Etiket: ihd

  • İHD Mersin Şubesi: Hakikat, adalet ve yüzleşme talebimizden vazgeçmeyeceğiz!-VİDEO

    İHD Mersin Şubesi: Hakikat, adalet ve yüzleşme talebimizden vazgeçmeyeceğiz!-VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında katledilenleri andı, adalet çağrısını yineledi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılına ilişkin basın açıklaması yaptı. Dernek binasında yapılan açıklamayı İHD Mersin Şube Eş Başkanı Zeynep Kaya, okudu.

    KATLİAM AYDINLATILMADI

    Sivas Madımak Katliamı’nın, yaşam hakkına, düşünce ve ifade özgürlüğüne, inanç özgürlüğüne ve eşitlik ilkesine yönelik, insanlığa karşı işlenmiş en ağır suçlardan biri olduğunu vurgulayan Kaya, “Aradan geçen yıllara rağmen katliamın tüm boyutlarıyla aydınlatılması sağlanmamış, gerçek sorumlular yargı önüne çıkarılmamış, kamu görevlilerinin sorumluluğu etkin biçimde soruşturulmamıştır” dedi.

    “UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ”

    Sivas Madımak Katliamı’nın, ağır insan hakları ihlallerinde cezasızlığın kurumsallaşmasının en çarpıcı örneklerinden biri olduğuna dikkat çeken Kaya, şunları ifade etti:

    “İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı kabul edilemez. Katliamın yaşandığı Madımak Oteli’nin Utanç Müzesine dönüştürülmesi yönündeki toplumsal talebin karşılanmaması da geçmişle yüzleşme iradesinin eksikliğini göstermektedir. İnsan Hakları Derneği olarak taleplerimiz: İnsanlığa karşı suçlarda zamanaşımını ortadan kaldıracak yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Sivas Madımak Katliamı dosyası yeniden ele alınmalı; kamu görevlileri dâhil tüm sorumlular hakkında etkili ve bağımsız soruşturma yürütülmelidir. Katliamın tüm bağlantılarının ortaya çıkarılması için bağımsız bir Hakikat Komisyonu kurulmalıdır. Madımak Oteli Utanç Müzesi olarak düzenlenmelidir. 2 Temmuz, “İnsanlığa Karşı İşlenen Suçları Kınama Günü” olarak kabul edilmelidir. Sivas’ta yitirdiğimiz canları saygıyla anıyor; ailelerinin, yakınlarının ve adalet mücadelesini sürdüren herkesin yanında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz.  Unutmadık. Unutturmayacağız. Hakikat ve adalet mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/MERSİN

     

  • İHD Akdeniz Bölgesi: Hak ihlallerine ve otoriterleşmeye karşı mücadeleyi büyüteceğiz!-VİDEO

    İHD Akdeniz Bölgesi: Hak ihlallerine ve otoriterleşmeye karşı mücadeleyi büyüteceğiz!-VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Akdeniz Bölgesi Şubeleri, İskenderun’da düzenlediği bölge toplantısının ardından yaptığı basın açıklamasında Türkiye’de derinleşen hak ihlallerine, demokratik alanın daraltılmasına ve yaşam hakkına yönelik saldırılara dikkat çekti. Açıklamayı İHD İskenderun Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Mizgin Doğan okudu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Akdeniz Bölgesi Şubeleri, 26 Haziran’da İskenderun Şubesi’nde gerçekleştirdiği bölge toplantısının ardından şube binasının bulunduğu konteyner önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı İHD İskenderun Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Mizgin Doğan okudu.

    “Türkiye’de Derinleşen Hak İhlallerine, Otoriterleşmeye ve Yaşam Hakkına Yönelik Saldırılara Karşı Mücadeleyi Büyüteceğiz” başlıklı açıklamada, ülkede insan hakları ihlallerinin münferit uygulamalar olmaktan çıkarak devlet politikası haline geldiği savunuldu.

    “NATO GEREKÇESİYLE YÜRÜTÜLEN OPERASYONLAR MUHALEFETİ SUSTURMA GİRİŞİMİDİR”

    Açıklamada, 23 Haziran’da Ankara’da, 7 Temmuz’da yapılacak NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek düzenlendiği belirtilen operasyonlarda yüzlerce kişinin gözaltına alındığı hatırlatıldı. İnsan hakları savunucuları, avukatlar, akademisyenler, öğrenciler, sendikacılar, çevre aktivistleri, LGBTİ+ hak savunucuları ve demokratik kitle örgütü üyelerinin somut suç isnadı ortaya konulmadan gözaltına alındığı belirtilerek, ev baskınları, ters kelepçe uygulamaları, avukat görüşlerinin engellenmesi ve dosyalara getirilen kısıtlamaların hukuka aykırı olduğu ifade edildi.

    İHD, ters kelepçe uygulamasının işkence ve kötü muamele yasağının ihlali olduğunu belirterek, hiçbir güvenlik gerekçesinin işkence yasağını ortadan kaldıramayacağını vurguladı.

    “DEPREMZEDELERİN BARINMA HAKKI İHLAL EDİLİYOR”

    Açıklamada, 6 Şubat depremlerinin üzerinden uzun süre geçmesine rağmen özellikle Hatay’da barınma sorununun devam ettiği belirtildi. Kalıcı konutlar tamamlanmadan konteyner kentlerin boşaltılmasının depremzedeleri yeni mağduriyetlerle karşı karşıya bıraktığı ifade edilerek, barınma hakkının temel bir insan hakkı olduğu vurgulandı.

    Deprem bölgesinde yaşayan yurttaşların yaşam, sağlık, eğitim ve insanca yaşama haklarının ancak güvenli konutların teslim edilmesiyle güvence altına alınabileceği kaydedildi.

    “EKOLOJİK YIKIM YAŞAM HAKKINI TEHDİT EDİYOR”

    İHD Akdeniz Bölgesi Şubeleri, bölgede plansız madencilik faaliyetleri, taş ocakları, orman tahribatı, kıyıların yapılaşmaya açılması ve su varlıklarının yok edilmesinin ciddi ekolojik yıkıma neden olduğunu belirtti.

    Açıklamada, temiz suya erişim ve sağlıklı çevrede yaşama hakkının yaşam hakkının ayrılmaz parçaları olduğu vurgulanırken, çevre mücadelesinin kriminalize edilmesine son verilmesi ve doğayı tahrip eden politikaların durdurulması istendi.

    “BARIŞ TALEP ETMEK SUÇ DEĞİLDİR”

    Silahlı çatışmaların sona erdirilmesi ve demokratik çözüm yollarının güçlendirilmesi gerektiği belirtilen açıklamada, “Barış talep etmek suç değildir. Barış en temel insan hakkıdır” denildi. Hak savunucularına, gazetecilere, akademisyenlere ve demokratik siyaset alanına yönelik baskıların toplumsal barışın önündeki en büyük engellerden biri olduğu ifade edildi.

    TALEPLER

    İHD Akdeniz Bölgesi Şubeleri açıklamasında şu talepleri sıraladı:

    Hukuksuz gözaltı ve tutuklamalara son verilmesi,

    NATO Zirvesi gerekçesiyle sürdürülen baskı politikalarının durdurulması,

    İşkence ve kötü muamele iddialarının bağımsız biçimde soruşturulması,

    Gözaltındaki kişilerin avukatlara derhal erişiminin sağlanması,

    Kalıcı konutlar tamamlanmadan konteyner tahliyelerinin durdurulması,

    Barınma hakkının güvence altına alınması,

    Çevreyi tahrip eden projelerden vazgeçilmesi,

    İfade, örgütlenme ve barışçıl gösteri özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması,

    Hukukun üstünlüğü ile yargı bağımsızlığının yeniden tesis edilmesi.

    Açıklama, “Hak ihlallerine sessiz kalmayacağız. İşkenceye, hukuksuzluğa, ayrımcılığa, savaş politikalarına ve otoriter yönetime karşı insan onurunu savunmayı sürdüreceğiz. İnsan hakları herkes içindir, mücadelemiz sürecektir” sözleriyle sona erdi.

    HABER MERKEZİ

  • İHD Dersim Şubesi: İşkence Türkiye’de sistematik biçimde sürüyor- VİDEO

    İHD Dersim Şubesi: İşkence Türkiye’de sistematik biçimde sürüyor- VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 26 Haziran İşkence ile Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada , işkencenin Türkiye’de sistematik biçimde sürdüğü belirtilirken, cezasızlık politikalarına son verilmesi ve bağımsız denetim mekanizmalarının oluşturulması çağrısı yapıldı. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD), 26 Haziran İşkence ile Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü kapsamında hazırladığı basın açıklamasını Dersim’de kamuoyuyla paylaştı. Dersim İHD Şube binasında yapılan açıklamayı İHD Dersim Şube Eşbaşkanı Nurşat Yeşil okudu.

    “İŞKENCE MUTLAK OLARAK YASAKTIR”

    Açıklamada, Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşmesi’nin 26 Haziran 1987’de yürürlüğe girdiği, Türkiye’nin de taraf olduğu sözleşmenin işkenceyi hiçbir istisna olmaksızın yasakladığı hatırlatıldı. Buna rağmen, savaşlar, çatışmalar ve otoriter politikalar nedeniyle işkencenin dünya genelinde yeniden yaygınlaştığı ifade edildi.

    “TÜRKİYE’DE İŞKENCE SİSTEMATİK BİR DEVLET PRATİĞİ”

    İHD açıklamasında, Türkiye’de işkence ve kötü muamelenin yalnızca darbe dönemlerinde değil, Cumhuriyet tarihi boyunca sürdüğü belirtilerek, günümüzde gözaltı merkezlerinde, sokakta ve toplumsal gösterilere müdahalelerde işkence ve kötü muamele uygulamalarının yaygınlaştığı kaydedildi. Açıklamada ters kelepçe, çıplak arama, fiziksel şiddet ve avukata erişimin engellenmesi gibi uygulamalara ilişkin çok sayıda başvuru ve rapor bulunduğu vurgulandı.

    CEZASIZLIK POLİTİKALARINA SON VERİLMESİ ÇAĞRISI

    Açıklamada, işkencenin önlenmesinin öncelikle devletin sorumluluğunda olduğu belirtilerek, cezasızlık politikalarının sona erdirilmesi, gözaltı güvencelerinin eksiksiz uygulanması, bağımsız bir ulusal önleme mekanizmasının kurulması, hapishanelerdeki tecrit uygulamalarının kaldırılması ve uluslararası insan hakları mekanizmalarının tavsiyelerinin hayata geçirilmesi istendi. İHD, “İşkencesiz bir Türkiye ve dünya” mücadelesini sürdüreceklerini vurguladı.

    PİRHA/DERSİM

     

     

  • 12. Yargı Paketi’ne Antalya’dan tepki: Bedenlerimiz ve kimliklerimiz bizim! -VİDEO

    12. Yargı Paketi’ne Antalya’dan tepki: Bedenlerimiz ve kimliklerimiz bizim! -VİDEO

    PİRHA- İHD Antalya Şubesi’nde yapılan basın açıklamasında 12. Yargı Paketi’ne tepki gösterildi. Açıklamada paketin kadınların, LGBTİ+’ların ve çocukların temel haklarını hedef aldığı belirtilerek, “Bedenlerimiz bizim, kimliklerimiz bizim, haklarımız bizim. Nefret yasalarına boyun eğmeyeceğiz” mesajı verildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Antalya Şubesi’nde düzenlenen basın açıklamasında 12. Yargı Paketi sert sözlerle eleştirildi. Açıklama Çağrı Sert ve Ahmet Çevik tarafından okundu.

    Açıklamada, 12. Yargı Paketi ile LGBTİ+ bireylerin kimlik, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün “doğuştan gelen biyolojik cinsiyet” ve “genel ahlak” gibi kavramlar üzerinden kriminalize edildiği ifade edildi. Paketin yalnızca LGBTİ+ bireyleri değil, onların hak mücadelesine destek veren kişi ve kurumları da hedef aldığı kaydedildi.

    Cinsiyet uyum sürecine ilişkin düzenlemelere de dikkat çekilen açıklamada, uyum sürecine başlama yaşının 25’e çıkarılması, çocuk sahibi olan trans bireylerin sürece dahil edilmemesi ve Anayasa Mahkemesi tarafından daha önce iptal edilen “üreme yeteneğinden yoksun olma” şartının yeniden ön koşul haline getirilmesinin yaşam ve sağlık hakkını tehdit ettiği belirtildi.

    “GENEL AHLAK” VE “AİLE” TANIMI ELEŞTİRİLDİ

    Basın açıklamasında iktidarın “genel ahlak” ve “aile kurumunun korunması” kavramlarını muğlak biçimde kullandığı belirtilerek, bu anlayışın kadınları yalnızca çocuk doğuran ve bakım emeği veren bireyler olarak tanımladığı ifade edildi. Getirilen düzenlemelerin kadınların toplumsal kimliğine ve bedensel özgürlüğüne müdahale anlamına geldiği vurgulandı.

    Kadınların ekonomik bağımsızlığını zayıflatacak uygulamalara da dikkat çekilen açıklamada, süresiz nafaka hakkının kaldırılmasının özellikle şiddet mağduru kadınları daha da savunmasız bırakacağı ve ekonomik bağımlılığı artıracağı kaydedildi.

    ÇOCUKLARA YÖNELİK DÜZENLEMELER DE ELEŞTİRİLDİ

    Paketin çocuklara ilişkin hükümlerinin de eleştirildiği açıklamada, 12-15 yaş grubundaki çocuklar için ceza üst sınırlarının artırılması ve infaz korumalarının kaldırılmasının rehabilitasyon yerine cezalandırmayı öne çıkardığı belirtildi. Bu yaklaşımın çocukların psikolojisi üzerinde kalıcı travmalar yaratacağı ve suça sürüklenmeyi artıracağı ifade edildi.

    Çocuk suçluluğunun yalnızca cezalarla önlenemeyeceğine dikkat çekilen açıklamada, ekonomik kriz, eğitim, sağlık, barınma ve beslenme sorunlarının aile yapısını zayıflattığı, bunun da çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerinin göz ardı edilmemesi gerektiği vurgulandı.

    “NEFRET YASALARINA BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

    Basın açıklamasının sonunda 12. Yargı Paketi “bir baskılama ve nefret paketi” olarak nitelendirildi. Ülkedeki ekonomik ve toplumsal sorunların ötekileştirme politikalarıyla örtülmeye çalışıldığı ifade edildi.

    Kadınlar ve LGBTİ+’lar adına yapılan çağrıda, “Bedenlerimiz bizim, kimliklerimiz bizim, haklarımız bizim. Vazgeçmeyecek, nefret yasalarına boyun eğmeyecek ve susmayacağız. Örgütlü mücadelemiz barış ve dayanışmayla devam edecek” denilerek hak mücadelesinin sürdürüleceği mesajı verildi.

    PİRHA/ANTALYA

  • ‘Tecrit uygulamalarından derhal vazgeçilsin; Seda Baykan’ın talepleri kabul edilsin!’-VİDEO

    ‘Tecrit uygulamalarından derhal vazgeçilsin; Seda Baykan’ın talepleri kabul edilsin!’-VİDEO

    PİRHA- İHD birçok kentte ortak açıklama yaparak, Diyarbakır Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutulan ve 1 Nisan 2026 tarihinden bu yana açlık grevinde olan Seda Baykan’ın taleplerinin karşılanmasını istedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) birçok kentte ortak açıklama yaparak, Diyarbakır Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutulan Seda Baykan’ın durumuna dikkat çekti.

    İHD DERSİM: TECRİD UYGULAMALARINA SON VERİLSİN!

    İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi tarafından dernek binasında yapılan açıklamada Seda Baykan başta olmak üzere mahpuslara yönelik tecrit politikalarından vazgeçilmesi ve mahpusların sevk taleplerinin kabul edilmesi çağrısında bulunuldu.

    Açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Özgür Ateş okudu.

    Ateş, Diyarbakır Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutulan Seda Baykan’ın 1 Nisan 2026 tarihinden bu yana maruz bırakıldığı hak ihlallerinin sonlandırılması ve ailesinin bulunduğu ile yakın bir hapishaneye sevk edilme talebiyle açlık grevi eylemini sürdürdüğüne dikkat çekerek, “Seda Baykan yaklaşık dört yıldır Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla tekli oda olarak adlandırılan hücrede tutulmakta; diğer mahpuslarla iletişimi sağlanmamakta ve ayrıca kendi beyanına göre adli mahpuslar tarafından siyasi kimliği nedeniyle hedef gösterilmektedir. Mahpus tarafından Adalet Bakanlığı başta olmak üzere ilgili mercilere yapılan başvurular ise sonuçsuz bırakılmıştır” dedi.

    İHD tarafından sorunun çözümü amacıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı ile görüşüldüğünü ve ilgili mercilere Seda Baykan’ın durumu hakkında başvurularda bulunulduğunu aktaran Ateş, dernek üyesi avukatların Seda Baykan ile görüşme yaptığını, Baykan’ın kilo kaybı uyku bozukluğu yaşadığını ifade etti.

    Türkiye hapishanelerinde mahpusların tek kişilik hücrelerde tutulmaları, sosyal izolasyona maruz bırakılmaları ve ailelerinden uzak hapishanelerde tutulmaları; hem fiziksel hem de psikolojik sağlıkları üzerinde ciddi sonuçlar doğurduğunun altını çizen Ateş, tecrit uygulamalarına son verilmesi çağrısında bulundu.

    MERSİN İHD: MAHPUSLARIN SEVK TALEPLERİ KABUL EDİLMELİDİR

    İHD Mersin Şubesi de, dernek binasında basın açıklaması yaptı. İHD Mersin Şube Hapishane Komisyonu Sözcüsü Muammer Derince tarafından okunan açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Bir işkence yöntemi niteliği taşıyan uzun süreli tecrit uygulamaları, Türkiye’nin iç hukuku ile taraf olduğu uluslararası sözleşmelere açıkça aykırıdır. Geçmişte açlık grevleri nedeniyle birçok mahpus yaşamını yitirmiş, bazı mahpuslarda ise tedavisi mümkün olmayan kalıcı sağlık sorunları ortaya çıkmıştır. Seda Baykan’ın sürdürdüğü açlık grevi her geçen gün sağlık durumunun daha da ağırlaşmasına neden olmaktadır. Mahpusun sağlık ve yaşam hakkının korunması için düzenli tıbbi kontrollerinin bağımsız hekim heyetlerince yapılması derhal sağlanmalıdır.”

    İHD ANTALYA:DEMOKRATİK KAMUOYUNU DUYARLILIK GÖSTERMEYE ÇAĞIRIYORUZ!

    İHD Antalya Şubesi, Antalya Adliyesi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasını  İHD MYK Üyesi Şube YK Üyesi  Avukat Rüzgar Özbulduk okudu. Özbulduk, yetkililerin Seda Baykan’ın talepleri karşısında sessiz kalmayı sürdürmesi, ortaya çıkabilecek telafisi mümkün olmayan sonuçlardan doğacak sorumluluğu da beraberinde getireceğine işaret ederek, “Bu nedenle ilgili kurumları acilen harekete geçmeye, tecrit uygulamalarını sonlandırmaya ve mahpusun sevk talebini gecikmeksizin değerlendirmeye çağırıyoruz. İnsan Hakları Derneği olarak bir kez daha yetkilileri uyarıyoruz; Seda Baykan başta olmak üzere mahpuslara yönelik tecrit politikalarından vazgeçilmeli ve mahpusların sevk talepleri kabul edilmelidir. Sürecin takipçisi olduğumuzu kamuoyu ile paylaşıyor; insan hakları örgütlerini ve demokratik kamuoyunu duyarlılık göstermeye çağırıyoruz” diye belirtti.

    PİRHA/DERSİM-MERSİN-ANTALYA

     

     

  • ‘Kifayet Ana’ belgeselinin galası Adana’da yapıldı-VİDEO

    ‘Kifayet Ana’ belgeselinin galası Adana’da yapıldı-VİDEO

    PİRHA- 12 Eylül Anneleri’nden Kifayet Keçeci’nin hayatını anlatan ‘Kifayet Ana’ belgeseli Adana’da izleyici ile buluştu.

    12 Eylül 1980 darbesinin ardından hapishane önlerinde, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı kapılarında hak arayan annelerin ve insan hakları savunucularının mücadelesini anlatan ‘Kifayet Ana’ belgeseli Adana’da izleyiciyle buluştu.

    Salman-ı Pak Kültür Merkezi’nde yapılan gösterime barış anneleri, siyasi parti, demokratik kitle örgütü temsilcilerinin yanı sora çok sayıda yurttaş katıldı.

    Yönetmenliğini Diren Keser’in yaptığı belgeselde, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin karanlığına karşı mücadele eden isimlerden biri olan Kifayet Keçeci’nin hayat hikayesi üzerinden 12 Eylül Annelerinin/İnsanlarının kararlılığına ışık tutuyor.

    İHD Adana Şubesi tarafından organize edilen gösterime Kifayet Keçeci de katılırken, gösterim sonrası yapılan konuşmalarda, annelerin özgürlük ve demokrasi mücadelesine vurgu yapıldı.

    PİRHA/ADANA

     

  • Avrupa Konseyi’nin Türkiye’ye verdiği ‘Umut Hakkı’ süresi doluyor: Uygulanabilecek gerçek bir mekanizma şart -VİDEO

    Avrupa Konseyi’nin Türkiye’ye verdiği ‘Umut Hakkı’ süresi doluyor: Uygulanabilecek gerçek bir mekanizma şart -VİDEO

    PİRHA- İHD Hatay Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu,Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Öcalan kararında belirttiği “Umut Hakkı” kapsamında Türkiye’ye yasal düzenleme yapması için verdiği süre Haziran’da dolmasına dair yaptığı değerlendirmede, “Sadece yasanın kendisinin çıkması önemli değil. Pratikte de onu işleyebilecek gerçek bir mekanizmanın ortaya çıkarılması gerekiyor” diye ifade etti.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Öcalan kararında belirttiği “Umut Hakkı” kapsamında Türkiye’ye yasal düzenleme yapması için verdiği süre Haziran’da doluyor. Sürecin hukuki ve insani boyutlarını PİRHA’ya değerlendiren İHD Hatay Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu, ‘Umut Hakkı’nın evrensel bir ilke olduğunu vurgulayarak, “Sadece yasanın kendisinin çıkması önemli değil. Pratikte de onu işleyebilecek gerçek bir mekanizmanın ortaya çıkarılması gerektiğini” ifade etti.

    Avrupa Konseyi’nin, PKK Lideri Abdullah Öcalan ve diğer ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan mahpuslar için AİHM kararları doğrultusunda Türkiye’ye tanıdığı süre Haziran ayında sona eriyor. Türkiye’nin bugüne kadar bu konuda adım atmaması, hem iç hukukta eşitlik ilkesini hem de uluslararası yükümlülükleri yeniden tartışmaya açtı.

    “UMUT HAKKI, REHABİLİTE EDİLEBİLME İHTİMALİNİN ORTADAN KALDIRILMAMASI İLKESİDİR”

    Umut hakkının temel felsefesine değinen Salmanoğlu, bu kavramın insan onuru ile doğrudan bağlantılı olduğunu ifade ederek şunları dile getirdi:

    “Umut hakkı ağırlaştırılmış müebbet veya ömür boyu hapis cezası alan bireylerin belli koşullar altında cezası ne kadar ağır olursa olsun özgürlüğüne kavuşma ihtimalinin tamamen ortadan kaldırılmaması ilkesidir. Bu tanımlama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarına dayanıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kişinin cezası sürerken tekrardan ceza tespiti süreci içerisinde gerçek bir mekanizmanın oluşturulmasını savunur. Çünkü kişinin süreç içerisinde değişebileceğini, gelişebileceğini, rehabilite edilebileceğini varsayarak bu düşünceyi ortaya koymuştur. Bizler de İnsan Hakları Savunucuları olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarının doğru olduğu kanaatindeyiz.”

    “KARARLAR UYGULANMADIĞINDA İHLAL VE YAPTIRIM SÜRECİ BAŞLAR”

    AİHM kararlarının doğrudan bir yaptırım gücü olmasa da zaman içerisinde siyasi ve hukuki sonuçlar doğurduğunun altını çizen Salmanoğlu, denetim sürecini şu sözlerle aktardı:

    “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları direkt bir yaptırım söz konusu oluşturmaz. Fakat öncelikle belli bir süreç içerisinde devam eder. Bu süreç de şöyle olur; kararın kendisi uygulanıyor mu? Uygulanmadığı takdirde uygulama denetimine girilir. Bu uygulama denetiminde eğer aksamalar varsa uyarılar yapılır. Bu uyarılar dikkate alınmazsa siyasi ve hukuki bazı adımlar atılabilir. Daha sonra kararın uygulanmadığı netleştirildiği zaman artık ihlal süreci ile ilgili bir süreç başlar. Tabii bu süreç de yaptırımlarla devam eder.”

    “AYNI CEZA FARKLI İNFAZ REJİMLERİNE YOL AÇIYOR, BU ANAYASAYA AYKIRI”

    Türkiye’deki mevcut infaz rejiminin Anayasa’nın eşitlik ilkesiyle çeliştiğini ve ayrımcı bir pratik sergilediğini belirten İHD Hatay Eş Başkanı Salmanoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan bazı kişilerin tahliye edilmediğini belirtmek isterim. Anayasanın 10. maddesinde eşitlik ilkesi tanımlanmıştır. Bu ilke hem insan hakları savunucularının hem de hukukçuların tartıştığı ve bunun üzerine yoğunlaştığı bir ilke. Aynı ceza farklı infaz rejimlerini doğurabiliyor. Bunun dışında bazı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar tahliye edilirken bazıları tahliye edilmeyebiliyor. Bu da tabii Anayasanın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bakış açısı insanlık onuru ve umut hakkı üzerine şekilleniyor. Kişinin kendisi ağır bir suç işlemiş olsa bile rehabilite edilebileceğine yönelik bir bakış açısı mevcuttur. Devletlerin ağır suçlara ağır cezalar verme durumu söz konusu olabilir fakat kişinin rehabilitasyonunu, değişebileceğini, dönüşebileceğini göz önünde bulundurmalıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin oluşturduğu içtihatın kendisinin evrensel ilkelerle, insan onuruyla beraber daha doğru bir hakikati barındırdığını düşünüyoruz.”

    “YASA KİŞİYE ÖZEL OLAMAZ, ON BİNLERCE MAHPUS FAYDALANMALI”

    Çıkarılacak bir yasanın sadece tek bir kişiyi değil, aynı durumda olan tüm mahpusları kapsaması gerektiğine dikkat çeken Salmanoğlu, hapishanelerdeki İdare ve Gözlem Kurulları’nın keyfi kararlarına karşı uyardı:

    “Hukuken yasalar kişiye yönelik çıkarılamaz; hem genel hem somut olmak zorunda. Oluşturulacak olan umut hakkı ya da periyodik inceleme yasası gibi farklı isimlerle adlandırılacak yasanın kendisi çıkarıldığı zaman sadece Sayın Abdullah Öcalan’ın değil, kendisiyle aynı durumda olan binlerce mahpusun da faydalanmasını sağlayacak. Yani yasanın kendisinin çıkması önemli değil, umut hakkı yasasını çıkarabilirsiniz. Ama Türkiye’de cezaevi, idare ve gözlem kurullarının aldığı keyfi kararlar doğrultusunda birçok maphusun infazının yakıldığına şahit oluyoruz. Bu yüzden sadece yasanın değil pratikte de onu işleyebilecek gerçek bir mekanizmanın ortaya çıkarılması gerektiğini vurgulamak isterim.”

    “GÖRÜŞ ENGELLERİNİN SÜREKLİLİK ARZ ETMESİ BİR TECRİTTİR”

    İmralı Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’ndeki uzun süreli mutlak iletişimsizlik haline ve tecrit uygulamalarına da değinen İHD Hatay Eş Başkanı Salmanoğlu, uluslararası hukukun bu durumu açık bir hak ihlali olarak gördüğünü belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Türkiye’de cezaevi görüşmeleri ile ilgili bazı kanunlar var, kısıtlamalar var. Bununla ilgili yönetmelikler var. İdari ve Adli mahkemelerin ya da bunun dışında disiplin cezalarının sonucunda bazen cezaevi görüşmeleri kısıtlanabiliyor. Fakat Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bunun sürekliliğinin bir istisna olması gerektiğini her zaman vurguluyor. Bu süreklilik arz ettiği zaman bir tecrite dönüşüyor. Güvenlik gerekçesiyle ya da farklı gerekçelerle görüşmeler belli gerekçelerle engellenebilir ama bunun sürekliliğinin olması bir tecrittir. 2025 yılı eylül itibariyle bir görüşme devamlılığı var. Ama ondan önce Sayın Abdullah Öcalan’ın çok uzun süre ailesiyle ve avukatlarıyla görüşemediğini biliyoruz. Biz de insan hakları perspektifinden baktığımız zaman bunun kesinlikle kabul edilemez olduğunu söyleyebiliriz.”

    Cevahir FINDIK/ANTAKYA

  • İHD Antep Şubesi’nden Kayıplar Haftası açıklaması: Yıllardır ısrarla soruyoruz; kayıplarımız nerede?

    İHD Antep Şubesi’nden Kayıplar Haftası açıklaması: Yıllardır ısrarla soruyoruz; kayıplarımız nerede?

    PİRHA – İHD Antep Şubesi, 17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplar Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, zorla kaybetmelerin Türkiye’nin yüzleşmesi gereken bir gerçeklik olduğunu vurguladı. Açıklamada, “Gerçek bir toplumsal barış, ancak geçmişte işlenen ağır insan hakları ihlalleriyle yüzleşildiğinde mümkündür” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Antep Şubesi, 17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplar Haftası kapsamında Yeşilsu Parkı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı şube adına Fatma Güner okudu.

    Güner, gözaltında kaybedilenlerin akıbetini sormaktan ve cezasızlıkla mücadele etmekten vazgeçmeyeceklerini belirterek, Türkiye’nin karanlık geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini ifade etti.

    “KAYIP YAKINLARI YAS VE BELİRSİZLİĞE MAHKÛM EDİLDİ”

    Gözaltında kaybetmelerin sistematik bir devlet şiddeti olduğunu vurgulayan Güner, şu ifadeleri kullandı:

    “1915 Ermeni Soykırımı ile başlayan zorla kaybettirme uygulamaları, Türkiye’nin yüzleşmesi gereken bir gerçekliktir. 1990’lı yıllarda sistematik hale gelen gözaltında kaybetmeler; yalnızca bireylere değil, toplumun tamamına yönelmiş ağır bir devlet şiddeti biçimi olarak hafızalara kazındı. İnsanlar evlerinden, iş yerlerinden, köylerinden, sokak ortasında gözaltına alındı ve bir daha kendilerinden haber alınamadı. Geride bırakılan aileler ise yıllardır belirsizlik, yas ve adalet arayışı arasında yaşamaya mahkûm edildi. Aradan geçen bunca zamana rağmen hakikat ortaya çıkarılmadı. Etkin soruşturmalar yürütülmedi, sorumlular korunarak cezasızlık politikaları sürdürüldü.”

    “HUKUK, CEZASIZLIĞI KORUMANIN ARACINA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ”

    Hukuk sisteminin failleri cezalandırmak yerine koruduğuna dikkat çeken Güner, Dargeçit, Vartinis ve Kulp davalarındaki zaman aşımı kararlarını eleştirerek şunları kaydetti:

    “Zorla kaybettirilmeler, ‘BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’sinin 5. maddesine göre yaygın ve sistematik işlenmesinden dolayı insanlığa karşı işlenen bir suç olarak sayılmaktadır. Uluslararası mevzuat ve Türkiye ceza hukukunda da insanlığa karşı işlenen suçlara zaman aşımının uygulanmayacağı açık bir şekilde hüküm altına alınmıştır. Ancak, Türkiye ısrarla hakikatle yüzleşmemekten ve söz konusu sözleşmeyi imzalamaktan kaçınmaktadır. Türkiye’de hukuk, çoğu zaman hakikati ortaya çıkarmanın değil, cezasızlığı korumanın aracına dönüştürüldü. Bunun en ağır örneklerinden biri, yakın zamanda Dargeçit davasında yaşandı. Dargeçit dosyası da tıpkı Vartinis ve Kulp davaları gibi ailelerin ve insan hakları savunucularının yıllara yayılan mücadelesine rağmen zaman aşımına uğratıldı.”

    “İHD HAKİKAT VE ADALET MÜCADELESİNİN ÖZNESİDİR”

    İHD’nin kayıplar mücadelesindeki rolüne değinen Güner, Galatasaray Meydanı ve diğer illerdeki Cumartesi oturmalarının toplumsal hafıza için önemini şu sözlerle aktardı:

    “Kurulduğu zamandan bu yana İHD, gözaltında kaybetmelere karşı hakikat ve adalet mücadelesinin en temel öznelerinden biri olmuştur. İHD; kayıp başvurularını belgeleyerek kamuoyuna duyurmuş, dava süreçlerini takip etmiş, cezasızlık politikalarına karşı hukuk mücadelesi yürütmüş ve kayıp yakınlarının sesinin duyulması için yıllardır kesintisiz bir dayanışma hattı örmüştür. İstanbul, Diyarbakır, Batman, İzmir, Urfa, Yüksekova ve pek çok kentte, İHD ve kayıp yakınları tarafından adalet talebiyle her cumartesi oturma eylemleri düzenlenmektedir. İHD’nin yürüttüğü bu mücadele, yalnızca kayıpların bulunması için değil; aynı zamanda toplumsal hafızanın korunması, cezasızlığın son bulması ve bir daha benzer ihlallerin yaşanmaması açısından da önemli bir insan hakları mücadelesidir.”

    “CEZASIZLIK UYGULAMASINA SON VERİLSİN”

    Açıklamanın sonunda İHD Antep Şubesi, çözüm için şu talepleri sıraladı:

    “Gözaltında kaybedilen tüm kişilerin akıbeti açıklansın.

    Zorla kaybetme suçu Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suç olarak açık biçimde düzenlensin.

    Tüm gözaltında kayıp dosyalarında cezasızlık uygulamalarına son verilsin.

    Galatasaray Meydanı’ndaki anayasa ve hukuk dışı mekân yasağı ile sayı sınırlamasına derhal son verilsin.

    Türkiye, BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi’ni imzalasın ve onaylasın.”

    Fatma Güner, “Kaybedilen tüm insanlarımızın anısı önünde saygıyla eğiliyor, hakikat ve adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz” diyerek açıklamayı sonlandırdı.

    PİRHA/ANTEP

  • İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın: Kalıcı bir barış adalet ve yüzleşmenin tesis edilmesiyle olur-VİDEO

    İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın: Kalıcı bir barış adalet ve yüzleşmenin tesis edilmesiyle olur-VİDEO

    PİRHA- İHD Dersim Şubesi’nin Kayıplar Haftası dolayısıyla düzenlediği panelde konuşan İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, “Gerçekten kalıcı bir barış tesis edilecekse bu adaletin ve yüzleşmenin tesis edilmesi lazım.  Süreç kapsamında bazı konular yoluna girdikten sonra geçiş dönemi adaleti, faili meçhul cinayetler, zorla kaybettirmeler gibi konular birinci başlıklarımız olacak” dedi.

    Kayıplar Haftası dolayısıyla İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi panel düzenledi. İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın ve İHD İstanbul Şubesi Eşbaşkanı Jiyan Tosun’un konuşmacı olarak katıldığı panelin moderatörlüğünü İHD Dersim Şubesi Eşbaşkanı Özgür Ateş yaptığı panel Ticaret ve Sanayi Odası’nda düzenledi.

    Panele Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dêrsim Milletvekili Ayten Kordu ve Halklar ve İnançlar Komisyonu Eşsözcüsü Yüksel Mutlu, siyasi parti ve sivil toplum kurumu temsilcileri yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Panelden önce Jiyan Tosun, Cumartesi Anneleri’nin 31 yıllık mücadelesine atfen 1992 yılında Dêrsim’de kaçırıldıktan sonra katledilen Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk’e karanfil verdi.

    “YAS TUTAMIYORSANIZ O KAYBETMEYİ HER GÜN YAŞIYORSUN”

    Panelde ilk olarak söz alan Jiyan Tosun, coğrafyanın “mezarsızlar ülkesi” olduğunu vurgulayarak, “Toplum, yüzleşmeye ve adalete erişecek bir yapıya sahip değil. Faillerin açığa çıkarmasını halen gerçekleştiremedik. Kaybolan sevdiklerimizi halen bulamadık. Eğer yas tutamıyorsanız o kaybetmeyi her gün yaşıyorsun. Her gün Cumartesi Meydanı’nda olmamızın nedeni acının taze olması. Gülistan Doku’nun ailesinin bu kadar mücadele etmesinin nedeni bu belirsizlik. Halen kızlarının yeri belli değil” dedi.

    Ardından söz alan İHD Eş Genel Başknaı Cihan Aydın ise, Gülistan Doku’nun kaybettirilmesinde devlet kurumlarının rolüne dikkat çekerek, Ayten Öztürk’ün hikayesini paylaştı.

    “Devlet kayıp meselesinin tam odağında” diyen Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Oluşturduğu ya da göz yumduğu paramiliter güçler bunu çok aleni şekilde yaptı. Korku yaymak için bunu yaptılar. İnsanları siyasal mücadeleden koparmamanın aracı olarak bunu yaptılar. Devlet yüzleşme konusunda karar vermesi lazım. Biz bu talebi sürekli gündemde tutuyoruz. Dünya örneklerinde de olduğu gibi devlet yüzleşme niyetini ortaya koymazsa gerçek anlamda bir yüzleşme olmaz. Türkiye’de en son Dargeçit Davasında zaman aşımı kararı verildi. Türkiye’de eğer bir ölüm varsa burada zaman aşımı ön görüyor. Yargı henüz insanlığa karşı işlenen suçlar hakkında bir tanım yapmadı. Yargı diyor ki ‘bunlar bireysel suçtur.’ BM tarafından zorla kaybettirmelere ilişkin 2006 yılında imzalan bir anlaşma var. Bu anlaşma Türkiye tarafından imzalanmadı. Dolayısıyla barış sürecini konuşurken devletin karar vermesi lazım. Şu anda yaşadığımız geçiş sürecinde konuştuğumuz bu konular sürecin parçasını oluşturuyor. Gerçekten kalıcı bir barış tesis edilecekse bu adaletin ve yüzleşmenin tesis edilmesi lazım. Şu anda yürüyen sürecin çözüm mimarisi buna uygun değil. Süreç kapsamında bazı konular yoluna girdikten sonra geçiş dönemi adaleti, faili meçhul cinayetler, zorla kaybettirmeler gibi konular birinci başlıklarımız olacak.”

    Konuşmaların ardından yapılan soru-cevap kısmının ardından Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, kızı için yazdığı “Ayten’in acıklı hikayesini anlattılar” kitabını imzaladı.

    PİRHA/DERSİM

  • İHD: Alevi inanç mekanlarına yönelik saldırılar kabul edilemez!

    İHD: Alevi inanç mekanlarına yönelik saldırılar kabul edilemez!

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi, Maraş Pazarcık’taki Elif Ana ve Dersim’deki Düzgün Baba dergâhlarına yönelik gerçekleştirilen saldırıları kınayarak, faillerin derhal bulunmasını istedi. İHD, “Saldırılar inanç özgürlüğüne ve birlikte yaşam hakkına yönelik ciddi bir ihlaldir” açıklamasında bulundu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi, Alevi inancının en önemli sembol mekanlarından ve dergâhlarından olan Maraş/Pazarcık’taki Elif Ana ile Dersim’deki Düzgün Baba ziyaretlerine yönelik gerçekleştirilen saldırılara ilişkin yazılı bir basın açıklaması yayımladı. Saldırıları kınayan dernek, devletin tüm inanç mekânlarını koruma yükümlülüğü olduğunu hatırlatarak sorumluların açığa çıkarılması için etkili bir soruşturma yürütülmesi çağrısında bulundu.

    “CEZASIZLIK POLİTİKALARI YENİ SALDIRILARA ZEMİN HAZIRLIYOR”

    İHD Genel Merkezi tarafından yapılan açıklamada, inanç mekânlarına yönelik saldırıların yalnızca fiziki alanları değil, o inanca mensup toplulukların kimliğini, tarihini ve varoluşunu hedef aldığı vurgulandı. Alevilerin tarih boyunca ayrımcılık, inkâr ve nefret söylemleriyle karşı karşıya kaldığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bugün de kutsal mekânlarına yönelik saldırılarla Aleviler hedef gösterilmektedir. Bu saldırılar; cezasızlık politikaları, ayrımcı dil ve nefret ikliminden bağımsız değerlendirilemez. İnanç merkezlerine yönelik saldırıların etkili biçimde soruşturulmaması ve faillerin açığa çıkarılmaması, benzer ihlallerin sürmesine zemin hazırlamaktadır.”

    “DEVLET İNANÇ MEKANLARINI KORUMAKLA YÜKÜMLÜDÜR”

    Elif Ana ve Düzgün Baba dergâhlarının Alevi toplumunun inançsal ve kültürel belleğinde çok kritik bir yere sahip olduğunun altını çizen İHD, bu tür saldırılar karşısında sessiz kalınmasının nefret suçlarını olağanlaştıracağına dikkat çekti. İnanç özgürlüğünün temel bir insan hakkı olduğunu hatırlatan dernek, devletin sorumluluklarını şu sözlerle anımsattı:

    Tüm inanç topluluklarının ibadet ve ziyaret mekânlarını korumak,

    Nefret suçlarına karşı etkili ve caydırıcı önlemler almak,

    Ayrımcılığa karşı eşitlik temelinde politikalar geliştirmek.

    Açıklamanın sonunda, inanç temelinde geliştirilen her türlü ayrımcılığa ve nefret söylemine karşı mücadelenin kararlılıkla süreceği belirtildi. İHD, Alevi toplumuyla dayanışma içinde olacaklarını vurgulayarak, “İnançlara yönelik nefretin değil; eşit yurttaşlığın, çoğulculuğun ve birlikte yaşamın savunulması gerektiğini bir kez daha vurguluyor, hukuki sürecin yakın takipçisi olacağımızı kamuoyuyla paylaşıyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • İHD Dersim: Zorla kaybettirmeler insanlığa karşı suçtur, zamanaşımı uygulanamaz-VİDEO

    İHD Dersim: Zorla kaybettirmeler insanlığa karşı suçtur, zamanaşımı uygulanamaz-VİDEO

    PİRHA- 17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplar Haftası dolayısıyla Seyit Rıza Meydanı’nda bir araya gelen İHD Dersim Şubesi, gözaltında kaybedilenlerin akıbetinin açıklanmasını ve Türkiye’nin BM Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşme’yi derhal imzalamasını talep etti.

     İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, 17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplar Haftası kapsamında Seyit Rıza Meydanı’nda kitlesel bir basın açıklaması gerçekleştirdi. İHD Dersim Şubesi adına açıklamayı Eş başkan Nurşat Yeşil okudu. “Kayıplarımız nerede?” sorusunun kararlılıkla sorulmaya devam edileceğinin vurgulandığı açıklamada; hakikat, adalet ve geçmişle yüzleşme çağrısı yapıldı.

    “ZORLA KAYBETTİRMELER İNSANLIĞA KARŞI SUÇTUR”

    Açıklamada, 1915’ten itibaren başlayan ve özellikle 1990’lı yıllarda sistematik bir devlet şiddeti haline gelen gözaltında kaybetmelerin toplumsal hafızada derin yaralar açtığı belirtildi. Zorla kaybettirmelerin Birleşmiş Milletler (BM) mevzuatına göre “insanlığa karşı suç” niteliği taşıdığı hatırlatılarak şu ifadelere yer verildi:

    “Uluslararası mevzuatta ve Türkiye ceza hukukunda insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı uygulanamayacağı açıkça hüküm altına alınmıştır. Ancak Türkiye, hakikatle yüzleşmekten kaçınmakta ve BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi’ni imzalamamaktadır.”

    HUKUK CEZASIZLIĞIN ARACINA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

    Yargı süreçlerindeki cezasızlık politikalarına dikkat çekilen açıklamada; yakın zamanda karara bağlanan Dargeçit dosyasının yanı sıra Vartinis ve Kulp davalarının da zamanaşımına uğratılarak faillerin korunduğu ifade edildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye aleyhine verdiği ihlal kararlarının da görmezden gelindiği vurgulandı.

    Toplumsal barışın ancak geçmişteki ağır insan hakları ihlalleriyle yüzleşerek kurulabileceğini belirten İHD Dersim Şubesi, taleplerini şu şekilde sıraladı:

    Gözaltında kaybedilen tüm kişilerin akıbeti net bir şekilde kamuoyuna duyurulsun.

     Zorla kaybetme suçu, Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) “insanlığa karşı suç” olarak açıkça tanımlansın.

    Tüm gözaltında kayıp dosyalarındaki cezasızlık uygulamalarına son verilerek sorumlular bağımsız yargı önüne çıkarılsın.

     Cumartesi İnsanları’nın Galatasaray Meydanı’ndaki anayasa dışı mekân yasağı ve sayı sınırlaması derhal sonlandırılsın.

    Türkiye, BM Zorla Kaybedilmeden Korunma Sözleşmesi’ni imzalasın, onaylasın ve etkin şekilde uygulasın.

     AİHM’in zorla kaybetmelere ilişkin verdiği tüm kararlar eksiksiz yerine getirilsin.

    Açıklama, gözaltında kaybedilenlerin anısı önünde saygıyla eğilindiği ve adalet mücadelesinden asla vazgeçilmeyeceği vurgulanarak beş dakika oturma eylemi yapılarak son buldu.

    PİRHA/DERSİM

  • İHD’den 3 Mayıs raporu: İfade özgürlüğü ağır baskı altında!

    İHD’den 3 Mayıs raporu: İfade özgürlüğü ağır baskı altında!

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi, 1993 yılından bu yana kutlanan 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü vesilesiyle bir açıklama yayımladı. Dernek, Türkiye’de ve dünyada gazetecilerin karşı karşıya kaldığı baskıları, tutuklamaları ve hak ihlallerini verilerle ortaya koyarak siyasi iktidara “hukuka uyma” çağrısında bulundu.

    İHD’nin açıklamasında, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün 2026 yılı verilerine dikkat çekildi. Rapora göre Türkiye, basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 163. sıraya gerilemiş durumda. Geçtiğimiz yıla oranla 4 basamak birden düşüş yaşanması, ülkedeki otoriterleşme eğiliminin basına yansıması olarak değerlendirildi.

    Açıklamada öne çıkan veriler şu şekilde:

    Türkiye Gazeteciler Sendikası verilerine göre, 2026 yılı itibarıyla 14 gazeteci cezaevinde bulunuyor.

    “Dezenformasyon yasası” adı altında çıkarılan düzenlemelerin, muhalif sesleri susturmak için bir araç olarak kullanıldığı vurgulandı. Yıl başından bu yana Alican Uludağ, İsmail Arı ve Pınar Gayip gibi çok sayıda ismin bu gerekçelerle tutuklandığı hatırlatıldı.

    İHD, İsrail’in Filistin’deki askeri operasyonlarında, Ukrayna-Rusya savaşında ve Rojava’daki çatışmalarda çok sayıda basın emekçisinin kasten hedef alındığını belirterek, gazetecilerin can güvenliğinin küresel bir kriz haline geldiğini ifade etti.

    KIRMIZI ÇİZGİLER VE CEZASIZLIK POLİTİKASI

    İHD, Türkiye’deki yerleşik ideolojinin “kırmızı çizgileri” olarak görülen Kürt meselesi, Ermeni Soykırımı ve Kıbrıs gibi konularda farklı görüş bildirenlerin ağır baskılara maruz kaldığını belirtti. Özellikle Kürt basınına ve muhalif kurumlara (Mezopotamya Ajansı, JinNews, Halk TV vb.) yönelik gözaltıların süreklilik kazandığına dikkat çekildi. Faili meçhul gazeteci cinayetlerindeki cezasızlık politikasının sürdüğü eleştirisi yapıldı.

    HUKUK İHLALLERİ VE AYM/AİHM KARARLARI

    Açıklamanın en kritik noktalarından biri de hukuksuzluk vurgusu oldu. Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen ihlal kararlarının uygulanmamasının, Türkiye’nin hem iç hukukunu hem de taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri ihlal etmesi anlamına geldiği belirtildi.

    İHD Genel Merkezi yaklaşık iki yıldır devam eden ve toplumsal bir barış umudu yaratan sürece dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

    “Tüm toplumsal sorunların çözümünde en temel unsur konuşabilmektir. Barış umudunu yeşertmek için ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması bir lütuf değil, zorunluluktur.”

    İHD, açıklamasının sonunda siyasi iradeyi; anayasaya, evrensel hukuk ilkelerine ve basın özgürlüğüne saygı göstermeye davet etti.

    HABER MERKEZİ

  • İHD Hatay Şube Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu: Nefret ve şiddet dilinden vazgeçilmeli!-VİDEO

    İHD Hatay Şube Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu: Nefret ve şiddet dilinden vazgeçilmeli!-VİDEO

    PİRHA- Şiddetin kendisinin bir kültür haline geldiğini ifade eden İnsan Hakları Derneği Hatay Şube Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu, “Bu kronikleşmiş sorunu güvenlikçi politikalarla ya da gündelik bir sorunmuş gibi algılayarak çözmenin mümkün değil. Nefret ve şiddet dilinin terk edilmesi gerekiyor. Aksi takdirde okulların önüne koyulan polislerle ya da bekçilerlerle çözülmez” dedi.

    Türkiye’de şiddet sokakta, evde, hastanede, okulda, iş yerinde artarak devam ediyor. Urfa Siverek ve Maraş’ta yaşanan okul saldırılarına dair Milli Eğitim Bakanlı ve İçişleri Bakanlığı tarafından yeni tedbirler aldı. Bekçileri okul önlerine yerleştiren yetkililer, sorunu güvenlik ekseninde çözeceğini düşünüyor.

    İnsan Hakları Derneği Hatay Şube Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu, okullarda yaşanan saldırılara ve sonrasındaki tartışmalara dair konuştu.

    “ŞİDDET KÜLTÜR HALİNE GELDİ”

    Şiddetin kendisinin bir kültür haline geldiğini ifade eden Mürsel Tonguç Salmanoğlu, “Şiddet kronikleşmiş bir sorun. 100 yıllık Cumhuriyet tarihinde İttihat ve Terakki zihniyetinin o inkarcı, imhacı, ektipleştirmeci politikalarının bir ürünü olarak görüyorum. Çünkü şiddeti sadece fiziksel olarak algılamanın ne yazık ki çözümü getiremeyeceğine şahit oluyoruz. Çünkü sadece fiziksel olarak değil bugün Türkiye’de muhalifler, Kürtler, kadınlar, LGBT + bireyler de şiddete uğruyor. Bu şiddet kültürü siyasal arenada da mevcut. Medya dilinde de mevcut” dedi.

    “ÇÖZÜM ADİL, LAİK, ÖZGÜR, ANA DİLİNDE EĞİTİMDE”

    Bu kronikleşmiş sorunu güvenlikçi politikalarla ya da gündelik bir sorunmuş gibi algılayarak çözmenin mümkün olmadığını vurgulayan Mürsel Tonguç Salmanoğlu, “Bu bir süreç. Bu bir zihniyet sorunu, bu bir bilinç sorunu. Özellikle bu zihniyet ve bilinç sorununun aşılması gerekiyor. O nefret dilinin, şiddet dilinin terk edilmesi gerekiyor. Aksi takdirde okulların önüne koyulan polislerle ya da bekçilerlerle çözülmez. Daha temel demokratik çözümlerin sunulması gerekiyor. Adil, laik, özgür ve ana dilinde eğitim gerçekleşmediği sürece ne yazık ki yol alınamıyor” diye belirtti.

    PİRHA/HATAY

  • İHD MYK Üyesi Servet Üstün Akbaba: JES projesi yaşam hakkının ihlalidir, vazgeçin!-VİDEO

    İHD MYK Üyesi Servet Üstün Akbaba: JES projesi yaşam hakkının ihlalidir, vazgeçin!-VİDEO

    PİRHA- İHD MYK Üyesi Servet Üstün Akbaba, Varto ve Karlıova ilçelerini etkileyecek JES projesinin yaşam hakkının ihlali anlamına geldiğine dikkat çekerek, JES’in yapılacağı alanın Alevi toplumunun yaşadığı, inanaç merkezlerinin olduğu bir bölge olduğunun altını çizdi: “Bundan vazgeçin.”

    Muş’un Varto ve Bingöl’ün Karlıova ilçelerini kapsayan geniş bir alanda planlanan jeotermal kaynak arama ve santral projesine karşı tepkiler büyüyor. Muş Valiliği Komisyon Başkanlığı tarafından, Amerikan bağlantılı Ignis Enerji AŞ’ye verilen izinle başlatılmak istenen sondaj çalışmalarına karşı Varto ve Karlıova halkı, doğa ve yaşam alanlarını savunmak için ses yükseltiyor.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) MYK Üyesi ve Ekoloji ve Yaşam Hakkı Komisyonu’ndan Servet Üstün Akbaba, Varto’nun kadim geçmişe sahip bir coğrafya olduğunu belirterek, “Şimdi bir coğrafyadan bahsederken oradaki yaşam biçimlerini tehdit eden bir yer aslında. Yani oradaki insanların tarım arazileri var. Özellikle hayvancılıkla uğraşıyorlar. Bir mera meselesi var. İşte hayvanları otlatabilecekleri alanlar var. Bu proje başlarsa ekolojik bir tahribat yaşanacak” dedi.

    “JES YAŞAM HAKKINI İHLAL EDEN BİR PROJE”

    JES’in faliyete geçmesi durumunda doğal güzelliğinin tümüyle tahrip olacağını, yaşamın yok olacağını vurgulayan Akbaba, “Biz bir şiddet biçiminden bahsederken sadece yaşam hakkını tehdit eden fiziksel şiddetten bahsetmiyoruz. Türkiye’nin birçok bölgesinde ciddi anlamda ekolojik bir şiddet var. Akbelen’de, Bergama’da, Mersin’de yaşanıyor. Avrupa’dan getirilen çöplerin hepsi oraya yığılmış ve Türkiye neredeyse bir çöplüğe dönüştürülmüş durumda” diye belirtti.

    “İHD OLARAK MÜCADELENİN YANINDAYIZ”

    İnsan hakları savunucuları olarak, insanların sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını savunduklarını ifade eden Akbaba, “Elbette Varto ve Karlova halkı duyarlı bir halk. Bu JES projesine izin vermeyecekleri ve mücadelelerini yükselteceklerine eminim. Biz İHD olarak bu mücadeleye katkı sunacağımızı, destek vereceğimizi belirtiyoruz” şeklinde konuştu.

    “İNANÇ MERKEZLERİ ETKİLENECEK”

    JES’in yapılacağı alanın Alevi toplumunun yaşadığı, inanaç merkezlerinin olduğu bir bölge olduğunun altını çizen Akbaba, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “16 Alevi köyü kendisini gerçekten dışlanmış görüyor. Bir mülksüzleştirme, coğrafyadan sürgün edilmedurumu da var. Çünkü orada yaşam da tehditli ediliyor.

    Orada ziyaret alanları var. Yani insanların ibadet alanları da etkilenecek. Goşkar Baba, Alevilerin inanç simgelerinden bir yer. Hızır Çeşmesi ve birçok yer JES’ten etkilenecek. Umarım bundan vazgeçerler.”

    PİRHA/HATAY

  • İHD Hatay ve İskenderun Şubelerinde “Kifayet Ana” belgesel gösterimi yapıldı-VİDEO

    İHD Hatay ve İskenderun Şubelerinde “Kifayet Ana” belgesel gösterimi yapıldı-VİDEO

    PİRHA- İHD Hatay ve İskenderun şubeleri, 12 Eylül askeri darbe döneminden günümüze uzanan kadın mücadelesinin simge ismi Kifayet Keçeci’nin hayatını konu alan “Kifayet Ana” belgeselinin gösterimine ev sahipliği yaptı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Hatay ve İskenderun şubeleri, toplumsal hafızayı diri tutmak ve hak arama mücadelesine dikkat çekmek amacıyla anlamlı bir etkinliğe imza attı. Yönetmenliğini Diren Keser’in üstlendiği “Kifayet Ana” belgeseli, Hatay ve İskenderun’da gerçekleştirilen gösterimlerle bölge halkı ve hak savunucularıyla buluştu.

    KADIN DİRENİŞİNE VURGU

    Gösterimler öncesinde yapılan açılış konuşmalarında, insan hakları mücadelesinin Türkiye demokrasisi için taşıdığı kritik öneme değinildi. Özellikle 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı baskı ortamında, cezaevi kapılarında evlatlarının akıbetini soran kadınların başlattığı direnişin bugünkü hak arama kültürünün temel taşı olduğu ifade edildi. Konuşmacılar, Kifayet Ana şahsında simgeleşen bu mücadelenin kadınların toplumsal muhalefetteki öncü rolünü bir kez daha kanıtladığını vurguladı.

    Yönetmen Diren Keser’in uzun süren araştırmalar ve tanıklıklar sonucu hazırladığı belgesel, Kifayet Keçeci’nin (Kifayet Ana) 1980 darbesi sonrası başlayan, işkencelere ve kayıplara karşı dimdik duran yaşam öyküsünü odağına alıyor. Film, sadece bir biyografi olmanın ötesinde, Türkiye’nin insan hakları panoramasını izleyiciye sunuyor.

    “HAFIZAYI KAYIT ALTINA ALDIK”

    Belgeselin yönetmeni Diren Keser, gösterimlerin ardından yaptığı değerlendirmede, toplumsal yüzleşmenin ancak hafızayı koruyarak mümkün olabileceğini belirtti. Keser, Kifayet Ana’nın mücadelesinin bugün hala sürmekte olan adalet arayışlarına ışık tuttuğunu ve bu belgeselle o tarihi direnişi gelecek kuşaklara aktarmayı amaçladıklarını dile getirdi.

    Sivil toplum kuruluşları ve çok sayıda yurttaşın katıldığı gösterimler belgesel ekibiyle yapılan soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

    PİRHA/HATAY

  • İHD Antalya: Açlık grevindeki mahpuslar ölüm sınırında-VİDEO

    İHD Antalya: Açlık grevindeki mahpuslar ölüm sınırında-VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Antalya Şubesi, Antalya Adliyesi önünde yaptığı basın açıklamasında, yüksek güvenlikli hapishanelerdeki tecrit koşullarına karşı açlık grevinde olan üç mahpusun durumunun “ölüm sınırına” dayandığını duyurdu. İHD Şube Eşbaşkanı Mahir Önal, “Hastanede refakatçisiz tutulma, tecrit içinde tecrittir” dedi.

    Antalya Adliyesi önünde bir araya gelen insan hakları savunucuları, aileler ve avukatlar, kamuoyunda “kuyu tipi” olarak bilinen Y, S ve YGC tipi hapishanelerdeki hak ihlallerine dikkat çekti. İHD Antalya Şube Eşbaşkanı Mahir Önal tarafından okunan açıklamada, 260 günü aşkındır süresiz açlık grevinde olan mahpusların yaşam haklarının korunması için derhal adım atılması istendi.

    HASTANE ODASINDA “YALNIZLAŞTIRMA” İŞKENCESİ

    10 Nisan’da Antalya Şehir Hastanesi’ne sevk edilen Tahsin Sağaltıcı, Gürkan Türkoğlu ve Hüseyin Özen’in, 12 gündür tekli odalarda refakatçisiz tutulduğu vurgulandı. Önal, mahpusların kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olduklarını belirterek şu detayları paylaştı:

    “Hastanede tutulma koşulları, hapishanedeki tecrit uygulamasının bir yansımasıdır. Mahpuslar tek başlarına ayağa kalkamıyor, konuşmakta zorluk çekiyor ve hafıza kaybı yaşıyorlar. Ailelerin refakatçi talepleri savcılıkça yanıtsız bırakılıyor. Bu durum sağlık durumlarını daha da ağırlaştırıyor.”

    MAHPUSLARIN SAĞLIK DURUMU ALARM VERİYOR

    Açıklamada, açlık grevindeki üç ismin son sağlık verileri kamuoyuyla paylaşıldı:

    Tahsin Sağaltıcı (266. Gün): 40 kilonun altına düştü, ciddi hafıza sorunları ve ayaklarında yanma hissi yaşıyor.

    Gürkan Türkoğlu (266. Gün): Bilinci kapandığı için yapılan müdahaleyi reddetti. Parmak uçlarında yanma ve diz kapağında iltihaplanma nedeniyle sürekli ateşleniyor.

    Hüseyin Özen (247. Gün): 57 yaşındaki mahpus tekerlekli sandalye ile görüşlere çıkabiliyor; kafasında yaralar ve denge sorunları mevcut.

    “KUYU TİPİ HAPİSHANELER KAPATILMALIDIR”

    YGC, Y ve S tipi hapishanelerin “doğal mahrumiyet bölgesi” olduğunu belirten Mahir Önal, mahpusların günde sadece 1-2 saat havalandırmaya çıkabildiğini, hava sirkülasyonunun bile kalem ucu genişliğindeki tellerle engellendiğini ifade etti. Bu mimari yapının mahpuslarda algı zayıflaması ve fiziksel tahribata yol açtığı vurgulandı.

    TALEPLER VE SORUMLULUK ÇAĞRISI

    İHD, Adalet ve Sağlık Bakanlıkları ile Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’na yönelik şu talepleri sıraladı:

    Acil Refakatçi: Aile üyelerinden birinin refakatçi olarak yanlarında bulunması talebi derhal kabul edilmelidir.

    Bağımsız Heyet: Mahpusların bağımsız hekim heyetleri tarafından ziyaret edilmesine olanak sağlanmalıdır.

    Sevk Talepleri: Mahpusların tecrit koşullarının son bulacağı uygun yerlere sevkleri yapılmalıdır.

    Avukat Erişimi: Avukat görüşleri mahremiyet ve savunma hakkına uygun koşullarda gerçekleştirilmelidir.

    Açıklama, aileler üzerindeki gözaltı baskısının son bulması ve tecrit politikalarından vazgeçilmesi çağrısıyla sona erdi: “Yaşam hakkı korunmalı, yetkililer sorumluluk almalıdır.”

    PİRHA/ANTALYA

     

  • İHD Dersim Şubesi: Yaprak Kurban’ın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz

    İHD Dersim Şubesi: Yaprak Kurban’ın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, 17 Nisan sabahı evine yapılan baskınla gözaltına alınan şube yöneticisi Yaprak Kurban’ın derhal serbest bırakılması için yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, gözaltı işleminin somut delillere değil, “itirafçı” beyanlarına dayandığı vurgulanarak bu durumun insan hakları savunucularına yönelik artan baskıların bir parçası olduğu ifade edildi.

    “SOMUT DELİL YOK, İTİRAFÇI BEYANI VAR”

    İHD Dersim Şubesi tarafından yapılan açıklamada, İstanbul merkezli yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Yaprak Kurban’ın ifadesinin bugün alındığı belirtildi. Dosyada herhangi bir somut delil bulunmadığına dikkat çekilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Dosyada kısıtlama kararı bulunmakla birlikte, yöneticimize yalnızca etkin pişmanlıktan yararlanan bir kişinin soyut ve dayanaksız beyanları üzerinden sorular yöneltilmiştir. Somut hiçbir delil olmaksızın gerçekleştirilen bu gözaltı işlemi, hak savunuculuğu faaliyetlerinin kriminalize edilme çabasıdır.”

    EKOLOJİ VE KADIN MÜCADELESİNE VURGU

    Yaprak Kurban’ın uzun yıllardır ekolojik yıkıma karşı doğayı, kadın haklarını ve yaşam hakkını savunduğu hatırlatılan açıklamada, bu gözaltı işleminin sadece bir kişiye değil; ekoloji, kadın ve eşitlik mücadelesine yönelik bir müdahale niteliği taşıdığı savunuldu.

    “HAK SAVUNUCULUĞU KRİMİNALİZE EDİLEMEZ”

    İHD, yetkilileri gözaltı sürecinde şeffaf olmaya ve kötü muameleye karşı gerekli önlemleri almaya çağırarak açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

    “İnsan hakları savunuculuğu faaliyetleri suç değildir ve kriminalize edilemez. Hak ihlallerine karşı mücadele eden kişilerin hedef haline getirilmesi kabul edilemez. İHD Dersim Şubesi olarak yöneticimiz Yaprak Kurban’ın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Her koşulda insan haklarını savunmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/DERSİM

  • İHD Dersim Şubesi: Tutuklu tüm gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır!- VİDEO

    İHD Dersim Şubesi: Tutuklu tüm gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır!- VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik artan baskılara dikkat çekerek, gazetecilere yönelik gözaltı, tutuklama ve yargılamaların derhal sona erdirilmesini istedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik sistematik baskılara dikkat çekerek, basın açıklama yaptı.

    Sanat Sokağı’nda yapılan açıklamayı şube adına İHD Dersim Şubesi Eş Başkanı Özgür Ateş okudu. Ateş, gazetecilerin yalnızca haber takibi ve kamuoyunu bilgilendirme görevleri nedeniyle kriminalize edildiğini belirtti. Ateş, PİRHA muhabiri Cihan Berk’in tutuklu yargılandığı davanın bu baskıların somut bir göstergesi olduğunu söyleyerek, özgür basının susturulamayacağını ifade etti.

    “HABER TAKİBİ YAPMAK, GERÇEKLERİ YAZMAK SUÇ DEĞİLDİR”

    Ateş, açıklamada şunları dile getirdi:

    “Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik baskılar her geçen gün artmakta; gazetecilik faaliyetleri sistematik bir biçimde kriminalize edilerek susturulmak istenmektedir. Kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu yerine getiren gazeteciler; gözaltı, tutuklama, soruşturma ve yargı baskısıyla karşı karşıya bırakılmaktadır. Haber takibi yapmak, gerçekleri yazmak ve kamuoyunu bilgilendirmek suç gibi gösterilmekte; gazeteciler hedef haline getirilmektedir.”

    Son dönemde gazetecilere yönelik operasyonların sıradanlaştırıldığını belirten Ateş, ev baskınları, dijital materyallere el koymalar, uzun gözaltı süreleri ve tutuklamaların yaygın hale geldiğini söyledi. Yargının bir baskı aracına dönüştüğünü ifade eden Ateş, bu durumun yalnızca basın emekçilerini değil, toplumun haber alma hakkını da tehdit ettiğini vurguladı.

    “GAZETECİLER TEHDİT ALTINDA MESLEKLERİNİ YAPMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Ateş, PİRHA muhabiri Cihan Berk’in tutuklu yargılandığı davanın bu baskıların somut örneklerinden biri olduğunu kaydederek şunları ekledi:

    “Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle özgürlüğünden mahrum bırakılan Berk’in duruşması, bir gazetecinin değil, toplumun haber alma hakkının yargılandığı bir sürece dönüşmüştür.”

    “Dezenformasyon Yasası” olarak bilinen düzenlemenin gazetecilik faaliyetleri üzerindeki baskıyı artırdığını dile getiren Ateş, Alican Uludağ, Bilal Özcan ve İsmail Arı gibi gazetecilerin gözaltına alınarak tutuklanmalarının bu yasanın pratikteki etkisini gösterdiğini söyledi.

    ETHA muhabirlerine yönelik baskılara da değinen İAteş, Müslüm Koyun, Pınar Gayıp, Elif Bayburt, Nadiye Gürbüz ve Züleyha Müldür’ün ev baskınları ve tutuklamalarla hedef haline getirildiğini hatırlattı. Açıklamada, gazetecilerin cezaevinden dahi haber üretmeye devam ettikleri vurgulandı.

    Ateş, gazeteci Ertan Çıta’nın Dersim Belediyesi’ne kayyum atanmasının ardından gerçekleşen protestolara katıldığı gerekçesiyle yargılandığını, bunun ifade özgürlüğünün nasıl daraltıldığını ortaya koyduğunu belirtti.

    Son olarak Ateş, başta Cihan Berk olmak üzere tutuklu tüm gazetecilerin serbest bırakılması çağrısında bulunarak, gazeteci Cihan Berk’in 15 Nisan 2026 Çarşamba günü saat 11.20’de Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmaya katılım çağrısı yaptı.

    PİRHA/DERSİM

  • Kuyu tipi cezaevlerine karşı açlık grevi : Bizim çocuklarımız adalet istediği için ölüme gidiyorlar-VİDEO

    Kuyu tipi cezaevlerine karşı açlık grevi : Bizim çocuklarımız adalet istediği için ölüme gidiyorlar-VİDEO

    PİRHA- “Kuyu tipi” cezaevlerine karşı açlık grevinde olan mahpusların sağlık durumu ağırlaşıyor. Aileler ve hak savunucuları, tecrit koşullarının kaldırılması ve sevk taleplerinin karşılanması için Antalya’da yetkililere seslendi.

    Antalya Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan mahpuslar Gürkan Türkoğlu, Tahsin Sağaltıcı ve Hüseyin Özen’in “kuyu tipi” hapishanelerdeki koşullara karşı başlattıkları açlık grevi 250 günü aştı. Mahpusların sevk taleplerinin karşılanması için başlattıkları eylem kritik bir aşamaya ulaştı.

    Aileler, insan hakları savunucuları ve hukukçular, Antalya Döşemaltı Kampüs Cezaevi önünde bir araya gelerek yetkililere çağrıda bulundu. Yapılan açıklamalarda, mahpusların ağır tecrit ve izolasyon koşulları altında tutulduğu vurgulandı.

    “ÇOCUKLARIMIZI ÖLDÜRMEYİN”

    Mahpus yakını Ayşe Özen, yaşananlara tepki göstererek, çocuklarının suçlu değil adalet arayan insanlar olduğunu belirtti. Özen, uzun süredir açlık grevinde olan mahpusların sağlık durumlarının ağırlaştığını ifade ederek, “Çocuklarımız adalet istiyor. Ama bugün adalet için ölüme gidiyorlar. Tek talepleri bu insanlık dışı koşullardan çıkmak” dedi. Özen, görüşlerde yaşanan kısıtlamalara ve mahpusların fiziksel durumuna dikkat çekerek, yetkililere “Çocuklarımızı öldürmeyin” çağrısında bulundu.

    “MAHPUSLARIN TEK TALEBİ, NORMAL CEZAEVİ KOŞULLARINA SEVK EDİLMEK”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) adına konuşan Avukat Mahir Önal ise mahpuslarla görüştüklerini ve taleplerin açık olduğunu söyledi. Önal, mahpusların yüksek güvenlikli cezaevinde tutulmasını gerektiren bir durum olmadığını belirterek, “Ağırlaştırılmış müebbet cezası olmayan kişiler en ağır tecrit koşullarında tutuluyor. Açlık grevi 250 günü geçti, ciddi kilo kayıpları var, yürüyemeyecek durumdalar” dedi. Önal, mahpusların tek talebinin izolasyonun kaldırılması ve normal cezaevi koşullarına sevk edilmek olduğunu vurguladı.

    “HİÇBİR HUKUKİ DAYANAK OLMADAN AİLELER GÖZALTINA ALINIYOR”

    Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği (TAYAD) adına konuşan Ferdi Sarıkaya da cezaevi önündeki eylemlere yönelik müdahalelere tepki gösterdi. Sarıkaya, ailelerin günlerdir oturma eylemi yaptığını belirterek, “Hiçbir hukuki dayanak olmadan aileler gözaltına alınıyor. Bu uygulamalara son verilmeli” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANTALYA

     

  • İHD Dersim Şubesi: Hapishanelerdeki hak ihlallerine son verilsin, hasta mahpuslar serbest bırakılsın- VİDEO

    İHD Dersim Şubesi: Hapishanelerdeki hak ihlallerine son verilsin, hasta mahpuslar serbest bırakılsın- VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, Türkiye hapishanelerinde artan hak ihlallerine dikkat çekerek, özellikle hasta mahpusların yaşadığı ağır koşulların yaşam hakkını tehdit ettiği belirtti. İHD Dersim Şubesi hasta mahpusların bir an önce serbest bırakılmaları çağrısı yapıldı.

    İHD Merkezi Hapishane Komisyonu’nun 2025 yılı verilerine göre, cezaevlerinde 335’i ağır olmak üzere en az bin 412 hasta mahpus bulunuyor. Bu mahpuslardan 230’unun tek başına yaşamını sürdüremediği, buna rağmen ölüm riski altında tutulduğu belirtildi.

    İHD Dersim Şubesi, hapishanelerde yaşanan ağır hak ihlallerine yönelik basın açıklaması yaptı. Açıklamayı, İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.

    “HASTA MAHPUSLARIN TEDAVİ HAKKI ENGELLENİYOR”

    Nurşat Yeşil, açıklamada yüksek güvenlikli ve kamuoyunda “kuyu tipi” olarak adlandırılan hapishanelerde giderek kurumsallaşan tecrit uygulamalarına dikkat çekerek, “Mahpusların günde 23 saate varan sürelerle tek kişilik hücrelerde tutuluyor. Sosyal temas, havalandırma ve iletişim hakları ciddi bir biçimde kısıtlanıyor. Bu uygulamalar ulusal ve uluslararası hukuk açısından da işkence ve kötü muamele yasağını ihlal etmektedir” dedi.

    Yeşil, ayrıca hasta mahpusların tedaviye erişim hakkının engellendiği, hastane sevklerinin geciktirildiği, kelepçeli muayene dayatmasının sürdüğü ve Adli Tıp Kurumu’nun taraflı raporlarının tahliyelerin önünde engel oluşturduğu da aktardı.

    “YETKİLİLERİ SORUMLULUK ALMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Yeşil, basın açıklamasında taleplerini şöyle sıraladı:

    – Hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalı, tedavi haklarına engelsiz erişimleri sağlanmalıdır.
    – Hapishanelerdeki tecrit uygulamalarına son verilmelidir.
    – “Kuyu tipi” ve yüksek güvenlikli hapishanelerdeki insanlık dışı uygulamalar derhal kaldırılmalıdır.
    – Adli Tıp Kurumu’nun bağımsız ve tarafsız çalışması sağlanmalı, hasta mahpusların tahliyesinin önündeki engeller kaldırılmalıdır.
    – Mahpusların sağlık, iletişim ve insanca yaşam hakları güvence altına alınmalıdır.
    – İnfaz ertelemelerine gerekçe yapılan keyfi uygulamalara derhal son verilmelidir.

    Yeşil son olarak, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin takipçisi olmaya devam edeceklerini belirterek kamuoyunu duyarlılığa, yetkilileri ise sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.

    PİRHA/DERSİM