PİRHA-10 Ekim Gar Katliamı’nın 109. ayında yaşamını yitiren 104 kişi için Ankara Tren Garı önünde anma yapıldı. Anmada, “24 Aralık’ta mahkememiz var. Sözümüzün bittiğini sananlar bilsinler ki ilk gün ki gibi o mahkeme salonlarını dolduracağız, barış, adalet, hukuk, gerçek suçluların açığa çıkması için mücadelemizi sürdüreceğiz” denildi.
İŞİD’in Emek ve Demokrasi güçlerine yönelik bombalı saldırısı sonucu 10 Ekim Gar Katliamı’nın 109. ayında yaşamını yitiren 104 kişi için anma etkinliği düzenlendi. 10 Ekim Barış Derneği (10 Ekim-Der) tarafından katliamın yaşandığı Ankara Gar önünde yapılan anmada katliamda yaşamını yitirenlerin fotoğrafının yer aldığı pankart açılırken, “10 Ekim’i unutma, unutturma” sloganı atıldı. Anmada, yaşamını yitiren 104 kişi için saygı duruşunda bulunuldu.
“HİÇBİR KAMU GÖREVLİSİ YARGILANMADI”
Gar Katliamı’nın üzerinden 109 ay geçtiğini belirten DEM Parti Çocuk Komisyonu Sözcüsü İhsan Seylan, katliamda barış talep eden kişilerin katledildiğini söyledi. Seylan “Katliamın birkaç dakika sonrasında gaz sıkan, birçok yaralının hayatını kaybetmesine neden olanların da dahil olduğu hiçbir kamu görevlisi yargılanmadı. Adalet Saraylarında göstermelik yargılamalarla cezalar verildi ancak gerçek sorumlular gün yüzüne çıkarılmak istenmedi” dedi.
“104 ARKADAŞIMIZIN KANLARI HALA BURADA”
10 Ekim Barış Derneği Eş Sözcüsü İshak Kocabıyık, 109 aydır adalet ve barış istediklerini söyledi. Kocabıyık yapılan Barış ve Demokrasi Anıtı’nın eksikliklerinin giderilmesini isteyerek, “Sadece anıtla ilgili eksiklik değil, bu meydanın bir anıt meydanı olarak düzenlenmesini istiyoruz bu anıtın burada yalnızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz. 104 arkadaşımızın kanları hala burada. Acısı, öfkesi, mücadeleleri hala bizimle” diye konuştu.
“ONLARIN KAYYUM DEDİĞİ BARIŞ MÜCADELEMİZE YAPILMIŞ BİR DARBEDİR”
Kocabıyık son olarak şunları ekledi:
“109 aydır her gün geçen günden daha kötü bir güne uyanıyoruz. Haksızlıklar, adaletsizlikler, savaş çığlıkları artık hayatımızın bir parçası haline geldi. Bunlar yetmezmiş gibi kayyumlarla başlayan bir süreçle karşı karşıyayız. Biz biliyoruz ki, onların kayyum dediği halkın iradesine karşı yapılmış bir darbedir, onların kayyum dediği barış mücadelemize yapılmış bir darbedir. Biz barış mücadelemizin kayyumlar eliyle engellenmesine izin vermeyeceğiz. Hiçbir güç bizi barış mücadelemizden geri bıraktıramaz. 24 Aralık’ta mahkememiz var. Sözümüzün bittiğini sananlar bilsinler ki ilk gün ki gibi o mahkeme salonlarını dolduracağız, barış, adalet, hukuk, gerçek suçluların açığa çıkması için mücadelemizi sürdüreceğiz. Bundan hiç kimsenin en başta da siyasi iktidarın hiç şüphesi olmasın. “
“ADALET ARAYIŞININ YANINDAYIZ”
İnsan Hakları Derneği (İHD) MYK Üyesi Nuray Çevirmen ise, “Defalarca acıları görmezden gelindi. Ne yazık ki bu coğrafya katliamlar coğrafyası gün geçmiyor ki bir acıyı, bir katliamı, bir zulmü işaretlememiş olalım. Ancak 10 Ekim Katliamı da ne yazık ki bu cezasızlık politikasına rağmen bu halkın tarihine kara bir leke olarak yazıldı. Adalet arayışının yanındayız” diye konuştu.
“ONLARA BARIŞ SÖZÜMÜZ VAR”
DEM Parti Ankara İl Eş Başkanı Fatin Kanat, “Kaybettiğimiz canları saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz. Onlara bir barış sözümüz var. Siyasi iktidara da söyleyeceğimiz bir sözümüz var; barışa kastetmeyin, barışı katletmeyin” dedi.
PİRHA – DEM Parti Çocuk, Emek ve Eğitim komisyonları, yeni başlayan eğitim ve öğretim yılında Türkiye’de her dört çocuktan birinin okula aç gittiğini belirtti. Artan yoksulluğun en çok çocukları etkilediği belirtilen açıklamada, iktidardakilerin lüks ve şatafat içinde yaşadığı kaydedildi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Çocuk, Emek ve Eğitim Komisyonları; yeni eğitim ve öğretim yılına dair partinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Toplantıda, DEM Parti Çocuk Komisyonu Eş Sözcüsü İhsan Seylan ile DEM Parti Emek ve Sosyal Politikalar Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Sevtap Akdağ birer konuşma yaptı.
SEYLAN: YENİ BİR DÖNEME BİN KAYGIYLA GİRİYORUZ
Toplantıda ilk olarak konuşan Seylan, “Yine yeni bir öğretim dönemine bin bir kaygı ve sorun ile başlıyoruz. Ve bu başlangıç 2024-25 eğitim-öğretim dönemini de bir kayba dönüştürmek üzere. Bu nedenle yine sözün başında söyleyelim: Bu açıklama aynı zamanda sorumluluk sahibi her kesimi bu eğitim-öğretim döneminin de bir kayıp yılı olarak yaşanmaması için birlikte mücadele etmeye çağrımızdır” dedi.
“ARTAN YOKSULLUK EN ÇOK ÇOCUKLARI ETKİLEMEKTE”
Okulların ilk günü olan pazartesi günü kaç çocuğun çantasının eksiksiz olacağı ve kıyafetleri tam olacağının ülkenin temel meselesi olduğuna işaret eden Seylan, “İktidarın devlet okullarından adeta elini eteğini çekmiş olması, okullarda hijyen ve eğitim araç-gereçleri başta olmak üzere büyük eksiklikleri beraberinde getiriyor” diye konuştu.
“KIRTASİYE MALZEMELERİNDE YÜZDE YÜZE VARAN ZAM”
Türk İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2024’ün Temmuz ayında en yüksek fiyat artışının yaklaşık yüzde 105 ile eğitimde yaşandığını kaydeden Seylan, “Kırtasiye malzemelerinde yüzde 100’e varan zamlarla okul çantaları nasıl dolacak? Ailelerin beli bükülmüş, okul masraflarıyla nasıl başa çıkacaklarını düşünüyorlar. Giderek artan sınıfsal eşitsizlik, çocukların yaşamlarını da birbirinden tamamen yabancı yerlere savuruyor. Yoksul çocuklar, eğitim yılı boyunca tamamlayamadıkları okul ihtiyaçları için asıl devletin olan utancı kendi yüzlerinde taşımaya çalışıyorlar. Çocuklar devletin onlara reva gördüğü utancı daha küçük yaşta omuzlarında taşımaya çalışırken, üzerine bir de başka bir yük daha alıyorlar. Ve okul masrafını karşılamak için çalışmaya başlayan binlerce çocuğun omzundaki yük giderek ağırlaşıyor” şeklinde konuştu.
AKDAĞ: ÇOCUKLAR MESEM’LERE YÖNLENDİRİLİYOR
DEM Parti Emek ve Sosyal Politikalar Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Sevtap Akdağ ise çocuklarını özel okullara gönderemeyen ailelere okul ve öğretmen seçme tercihinin bir alternatif olarak gösterildiğini belirtti.
Akdağ, “Kayıt ücreti altında ücret alınıyor. Eğitimin iyi olduğu gerekçesiyle talebin yoğunlaştığı devlet okullarında ise istenen kayıt ücretleri 100-200 binleri buluyor. Velilerin en hassas olduğu konuda kuşatan bu anlayış, okulların tüm giderlerini bu kez de velinin boynuna yüklüyor. Tam bu noktada da Millî Eğitim Bakanlığı açık liselerin önünü de tamamen açıyor. Neden olarak ‘öğrencilerin eğitimden kopmaması’ gösterilse de asıl neden, eğitimden kopmak zorunda kalan ve çalışmak zorunda bırakılan öğrencilerin MESEM’lere yönlendirilmek istenmesi. İktidar, kendisinin neden olduğu ekonomik zorlukları kullanarak, MESEM’ler eliyle çocukların işçileştirilmesini meşrulaştırmaya çalışıyor” dedi.
“HER DÖRT ÇOCUKTAN BİRİ OKULA AÇ GİDİYOR”
Akdağ, Türkiye’de şiddetli yoksulluk içinde 6,5 milyon çocuğun bulunduğu vurgusunu yaparak, “Türkiye’de her beş çocuktan biri yeterli ve besleyici gıdaya erişemiyor. Her dört çocuktan biri ise okula aç gidiyor. Coğrafi eşitsizlikler de göz önüne alındığında bu durum daha vahim bir hal alıyor! Hal böyle iken nitelikli eğitimden nasıl söz edilebilir? Beslenme hakkı, insanın en temel hakkı ve bu hakkın korunması ve sağlanması devletin sorumluluğu iken peki bu çocukların okula aç gitmesi bize neyi gösteriyor? Elbette, sorumluluğu olan devletin artık yoksul çocuğun açlığını zerre umursamamasını! Lüks ve şatafat içinde yaşayan iktidarın, bu çocukların ellerinden aldıkları ile bu hayatı, sarayları, saltanatları yaşadıklarını gösteriyor” ifadelerine yer verdi.
Akdağ, “Parti olarak iktidara bu ülkenin, bu toprakların okula aç giden çocuklara, işçilik yapan çocuklara ve gençlere değil okula karnı tok, aklı berrak giden çocuklara ihtiyacının olduğunu hatırlatıyoruz!” çağrısı yaptı.
“ÇOCUKLARDAN VE GENÇLERDEN UMUDU KESMEDİK”
Akdağ, “Çocuklardan ve gençlerden umudumuzu kesmedik” diyerek, şunları ekledi:
“Tam da o nedenle Narin’i arıyoruz hep birlikte. Onunla birlikte kaybolan tüm çocukları, depremde kaybolan çocukları, kimsesiz sayılan tüm çocukları da arıyoruz. İşçileştirilip hayatını kaybeden, sakat bırakılan çocukların haklarını onlarla birlikte arıyoruz. Eğitimde çocukların yaşadığı hiçbir sorunun münferit olmadığını biliyoruz. Yoksulluk ya da istismar da veyahut açlık ya da işçilik hiçbiri münferit değil ve elbette hiçbiri çocukların kaderi değil! Buradan; 2024-2025 eğitim-öğretim dönemine başlarken; sadece iktidara ve tüm siyasi partilere bir kez daha sorumluluklarını hatırlatmıyoruz. Aynı zamanda tüm eğitim bileşenlerine, velilere, eğitim sendikalarına ve tüm eğitim emekçilerine eğitimde eşit ve özgür bir sistem mücadelesini hep birlikte güçlendirme çağrısı yapıyoruz. Eğitimde çocukların yaşadıkları hiçbir eşitsizlik ve baskı kader olmadığı gibi biliyoruz ki bu sistem zorunlu ve vazgeçilmez de değil. 2024-2025 eğitim yılı bize dayatılan bu sistemi en güçlü şekilde dönüştürdüğümüz yıl olsun; çocukların, velilerin, tüm eğitim emekçilerinin ve hepimizin ‘Evet, birlikte değiştirebiliriz’ demesinin yılı olsun.”
PİRHA- DEM Parti Çocuk Komisyonu olarak 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla açıklama yaptı. Açıklamada, “Tüm dünyada milyonlarca çocuk işçileştirilerek bu emek rejiminde istismar edilmektedir. Çocuklar ucuz iş gücü olarak görülmekte ve yoksullaştırılan 160 milyonu aşkın çocuk, kapitalizmin vahşi sömürü koşulları altında canları pahasına çalıştırılmaktadır” denildi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Çocuk Komisyonu, işçileştirilen çocuklara ilişkin DEM Parti Genel Merkezi’nde basın toplantısı yaptı.
Açıklamayı Çocuk Komisyonu Eş Sözcüsü İhsan Seylan yaptı.
“ÇOCUKLAR UCUZ İŞ GÜCÜ OLARAK GÖRÜLMEKTE”
Çocuk Komisyonu Eş Sözcüsü İhsan Seylan, görünmeyen emekleriyle başta kadınların olmak üzere tüm işçilerin ve emekçilerin 1Mayısı’nı kutlayarak açıklamaya başladı. Seylan, “Bugün kapitalizm kendini yeniden var edebilmek için tüm doğaya, kadınlara, çocuklara, halklara ve emeğe düşman politikalarını derinleştirerek devam etmektedir. Ağır çalışma koşulları altında çalışan emekçiler güvencesizleştirilerek esnek çalışma koşullarına mecbur edilmektedir. Tüm dünyada milyonlarca çocuk da maalesef işçileştirilerek bu emek rejiminde istismar edilmektedir. Modernizmin çocukları toplumsal özne olarak görmeyen hâkim çocuk algısı, gözlerini kar hırsı bürümüş sermayedarların amaçlarına hizmet etmektedir. Çocuklar ucuz iş gücü olarak görülmekte ve yoksullaştırılan 160 milyonu aşkın çocuk, kapitalizmin vahşi sömürü koşulları altında canları pahasına çalıştırılmaktadır.
“AKP İKTİDARI DÖNEMİNDE EN AZ 888 ÇOCUK ÇALIŞIRKEN KATLEDİLMİŞTİR”
Türkiye ekonomisini ihracata dayalı rekabetçi modelle büyütme stratejisi çocukları fabrikalarda, tarlalarda ve atölyelerde işçileştirmekte, mevcut işçi rezervini daha hızlı doldurmak amacıyla çocukları da sefalet koşullarına itmektedir. Çocuklar fabrikalarda, tarlalarda, atölyelerde ve Mesleki Eğitim Merkezlerinde işçileştirilerek sermayedarların zenginleşmesi uğruna çok yönlü şiddetin ve istismarın hedefine konulmaktadır. İSİG Meclisi’ne göre 2002-2023 yılları arasında, yani AKP iktidarı döneminde en az 888 çocuk çalışırken katledilmiştir. Bildiğiniz gibi, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 71. maddesi uyarınca 15 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasak ve suçtur. Ancak 2004 yılında çıkarılan ‘Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’le çocukların işçileştirilmesi yasal bir zemine kavuşturulmuştur” dedi.
“REKABETÇİ EKONOMİ POLİTİKASIYLA ÇOCUKLAR ÇALIŞMAK ZORUNDA BIRAKILIYOR”
TÜİK’in 2023 raporuna göre, Türkiye’de 9,4 milyon çocuk, yani her iki çocuktan birinin yoksul olduğu bilgisini aktaran Seylan, şöyle devam etti:
“Türkiye geçen yıl ‘Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma Riski Altında Olan Çocuk’ sıralamasında Avrupa ülkeleri arasında üçüncü sırada yer aldı. Genel bütçenin 40 milyar dolarını savaş ve savaş politikalarına aktaran mevcut iktidar, ekonomik krizin faturasını çocuklara da kesiyor. Mevcut iktidar bloku nüfusun yüzde 26’sını oluşturan çocukların derin yoksulluk sorununu çözeceğine, neoliberal ve rekabetçi ekonomi politikasıyla çocukları çalışmak zorunda bırakıyor ve bunu kapitalist sömürünün bir aracı olan Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) gibi araçlarla da kolaylaştırıyor.
“MESEM’LER DERHAL KAPATILMALI VE TÜM SORUMLULAR HESAP VERMELİ”
Bugün MESEM’lerde yaklaşık 1,5 milyon öğrenci var ve bu öğrencilerin yaklaşık 300 bini 18 yaş altı. Bu çocuklar meslek öğrenme ve staj adı altında patronların insafına bırakılıyor. Çocuklar ağır çalışma koşulları altında bu merkezlerde katlediliyorlar. Sermayedarlarla kol kola yürüyen iktidar MESEM’lerde katledilen çocukların hesabını vermek zorundadır. Son 1 yılda MESEM’lerde katledilen çocuk sayısı 8’dir. MEB bu ölümlerin hesabını vereceğine, öğrencilere, ‘her türlü hukuki ve cezai sorumluluk ile tazminatlar çırak/öğrenci ve velisine ait olacaktır’ şeklinde bir yazılı belge imzalatmaktadır. Buradan bir kez daha sesleniyoruz, MESEM’ler derhal kapatılmalı ve tüm sorumlular hesap vermeli!
“15-17 YAŞ GRUBUNDAKİ ÇOCUKLARIN İŞGÜCÜNE KATILMA ORANI 22,1”
TÜİK Hane Halkı İşgücü Araştırması 2023 yılı sonuçlarına göre 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 22,1’dir. Bu oran geçen yıla göre 3,5 puan artmış durumda. Bugün, 2019 yılının resmi verilerine göre Türkiye’de 5-17 yaşlarda 720 bin çocuk çalışmaktadır. Ancak kayıt dışı çalışan çocuklar bu verilere dahil değildir. Stajyer ve meslek eğitimi gören öğrenciler ve mevsimlik tarımda çalışan çocuklar yer almıyor. Kayıt dışı olarak çalışan çocukların önemli bir bölümünü mülteci çocuklar oluşturuyor. Mevcut iktidar blokunun savaş politikalarıyla mültecileştirilen ve sayısı milyonları bulan çocuklar tarım, sanayi, inşaat ve ticaret gibi iş kollarında günübirlik ve güvencesiz şekilde işgücü piyasasına dâhil oluyor ve adeta açık hava kampında ağır sömürü koşullarında çalıştırılıyor. Bugün tekstil atölyelerinde 12 saati aşkın sürelerle binlerce çocuk sömürülüyor. Yoksul ve mülteci çocuklar tekstil atölyelerinde neoliberal vahşi kapitalizmin ucuz iş gücü olarak görülüyor. Bu çocuklar güneş görmeden büyümek zorunda bırakılıyor. Bunu çözmeyenler bu çocukların geleceğinden de sorumludur.”
“DEM PARTİ, BELEDİYELERİNİN TAMAMINDA ÖZGÜRLÜKÇÜ ÇOCUK POLİTİKALARI HAYATA GEÇİRECEK”
“Kronikleşmiş çocuk yoksulluğu bu ülkenin kaderi değil” diye İhsan Seylan, “Ülke kaynaklarını yandaşa, ranta, savaşa ayıran iktidar politikaları çocuk yoksulluğunun sebebidir” dedi.
Seylan şunları kaydetti:
“Yıllardır söylüyoruz bir kez daha somut olarak belirtelim: Öncelikle Meclis’te Çocuk İhtisas Komisyonu kurulmalı ve çocukların sorunları burada gündeme getirilmelidir. Ancak vahşi kapitalist çarkta sömürülen çocukların maruz kaldığı şiddetin çözülmesi bir komisyonla da olmaz. Bunun temel yollarından biri Çocuk Bakanlığının kurulmasıdır. Çocuk Bakanlığının kurulması çocuk alanında yaşanan yapısal sorunların çözülmesi için de çocuklara bütçe ayrılması için de elzemdir. Ayrı Çocuk Meclislerinin kurulması ve kentlerin çocuk özgürlükçü kentler olarak inşa edilmesine kadar yerel yönetimler de çocuk politikaları geliştirme alanında en temel kurumların başında gelmektedir. Demokratik, ekolojik, özgürlükçü ve toplumcu yerel yönetimler paradigmasına dayanan DEM Parti, belediyelerinin tamamında özgürlükçü çocuk politikalarını hayata geçirmelidir, geçirecektir. DEM Parti Çocuk Komisyonu olarak bu sürecin parçası, politika geliştiricisi ve takipçisi olacağız.
“KOMÜNAL BİR EKONOMİ İNŞASI KAPİTALİZME EN GÜÇLÜ CEVABIMIZ OLACAK”
Bu karanlık tabloya rağmen çocukların sömürüsüz bir dünyada özgürce yaşayabileceklerine inanıyoruz. Demokratik ve komünal bir ekonominin inşası kapitalizme verilebilecek en güçlü cevabımız olacaktır. Kapitalizmin sömürü şiddetine karşı çocuklarla beraber çocuklar için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bijî Yek Gûlan! Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın kadınların, çocukların emeği!”
PİRHA- Bursa Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği, öğrencilere burs amaçlı dayanışma gecesi düzenledi. Katılımın yüksek olduğu gecede konuşan dernek başkanı Murat Şengül, “Sene başından itibaren 20 öğrenciye burs vererek bu kampanyayı başlattık. Şimdi bu sayıyı arttırmak ve gelecek yıllarda da devam ettirmek için dayanışma etkinlikleri yapmaya devam edeceğiz. Dayanışma yaşatır” dedi.
Bursa Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği dün gece eğitim bursu dayanışma gecesi düzenledi. Bursa’nın Yıldırım ilçesinde bir düğün salonunda gerçekleşen dayanışma gecesine Bursa Demokrasi Güç Birliği, Alevi Bektaşi Federasyonu bileşenleri, Bursa Alevi Kadın Platformu, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Emek Partisi Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Selma Gürkan, DEM Parti Bursa Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı İhsan Seylan ve çok sayıda davetli katıldı.
Açılış konuşmasını yapan Bursa Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Murat Şengül, “Sene başından itibaren 20 öğrenciye burs vererek bu kampanyayı başlattık. Şimdi bu sayıyı arttırmak ve gelecek yıllarda da devam ettirmek için bu ve buna benzer dayanışma etkinlikleri yapmaya devam edeceğiz. Unutmamak gerekir ki dayanışma yaşatır” dedi.
Doğa katliamlarına her zaman tepki gösterdiklerini söyleyen Şengül, “Tüm canlıların yaşam hakkını kutsal sayan bizler bunun için her platformda mücadele etmeye devam edeceğiz. Kurumlarımız örgütlü mücadeleyi sahiplenmeye ve büyütmeye davet ediyorum” ifadelerini kullandı.
“Biz kocaman yürekli, dirençli, onurlu dostlarız” diyen CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal da, “Bizler kendi gücümüzün, kendi dayanışmamızın farkında olalım. Bugün sadece Dersimli dostlar değil kentin bütün demokratik kitle örgütleri buradalar. İşte bizi büyüten de budur” diye konuştu.
“BÜYÜK KATLİAMLAR YAŞAMIŞ BİR COĞRAFYANIN İNSANLARIYIZ”
Dersim’in tarihsel olarak misyonunun çok büyük olduğunu belirten Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Rıza Bilir ise, “Bizler en büyük saldırıları, katliamları yaşamış bir coğrafyanın insanlarıyız. Bizi hep yaktılar ama bizler hep küllerimizden yeniden doğduk. Bugün burjuva siyasal iktidarın en büyük temel hedefi ona karşı muhalif olan onun gibi düşünmeyen toplumlardır, halklardır. Yaşadığımız bu coğrafya ekolojik anlamda çok büyük sorunlar yaşamış. Topraklarımızı talan etmişler, kimyasal silahlar kullanarak doğamızı yaşanmaz kılmışlardır. Biz buna karşı sessiz kalmayacağız. Coğrafyamızı madenler projesiyle, barajlar projesiyle zapturap altına almak istiyorlar bizler buna seyirci kalmayacağız ve izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.
Dersim’in nehirlerinin özgür akabilmesi için, Dersimlilerin sesini Türkiye’nin her yerinde onların mücadelesini, onun güzelliklerini her yerde dile getirmeye devam edeceğiz” diyen DEM Parti Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Eş Başkanı İhsan Seylan da “Bursa’da da her yerde Dersim’in bütün mücadelesini sizlerin sözüne söz katmaya Dersim’in ve Dersim adının altını çizerek anlatmaya devam edeceğiz. Sizin mücadelenize omuz vermeye çalışacağız” diye belirtti.
“Böylesi siyasal koşulların zor olduğu dönemlerde dayanışma önemlidir” diyen Emek Partisi Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Selma Gürkan, şunları kaydetti:
“İktidar ÇEDES ile geliyor. Görevlendirdiği imamlarıyla müftüleriyle geliyor. Tarikatlarıyla, cemaatleriyle geliyor. Laiklik için, demokrasi için, özgürlükler için mücadele eden bizler iktidarın bu gelişini kabul edecek miyiz sevgili dostlar? İktidar kadınların kazanımlarına karşı bütün gericiliğiyle geliyor. İkili hukuk sistemini uygulamak üzere geliyor. Şerri hukuk düzeniyle, medeni hukuk düzenini işlevsizleştirerek ikili bir hukuk düzenini kurmak istiyor. Eğer iktidar bugün adım atamıyorsa, eğer iktidar bugün hedeflediği çizgiye ulaşamıyorsa bizim mücadelemizin, demokrasi mücadelemizin, emek mücadelemizin bunda payı vardır.”
Konuşmalardan sonra halk müziği sanatçısı Arzu Şahin ve Grup İmece sahneye çıkarak türküler seslendirdi.
PİRHA – Yeşil Sol Parti’den Ankara Milletvekili Adayı olan İhsan Seylan, seçilmesi halinde 10 Ekim Gar Katliamı’nın arka planının aydınlatılması için mücadele yürüteceğini belirtti. Seylan, “Ahmet Davutoğlu’nun ‘7 Haziran ile 1 Kasım arasında olanları söylersem yer yerinden oynar’ söylemi beni siyasete yaklaştırdı” dedi.
Yeşil Sol Parti’nin 14 Mayıs’ta yapılacak seçimler için Ankara’dan gösterdiği adaylardan birisi de Siyasetçi İhsan Seylan oldu. Aslen Erzurumlu olan Seylan, Ankara 2. Bölge 1. Sıra adayı olarak yarıştaki yerini aldı.
2018 seçimlerinde Ankara 1. Bölge’den bir milletvekili çıkarabilen HDP, şimdi Yeşil Sol Parti ile bu sayıyı arttırabilmenin yollarını arıyor.
HDP’nin 2018 seçimlerinde 2. Bölge’den aldığı oy miktarı 45,198 olmuştu. 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde Ankara 2. Bölge’den TİP’in de aday göstermesi, “Yeşil Sol Parti’nin milletvekili çıkarma ihtimalini zayıflatır” yorumlarını doğurdu.
Yarışın bir hayli güçlü olacağı 2. Bölge’nin genç adaylarından İhsan Seylan ile adaylık sürecini konuştuk.
“HALEN EVLERİNDEN ÇIKAMAYAN ANNELER VAR”
Erzurum’un Tekman ilçesinde “iklimi sert bir köyde, 1982 yılında doğdum” diyen İhsan Seylan, yatılı ilköğretim okullarında okuduktan sonra lise eğitimini de yine Erzurum’da yatılı okulda tamamlamış. Üniversite eğitimini ise Ankara Üniversitesi’nde yaptığını anlatan Seylan, sonrasında yurt dışında da çeşitli eğitimler görmüş.
Eğitim sürecinin ardından sivil toplum örgütlerinde çalışmalar yürüttüğünü anlatan İhsan Seylan, “İster istemez politikanın hep merkezinde olduk” diye de ekledi. “Politika, doğduğumuz coğrafyanın getirdiği bir kader-keder denklemi” diyen Seylan, politik mücadelesine yönelik şunları ifade etti:
“Politikada biraz daha görünür olup, alanda kendimi ifade etmeye başladığım süreç belki de Türkiye’de birçok kişi için olduğu gibi benim için de 10 Ekim Gar Katliamı sonrasında oldu. O katliamın maalesef ateşi bizim de olduğumuz bir merkeze düştü. Ailemden birini ve çok sayıda yakın dostlarımı kaybettim. Adli Tıp kapısında günlerce beklemenin ardından ciddi manada psikolojik olarak yorulduk. O süreç, hayatta mücadele alanının birçok boyutu olduğunu, sadece bir alana daraltmanın ya da sivil toplumdaki gündelik koşuşturmanın çok üstünde bir şeyler yapmak gerektiği gerçeğini ortaya koydu. Sonrasında 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği’ni kurduk ve eş başkan olarak görevde bulundum. Türkiye’de gündemin çok hızlı değişiminden dolayı bazen çok büyük acılar maalesef unutulabilecek boyutta oluyor ki Gar Katliamı’ndan birkaç gün sonra 7 Haziran’ın yenilenen seçimi oldu. Dolayısıyla seçim gündemine geçildi. Bugün 8. yılında olmamıza rağmen 30’dan fazla tedavisi süren yaralı var. Halen yatağa bağlı durumda olan arkadaşlarımız var. Halen evlerinden çıkamayan anneler var.”
“ÖTEKİLERİN YANINDA OLAN PARTİ”
İhsan Seylan, aynı zamanda İnsan Hakları Derneği yönetiminde de yer aldığını belirterek, Gar Katliamı’nın unutulmaması adına belgesel çalışması yürüttüğünü de anlattı. “Ankara’nın Karası/Qîra Enqerê” belgeselinin hem yapımcı hem de yönetmenlerinden biri olduğunu belirten Seylan, “Kürtler, Aleviler, ötekiler anlamında birçok sivil toplum çalışmasının içerisinde olmaya çalışıp, konferanslar ile katkı ve destek sağlamaya da çalıştım” dedi. Seylan, politik mücadelesinde 10 Ekim Gar Katliamı’nın bir tür “dönüm noktası” olduğunun altını çizerek “Siyasete bu denli yaklaşımımın, karar verme durumumun nedeni Ahmet Davutoğlu’nun ‘7 Haziran ile 1 Kasım arasında olanları söylesem yer yerinden oynar’ söylemiydi. Biz o süreçte 10 Ekim Derneği olarak Davutoğlu hakkında suç duyurusunda bulunduk. Dolayısıyla bunun Türkiye’nin birçok gündemi içinde kaybolmaması için mücadele yürüttük. Ötekilerin yanında olan Yeşil Sol Parti’nin hem söylemi hem duruşu bizi çok mutlu etti. Bu söylem üzerinden biz de buradayız” diye konuştu.
“HALKTA ÇOK CİDDİ BİR HEYECAN VAR”
İhsan Seylan, seçim propagandası amacıyla sahada nasıl bir dil kullandığını da anlattı. Seylan, “Türkiye’deki hak arayışı mücadelesi henüz pratikte bir sonuca dönmediği için geçmişin sorunları bugün de aynı şekilde dile getiriliyor” dedi. Seylan, yurttaşların artık ekonomik krizi de çokça gündemde tuttuğunu işaret ederek şöyle devam etti:
“Türkiye’de sorunlara çözüm geliştirilmediği gibi 4 yıl önceye kıyasla bir yığın yeni sorunlarla sokağa iniyoruz. Türkiye’nin birkaç nesildir sürdürülen sorunları ile birlikte güncel konuları da dile getiriyoruz. Dolayısıyla gündemin çok ciddi anlamda ekonomi olduğunu da görüyoruz. Ekonomi hep çok önemli gündem oluyor. Ama artık bıçak kemiğe dayandı. Dolayısıyla ekonominin çokça altının çizildiği bir durum var. Ve artık halkta bir bunalmışlık, seslerinin dinlenilmediği durumu söz konusu. Padişahın yatağının perdeleri o kadar artık gözünü karartmış ki sokağı göremiyor!
İktidarın artık halktan kopuk olduğu, üstenci bir yol izlediği gerçeği var. Bütün seçim kampanyalarını sadece tekelleştirdiği yandaş bir medya aracılığı ve ekonomik gücün getirdiği iletişim araçları üzerinden bir bombardımanla sürdürüyorlar. Şu anda sokakta çok bulunamıyorlar. Ama halkta çok ciddi bir heyecan var. Çünkü çok daha büyük bir kararlılık var. Eskiden kararsız seçmen durumu daha yüksekti, şu süreçte gördük ki ‘bunlar gidecek’ deniliyor. Bu ekonomi ile bu iş artık gitmiyor, değişim şart. Bu konuda da Yeşil Sol Parti’ye de inanılmaz bir teveccüh var. Bizler de sahada, her yerde kime oy vermeme noktasından ziyade herkesin, oyunu Yeşil Sol Parti’ye vermesinin nedenlerini anlatmaya çalışıyoruz.”
“HAK TEMELLİ MÜCADELE NOKTASINDA ŞEKİLLENECEĞİZ”
İhsan Seylan, Meclise girmesi durumunda, en başta 7 Haziran-1 Kasım sürecini sorgulayacağının altını çizerek “Ama mücadeleyi sadece bir yere odaklamak diğer insanlarımıza haksızlık olur. Merkezinde 7 Haziran ile 1 Kasım arasında işlenen cinayetlerin sorgulanması konusu ile birlikte ayrıca o kadar çok kadın cinayeti, çocuklara yönelik zulümler ve başka konular var ki kısacası hak temelli mücadele noktasında şekilleneceğiz. Meclis de bir mücadele alanıdır. Dolayısıyla ona göre bir yol izleyeceğiz” diye konuştu.
“BU SORUNUN TAMAMLANACAĞINI BİLİYORUZ”
Seylan, Yeşil Sol Parti listelerindeki kadın aday oranının yüzde 40’ta kalması ve Alevi toplumunu temsilen isimlerin ne derece yeterli olduğu konusunu da şu sözlerle değerlendirdi:
“Kendimi, hayatta konumlandırdığım nokta; zaten ötekilerin omuz omuza yürüdüğü, sesini çıkaramayan insanların ses çıkardığı bir noktadır. Kadın aday oranı ve Alevi örgütlerini temsilen eksikleri, kendi aramızda da dile getirdik. Dolayısıyla halen devam eden bir süreç var. Resmin tamamında bu sorunun tamamlanacağını biliyoruz. Geleneği, felsefesi ve söylemi bu noktada olan bir partinin, bu eleştirileri gördüğünü, bunu içselleştirdiğini ve özeleştiri yaptığını da biliyoruz.”
“BARIŞ İÇİN YEŞİL SOL PARTİ”
İhsan Seylan son olarak yurttaşların neden Yeşil Sol Parti’ye oy vermesi gerektiğini ise şu sözlerle anlattı:
“Eğer bir sorun çözülmüyor ve onun tekrarını yapıyorsanız, aslında sorunu tekrar dile getirmiş oluyorsunuz. Yani tekrara düşmemiş oluyorsunuz. Kadının, çocukların, ötekinin, bütün dillerin, bütün kültürlerin bin bir çiçekli bahçe şeklinde olduğu bir dünya hayalinin mümkün olduğu biliyoruz. Amaçlananın sahada karşılığı olduğunu, beraber yürüdüğümüz insanların tamamının farklı diller, kültürlerdeki insanlar olduğu; bütün inançlara saygılı, bütün ötekileştirici dillere karşı bir tutum olduğu için Yeşil Sol Parti tercih edilmeli diyoruz. Doğayı, insanı koruduğu için Yeşil Sol Parti… ‘Katliamlar bir daha yaşanmasın’ söylemi için Yeşil Sol Parti… Buranın felsefesi barıştır, hakikaten barış için Yeşil Sol Parti…”
PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, tüm ağır hasta tutuklular için bir an önce serbest bırakılması çağrısı yaparak, ağır hasta tutuklu 70 yaşındaki Ramazan Kuru’nun tahliyesini talep etti.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 377. haftasında İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde basın açıklaması yaptı. Eylemde yapılan açıklamayı İHD Ankara Şubesi yöneticilerinden İhsan Seylan okudu. Seylan, bu hafta Afyon 1 No’lu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde bulunan ağır hasta mahpuslardan Ramazan Kuru’nun durumunu aktararak bir an önce tahliye edilmesi çağrısında bulundu.
“YAŞAM SAVAŞI VERİYORLAR”
İnsan Hakları Derneği olarak tespit ettikleri 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpusun bulunduğu bilgisini veren Seylan şunları dile getirdi:
“Bu hastaların içerisinde kronik ve çoklu rahatsızlıkları olanlar, akciğer hastaları, kalp hastaları, kanser hastaları, yaşlı ve yaşamını tek başına devam ettiremeyecek kadar hasta olanlar, cezaevlerinde ısrarla tutulmaya devam edilmektedirler. Ağır hasta mahpuslar cezaevlerinde adeta yaşam savaşı veriyor ve tüm taleplere rağmen ne tedavileri tam yapılabiliyor ne de tahliye ediliyorlar.”
“CEZAEVİNDE TUTULAN BANGİN MUHAMMED 12 KASIM’DA YAŞAMINI YİTİRDİ”
İskenderun T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde kalan ağır hasta mahpus Suriye uyruklu Bangin Muhammed için yanında olan arkadaşları tarafından, İHD İskenderun Şubelerine başvuru yapıldığını ve mahpus ile görüşme gerçekleştirildiğini belirten Seylan,“Bu görüşmede; yürüyemediği için tekerlekli sandalye ile hareket edebildiği, bağırsaklarının ve midesinin yarısının olmadığı, 3 kere ameliyat geçirdiği, iç organlarının su topladığı, oturduğu yerde idrarını yaptığı ve farkına varamadığı, kişisel ihtiyaçlarını karşılayamadığı, hasta koğuşunda kaldığı, yemek yiyemediği, vücudunda şişliklerin olduğu, 1.78 boyunda olduğu halde kilosunun 47 olduğu tespit edilmiştir. Yapılan başvurular sonucunda hastaneye götürülmüş ancak ilaçları verilmemiştir. Bütün ağır hastalıklarına rağmen, tahliye edilmeyip cezaevinde tutulan Bangin Muhammed’in ne yazık ki 12 Kasım’da yaşamını yitirdiği öğrenilmiştir” şeklinde konuştu.
“BİRÇOK HASTALIĞI BULUNMASINA RAĞMEN İNFAZ ERTELEME BAŞVURULARI REDDEDİLDİ”
Bu hafta Afyon 1 No’lu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde bulunan ağır hasta mahpuslardan Ramazan Kuru’nun durumunu aktaran Seylan sözlerine şu şekilde devam etti:
“70 yaşındaki Ramazan Kuru, 2016 yılında tutuklanarak cezaevine konulmuştur. Afyon/Dinar T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde iken 19 Eylül 2019 tarihinde kalp krizi geçirmiş ve Dinar Devlet Hastanesi’ne kaldırılmış ve buradan da Denizli Devlet Hastanesi’ne götürülmüştür. Burada kendisine anjiyo yapılmış, ancak damarlar açılmayınca 2 gün içinde bay-pas ameliyatı gerçekleştirilmiştir. Yine ameliyatla 3 kalp damarı değişmiş ve 15 gün boyunca yoğun bakımda tutulmuştur. Bu süreç içinde ailesi tarafından infaz erteleme başvuruları yapılmış ancak bir cevap alınamamıştır.
Ramazan Kuru’nun uyku apnesi hastalığı bulunmaktadır. Bu hastalık uyku sırasında tekrarlayan ataklarla, soluk alıp vermenin kesintiye uğradığı tehlikeli boyutlara varabilen bir uyku bozukluğudur. Tedavi edilmediği takdirde uyku apnesi, Tip 2 şeker hastalığı ve inme veya kalp krizi gibi bazı önemli kardiyak hastalıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Dinar T Tipi Cezaevi’nde kaldığı sürede, Denizli Tıp Fakültesi’ne bu hastalığı için randevusu olmasına rağmen zamanında götürülmemiştir. Hastanede de yatak yok denilerek tetkik ve tedavileri yapılmamıştır. Hemen ardından da Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesi’ne sevk edilmiştir. Burada iken de ailesi tarafından yine infazının ertelenmesi talebi yapılmış ancak bu talepleri kabul edilmemiştir.”
Ramazan Kuru’nun kendi ihtiyaçlarını da karşılamayacak halde olduğunu vurgulayan Seylan son olarak; “Ramazan Kuru’nun ağır hastalıkları ve ilerlemiş yaşı göz önünde bulundurularak tetkik ve tedavilerinin sağlıklı olarak yapılması için infaz ertelemesi kabul edilmeli ve ailesinin yanında daha sağlıklı koşullarda tedavisi sağlanmalıdır.
Bizler; Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 377. haftada, hasta mahpusların durumlarını dile getirdik. Tüm bu sorunlar kalıcı bir şekilde çözülünceye kadar dile getirmeye, taleplerimizi kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz” dedi.
PİRHA- 10 Ekim’in 39. ayında Ankara Garı önünde anma düzenlendi. Anmada konuşan aileler, ‘Barış Meydanı’ taleplerine henüz bir yanıt verilmediğini söyledi.
10 Ekim Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirenler saldırının 39. ayında da unutulmadı. 103 kişinin hayatını kaybettiği ve yüzlerce kişinin yaralandığı katliamın gerçekleştiği Ankara Garı önünde bir araya gelen aileler, sendikalar ve siyasi partiler buraya karanfiller bıraktı.
10 Ekim Derneği yönetici İhsan Seylan, “39 ay önce burada 103 canımızı kaybettik. O günden beri yaralarımız taze. O günden beri kanları buradaki taşlarda duruyor. Hala evinden çıkamayan anneler var. Bugüne kadar hiçbir şekilde yüreklerimize su serpilmedi. Burayı çocuklarımızın mezarı olarak gören aileler olarak, hâlâ anıt olmayan buraya her geldiğinde acı ve hüzünle karşılaşıyoruz. Bu konudaki girişimlerimiz hep sonuçsuz kaldı, hala net bir cevap bize sunulmadı” dedi. Katliamın gerçekleştiği Ankara Garı meydanının emek, demokrasi ve barış meydanı adıyla düzenlenmesini istediklerini söyleyen Seylan, “Biz burada düşen barış bayrağını en yükseğe kaldıracağız. Onların hayallerini gerçekleştirmek için son nefesimize kadar mücadelemize devam edeceğiz.” dedi.
BOZGEYİK: SORUMLULAR YARGILANMADI
KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik de, 10 Ekim mitingine barış ve demokrasi talepleriyle geldiklerini ama Ortadoğu’da savaş isteyenler ve Türkiye’deki işbirlikçilerinin bir katliam gerçekleştirdiğini söyledi.
Bugüne kadar süren yargılamalarda sorumluların yargılanmadığını ifade eden Bozgeyik, Cumartesi Anneleri, Roboskili aileler gibi gerçek bir adalet için bu mücadeleye devam edeceklerini dile getirdi. (PİRHA/ANKARA)
PİRHA –10 Ekim 2015’te Ankara Gar önünde gerçekleştirilen katliamda yaşamını yitirenler anıldı. Anmaya yaşamını yitirenlerin aileleri, yaralı olarak kurtulanlar, KESK’e bağlı sendika üyeleri ve HDP Van Milletvekili Lezgin Botan katıldı.
2015 Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler katliamın 30. ayında anıldı. Katliamda yaşamını yitirenlerin aileleri, yaralı olarak kurtulanlar, emekçiler, KESK’liler ve HDP Van Milletvekili Lezgin Botan’ın katıldığı anmada demokrasi özgürlük ve barış mücadelesinde yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.
“TALEPLERİMİZİ TOPLUMUN VİCDANINA ULAŞTIRMAYA ÇALIŞIYORUZ”
Anmada, 10 Ekim Derneği yöneticilerinden İhsan Seylan yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin 81 ilinden Türkiye’nin başkentine, “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi” için gelen on binlerce yurttaşın toplandığı alanda, tüm kamu sorumlularının gözü önünde binlerce kilometre öteden taşınan canlı bombalarla, bir katliam gerçekleştirildi. Neredeyse 30. Ayı geride kalan katliamdan, 103 kişi yaşamını yitirdi. Yüzlerce kişi yaralandı. Katliamın üzerinden geçen zamana rağmen an itibariyle tedavisi devam eden 30’dan fazla yaralımız, ağır tedavisi hala hastanelerde devam eden arkadaşlarımız bulunmaktadır. 8 yaralımız ömür boyu engelli kalmıştır. Onlarca insan bedeninde katliamda kullanılan “bilyelerle” yaşamını sürdürmektedir. 10 Ekimde yaralandığı için ihraç edilen, tutuklanan, gözaltına alınan onlarca arkadaşımız bulunmaktadır” diye konuştu ve şöyle devam etti:
“Bu süreçte 10 Ekim anmasına katıldığı için gözaltına alınanlar yargılandı. 10 Ekim katliamı ile ilgili haber yapan gazeteciler yargılandı. Hatta 10 Ekim mitingine katılanlar bile yargılandı. Bu süreçte bazı prosedürler bahane gösterilerek 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği kapatıldı. 10 Ekim’de eşini, çocuklarını, anne-babasını, arkadaşlarını, can ciğer yoldaşlarını yitiren insanlara, bu alanda yıl dönümlerinde anma yapma imkanı bile hukuka ve ahlaka aykırı bir şekilde engellendi. Bize karşı açılan bunca davaya karşın 10 Ekim katliamında açık sorumluluğu bulunan kamu görevlilerine ilişkin açılan herhangi bir dava bulunmamaktadır. Bizler, 10 Ekim Barış Aileleri olarak temel taleplerimizi toplumun vicdanına ulaştırmaya çalışıyoruz.”
“EMEĞİN HAKKI, DEMOKRASİ VE BARIŞ İÇİN TALEPLER”
Seylan, emeğin hakkı ve demokrasi, barışın tesis edilmesi için en öncelikli taleplerini şöyle açıkladı:
“-10 Ekim Katliamı davası 9. Tur duruşması 12-13 Haziran 2018 tarihinde “Ankara Adalet Sarayında, 4. Ağır Ceza Mahkemesinde” görülecektir. Kamuoyunun bu davayı takip etmesini talep ediyoruz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi 10 Ekim davasında ortaya konulacak adalet veya adaletsizlik, Türkiye’nin hangi yöne doğru savrulduğunun bir göstergesi olacaktır. OHAL ve savaş koşullarında her şey kısıtlanmaya ve bastırılmaya çalışılmaktadır. Tüm bu koşullara ve geçen zamana rağmen biz davamızın peşini bırakmayacağız ve bu dava gerçek sorumlular da yargılandığı gün kapanacaktır.
-10 Ekim Davasının ve bu davanın benzerleri olan Suruç, Antep, Diyarbakır, İstanbul gibi davaların sadece tetikçilerinin değil başta kamusal sorumluluğunu yerine getirmeyen kamu görevlileri olmak üzere tüm sorumluların yargılanarak adil bir şekilde tamamlanmasını talep ediyoruz. O gün o alanda katliamcıların binlerce kilometreden gelmesine göz yuman, katliam anında gerekli sağlık desteğini sundurmayan, ambulans göndermeyen, gelen ambulansı bekleten, bir nefesin can kurtardığı yerde biber gazı sıkıp ilk yardım ve müdahaleyi engelleyen ve diğer tüm kamusal sorumluları bu katliamdaki ihmal ve kasıtları nedeniyle hesap vermelidir.
-Diyarbakır 5 Haziran IŞİD katliamının davası bugün Sincan Adliyesi, 2. Ağır Ceza Mahkemesinde, Suruç Katliamı Mahkemesi de 29 Mayıs 2018 tarihinde Hilvan Cezaevi kampüsünde görülecektir. 10 Ekim Aileleri olarak bu davaların tarafı olduğumuzu bir kez daha duyuruyor, kamuoyuna duyarlılık çağrısı yapıyoruz.
Seylan, “Bitirirken yine ifade ediyoruz; 10 Ekim hepimizin davasıdır. Emeğin, barışın ve demokrasinin davasını takip etmeye, bu dava yolunda düşenlere “bin selam” demeye devam edeceğiz. Barışın yolunda mücadele eden tüm yoldaşlara, düşen tüm dostlara barış ve adaletin sözünü veriyoruz. Onlara sözümüz barış ve adalet olacaktır” diyerek sözlerini tamamladı.
“FAİLİN KİM OLDUĞUNU BİLİYORUZ”
Daha sonra söz alan HDP Van Milletvekili Lezgin Botan, “Şu an yerde fotoğraflarını gördüğümüz yoldaşlarımız bize bakışlarıyla bize bir emir veriyorlar, diyorlar ki Türkiye ve Türkiye halkları karanlığa gömülmesin diye biz canlarımızı feda ettik. Vasiyetlerini hedefe ulaştırmaktır. Hepimiz failin kim olduğunu biliyoruz. Tetikçilerin kim olduğunu biliyoruz, azmettiricinin kim olduğu çok açıktır. Bir ülkenin başkentinde sadece barış istediği için 100 üzerinde insan katlediliyorsa şunu sormak lazım eğer siyasi otoritenin bu işte parmağı yoksa o gün yapılması gereken şunlardı. İçişleri Bakanı, MİT müsteşarının, Emniyet Genel Müdürü’nün, Ankara Valisi’nin görevden alınması gerekirdi, bunlar görevlerinden alınmadı. Bunun parmak izi şu an parlamentodadır, bunun parmak izi siyasal iktidardır. Bir gün Mutlaka ama mutlaka hesap vereceklerdir” dedi.
PİRHA – 10 Ekim Ankara Gar Katliamı davasının 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşma öncesi bir araya gelen şehit aileleri, katliamda yaralı kurtulan emekçiler ve diğer kurum temsilcileri basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Bizler, 10 Ekim Barış Aileleri olarak temel taleplerimizi toplumun vicdanına ulaştırmaya çalışıyoruz” denildi.
10 Ekim 2015’ tarihinde Ankara Gar önünde Işid çetelerince patlatılan bomba sonucu yaşamını yitiren barış, demokrasi ve özgürlük şehitlerinin 4.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşma öncesi bir araya gelen şehit aileleri, katliamda yaralı kurtulan emekçiler, demokratik kitle örgütleri temsilcileri, KESK Eş Başkanları Aysun Gezen, Mehmet Bozgeyik, KESK’e bağlı sendikaların MYK ve Şube YK üyeleri HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker ve çok sayıda yurttaş basın açıklaması gerçekleştirdi.
Açıklamayı okuyan, kapatılan 10 Ekim Derneği YK üyesi İhsan Seylan, “10 Ekim 2015 Türkiye’nin 81 ilinden Türkiye’nin başkentine, “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi” için gelen on binlerce yurttaşın toplandığı alanda, tüm kamu sorumlularının gözü önünde binlerce kilometre öteden taşınan canlı bombalarla, bir katliam gerçekleştirildi. Neredeyse 30. ayı geride kalan katliamdan, 103 kişi yaşamını yitirdi. Yüzlerce kişi yaralandı. Katliamın üzerinden geçen zamana rağmen an itibariyle tedavisi devam eden 30’dan fazla yaralımız, ağır tedavisi hala hastanelerde devam eden arkadaşlarımız bulunmaktadır. 8 yaralımız ömür boyu engelli kalmıştır. Onlarca insan bedeninde katliamda kullanılan “bilyelerle” yaşamını sürdürmektedir. 10 Ekimde yaralandığı için ihraç edilen, tutuklanan, gözaltına alınan onlarca arkadaşımız bulunmaktadır” ifadelerini kullanarak şöyle devam etti:
“Bu süreçte 10 Ekim anmasına katıldığı için gözaltına alınanlar yargılandı. 10 Ekim katliamı ile ilgili haber yapan gazeteciler yargılandı. Hatta 10 Ekim Mitingi’ne katılanlar bile yargılandı. Bu süreçte bazı prosedürler bahane gösterilerek 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği kapatıldı. 10 Ekim’de eşini, çocuklarını, anne-babasını, arkadaşlarını, can ciğer yoldaşlarını yitiren insanlara, bu alanda yıl dönümlerinde anma yapma imkanı bile hukuka ve ahlaka aykırı bir şekilde engellendi. Bize karşı açılan bunca davaya karşın 10 Ekim Katliamı’nda açık sorumluluğu bulunan kamu görevlilerine ilişkin açılan herhangi bir dava bulunmamaktadır. Bizler, 10 Ekim Barış Aileleri olarak temel taleplerimizi toplumun vicdanına ulaştırmaya çalışıyoruz.”
“BU DAVA, GERÇEK SORUMLULAR YARGILANDIĞI GÜN KAPANACAKTIR”
Seylan, “Emeğin hakkı, barış ve demokrasinin tesis edilmesi için en öncelikli taleplerimiz” diyerek şunları aktardı:
-10 Ekim Katliamı davası 8. Tur duruşması bugün ve yarın “Ankara Adalet Sarayında, 4. Ağır Ceza Mahkemesinde” görülecektir. Kamuoyunun bu davayı takip etmesini talep ediyoruz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi 10 Ekim davasında ortaya konulacak adalet veya adaletsizlik, Türkiye’nin hangi yöne doğru savrulduğunun bir göstergesi olacaktır. OHAL ve savaş koşullarında her şey kısıtlanmaya ve bastırılmaya çalışılmaktadır. Tüm bu koşullara ve geçen zamana rağmen biz davamızın peşini bırakmayacağız ve bu dava gerçek sorumlular da yargılandığı gün kapanacaktır.
-10 Ekim Davasının ve bu davanın benzerleri olan Suruç, Antep, Diyarbakır, İstanbul gibi davaların sadece tetikçilerinin değil başta kamusal sorumluluğunu yerine getirmeyen kamu görevlileri olmak üzere tüm sorumluların yargılanarak adil bir şekilde tamamlanmasını talep ediyoruz. O gün o alanda katliamcıların binlerce kilometreden gelmesine göz yuman, katliam anında gerekli sağlık desteğini sundurmayan, ambulans göndermeyen, gelen ambulansı bekleten, bir nefesin can kurtardığı yerde biber gazı sıkıp ilk yardım ve müdahaleyi engelleyen ve diğer tüm kamusal sorumluları bu katliamdaki ihmal ve kasıtları nedeniyle hesap vermelidir.
“BEDEL ÖDEYENLERİ YALNIZ BIRAKMAMALIYIZ”
-Ankara Garı önündeki meydan adının “10 Ekim Emek Barış ve Demokrasi” meydanı olarak değiştirilmesi ve bu Meydanda “10 Ekim gününün” taleplerine uyumlu bir anıtın yapılmasını talep ediyoruz. Bu konuda 10 Ekim günü sorumluluğunu yerine getirmeyen kamusal sorumlular, buraya adına uygun bir anıtın yapılmasını da engellemektedir.
-Son olarak 10 Ekim yaralıları ile kamuoyunun dayanışmasını ve bu yaraların hepimizin yarası olduğunu belirtmek istiyoruz. Emek, Barış ve Demokrasi için bedenlerini siper ederek bedel ödeyenleri asla yalnız bırakmamalıyız. İllerimizde bulunan 10 Ekim Ailelerinin manevi yoldaşlıkta yalnız kalmadıklarını görmek istiyoruz.
“ONLARA SÖZÜMÜZ; BARIŞ VE ADALET OLACAK”
Seylan, sözlerini şu şekilde tamamladı:
“10 Ekim hepimizin davasıdır. Emeğin, barışın ve demokrasinin davasını takip etmeye, bu dava yolunda düşenlere “bin selam” demeye devam edeceğiz. 20 Temmuz 2015’te Suruç’taki IŞİD katliamında, yaşamını yitiren Polen’in annesi Şennur Ünlü’nün dün kalp krizi nedeniyle yaşamını yitirdiğinin haberini aldık. Şennur anne başta olmak üzere bu yolda mücadele eden tüm yoldaşlara, düşen tüm dostlara barış ve adalet sözünü veriyoruz. Onlara sözümüz barış ve adalet olacak.”
PİRHA – 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 29. ayında gar önünde katledilenleri bir kez daha anmak, katledenleri lanetlemek için katliamda yaşamını yitirenlerin aileleri KESK ve KESK’e bağlı sendika yöneticileri ve demokratik kitle örgütleri bir araya geldi. Anmada saygı duruşunda bulunuldu sonrasında açıklama yapıldı.
Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin aileleri, KESK’liler ve demokratik kitle örgütleri katliamın 29. ayında gar önünde anma gerçekleştirdi. Katliamda yaşamını yitirenler ve tüm demokrasi şehitleri adına bir dakikalık saygı duruşundan sonra katliamın yaşandığı sürede 29 aylık gelişmeleri kapatılan 10 Ekim Barış Derneği Başkan yardımcısı İhsan Seylan aktardı.
“10 Ekim 2015’te Türkiye’nin 81 ilinden Türkiye’nin başkentine, “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi” için gelen on binlerce yurttaşın toplandığı alanda, tüm kamu sorumlularının gözü önünde binlerce kilometre öteden taşınan canlı bombalarla bir katliam yapıldı. 29. Ayı geride kalan katliamdan 103 kişi yaşamını yitirdi. Yüzlerce kişi yaralandı.
Katliamın üzerinden geçen zamana rağmen an itibariyle tedavisi devam eden 30’dan fazla yaralımız, ağır tedavisi hala hastanelerde devam eden arkadaşlarımız bulunmaktadır. 8 yaralımız ömür boyu engelli kalmıştır. Onlarca insan bedeninde katliamda kullanılan “bilyelerle” yaşamını sürdürmektedir. 10 Ekimde yaralandığı için ihraç edilen, tutuklanan, gözaltına alınan onlarca arkadaşımız bulunmaktadır. ”
“ANMALAR HUKUKA AYKIRI BİR ŞEKİLDE ENGELLENDİ”
Seylan, “Bu süreçte 10 Ekim Anmasına katıldığı için gözaltına alınanlar yargılandı. 10 Ekim katliamı ile ilgili haber yapan gazeteciler yargılandı. Hatta 10 Ekim Mitingine katılanlar bile yargılandı. Bu süreçte bazı prosedürler bahane gösterilerek 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği kapatıldı. 10 Ekimde eşini, çocuklarını, anne-babasını, arkadaşlarını, can ciğer yoldaşlarını yitiren insanlara, bu alanda yıl dönümlerinde anma yapma imkanı bile hukuka ve ahlaka aykırı bir şekilde engellendi” diye konuştu.
“Bize karşı açılan bunca davaya karşın 10 Ekim katliamında açık sorumluluğu bulunan kamu görevlilerine ilişkin açılan herhangi bir dava bulunmamaktadır. Bizler, 10 Ekim Barış aileleri olarak temel taleplerimizi toplumun vicdanına ulaştırmaya çalışıyoruz” diye konuşan Seylan “Emeğin hakkı, barış ve demokrasinin tesis edilmesi için taleplerimiz şunlardır” diyerek talepleri şöyle sıraladı:
“-10 Ekim Katliamı davası 8. Tur duruşması 4-5 Nisan 2018 tarihlerinde bu katliam yerine 300 metre uzaklığındaki ‘Ankara Adalet Sarayında, 4. Ağır Ceza Mahkemesinde’ görülecektir. Kamuoyunun bu davayı takip etmesini talep ediyoruz. 10 Ekim davasında ortaya konulacak adalet veya adaletsizlik, Türkiye’nin hangi yöne doğru savrulduğunun bir göstergesi olacaktır. OHAL ve savaş koşullarında her şey kısıtlanmaya ve bastırılmaya çalışılmaktadır. Tüm bu koşullara ve geçen zamana rağmen biz davamızın peşini bırakmayacağız ve bu dava gerçek sorumlular da yargılandığı gün kapanacaktır.
-10 Ekim davasının ve bu davanın benzerleri olan Suruç, Antep, Diyarbakır, İstanbul gibi davaların sadece tetikçilerinin değil başta kamusal sorumluluğunu yerine getirmeyen kamu görevlileri olmak üzere tüm sorumluların yargılanarak adil bir şekilde tamamlanmasını talep ediyoruz. O gün o alanda katliamcıların binlerce kilometreden gelmesine göz yuman, katliam anında gerekli sağlık desteğini sundurmayan, ambulans göndermeyen, gelen ambulansı bekleten, bir nefesin can kurtardığı yerde biber gazı sıkıp ilk yardım ve müdahaleyi engelleyen ve diğer tüm kamusal sorumluları bu katliamdaki ihmal ve kasıtları nedeniyle hesap vermelidir.
-Ankara Garı önündeki meydan adının ’10 Ekim Emek Barış ve Demokrasi’ meydanı olarak değiştirilmesi ve bu meydanda 10 Ekimin taleplerine uyumlu bir anıtın yapılmasını talep ediyoruz. Bu konuda 10 Ekim günü sorumluluğunu yerine getirmeyen kamusal sorumlular buraya adına uygun bir anıtın yapılmasını da engellemektedir.
-Son olarak 10 Ekim yaralıları ile kamuoyunun dayanışmasını ve bu yaraların hepimizin yarası olduğunu belirtmek istiyoruz. Emek, barış ve demokrasi için bedenlerini siper ederek bedel ödeyenleri asla yalnız bırakmamalıyız. İllerimizde bulunan 10 Ekim Ailelerinin manevi yoldaşlıkta yalnız kalmadıklarını görmek istiyoruz.”
“ADALET ARAYIŞIMIZ SONUNA KADAR DEVAM EDECEK”
Seylan’ın konuşmasının ardından söz alan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik yaptığı açıklamada şunları kaydetti:
“10 Ekim 2016’dan bu yana 29 aydır sokakta adalet arayışımızı, hukuk arayışımızı ısrarla devam ettiriyoruz. Ancak her ayın 10’unda burada 29 aydır söylediğimiz şeyleri tekrar ediyoruz. Ancak sözümüzü bu 10 Ekim katliamcılarıyla hesaplaşıncaya adalet yerini buluncaya kadar söz söylemeye devam edeceğiz. Çorum katliamında, Maraş katliamında, Sivas katliamında ve çocuklarını bu ülkede faili belli katliamlara kurban eden annelerin adalet arayışı, Cumartesi annelerinin adalet arayışı hala devem ediyor ve sürüyorsa bize de 10 Ekim’de kaybettiğimiz üyelerimiz adına, barış severler adına bu ülkede demokrasi isteyenler adına, ailelerimizle ve yakınlarını kaybeden herkesle birlikte bu adalet arayışımız sonuna kadar devem edecek.”