt sorununda, çözümsüzlük politikalarının egemenliği birçok siyasetçinin de cezaevinde olmasına neden oldu. Birçok HDP’li milletvekili, bugün sadece siyasi görüşleri nedeniyle cezaevinde. Yine Kürt sorunu alanında farklı görüşleri yazdıkları, yayınladıkları için birçok Kürt gazeteci de cezaevinde. Maalesef ki ifade özgürlükleri ihlal ediliyor.”

    “BİRÇOK HASTA MAHPUS CEZAEVLERİNDEN TAHLİYE EDİLMİYOR”

    Cezaevlerinde bulunan hasta mahpusların durumuna da dikkat çeken Yoleri, “İlgi alanlarımızın çok önemli bir bölümünü de cezaevleri oluşturuyor” dedi.

    Yoleri, “İnsan Hakları Derneği olarak, ilgi alanlarımızın çok önemli bir bölümünü de cezaevleri oluşturuyor. Cezaevlerinde yaşamlarını devam ettiren adli ya da siyasi mahpusların çok ciddi sorunları var. En önemli sorunlardan biri de hasta mahpusların durumu. Cezaevlerinde bulunan hasta mahpusların, çok büyük bir bölümünün yaşamsal hastalıkları var. Ancak maalesef Yargıtay kararları doğrultusunda, sadece adli tıp raporlarının delil olarak kabul edildiği bu durumlarda, adli tıbbın tıp etiğine aykırı taraflı raporları nedeniyle birçok hasta mahpus cezaevlerinden tahliye edilmiyor” diye belirtti.

    “KADINA YÖNELİK ŞİDDET POLİTİKTİR, DİYORUZ”

    Yoleri, kadına ve çocuklara yönelik şiddetin devletin muhaliflere karşı kullandığı şiddet ve nefret dilinden kaynaklandığını da kaydederek, şunları dile getirdi:

    “İnsan hakları savunucuları olarak, kadına yönelik şiddet politiktir derken şunu kastediyoruz: Devlet dili sertleştiği oranda, devlet dili şiddeti meşru gördüğü oranda, kadına yönelik şiddette büyük bir artış oluyor. Son dönemde, devletin tüm muhaliflere karşı kullandığı şiddet ve nefret dili kadınlara ve çocuklara şiddet olarak geri dönüyor. Bu nedenledir ki kadın cinayetlerinde ve kadına yönelik şiddet olaylarında büyük bir artış var. Kadın hakları mücadelesi son derece etkin; coğrafyamızda, tüm baskılara rağmen kadın hareketi vazgeçmiyor, varlığını devam ettirmekte kararlı ve Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik mücadele var gücüyle devam ediyor.”

    “CUMARTESİ ANNELERİ/İNSANLARININ UĞRADIĞI BASKIYI KABUL ETMİYORUZ”

    27 Mayıs 1995 tarihinden beri kayıp olan yakınlarını aramaya devam eden Cumartesi Anneleri/İnsanlarının mücadelelerine de değinen Yoleri, “14 haftadır Cumartesi Anneleri- Cumartesi İnsanları Anayasa Mahkemesi kararına rağmen şiddet kullanılarak, ters kelepçe uygulaması yapılarak gözaltına alınıyor, havasız araçlarda saatlerce bekletiliyor, ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılıyorlar. Sadece coğrafyamızda değil, bütün dünyada meşruiyeti kabul edilmiş olan bu eylemin Anayasa Mahkemesi kararına rağmen böylesine bir baskı ile karşılaşmasını, insan hakları savunucuları olarak kabul etmiyoruz. Bu konuda mücadelemiz sonuna kadar devam edecek” dedi.

    “6 ŞUBAT 2023 DEPREMLERİNDE YİTİRDİKLERİMİZİ UNUTMUYORUZ”

    Gülseren Yoleri, 6 Şubat 2023’de yaşanan ve 11 ili etkileyen depremi ve yarattığı sonuçları unutmayacaklarını da dile getirerek depremde yitirilen 14 İHD üyesi ve yöneticilerinin isimlerini okudu.

    Uygunsuz yapılaşmanın, şehirleşmenin, betonlaşmanın ne kadar insan hayatına aykırı olduğunu, bu depremde bir kez daha gördüklerini dile getiren Yoleri, bu yıl 17 Temmuz İHD kuruluş yıldönümünü depremde yitirilen onbinlerce insana adadıkları söyleyerek şunları ifade etti:

    “6 Şubat 2023’de tüm coğrafyayı derinden etkileyen büyük bir acıyı, büyük bir felaketi yaşadık hep birlikte. 11 ili etkileyen büyük bir deprem meydana geldi. On binlerce insan, yaşamını yitirdi. İnsan Hakları Derneği olarak, birçok üyemizi, yöneticimizi bu depremde kaybettik. Diyarbakır’dan Melike Alp, Antep’ten Hüseyin İnan, Maraş’tan Ali Kaya, Salman Savranlı, Mehmet Ok, Mustafa Torun Adıyaman’dan Sinan Serkan Arslan, Medine Taştan ve oğlu Ali Adar Taştan, Hatay’dan Hatice Can ve Mithat Can, İskenderun’dan Rafi Sümbültepe, Şeyhmus Günay, Mehmet Karlıdağ ve İzzettin Özgüç olmak üzere 14 üyemiz ve yöneticimiz yaşamlarını yitirdiler. Onları hiçbir zaman unutmayacağız. Uygunsuz yapılaşmanın, şehirleşmenin, betonlaşmanın ne kadar insan hayatına aykırı olduğunu, bu depremde bir kez daha gördük. Depremin yarattığı acının onarılmaz bir acı olduğunun farkındayız. Bizler, insan hakları savunucuları olarak bu depremde canlarımızı arkadaşlarımızı yoldaşlarımızı yitirdik. O nedenle bu yıl, 17 Temmuz İHD kuruluş yıldönümünü onlara adamak istedik.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Feminist Boğaziçili öğrencilerden açıklama: İtaat etmeye niyetimiz yok-VİDEO

    Feminist Boğaziçili öğrencilerden açıklama: İtaat etmeye niyetimiz yok-VİDEO

    PİRHA – Boğaziçi Üniversitesi’nde açıklama yapmak isterken gözaltına alınan öğrenciler, “Susmuyoruz, korkmaya ya da itaat etmeye niyetimiz yok” dedi. Toplantıda, gözaltına alınan öğrencilerden Zeynep Demirkol, “6284 Naci’ler için değil kadınlar için uygulansın, bize verilen bu haksız cezadan geri dönülsün. Susmuyoruz, korkmaya ya da itaat etmeye hiç niyetimiz yok” dedi.

    İstanbul’da 12 Aralık 2021 günü Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsünde bulunan rektörlük binası önünde  “Katledilen kadınlar isyanımızdır” diyerek basın açıklaması yaptıkları sırada ifade ve toplanma gösteri hakları ihlal edilerek gözaltına alınan 8 öğrenciye açılan davada, 4 öğrenciye 10’ar ay hapis cezası verildi. Dava süreci ve verilen karara dair kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla öğrencilerin avukatlarının da katılımı ile İHD İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı yapıldı.

    Basın açıklamasını gözaltına alınan öğrencilerden Simge İngün ve Zeynep Demirkol okudu.

    “ERKEK YARGI KADINLARIN HAYATLARINI DEĞİL ERKEKLERİN İTİBARINI ÖNCELİYOR”

    “Ülkenin dört bir yanındaki üniversitelerde olduğu gibi Boğaziçi’ne de ilk kayyumun atanmasıyla birlikte saldırdığı ilk kitle kadın ve LGBTİ+’ların olduğunu söyleyen İngün, “Kayyum rektör Mehmed Özkan’ın icraatlerinden birisi Hande Kader Burs Fonu’nu engellemekti. Ardından gelen atanmış rektör Melih Bulu’ya ise öncüsünün üniversiteli kadın ve LGBTİ+’ların olduğu ve tüm ülkeyi saran Boğaziçi  direnişi ile cevap vermiştik” dedi.

    Erkek yargının kadınların hayatlarını öncelemediğini de söyleyen İngün, şunları kaydetti:

    “Atanmış rektör Naci İnci ‘ısrarlı takip mağduru’ olduğu gerekçesiyle 12 öğrencisi hakkında 6284 Yasası’nı kullanarak uzaklaştırma kararı aldırmıştı. Benzer bir örnek olarak geçtiğimiz günlerde aile mahkemesi, 6284 Yasası’nı kadınları korumak için kullanmak yerine sendika çalışması yapanların işyerine yaklaşmasını engellemek için kullandı. 6284 Yasası kapsamında koruma tedbiri talebinde bulunmasına rağmen tedbir kararı çıkmadığı için çok sayıda kadın şiddet görmeye ve öldürülmeye devam ediyorken Naci İnci adına çıkan koruma kararıyla ve sonrasında işverenleri korumak için çıkarılan kararla görüyoruz ki erkek yargı, kadınların hayatlarını değil erkeklerin itibarlarını önceliyor.

    “ELLERİNDEKİ TEK DELİL SOSYAL MEDYADA PAYLAŞTIĞIMIZ BASIN AÇIKLAMAMIZIN VİDEOSUYDU”

    Kayyum Naci İnci’nin kadınlar için uygulanmayan 6284 Sayılı Kanunu kendi çıkarları için bir günde kullanmasını ve aynı zamanlarda Başak Cengiz’in tanımadığı bir erkek tarafından samuray kılıcıyla katledilmesini protesto etmek için 8 Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi olarak 12 Kasım 2021 tarihinde bir araya geldik. “Katledilen Kadınlar İsyanımızdır! 6284 senin mi sandın?” yazılı pankartımızla yaklaşık iki dakika süren bir basın açıklaması yaptık ve zemine kırmızı boyalı su döktük” diyen öğrenciler, eylemlerinin ertesi günü sabahı 4 arkadaşlarının evlerinden delil olmadan gözaltına alındıklarını, hukuksuz bir şekilde 24 saatten fazla gözaltında tutulduklarını dile getirdi. Polisin saatlerce delil gelmesini beklediğini söyleyen öğrenciler, “ellerindeki tek delil ise bizim sosyal medya üzerinden paylaştığımız basın açıklamasının videosuydu.”

    İngün, “Arkadaşlarımız savcılığa ifade verdikten sonra adli kontrol ile serbest bırakıldılar. Daha sonrasında ise dava süreci başladı. Hepimiz Toplantı ve Yürüyüş Kanunu’na muhalefetten yargılanırken, 4 arkadaşımız ise ayrıca kamu malına zarardan yargılandı. Dosyada müşteki olarak gözüken ve daha önce öğrencilere uyguladığı şiddetten dolayı ismini bildiğimiz özel güvenlik görevlisi Reyhan Keten, eylemimizi engellemeye çalışırken üzerine boya geldiği için bizden şikayetçi oldu, videodan da açıkça imkansız olduğu görülmesine rağmen boyalı suyun binaya doğru atıldığını iddia etti ancak kendisi hiçbir duruşmaya katılmadı. Davanın ilerleyen süreçlerinde savcılığın üniversiteden talep ettiği açıklama doğrultusunda, üniversite boyanın tiner ile temizlendiğini ve zeminde kalıcı bir zarar olmadığını beyan etmesine rağmen 4 arkadaşımız kamu malına zarardan 10’ar ay hapis cezası ile cezalandırıldı. Bu cezaların ise 1 yıllık denetim olarak uygulanmasına karar verildi ” dedi.

    “SUSMUYORUZ, KORKMAYA YA DA İTAAT ETMEYE HİÇ NİYETİMİZ YOK”

    Gözaltına alınan öğrencilerden Zeynep Demirkol ise “İstanbul Sözleşmesi’nden de 6284’ten de vazgeçmiyoruz” diyerek şunları söyledi:

    “Seçim ittifakları kadınlara ve LGBTİ+lara yönelik saldırılarını propagandalarının ana maddesi haline getirirken bunun karşısında duranlar olarak bizim aldığımız cezalar daha da önem taşıyor. Mevcut iktidar ve parlamenter çoğunluk 6284 nolu yasaya karşı söylemsel saldırılarını başlatmış durumda. Bu yasa hayatlarımızı erkek şiddetinden korumamızın ve şiddet gördükten sonra kadınlar ve LGBTI+lar olarak bir hayatımız olabilmesinin koşullarından biri. Nitekim zaten 6284’ün usulünce ve meşru şekilde uygulanmadığını biliyoruz. Defaatle devlet kurumlarına başvuran şiddete maruz kalmış kadınların bu yasadan nasıl faydalanamadığını biliyoruz. Koruma kararlarının bizim yaşamlarımızı önemsemediğini, 6284’ü nasıl kendilerine göre eğip büktüklerini biliyoruz. Bu yasayı bir hakaret gibi Boğaziçi Direnişi öğrencilerine çıkaran kayyum Naci İnci, koruma kararı alamayan, katledilen, şiddet gören bir sürü kadının kanını kendi ellerine de bulaştırmıştır. Tüm bunlar yaşanırken kadın ve LGBTİ+ hareketi ve biz feministler yaşamlarımıza sahip çıkıyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nden de 6284’ten de vazgeçmiyoruz. Bizim yaşam garantimiz olan bu yasayı haksızca kadın mücadelesine yöneltenlere karşı mücadelemiz sürüyor. Kayyum Naci İnci ve bu cezayı almamıza sebep olan tüm kişiler ve gruplar, feminist dayanışmamızla karşı karşıya. 6284 Naci’ler için değil kadınlar için uygulansın, bize verilen bu haksız cezadan geri dönülsün. Susmuyoruz, korkmaya ya da itaat etmeye hiç niyetimiz yok.”

    “AÇILAN DAVA HUKUKİ DEĞİL”

    Öğrencilerin avukatlarından Simge Eriş de, öğrencilerin yargılanma sürecini anlatarak, dava sürecinde de hukuksuzluklarla karşılaştıklarını söyledi. Öğrencilerden şikayetçi olan Reyhan Kete’nin dinlenmesi talebinin hukuksuzca reddedildiğini belirten Eriş, “Boğaziçi Üniversitesi’nde kayyım rektöre karşı süren mücadelede, öğrencilere açılan davanın hukuki olmadığı ortadaydı. Öğrenciler ‘Aşağıya bakmıyoruz’ demişti. Biz de kadınlar, avukatlar, öğrencilerin avukatları olarak aşağıya bakmıyoruz. Mücadelemizi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD İstanbul Şubesi: Tahir Elçi’nin katli faili meçhul bırakılmak isteniyor

    İHD İstanbul Şubesi: Tahir Elçi’nin katli faili meçhul bırakılmak isteniyor

    PİRHA-Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin katledilişinin yedinci yılı dolayısıyla yazılı bir açıklama yayımlayan İHD İstanbul Şubesi, “Tahir Elçi katledileli yedi yıl oldu. Değişen sadece yılların sayısı, çünkü halen gerçek katilleri bulunmadı, cezalandırılmadı. Faili Meçhul siyasi cinayetlere, gözaltında kayıplara, cezasızlığa ve savaşın yarattığı yıkıma karşı mücadele eden Tahir Elçi’nin katli de faili meçhul bırakılmak ve katilleri cezasızlıkla ödüllendirilmek isteniyor” dedi. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi öldürülüşünün yedinci yılında Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi için yazılı bir açıklama yayımladı. “Tahir Elçi’yi unutmadık, unutturmayacağız” başlıklı yazıda “Tahir Elçi’nin katilleri cezalandırılıncaya kadar olayın takipçisi olacağız. Elçi’nin izinden yürüyecek ve ‘Savaşa Hayır Barış Hemen Şimdi!’ demekten vazgeçmeyeceğiz!” ifadelerine yer verildi.

    “ELÇİ, HUKUK ALANINDAKİ ÇALIŞMALARI NEDENİYLE HEDEF HALİNE GETİRİLDİ”

    İHD İstanbul Şubesi’nin açıklaması şöyle:

    “Yedi yıl önce bugün katledilen ve halen katilleri cezalandırılmayan insan hakları savunucusu ve Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi; insan hakları ve hukuk alanındaki çalışmaları nedeniyle hedef haline getirilmiş, yoğun tehditlere maruz bırakılmış ama  geri adım atmak yerine inandığı yolda yürümeyi tercih etmişti. Ülkenin yeniden savaşa ve çatışmaya sürüklendiği bugün, Tahir Elçi ve barış idealinin yeniden anımsanması ve bu idealin büyütülmesi, bütün demokrasi güçlerinin esas ve acil sorumluluğudur.

    Çatışma ve savaşın, tarihi ve kültürel mirasa verdiği zararın görülmesi ve durdurulması için de mücadele eden Tahir Elçi, devam eden çatışma ve operasyonlarda bomba ve kurşunların  hedefi haline getirilen tarihi Dört Ayaklı Minare’de meydana gelen tahribata dikkat çekmek ve daha fazla zarar görmesini engellemek için basın açıklaması yapıldığı sırada, Dört Ayaklı Minare’nin yanı başında katledildi.

    “ETKİN SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİ”

    Olay yeri incelemesi Tahir Elçi cinayetinden 4 ay sonra ve delillerin yarısına yakını kaybolduktan sonra yapıldı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmayı tam 4 buçuk yıl sonra 20 Mart 2020 tarihinde tamamladı. Olay yerinde bulunan polis memurları Sinan Tabur, Mesut Sevgi ve Fuat Tan ve iddianamede PKK üyesi olduğu belirtilen  firari sanık  Uğur Yakışır’a karşı açılan davanın ilk duruşması  21 Ekim 2020 tarihinde, Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. 14 Temmuz 2021 günü yapılan 3. duruşmada dinlenen tanık beyanları;  soruşturmanın bizzat duruşmayı yürüten savcılık tarafından gerçek dışı beyan ve bilgilerle yönlendirildiğine, asıl faillerin gizlenmek istendiğine dikkat çekti ve etkin soruşturma yürütülmediğini gözler önüne serdi.

    Silinen kamera kayıtlarının TUBİTAK tarafından incelenmesi istenen davada duruşmanın 12 Ocak 2022 günü saat 10:00’a bırakılmasına karar verildi. 15 Haziran’da yapılan 5. duruşmada,  olay tarihinde başbakan olarak görev yapan Ahmet Davutoğlu’nun 23 Kasım’daki duruşmada tanık sıfatıyla dinlenilmesine karar verildi ancak duruşmaya günler kala 19 Eylül günü, tarafların yokluğunda verilen bir ara karar ile bu karardan vazgeçen ve 23 Kasım’da yapılan 6. duruşmada Tahir Elçi’nin avukatlarının itirazlarını reddeden Mahkeme,  duruşmayı 5 Temmuz 2023 tarihine erteledi.

    “BARIŞ DEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Tahir Elçi katledileli yedi yıl oldu. Değişen sadece yılların sayısı, çünkü halen gerçek katilleri bulunmadı, cezalandırılmadı. Faili Meçhul siyasi cinayetlere, gözaltında kayıplara, cezasızlığa ve savaşın yarattığı yıkıma karşı mücadele eden Tahir Elçi’nin katli de faili meçhul bırakılmak ve katilleri cezasızlıkla ödüllendirilmek isteniyor.

    İnsan hakları savunucuları olarak bir kez daha yineliyoruz; Buna izin vermeyeceğiz! Tahir Elçi’nin katilleri cezalandırılıncaya kadar olayın takipçisi olacağız. Elçi’nin izinden yürüyecek ve ‘Savaşa Hayır Barış Hemen Şimdi!’ demekten vazgeçmeyeceğiz!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, 849’uncu hafta eyleminde Aydın Ay’ın akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 849’uncu hafta eyleminde Aydın Ay’ın akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, 849’uncu hafta eylemlerinde 28 yıl önce Batman’da gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Aydın Ay’ın akıbeti soruldu. Gözaltına alınıp kaybedilen Aydın Ay’ın annesi Raziye Ay, 28 önce kaybedilen oğlunun kemiklerinin verilmesini istedi.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılmasını talep etmek amacıyla her hafta düzenledikleri eylemlerinin 849’uncu oturumunu salgın nedeniyle çevrimiçi gerçekleştirdi. Bu haftaki açıklamada, 28 yıl önce Batman’da gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Aydın Ay’ın akıbeti soruldu.

     “GÖZALTINA ALDILAR, 15 GÜN SONRA ELİMİZDE DEĞİL DEDİLER”

    Açıklamada ilk olarak söz alan Ay’ın annesi Raziye Ay, oğlunun 10 Temmuz 1993’te sigara almak üzere evden çıktığını ve bir daha geri dönmediği bilgisini paylaştı. Oğlunun 19 Mayıs Mahallesi’nde bir arabaya zorla bindirilip götürüldüğünü aktaran anne Ay; “Üç gün boyunca önümü göremiyordum. Ardından emniyete gidip yemek götürdüm kendisine. Elbiselerini, kimliğini götürdüm. 12 gün boyunca gözaltındayken kendisine yemek götürdüm. 15’inci günü bitince bana, ‘Elimizde değil, kıyafetleri, yemekler burada’ dediler. 15’inci gün yemeği elimde kaldı” dedi.

    Emniyetin oğlunun gözaltında olmadığına dair kendilerine bilgi verdiklerini söyleyen Ay; “Kemiklerimi arıyorum. Niye kemiklerimi bulamıyorum? Niye bu kadar yıl, gün kemiklerimizi bize vermiyorlar” diye sordu.

    “TÜM YASAL GİRİŞİMLER SONUÇSUZ KALDI”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu adına açıklama metnini okuyan Leman Yurtsever, Türkiye’nin bir hukuk devleti olmadığını ifade etti. Yurttaşların yaşamalarının engellediğini söyleyen Yurtsever şunları dile getirdi:

    “Keyfiliğe dayanan güç kullanımının yarattığı hukuksuzluk iklimi, ağır hak ihlallerinin yaşanmasına neden oldu. Demokrasinin güvencesi olan güçlü, tarafsız ve bağımsız bir yargının yokluğu; ağır hak ihlallerini cezasız bıraktı. Türkiye insan haklarının etkili bir biçimde korunduğu demokratik bir sisteme geçemedi. Bu durum beraberinde başta gözaltında kaybetmeler olmak üzere insanlığa karşı işlenmiş suçlar karşısında yargı makamlarının hareketsiz ve etkisiz kalmasını getirdi. O günden sonra Aydın Ay’dan haber alınamadı. Ailenin yaptığı tüm yasal girişimler sonuçsuz bırakıldı. Aile dosyayı canlandırmak için 2009 yılında Batman Cumhuriyet Savcılığı’na yeniden suç duyurusunda bulundu. Başvuru 2010 yılında takipsizlikle sonuçlandı. Takipsizlik kararına karşı 21 Mayıs 2010 tarihinde Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’ne yapılan itiraz da sonuçsuz kaldı. Dosya adliyenin tozlu raflarına terk edildi.”

    “VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Yurtsever sözlerini şu şekilde bitirdi:

    “Bir kez daha iktidara ve yargı makamlarına sesleniyor ve talep ediyoruz: 28 yıldır Ay ailesine yaşatılan işkenceye son verilmelidir. Aydın Ay’ın akıbetini açığa çıkartacak, onu kaybedenleri tespit ederek yargılanmalarını sağlayacak etkinlikte bir soruşturma ve kovuşturma faaliyeti yürütülmelidir. Devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 150 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL