Etiket: ikbal eren

  • ‘Meclis’te gözaltında kaybetmeler için bir komisyon kurulsun!’-VİDEO

    ‘Meclis’te gözaltında kaybetmeler için bir komisyon kurulsun!’-VİDEO

    PİRHA – 30 yıldır Galatasaray Meydanı’nda mücadele yürüten Cumartesi Annesi İkbal Eren, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başarıya ulaşması için hükümetin samimi olması gerektiğini söyledi. Eren, “Meclis komisyonu gerçekten demokrasinin tecellisi için çalışacaksa, özellikle gözaltında kaybetmeler için bir komisyon kurulsun” diye konuştu.

    Hayrettin Eren 21 Kasım 1980’de İstanbul Saraçhane’de aracıyla birlikte gözaltına alınıp Karagümrük Karakoluna götürüldü. Ertesi gün Eren’in arkadaşının aileye haber vermesi ardından baba ve anne, Karagümrük Karakoluna gitti. Karakoldaki görevliler, Hayrettin Eren’in İstanbul Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğünü söyledi. Gayrettepe’ye giden aileye, oğullarının orada da olmadığı söylendi.

    Tekrar Karagümrük Karakoluna dönen aileye bu kez Hayrettin Eren’in, hiç gözaltına alınmadığı söylendi. Hayrettin Eren’in kullandığı araç, birçok kişi tarafından Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü otoparkında görülse de sonrasında bu bilgi de karşılık bulmadı. Ardından, aracın da izine rastlanılmadı. Aile tarafından yapılan suç duyurusu üzerine Askeri Savcılık tarafından başlatılan soruşturma neticesinde “Kovuşturmaya Yer Olmadığı” kararı verildi.

    Hayrettin Eren dosyası da tıpkı diğer binlerce faili meçhul olayındaki gibi hiç açılmadan karartıldı. Eren ailesi, dönemin baskıcı rejimi sebebiyle yaşadıkları konusunda bir kamuoyu da oluşturamadı.

    Aradan 15 yıl geçmişti ki Galatasaray Meydanından yükselen sese Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren de dahil oldu. Cumartesi Anneleriyle birlikte tam 30 yıldır mücadele yürüten İkbal Eren, 20 Ağustos’ta da TBMM’de oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda konuştu. Barış ve Demokratik Toplum Süreciyle birlikte ilk kez TBMM çatısı altında dinlenen kayıp yakınları, yeni süreçle birlikte karanlık dönemin de perdelerinin açılmasını ümit ediyor.

    HAYRETTİN EREN İÇİN HİÇ HUKUK İŞLEMEDİ”

    İkbal Eren ile Cumartesi Anneleri’nin 1072. hafta eyleminin yapıldığı gün, Galatasaray Meydanı’nda buluştuk. Elinde kırmızı karanfil ve Hayrettin Eren’in portresini taşıyan İkbal Eren, kayıpları ardından gelinen süreci şu sözlerle özetledi:

    “1980 darbe dönemiydi. Kamuoyu oluşturamadık. Çünkü gazetelerde dahi bir haber yapamıyorduk. Hayrettin Eren’in gözaltına alındığı hep inkar edildiğinden kesinlikle ne bir dava açıldı ne de hukuksal bir süreç işledi. Babamın ve avukatlarımızın vermiş olduğu dilekçeler işleme konulmadı. Oysa beş tanık vardı. ‘Hukuki ne gibi girişimler yapıldı?’ diye sorduk ancak Hayrettin Eren için hiç hukuk işlemedi.”

    “FAİLİ MEÇHULLERİ BİLMEYEN VEKİLLER VARDI!”

    Cumartesi İnsanı İkbal Eren, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair de görüşlerini paylaştı. İkbal Eren, Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri ve Tahir Elçi Vakfı’nın, barışın sağlanması adına faili meçhullerin araştırılması için Meclis’e yaptığı önerilerin de karşılık bulması gerektiğini vurguladı. Meclis komisyonunda yaptıkları konuşmalar sebebiyle kimi milletvekillerinin “çok şaşırarak” dinlediğini belirten Eren, şunları aktardı:

    “Komisyondan çağrı geldi ve biz görüştük, dinlendik. Taleplerimizi orada ilettik. Hem Türkiye’de gözaltında kaybetmenin ne olduğunu, nasıl başlayıp devam ettiğini anlattık. Bazı milletvekilleri hiç bilmiyordu ne yazık ki. Galatasaray Meydanı ya da Cumartesi Annelerini duymuş olsalar bile ne olduğunu bilmiyorlardı gerçekten. Çok şaşıranlar oldu.

    Bizim bu komisyondan talebimiz şuydu; komisyon gerçekten samimiyse bu ülkede demokrasinin tecellisi için çalışacaklarsa bir komisyon kurulmalı. Hakikat ve Adaleti Araştırma Komisyonu! Özellikle gözaltında kaybetmeler için bir komisyon kurulsun. Bu komisyon sadece Meclis çatısı altında, milletvekillerinden oluşan bir komisyon değil; bilim insanları, antropologlar, Cumartesi Anneleri, Tabipler Birliği’nden veya ilgili bilim insanlarının da olduğu bir komisyon olmalı. Gözaltında kaybedilen insanların akıbetinin araştırılıp, sorumluların yargılanması talebimiz var. Hakça bir yargılama talep ettik. Ama bunun için komisyonun gerçekten samimi olması gerekiyor. Yani ‘Yaptım oldu. Bak ben bir girişimde bulundum’ görüntüsü vermek yerine, gerçekten eğer samimiyseler bizim bu taleplerimizi yerine getirirler. İnanmak istiyorum ama çok da umutlu olduğumu söyleyemem.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 1064. haftada Mehmet Salim Acar’ın akıbetini sordu

    Cumartesi Anneleri 1064. haftada Mehmet Salim Acar’ın akıbetini sordu

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1064. haftada 1994 yılında Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Mehmet Salim Acar için adalet çağrısı yaparak, “Kaç yıl geçerse geçsin, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek amacıyla 1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, 1064. haftada Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde 31 yıl önce gözaltına alınarak kaybedilen Mehmet Salim Acar için basın açıklaması yaptı.

    Galatasaray Meydanı’nda yapılan açıklamada Acar ailesinin tüm başvurularına rağmen failler yargılanmadığına, etkin bir soruşturma yürütülmediğine dikkat çekildi.

    Basın açıklamasını Cumartesi Annesi ve insan hakları savunucusu İkbal Eren okudu

    “PLAKASIZ TOROS’LA ALINDI, BİR DAHA HABER ALINAMADI”

    İkbal Eren, Mehmet Salim’in elleri, gözleri ve ağzı bağlı bir şekilde götürüldüğüne şahit olunduğunu aktararak şunları söyledi:

    “31 yaşındaki Mehmet Salim Acar, Diyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı Ambar köyünde yaşayan bir çiftçiydi. 20 Ağustos 1994 tarihinde, 13 yaşındaki oğlu ve bir çiftçi (İ.E.) ile birlikte köy civarındaki pamuk tarlasında çalışıyordu. Öğle saatlerinde plakasız bir Toros araçla gelen, kendilerini polis olarak tanıtan silahlı kişiler, Acar ve diğer çiftçinin kimliklerini istedi; ardından Acar’ı zorla araca bindirerek götürdü. O sırada nehir kenarında çamaşır yıkayan Acar’ın kızı Abide ve komşuları, Toros’un içinde Acar’ı elleri, gözleri ve ağzı bağlı halde gördü. Ayrıca araca, nehir kenarında bekleyen ve içinde beş kişinin bulunduğu başka bir otomobilin eşlik ettiğine ve araçların Bismil yönüne doğru uzaklaştığına tanık oldular.

    Söz konusu araçların Bismil Jandarma Taburu’na girdiği bilgisine ulaşan aile, Mehmet Salim’in nerede olduğunu ve neden gözaltına alındığını öğrenmek amacıyla yereldeki askeri, adli ve idari makamlara başvurdu. Ardından Cumhurbaşkanlığı, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve İnsan Hakları Bakanlığı başta olmak üzere tüm ilgili ulusal makamlara dilekçeler sunarak, Acar’ın can güvenliğinin acilen sağlanmasını talep etti.

    “ETKİN SORUŞTURMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ İHLAL EDİLDİ”

    Aile, Silvan Cumhuriyet Savcılığı’na başvurarak, Mehmet Salim Acar’ın kaçırılmasından sorumlu oldukları gerekçesiyle Bismil İlçe Komando Tabur Komutanı İzzet Cural ve jandarma görevlisi Ahmet Babayiğit hakkında suç duyurusunda bulundu. Ancak Diyarbakır İl İdare Kurulu, 23 Ocak 1997 tarihinde “yeterli delil olmadığı” gerekçesiyle yargılama yapılmamasına karar verdi.
    Tüm baskı ve tehditlere rağmen yıllarca başvurularını sürdüren aile, iç hukuk yollarından sonuç alamadı. Olayı tüm yönleriyle aydınlatabilecek ve sorumluları belirleyebilecek derinlikte bir soruşturma yürütülmedi; yürütülen süreç, etkin soruşturma yükümlülüğünü açıkça ihlal etti. AİHM kararları, devlet açısından bağlayıcıdır. Bu nedenle devlet, hukuki yükümlülüklerini yerine getirerek Mehmet Salim Acar’ın gözaltında kaybedilmesini etkin biçimde soruşturmalı ve adaletin tecellisini sağlamalıdır.

    Kaç yıl geçerse geçsin Mehmet Salim Acar için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Açıklamanın ardından Galatasaray Meydanı’na karanfiller bırakıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri eylemleri 1044. haftada: Bize bir mezar taşı gösterin- VİDEO

    Cumartesi Anneleri eylemleri 1044. haftada: Bize bir mezar taşı gösterin- VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin 1044’üncü buluşmasında Ali Karagöz’ün akıbeti soruldu. Kayıp yakınları bayramda mezara gideceklerine Galatasaray Meydanı’na geldiklerini vurgulayarak, “Bize de bir mezar taşı gösterin, bu karanfilleri o mezara götürelim, sevdiklerimizin yanına gidelim” dedi.

    Gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri eylemlerinin 1044’üncüsünü gerçekleştirdi. Karanfiller ve gözaltında kaybettirilen yakınlarının fotoğraflarıyla Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, bu hafta 1993 yılında Cizre’de katledilen Ali Karagöz‘ün faillerin yargılanmasını istedi.

    Burada yapılan basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in yeğeni Setenay Yarıcı okudu.

    “KARAGÖZ’ÜN AKIBETİNİ SORAN EŞİNE ÖLÜM TEHDİDİ”

    Setenay Yarıcı, 27 Aralık 1993 sabahında askerlerin ve Kamil Atak’a bağlı korucuların Ali Karagöz’ün evine baskın düzenleyerek gözaltına alındığını, ardından da kendisinden haber alınamadığını belirtti. Setenay Yarıcı, Ali Karagöz’ün kaybedilmesine ilişkin şunları aktardı:

    “Ayşe Karagöz, eşini zorla götüren askerlerin peşinden gitti. Bir süre sonra yolda Şevkiye Aslan ile karşılaştı. Şevkiye, eşi İskan Aslan’ın da gözaltına alındığını ve Ali Karagözle ellerinden birbirlerine bağlanarak korucubaşı Kamil Atak’ ve Kukel Atak’ın evinin altındaki bodruma götürüldüklerini söyledi. Ayşe Karagöz, eşinin serbest bırakılmasını talep etmek için Atak’ların evine gitti ancak ‘eşini sormaya devam ederse kendisinin de öldürüleceği’ tehdidiyle karşılaştı. Bunun üzerine savcılığa dilekçe ile başvurdu ve eşinin bulunmasını talep etti. Ayşe Karagöz daha sonra savcılığa verdiği dilekçeyle ilgili gelişme olup olmadığını sorduğunda dilekçesinin işleme konmadığını öğrendi. Eşini aramaya devam eden Ayşe Karagöz, sürekli tehdit edildi, hiçbir bilgiye ulaşamadı.

    2009 yılında Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı’na ifade veren korucu Mehmet Nuri Binzet, Kamil ve Kukel Atak’a ait Cudi mahallesinde bulunan evin bodrum katlarında nezarethane olarak kullanılan odalar bulunduğunu, buraya getirilen kişilerin Cemal Temizöz’ ün bilgisi dahilinde sorgulandıktan sonra infaz edildiklerini anlattı. Ayşe Karagöz, 18 Mart 2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı’na tekrar başvurdu. 2009/435 soruşturma numarasıyla ifadesi alındı ancak bu güne kadar etkili bir soruşturma yürütülmedi. Ali Karagöz’ün akıbeti karanlıkta bırakıldı, bilinen failleri cezasızlıkla korundu. Kaç yıl geçerse geçsin, Ali Karagöz ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “BURAYI MEZAR BİLDİK”

    Burada yapılan konuşmalarda kayıp yakınları arife gününde diğer insanlar gibi sevdiklerinin mezarını ziyaret etmek istediklerini, kayıplarının bulunmasını söylediler. Kayıp yakınlarından Hanife Yıldız, “30 yıldır buradayız, 59 bayram geçti kaybedilen insanların mezarı olmadığı için burayı mezar olarak bildik ve buraya geliyoruz. Ama yalnızca kendimiz için burada değiliz. Son zamanlarda adalet isteyen yurttaşlar ağır müdahalelere uğruyor. İşkenceci polislere sesleniyorum; şiddet uyguladığınız çocukların ailelerinden aldığınız paralarla geçiniyorsunuz. Öfkenizi asıl sorumlulara yöneltmelisiniz. Bugün Maltepe’de yapılan mitingi de selamlıyoruz” dedi.

    Ardından konuşan bir diğer kayıp yakını İkbal Eren, 89 bayramdır eksik hissettiklerini dile getirerek, “Sevgimiz yarım, duygularımız eksik çünkü sevdiklerimize sarılamıyoruz. Onlara sarılamadığımız gibi mezarları bile yok. Bu mekan özellikle bayramlarda sevdiklerimizin fotoğraflarına sarıldığımız bir mekan ama bunu da bize çok gördüler. 7 yıl boyunca burayı bize yasakladılar. Galatasaray meydanını görün artık, kayıplarımızın akıbetini açıklayın ve bize teslim edin artık” ifadelerini kullandı.

    Son olarak konuşan kayıp yakını Hanım Tosun ise “Herkes mezarlığa koşuyor ama biz maalesef Galatasaray Meydanı’na geliyoruz. Burası bizim için çok önemli çünkü gidecek bir mezarımız yok. Kayıplarımızın nerede olduğunu bilmiyoruz o nedenle nereye gideceğimizi bilmiyoruz. Bu güzel insanların hiçbir suçu yoktu. Yargısız infaz ve işkence yaptılar. Yarın bayram herkes sevdiklerinin yerine gidecek ama dönüp bir de Galatasaray’a bakın. Bize de bir mezar taşı gösterin bu karanfilleri o mezara götürelim, sevdiklerimizin yanına gidelim” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından kayıplar için karanfiller bariyerlerin ardındaki anıta atıldı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Ahmet Yetişen, tabur komutanlığında gözaltına alındı ve kaybedildi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Ahmet Yetişen, tabur komutanlığında gözaltına alındı ve kaybedildi-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, faili meçhul cinayetlere ilişkin 1027. hafta eyleminde gözaltında kaybedilen Ahmet Yetişen’in akıbetini sordu. Yapılan açıklamada “Ahmet Yetişen ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normlarına uymak zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle birkez daha Galatasaray Meydanında biraraya geldi. Cumartesi Annelerinin 1026. hafta eylemine karşı yine yoğun polis engeli vardı.
    Galatasaray Meydanını bariyerlerle çeviren polis, basın açıklaması için sadece 10 kişinin katılımına izin verdi.

    Basın açıklaması öncesinde konuşan İkbal Eren, “Hak savunucusu Hatice Onaran hukuksuzca tutuklandı. Ne yazık ki bu sabah da Cumartesi Annelerinin hep yanında olan Nimet Tanrıkulu tutuklandı. Bu haksız, hukuksuz tutuklamalar canımızı sıkmaya başladı. Adalet Bakanı, dön kendine bak ve bu hukuksuzluğa son ver” dedi.

    “AHMET YETİŞEN NEREDE?”

    Kayıp yakınlarının fotoğrafları ve ellerinde karanfillerle meydanda buluşan anneler adına basın açıklamasını İHD Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu. 13 Kasım 1994’te kaybedilen Ahmet Yetişen’in akıbetini soran Yoleri, devletin evrensel hukuk normlarına uymak zorunda olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “Gözaltında kaybetme, yalnızca kaybedilenlerin yakın aile fertlerini değil, tüm toplumu etkileyen derin bir güvensizlik duygusu yaratır. Bu eylemin resmi makamlarca inkâr edilmesi ise kayıp yakınları açısından işkence yasağının açık bir ihlalidir. Sevdiklerinin akıbetini yıllarca öğrenememenin yarattığı dayanılmaz acı, işkencenin en ağır şeklidir ve inkâra eşlik eden cezasızlık geleneği, yürütülen hukuki mücadeleyi boşa çıkartarak süreci de bir işkence haline getirir.
    1027.haftamızda inkâr ve cezasızlık politikaları sonucunda akıbeti karanlıkta bırakılan, failleri cezasızlıkla korunan Ahmet Yetişen için adalet istiyoruz.

    Ahmet Yetişen, biri henüz doğmamış yedi çocuk babasıydı.13 Kasım 1994’te, askerler, polisler ve köy korucuları saat 19.00 ve 23.00 saatlerinde Yetişen Ailesi’nin Batman’daki evine iki kez baskın düzenledi. Evde Ahmet Yetişen’i bulamayan ekipler, 13 yaşındaki oğlu Hanifi’yi yanlarına alarak ayrıldı. Aynı ekip, 14 Ekim gününün ilk saatlerinde önce H.S.’nin, ardından Ahmet Yetişen’in bulunduğu N.G.’nin evine gitti. Ahmet ve Hanifi Yetişen, gözaltına alınan iki kişiyle birlikte Batman Tabur Komutanlığı’na götürüldü.

    Ertesi gün serbest bırakılan Hanifi, babasını gözaltında Filistin askısında gördüğünü ve kendisinin de işkenceye maruz kaldığını anlattı. O günden sonra Ahmet Yetişen’den bir daha haber alınamadı. Yetişen Ailesi, Ahmet’in akıbetini öğrenebilmek için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Savcılık, Emniyet Müdürlüğü, Batman Jandarma Karakolu, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı ve OHAL Valiliği gibi pek çok kuruma başvurdu, ancak hiçbir sonuç elde edemedi.

    “KAYIPLARIMIZ İÇİN ADALET İSTİYORUZ”

    Olaydan yaklaşık 11 ay sonra gözaltına alınan komşuları A.B., sorgu sırasında kendisine Ahmet Yetişen’in ağır işkenceye uğramış ölü bedenine ait fotoğrafların gösterildiğini ve konuşmaması hâlinde aynı sona uğramakla tehdit edildiğini ifade etti.
    Eşi Türkan Yetişen ve çocukları, Ahmet’in zorla kaybedilmesinden sorumlu kişilerin yargılanması için defalarca savcılıklara başvuruda bulundu ve tanıkların dinlenmesini talep etti. Batman Savcılığı tarafından 1998/2650 ve 2003/4131 hazırlık numaralarıyla başlatılan soruşturmalar ise sonuçsuz kaldı.

    1027. haftamızda, adli makamları harekete geçmeye; Ahmet Yetişen’in gözaltında kaybedilmesini tüm yönleriyle aydınlatma ve sorumlularını tespit edilerek yargılanmalarını sağlama görevlerini yerine getirmeye çağırıyoruz.
    Kaç yıl geçerse geçsin, Ahmet Yetişen ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normlarına uymak zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz!”

     

  • Cumartesi Anneleri, 1003. hafta eyleminde Vejdin Avcıl’ın akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 1003. hafta eyleminde Vejdin Avcıl’ın akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1003. Haftasında gözaltında kaybedilen Vejdin Avcıl’ın akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1003. Haftasında gözaltında kaybedilen Vejdin Avcıl’ın akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına kayıp yakını İkbal Eren okudu. Eren’in okuduğu açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “YARGI MEKANİZMALARI ETKİN BİÇİMDE ÇALIŞMIYOR”

    “Bugün Arefe… İnsanlar bayram telaşındayken biz, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararları uygulanmadığı için, karar vericiler hukukun üstünlüğü ilkesine karşı direndiği için Galatasaray’daki polis bariyerlerinin önündeyiz. Devletin bu direncinin yalnız bizi sınırlamakla kalmayıp, onarılamaz sosyal, siyasal, toplumsal ve ekonomik sonuçlara yol açtığını hatırlatıyoruz. Bugün bir kez daha haykırıyoruz: Türkiye’de güvenlik güçlerinin vatandaşa yönelik işkence, öldürme, gözaltında kaybetme gibi uygulamaları söz konusu olduğunda idari ve yargı mekanizmaları etkin biçimde çalışmıyor. 1003.haftamızda yargılama faaliyetinin sonuçsuz kaldığı Vejdin Avcıl dosyasını kamuoyu ile paylaşıyoruz.

    “AVCIL’IN GÖZALTINA ALINDIĞI İNKAR EDİLDİ”

    Mardin’in Derik ilçesindeki Adakent Köyü’ne, 12 Haziran 1994’te Derik İlçe Jandarma Komutanlığı’na bağlı askerler ve korucular tarafından operasyon düzenlendi. Operasyonda beş köylü gözaltına alındı. 25 gün içerisinde dört köylü serbest bırakıldı. 30 yaşındaki beş çocuk babası Vejdin Avcıl’ın ise gözaltına alındığı inkar edildi. Olayla ilgili Derik Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen (1994/141 sayılı) soruşturmada, dosya (21/6/1994 tarihli) görevsizlik kararıyla Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 Temmuz 1994’te Derik İlçe Jandarma Komutanı Musa Çitil tarafından düzenlenen belgeyi esas alarak içinde Avcıl’ın da olduğu “ölü ele geçirilen toplam dört şüpheli hakkında terör örgütüne üye olma suçlarından kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verdi. Evraklar daha sonra imha edildi.

    “SİVİL VATANDAŞLAR TAMAMEN KEYFİ BIR ŞEKİLDE ÖLDÜRÜLDÜ”

    Derik İlçe Jandarma Komutanı Musa Çitil tarafından düzenlenen belgede, Vejdin Avcıl’ın çatışmada ölü ele geçirildiği yazılıydı. Ancak Vecdil’in otopsi raporuna göre kafasından aldığı tek kurşun ile ölmesi bu iddiayı sarsıyordu. Ailesi, Vejdin Avcıl’ın  gözaltına alındığını ve  gözaltı sırasında operasyon bölgesine götürülerek ön safa sürülüp, bilerek ölümüne sebebiyet verildiğine inanıyordu. Olaydan 17 yıl sonra 22-23 Kasım 2011 tarihlerinde Derik Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen bir başka soruşturma kapsamında Derik Kimsesizler Mezarlığı’nda açılan toplu mezarda Vejdin Avcıl’ın  giysi parçalarına ve kemiklerine ulaşıldı.Dönemin Derik Jandarma Komutanı Musa Çitil hakkında 2012’de, içlerinde Vejdin Avcıl’ın da olduğu “13 sivil insanı gözaltına alarak keyfi ve kısa yoldan infaz ettiği” iddiasıyla kamu davası açıldı ve 13 kez ağırlaştırılmış müebbet hapsi istendi. Savcılık makamı iddianamede, Musa Çitil’in görev yaptığı dönemde “şüphe olsun olmasın sivil vatandaşları tamamen keyfi bir şekilde öldürdüğü”, “.. ölenleri ise adli tahkikate terörist unsurlar olarak sunduğu ve bu yönde tutanaklar tuttuğu” kaydını düştü.

    “AVCIL’I KİMSESİZLER MEZARLIĞINA GİZLİCE GÖMENLER KİM?”

    Tutuksuz yargılanan Musa Çitil, 21 Mayıs 2014’teki karar duruşmasında beraat etti. Yargıtay 1. Ceza Dairesi beraat kararını 2 Haziran 2015’te onadı. Aileler, kararın kesinleşmesi üzerine 2015 yılında AYM’ye bireysel başvuruda bulundu. AYM ise başvuruyu “kabul edilemez” buldu. (Başvuru Numarası: 2015/ 16290) Bunun üzerine aileler 2022 yılında AİHM’e başvurdu. Bilmeye hakkımız var: Musa Çitil değilse, Vejdin Avcıl’ın gözaltında devletin koruması altındayken, ölümüne neden olanlar, gerçek dışı tutanaklarla kimsesizler mezarlığına gizlice gömenler, mezarını 17 yıl boyunca ailesinden gizleyenler kim? Bu suçun fail ve sorumluları kim? Gözaltında kaybedilişinin 30. yılında bir kez daha tekrarlıyoruz: Kaç yıl geçerse geçsin Vejdin Avcıl için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “HER TELEFON ÇALDIĞINDA BELKİ BABAMDIR DİYE UMUTLANIRDIK”

    Basın açıklamasının ardından Gamze Elvan, Vejdin Avcıl’ın oğlu Yasin Avcıl’ın mektubunu kamuoyuyla paylaştı. Mektupta şu ifadeler yer aldı:

    “Ben 30 yıl önce Mardin Derik’te gözaltına alınarak kaybedilen Vejdin Avcıl’ın oğluyum. 90’lı yıllarda insanlık onurunun ayaklar altına alındığı bir dönemde, hemen her gün bölgemizde insanlar; kadın, çocuk, yaşlı demeden gözaltına alınıyordu. Ağır işkencelerden geçiriliyor, öldürülüyordu. Köy ve mezralar yakılıyordu. Maalesef bizde bu zulümden nasibimizi aldık. Babam 12 Haziran 1994’te köy meydanında patozda harman vururken gözaltına alındı ve bir daha kendisinden haber alamadık. Yirmi yıl hukuk mücadelesi verdikten sonra ancak bir toplu mezarda kemiklerine ulaştık. Düşünün; babanız bir sabah köye baskın yapan kolluk kuvvetleri ve köy koruyucuları tarafından gözlerinizin önünde darp edilerek yaka paça götürülüyor ve eviniz bombayla havaya uçuruluyor. Ne hissedersiniz?Biz aile olarak çok acı çektik ve halen çekmeye devam ediyoruz. En küçük kardeşim daha kırk günlük, biri 1 yaşında, diğeri 3 yaşında, ben 11 ablam 12 yaşındaydık. Yirmi yıl boyunca her kapımız çaldığında, kapımıza bir araba geldiğinde belki babam geldi diye sevinerek kapıya koşardık. Her telefon çaldığında belki babamdır veya onunla ilgili bir haberdir diye umutlanırdık. Ama her defasında hayal kırıklığına uğrardık. Her zaman baba kelimesine o kadar hasret kaldık ki, anlatılmaz ancak yaşayan bilir. Kardeşlerim baba duygusunu hiçbir zaman yaşayamadılar. Hep bir yanımız yarım kaldı. Bir insan, insanlara bu kadar acıyı nasıl reva görür anlamış değilim. 2014’te babamın kemiklerine ulaştığımızda onun eve dönme umudunu kaybettik. Bizi teselli eden tek gerçekse en azından bir mezarının olmasıydı. Türk adalet sisteminin davamızı beraat ettirmesi bizi daha derinden sarsmıştır. Acılarımızı tazelemiştir. Suçlular hak ettikleri cezaları almadıkları sürece hukuk mücadelemiz devam edecektir. Tüm Cumartesi Anneleri’ni saygıyla selamlıyor acılarını ve mücadelelerini paylaşıyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri ve avukatlar ifade verdi, duruşma ertelendi: Davalı değil davacıyız!

    Cumartesi Anneleri ve avukatlar ifade verdi, duruşma ertelendi: Davalı değil davacıyız!

    PİRHA-Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın, 950. hafta eylemi nedeniyle yargılandığı davanın duruşması İstanbul Adliyesi 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Gözaltına kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları ifade verdi. Davalı değil, davacı olduklarını belirten Cumartesi Anneleri ve avukatlar, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmasını istediler. Duruşma 7 Haziran gününe ertelendi. 

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için her hafta Cumartesi günü Beyoğlu’nda bulunan Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri’ne dava açıldı.

    Cumartesi Anneleri 950. hafta eylemine katılan Ali Ocak, Ali Tosun, Besna Tosun, Cüneyt Yılmaz, Hanife Yıldız, Hasan Karakoç, Hatice Korkmaz, Hünkar Hüdai Yurtsever, İkbal Yarıcı, İrfan Bilge, İsmail Yücel, Leman Yurtsever, Maside Ocak, Meryem Pars, Mikail Kırbayır, Mukaddes Şamiloğlu, Selvi Gülmez, Oya Meriç Eyüboğlu, Saime Sebla Ercan, Ümmügülsüm Aylin Tekiner’e, “Gösteri ve Yürüyüş Kanuna muhalefet” nedeniyle açılan dava İstanbul Adliyesi 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Davayı izlemek üzere katılan heyette şu kurum ve kişiler yer aldı:

    Elena Crespi, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu ve İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi Ulviyya Hasanova, Dünya İşkence Karşıtı Örgüt ve İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi, Gülşah Kurt, Dünya İşkence Karşıtı Örgüt ve İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi Benedetta Perego, Turin Barosu (İtalya) ve Tehlikedeki Avukatlar için Uluslararası Gözlemevi, Olivier Maricourt, Lille Barosu (Fransa) ve Tehlikedeki Avukatlar için Uluslararası Gözlemevi, Van ve Batman Barosu başkanları, ABD, Almanya, Çekya, Fransa, Hollanda ve İsveç Konsoloslukları ile AB Türkiye Delegasyonu, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH), İşkenceye Karşı Dünya Örgütü (OMCT), Paris Barosu, Tehlikedeki Avukatlar için Gözlemevi (OIAD), Uluslararası Af Örgütü, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), Hakikat, Hafıza ve Adalet Merkezi, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı.

    İKBAL EREN YARICI: HAYRETTİN EREN’i ANLATMAZSAM EKSİK KALIR

    İlk olarak Cumartesi Annesi/İnsanı İkbal Eren Yarıcı savunma yaptı. Eren Yarıcı, “1980’de gözaltına alınıp kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşiyim. Hayrettin Eren’e ne olduğunu anlatmazsam bu ifade eksik kalır. Hayrettin Eren, Haşim İşcan Geçidi’nde arabasıyla giderken gözaltına alındı. Bunu haber aldığımızda annem ve babam Karagümrük Karakolu’na gitti. Sonrasında, annem ve babam Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne gitti. Orada da olmadığı söylendi. Sonrasında annem ve babam yeniden Karagümrük Karakolu’na gitti. ‘Oğlunun gözaltına alınmadığını’ söylediler. Ama oğlunun aracı karakol bahçesindeydi. Ondan sonra annem ve babam emniyet müdürlüklerine İçişleri Bakanlığına başvurdu. Sonra bir yetkiliyi ‘Bu davayı açarsam çocuğunuza bir şey yaparlar ben de koltuğumdan olurum’ dedi. Sizin çocuğunuza bunlar yapılsa ne yapardınız. Abim ve dört arkasından haber alınamadı” dedi.

    Eren Yarıcı şöyle devam etti:

    “O dönem görev yapan yetkililer sorumludur. Şayet Hayrettin Eren bir suç işlediyse yargılanıp ceza alırdı şimdi burada olurdu. Gözaltına alınanların kaybedilmesi insanlık suçu. Bunu görmezden gelmemiz isteniyor. Biz cumartesi Anneleri olarak kayıp yakınları olarak bir arada olmayı birlikte mücadele etmeyi seçtik. 1995’ten bu yana sevdiklerimizin akıbetini soruyor, faillerin cezalandırılmasını istiyoruz. Taleplerimiz çok insanı. 2011’de başbakanlık görevi sırasında Cumartesi Annelerini Başbakanlık ofisinde kabul etti. ‘Sizin sorununuz benim sorunumdur’ dedi. Talepleri karşılanacağı sözünü verdi. Ancak sonrasında Süleyman Soylu, bizi ve kayıpları hedef aldı ‘O kaybedilenler Eminönü’nde mendili atarken kaybedilmedi’ dedi. Gözaltına kayıpları kabul etti. Bizim Cumartesi Anneleri eyleminde 700. Hafta oturmamız yine İçişleri Bakanı Soylu’nun Beyoğlu Kaymakamlığı’nın emri ile yasaklandı. Çok sert bir polis saldırısı oldu, eylem engellendi. 46 kayıp gözaltına alındı. O haftadan beri Cumartesi günleri Galatasaray Meydanı kapatıldı. 699 hafta demokratik haklarını kullanmak için Cumartesi Anneleri’ne izin veren Beyoğlu Kaymakamlığı kamu güvenliğini mi bozdu? Suç mu işledi? Neden 700 haftadan itibaren yasaklandı. O meydan bizim için hafıza merkezi. Bizim o meydandan vazgeçmemiz mümkün değil.

    AYM bizim davamızla ilgili hak ihlali kararı verdi. Sonrasında biz tekrar Cumartesi Meydanı’na çıktık. Ancak çevremiz polislerle sarıldı. Dağılmamız için bir uyarı yapılmadan gözaltına alındık. Gözaltına alınırken, darp edildik, havasız ortamda bekletildik. 29 hafta her cumartesi günü Galatasaray Meydanı’na yakın nerede olursa görüldüğümüz yerde gözaltına alındık. AYM kararını göstersek de suç işlediklerini söylesek de hiçbir direnç göstermediğimiz halde gözaltına alındık. Dağılmamız için koridor açılmıyor ve derhal gözaltına alınıyorduk.

    Bir kayıp yakını olarak o hafta cumartesi günü orada olmamak arkadaşlarımın gördüğü muameleye tanık olmak işkence gibiydi. Bu insanlar ne yapıyor ki? Sonrasında İstiklal Caddesi’nde yürümeye başladık. Basın bizim önümüze geçip fotoğraf çekmeye başlayınca polis bizi gözaltına aldı. İkimizi araca bindirip, diğer arkadaşlarımızın yanına götürdüler.

    “BİZ YASAK OLAN MEYDAN TARAFTARLARA SERBESTTİ”

    O hafta gözaltından çıktıktan sonra Galatasaray maçı vardı, her taraf kalabalıktı, sloganlar atılıyordu. Polis kimseye müdahale etmiyordu. O gün eylem yasaktı. Bize yasak olan İstiklal taraftarlara serbestti. Bu adalet mi? Bakan Ali Yerlikaya bize yeniden Galatasaray Meydanı’nı 10 kişi ile sınırlı olmak üzere açtı. Bugün suç işlemiyorsak bugün de işlemiyoruz. Dönemin Başbakanı alt komisyon kurduğunda terörist annelerini mi ağırlamıştı?

    “SEVDİKLERİMİZİN AKIBETİNİ SORDUĞUMUZ İÇİN YARGILANIYORUZ”

    Sevdiklerimiz bizden alınarak bizE acı yaşatıldı. Savcıların sevdiklerimizle ilgili hakikati soruşturmaması bu acıyı katmerledi. Şimdi de biz onların akıbetini sorduğumuz için yargılanıyoruz. Abim hayrettin Eren’i kaybedenlerin yargılanması gerekmez mi? Onları kaybedenlerin yargılanması gerekmez mi? Bizim yerime onların burada yargılanıyor olması gerekmez mi? Bizler bu alana var olduğumuz sürece çıkmaya devam edeceğiz.”

    Mahkeme salonunun gözlemci ve basın mensuplarına yetersiz gelmesi nedeniyle duruşmaya ara verildi. Duruşma hakimi avukatların yeni salon talebini kabul ederek duruşmaya 13.30’da devam edilmesine karar verdi.

    ALİ OCAK: ADALET ARIYORUZ

    Verilen aranın ardından devam eden duruşmada ikinci savunmayı Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak yaptı. Ocak, “21 Mart 1995’te gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Hasan Ocak’ın ağabeyiyim. Kendi çabamızla Hasan’dan haber alamadığımız 57 günün ardından 17 Mayıs 1995’te Adli Tıp kayıtlarından Hasan’ın işkenceyle öldürülüp Beykoz ormanına atıldığını, ardından resmi kurumlara başvurularımıza ve basında günlerce yer almamıza rağmen kimliği gizlenerek kimsesizler mezarlığına gömüldüğünün belgelerine ulaştık. O günden beri hakikatın açığa çıkartılması, sorumluların yargılanıp cezalandırılması için adalet arıyoruz. Suçlamaları kabul etmiyorum” dedi.

    ALİ TOSUN: YENİ KAYIPLARIN ÖNÜNE GEÇTİK

    Savunma yapan Ali Tosun ise savunmasında şunları ifade etti:

    “Bu kadar adaletsizlik içinde ayrıca adaletsizliğe maruz kaldık. Bu ülke koşullarında adalet isteyenler başka hukuksuzluklara da maruz kaldı. Bu süreçte yeni kayıpların oluşmasında bir engeldi. Yeni kayıpların önüne geçtik. Sonrasında bu yasaklar başladı. O zamana kadar hiç şiddet olmadı. Slogan olmadı açıklamamızı yaptık oradan ayrıldık. Sonra yasaklar başlayınca şiddet oldu. Adaletsizliğe karşı mücadele ederken bu adaletsizliklere maruz kalmak tirajikomik. Bu suçlamayı kabul etmiyorum.”

    HANİFE YILDIZ: SANIKLARIN BENİM YERİMDE OLMASINI İSTERDİM

    30 yıldır Oğlu Murat Yıldız’ın akıbetini soran Hanife Yıldız ise “Devletin kolu uzundur, senin oğlunu bulur, kendi ifade verirse sorun çıkmaz dedi. Ben bunlara inanarak, güvenerek karakola götürdüm. Karakoldan oğlumu bana vermediler, ben oğlumu çıkaramadım. Oğlumun akıbetini ve kaybedenlerin yargılanmasını istiyorum. Ben 29 yıldır evlat acısıyla yaşayan bir anneyim. Ben kime sığınacağım. Ben çok isterdim o sanıkların benim yerimde olmasını, onların yargılanmasını. Hangi kanun hangi makam hangi adalete sığıyor bir evladı kaybedip annesini kelepçelemek. Benim vicdanıma sığmıyor. Ben davalı değil, davacıyım. Beni gözaltına alanlardan da yargılayanlardan da davacıyım”dedi.

    HASAN KARAKOÇ: CUMARTESİ EYLEMLERİ BU ÜLKENİN YÜZ AKIDIR

    Gözaltında kaybedilen Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç ise savunmasını şöyle yaptı:

    “Ağabeyimin dosyası 29 yıldır Beykoz Adliyesi’nin tozlu laflarında bekletiliyor. Benim annem Asiye Karakoç Galatasaray Meydanı’nda ilk çıkan Cumartesi Annelerinden birisidir. Annem yaşadığı adaletsizlik karşısında başvurduğu hiçbir yerden sonuç alamadı, oğlunun başına gelenleri öğrenemedi, oğluna bunları yapanların yargılayıp cezalandırıldığını göremedi. Çünkü devlet benim annemi görmedi, duymadı, onu vatandaş saymadı. Burada yargılanan bizler mi olmalıyız, bizi işkenceyle gözaltına alanlar mı olmalı? Burada yargılanması gereken bizler değiliz. Bizler insanların sesiyiz, soluğuyuz. Biz bu katillerin kirli yüzünü açığa çıkardık, binlerce insan hayatına devam ediyor. Cumartesi eylemleri bu ülkenin yüz akıdır.”

    LEMAN YURTSEVER: BUGÜN YARGILANMASI GEREKENLER EMRİ VERENLERDİR

    İnsan hakları savunucusu Leman Yurtsever ise “Ben 29 yıldır Cumartesi Anneleri’nin mücadelesinde yer aldım. O günden bugüne değişen hiçbir şey yok. Hep biz yargılandık, bir tane polis yargılanmadı. 29 hafta boyunca biz hep kelepçeyle gözaltına alındık. Hiçbir direnme göstermedik. Anons yapılıyordu ama hiçbir koridor açılmıyordu. Bugün yargılanması gerekenler kolluk kuvvetleri ve emri verenlerdir” dedi.

    MASİDE OCAK: AYM’NİN HAK OLARAK GÖRDÜĞÜNÜ SAVCI SUÇ OLARAK GÖRDÜ

    Kayıp yakını Maside Ocak, “Anayasa Mahkemesi (AYM) bir karar verdi ve Galatasaray Meydanı’nın yasaklanmasını hak ihlali olarak gördü. Anayasa Mahkemesi kararından sonra İstanbul Valiliği’ne ve Beyoğlu Kaymakamlığı’na başvuru taleplerimiz oldu, cevap alamadık. 29 haftanın 28’inde hakkında kovuşturmaya yer yok kararı verildi. Anayasa Mahkemesi’nin hak gördüğünü bir savcının suç olarak gördüğüne tanık olduk. Bizler için çok üzücü. Anayasa Mahkemesi kararını hatırlatmak için o alana gittim. Failler halkında savuşturma, kovuşturma yürütülmedi. Anayasal hakkımı kullandım. Hepimiz hakkında beraat kararı istiyorum” dedi.

    MERYEM BARIŞ: BİZ ANAYASAL HAKKIMIZI KULLANDIK

    İnsan hakları savunucusu Meryem Barış da şunları söyledi:

    “Daha biz alana girmeden polisler bizi gözaltına alındık. Annelerin kelepçelerin çıkarılmasını istedik. Gözaltından sonra da serbest bırakıldık. AYM’nin verdiği hak ihlali kararları var. Biz anayasal hakkımızı kullandık. İddiaları kabul etmiyoruz.”

    MİKAİL KIRBAYIR: DAVALI DEĞİL DAVACIYIM

    Cemil Kırbayır’ın kardeşi Mikail Kırbayır ise savunmasında “Ömrümün 43 yılı kardeşimin davası için davacı olarak geçti. Babam İsmail Kırbayır’ın 26 yaşındaki oğlunun tabutunun altına girme hakkı elinden alındı. Annem Berfu Kırbayır’ın oğlunun mezarına gidip gözyaşı dökme hakkını elinden aldılar. Bütün bu olanları TBMM’ye taşıdım. Titiz incelemeler sonucu 1980’de devletin güvenlik güçleri tarafından işkenceyle katledildiği sonucuna varıldı. Tıpkı yaşamı gibi davası zaman aşımına uğratıldı. Kayıplarımızın akıbetini soruyor ve sorguluyoruz. Anayasa Mahkemesi kararı karşısında kolluk kuvvetleri suç işlemiştir. Davalı değil davacıyım” dedi.

    VAN BAROSU BAŞKANI ÖZARAZ: ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI UYGULANMALI

    Avukatların beyanlarına geçilmesinin ardından Van Barosu Başkanı Sinan Özaraz sözaldı. Özaraz, “Burada yargılanan sanıklar yaşadıkları olayın aslını anlattı. Kaymakam kanunsuz bir emir verdi, kolluk güçleri de bu emri yerine getirdi. Bu kanunsuz emri uygulayan kolluk, kararı veren idare makam yargılanmıyor, temel hakkını kullanan vatandaş yargılanıyor. Burada mahkemeye düşen Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamaktır. Bu sağlanmazsa hukuk devleti çiğnenmiş olacaktır. Bu insanların temel hak ve özgürlüklerine sahip çıkmak bizim yükümlülüğümüzdür. Müvekillerin beraatini talep ediyorum” dedi.

    BATMAN BAROSU BAŞKANI ŞENSES: YARGI TACİZİ AÇISINDAN ÖRNEK BİR DAVA

    Batman Barosu Başkanı Erkan Şenses ise şunları söyledi:

    “Yargı tacizi açısından çok büyük bir örnektir bu dava. Bu davanın üzerinde 12 Eylül’ün hayaleti dolanıyor. 2911 sayılı Yasa 1983’te cunta rejimi sırasında çıkarıldı. Ne hazindir ki siyasi iktidar sivil anayasaya ihtiyaç duyduğunu söylüyor, ancak cuntacıların çıkardığı yetkiyi sonuna kadar kullanıyor. Mahkemeye düşen anayasal haklarını kullanmak isteyen vatandaşların hakkını korumaktır. Türkiye’de gelinen noktada 2911 sayısı yasa çok sıkı bir şekilde uygulanıyor. Tüm müvekkillerin beraatına karar verilmesini talep ediyorum”

    AV. SEVERAL BALLIKAYA: CUMARTESİ ANNELERİ’NİN İSTEDİĞİ YAS TUTACAKALRI BİR MEZAR TAŞI!

    Avukat Several Ballıkaya ise “Müvekkillerim beyaz torosun babalarını alıp götürdüğünü gördü ve bugün burada yargılanıyorlar. Gözaltında kaybedilme sonucu toptan bir yas hali yaşanıyor. Bugün Cumartesi Anneleri’nin istediği, yas tutacakları bir mezar taşı. Zorla kaybettirme insanlığa karşı işlenmiş bir suç. Müvekkillerim Ali Tosun ve annesi, babasını arıyor. Onlar da her hafta seslerini duyurmak için Galatasaray Meydanı’na gidiyor. Savcı, bu hakkı ‘protesto’ olarak nitelendirmiş. Olay üç-beş saniyede gerçekleşiyor. Yasal hakkını kullanmak suç değildir, ancak müvekkiller bu yüzden yargılanıyor. Protesto bile yapmıyordu aslında o sırada. Bu adaletsizliği uzatmadan derhal beraat kararı vermenizi talep ediyoruz” dedi.

    AV. EREN KESKİN: AYM KARARINA UYMANIZI TALEP EDİYORUM

    Avukat Eren Keskin de savunmasında şunları dile getirdi:

    “Rıdvan Karakoç’un ağabeyi gözaltına alınmadan önce benim yanıma gelip “Seni her gün arayacağım, aramazsam bil ki gözaltında kaybedildim” demişti. Bu coğrafyada yargıçlar bağımsız değil, yargıçlar bağımsız değilse kimse değildir. Burada savcının yapması gereken Anayasa Mahkemesi kararına uyup davayı açmamaktı. Hukuk devletinde olsaydık böyle olurdu. En yüksek mahkemenin bir hak ihlali kararı var bu dosyada, bu yüzden derhal beraat kararı verilebilir. Sizden Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymanızı talep ediyorum.”

    AV GÜLSEREN YOLERİ: HUKUKSUZLUĞUN BERTARAF EDİLMESİ BU SALONDAN ÇIKACAK KARARLA GERÇEKLEŞECEK

    Savunma için söz alan Avukat Gülseren Yoleri de “Süleyman Soylu İçişleri Bakanı iken Cumartesi Annelerine yönelik düşmanca tavrından dolayı yasaklar başladı. Biz Anayasa Mahkemesi kararına uyulmasını istiyoruz. Bu hukuksuzluğun, kanunsuzluğun bertaraf edilmesi, bu salonlardan çıkacak kararlarla gerçekleşecek. Talebimiz derhal beraat kararı verilmesidir.”

    Avukatların savunmasının ardından ara kararını açıklayan mahkeme geriye kalan tanıkların dinlenmesi ve eksik hususların giderilmesi için duruşmayı 7 Haziran’a  saat 14.00’e erteledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Avukat Çelik’e yapılan polis işkencesine tepki: Herkes tehdit altında – VİDEO

    Avukat Çelik’e yapılan polis işkencesine tepki: Herkes tehdit altında – VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri’ne destek veren Avukat Murat Çelik, geçtiğimiz hafta Galatasaray Meydan’ında polis işkencesiyle gözaltına alınmıştı. Omuzunda ve belinde lif kopmaları olan Çelik, saldırıya ilişkin suç duyurusunda bulundu. Kayıp Yakınlarından İkbal Eren, Mikail Kırbayır ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Eş Başkanı Gülseren Yoleri, polise tepki göstererek, Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceklerini dile getirdiler.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları 14 haftadır Galatasaray Meydanı’nda açıklama yapamadan gözaltına alınıyor. Cumartesi Anneleri’nin 954’üncü hafta eyleminde işkenceyle gözaltına alınan Avukat Murat Çelik, Çağlayan Adliyesi’nde suç duyurusunda bulundu.

    Avukat Murat Çelik’in suç duyurusuna destek verenler arasında gözaltında kayıplardan Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Eş Başkanı Gülseren Yoleri, Çelik’in uğradığı işkence hakkında PİRHA‘ya konuştu.

    “DEVLET AYIPLARINI BU ŞEKİLDE ÖRTMEK İSTİYOR”

    Murat Çelik’e yapılan işkence ile devletin daha da sertleşeceğini, bu yolla da devletin ayıplarını örtmek istediğini söyleyen İkbal Eren, şunları dile getirdi:

    “Bugün bu kadar hak savunucusunun olduğu bir yerde ben utanıyorum açıkçası. 954 haftadır biz bu ülkede adalet arıyoruz ve hukukçular işkence görmeye başladı. Biz bu ülkede kayıplarımızı ararken hak adalet mücadelesi verirken, hukukçuların da hukuksuzluğa, hak ihlaline uğraması gerçekten utanç verici bir durum. Biz 14 haftadır aralıksız gözaltına alınıyoruz. Bundan sonra da alınacağımız çok açık. Murat Çelik’e yapılan davranış bize bu işin daha da sertleşeceğini gösteriyor. Çünkü devlet ayıplarını bu şekilde örtmek istiyor.”

    “ADALET İSTİYORUZ, ADALETİ ADRESİNDE BULAMIYORUZ”

    Kayıp yakınlarına, insan hakları savunucularına destek için 954. haftada Galatasaray Meydanı’na gidip gözleri önünde darp edilen Avukat Murat Çelik’e ‘geçmiş olsun’ diyen Mikail Kırbayır, “43 yıldan bu yana önünde bulunduğumuz adresi bildiğim adalet kapılarını çalıyorum. Adalet istiyoruz ne hazin şey ki adaleti adresinde, adliyede bulamıyoruz” dedi.

    “Yoksa adalet tıpkı Cemil Kırbayır’ın devletin gözetimi altında kaybedildiği gibi adalet binasında faili meçhul mu oldu?” diye soran Mikail Kırbayır, 1995 yılından bu yana adaleti talep ettiklerini, sadece gözaltında kaybedilenler için değil, bu ülkede yaşayan bütün insanlar için, zalimin zulmüne maruz kalan mazlum için, güçlünün ezdiği güçsüz için adaletin yaşaması ve yaşatılmasını istediklerini söyledi. Zulmün ne olursa olsun, yasakların ne olursa olsun adaleti yok ettirenlere karşı mücadele etmekten vazgeçmeyeceklerini dile getiren Kırbayır, “Sesimiz olan Galatasaray Meydanı, yakınlarımızla buluştuğumuz bir nevi mezar. Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “HAKLARIMIZI SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Devletin kendi anayasasına uymadığı, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını uygulamadığı bir tablodan söz ettiklerini belirten İnsan Hakları Derneği İstanbul Eş Başkanı Gülseren Yoleri de, “Bu aslında devletin hukuk dışı davrandığını göstermesi bakımından oldukça önemli. Murat’ın (Avukat Murat Çelik) gözaltına alınması sırasında uğradığı işkence, bu hukuksuzluğun ne kadar tehlikeli bir boyuta varacağını da bize gösteriyor” dedi.

    Yoleri, konuşmasının devamında şunları kaydetti:

    “İşkence gibi mutlak yasak bir uygulamanın gözler önünde, sokakta bir avukata bu şekilde gerçekleştiriliyor olması söz konusu olabiliyorsa o zaman bu toplumda herkes tehdit altında, herkes baskı ve yasaklarla karşılaşabilir, herkes işkenceye maruz kalabilir demek oluyor bu. Yani kim ki hak talep ediyorsa bu tür müdahalelerle, uygulamalarla karşı karşıya kalacak demek olur. O yüzden biz bugün buradayız, bir kere daha buna itiraz etmek için, AYM’nin kararını savunmak için buradayız. Haklarımızı savunmak onurumuza sahip çıkmaktır ve bunu devam ettireceğiz.”

    Dilan ŞİMŞEK – Devrim FINDIK / İSTANBUL

    İLGİLİ HABER

    Cumartesi Anneleri eyleminde işkenceyle gözaltına alınan avukattan suç duyurusu- VİDEO

  • Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanına karanfil bıraktı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanına karanfil bıraktı-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, adalet arayışlarının 902’nci haftasında Galatasaray Meydanı’na karanfil bıraktı. Polisin engellemesine karşın açıklama yapan kayıp yakınları “Burası bizim alanımız. Bin yıl da geçse vazgeçmeyeceğiz. Devlet tarafından kaybedilen yakınlarımızın mezarlarını ziyaret etme hakkımız elimizde alınmıştır” diyerek tepki gösterdi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların cezalandırılması talebiyle mücadelelerine devam eden Cumartesi Anneleri 902’nci hafta buluşması nedeniyle Beyoğlu’ndaki Galatasaray Meydanı’na karanfil bıraktı. Polis bariyerleri ile haftalardır kapalı olan ve eylem yapılmasına izin verilmeyen Galatasaray Meydanı’na gelen Cumartesi Anneleri, bariyerlerin arkasından karanfilleri alana bıraktı.

    Polis, açıklama yapılmasını engellemeye çalışırken, kayıp yakınları “Burası bizim alanımız. Bin yıl da geçse vazgeçmeyeceğiz. Devlet tarafından kaybedilen yakınlarımızın mezarlarını ziyaret etme hakkımız elimizde alınmıştır” diyerek tepki gösterdi.

    “SOKAKLARI NİYE ZİNCİRE VURDUNUZ?”

    Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceklerini belirten kayıp yakını İkbal Eren, “Sevdiklerimiz, devlet eliyle gözaltında kaybedildi. Haftalarca onları andık. Galatasaray Meydanı bizim sevdiklerimizle buluşma ve hafıza mekanımızdır. Onların bir mezarı olmadığı için Özel günlerde, bayramlarda karanfil götüreceğimiz bir mezarımız yok. O nedenle Galatasaray Meydanı’na karanfillerimizi bırakıyoruz. 203 haftadır bu meydan bize keyfi olarak yasaklandı. Asla vazgeçmeyeceğiz. Gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi unutmayacağız. Sevdiklerimizin mezarını bulana kadar burada olacağız” dedi.

    Cumartesi Anneleri’nden Hanife Eren ise “Sokakları niye zincirlere vurdunuz? Basına, doktorlara, avukatlara, bize zulüm. Yeter artık. Çektirdiğiniz acı yetmiyor mu? Beni evlatsız bıraktınız yetmedi mi? Hiç olmaz ise bırakın alana karanfilimi bırakayım” şeklinde konuştu.

    “ÇEKİN ZULMÜNÜZÜ ÜZERİMİZDEN”

    “Çekin zulmünüzü üzerimizden, bizim de bayramlarımız olsun” başlığıyla yapılan 902’nci hafta basın açıklaması ise şöyle:

    “Bugün bayram. Hakikat ve adalet arayışımızın 902. haftasına bayramda giriyoruz. Geleneksel bayramlar; sevinçlerin paylaşıldığı, dostluğun, barışın güçlendiği özel günlerdir. Dünyanın her yerinde  bayramların toplumsal bağların, barış ve birliktelik duygularının güçlendirilmesine vesile olması beklenir. Ayrıca geleneksel bayramlar, ailelerin bir arada olduğu, özlem giderdiği sevinçli günlerdir.

    Hiç şüphe yok ki, bayramlar ancak gökyüzü gibi herkesi kapsadığı zaman bayram olurlar. Yaşadık biliyoruz; bu topraklarda bayramlar herkesi kapsamıyor. Gözaltında kaybedilenlerin aileleri için bayramlar kalbe saplanan paslı bir hançere dönüşüyor. Geride kalanlar için ziyaret edilecek, başında dertleşip, dua okunabilecek, taşından teselli bulunacak bir mezarın yokluğu bayramlarda daha da derinden hissedilen bir boşluk yaratıyor.

    “GALATASARAY’I KENDİMİZE MEZAR YERİ YAPTIK”  

    Bu nedenle 23 yıl boyunca yaslarını tutamadığımız evlatlarımızla ölümle yaşam arasındaki sınırın silindiği bir mekana dönüştürdüğümüz Galatasaray’da buluştuk. Antik çağlardan beri masum kanının işareti olan kırmızı karanfillerimizi Galatasaray’a bıraktık. Galatasaray’ı kendimize mezar yeri yaptık.

    Ancak Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçişle birlikte karanfillerimizi bırakacağımız Galatasaray bize yasaklandı. Daha önce Cumartesi Anneleri’ni; taleplerinin mutlaka karşılanması gereken yurttaşlar olarak gördüğünü ifade eden Cumhurbaşkanı, dört yıldır elimizdeki karanfillere, dilimizdeki meşru taleplerimize ağır polis şiddetini reva görüyor.

    Bayram vesilesiyle bir kez daha haykırıyoruz; kayıplarımıza bir mezar sözümüzün gereğini yerine getirmekten asla geri durmayacağız. Bayramı mazlumlar için takvimdeki bir yazıdan ibaret hale getirenler bilsin ki, bayramların herkesi kapsadığı bir Türkiye mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Annelerin acıları yarıştırılmaz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Annelerin acıları yarıştırılmaz-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 755’inci haftasında 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle gözaltında kaybedilenlerin akıbetleri sorularak adalet istendi.

    Haberin Videosu

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini araya ve adalet isteyen Cumartesi Annelerinin eylemi bugün 755’inci haftasında. Bu haftaki eylem de İHD İstanbul Şubesi’nin önünde polis ablukasında gerçekleşti. Kayıplarının fotoğraflarının taşındığı eyleme HDP milletvekilleri Hüda Kaya, Ahmet Şık, Garo Pylan ve CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu destek verdi.

    Basın metnini okuyan gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak, üzerinden 39 yıl geçmesine rağmen 12 Eylül zihniyetinin bugün de sürdüğüne vurgu yaptı.

    “GÖZALTINDA KAYBEDİLEN EVLATLARIMIZ İÇİN ADALET SAĞLANMIYOR”

    12 Eylül işkencehanelerinde gözaltında kaybedilenlerin akıbetlerinin hala karanlıkta bırakılmaya ve faillerinin korunmaya devam ettiğine değinen Ocak, “Cemil Kırbayır, Hüseyin Morsümbül, Mahmut Kaya, Hayrettin Eren, Nurettin Yedigöl, Zeki Altunbaş, Veysel Güney, Süleyman Cihan, Mustafa Hayrullahoğlu, Maksut Tepeli, Nurettin Öztürk 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedildiler. Süleyman Cihan’ın işkence ile öldürülen bedenine 3 ay sonra, Mustafa Hayrullahoğlu’nun işkence ile öldürülen bedenine 5 ay sonra kimsesizler mezarlığında ulaşıldı. Diğerlerinin ise hala mezarları gizleniyor. 12 Eylül darbecilerinin idam ettiği İlyas Has’ın mezarına 28 yıl sonra ulaşılabildi. İdam edilen Veysel Güney’in mezarı İse hala gizleniyor. Tanıklara rağmen, belgelere rağmen, Adli Tıp raporlarına rağmen, TBMM raporuna rağmen 12 Eylül’de gözaltında kaybedilen evlatlarımız için adalet sağlanmıyor” diye konuştu.

    “ADALETİ MAHKEMELERDE DEĞİLSE NEREDE ARAYALIM?”

    1992-1995 yılları arasında 12 kişinin gözaltında kaybedilmesi ve 10 kişinin infaz edilmesi ile ilgili yürütülen Kızıltepe JİTEM davasına da değinen Ocak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Delillere rağmen, tanıklara rağmen 9 Eylül’de beraatla sonuçlandı. Mahkeme JİTEM’in varlığını inkar etti. JİTEM’in Bıçak Timi aklandı. Mahkeme eliyle hakikatin üzeri kalın bir örtüyle kapatıldı. Hakikat ve adalet zaman aşımında yok edildi. Bin bir zorlukla yargıya taşınan bu dava da cezasızlık geleneğinin bir parçası oldu. Cevap verin o zaman; Gözaltına alındıktan çok uzun yıllar sonra ölüm kuyularında kemiklerine ulaştığımız evlatlarımızı davanın sanıklarından Albay Hasan Atilla Uğur ve diğer 8 kişi öldürmediyse, onları işkenceyle öldürüp kuyulara kim gömdü? Cevap verin o zaman; devletin güvenlik güçlerince gözaltına alınan, devletin resmi binalarında işkenceyle öldürülüp kuyulara gömülen evlatlarımız için adaleti mahkemelerde değilse nerede arayalım?”

    12 Eylül ‘de ve Kızıltepe’de kaybedilenleri unutmayacaklarını dile getiren Ocak, “Zübeyir Birlik, Abdulbaki Birlik, Kemal Birlik, Zeki Alabalık, Menduh Demir, Nurettin Yalçınkaya, Necat (Şemsettin) Yalçınkaya, Mehmet Emin Abak, Hıdır Öztürk, Abdulvahap Ateş, Mahmut Abak ve Yusuf Tunç güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınarak kaybedildiler. Şeyhmus Kaban, İzzettin Yiğit, Yusuf Çakar, Abdurrahman Öztürk, Mehmet Ali Yiğit, Abdulbaki Yiğit Abdulvehap Yiğit, Süleyman Ünal, Mehmet Nuri Yiğit ve Tacettin Yiğit güvenlik güçleri tarafından infaz edildiler” dedi.

    Ocak’ın arkasından 12 Eylül askeri darbesinde gözaltında kaybedilen Hüseyin Morsümül’ün yengesi Ayten Morsümbül söz aldı. 12 Eylül askeri darbesini ve onu yönetenleri kınayan Morsümbül, elindeki tülbenti göstererek “37 yıl Fatma ana Hüseyinim diye bağırdı. Bugün Fatma anayı getirdim size. Bu tülbent annelerin ne kadar acı yaşadığını açıklar. Buna bakan tüm anneler anlar. Anne olmayanlar anlamaz. Fatma anne ölmeden önce Hüseyin’in kazağını 37 yıl sakladı. O vefat ettiğinde kazağı gözlerinin üzerine koydum” dedi.

    “CUMARTESİ ANNELERİ ANNE DEĞİL Mİ?”

    Gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır da 12 Eylül askeri darbesinden bu yana Türkiye’nin üzerine güneş doğmadığını belirterek 12 Eylül zihniyetinin ülkeyi zifiri karanlığa çevirdiğini kaydetti. Binlerce annenin evladını devletin güvenlik güçlerine teslim ettiğini hatırlatan Kırbayır, sonrasında akıbetlerinin oldu bittiye getirildiğini, kimilerinin işkence tezgahlarında sakat bırakıldığını kimilerinin yargısız infazla yaşam hakkının ellerinden alındığını ekledi. Kardeşi Cemil Kırbayır’ın da gözaltında kayıplardan biri olduğunu hatırlatan Kırbayır, 1995 yılından geçen seneye kadar Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’nda mücadele ettiğini kaydetti. Kırbayır, “Şimdi Diyarbakır’da anneler oturuyor. İçişleri bakanı o anaları desteklemek için Diyarbakır’a gidiyor. Aynı İçişleri Bakanı bu anaların sesini duyurmamak için elinden geleni yapıyor. Bu ne yaman çelişkidir. Cumartesi Anneleri anne değil mi? Anaların gözyaşlarının rengi aynı değil mi? Biri 9 ayda doğurdu diğeri 3 buçuk ayda mı doğurdu. Seni de bir ana doğurmadı mı?” diye konuştu.

    “SEN EMPATİ KURABİLİYOR MUSUN?”

    Gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’ın kız kardeşi İkbal Eren ise 39 yıldır Türkiye’nin ayağa kalkamadığına dikkat çekti. “12 Eylül cuntacı generallerin bu ülkede karanlığın çökmediği ev yok Türkiye’de. Sadece cuntacı generaller ve yandaşları hariç. 12 Eylül bu ülkenin literaüne gözaltında kaybetmeyi soktu. Ağabeyim Hayrettin Eren de onlardan bir tanesiydi. 20 Kasım 1980’de gözaltında alındı. Gayrettepe karakolundan bir daha çıkmadı” diyen Eren, “Hayrettin Eren nerede?” diye sordu. Annesi Elmas Eren’in 39 yıl boyunca oğlundan bir haber almak için beklediğini hatırlatan Eren, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Şimdi birileri çıkmış annelik acılarını yarıştırıyor. Annelik acıları yarıştırılmaz. Geçen hafta İçişleri Bakanı Süleyman Soylu dedi ki ‘Empati kurun, evladınız eve biraz geç gelse ne hissedersiniz?’ Yahu biz her hafta buradan birileri için empati kurun diyoruz. 39 yıl oldu benim ağabeyim hala gelmedi. Cemil Kırbayır, Nurettin Yedigöl gelmedi. Sen empati kurmayı biliyor musun? Birileri çıkmış anneleri ayrıştırıyor, ‘birileri haklı birileri ziyan’ diyor. Buradan Star Gazetesi yazarına sesleniyorum; Yazarsan eğer bu ülkede hak, hukuk, adaleti bilmen gerekiyor. Herhangi biri gözaltına alındığında suçu sabit görülene kadar masumdur. Gözaltında kaybedilen insanlar hiçbir zaman yargılanmadılar. Sen benim ağabeyime ‘terörist’ diyebilir misin? Hangi suçu işlediği sabit görüldü de sen bu annelere ‘ziyan’ diyorsun. Sen kimsin? Buradaki hiç kimsenin suçu sabit görülmedi ama hepsi gözaltında infaz edildi.”

    12 Eylül darbecilerinin yargılanmadığını da ekleyen Eren, mücadeleden vazgeçmeyeceklerini kaydetti.

    “ANNELER ARTIK AĞLAMASIN”

    19 Şubat’tan bu yana kendisinden haber alınamayan Mustafa Yılmaz’ın eşi Sümeyye Yılmaz ise “Ne yazık ki tarih tekerrürden ibaret ülkemizde. Aynı acılar tekrarlanıyor ve birilerinin canı yanıyor. Ulusal ve uluslararası her yere başvurdum ancak devlet yetkililerini hiçbir şekilde adım attıramıyorum. Buradan devlet yetkililerine sesleniyorum; Mustafa Yılmaz, Gökhan Türkmen ve Yusuf Bilge Tunç ile ilgili soruşturma yükümlülüklerini yerine getirin. Anneler artık ağlamasın” diye konuştu.

    “DERİN DEVLET DEĞİŞMEDİ SAHİBİ DEĞİŞTİ”

    Kızıltepe JİTEM davasının son duruşmasına katılan ve dönemin tanıklarından olan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Zorla kaybedilmeyle ilgili tüm davalar başka yerlere sürgün edildiler. Tanıklar belgeler ortaya çıkmıştı. Ama AKP o davaları sürgün edip kendi istedikleri mahkemelere gönderdi ve bu mahkemelerde sanıkları korudular. JİTEM’i kuranlar ‘biz örgütü kurduk’ diyor mahkeme ‘böyle bir örgüt yok’ diyor. Bana göre derin devletin yeni sahibi AKP’dir. Derin devlet değişmemiştir sahibi değişmiştir” dedi.

    Annelerin acısının yarıştırılmaması gerektiğine değinen Tanrıkulu, “Siyaset Türkiye’de barışı sağlamadığı için çocuklar dağdadır, rehindir, mezardadır” ifadelerini kullandı.

    KIZILTEPE JİTEM DAVASI

    Kızılepe JİTEM davasını takip eden Mardin İHD avukatlarından Erdal Kuzu’nun gönderdiği mektubu İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu. Yoleri, dava hakkında şu bilgileri verdi:

    “Mardin’in Kızıltepe ilçesinde, 1992-1996 yılları arasında yaşanan gözaltında kayıplar, köy boşaltmalar ve infazlara ilişkin, Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan JİTEM soruşturması kapsamında Emekli Albay Hasan Atilla Uğur, dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutam Albay Eşref Hatipoğlu, Jandarma Komando Bölük Komutanı Ahmet Boncuk, Başçavuş Ünal Alkan ve köy korucuları Abdurrahman Kurğa, Mehmet Emin Kurğa, Ramazan Çetin, Mehmet Salih Kılınçaslan ile İsmet Kandemir hakkında ‘silahlı örgüt kurmak veya yönetmek, silahlı örgüte üye olmak ve tasarlayarak öldürmek’ suçlarından iddianame hazırlandı. İddianamede sanıkların bölgede JİTEM’e bağlı olarak korucular ve itirafçılardan oluşan ‘Bıçak Timi’ adında bir tim kurarak cinayet işledikleri, gözaltına aldıkları kişileri infaz ederek cesetlerini yok ettikleri bilgileri yer aldı. Sanıklar, infaz edilen ya da kaybedildikten yıllar sonra çeşitli tarihlerde yapılan kazı çalışmalarında cesetleri bulunan 22 kişinin ölümünden sorumlu tutuldu.

    14.06.2014 tarihinde Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. 2014 yılında açılan dava, daha başlamadan ‘güvenlik’ gerekçesiyle Kızıltepe’den Ankara’ya nakledildi. Mahkeme gerçeği ortaya çıkarma adına herhangi bir yargısal faaliyet yapmadan sanıklar hakkında beraat ve zaman aşımı kararı verdi.”

    Sabri MERAL/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 752. haftada Konca Kuriş için adalet istedi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 752. haftada Konca Kuriş için adalet istedi-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri eylemlerinin 752. haftasında Hizbullah tarafından kaçırılıp 38 gün işkence gördükten sonra vahşice katledilen Konca Kuriş için adalet istedi.

    Haberin Videosu

    Cumartesi Annelerinin sembolü olan Galatasaray Meydanı’nın yasaklanması üzerinden tam bir yıl geçti. Cumartesi Anneleri bu haftaki eylemini de İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokakta gerçekleştirdi. Açıklamada geçtiğimiz gün hayatını kaybeden 39 yıldır oğlu Hayrettin Eren için mücadele veren Cumartesi Annesi Elmas Eren de anıldı.

    Bu haftaki basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kız kardeşi Maside Ocak okudu. Ocak Hizbullah tarafından öldürülen Konca Kuriş ile ilgili şu bilgileri paylaştı:

    “AĞIR TEHDİTLERİN HEDEFİYDİ”

    “37 yaşındaki 5 çocuk annesi Konca Kuriş Mersin’de yaşıyordu. Mütedeyyin bir kadındı. 90’lı yıllarda din adına kadın haklarının ihlal edilmesine itiraz ediyor, cinsiyetle ilgili baskı ve sömürüyü sorguluyordu. Cesur söylemi onu ana akım medyada popüler hale getirirken ağır tehditlerin de hedefi yapmıştı. Konca Kuriş, 1998 yılının 16 Temmuz’u 17 Temmuz’a bağlayan gece, evinin önünde eşini silahla etkisiz hale getiren 3 kişi tarafından kaçırıldı. Kuriş’i kaçıranlardan biri görgü tanıkları tarafından belirlenmesine rağmen bu kişinin yalnızca ifadesi alınıp serbest bırakıldı. Tüm arama çalışmalarına rağmen kendisinden haber alınamadı.

    “CANSIZ BEDENİNE 555 GÜN SONRA ULAŞILDI”

    Bir dönem devletin açıkça desteklediği, işlediği vahşi suçları cezasız bıraktığı Hizbullaha, 2000 yılında bir polis operasyonu gerçekleştirildi. Kanlı örgüt devlet açısından işlevini tamamlamıştı. Bu operasyonda Konca Kuriş’in izine rastlandı. Yakalananlardan biri Kuriş’in kaçırılması talimatını veren Hizbullah yöneticisiydi. Bu kişi polis sorgusunda Konca Kuriş’in Konya Meram’daki bir Hizbullah evinde aylarca tutulduğunu, 38 gün işkence gördüğünü, vahşice öldürüldükten sonra evin bodrumuna gömüldüğünü itiraf etti. Ailesi 555 gün sonra Konca Kuriş’in cansız bedenine ulaştı. Diş protezinden kendisini teşhis etti. Onu katledip bedenini kaybedenlerin de içinde olduğu Hizbullah sanıklarına verilen hapis cezasında ‘iyi hal’ indirimi yapıldı. 2011 yılında Yargıtay kararıyla yüzlerce vahşi cinayetin sanığı olan bu kişiler, uzun tutukluluk gerekçesiyle uluslararası hukuk göz ardı edilerek salıverildi. Tahliye sonrasında adli kontrol takibi yapılmayan Hizbullah’ın beyin takımını oluşturan sanıklar, kayıplara karıştı. Konca Kuriş için adalet sağlanmadı. Onu kaçırarak, işkence ile öldürenler, bedenini 555 gün boyunca kaybedenler hak ettikleri biçimde cezalandırılmadı.”

    “GALATASARAY’I GASP EDENLER BUGÜN HALKIN İRADESİNİ DE GASP ETTİLER”

    Ocak, son olarak şunları söyledi:

    “Galatasaray’ı bizden gasp edenler bugün de Mardin, Diyarbakır ve Van’da demokrasinin ilk şartı olan halkın iradesini gasp ettiler. Bu hukuksuzluğu eleştirmek için toplantı ve gösteri hakkını kullanmak isteyen yurttaşlara, güvenlik güçleri bize yaşatıldığı gibi doğrudan işkence niteliğinde müdahalede bulundu. İktidar; sistematik bir politika haline getirdiği ağır insan hakları ihlallerine ilişkin eleştirileri ve açıklamaları susturmak için, ülkeyi adeta bir işkence mekanına dönüştürdü. Türkiye iktidarın denetimsiz ve adaletsiz güç kullanımının felaketini yaşıyor. Susarak, itiraz etmeyerek bu felaketin suç ortağı olmayacağız.”

    “KURİŞ KATLEDİLEN İLK VE TEK MÜSLÜMAN BAŞÖRTÜLÜ FEMİNİSTTİ”

    Kuriş’in arkadaşlarından HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, şunları belirtti:

    “Kuriş, Müslüman başörtülü bir feministti. Kuriş’in sesi hala kulağımızda. Kadınca duruşunu gördüğümüz ilklerden biriydi. Erkekçi, dinci yapıların hazmedemediği bu kadın kimliğiydi. Bugüne geldiğimizde Konca Kuriş’in muhalefet ettiği egemenci erkekçi bu zihniyeti nerelere getirdiğini hepimiz görüyoruz. İşte bu zihniyetle kayyımın işgal ettiği yerlerde hedef alınan ilk yer kadın emeği ve kadın mücadelesiydi.

    Kayyımlarla atanan kadın emekleri ve temsiliyeti başta olmak üzere kadın cinayetlerinden Emine Bulut hadisesi yüreğimizi yakmıştır. Konca Kuriş bugün yaşasaydı dini istismar eden bu zihniyete karşı bugün de mücadelesini vermeye devam edecekti. Katillerin aklanmasına itirazımız var. Bugün Konca Kuriş’i katleden katillerden hiçbiri cezaevinde değil. Konca Kuriş’in ve bütün kadın katillerinin de hesap vermesinin peşinde olacağız. Yıllardır Konca Kuriş’i unutmayan tekbir kurum oldu: Cumartesi Anneleri. Bütün kadın düşmanlarının hesap vermesi için birlikte mücadele edeceğiz.”

    “ANNEM 47 YAŞINDAN SONRA BU ÜLKEYİ TANIDI”

    Geçtiğimiz günlerde son yolculuğuna uğurlanan Cumartesi Annesi Elmas Eren’in kızı İkbal Eren, annesi için şunları söyledi:

    “Annemin beş evladı vardı. Annem devletine çok güveniyordu ama 1980’de annemin bir evladını devlet çaldı. Annemin 80’den sonra hayatında başka bir dönüm vardı. O gün 47 yaşındaydı annem… O çok güvendiği devlet kapıları birer birer yüzüne kapandı. Annem 47 yaşından sonra bu ülkeyi tanıdı. Bize mücadeleyi öğretti. 1995’ten sonra Cumartesi Annesi oldu. Annem umudunu hiç yitirmedi. Mücadelesinden hiç vazgeçmedi. Biz buradan annelerimizi, babalarımızı bu şekilde uğurluyoruz. Berfo Anne, Kiraz Şahin… Devletten alacaklı olarak gittiler. Artık biz onların mücadelesinin devamıyız. Asla vazgeçmeyeceğiz.”

    “GÖZÜN ARKADA KALMASIN ELMAS’IM, ÇOCUKLARIN BANA EMANET”

    Daha sonra gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak‘ın, yaşamını yitiren Elmas Eren için gönderdiği mesaj okundu. Ocak mesajında, “Çocuklarım, kardeşlerim, arkadaşlarım. 24 yıldır acımızla birlikte baş etmeye çalıştığımız, birlikte ağladığımız, adaletin sağlanması için yan yana diz çürüttüğümüz yoldaşım Elmas’ın ardından, bugün yanınızda olup birlikte ona uğurlar olsun demeyi isterdim. Sağlık sorunlarımdan dolayı aranızda değilim. Arkadaşım Elmas’ı kaybettiğimiz günden beri hiçbir yere sığamıyorum. Devleti yönetenler hesap vermemek için hepimizin ölmesini bekliyor ama bir gün mutlaka hesap verecekler. Çünkü biz anneler ölsek bile, çocuklarımız, torunlarımız ve mücadele arkadaşlarımız kayıplar bulunup, adalete ulaşıncaya kadar susmayacaklar. Gözün arkada kalmasın Elmas’ım, çocukların bana emanet. Rahat uyu Elmas’ım, Hayrettin’i son nefesim kadar unutturmayacağım. Elmas’ım, Bir yıldır bizim olan, kayıplarımızın olan meydana gidemiyoruz diye yüreğin parçalanıyordu ya. Sana söz o meydanda fotoğraflarımızı taşıyana kadar vazgeçmeyeceğim, vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    ELMAS ANNENİN BIRAKTIĞI MİRAS: UMUT

    Son olarak tekrar söz alan Maside Ocak, şunları ifade etti: “Elmas anne bundan birkaç yıl önce Galatasaray Meydanı’nda olan biz evlatlarına birer tane şal örmüştü. ‘Bana bir şey olursa. Benden size hatıra kalsın’ demişti.  Bu ülkede cezasızlığın önünde bir kalkan varsa, bizlerin önünde bir kalkan varsa, bizim Galatasaray’a gidişimizi engelleyenler varsa, bizimde Elmas annenin ardından bize bıraktığı miras olan umut var. Bizimde Elmas annenin bıraktığı inancımız var. Bizim ne ellerimiz, ne gözlerimiz Elmas annenin ardından yalnız kalmayacak. Ve sizden, kaybedenlerden hesap sormaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri eylemi 750. Haftada: Gazetecilik katledilmek isteniyor-VİDEO

    Cumartesi Anneleri eylemi 750. Haftada: Gazetecilik katledilmek isteniyor-VİDEO

    PİRHA- Kurban bayramı arifesinde kayıpları için bir araya gelen Cumartesi Anneleri eylemlerinin 750’inci haftasında 28 Temmuz 1993’te gözaltına alındıktan sonra işkence ile öldürülen Özgür Gündem gazetesi muhabiri Ferhat Tepe’nin akıbetini sorarak adalet taleplerini yineledi.

    Haberin Videosu

    Cumartesi Anneleri eylemlerinin 750’inci haftası da İHD İstanbul Şubesi önünde polis ablukası altında gerçekleşti. Bu hafta gözaltında kaybedilen Özgür Gündem gazetesi muhabiri Ferhat Tepe’nin akıbeti soruldu.

    Basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren okudu. “750. haftamızı bayram arifesinde gerçekleştiriyoruz” diyen Eren, “En son Jandarma Genel Komutanlığı’nın yazısı üzerine Ankara 3. Sulh Ceza Hakimliği, 136 internet adresine erişim engeli kararı verdi. Böylece ifade ve basın özgürlüğü yargı eliyle ihlal edilmiş oldu. ‘Önce halka ve gerçeğe karşı sorumluyum’ diyen, ‘sesini duyuramayanların sesi’ olma yükümlülüğünü yerine getirmeye çalışan gazeteciler, dün de bugün de ağır bedellerle karşı karşıya kaldılar” diye konuştu.

    “DAVAYA ZAMAN AŞIMI VERİLDİ”

    750. haftalarında 26 yıl önce gözaltına alınarak kaybedilen, Ferhat Tepe için buluştuklarını söyleyen Eren, “Olayın aydınlanması için hükümetin AİHM’le işbirliği yapmadığı, gerekli bilgi, belge ve tanıklara ulaşım sağlamadığı ve etkin bir cezai soruşturma yapmadığı için Türkiye’yi mahkum etti. İç hukukta ailenin yaptığı tüm başvurular gerekçesiz reddedildi. Ferhat’ı Diyarbakır Jandarma Alay Komutanlığı’nda işkenceli sorguda gördüğünü söyleyen 14 tanığın ifadesine başvurulmadı. Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma 2013 yılında zamanaşımı gerekçesiyle kapatıldı. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne taşınan davada mahkeme, ‘savcılığın soruşturmayı genişletmek için somut hiçbir talimat vermediğini, olayı aydınlatacak işlem yapmadığını, soruşturmanın sürüncemede bırakıldığını’ kayıt altına aldı ve hak ihlali kararı verdi. Ancak değerlendirmesini uluslararası hukuka aykırı biçimde ‘insanlığa karşı suç’ kapsamında yapmayarak, zamanaşımı gerekçesiyle soruşturmanın yeniden açılmasını engelledi” ifadelerini kullandı.

    HÜKÜMETE VE İDARİ MAKAMLARA ÇAĞRI

    Eren son olarak şunları söyledi: “Failler yargılanıp cezalandırılmazken, Ferhat’ın gözaltında kaybedilmesinde sorumluluğu olanlardan Korkmaz Tağma’nın başvurusuyla, içinde TBMM tutanağı, AİHM kararı ve Diyarbakır Barosu’nun veri tabanında olduğu 56 web sitesi Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla erişime engellendi. Ferhat’ın kaybedilişinin 26. yılında bir kez daha hükümeti ve idari makamları, soruşturma ve kovuşturma makamlarını, uluslararası insan hakları hukukuna uygun davranmaya çağırıyoruz.

    Ferhat Tepe ve tüm kayıplarımız için adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz. 50 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    “SORUŞTURMA BAŞLATMAK YERİNE İSMİNİN GEÇTİĞİ SİTELER ERİŞİME ENGELLENDİ”

    Eren’in ardınan söz alan Ferhat Tepe’nin annesi Zübeyde Tepe, Ferhat Tepe’nin kaçırılırken 19 yaşında olduğunu, oğlu Ferhat Tepe kaçırıldığı zaman Bitlis Valisi, Cumhuriyet savcısı ve askeri makamlara bildirdiklerini ancak devletin bugüne kadar hiçbir soruşturma ve yargılama yapmadığını söyledi.  Zübeyde Tepe ayrıca, “20 yıl sonra Elazığ savcılığı davanın düştüğünü yazılı olarak bile bildirdi. Korkmaz Tağma ve beraber hareket ettiği JİTEM ekibi hakkında hiçbir soruşturma başlatılmadı. Korkmaz Tağma a soruşturma açmak yerine isminin geçtiği siteler erişim engellenmiştir” diye belirtti.

    “DEVLET NE İÇİN KATİLLERİ SAKLIYOR?”

    Cumartesi Anneleri’nin taleplerine kulak vermek yerine alanları yasaklayan zihniyetten hayır gelmeyeceğini belirten anne Tepe, “Katiller hala dışarıda kol gezmekte. Sorumlulardan hesap sorulana kadar adalet arayışımız devam edecek. Galatasaray Meydanı için direnişimiz de devam edecektir” diye ifade etti.

    Oğlunun katledilişinin 26’ıncı yılı olduğunu ekleyen Zübeyde Tepe, “Devlet ne için katilleri yargı ve adalet önüne çıkarmıyor? Korkmaz Tağma neden saklanıyor? Adalet önünde ifade versin” dedi.

    “BİZİM KADAR DEVLET DE İYİ BİLİYOR”

    Sincan 2 No’lu F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan gazeteci Hüseyin Akyol’un Ferhat Tepe için gönderdiği mesajı Eren Baskın okudu. Mesajda şu ifadelere yer verildi:

    “Halkımızın haber ihtiyacını karşılamak amacıyla hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan genç muhabir arkadaşlarımızdan Ferhat Tepe’yi kaçıranları, kaçırdıktan sonra babası İshak Tepe’yi tehdit edenleri ve öldürdükten sonra, onu tutulduğu garnizondan uzak bir yere atanları, en az biz kadar, devlet de iyi biliyor. Bu konudaki soruşturmalardan bir sonuç alamasak da, Ferhat’ın arkadaşı gazeteciler olarak onun boşluğunu hissettirmedik. Bundan sonra da O’nu unutmayacağız, unutturmayacağız!”

    “ONURLU BİR DİRENİŞİ VAR GAZETECİLERİN”

    Daha sonra 1980 yılında kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi DİSK Basın İş Başkanı Faruk Eren söz aldı. Gazetecilerin çok ağır bedeller ödediğini ve ödemeye de devam ettiğini ifade eden Faruk Eren, şunları belirtti:

    “Az önce Hüseyin Aykol’un mesajını okuduk. Bu ülkenin en iyi gazetecilerinden. Meslektaşlarımız hapishanelerde yatıyor. Gazeteciler hakkında kaç dava açıldığını hesaplayamıyoruz bile. Onlarca gazete, haber ajansı, internet sitesi kapatıldı, yüzlerce meslektaşımız işsiz kaldı. İktidarı rahatsız eden her habere dava açılıyor. Gazetecilik kaybedilmek ve katledilmek isteniyor. Gazetecilik bu ülke tarihinin en zor dönemlerinden geçiyor. Ama her şeye rağmen onurlu bir direnişi var gazetecilerin. Her şeye rağmen gerçekleri kamuoyuna aktarmaya çalışıyorlar. Bu da rahatsız ediyor. Alenen fişleniyor meslektaşlarımız adı rapor denilen fişleme belgeleriyle.”

    NE OLMUŞTU?

    1974 doğumlu Ferhat Tepe, Özgür Gündem gazetesi Bitlis muhabiriydi. 28 Temmuz 1993 tarihinde Bitlis şehir merkezinde sivil polis olarak bilinen, silahlı telsizli 3 kişi tarafından kaçırıldı. Ferhat’ı kaçıran otomobillerden biri daha sonra bölgedeki karakolun önünde görüldü. Ferhat’ın kaçırılmasının ardından DEP Bitlis İl başkanı olan babası İshak Tepe’yi telefonla arayan bir kişi, oğlunun hayatına karşılık DEP il örgütünü kapatmasını ve fidye vermesini istedi. İshak Tepe, telefondaki sesi Tatvan 6. Zırhlı Tugay komutanı General Korkmaz Tağma’ya benzettiğini kamuoyuna açıkladı.

    Tepe Ailesi, Bitlis Asayiş Şube Başkanlığı’na, Emniyet Müdürlüğü’ne, Valiliğe, Savcılığa, Başbakan’a, İçişleri Bakanı’na ve OHAL Valisi’ne başvurarak oğullarının bulunmasını istedi.

    Ailenin ısrarlı arayışı sonucunda gözaltına alındığı inkar edilen Ferhat’ın ağır işkence görmüş bedenine 13 gün sonra ‘meçhul kişi’ olarak gömüldüğü Elazığ Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaşıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Yarım asırlık ömrümde birçok şeyi gördüm ancak adaleti göremedim’ -VİDEO

    ‘Yarım asırlık ömrümde birçok şeyi gördüm ancak adaleti göremedim’ -VİDEO

    PİRHA- Uluslararası Gözaltına Kayıplar Haftası içerisinde 739. eylemlerini gerçekleştiren Cumartesi Anneleri, hukuksuzluğa karşı mücadeleden ve Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçemeyeceklerini yinelediler. 

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran ve adalet arayan Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 739’uncu haftasında da polis ablukası altında adalet istedi. 40 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkışlarına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri bu hafta da İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu Beyoğlu Çukurluçeşme Sokak’ta bir araya geldi.

    Bu haftaki eylemde 26 Aralık 1997 yılında Lice’de bir kahvede gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Mehmet Özdemir’in akıbeti soruldu. Mehmet Özdemir’i gözaltında gören tanıkların ifadelerine rağmen Özdemir’in gözaltında olduğu da gözaltında kaybedildiği de kabul edilmedi ve etkin bir soruşturma yürütülmedi.

    “HAK İHLALLERİNE KARŞI İTİRAZLARIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ”

    Haftanın basın metnini gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. Ocak, 40 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmalarına izin verilmemesine tepkilerini yineleyerek hukuksuzluğa, cezasızlığına ve hak ihlallerine karşı itirazlarını sürdüreceklerini söyledi. 24 yıl önce 27 Mayıs 1995 tarihinde gözaltında kaybetme suçuyla yüzleşilmesi, hesaplaşılması ve adaletin sağlanması talebiyle Galatasaray’a çıktıklarını hatırlatan Ocak, 2 gün sonra Cumartesi Anneleri’nin başlattıkları barışçıl eylemin 24. yılı olacağını hatırlattı.

    “OĞUL MEHMET ÖZDEMİR VEFAT ETTİ”

    Mehmet Özdemir gözaltında kaybedildiğinde oğlunun henüz doğmadığını ve oğlu doğduktan sonra ona babasının isminin verildiği belirten Ocak, oğul Mehmet Özdemir’in de geçtiğimiz yıl vefat ettiğini aktardı.

    “FAİLLERLE GALATASARAY MEYDANI’NDA YÜZLEŞECEĞİZ”

    Söz alan Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, “24 yıldır ‘vazgeçmeyeceğiz, unutmayacağız, unutturmayacağız’ diyerek ayrılıyoruz meydanlardan. Bir gün kayıplarımızın akıbetini öğreneceğiz, failleri bizimle yüzleşecek ve Galatasaray Meydanı’nda yapacağız bunu çünkü orada kaybettiğimiz çok annemiz var. Bu onlara sözümüzdür.” dedi.

    “BİZİ BURAYA TIKTINIZ AMA DÜŞÜNCELERİMİZ NEREYE TIKACAKSINIZ?”

    Yüksekovalı kayıp yakınları adına seslenen Tayyip Canan, herkese selam göndererek başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Vicdansızlar biraz düşünmeli, niye bu selamı söyledim? Biraz düşünsünler, empati kursunlar.” Beyaz toros marka arabalarla kaybedilenleri hatırlatan Canan, o arabalara bindirilenlerin çoğunun geri dönmediğini belirterek “Babam geri döndü ama başına 7 kurşun sıkılmış olarak döndü. Bir bayram günü bayram hediyesi olarak verdiler. Bayramları bile kutlamamızı istemediler. Biz bu meydanlarda olmak istemiyoruz. Ama adalet mücadelesi veriyoruz. Biz hiçbir zaman mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz katillerimiz yargılanana kadar. İşkence edenler hiçbir zaman aklanmayacak vicdanlarımızda. Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz. Bizi bugün buraya tıktınız ama düşüncelerimizi nereye tıkacaksınız?”

    “YAKINLARIMIZI ÖLDÜRENLER NEYSE HAKİMLER SAVCILAR O”

    Gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın oğlu Şerif Taşkaya da 24 yıldır mücadele verdikleri Galatasaray Meydanı’ndan değil buradan seslendiklerini vurguladı. Taşkaya, “Mücadeleye başladığımızda hakimler savcılar bizi dinlemedi. Savcılara sesleniyorum. O beyaz toroslara bizim yakınlarımızı atıp götürüp öldürenler neyse sizler de osunuz.” dedi.

    “YARIM ASIRLIK ÖMRÜMDE ADALETİ GÖRMEDİM”

    Gözaltına kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır ise yarım asırlık ömründe birçok şeyi gördüğünü ancak adaleti göremediğini vurguladı. Kırbayır, “24 yıldır adaletin tecellisi adına hukukun üstünlüğü için Galatasaray Meydanı’nı kendimize mücadele mekanı etmiştik. O meydan aramızdan ayrılanları uğurladığımız musalla taşıydı. Aramızdan ayrılanlara söz vermiştik bu mücadeleyi devam ettireceğiz. Şimdi Galatasaray Meydanı için de mücadele ediyoruz. Bizi bu iki duvar arasına sığdırmanın mantığı ne vicdan bunun neresinde? Galatasaray bizim olmazsa olmazımızdır. Galatasaray’ın açılması ısrarımızdır, temennimizdir.” diye konuştu.

    “BABAMIN ‘ADALET İSTİYORUM’ ÇIĞLIĞINI BÜYÜTÜYORUZ”

    Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak da babasının 25 yıl önce “adalet istiyorum” diyerek attığı çığlığı büyüttüklerini kaydetti. Ocak, “Ailemiz büyüdü ama haklardan özgürlüklerden daha da mahrum kaldık. Adaletsizlikler, haksızlıklar, hukuksuzluklar her gün çığ gibi büyüyor. Sesimiz soluğumuz kesilmek isteniyor. Babamın vasiyeti üzerine adalet aramaya devam edeceğiz.” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri abluka altında Kadir Keremoğlu’nun akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri abluka altında Kadir Keremoğlu’nun akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA- 735’inci hafta eylemlerini gerçekleştiren Cumartesi Anneleri bu hafta “Kadir Keremoğlu’nu unutmadık” diyerek buluştu.

    36 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmalarına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri 735’inci hafta eylemlerini İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu Beyoğlu Çukurlu Çeşme Sokak’ta gerçekleştirdi.

    Cumartesi Anneleri, abluka altında gerçekleştirdikleri eylemde 25 yıl önce Van’da gözaltına alınarak kaybedilen Kadir Keremoğlu’nun akıbetini sordu.

    Bu haftaki eyleme kayıp yakınlarının yanı sıra HDP milletvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, Oya Ersoy, Züleyha Gülüm ile CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve Filistin’den gelen insan hakları savunucuları destek verdi.

    “BABAMIN KEMİKLERİNİ BİZE VERİN”

    Kadir Keremoğlu’nun oğlu Bahattin Keremoğlu, “25 yıldır hep adalet kapılarında gezdik, hep istedik. Devlet yetkililerine sesleniyorum. Bırakın insanlara acı çektirmeyi. Tek bir isteğimiz var babamın bir mezarı olsun, kemiklerini bize versinler. Adalet aramaktan vazgeçmeyeceğiz.” dedi.

    “KEREMOĞLU AİLESİ JİTEM’İN HEDEFİNDEYDİ”

    Basın metnini gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren okudu. Eren, oturma eylemlerini her hafta gerçekleştirdikleri Galatasaray Meydanı’na çıkışlarına 36 haftadır izin verilmemesinin haklarını ve anayasayı ihlal ettiğini vurguladı.

    Aslen Yüksekovalı olan Keremoğlu ailesinin Van’da yaşadığı ve JİTEM mensupları tarafından “Ölüm listesinde adınız var” denilerek tehdit edildikleri bilgisini veren Eren, ailenin haraç ödemeyi reddedince JİTEM’İn hedefi haline geldiğini kaydetti.

    75 yaşındaki Kadir Keremoğlu’nun 14 Nisan 1995 tarihinde Van merkezdeki Keremoğlu Camii’nden çıkarken Ol EA 600 plakalı Beyaz Toros, 65 ER 279 plakalı Doğan, 06 FH 600 plakalı Broadway ve 34 ALL 82 plakalı otomobildeki kişiler tarafından kaçırıldığını aktaran Eren, Keremoğlu ailesinin yaptığı araştırmanın sonucunda Kadir Keremoğlu’nun kaçırıldıktan sonra Yeşil kod isimli Mahmut Yıldırım’a teslim edilerek önce Van JİTEM merkezine, daha sonra da Van Jandarma Alay Komutanlığı’na götürüldüğünü öğrendiklerini ifade etti.

    “VALİ ‘BANA YAZILI DEĞİL SÖZLÜ BAŞVURUN’ DEDİ”

    Van Valisi Mahmut Yılbaş’a giderek yardım talebinde bulunan aileye valinin “Bana yazılı başvurmayın, size ancak sözlü olarak yardımcı olabilirim” dediğini belirten Eren, “Van Emniyet Müdürü ise ‘Siz devlete karşı isyan mı çıkaracaksınız’ diyerek aileyi tehdit etti. Dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ile görüşen aile buradan da sonuç alamadı. 22 Nisan 1995 tarihinde aileyi arayan ve kendisini özel harp dairesi mensubu olarak tanıtan kişi ‘babanızı bırakmak İçin 750.000 mark istiyoruz’ dedi. Parayı hazırlayan aile babalarının sesini duyup yaşadığını öğrendikten sonra ödemeyi gerçekleştireceklerini söyledi. Ancak bu istek karşılanmadı.” dedi.

    “200 MİLYON VERİN BABANIZI SERBEST BIRAKALIM”

    Daha sonra aile ile irtibata geçen ve kendisini istihbarat görevlisi Nazif Karacan diye tanıtan bir kişinin “Halen babanız sağ. Serbest bırakılmasında umut var. 200 milyon verin babanızı serbest bırakalım” diyerek fidye istediğini ve istenilen fidyenin Ziraat Bankası Kavaklıdere Şubesi’ne yatırıldığını söyleyen Eren, yaşanan olayın Aktüel Dergisi’nin 285 ve 286 sayılı nüshalarında kapak olduğunu belirtti.

    “DOSYADA HUKUK İŞLETİLMEDİ”

    Kadir Keremoğlu’nun oğullarından biri 13 Ocak 1997 tarihinde TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu’na gidip ifade verdiğini ve olayı detaylarıyla anlatarak zanlıların isimlerini verdiğini kaydeden Eren, tüm bunlara rağmen ailenin tüm hukuki girişimlerinin sonuçsuz kaldığını ifade ederek “Diyarbakır, Hakkari ve Van adliyeleri arasında gidip gelen dosyada hukuk işletilmedi. Yargısal yolların tüketilmesi üzerine dava 2015 yılında Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Anayasa Mahkemesi de cezasızlığın bir parçası oldu ve davayı reddetti. Dava AİHM’e taşındı. Kadir Keremoğlu’nun akıbetinin açığa çıkartılmasını, sorumlu olanların cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte bir yargılama faaliyeti bugüne kadar gerçekleşmedi.” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İçlerinde hala ‘Ali sağ olabilir’ umudunu taşıyorlar-VİDEO

    İçlerinde hala ‘Ali sağ olabilir’ umudunu taşıyorlar-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 729. haftasında Ali Kırlangıçlı’nın akıbeti soruldu. Ali Kırlangıçlı’nın ağabeyi gönderdiği mektupta, “Ne ölüsünden, ne dirisinden haber alamadığımız kardeşim Ali’yi kimlere sorayım? Çalmadık kapı kalmadı ama cevap yok. Aradan 26 yıl geçmiş olsa da hala içimizde bir yerlerde, ‘Ali sağ olabilir’ umudumuz yaşamaktadır” diye yazdı. 

    Cumartesi Anneleri 7 Mart 1993’te İstanbul Fatih’te bir arkadaşının evinde 24 kişiyle birlikte gözaltına alındıktan sonra hakkında haber alınamayan Ali Kırlangıçlı’nın akıbetini sordu. 29 haftadır Galatasaray Meydanı’nda toplanmaları yasaklanan Cumartesi Anneleri bu hafta da İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin önünde buluştu.

    Ali Kırlangıçlı’nın ağabeyi İbrahim Kırlangıçlı bir mektup yolladı. Mektubu Ali Kırlangıçlı’nın aynı davadan yargılanan arkadaşı okudu. Kardeşinin üniversite 4. sınıfta okurken, 12 Eylül Cuntası döneminde, 2 Ekim 1980 tarihinde gözaltına alındığını ve Bursa Emniyeti’nde 45 gün işkenceli sorgudan geçirildikten sonra tutuklandığını aktaran Kırlangıçlı, 28 Mayıs 1990 tarihinde kardeşiyle birlikte 5 kişinin Bayrampaşa Kapalı Hapishanesi’nden firar ettiklerini kaydetti. Firar ettikten sonra yurt dışına çıkan kardeşinin, ülkeye döndükten kısa süre sonra, 6 Mart 1993 tarihli polis operasyonunda, 7 Mart 1993 günü saat 11.00 sıralarında Fatih’te gözaltına alındığını ifade eden Kırlangıçlı, mektubuna şöyle devam etti:

    “İÇİMİZDE HALA ‘ALİ SAĞ OLABİLİR’ UMUDU YAŞIYOR”

    “Kardeşim Ali Kırlangıçlı’yı gözaltına alan İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Ali’nin gözaltına alındığını kayıtlara geçirmedi ve bizleri bilgilendirmedi. Gözaltına alındığı haberini duyar duymaz, Avukatı Kemal Kırlangıç tarafından bu durum soruşturulmasına rağmen, hiçbir bilgi verilmedi, gözaltına alındığı bile kabul edilmedi. Kardeşim Ali Kırlangıçlı’nın gözaltına alınması ile ilgili tüm girişimlerimiz boşa çıkarıldı. Tam 26 yıldan bu yana kardeşimin durumu ile ilgili olarak içimiz kaygılarla doludur. Ali Kırlangıçlı’nın gözaltına alınmasından sonra ne yapıldığı bizlere açıklanmak zorundadır. O günden bu yana kendisinin ölü mü, canlı mı olduğu konusunda hiçbir haber alamadık. Tam 26 yıl oldu. Peki, kardeşime ne oldu? Kimi kimden sorayım? Ne ölüsünden, ne dirisinden haber alamadığımız kardeşim Ali’yi kimlere sorayım? Çalmadık kapı kalmadı ama cevap yok. Aradan 26 yıl geçmiş olsa da hala içimizde bir yerlerde, ‘Ali sağ olabilir’ umudumuz yaşamaktadır.

    Kardeşim Ali, devrim mücadelesinin isimsiz kahramanlarından biri olarak tarihteki yerini almıştır. Bir mezar taşı bile olmayan Kardeşim Ali’nin ismini ve siyasi kimliğini hiç kimse yok edemeyecektir. Kardeşim Ali, devrimci onuru ve kişiliğiyle ölümsüzleşmiştir. Aramızdan ayrılan tüm gözaltında kayıplar gibi, onların hepsi insan güzeliydiler.”

    “SUÇ OLAN KAYBEDENLERİ KORUMAKTIR”

    Haftanın basın açıklamasını Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren okudu. Türkiye’de devletin kayıp yakınlarının şikayetlerini duyurma hakkını 30 haftadır engellediğini belirten Eren, “Uluslararası hukuka göre gözaltında kaybetme insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve hiçbir koşulda hoş görülemez. Her devlet, bu suçu önleme ve gerçekleşmesi halinde suçu ciddiyetine uygun bir biçimde cezalandırmakla yükümlüdür. Devletin bu yükümlülüğünü yerine getirmesini istemek suç değil, hakkımızdır. Suç olan kaybedenleri korumak, onları hukukun üstünde tutarak cezasız bırakmaktır.” dedi.

    “SAVCILARI GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ”

    Dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü olan Hanefi Avcı’nın 17 yıl sonra yayınlanan “Haliç’teki Simonlar” adlı kitabında 6 Mart 1993 tarihinde İstanbul’un değişik semtlerinde gerçekleşen operasyonları planlayan kişinin kendisi olduğunun anlaşıldığını kaydeden Eren, “Avcı, kitabında Kartal/Esentepe’deki ev baskınında 6 kişinin öldürüldüğünü yazdı. Oysa tüm resmi belgelerde bu evde öldürülenlerin beş kişi olduğu yazılıydı. Kitapta öldürüldüğü söylenen altıncı kişi aynı operasyon kapsamında ‘Fatih’te karakol kurulan eve giden Ali Kırlangıçlı mıydı?’ sorumuz cevapsız kaldı. Ali Kırlangıçlı’nın akıbetinin açığa çıkartılmasını, sorumlu olanların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte bir soruşturma başlatılması için, savcıları göreve çağırıyoruz.” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri: Biz canlarımızı istiyoruz, adalet arayışımız sürecek-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Biz canlarımızı istiyoruz, adalet arayışımız sürecek-VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi’nde düzenlenen basın açıklamasında Cumartesi Anneleri’nin 700’üncü hafta etkinliğinde yaşanan polis şiddeti ve Süleyman Soylu’nun bu sabah yaptığı açıklama kınandı. Toplantıda, “Bizi susturamazsınız, adalet arayışımız sürecek” vurgusu yapıldı.

    Cumartesi Anneleri’nin  25 Ağustos’ta Galatasaray Meydnaı’nda 700’üncü hafta gerçekleşecek oturma eylemine yapılan polis saldırısı ve kayıp yakınlarının işkence edilerek gözaltına alınması İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısı ile protesto edildi. “Kayıplarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz” yazılı pankartın asıldığı toplantı salonuna, gözaltında kaybedenlerin fotoğrafları da asıldı. Toplantıya, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Garo Paylan, Hüda Kaya, Oya Ersoy, Ahmet Şık, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili Ali Şeker,  İHD İstanbul Şubesi Başkanı avukat Gülseren Yoleri, çok sayıda kayıp yakını ve gözaltına alınanların bir kısmı katıldı.

    “MÜDAHALE ANAYASAL HAKLARIN GASPI”

    Toplantıda ilk olarak Gülseren Yoleri konuştu. Yoleri, “Bu olayın 700’üncü haftada yaşanan bir boyutu vardı. Bugün İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklama ile bu tutum da başka bir boyut kazanmış durumda” dedi. Grup adına basın açıklamasını da okuyan Yoleri, müdahalenin anayasal  hakların gaspı olduğunu belirterek, protesto ettiklerini söyledi. Beyoğlu Kaymakamlığı’nın kararı ile keyfi olarak eylemin yasaklandığını söyleyen Yoleri, 47 kişinin gözaltına alındığını hatırlattı. Hukuk dışı bu yasağı protesto ettiklerini söyleyen Yoleri, “Hükümeti bu yanlışı tekrar etmemeleri için uyarıyoruz” dedi.

    Her hafta bir kayıp hakkındaki hakikatin paylaşıldığını ve olayın faillerinin isim isim belirtildiğini anlatan Yoleri, “700 haftalık bu mücadele kimi zaman cılız da olsa bazı faillerin hesap vermesine neden oldu. Ancak yine de eylemi büyütmeye ihtiyaç var. Bu nedenle de 700’üncü haftaya destek vermek için çok sayıda kişi Galatasaray Lisesi’ne gelmiştir. Hepsine teşekkür ederiz. Bundan sonra da 701’inci eyleme de geleceklerini ve koruyacaklarından dolayı şimdiden teşekkür ederiz” dedi.

    “CUMARTESİ ANNELERİ ANNELİĞİ İSTİSMAR ETMEMEKTE”

    Cumartesi Anneleri’nin haklı mücadelesinin bu ülkeyi yönetenler tarafından bilindiğini söyleyen Yoleri, Süleyman Soylu’nun açıklamasının, devletin suçlarını örtmeye yönelik olduğunu ve gözaltında kayıp davalarına siyasi müdahale olduğunu belirtti. Erdoğan’ın Cumartesi Anneleri ile yaptığı görüşmeyi Süleyman Soylu’ya hatırlattıklarını söyleyen Yoleri, “Konu hakkındaki raporu da hatırlatıyoruz. Devlet 31 yıldan sonra Cemil Kırbayır’ı katlettiğini açıklamıştır. Hasan Ocak’a dair de gerçek bilgi verilmedi. Cumartesi Anneleri anneliği istismar etmemekte annelik hakkını kullanarak çocuklarının kemiklerine ulaşmak istemektedir. Bu talep hepimizin talebimizdir. Bitmeyen bu yas sürecinin tamamlanması ve adaletin sağlanması devletin görevidir” dedi.

    MASİDE OCAK: BİZİ TEHDİT EDECEĞİNE YASALARI İŞLET

    “Polisin uyguladığı şiddet ortamı provoke etmiştir” diyen Yoleri, bu saldırıyı protesto ettiklerini yineledi. Daha sonra Maside Ocak konuştu. Ocak, “Hepiniz iyi biliyorsunuz ki her cumartesi bizim Galatasaray’da yükselttiğimiz sessiz çığlıkla biz kaybedenlerin yargılanmasını kayıplarımızın kemiklerini istiyoruz. Bize uygulanan şiddet karşısında şunu söyleyebiliriz, Hasan’ın gözaltında iken tanıkları vardı. Bunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Adli Tıp Raporu’nu hatırlatıyoruz. Bugün Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklama Hasan ağabeyimin davasında olduğu gibi pek çok davayı etkileyecek. Savcıların bu dosyaları kapatmasına yönelik bir müdahale olduğunu söylüyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Berfo Ana’ya verdiği bir söz vardı. Cemil Kırbayır’ın bulunması için halen daha dosyaları canlandırmadılar. Biz devlet yetkililerinden yasaları işletmesini isterdik. Biz, Süleyman Soylu’nun bizi tehdit etmesi yerine, Soylu’nun dosyaların takibi için savcılara seslenmesini ve yasaları işletmesini söylemesini isterdik. Bize paçoz diyeceğine, savcılara, ‘Bu dosyaları sonuçlandır’ demesini isterdik. Bizim bitmeyen yasımız var. Bize tehditler savurmasını anlayamadık. Süleyman Soylu yaptığı açıklama ile suç işlemiştir, yalan beyanda bulunarak suç işlemiştir, mahkemelere müdahale ederek suç işlemiştir. Bu suçu asla cezasız kalmayacaktır” dedi.

    MİKAİL KIRBAYIR: GÖREVİN O MEYDANA GELİP BİZİ DİNLEMEKTİR

    Ocak’ın ardından gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır konuştu. Kırbayır, 23 yıldan bu yana devleti muhatap alarak sessiz direnişi ve haklılıklarını ifade ettiklerini belirterek, “Bizim canlarımızı yüreklerimizi alanlar, haksızdır. Biz bunun için mücadele ediyoruz. Biz şunun ya da bunun müdahalesi altında hareket etmiyoruz. Biz irademizi ve cesaretimizi haklılığımızdan alıyoruz. Sen kaybetmişsin. Senden davacıyız. Sen bu meydandan bizi götüremezseniz. Senin görevin bizi oradan uzaklaştırmak değil, oraya gelip bizi dinlemektir. Lütfen gel ve bizi dinle” dedi.

    HANİFE YILDIZ: EVLADIMI DEVLETE GÖTÜRDÜM ŞİMDİ DEVLETTEN ALAMIYORUM

    Daha sonra söz alan Cumartesi Annesi Hanife Yıldız, 1996’da Ankara’ya gittiğini ifade ederek, tüm yetkililerin kendisini başından savdığını belirtti. “Ben evladımı arıyorum kim bana sahip çıkarsa ben onların yanında olurum” diyen Yıldız, “Ben buraya Murat’ın annesi olarak geldim ama baktım bir sürü Murat var. Ben onların da annesiyim” dedi. Kendisinin de Dolmabahçe Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapılan görüşmede olduğunu hatırlatan Yıldız, “Erdoğan bizim üzerimizden boy gösterdi. Süleyman Soylu da boy gösterdi. Bizi dinleseydi ya trafiği takip edeceğine. Beni kimse kullanmıyor. Beni buraya yüreğim getirdi. Ben evladımı devlete götürdüm şimdi devletten alamıyorum. Biz sizden eşya istemiyoruz. Biz sizden canlarımızı istiyoruz” dedi.

    İKBAL EREN: DÜNYA TÜRKİYE’DEKİ CUMARTESİ ANNELERİ’Nİ KONUŞUYOR

    Yıldız’ın arkasından söz alan Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, 25 Ağustos’un kara cumartesi olarak kayıtlara geçtiğini belirterek, “Biz 699 hafta dile getirdik. Oturmaya başladığımızdan 306’ıncı haftaya kadar bizi duyan olmamış, o hafta bizimle tanışmak istemiş. Annelerimiz, O’nunla tanışınca şunu söylemiş. ‘Kayıp yakınlarının acılarını dindirmek için hükümet olarak üzerine düşeni yapacaklarını’ belirtmiş. Dönemin başbakanı o zamanki. Ben de 38 yıl önce kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşiyim. Sonra Emine Erdoğan açıklama yapmış. Emine, yıllardır mücadele eden annelerin başbakanın karşısına çıkmadığına şaşırmış, ‘Tüm cumartesi annelerinin acısını paylaşıyorum’ demiş. 306’ıncı haftamızdan sonra 394 hafta daha oturduk. Ne değişti? 306 haftada ne söylüyorsak, başbakanla görüştükten 394 hafta sonra da aynı şeyi söyledik. Bizim taleplerimiz değişmedi. Bizim ne topumuz ne silahımız var. Bizim sadece sözlerimiz var. Ne yapmıştık biz? Ne istedik? 699 hafta sessiz çığlığımızı yükseltmek istedik. 700’üncü hafta bizi duymuyorlar, görmüyorlar. Daha görünür olalım dedik. Bu mu bunun karşılığı? Bazı şeyler vardır sizi görmezler duymazlar. Bir fotoğraf karesi vardır sizin söylediklerinizden çok daha fazlasını anlatır. Biz hak hukuk adalet istedik. Hükümet bir tek adım atmadı. Ben 38 yıldır ailemle birlikte hak, adalet, hukuk arıyorum. Bu ülkede biz bunu bulamadık. Dünya bizi duydu. Şu anda dünya Türkiye’deki hukuksuzluğu, Cumartesi Anneleri’ni konuşuyor” diye konuştu.

    “ANNELİK BAŞKA BİR ŞEY SÜLEYMAN SOYLU, SEN BİLMEZSİN”

    Süleyman Soylu’ya yönelik de konuşan Eren, “Annelik istismar edilmiyor. Annelik aranıyor. Hasan Ocak’ı çukurdan çıkardı Emine Anne hangi istismardan söz ediyorsunuz? Süleyman Soylu sen bunları bilmiyor musun? Anneleri meşrulaştırmıştı senin başındaki. Sen şimdi bizim anneliğimizi inkar ediyorsun. Bizi, sizin gazınız, tüfeğiniz susturamaz. Siz de haklısınız, kendi kendinizi mi yargılayacaksınız. Mehmet Ağar da sizin hükümette ortağınız. Bizi susturmaya gücünüz yetmez. Adalet arayışımız devam edecek. Annelik başka bir şey Süleyman Soylu sen bilmezsin” dedi.

    HANIM TOSUN: GALATASARAY MEYDANI’NDAN VAZGEÇMEYİZ

    Daha sonra Cumartesi Anneleri’nden Hanım Tosun söz aldı. Tosun, kendilerine yönelik şiddeti kınadığını belirterek, “Üstten emir verenleri şiddetle kınıyorum. Biz 700 haftadır burada oturuyoruz kime ne zararımız oldu? Biz şunu istiyoruz. Kayıplar bulunsun failler yargılansın. Biz bunu söyledik” dedi. Süleyman Soylu’nun açıklamasını utanç verici olarak nitelendiren Tosun, “Zaman zaman bizimle görüşmek isteyen devlet yetkilileri nasıl bu açıklamayı yapıyorlar? Biz yıllar önce Cenevre’de bir toplantıya katıldık. O toplantıdan sonra beni gözaltına aldılar. Sorguda bana ‘Bu toplantıya neden katıldın?Falanca derneğe neden üyesin?’ diye sordular. ‘Ben neden İHD’ye üyeyim, sen benden daha iyi bilirsin dedim polise. Beni öldürsen de parçalasan da benim eşim gözaltında kayboldu bunu söyleyeceğim.’ Sonra o masaya iki tane Fehmi Tosun dosyası geldi. Evet biz biliyoruz devletin  arşivlerinde her şey kayıtlı. Benim eşim nereye gitti nerede kayboldu.Tüm bilgiler devlette vardır. Bir kaybımız kalsa da iki elimiz onların yakasında olacak. Galatasaray bizim için meşru bir yerdir. Oradan bizim sesimizi duydu herkes. Biz Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyiz, vazgeçmeyeceğiz. Biz haklıyız, kararlıyız, inatçıyız. Onların açıklaması onlar da kalsın. Bizim analık babalık vicdanımız var. Vicdanı olan biri varsa gelsin bizim karşımıza çıksın, ‘Neden buradasınız?’ diye sorsun” dedi.

    Son olarak konuşan Maside Ocak,  701’inci haftada Galatasray’da olacaklarını belirtti. 

    PİRHA/İSTANBUL

  • “Bu kayıplar sizin üniformalı, yetkili, maaşlı cellatlarınız tarafından yapıldı” – VİDEO

    “Bu kayıplar sizin üniformalı, yetkili, maaşlı cellatlarınız tarafından yapıldı” – VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’ndaki 698. haftasında 24 yıl önce gözaltında kaybedilen İbrahim Kartay için adalet istedi. 

    Cumartesi Anneleri, kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması için 698. haftada Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Açılan  “Failler belli kayıplar nerede” pankartının üzerine İbrahim Karatay‘ın fotoğrafı ve kırmızı karanfiller bırakıldı.

    Eylemde ilk olarak Rıdvan Karakoç‘un kardeşi Hasan Karakoç konuştu. 23 yıldır Galatasaray Meydanı’nda oturduğunu söyleyen Karakoç, “Biz oturmadan da binlerce insanımız kayboldu, oturduktan sonrada kaybetmeler devam etti” dedi.

    23 yıldır feryatlarını ve sorunlarını bu meydanda dile getirdiklerini söyleyen Karakoç, “Binlerce kaybedilen insanlarımızın akıbetini soruyoruz. Bu kayıplar bu ülkenin sınırları içinde oldu. Sizin üniformalı, yetkili, maaşlı cellatlarınız tarafından yapıldı bunlar. Bizler bunları biliyoruz, şahitleriyiz, sizlerde biliyorsunuz. O cellatlarınızı koruyorsunuz, makam yetki vererek de ödüllendiriyorsunuz” ifadelerini kullandı.

    Yıllardır bu meydanda suçlulara gereken cezanın verilmesi için haykırdıklarını söyleyen Karakoç, bu ülkede binlece faili meçhul ve yargısız infazlar aydınlatılmadığını belirtti.

    “GÖZALTINDA KAYBEDİLENLERE NE OLDU?”

    698. Haftanın basın açıklamasını Hayrettin Eren’in kız kardeşi İkbal Eren okudu. Eren devlet yetkililerine;

    • Güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan insanlarımıza ne oldu?

    • Onların akıbetleriyle ilgili olarak açıklama yapma görevinizi neden yerine getirmiyorsunuz?

    • Gözaltında kaybedilen insanlarımızın akıbetini açığa çıkartacak etkili ve bağımsız soruşturma yapma görevini neden yerine getirmiyorsunuz?

    • AİHM’de mahkumiyetle sonuçlanan davalarda bile iç hukukta neden sonuç alamıyoruz?  sorularını sordu.

    698. haftasında İbrahim Kartay için adalet istediklerini belirten Eren, 15 Ağustos 1994 günü askerlerin Diyarbakır Hani İlçesi’nin köylerine operasyon düzenlediklerini, sabahın erken saatlerde etrafı sarılan köylerden birinin de Hani’ye 19 km mesafede olan Gömeç Köyü olduğunu söyledi.

    Köylere yüzlerce askerin girdiğini ve köylüleri meydanda toplayarak köylerini boşaltmalarını istediklerini dile getiren  Eren, “Köylülerin eşyalarını ve gıda maddelerini almalarına zaman vermeden evler yakılmaya başlandı. Köylülerin geçim kaynağı olan hayvanlar da silahla taranarak öldürüldü” dedi.

    “AİLEME VE AKRABALARIMA HABER VER BENİ ÖLDÜRECEKLER”

    Eren, İbrahim Kartay’ın kaybolma sürecini ise şöyle anlattı:

    “Evlerin ateşe verilmesiyle 29 yaşındaki İbrahim Kartay da ailesi ile birlikte köyü terk etmeye hazırlandı. 6 aylık hamile olan eşine, üç küçük çocuğunu da yanına alarak köyden uzaklaşmasını söyledi. Kendisi de henüz yanmayan evine yiyecek almak için girdi. Yanına bir miktar peynir, salça ve ekmek aldı ve ailesinin yanına gitmek için dışarı çıktı. Biraz yol almıştı ki, askerler tarafından fark edilerek gözaltına alındı. Köy çıkışında eşini bekleyen Salime Çakır’a köylüler İbrahim’in gözaltına alındığı bilgisini verdi. Çocuklarıyla komşu köye sığınan Salime Çakır, eşinden haber alma umuduyla 10 gün bekledikten sonra kayınpederi ile birlikte Hani’ye giderek savcılığa başvurdu. Savcılıktan cevap alamayınca Hani Jandarma Karakolu’na gittiler. Karakolda baba Kadri Kartay’a “senin oğlun, terörist ama biz onu serbest bıraktık, nerede olduğundan haberimiz yok”cevabı verildi. Bir süre daha oğlunun gelmesini bekleyen baba tekrar karakola gitti. Karakoldan kendisine ateş açıldı ve oğlunu bir daha sormaması için tehdit edildi. Komşu köylerden bir kişi aileye gönderdiği haberde 8 gün İbrahim ile birlikte gözaltında tutulduğunu ve İbrahim’in kendisine “Aileme ve akrabalarıma haber ver, beni öldürecekler.” dediği bilgisini ulaştırdı.”

    “BU DAVAMDAN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİM”

    Aile’nin tüm başvurularının sonuçsuz kaldığını söyleyen İkbal Eren, gözaltına alınırken ve gözaltındayken insanlar tarafından görülmesine rağmen gözaltına alındığı inkar edilen İbrahim Kartay’dan bir daha haber alınamadığını belirtti.

    İkbal Eren, İbrahim Kartay’ın eşi Salime Çakır’ın 24 yıldır Diyarbakır’dan yükselen ‘Eşimin akıbetini ömrümün sonuna kadar araştıracağım. Onun kemiklerini görmediğim sürece yaşadığına inanacağım ve hep arayacağım. Bu davamdan asla vazgeçmeyeceğim’ diyen sesi olacaklarını söyledi.

    Eren, son olarak İbrahim Kartay’ın kaybedilişinin 24. yılında adalet talep ettiklerini söyledi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Müvekkilden vekile devrolan kanlı tarih’-VİDEO

    ‘Müvekkilden vekile devrolan kanlı tarih’-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri eyleminin 662. haftasında 1991 yılında gözaltından kaybedilen Agit Akipa ve İbrahim Demir’in akıbetini sorarken onların avukatı olan Tahir Elçi’yi de ölümünün 2. yılında andı. 

    Haberin Videosu

     
    Cumartesi Anneleri, kayıp yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması için 662. kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Üzerine kırmızı karanfillerin bırakıldığı “Failler belli kayıplar nerede” pankartı açılan eylemde, kayıpların fotoğraflarının bulunduğu dövizler taşındı.

    Bu haftaki eylemde 1991 yılında Şırnak’ta gözaltında kaybedilen Agit Akipa ve İbrahim Demir’in akıbeti soruldu.  Katledilişinin 2. yılında kayıpların avukatı Tahir Elçi de unutulmadı. Eyleme Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi, Diyarbakır Barosu Başkanı Ahmet Özmen, CHP Milletvekili Mahmut Tanal,  HDP Milletvekilleri Garo Paylan, Filiz Kerestecioğlu, HDP eski milletvekili Hasip Kaplan, Cumartesi İnsanları avukatlarından Kemal Aytaç, Emek Partisi MYK Üyesi Levent Tüzel, kayıp yakınları ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “ELÇİ FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLERİN PEŞİNDE KOŞARKEN KATLEDİLDİ”

    İlk sözü 1980’de gözaltında kaybeilen Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren aldı. Eren, “Tahir Elçi faili meçhul cinayetlerin peşinde koşarken, barış isterken, bu coğrafyada silahlar gömülsün dediğinde katledildi. 2 yıldır failleri bulunamadı, sözüm ona onca polisin içinde, faili bulunamadı” diye konuştu.
    Eren, “Elçi ailesinin bizden tek farkı çiçek koyacak bir mezarları var ama bunun dışında bir fark yok. Tahir Elçi’nin de bizim gibi dosyası açılmadı ve faili meçhul durumda” dedi.

    “BARIŞ KAZANACAK”

    İkbal Eren’in ardından söz alan Agit Akipa’nın oğlu Fehmi Akipa, “26 yıldır adalet arayışımız devam ediyor. Tahir Elçi boyunca 24 yıldır adalet arayışında bulundu. İki yıl önce Tahir Elçi’yi de katlettiler. Adalet ararken Barış elçimizi katlettiler. Adalet ararken mezarlarımızı yıktılar, harap ettiler. Adaletin olmadığı bir ülkede adalet arayışındayız. Biliyoruz barış kazanacak” şeklinde belirtti.

    “FAİLLERİ BELLİ CİNAYETLER”

    Akipa’nın konuşmasının ardından Demir ailesinin gönderdiği mektup okundu. “Biz o zaman daha çocuktuk büyüdük ve şuan çocuklarımız var” denilen mektupta şunlar söylendi: “Ölüm, hayatın bir gerçekliğidir ama bizim yaşadığımız ölümler, kayıplar bir gerçeklik değil bir zalimlik, bir acımasızlık ve vicdansızlıktır. Öldürülen, kaybedilen, sevdiklerimizin katledildikleri yetmiyormuş gibi adeta alay eder gibi kayıtlara ‘faili meçhul’ olarak geçirilmesi bizler açısından ayrı bir yara, ayrı bir acıdır. Bunlar faili meçhul cinayetler değil failleri belli cinayetlerdir. Yatağında ölmek bu coğrafyada az görülen bir olay, Azrail’in keyfine diyecek yok doğrusu, görevini eli kanlı cellâtlara devretmiş,  daha iki yıl önce Tahir Elçi de olduğu gibi. Barışın elçisi ve bu davanın avukatı olan Tahir Elçi yine aynı oyunla katledildi. Tahir Elçi, babamın davasının da avukatıydı. Onun kaderi de babama benzedi. İkisi aynı kaderi paylaştılar. İkisinin de faili ayni. Daha önceki cellatları korudukları gibi Tahir Elçi’nin de cellatlarını koruyorlar.”

    “BABAMIN KATİLİ BELLİ”

    Eylemde söz alan İbrahim Demir’in kızı Deniz Demir ise şunları ifade etti: “Henüz babamın katillerini ortaya çıkarmış değiller. ‘Katil belli değil’ diyorlar. Babamın katili belli. Devlettir. Faili ortaya çıkarmadığı için. Katilleri unutmayacağız, unutturmayacağız. Ne biz ne çocuklarımız unutturmayacak.”

    Ardından Demir ailesinden torunları adına Zilan Demir söz aldı. Demir, Agit Akipa ve Tahir Elçi için adalet istediğini söyledi.

    Son olarak basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Maside Ocak okudu.

    Tahir Elçi katledildiğinde dönemin Başbakanı ve Adalet Bakanı’nın “Failler bulunacak” dediğini hatırlatan Ocak, “Bugüne kadar yürütülen adli ve idari soruşturmalarda somut hiçbir bir ilerleme kaydedilmedi. Yaşanan süreç, ömrünü cezasızlıkla mücadeleye adamış avukatımızın infazının da cezasız bırakılmak istendiğine dair kuşkularımızı destekler nitelikte” diye belirtti.

    İBRAHİM DEMİR VE AGİT AKİPA’NIN AKIBETİ SORULDU

    Ardından İbrahim Demir ve Agit Akipa’nın hikayelerini anlatan Ocak, “36 yaşındaki İbrahim Demir ve 39 yaşındaki Agit Akipa, Şırnak’ın İdil ilçesine bağlı Çukurlu (Xenduk) Köyü’nde yaşıyordu. Agit Akipa aynı zamanda köyün muhtarıydı. Köylüler üzerinde ağır bir koruculaştırma baskısı vardı. Köye giriş ve çıkışlar asker kontrolü altındaydı. Köy okulu karakol haline getirilmiş, bazı köylülerin evlerine el konmuş ve askerler yerleştirilmişti. Bu ortamda İbrahim Demir ve Agit Akipa defalarca gözaltına alındı, ağır işkence gördü. 12 Aralık 1991 tarihinde İbrahim Demir ve Agit Akipa İdil’den köye dönmek için diğer köylülerle birlikte traktöre bindiler. Traktör yolda askerler tarafından durduruldu. İbrahim Demir ve Agit Akipa traktörden indirildi. Dargeçit Anıtlı Tabur Komutanlığına bağlı Ağaçlı mezrasında bulunan Piyade Bölük Komutanı ve askerleri tarafından gözaltına alındılar” diye konuştu.

    CENZAZELER MAĞARADA BULUNDU

    Ocak, sözlerini şöyle sürdürdü; “Traktördeki diğer kişiler köye ulaşınca durumu ailelere anlattılar. Jandarma karakoluna giden ailelere, Karakol Komutanı ‘Onları hiç görmedik’ dedi. Bir asker gizlice aileleri ‘mağaralara gidin’ diye yönlendirdi. Bölgeyi köylülerle birlikte karış karış arayan aileler, 13 Aralık 1991 günü girişi taşla örülerek kapatılmış bir mağarada kayıpların cansız bedenlerine ulaştı. Gözleri ve elleri bağlanmış halde bulunan İbrahim Demir işkence edilerek, Agit Akipa da başından silahla vurularak öldürülmüştü.”
    İbrahim Demir ve Agit Akipa dosyasının kaybedilmek istendiğini söyleyen Ocak, “26 yıldır yürütülen soruşturmalardan bugüne kadar bir sonuç alınmadı. Dava ailelerin avukatı Tahir Elçi tarafından 2012 yılında AİHM’e taşındı” dedi. Ocak, kayıpların yerel sorumlularını saydıktan sonra “İbrahim Demir ve Agit Akipa’nın kaybedilmesinden Süleyman Demirel’in Başbakan, İsmet Sezgin’in İçişleri Bakanı olduğu 49. hükümet ve dönemin Genel Kurmay Başkanı Doğan Güreş sorumludur” sözlerini kaydetti. (HABER MERKEZİ)

  • Verem hastası olan Resul Özbey’in serbest bırakılması istendi-VİDEO

    Verem hastası olan Resul Özbey’in serbest bırakılması istendi-VİDEO

    PİRHA – Hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek için her hafta Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen insan hakları savunucuları 278. haftada verem hastası olan Resul Özbey’in serbest bırakılmasını istedi. 

    Haberin Videosu

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Hapishane Komisyonu, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nında yaptığı F oturumu’nun 278. Haftası. Bu hafta Van F Tipi Hapishanesi’nde bulunan verem hastası Resul Özbey’in serbest bırakılması istendi.

    Haftanın basın metnini okuyan İkbal Eren, OHAL’in ülkeyi kocaman bir hapishaneye çevirdiğini ve bu koşullarda hasta tutukluların yaşamının iki kat zorlaştığını belirtti. 21 Temmuz’da lösemi hastası çocuk tutuklu Abdullah Akçay’ın 7. ölüm yıldönümü olduğunu söyledi.

    “HÜCREYE ATILMASI ÇİFTE CEZALANDIRMA”

    Üniversite öğrencisi olan Resul Özbey’in yapılan asılsız bir ihbarla yakalandıktan sonra Van F Tipi Cezaevine götürüldüğünü kaydeden Eren, verem hastası olan Resul Özbey’in hastalığı kimseye bulaşmaması için ilk başlarda tek kişilik hücrede tutulduğunu ve tedavi hakkının engellendiğini belirtti. Özbey’in avukatı Raci Bilici’nin Özbey’in kaldığı yerin değiştirildiğini ancak hastalığının her an ağırlaşması ihtimali olduğunu söylediğini kaydeden Eren, ayrıca Bilici’nin şu sözlerine de yer verdi: “Verem gibi ciddi bir rahatsızlığı bulunan Özbey’in hastalığı süresince hücreye atılması çifte cezalandırma, tedavi konusunda hapishane idaresinin keyfi tutumu da hastalığın ilerlemesine neden oluyor.”

    Eren, insan hakları aktivisti olarak 2 yıldır hapishanede tutulan ve 2 Ağustos’ta davası görülecek olan Resul Özbey’in derhal koşulsuz serbest bırakılmasını talep etti. (HABER MERKEZİ)