Etiket: ihsan eliaçık

  • İhsan Eliaçık: Demokratik Cumhuriyet’in dini adalettir-VİDEO

    İhsan Eliaçık: Demokratik Cumhuriyet’in dini adalettir-VİDEO

    PİRHA- ilahiyatçı-yazar İhsan Eliaçık, demokratik cumhuriyetin tüm inanç, kimlik ve toplumsal kesimlerin eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşadığı bir yönetim modeli olduğunu belirterek, “Devletin resmi dini, resmi mezhebi, resmi ideolojisi olmaz. Devletin dini adalettir” dedi.

    “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” kapsamında düzenlenen “Birlikte Yaşam Mümkün mü?” başlıklı forum öncesinde PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan ilahiyatçı-yazar İhsan Eliaçık, demokratik cumhuriyet fikrinin tüm toplumsal kesimlerin ortak iradesine dayanması gerektiğini söyledi.

    Konferansın Türkiye’de demokratikleşme tartışmaları açısından önemli bir bağımsız aydın girişimi olduğunu ifade eden Eliaçık, kendi sunumunda “Medine Sözleşmesi ve birlikte yaşam” konusunu ele alacağını belirtti.

    Demokratik cumhuriyetin herhangi bir kesimin değil, toplumun tamamının yönetimi anlamına geldiğini vurgulayan Eliaçık, “Bir ülkede yaşayan insanlar dinleri, mezhepleri, konuştukları dil, kültürleri, sosyal sınıfları ya da yaşadıkları bölgeler nedeniyle dışlanıyorsa orada demokratik cumhuriyetten söz edilemez. O zaman devlet, onu ele geçiren grubun devleti haline gelir. Demokratik cumhuriyet ise herkesin ortak iradesiyle oluşan yönetimdir” dedi.

    “ZAYIFLARIN VE YOKSULLARIN KORUNDUĞU BİR SİSTEM OLMALI”

    Cumhuriyetin yalnızca çoğunluğun değil, toplumun en dezavantajlı kesimlerinin de güvencesi olması gerektiğini dile getiren Eliaçık, “Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir sözü bunun özüdür. Zayıfların, yoksulların ve güçsüzlerin korunacağı, güçlülerin onları ezmesine izin verilmeyeceği bir sistemden söz ediyoruz” diye konuştu.

    “DİNDARLAR İÇİN REFERANS MEDİNE SÖZLEŞMESİ OLMALI”

    Muhafazakâr ve dindar kesimlerin demokratik cumhuriyet fikrine hangi tarihsel ve dinsel referanslarla yaklaşabileceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Eliaçık, Medine Sözleşmesi’ni örnek gösterdi.

    Hz. Muhammed’in Medine’de farklı topluluklar arasında oluşturduğu sözleşmenin birlikte yaşamın temel ilkelerini içerdiğini belirten Eliaçık, şunları söyledi:

    “Medine Sözleşmesi’nde herkes kendi dili ve inancıyla var olur. İşlerin adaletle yürütülmesi, dayanışma ve yardımlaşma, güçlünün zayıfı ezmesine izin verilmemesi ve ortak savunma gibi ilkeler yer alır. Dindarların kapitalist ve mülkiyetçi din yorumları yerine bu örneği esas alması gerekir. Demokratik cumhuriyet, İslam’ın tarihsel ve ahlaki referanslarıyla uyumlu bir sistemdir.”

    “CAMİ NEYSE CEMEVİ DE ODUR”

    İnanç özgürlüğü, eşit yurttaşlık ve farklı inanç gruplarının haklarına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Eliaçık, demokratik bir cumhuriyette tüm inançların eşit kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.

    “Cami neyse cemevi de odur, kilise de odur, havra da odur” diyen Eliaçık, devletin herhangi bir inancı ya da mezhebi diğerlerinden üstün tutamayacağını vurguladı.

    Eliaçık, “Bu ülkenin nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olsa bile devlet camileri kayırıp diğer inançları azınlık olarak göremez. Demokratik cumhuriyetin gereği bütün yurttaşların eşit kabul edilmesidir. Devletin resmi dini, resmi mezhebi, resmi ideolojisi ya da kutsal şahsiyetleri olmaz. Bunlar bireylere aittir. Ortak vergilerle kurulan devlet, toplumun ortak değerleri üzerine inşa edilmelidir. Devletin dini adalettir” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Eliaçık: Alevi köylerinde karakoldan ezan okutmak zorbalıktır

    Eliaçık: Alevi köylerinde karakoldan ezan okutmak zorbalıktır

    PİRHA-İlahiyatçı Yazar İhsan Eliaçık, Dersim’de Alevi köylerinde karakollardan ezan okutulmasına ilişkin konuştu. “İstenmeyen yerlerde ezan okutulması zorbalıktır” diyen Eliaçık, “Din bekçiliği” yapmanın da Müslümanlıkta yer bulmadığını ifade etti.

    Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Muxundi (Darıkent) köyüne Tunceli Valisi’nin ziyaretinin ardından ezan okutulmaya başlandı. Köylüler, Alevi yerleşkelerinde bu tür uygulamaların kabul edilemez olduğunu ifade ederken, duruma bir tepki de İlahiyatçı Yazar İhsan Eliaçık’tan geldi.

    “KABUL EDİLEMEZ UYGULAMA!”

    “Zorla ezan dinletmenin dini bir temeli yoktur” diyen İhsan Eliaçık, “Alevi yerleşimlerinde ezan okutmak, zorla namaz kıldırmak, oruç tutturmak ve birtakım şeyleri zorla yaptırmak kabul edilemez. Dolayısıyla bu uygulamaların bir dini temeli yok. Bu tamamen keyfi, tamamen inadına ve dini zorbalık aracı olarak kullanmaktır” dedi.

    “İKTİDARIN BASKI ARACIDIR”

    İhsan Eliaçık, ezan vaktinin megafon haricinde farklı yollarla da öğrenilebileceğini işaret ederek, “Eğer insanlar ezan sesi duymak istemiyor ve bundan rahatsızlık duyuyorlarsa oralarda ezan okunmaması gerekir. Karakoldan ezan okutmak, özellikle bunu Alevi köylerinde yapmak, inadına ve zorla dayatmak bir dini iktidarın baskı aracı olarak kullanma anlamına geliyor” yorumunu yaptı.

    “ZORBALIK VE DİN BEKÇİLİĞİ YAPMAK YASAKLANIR”

    İhsan Eliaçık, dinde zorlamanın olamayacağına vurgu yaparak sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bakara Suresi 256. ayette dinde zorlama olmayacağı belirtilir. Her türlü zorlama yasaklanır. Bunu yapanlar Kuran’a aykırı hareket etmiş olur. Alevi toplumunun cemevleri var. Orada ibadet ediyorlar. Cemevleri de ibadethanedir. Cemevlerinde yükselen duaları da dilekleri de Allah işitir. İnsanlar ne şekilde isterse Tanrıya öyle ibadet eder. Her insan Sünni inanca göre Allah’a dua edecek diye bir şart yok. Kiliselerde yapılanı da Allah işitir, tapınaklarda yapılan duaları da… Peygambere ve ‘Ben Müslümanım’ diyenlere Kur’an’da zorbalık ve din bekçiliği yapmak yasaklanır.”

    PİRHA/ANKARA

  • İlahiyatçı İhsan Eliaçık: 12 Eylül Türkiye’yi batı bloğunda tutmak için yapıldı

    İlahiyatçı İhsan Eliaçık: 12 Eylül Türkiye’yi batı bloğunda tutmak için yapıldı

    PİRHA – 12 Eylül askeri darbesinin 40 yılını değerlendiren Yazar İlahiyatçı İhsan Eliaçık, “12 Eylül darbesi Türkiye’yi batı bloğunda tutmak için yapılmıştır” dedi.

    12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 40 yıl geçti. Türkiye’nin en karanlık dönemi olarak değerlendirilen 12 Eylül askeri darbesinin ardından 40 yıl geçmesine rağmen karanlıklar aydınlatılmadı, bilakis o dönemin politikaları devam ettirildi.

    12 Eylül askeri darbesinin 40 yılını Yazar İlahiyatçı İhsan Eliaçık değerlendirdi.

    “12 EYLÜL’DE YARGILANMAMIZ UZADI”

    12 Eylül darbesi yapıldığında cezaevinde olan Eliaçık, “Biz cezaevinde yatarken 12 Eylül darbesi gerçekleşti. Bizim yargılanmamız bu nedenle uzadı. Mamak askeri cezaevinde ve bizim davamız genişletildi. Türkiye genelinde darbeden sonra akıncılar ve akıncı gençler davasında yaklaşık 148 kişi bu davadan yargılandı. 40’a yakın kişi tutukluydu. Hepsi Ankara’ya getiriliyordu. 18 kişilik bir grupta biz Kayseri’den gelenlerdik. Ben o davadan yargılandım ve 1 yıl sonra beraat ettim. Bizim yargılandığımız davada Ankara’da Sıkı Yönetim 1 nolu Askeri Yönetim Mahkemesi Milli Selamet Partisi davasına bakıyordu. Necmettin Erbakan ve arkadaşları yaklaşık 24 kişiydiler. Milletvekilleri de ayrı bir yerde kalıyordu. Bizde diğer gençlik kolları gibi algılanıyorduk. Bizde Mamak Cezaevinde değişik koğuşlarına yayılmış vaziyetteydik. Bizimle beraber mesela ana MHP davası 600 kişi yargılanıyordu. DEV-YOL davası vardı. DEV-SOL davası vardı. Bütün örgütler oradaydı. Hepsi karıştır barıştır yapıldı. Bundan böyle sağcı, solcu, dinci yok. Hepiniz Atatürkçüsünüz denilerek tamamımız askeri eğitimden geçirildik. Yaşları 19 ile 25 arasında değişen büyük bir gençlik vardı. Yaklaşık 5000-6000 kişilik potansiyeli vardı. 3 4 bloğa ayrılmış şekilde bütün ileri gelenler, ünlüler, milletvekilleri oradaydı. Hepsi birden askeri bir eğitimden geçti. Şimdi o dönemde biz İslami gençlik teşkilatı olan Akıncılar ve Akıncılar gençleri derneğinde faaliyet gösteriyorduk. O derneğin bir faaliyeti bir spor kampı esnasında yakalandık sonra o davadan beraat ettik. Suç işlemediğimiz ortaya çıktı.”

    “İNSANALAR İŞKENCEDE ÖLDÜ”

    12 Eylül darbesinde yaşananlara ilişkin İhsan Eliaçık şunları paylaştı:

    Sağ-sol kavgası vardı. Her akşam 10-15 kişi öldürülüyordu. İnsanlar akşam saat 09.00’dan sonra dışarıya çıkmaya korkuyordu. Herkes perdesini çekip evine kapanıyordu. Her gün kahvehane taranıyordu. İnsanlar ıssız sokaklarda yürürken kafalarına sıkılıyordu. Öğrenci evleri basılıyordu. Öğrenciler katliamdan geçiliyordu. Hükümet vardı Süleyman Demirel hükümeti ediyordu ama ordudan da fazla bir ses çıkmıyordu. Ordu kenarda bekliyormuş yani. Bu kadar ölüme yol açamadan müdahale edilse demek ki iş bitecekmiş. Çünkü 12 Eylül darbesi oldu. 13 sabahından itibaren olaylar bıçak gibi kesildi. Herkes şaşkınlık içerisinde izlemeye başladı. Ordu yönetime el koydu diye anonslar. Kenan Evren ve arkadaşları, konsey üyeleri konuşmaya başladılar. Biz o zaman cezaevindeydik. Hoparlörlerden bize dinlettiriyorlardı. Birden bıçak gibi kesildi. Bazı sol örgütler küçük çaplı direnişlerde bulunsalar bile bu fayda vermedi ve bütün muhalefet ezildi. Gençlik tamamen yıkımdan geçirildi. Sol örgütler darmadağın oldu. Binlerce kişi yurtdışına kaçtı. Yüzlercesi infaz edildi, evlerde sokaklarda, çatışmalar esnasında kaçabilenler, kurtulabilenler saklanmaya başladı. Bu ülkücü-sağcı onlarda sokaklarda güya solculara karşı komünizmin gelmemesi için mücadele veriyorlardı.12 Eylül onları da fena bir şekilde ezdi. Onlarında çoğu Mamak Cezaevindelerdi. “Bizim fikrimiz iktidara geldi ama biz hapisteyiz” diyordu Alparslan Türkeş. Kenan Evren ve arkadaşlarının kendi fikrinde olduğunu ama kendilerinin iktidarda değil hapishanelerde olduğunu söylerlerdi.  Onlarda darmadağın oldular. Bütün partiler kapatıldı. Bütün vakıflar, dernekler, sendikalar tamamı kapatıldı. Sivil toplum ezildi. Bir devlet var devletin başında bir konsey var. Konseyin başında bir genelkurmay başkanı var. Biz ona netekim paşa derdik. Cümleyi hep netekim diye bitirirdi. Kimse konuşamıyordu. Bu nereden baksanız 3 yıl sürdü. Özal ortaya çıkana kadar devam etti. Tam bir diktatörlük ortamında astığı astık, kestiği kestik. Anayasa yok; o derse o oluyor. Bütün her yerde Atatürk fotoğrafları asılıyor. Atatürk büstleri yapılıyor. Atatürk haftaları yapılıyor. Biz Mamak Cezaevinde günde 3 defa Atatürk eğitimininden geçiyoruz. Jopla sabah, öğle, akşam dayak atarak bize kitap okutturuyorlar. Kenan Evrenin yazdığı Atatürk İlke ve İnkılapları kitabını okutturuyorlar. Her gece okutup öyle yatırıyorlar. Onuncu Yıl marşını Gençliğe Hitabeyi ezberleme yarışmaları düzenliyorlardı. Sabahtan akşama kadar hapistesin diye yatakta, koğuşta yatma ihtimalin yok. Sabah kalkıyorsun en az 6 ay boyunca bize sürekli eğitim yaptılar. Askerlerin elinde jop sağ sol, sağ sol, yerinde say, ne mutlu Türküm diyene, her Türk asker doğar, en büyük Türk Atatürk diye bağırtarak sağ sol herkesi en 6 ay böyle geçti. Aralıksız her gün böyle geçti.  Bir sürü insan aşağı katta işkencehanelerde öldü. Onlara emniyetin 6. katından atılarak intihar süsü verildi. Kendi kendine intihar etti dediler. Torbalara doldurup doldurup götürülüyordu. İşkencede öldürüyorlardı. Dolayısıyla kanunsuz hukuksuz bir dönemdi. Ben 19 yaşındaydım. Mamak Cezaevine girdiğimizde o kadar dayak, o kadar zulümden biz buradan çıkmayız diyorduk. Artık bitti diyorduk 19-20 sene yaşayacakmışız diyorduk. Çoğu insan kurtulduğuna şükrediyordu. 1981 yılının sonbaharında bir eylül günü Mamak Cezaevinden çıktım. Kurban Bayramı sabahı beraat ettik. Bizim suç işlemediğimiz ortaya çıktı. Ama bizim davamız 2-3 yıl sürdü. Ceza alanlarda oldu. Ben beraat ettim.”

    “YEŞİL KOMİNİST DERLERDİ”

    Eliaçık, Akıncılar Derneği hakkında ise şu bilgiler paylaştı:

    “Akıncılar derneği, Milli Selamet Partisi’nin gençlik örgütü gibiydi. CHP vardı İleri Gençlik Derneği vardı. Yurtsever Devrimci Gençlik Federasyonu vardı. MSP gençlik kolları vardı. Recep Tayyip Erdoğan’da oradan yetişmiştir. Biz biraz daha bağımsız olan Akıncılar Derneğindeydik. Yani İslami Gençlik teşkilatıydı o zaman. İstanbul’da daha çok Metin Yüksel ve arkadaşları olarak bilinen ve bulun içerisinde o zamanlarda duvarlara Kürtçe sloganlar yazan, İran Devrimini hararetle destekleyen sınırsız ve sınıfsız İslam toplumunu isteyen bir eğilim vardı. Akıncılar içerisinde biz o gruptandık. Bizlere o dönemde yeşil komünist derlerdi. Kürtçü eğilimler içinde olmakla suçlarlardı.

    “OLAYLARIN GELİŞMESİNDE DIŞ GÜÇLERİN ETKİSİ OLDU”

    İlahiyatçı İhsan Eliaçık, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Ben her şeyin dış güçler tarafından planlandığı ve bizimde onların elinde arkadan oyuncak gibi kullanıldığımız şeklinde komplo teorilerine fazla inanmam. Olayların gelişiminde tabi ki dış güçlerinde etkisi vardır. Ama Türkiye’nin kendine özgü şartları var. O şartların dış güçler tarafından kullanılması söz konusu olabilir. O günkü dünyayı göz önüne getirdiğimizde henüz Sovyetler Birliği devam ediyor. 1990’da Sovyetler Birliği dağıldı. 70’li yıllarında bütün gerilimiyle Sovyetlerle; batı bloğu ve Amerika arasında bir çekişme var. Sovyetler Rusya aracılığıyla komünist ideolojiyi yaymaya çalışıyor. Türkiye’de de komünizmi savunan sokaklara dökülen hatta 12 Mart’ta neredeyse askeri darbe yaparaktan iktidara iyice yaklaştığını düşünen devrime ramak kaldığını zanneden muazzam bir devrimci gençlik var.

    Okullarda üniversitelerde her bir yerde bunun önlenmesi gerekiyor. Türkiye’ye Amerika’dan bakıldığında Ortadoğu’da önemli bir kale gibi görülüyor. Türkiye’nin Romanya gibi Bulgaristan gibi Çekoslovakya gibi, 79’da Afganistan gibi, Sovyetler Birliği Varşova Paktına katılması Türkiye’nin Avrupa bloğundan çıkması istenmiyor ve bunun için her türlü önlem alınıyor. Türkiye’de ordunun içerisinde kontrgerilla örgütleri kuruluyor ve Türkiye’deki gençlik bir taraftan İslamcı kanadıyla diğer taraftan milliyetçi kanadıyla dinden ve ırktan kaynaklanan damarları harekete geçirerek o sol ideoloji karşısında blok oluştururken çalışılıyor. İslamcı tarafına yeşil kuşak diyoruz. Etnik köken tarafına milliyetçi-ülkücü bizatihi kontrgerilla tarafından MHP üzerinden örgütlenmesi söz konusudur. Ve bilerek komando kamplarıyla yapılmıştır. Aynısı batı ülkelerinde de yapılmıştı Almanya, İtalya bir sürü yerde komünizme karşı o ülkenin dini ve etnik kimliğinde hareketle bir örgütlenme oluşturuluyor. Kontrogerilla dediğiniz şey bunları kullanır. Türkiye’de bunlarda yapıldı. O nedenle CİA ajanları Türkiye’nin her yerinde cirit atıyordu. Dincileri, milliyetçileri kışkırtıyorlardı. Dinciliği ve milliyetçiliği onlar ortaya çıkarmadı. Bunlar zaten vardı. Ama onları kullanıyor. Çünkü komünizme karşı elverişli bir araç. Bir insan dindarsa milliyetçi bir araçsa vatanına milletine bağlıysa ondan kolay kolay ateist solcu olmaz diye düşünülüyor. Malzeme olarak bunlar kullanılıyor işleniyor. Aralarına giriliyor sızılıyor, yönlendiriliyor, ideolojileri oluşturuluyor. Her türlü taktikleri yapılıyor. Onlarda masumane bir şekilde Türkiye’ye komünizmin gelmesini ezanın susmasına bayrağın inmesine engel olduklarını zannediyor. Diğer taraftan devrimci gençlikte kendilerine masumiyet ve saflık içerisinde işçi sınıfı adına hareket ettiklerini diktatörlüğün yıkılacağını, yoksulların ezilenlerin kurtuluşa ereceğini düşünerek mücadele ediyorlar, sokaklara dökülüyorlar ama arka planda oradan tamamen Rus İmparatorluğuna dönüşmüş bir Sovyetler Birliği var. Tam tersi yıllar öncesinde Sovyetler Birliğinde Ekim Devrimine karşı darbe olmuştur. Aynı İslamiyet’e karşı Emevilerin karşı darbe yapması gibi Rusya’da da Ekim Devrimi’ne karşı Rus geleneksel güçleri Stalin bayrağı altında 2 yılı sonra dünya savaşını bahane ederek bir imparatorluk kurdular. Rus İmparatorluğu kuruldu. Bunu bence komünizmin kalesi demek mümkün değil. Lenin ölmesi ve Troçki’nin ülkeyi terk etmesiyle Sosyalizm denilen şey bitti zaten. Aynen bizde Kerbela’yla beraber İslamiyet’in doğduğu topraklara gömülmesi gibi bir şey. Bütün ezilenlerin kurtuluşu için, dünyaya adalet getirmesi için dinler ve devrimler en fazla 5 yıl 10 yıl 15 yıl 20 yıl yaşamıştır. Kendi içinde yaşayanlarla bir karşı devrime uğratılarak tasfiye edilmiştir. Türkiye’de cumhuriyette bana göre böyledir. Oda bu tarihsel koşullar ve şartlar içinde doğdu. Dolayısıyla bu toprakların kendine özgü şartları var. İdeolojik grupları var. Yani ben ne PKK’nın ne FETÖ’nün, ne ülkücülüğün, ne İslamcılığın tamamen dış güçler tarafından kurulan yönlendirilen örgütler olduğunu düşünmüyorum. Bunların bu topraklardan sahici kökleri vardır. Ve buraların sahici sorunlarından doğmuşlardır. Ama bunların birçoğu dış güçler tarafından kullanılmış olabilirler. Orası ayrı bir hikâye dış güçler ne yapar. Dış güçler ne yapar devletin içinde bir gladyo çetesi oluşturur. Dış güçlerin oluşturduğu örgütler kendiliğinden topluma yayılamazlar. Onlar kendiliğinden topluma yayılmış örgütler kullanmaya çalışırlar. Dolayısıyla Türkiye’de 12 darbesi, sağcılık solculuk bu topraklara özgü şeylerdir. Ama bunların kimisi amaçlarına ulaşamamışlardır. Kimisi kullanılmıştır yönlendirilmiştir. Başka bir şeye dönüştürülmüştür. İçlerinde kimisi çeteler, katiller, işbirlikçiler şunlar bunlar çıkmışlardır. Ama bunların tamamının böyle olduğu manasına gelmez. Dolayısıyla sağ sol kavgası da kullanıldı. Askerler, genelkurmay bilinçli bir şekilde bekledi. Olayların artmasını günde 7-8 ölü yetmez. 40, 50’ye filan yükselmesini beklediler. Artık gına geldi yani gelsin biriside durdursun bu kanı diye insanlar dua eder hale geldiler. 12 Eylül darbe yapıp da 13 Eylül sabahında sağ-sol kavgası bitince vatandaş dua etti. %93’le referandum oldu. Evet çıktı. Ve şu anda o yaş grubu o kesimden gidip sorsanız hepsi kanı durdurma diye meşrutiyeti vardır.”

    “BATILILAR TÜRKİYE’Yİ NATO’DA TUTMAK İSTEDİLER”

    12 Eylül darbesinin Türkiye’yi batı bloğunda tutmak için yapıldığını belirten Eliaçık, “Bir taraftan da İran İslam Devleti olmuştur. Henüz daha ne olacağı belli değildir. Batılılar NATO ülkeleri Türkiye’yi batı bloğunda tutmak istediler. 2010 yılında yıllar sonra 12 Eylül yargılanmaya çalışıldı. Özellikle 12 Eylül gününe gelmişti. Referandum yapıldı. 12 Eylülün hesabını soruyoruz diye yola çıktılar. 12 Eylül davasında mevcut AKP’ye cemaat mensuplarına pek bir şey olmadı. İslamcılara da bir şey olmadı. İslamcı gençlik 12 Eylül mahkemesinde değildi. 12 Eylül’ün ezdiği gruplar başta sol gruplardı. Sonra da ülkücü grup. Dolayısıyla 12’ün hesap sorulacaksa onların sorması gerek” diye konuşmasını tamamladı. PİRHA/İSTANBUL

  • ‘İslamiyet Kerbela’dan sonra doğduğu topraklara gömüldü’

    ‘İslamiyet Kerbela’dan sonra doğduğu topraklara gömüldü’

    “Yeryüzünde hiçbir devrim yoktur ki temel insanlık idealleriyle gerçekleşmeye çalışmış ve fakat yarım kalmamış olsun. Hepsi yarım kaldı: Musa, İsa, Muhammed peygamberlerin söyledikleri karşı devrime uğradı. 5-10 yıl ancak sürdü ve değiştirildi. İslamiyet Kerbela’dan sonra doğduğu topraklara gömüldü, hala orada yatıyor.” Bu sözler anti kapitalist Müslümanlardan ilahiyatçı yazar İhsan Eliaçık’a ait. 

    Karşı Mahalle’den Sezgin Kartal’ın gündeme dair sorularını yanıtlayan ilahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, yeryüzüne gelmiş bütün dinlerin bir süre sonra ideallerinden saptırıldığını ve egemenlere yaradığını vurguladı. Gerçek İslamiyetin Kerbela’dan sonra yok olduğunu belirten Eliaçık’ın önemli açıklamalarından bir bölüm şöyle:

    İSLAMİYET KERBELA’DAN SONRA BİTTİ

    “Tüm dünya tarihinde olan şey İslam tarihinde de olmuştur. Yani bütün dinler ve devrimler acılar ve ıstıraplar içerisinde doğarlar, rahatlık ve konforun içerisinde yok olurlar. Aliya İzzetbegoviç’in sözleridir bunlar. Kendilerini gerçekleştirmeleriyle beraber biterler, statükoya dönüşürler, yalan söylemeye başlarlar, karşı devrime uğrarlar, çarpıtılırlar ve özü gerilerde kalır. Yeryüzünde hiçbir peygamber yoktur ki getirdiği din çarpıtılmamış, değiştirilmemiş, özünden çıkarılmamış olsun. Yeryüzünde hiçbir devrim yoktur ki temel insanlık idealleriyle gerçekleşmeye çalışmış ve fakat yarım kalmamış olsun. Hepsi yarım kaldı: Musa, İsa, Muhammed peygamberlerin söyledikleri karşı devrime uğradı. 5-10 yıl anca sürdü ve değiştirildi. İslamiyet Kerbela’dan sonra doğduğu topraklara gömüldü, hala orada yatıyor. Fransız Devrimi ‘Özgürlük, eşitlik, kardeşlik’ diye başladı; Napolyon’un Mısır’ı işgale girişmesiyle bitti. Rus Devrimi ‘Dünya emekçileri ve işçileri birleşin; devlet ortadan kalkacak, herkes eşit olacak, zenginlik yoksulluk ayrımı bitecek’ diye başladı ama en fazla 5 yıl sonra Lenin’in ölmesi ve Troçki’nin de ülkeyi terk etmesiyle, bana göre bitti. Çin Devrimi öyle, İran Devrimi öyle… Yeryüzünde adalet, özgürlük, eşitlik, kardeşlik, daha güzel bir dünya diye başlayan bütün dinler ve devrimler ilk birkaç yıl dünyaya bir şeyler söyleyerek bitmişlerdir. Şimdi biz İslamiyet’i bu kavrayışla, bu tarihsel perspektiften bakarak anlamalıyız. İslamiyet de Kerbela’dan sonra bitmiştir, peygamberin vefatıyla rüzgarı sönmüştür. Ortalıkta gördüğünüz onun karikatüründen başka bir şey değildir. İslamiyet imparatorluklar dinine dönüşmüştür; Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar’a payanda olan bir din! Daha önce de Hristiyanlık Bizans’ın, Mecusilik Sasani İmparatorluğu’nun payandasıydı. Onun yerine geçen din, Müslüman-askeri-tarım imparatorluklarını ayakta tutmaktan, onlara meşruiyet kaynağı olmaktan başka bir işe yaramadı. Padişahlara yaradı, Sultanlara yaradı, toprak ağalarına yaradı; onların manevi zırh yaratıp dinin sağlam duvarları arkasında sömürülerini sürdürmelerine yaradı. Halbuki İslamiyet bunları ortadan kaldırmak için gelmişti. Eğer İslam’ın bütün amaçları gerçekleşseydi zengin yoksul uçurumu 50 yıl içinde bitecekti; ağalık, efendilik, kölelik 50 yıl içinde tamamen kalkacaktı. Kadınlar alınıp satılmayacaktı, kadınlarla erkekler tamamen eşit hale gelecekti. İnsanların rızasına, istişaresine dayanan yönetimler kurulacaktı. Bu yönetimler ceberrut, yukarıdan aşağıya hiyerarşik, baskıcı yönetimler değil daha çok yatay yönetimler olacaktı. Belki de giderek krallık, imparatorluk,devlet dediğin şey ortadan kalkacaktı. Özgür toplumlar yaratılacaktı. Bunların hepsi İslamiyet’in hayalleriydi. Hiç biri gerçekleşmedi. Bunlar başka devrimlerde de vardır. Ben zaten hepsini bir görüyorum, dinleri devrimlerden ayırmıyorum; İsa’yı, Musa’yı, İbrahim’i birbirinden ayırmıyorum. İslam’ın çıkışını, Aydınlanma Dönemi’nin çıkışını, Rus Devrimi’ni, sosyalist devrimleri, İran Devrimi’ni birbirinden ayırmıyorum. Bunların hepsini ortak insanlık akışı içinde bir görüyorum ve devlet oluşuncaya kadar, statüko oluncaya kadarki bütün sloganlarını, özlemlerini benimsiyorum. Fark etmez hangi dilde olduğu. Biri seküler dilde, öbürü din dilinde; biri Rusça’da öbürü Fransızca’da; biri Farsça’da öbürü Arapça’da söylemiş fark etmez. Hepsi aynı özlemleri ifade ediyor ve o özlemler hala boşlukta. Ve maalesef onları savunacak, yeniden canlandıracak, insanlığın gündemine getirecek yeni hareketlere ihtiyaç var.”

    “ZENGİNLERİN ALLAH’IYLA YOKSULLARIN ALLAH’I HEP MÜCADELE ETTİ”

    Eliaçık, “Peki, bu mümkün mü? Çünkü yaygın olan anlayış sizin karşısında durduğunuz anlayış. Bugün sadece Türkiye’ye baktığımızda bile dinin kendisi yoksullara mı yarıyor, onların mı dini? Yoksa bugün ülkeyi yöneten ceberutlara mı yarıyor?” sorusuna da şu yanıtı verdi:

    Bu hep tarihte de böyle oldu. Mesela gerek İsa, gerek Musa, gerek Muhammed peygamberler zamanında din, geniş yığınları uyuşturmak amacıyla kullanılıyordu. Allah vardı, fakat zenginler tefeci bezirganlar ve o toplumlara hükmedenler Allah’ı kullanıyordu. Mısır’da mesela Firavun, tanrının yeryüzündeki cisimleşmiş hali olarak görülüyordu. Fakat karşısındaki Musa da Tanrı’nın elçisi olduğunu söylüyordu. Firavun’un Allah’ı ile Musa’nın Allah’ı çarpışıyordu. Kureyş Kabilesi’nin Allah’ıyla Peygamber’in getirdiği Allah çarpışıyordu. Tarihte hep ‘dine karşı din’ olmuştur Ali Şeriati’nin dediği gibi. Dinle dinsizlik savaşmadı hiç. Dindarlarla ateistler tarihte hiç savaşmadı. Savaşlar statükonun dinini, şirk dinini temsil edenlerle tevhit dinini temsil edenler arasında idi. Zenginlerin Allah’ıyla yoksulların Allah’ı hep mücadele etti. Hüseyin de Allah diyordu Yezid de Allah diyordu; Ali de Allah diyordu Muaviye de Allah diyordu; Peygamber de Allah diyordu Ebu Celil de Allah diyordu. Müşriklerin hepsi namaz kılıyordu, oruç tutuyordu, hacca gidiyordu. Şu anki dini ritüellerin hepsini Cahiliye müşrikleri de yapıyordu. Ama sosyal adalet yoktu. Bugün de böyledir ve bundan sonra da böyle olmaya devam edecektir. Sanılmasın ki yoksulların Allah’ı bir gün gelecek öbürlerinden daha fazla galip gelecek. Yok! Devletin, statükonun, zenginlerin Allah dediği şey toplumlara egemen olmaya, onları uyuşturmaya her daim devam edecek. Fakat her daim ‘Allah bu değil!’ diyen bir ses de olacak. Yani Ebuzer de olacak, Hüseyin de olacak çeşitli şekillerde. Tarihin diyalektiği, dinsel akışı böyle ilerliyor. (HABER MERKEZİ)

  • İhsan Eliaçık ve 3 kişi gözaltına alındı

    İhsan Eliaçık ve 3 kişi gözaltına alındı

    Ramazan ayı nedeniyle Galatasaray Meydanı’nda yeryüzü sofrası kurmak isteyenlere polis müdahale etti. Yazar İhsan Eliaçık ve 3 kişi gözaltına alındı.

    Antikapitalist Müslümanların Ramazan ayı dolayısıyla Galatasaray Lisesi önünde kurduğu Yeryüzü sofrasına İlahiyatçı-Yazar İhsan Eliaçık ve çok sayıda kişi katıldı. Ancak polis, Eliaçık’a valiliğin yasak kararı olduğu gerekçesiyle etkinliğe izin vermeyeceklerini söyledi. Etkinliği gerçekleştireceklerini belirten Eliaçık, gözaltına alındı. Yüksek tansiyon sebebiyle baygınlık geçiren Eliaçık’a olay yerine çağrılan sağlık ekipleri müdahale etti. Eliaçık daha sonra gözaltına alınırken, buna tepki gösteren 3 kişi de gözaltına alındı.

    Galatasaray Lisesi önünde güvenlik önlemleri artırılırken, İstiklal Caddesi boydan boya TOMA ve zırhlarla ablukaya alındı.

  • ‘Bedreddiniler’ filminin çalışmalarına bugün yapılan söyleşi ile başlandı-VİDEO

    ‘Bedreddiniler’ filminin çalışmalarına bugün yapılan söyleşi ile başlandı-VİDEO

    PİRHA- İşçi Filmleri Kollektifi çekeceği uzun metrajlı Şeyh Bedreddin filmini, düzenledikleri bir söyleşiyle başlattı.

    İşçi Filmleri Kollektifi Şeyh Bedreddin isyanını konu alan “Bedreddiniler” filminin tanıtımı için söyleşi düzenledi. Ortak Yaşamı Geliştirme Vakfı’nda düzenlenen söyleşide filmin senaryosu hakkında bilgi veren senaristler senaryoyu yazarken yazılı Şeyh Bedreddin kaynaklarının az olmasından yakındı.

    Filmin hikayesi 4 ayrı dönemde geçiyor. 4 ayrı dönem tek bir hikayede birleştirilmiş. Filmin senaryosuna 4 yıl önce başladıklarını söyleyen senaristler film için çeşitli siyasi, toplumsal kurum ve kuruluşlarla görüştüklerini ve filmi kollektif bir şekilde yapacaklarını duyurdular. Filmin İzmir ve Diyarbakır’da çekilmesi planlanıyor.

    Söyleşinin ikinci bölümünde ilahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, tarihçi Ayşe Hür ve tarihçi Hasan Ateş söz aldı.

    İlk olarak söz alan tarihçi Ayşe Hür, Şeyh Bedreddin’in hikayesini anlatan herkesin onu Tomas More, Campanella, Agust Comt, Luther gibi kişiliklere benzettiğine dikkat çekti.

    “DİNLER VE DEVRİMLER YARIM KALMIŞTIR”

    İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, “Şeyh Bedreddin öteki İslam tarihinin bir parçasıdır” dedi. Tarih yazımında hiç kimsenin tarafsız olmadığını belirten Eliaçık, “Bu topraklarda arkasında kral, padişah hükümdar olmayan hiçbir fikir, din yayılmamıştır. Tarihte hiçbir din başarılı olmamıştır. Dinler ve devrimler yarım kalmıştır. Devrimler gerçekleştikten sonra kendini yok ederler. Yok etmezse devletleşmiş olur” diye ifade etti.

    BAGİ: DEVLETE BAŞKALDIRAN MÜSLÜMAN

    Şeyh Bedreddin’in çıplak asıldığını söyleyen Eliaçık, “Şeyh Bedreddin bagidir Osmanlı Devleti’ne göre. Bagi, devlete isyan eden Müslümanlar demektir. Malı haram kanı helal fetvası bu nedenle verilir. Hallacı Mansur ve Nesimi hakkında da aynı fetva verilmiştir. Şeyh Bedreddin bu yüzden çıplak asılmıştır” diye konuştu. Eliaçık, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “PEYGAMBER ZAMANINDA CAMİ YOKTU”

    “Şeyh Bedreddin Selçuklu soyuna dayandırıyor kendini. Osmanlı’nın kadısı olacak şekilde bir eğitimden geçmiş bir kadının oğlu. Mısır’a gitmiş. Şeyh Bedreddin’in düşüncesini şekillendiren iki şey vardır. Bursa’da bir Yahudi’nin yakılmasına şahit oluyor. Onun savunduğu görüş her üç din adına açılmış olan tapınakların rahiplerini rahatsız ediyor çünkü. Diyor ki bir insanın her üç tapınağa gitmesi de caizdir. Tanrı hepsindedir. Dinlerin eşitliğini avunuyor. Dinlerin birbirinden farkı yoktur. Hatta tapınakların tanrıya ulaşmada engel olduğunu söylüyor. O Yahudi yakılınca Bedreddin travma geçiriyor… İslam tarihinde muhalif akımların hepsi dinlere hoşgörüyle yaklaşmıştır. Ama saltanatlar tapınak kurarak ‘buraya geleceksiniz’ demişlerdir. Camiler peygamber zamanında yoktu. Sadece Cuma hutbelerinde cemaat toplanırdı.”

    BEDREDDİN ULUS DEVLET ANLAYIŞI İÇİN NEDEN TEHLİKELİDİR?

    “Bu film halk kitlelerine Bedreddin şahsında başka bir Müslümanlığın olduğunu, bunu Alevilerin anladığı Rıza Şehri ile Diyarbakır’daki Mazlumların anladığı başka bir ülkeyle mümkün olabileceğini gösterirse başarılı olur” diyen Eliaçık, Şeyh Bedreddin’in egemenler tarafından enden tehlikeli olarak görüldüğünü şöyle açıkladı:

    “Bedreddin, bu topraklara egemen olan ulus devlet anlayışı için tehlikelidir. Şeyh Bedreddin Müslümanlıktan, Türklükten, Sünnilikten geliyor. Bu yüzden devlet ve ulus kimliği açısından çok tehlikelidir.”

     TARİH YAZIMINA KÖYLÜLER İLK DEFA GİRİYOR

    Son olarak söz alan tarihçi Hasan Ateş, Bedreddin’i önemli kılan şeyin sünni din aliminin eylem adamına dönüşmesi olduğunu belirtti. Bedreddin isyanıyla birlikte sıradan köylülerin Osmanlı tarih yazımına girdiği için Türkiye tarih yazımı açısından önemli olduğuna dikkat çeken Ateş, “Osmanlı toplumunun sınıfsal yapısını deşifre eden bir şey var burada” dedi.

    Börklüce ile ilgili Nazım Hikmet’in şiirinden başka yakın geçmişe kadar bilinen herhangi bir şey olmadığını dile getiren Ateş, Radi Fiş’in romanında Börklüce’yi, savaştan yorulmuş bir kazasker olarak tasvir ettiğini ancak sıradan bir köylü olmadığını yazdığını aktardı.

    Bedreddin ve Börklüce’nin egemen devlet algısının kırılmaya uğramasını sağladığını söyleyen Ateş, Bedreddin ayaklanmasının ahalinin kendi hayatı üzerinde söz söylemeye başladığını gösterdiğini belirtti.

    Panel soru-cevap bölümüyle devam etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İhsan Eliaçık gözaltına alındı

    İhsan Eliaçık gözaltına alındı

    Antikapitalist Müslümanlardan yazar İhsan Eliaçık, hakkında açılan bir soruşturmada ifade vermediği gerekçesiyle gözaltına alındı.

    İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, hakkında açılan soruşturma için İstanbul Adliyesi’ne ifade vermeye gittiği sırada başka bir soruşturmadan dolayı gözaltına alındı.

    Tele1’in haberine göre Eliaçık, Batman’da hakkında açılan bir soruşturma kapsamında ifade vermediği gerekçesiyle gözaltına alındı.

    İstanbul’daki ifadesini verdikten sonra Batman’daki soruşturma kapsamında da ifadesinin alınması için nöbetçi savcılığa götürülen Eliaçık, Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi’nde (SEGBİS) yaşanan bir arızadan dolayı ifade veremedi.

    Eliaçık, ifadesinin alınması için adliyede bekletiliyor.

    İhsan Eliaçık’a ‘örgüt propagandası yapmak’ suçlamasıyla yargılandığı davadan 17 Nisan 2018 tarihinde 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

    Mahkeme verdiği cezada indirim yapmamış, ayrıca Eliaçık hakkında yurt dışına çıkma, haftanın iki günü karakola imza ve İstanbul’u terk etmeme şeklinde adli kontrol cezası da vermişti.

  • 1. İslam ve Sol Çalıştayı yapıldı

    1. İslam ve Sol Çalıştayı yapıldı

    Antikapitalist Müslümanların düzenlediği 1. İslam ve Sol Çalıştayı sona erdi. 2 gün süren çalıştayda yapılan konuşmalarda dinin insanlar üzerindeki etkisi ve günümüz iktidarlarının dini nasıl kullandıkları gibi konulara vurgu yapıldı. Ayrıca çalıştayda günümüzde İslamın özünden saptırılmaya çalışıldığı da belirtildi. 

    Antikapitalist Müslümanlar, Fatih’te bulunan İnşa Kültürevi’nde, 1’inci İslam ve Sol Çalıştayı’nı gerçekleştirdi. 2 gün süren olan çalıştayın birinci gününde konuşmacı olarak, ilahiyatçı İhsan Eliaçık, Prof. Dr. Tayfun Atay, Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, Prof. Dr. Yüksel Taşkın, Prof. Dr. Zeki Kılıçarslan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Hüda Kaya ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Abdullatif Şener yer aldı.

    ÇALIŞTAY FAKLI KESİMLERİ BİR ARAYA GETİRDİ

    Çalıştayın açılış konuşmasını yazar Lütfü Oflaz yaptı. Çalıştayın farklı kesimleri bir araya getirdiğine dikkat çeken Oflaz, Müslüman bir toplumda solun yaygınlaşmasını isteyenlerin Müslümanları dışlamaması gerektiğini ifade ederek, Müslümanlığın da sol gibi toplumculuğu öncelediğini söyledi.

    “ÇATIŞMALAR HAKİKATİN ORTAYA ÇIKMASINI ENGELLİYOR”

    Daha sonra konuşan ilahiyatçı İhsan Eliaçık, ortamın gerildiği, insanların birçok fraksiyona ayrıldığı ve gerilime sokulduğu bir ortamda “İslam ve sol çalıştayı”nda bir araya gelip yüz yüze konuşmayı çok önemli gördüğünü ve bugün bu buluşmanın bile Türkiye’ye bir mesaj olduğunu ifade etti. Türkiye’de yaşayan insanlar olarak bir sükunet ortamı istediklerinin altını çizen Eliaçık, “Memleketin gerilmesini istemiyoruz. Çalışmalar yapıyoruz. Bir şeyler hakkında fikirler üretiyoruz ama ortam gerilince, silahlar konuşunca düşünceler göç ediyor. İnsanlar bir araya gelip konuşamaz hale geliyor. İnsanlar birbirlerine öfkeyle bakıyorlar. O zamanda fikirlerin çatışmasından hakikat ortaya çıkmıyor” dedi.

    “EŞİTLİK İSLAMİYETİN ÖZÜNDE VARDIR”

    “Çağımız da sol fikirler diye bilinen emek, eşitlik, özgürlük, ezilenlerin yoksulların alta kalanların korunması kollanması ve insanların eşitliği fikri İslamiyet’e sonradan yamanan bir fikir değildir” diyen Eliaçık, “Bizzat bu fikirler İslam’ın birinci dereceden temsili olan Kuran-ı Kerim-in özünde vardır. Ve bana göre Kuran-ı’n bundan başka davası da yoktur. Dolayısıyla ‘İslamiyet’e solculuk sokmaya çalışıyorlar. Kuran-ı Kerim-i komünist yorumluyorlar’ lafları tamamen boştur.

    “MARKS DİN DÜŞMANI OLARAK ORTAYA ÇIKMADI”

    Kendinin ve kendi kuşağının 1970’lerin ikinci yarısından geçtiğini belirten Prof. Dr. Tayfun Atay, “O dönemde dine ilişkin sol ve sosyalist bağlam içerisinde olanlar dini Marks’ın ‘Din halkın afyonudur’ sözü üzerinden ele alıyordu. Bu dönem aynı zamanda bizim Marks’a çok haksızlık yaptığımız bir dönemdi. Çünkü biz Marks’ın ne dediğini yanlış anladık. O dönemde sosyalist literatürü ve sorunlu çevirileri çok anlamadan içselleştirme çabalarından uzak bir takım klişeler üzerinden arayışlarla sola yön vermeye çalışıyorduk. Marks’ın bir din düşmanı olarak ortaya çıkmadığının altını çizen Atay, “Marks’ın afyon mecazı insanların gerçeği görmesini engelleyen bir şey değildi. Marks’ın afyondan kastı bir tür müsekkin yani bir anlamda aspirindi. Ama baş ağrısından çok ruhu iyileştirmek için kullanılan bir aspirindi. Marks için din hayatta insanların içinde bulunduğu koşuları değiştiremediği noktada onlara direnç katan bir ağrı kesicidir” dedi.

    “DİN İNANÇ DEVRİMİDİR”

    Daha sonra söz alan HDP Milletvekili Hüda Kaya da, Türkiye gündeminde ilk defa böyle bir konunun tartışıldığını ve buna çok ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi. “Önce hangi din diye başlarsak” diyen Kaya, “Kuran-da geçen kavramlar yüzyıllar içerisinde çok ciddi anlamda tahrifata uğramıştır ve çarpıtılmıştır. Kuran’daki kavramlar bugün ‘Müslümanım, muhafazakarım’ diyen insanların dilinde, gündeminde yoğun bir şekilde kullanılır, istismar edilir. Bu sadece Türkiye’nin sorunu değil. Bu problemler son 16 yılda gelişen problemler de değil. Yüzyılların getirdiği virüslü bir zihniyetin bugün başımıza bela olmuş sonuçlarıyla karşı karşıyayız. Örneğin; kafir, müşrik gibi kavramlar Kuran’da kullanıldığı şekliyle İslam dünyasında kullanılmıyor. Kafir deyince dinsiz, ateist zannediyorlar ama hayır değil. Bütün bu ithamların tamamı dine inanan, dini yaşayan insanlar için ‘bunlar bizden sorulur’ diyen egemenleri ve bu zihniyete tabi olanları ifade eder. Öyle dinsiz imansızlar değildir bunların muhatapları. Din toplumsal, doğal, kurumsallaşmamış, markalaşmamış, iktidarcılığa ve tahakküme karşı insanlığın değişmez ortak evrensel ahlaki değerlerinin adıdır. Din yani inanç devrimidir” diye konuştu.

    “SÖMÜRÜCÜLER DİNİ SİYASALLAŞTIRIYOR”

    Çalıştayın ikinci gününde ise önce panele katılamayan ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş’ın gönderdiği metin okundu. Tek gerçeğin sol ve sosyalizm anlayışı olmadığını ifade eden Taş, solun dindar halkla barışık olmadığı algısının doğru olmadığını vurguladı. Bu topraklarda sol- sosyalist kesimle dindar halk kesimlerinin iç içe mücadeleler geliştirdiğini kaydeden Taş, “1980 öncesindeki sol hareket, dindar halk kesimi hareketlendirdi. Devrimciler için dinde zorlama olamaz. Din ve devlet işleri birbirinden ayrı olmalı, kişilerin nüfus kaydında din, mezhep olmamalı, biz din özgürlüğünden yanayız. Ama sömürücüler dini siyasallaştırıyor biz buna karşı mücadele ediyoruz. Aslında bu mücadele yoluyla siyasallaştırılmış din özgürleştirilir” dedi.

    “SOL VE İSLAM NEDEN BİR ARAYA GELMELİ?”

    HDP Milletvekili Ayhan Bilgen de, “Sol ve İslam kavramını hangi ihtiyaç bir araya getirir?” sorusunun öncelikle sorulması gerektiğini ifade ederek, “Soruyu doğru yerden sormazsak çözüm diye önümüze koyduğumuz şey, yeni hayal kırıklıklarını beraberinde getirir. Eğer sadece hedef, ‘iktidar imkanlarına kavuşmak, iktidar imkanlarını kendi yakınlarımızı korumak için kullanmanın bir yolunu bulmak’ ise solda iktidar olabilir kendine göre” dedi.

    Bilgen sözlerini şu şekilde sürdürdü: “İslam iktidar olunca bütün sorunlar çözülecek’ diye böyle bir dönüm noktası yok. Ya da ‘devrim gerçekleşince bütün sorunlar çözülecek’ diye bir şey de yok. Ama bu öteleyen tarzın kendisi aslında bugünü sorgulamayan, dünün pratiğinin öz eleştirisini yapmak istemeyen herkese ‘Bekleyin kadın hakları sorunu çözülecek. Ne zaman? Sosyalizm başarılı olunca. Bekleyin toplumsal yozlaşma çözülecek. Ne zaman? Müslümanlar iktidar olunca.’ Olmuyor ama. Tam tersi oluyor. Bakın işte pratiğe. 18 yılda fuhuş ve çocuk istismarıyla ilgili rakamlara baktığınızda anlıyorsunuz ki muhafazakarlığın bütün iddiaları iflas etmiştir. Diğer her şeyi bıraktık. Muhafazakarlık insanlara daha çok yol yapmayı mı vaadetmekti? Başarı diye sayılan şey bundan ibaret. Ama toplumsal çürümeyle ilgili iddiasının bir karşılığı yok. Ortadoğu’ya baktığınızda da aynı pratiği görüyorsunuz” diye konuştu.

    “BİRLİKTE ÇÖZÜM ARAMALIYIZ”

    Bu kötü sınavdan hareketle aslında dönüp “İnsanlığın sorunu ne? Dünya nasıl bir krizle karşı karşıya? Ve biz kendi durduğumuz yerden kendimizi sol mu İslam mı görüyoruz?” sorularını sormak gerektiğini ifade eden Bilgen “Başka kavramlar da olabilir. Hangi kavramı kullanıyor olursanız olun. Bizim eteğimizdeki taştan bu derde, bu insanlığın bunalımına nasıl bir reçete çıkar? Bu reçeteyi nasıl hazırlarız ve çözeriz? Bence böyle bir yerden bakmak lazım. Yoksa kavramlardan çıkarak buluşmak iletişimi zorlaştırır. Kavramlara yüklediğiniz anlamları tartışmak zorundasınız” ifadelerini kullandı.

    Bilgen, “Solun içindeki kavram tartışmaları tüketilememiş. İslamın içindeki tartışmalar da tüketilememiş. İki tane kargaşayı bir araya getireceksiniz. Buradan kavramlarda ortak anlamlandırma çıkaracaksınız. Bu, neredeyse ipe un sermektir. İmkansızı zorlamaktır. Öncelikle, sorunun analizini ortaya koymak gerekiyor. Daha sonra da nasıl bir dil kuracağımız konusunda kimse diğerine kavram dayatması yapmadan birlikte çözüm aramalı” şeklinde konuştu.

  • Şeyh Bedrettin 16 Aralık’da Okmeydanı Cemevi’nde anılacak

    Şeyh Bedrettin 16 Aralık’da Okmeydanı Cemevi’nde anılacak

    PİRHA – Şeyh Bedrettin, İstanbul HBVAKV Okmeydanı Cemevi’nde 16 Aralık’ta anma programıyla anılacak.       

    İstanbul Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi’nde Şeyh Bedrettin’i anma programı düzenlenecek. 18 Aralık Salı günü yapılacak anma programına konuşmacı olarak İlahiyatçı İhsan Eliaçık katılacak. Saat 19.30’da başlayacak anma programı Okmeydanı Cemevi konferans salonunda olacak.  

    PİRHA/İSTANBUL       



  • İlahiyatçı Yazar Eliaçık: Bir daha sandık görmeyebiliriz, ‘tamam’ denmeli

    İlahiyatçı Yazar Eliaçık: Bir daha sandık görmeyebiliriz, ‘tamam’ denmeli

    İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, 24 Haziran’da gidilecek Cumhurbaşkanlığı ve 27. dönem Milletvekilliği Genel Seçimleri’ne ilişkin olarak, “Bir daha seçim olmayabilir, bir daha Yeryüzü Sofraları kurulmayabilir, bir daha halkın önüne sandık gelmeyebilir, ülke Suriye, Irak, Libya gibi olabilir. Bunun olmaması için bu seçimlerde “tamam” denmesi gerekiyor” dedi.

    Zeynep Kuray’ın BirGün’de yer alan haberine göre, Selahattin Demirtaş’ın bu kampanya sürecini hapishanede geçirmesinin büyük adaletsizlik olduğunu hatırlatan Eliaçık, Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması gerektiğinin altını çizdi.

    Eliaçık, “Rakibin cezaevinde sen çıkmışın alanlarda onun hakkında konuşuyorsun. Dünyanın neresine gidilirse gidilsin bu duruma haksızlık denir. Bu nedenle Selahattin Demirtaş derhal serbest bırakılmalı ve bunun gerçekleşmesi için tüm muhalefetteki partilerin bu taleple deklarasyon yayınlaması lazım” dedi.

    Eliaçık, 24 Haziran seçiminin önemini , “Bir daha seçim olmayabilir, bir daha Yeryüzü Sofraları kurulmayabilir, bir daha halkın önüne sandık gelmeyebilir, ülke Suriye, Irak, Libya gibi olabilir” diyerek özetledi. Azerbaycan’da, Türkmenistan’da tek adam rejimin olduğuna ve bu tek adamın her seçimde yüzde 95 kazandığına dikkat çeken Eliaçık, “Öyle bir ülkeye doğru gidiyoruz. Bunun olmaması için bu seçimlerde TAMAM denmesi gerekiyor” dedi.

  • İlahıyatçı-Yazar Eliaçık: Ortadoğu’da çözüm demokratik ulus yaklaşımından geçer

    İlahıyatçı-Yazar Eliaçık: Ortadoğu’da çözüm demokratik ulus yaklaşımından geçer

    HDK Hamburg tarafından Hamburg Üniversitesi’nde “Ortadoğu’da son siyasal gelişmeler, demokrasi ve İslam” konulu bir panel düzenlendi.

    Panele, İlahiyatçı-Yazar İhsan Eliaçık, Filiz Koçali ve Araştırmacı-Yazar Ezeli Doğanay konuşmacı olarak katıldı.

    Afrin’de Zeytin Dalı harekatından daha çok bu harekatın temelini ‘Kızıl Elma’ ideolojinden aldığına inandığını söyleyen Eliaçık ‘Ülke genelinde 90 bin camide Fetih Suresi okunuyor ve hemen akabinden başka bir ülkenin taşı, toprağı bombalanıyor. Eğer gerçek anlamda İslami ideolojiye göre hareket etmek istersen müzakere edersin, silahları bırakırsın, bir başka halkın yaşadığı yere saldırmazsın, toprağını bombalamazsın’ şeklinde konuştu.

    Eliaçık ‘Fetih Suresini 90 bin camide okuyorsun. Fetih nedir? Fetih açılım demektir. Barış süreci, silahların bırakılması demektir. Şimdiki iktidar dini, sureleri silahların patladığı hale getirdi. Kendilerine göre fikir, din ürettiler’ dedi.

    Ortadoğu’da çözümün demokratik ulus yaklaşım biçimden geçtiğine işaret eden Eliaçık konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Medine Sözleşmesi’nde geçen adalet, yaşadığın yeri savunma, imanda, dinde, giyim biçiminde serbestlik gibi ilkeler ile Ortadoğu’da demokratik cumhuriyet projesi  birbiriyle örtüşmektedir. Bu sözleşme Ortadoğu coğrafyasına da lazımdır. Bu düşünce felsefesinin Ortadoğu’da yeri vardır. Bu gibi ilkelerle  ancak eşitlik, adalet ve demokratik birliğin sağlanacağına inanıyorum. Allah’ın razı olduğu da budur”.

    Filiz Koçali ise Afrin’e karşı başlatılan askeri harekatı sert bir dille eleştirerek, “Hiçbir iktidar bunlar kadar Türkiye’de yolsuz olmamıştı. Şu an Afrin’de halk büyük bir mücadele veriyor. Türkiye’de bizlere yöneltilen baskılara karşı Avrupa’da yaşayanların önemli bir rolü var. Halkların kararlılığını ve mücadelesini ancak buralarda yayabilirsiniz. Biz kararlıyız ve güçlüyüz ve kuracağımız yaşama da çok inanıyoruz” dedi.

    Araştırmacı-Yazar Ezeli Doğanay da Ortadoğu’da haksız bir savaş olduğuna vurgu yaparak, Afrin gibi barış içinde, seküler ortamda yaşayan insanların bu durumu yok etme adına savaş başlatıldığını söyledi.

    “Zulme soyunan Erdoğan halkımızı katlederken, bizler de HDP kongresinin coşkusu ile huzurunuzdayız” diyen Doğanay, “Din savaşlarının yerini bugün ekonomik çıkarlara dayalı savaşlar almıştır. Burada asıl paylaşılamayan coğrafyanın yer altı zenginleridir. Burada 100 bin insan ölse kimsenin umurunda değil. Afrin’de binlerce yıldır devam eden toplumsal barış ruhunu ortadan kaldırmak için cihat ilan edip buraya saldırıyorlar” şeklinde konuştu.

  • “Maraş Katliamı, Türkiye rejiminin karakteristiğini ortaya koyuyor” – Video

    “Maraş Katliamı, Türkiye rejiminin karakteristiğini ortaya koyuyor” – Video

    PİRHA – HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu’nun düzenlediği panelde, Maraş’ın münferit bir olay olmadığına ve Maraş Katliamı’nın Türkiye rejiminin karakteristiğini ortaya koyduğuna dikkat çekildi. 

    Haberin Videosu 

    Halkların Demokratik Kongresi Halklar ve İnançlar Kurulu, Maraş ve Roboski katliamlarının yıl dönümleri sebebiyle ‘Gün utandı, Güneş utandı, katledenler utanmadı. Maraş Katliamı’nın unutmuyoruz, Susmuyoruz’ başlıklı panel düzenledi.

    İstanbul Cezayir Restorant’ta yapılan panele çok sayıda kişi katıldı. Moderatörlüğünü HDK MYK Üyesi Murad Mıhçı’nın yaptığı panel katliamlarda hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşuyla başladı.

    “HER ALEVİ ÖLDÜRÜLDÜĞÜNDE İSLAMİYETE BİR KURŞUN SIKILIYOR”

    Panelde ilk konuşmayı yapan ilahiyatçı, araştırmacı yazar İhsan Eliaçık, katliamların dini temellerinin olup olmadığına dikkat çekti. Katliamlarda dini sloganların kullanıldığını belirten Eliaçık “Geriden bakan birinin İslamiyet’in bu olduğunu düşünerek yapıyor. Bunların İslamiyetle bir alakası yok. Tam tersine bir her Alevi, Ermeni, Kürt öldürüldüğünde peygambere bir kurşun sıkılıyor, İslamiyete bir kurşun sıkılıyor.”

    “İSLAMİYET GÖMÜLDÜĞÜ TOPRAKLARA GÖMÜLDÜ”

    Katliam kültürünün çıktığı yerin Kerbela olduğuna vurgu yapan Eliaçık, İmam Hüseyin’in Kerbela’da katledilmesinin ardından kafasının günlerce erlerde sürüklenmesinin ardından İslamiyetin ilerlemesini durduğunu söyleyerek şunları kaydetti: İslamiyet doğduğu topraklara gömüldü. Hala orada yatmaktadır. Peygamberin vefatıyla beraber İslamiyetin ilerlemesi durmuştur.”

    Eliaçık’ın konuşmasının ardından Birina Raş (Kara Yara) belgeselinin gösterimi yapıldı.

    “ALEVİLERİN PAYINA HEP YANMAK DÜŞÜYOR”

    Demokratik Çerkes Kongresi Girişimi Üyesi Leyla Kar, azınlık bir halkın mensubu olarak azınlık olma duygusu üzerinden konuşarak “Alevilerin payına bu coğrafyalarda hep yanmak, yangınların ortasında olmak düşüyor. Matematik hesap olarak az olan bir taraftaysan ezilen bir kesim olmak zorunda kalıyorsun. Sürekli haksız güçlülükle mücadele etmek zorunda kalıyorsunuz.” dedi.

    Maraş’ta Alevileri katleden güruhun yaşamayı sadece kendileri gibi olan insanlara hak gördüklerini belirten Kar, bu güruhların birbirlerinden destek aldıkça daha da saldırganlaştığını kaydetti.

    “TEK TİPLEŞME İSTİYORLAR”

    Egemenlerin bu topraklarda hep tek tipleşme istediklerine dikkat çeken Kar, “İstiyorlar ki hep tek dil konuşulsun, tek inanca bağlı olunsun. Çok kültürlülükle birlikte yaşamanın zor olduğu bu topraklarda gün geçtikçe birbirimizle aynı kalıpların içine doğru itiliyoruz. Bir renk yanında diğeri olmazsa anlamı olmaz. Diller birbirlerini beslerler, güçlendirirler. Birinin var olması diğeri için zenginliktir.”

    “BİN YILLIK MİTOLOJİK ÖĞELERİMİZ DÖRT DUVARIN İÇİNDE KALIYOR”

    Etrafları baskı çemberiyle çevrilen azınlıkların kültürlerini koruyamamaktan korku duyarak kendilerini kapalı tuttuklarını ifade eden Kar, “Dillerinin, inançlarının güzelliklerini ortaya koymaktan korkarlar. Hepimiz çoğunlukların olduğu yerlerde iki kişilikle davranıyoruz.  Hayatımızı iki farklı insan gibi devam ettirmek zorunda kalabiliyoruz. Kökeni bin yıllara dayanan mitolojik öğelerimiz dört duvarın içinde kalıyor. Şarkılarımızı, türkülerimizi yüksek sesle söyleyemiyoruz.”

    “KAVRAMLARIN İÇİ BOŞALTILIYOR”

    “Bugün Alevilerin semah ritüeli çok farklı algılanıyorsa bazı kavramların içi sürekli boşaltılmaya başlanıyor ve bu azınlıklar açısından çok tehlikeli bir hale geliyor” diyen Kar, Alevilerin karşılaştıkları baskıların daha sert olduğunu belirtti.

    “BİZLER VARIZ VE VAR OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Katliamın sözlükteki anlamının ‘Kendini savunamayan insanları öldürmek’ olduğunu söyleyen Kar, Maraş Katliamı’nın bu tanıma çok uyduğuna işaret etti. Devlet yöneticilerinin isimlerinin değişmesine rağmen katliamların değişmediğini belirten Kar, “Alevilerin payına yanmak değil yaşamak, sürülmek değil olduğu topraklarda yaşamak düşsün. Biz halkız ve hep birlikte bu topraklardayız diye yüksek sesle bağırmamız gerekiyor. Bizler bugün varız yarın da var olacağız.” dedi.

    “BİZ İNSAN DEĞİL MİYİZ”

    Kar’ın ardından söz alan araştırmacı yazar Namık Kemal Dinç, birkaç gün önce TRT arşivinden çıkan Maraş Katliamı’yla ilgili 20 dakikalık habere vurgu yaparak haberde konuşana insanların “Biz insan değil miyiz?” dediklerini ve bu sözlerin yaşanan tüm katliamlarda duyduğunu vurguladı.

    “TARİHSEL HAFIZADA UNUTTURULMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Maraş Katliamı’na tarihsel perspektiften bakmanın altını çizen Dinç, AKP vekilleri tarafından mecliste katliam sözcüğünün incitici bulunmasına dikkat çekerek Maraş’ın bir katliam olduğunu belirtti. “İsmi konmazsa yara kapanmaz, yüzleşme mümkün olmaz. Olayların çarpıtılması tarihsel hafızada unutturulmaya çalışılmasını ortaya koyuyor” diyen Dinç, Maraş Katliamı’nın Türkiye rejiminin karakteristiğini ortaya koyduğuna ve faillerinin hiçbir zaman gerçek anlamda yargılanmadığına işaret etti.

    “AKTÖRLERE İYİ BAKMAK GEREKİYOR”

    Maraş Katliamı’nı sadece Aleviler açısından ele almanın yetersiz kalacağını belirten Dinç, katliamda rol oynayan aktörlere iyi bakmak gerektiğini devlet ve siyasal aktörler kadar halkın katılımının da göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade ederek “Yüzyıllardır Müslüman olduğunu söyleyen çok büyük kalabalıklar onun adına katliam yapmaktan hiç çekinmediler. Bu kitlenin bu hali beni korkutuyor. Korktuğum insan ve devletin kendisinden çok kapı komşumdur.

    “İLK SÜRGÜN KAFİLESİ MARAŞ’TAN ÇIKTI”

    Maraş Katliamı’na tarihi açıdan bakabilmek için Cumhuriyetin kuruluş yıllarına bakmak gerektiğini ifade eden Dinç, 1915 yılında Maraş’ta Ermeniler’in yaşadığını ve ilk sürgün kafilesinin Maraş’tan çıktığını kaydetti.

    “ALEVİ VE KÜRT OLDUĞU İÇİN MARAŞ SEÇİLDİ”

    60 darbesinden sonra bastırılan kimliklerin yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladıklarını ifade eden Dinç, İslami hareket, Alevi hareketi ve Kürt hareketi bu dönemde ortaya çıktığını vurguladı. 75-80 arası dönemde darbeye zemin hazırlamak için iç savaş benzeri bir ortam yaratıldığını ve hem Alevi hem de Kürt kimliğinden dolayı Maraş’ın seçildiğini ifade etti.

    Soru cevap bölümünün ardından katliam tanıkları konuştu. (HABER MERKEZİ) 

  • Trakya’da da Eliaçık’a engelleme: Baskıya karşı barışı yükseltelim

    Trakya’da da Eliaçık’a engelleme: Baskıya karşı barışı yükseltelim

    PİRHA – Kayseri Kitap Fuarı’nda saldırıya uğrayan İlahiyatçı Yazar İhsan Eliaçık onur konuğu olarak davet edildiği Trakya Kitap Fuarın’nda da sansürlendi. Eliaçık’a yapılan saldırıyı ise AABK Genel Başkanı Hüseyin Mat, ‘AKP’nin Türkiyesi !!!’ diyerek kınadı. 

    Kayseri Kitap ve Eğitim Fuarı’nda Tekin Yayınevi yazarlarından İhsan Eliaçık’a yönelik gerçekleştirilen saldırının yankısı sürerken bir engelleme haberi de bugün Çorlu’da başlayacak olan Trakya Kitap ve Eğitim Fuarı’ndan geldi. Fuara İhsan Eliaçık’ın onur konuğu olarak davet edilmesinin ardından fuarın destekçileri, fuarın organizatör firmasıyla sözleşmesini iptal etti.

    Çorlu Ticaret ve Sanayi Fuarcılık Anonim Şirketi resmi internet sitesinde “Sosyal medya ve bazı televizyon kanallarında yayımlanan İhsan Eliaçık’ın Trakya Kitap ve Eğitim Fuarı’nın onur konuğu olduğuna dair iddialar tamamen asılsızdır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Fuar programı Trakya Fuar Merkezi Yönetimi tarafından tekrar gözden geçirilecektir” duyurusunu yayımladı.

    Fuarın organizatörlerinden Necdet Saraç sosyal medya hesabından olayı şu sözlerle duyurdu; “Baskı ve korku ortamına itiraz ettiğimiz için İhsan Eliaçık’ı bilerek ve isteyerek Trakya Kitap ve Eğitim Fuarı’na davet ettik. Eliaçık ya da bir başka yazar üzerinden pazarlık yapmayı reddettiğimiz için Trakya Kitap ve Eğitim Fuarı’ndan çekiliyoruz.”
    Tekin Yayınevi ise fuara takılmayacaklarını açıkladı.

    “BASKIYA KARŞI, BARIŞ DİYENLER SESİMİZİ YÜKSELTELİM”

    Öte yandan Eliaçık’a Kayseri’de yapılan saldırıyı ve Trakya’da da sansürlenmesine Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Hüseyin Mat sosyal medyadan tepki gösterdi. Mat, “AKP’nin Türkiyesi !!!” diyerek şunları kaydetti:

    “Kınıyorum… Düşünce ve vicdan özgürlüğüne karşı yapılan her türlü şiddeti ve reddiyetciliği şiddetle kınıyorum. İhsan Eliaçık hocaya geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Kin ve nefretin, ayrımcılığın karşısında düşünce ve vicdan özgürlüğü temelinde, tüm baskı ve savaş politikalarına inat barış diyenler olarak sesimizi yükseltelim.” (HABER MERKEZİ)

  • Yazar İhsan Eliaçık: Sivas benzeri bir olay yaşanabilirdi

    Yazar İhsan Eliaçık: Sivas benzeri bir olay yaşanabilirdi

    PİRHA- Kayseri Kitap Fuarı’nda bir grup tarafından saldırıya uğrayan yazar İhsan Eliaçık, Tekin Yayınevi tarafından yapılan basın toplantısında konuştu: Sivas benzeri bir olay yaşanabilirdi.

    Kayseri Belediyesi tarafından organize edilen Kitap Fuarına katılması engellenmek istenen, ancak kendi imkanlarıyla fuar alanına giden yazar İhsan Eliaçık bir grup tarafından linç edilmek istenmişti.

    Yapılan saldırıyla ilgili Tekin Yayınevi basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında konuşan yayınevi yetkilisi Elif Akkaya “Olay Kayseri Büyükşehir Belediyesi fuar yetkililerinin yazarlarımız R. İhsan Eliaçık ve Ö. İbrahim Kaboğlu’nu istemediklerini beyan edip, fuar alanına almayacaklarını açıkça belirtmeleri ile başlamış, sonunda fuar girişinde “örgütlü” 20-30 kişinin İhsan Eliaçık’a karşı fiili saldırıya geçmesi ile sonuçlanmıştır” diyerek, yazar İhsan Eliaçık ile dayanışma gösteren okurlara, yayınevlerine, yazar, gazeteci ve toplumun duyarlı tüm kesimlerine teşekkür etti.

    İhsan Eliaçık ise yaptığı konuşmada ‘Sivas benzeri bir olay yaşanabilirdi’ diyerek şunları ifade etti;

    “Mesele benim olmam veya olmamam değildir, bunlar hem yayınevini çağırıyorlar hem de kavun karpuz seçer gibi, şu gelsin- gelmesin diye yazar seçiyorlar. Kendi koydukları yasağı savunmayacak kadar korkaklar. Söyledikleri sözlere yanıt vermedim. Ölmüş anneme bile küfür ettiler, her şeyi söylediler. Ben sadece yüzlerine acıyarak baktım. Oturma eylemine başladı. Fakat baktım ki olay büyüyor, CHP’liler ve milletvekilleri geldi. Alevilerden tanıdıklarım vardı onlar telefonla aramaya başladılar. Baktım orada bir kalabalık toplanacak, karşıdaki güruhun da üzerinde ne var bilmiyorum, bu iş kötüye doğru gidiyor diye gördüm ve oturma eyleminden vazgeçtim. Kayseri benim memleketim ve bizim yaptığımız eleştirilerden çok rahatsız oluyorlar, öbür tarafa geçti diye düşünüyorlar, benim bir tarafa geçtiğim yok. Ben sadece kafamdaki duvarları yıktım.” (HABER MERKEZİ)

     

  • Kayseri kitap fuarında yazar İhsan Eliaçık’a saldırı

    Kayseri kitap fuarında yazar İhsan Eliaçık’a saldırı

    PİRHA – Antikapitalist Müslümanlardan ilahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, Kayseri kitap fuarında saldırıya uğradı. Polisin Eliaçık’ı fuara almaması üzerine bazı yayınevleri durumu protesto ederek fuarı terk etti.

    Antikapitalist Müslümanlardan yazar İhsan Eliaçık Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen Kayseri kitap fuarında saldırıya uğradı. Fuar girişinde kalabalık bir grup Eliaçık’ın fuarı terk etmesini isteyerek hakaretler yağdırdı.

    Polis’in Eliaçık’ı fuara almaması üzerine bazı yayınevleri durumu protesto ederek fuarı terk etti.

    Kayseri Belediye Başkanı AKP’li Mustafa Çelik bir süre önce İhsan Eliaçık ve KHK ile görevinden ihraç edilen akademisyen İbrahim Kaboğlu’nun etkinlik düzenlemesini istemediğini söylemişti.

    YAYIN EVLERİNDEN TEPKİ

    Eliaçık’ın yayıncısı Tekin Yayınevi olaya tepki gösterdi. Yayınevinden yapılan ilk açıklamada “Toplanıyoruz, tüm yayıncılara çağrımızdır” denilerek fuarın protesto edilmesi istendi. Ayrıntı Yayınları da yapılan saldırıyı kınadı ve Tekin Yayınevi’nin çağrısına uyarak fuarı terk edeceklerini duyurdu. Yapılan açıklamada “Kitaba, düşünceye ve ifadeye saldırıyı reddediyor, duyarlı yayınevlerinin de bu duruma tepkisiz kalmayacağını umuyoruz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • HBVAKV Başkanı Baş, Adalet Kurultayı’nı değerlendirdi: Adalet Mitingi’nin enerjisi yansımadı

    HBVAKV Başkanı Baş, Adalet Kurultayı’nı değerlendirdi: Adalet Mitingi’nin enerjisi yansımadı

    PİRHA-Adalet Kurultayı’nın 2. gününde Alevi kurum temsilcileri katıldı. Kurultaya katılan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Tuncer Baş kurultayla ilgili izlenimlerini PİRHA’ya anlattı. Baş, Adalet Mitingi’nin enerjisinin kurultaya pek yansımadığını söyledi. 

    Adalete Mitingi’nin ardından CHP’nin yaptığı Adalet Kurultayı 2. gününde devam etti. Adalet Kurultayı’nın 2. gününde kurultaya katılan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Tuncer Baş kurultay hakkındaki izlenimlerini anlattı.

    “ADALET MİTİNGİNİN ENERJİSİ TAM OLARAK YANSITILAMADI”

    Büyük Adalet Mitingi’nin enerjisi gözönüne alındığında o enerjinin tam olarak kurultaya yansıtılamadığını düşündüğünü belirten Tuncer Baş, Adalet Kurultayı’nın genişletilerek muhalif siyasi partilerin ve KHK ile ihraç edilen kamu çalışanlarının, mağduriyet yaşayan bütün kamu çalışanlarının daha güçlü temsilinin sağlanacağı bir alt yapının oluşturulabileceğine vurgu yaptı.

    Tuncer Baş, kurultayın bir muhalefet partisinin yaptığı kurultay olması sebebiyle anlamlı ve önemli olduğunu ifade etti.

    “ABF BAŞKANI MUHİTTİN YILDIZ ALEVİ HAREKETİNİ ANLATTI”

    Sabah inançlarla ilgili bir çalıştayın yapıldığı kurultayda öğleden sonra da inançlarla ilgili panel düzenlendi. Düzenlenen panele birçok farklı inançtan katılım oldu. Panelde Alevileri temsilen Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Muhittin Yıldız konuştu.

    Muhittin Yıldız’ın Alevi Hareketi’nin bugüne kadar oluşturduğu müktesebatı anlattığını söyleyen Tuncer Baş, 17 Eylül’de yeni eğitim müfredatına tepkileri dile getirmek için yapılacak olan mitinge çağrı yapıldığını kaydetti.

    Panelde Ermeniler adına da bir konuşma yapıldığını söyleyen Tuncer Baş, konuşmanın Ermeniler’in bu ülkede ötekinden ziyade bu ülkenin sahipleri şeklinde yapıldığı için mutlu edici bir konuşma olduğunu belirtti. Antikapitalist Müslümanlar adına İhsan Eliaçık’ın konuştuğunu ifade eden Tuncer Baş, İslam üzerinden baskıların bir İslam pratiği değil de iktidar pratiği olduğunu ve iktidar pratiğinin de bu anlamda İslamdan uzak olduğunu, özünden uzak olduğunu söylediğine dikkat çekti.

    Panelin katılımcı profili açısından zengin olduğunu söyleyen HBVAKV Genel Başkanı Tuncer Baş, bazı eksikliklerin olduğunu da aktardı. (HABER MERKEZİ)