PİRHA- TARIM ORKAM-SEN Genel Başkanı Ahmet Keleş, AKP’nin iklim politikalarının iklim krizini derinleştirdiğini belirterek, “Kuraklıkla mücadelede stratejik ve uzun erimli planlamalar yapılmalıdır” dedi.
Tarım ve Hizmetçilik Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (TARIM ORKAM-SEN), artan kuraklık ve iklim krizine ilişkin sendikanın genel merkezinde basın açıklaması yaptı. TARIM ORKAM-SEN Genel Başkanı Ahmet Keleş, sorunlara yönelik çözüm önerilerinde bulundu.
YÜZDE 61’E VARAN KURAKLIK
Kuraklığın önümüzdeki aylarda da devam etmesi halinde hidrolojik kuraklığın başlayacağına ve yeryüzü ve yeraltı sularında azalma olacağına dikkat çeken Keleş, yağışların geçen dönemlere kıyasla azaldığına dikkat çekti. İç Anadolu’da yüzde 59, Marmara’da yüzde 61, Akdeniz’de yüzde 61, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yüzde 59 oranında yağışların azaldığını aktaran Keleş, baraj ve göllerdeki su seviyesinin yüzde 10-30 seviyesinde düştüğünü söyledi.
“AKP POLİTİKALARI ÇÖLLEŞMENİN EŞİĞİNE GETİRİYOR”
Küresel Kapitalizm ve AKP’nin rant, talan ve sermaye çıkarları doğrultusunda doğayı talan ettiğinin altını çizen Keleş, “Doğal alanların bozularak alabildiğine betonlaşmanın artırılması, tarım alanlarının yapılaşmaya açılması, endüstriyel tarımın teşvik edilmesi, RES, HES, JES, organize sanayi tesisleri, taş ocakları, egzoz salınımı, maden sahaları ve kentleşmenin arttırılması sonucu yaşanan ekolojik kırımlar iklim değişikliklerine neden olmaktadır. Bu talan anlayışı ülkeyi çölleşmenin eşiğine getirmektedir” dedi.
“VAKİT GEÇİRMEDEN PLANLAMA YAPILMALI”
Keleş, 2017’de açıklanan ‘Kuraklık Yönetim Planı’nın uygulamaya sokulmamasının felaketlere neden olacağını belirterek, şu önerileri sıraladı:
“Vakit geçirmeden kuraklıkla mücadelede stratejik ve uzun erimli planlamalar yapılmalıdır. Azalan yağışları dikkate alarak susuzluğa karşı önlemlerini almayarak gıda güvenliğini de riske etmesi önlenmelidir. Yağmur dualarına çıkacağınıza kuraklığa, yok oluşa ve iklim krizine yol açan projeleri durdurulmalıdır. Derhal toprak kayıplarının önüne geçilmeli, topraklarımızın yapılaşmaya açılmasına kısıtlama getirilmelidir. Toprak koruma kurulları siyasi otoritenin baskısından kurtarılmalıdır. Demokratik bir planlama ile gerçek ihtiyaçların karşılanması ve ekolojik dengeye saygı gösterilmeli, doğa anlaşılmalıdır.”
PİRHA-Cengiz Holding’in Kazdağı’nda işletmek istediği altın madeninin iptali için bugün Çanakkale’de görülecek davayla dayanışmak için holdingin İstanbul Üsküdar’daki binası önünde açıklama yapmak isteyen çevre aktivistleri polis tarafından gözaltına alındı.
Cengiz Holding’in Kazdağları’ndaki altın-bakır madeni projesinin iptali için açılan dava, bugün Çanakkale’de görülecek. İstanbul’daki çevre aktivistleri de Çanakkale’deki davaya destek için Cengiz Holding’in Üsküdar’daki binası önünde basın açıklaması yapmak için bir araya geldi. Polis tarafından izin verilmeyen açıklamada 7 çevre aktivisti gözaltına alındı.
Gözaltına alınan İklim Adaleti Koalisyonu’ndan Osman Akkuş, Sultan Torbacıoğlu, Hakan Tosun, Kadir Gölcü, Aslı Kerem, Doğasu Dilek Akın ile Deniz Kuzucular Üsküdar Emniyet Amirliğine götürüldü.
3 KÖYÜ HARİTADAN SİLECEKLER
Çevre aktivistlerinin “Kazdağları’nda Cengiz Holding’e geçit yok” başlığıyla okumak istediği fakat polisin izin vermediği basın açıklamasında ise şu ifadelere yer verildi:
“Dünya üzerinde biyolojik çeşitliliği ile sayılı ekosistemlerden biri olan Kazdağları’nın ne yazık ki yüzde 79’u madenlere ruhsatlandırılmış durumda. Yörede yaşayan bizler bereketli yaşam alanlarımızı, her türlü meyve ve sebzenin yetiştiği tarım topraklarımızı, kurdu kuşu sincabıyla Kazdağları’nda yaşayan canlıların yaşam hakkını korumak için enerji ve maden şirketlerine karşı mücadele veriyoruz. Bu şirketlerden biri olan Cengiz Holding, Kazdağları ekosistemi içinde devasa bir alanda yıkıma sebep olacak, 200 metre derinliğinde ölüm çukurları açacak, 3 köyü haritadan silecek ve kimyasal zehirlerle yakınındaki diğer köyleri de yaşanmaz hale getirecek, su kaynaklarımıza el koyacak 87513 ruhsat nolu Halilağa Bakır Madeni projesindeki ısrarına devam ediyor. Halkın tüm itirazlarına, toplanan binlerce imzaya ve bilim insanlarının olumsuz görüşlerine rağmen projeye geçtiğimiz yıl bakanlık tarafından ÇED olumlu kararı verilmişti.
CENGİZ HOLDİNG’E ÜÇ AYRI DAVA
Proje ile ilgili üç ayrı dava açıldı. İlk dava, yörede yaşayan ve en doğal hakkı sağlıklı bir çevrede yaşamak olan 81 yurttaş ve Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Çanakkale Tabip Odası, İnsan Hakları Derneği Çanakkale Şubesi, Ayvalık Tabiat Derneği, Ege ve Marmara Çevreci Belediyeler Birliği, Gülpınar Sürdürülebilir Yaşam Derneği tarafından açılan dava. İkincisi Tema Vakfı ve Çan Çevre Derneği tarafından, üçüncüsü ise Çevre Mühendisleri Odası ve Ziraat Mühendisleri Odası tarafından açılan davalar.
Söz konusu davalarla ilgili bilirkişi keşfi, TEMA ve Çan Çevre Derneği davası üzerinden yürütüldü. Bilirkişilerin söz konusu alanda yapılacak projenin doğal ve kültürel varlıklar üzerinde geri dönüşsüz tahribata neden olacağı ve ÇED olumlu kararının hukuka aykırı oluşu yönünde verdikleri görüş sonucunda, Çanakkale 1. İdare Mahkemesi TEMA Davasında ve Oda’ların açtığı davada 17.06.2022 tarihinde yürütmeyi durdurma kararı verdi.
81 yurttaş ve 6 kurumun açtığı davada ise, daha önce mahkemeye sunulduğu halde tüzük, tapu vb isteme gibi nedenlerle süreç uzadı ve beklenen yürütmeyi durdurma kararı ancak 20.10.2022 tarihinde verildi. Ne yazık ki bu davada, halkın sağlıklı bir çevrede yaşaması için mücadele eden Tabip Odası ve İHD ile üç yurttaş hukuksuz yere dava açmaya ehliyetsiz sayıldı.
Ancak şirket, 2009/7 sayılı genelgeden yararlanarak, yürütmeyi durdurma kararına mesnet olan bazı hususlarla ilgili ÇED Raporunda revizyon yaparak Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na yeniden başvurdu ve söz konusu proje için 13 Ekim 2022 tarihinde yeniden İnceleme Değerlendirme Komisyonu toplantısı yapıldı.
KÜMÜLATİF ETKİ DEĞERLENDİRMESİ YOK!
Bugün Cengiz Holding’in yıkım projesine karşı açılan üç davanın da duruşması yapılacak. İklim krizinin etkilerini gördüğümüz, kuraklık çekmeye başladığımız ve gıda güvenliğimizin tehlikeye girdiği bu dönemde sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı, bir şirketin kazancı için feda edilemez. Kazdağları’nın korunması, gelecek kuşaklara, çocuklarımıza ve bu topraklarda yaşam hakkı olan tüm canlılara borcumuzdur. Şirketin ÇED Raporunda, bölgede yer alan sayısı metalik madencilik projelerinin sebep olacağı kümülatif etkilere değinilmemiştir.
HALKIN SU KAYNAKLARINA, İÇME SULARINA EL KONULACAK!
Ayrıca, ÇED Raporu içinde maden için su alması planlanan Hacıbekirler 1 ve 2 Göletlerinin projelerine ve çevre etkilerine yer verilmemiştir. Göletler için DSİ ile protokol hazırlığı içinde olduğu ve Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın da göletler için kapsam dışı kararı verdiği bilinmektedir. Oysa ÇED bir bütündür ve tüm projeyi kapsamalıdır.
Ayrıca mahkemenin yürütme kararına rağmen şirketin söz konusu göletleri en kısa zamanda inşaa etme konusunda ısrarcı davrandığı görülmektedir. Yürütmeyi durdurma kararı, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği tarafından Çanakkale Valiliği, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve DSİ’ye gönderilmiş olup söz konusu proje ile ilgili tüm işlemlerin durdurulması, protokollerin iptal edilmesi istenilmiştir.
Bölgede ciddi bir su sıkıntısı yaşanmaktadır. Köylerin içme suyu kaynakları proje alanında kalmaktadır. Ayrıca, söz konusu göletlerin bölgenin tarım arazileri için kullanılması gerekmekte iken Cengiz Holding tarafından el konulmak istenmektedir.
YÖREDE CİDDİ BİR KURAKLIK YARATILACAK
Söz konusu göletler için su temin etmek amacıyla Kocabaş Çayı’ndan derivasyon kanalı ile su alınmasının planlandığı bilinmektedir. Kocabaş Çayı nesli tehlike altındaki su samurlarının yaşam alanı ve 55 köyün de su kaynağıdır. Halihazırda Odaş Çan 2 Termik Santrali de pompa kurarak Kocabaş Çayı’ndan suyu çekmektedir. Çekilen suyun miktarı çok fazladır ve yöre halkına su kalmamaktadır. Geçtiğimiz 2021 yılı yazında Çan İlçemiz büyük bir su krizi yaşamıştır. Kocabaş Çayı’na enerji ve maden şirketlerince el konulması kabul edilemez. Bilirkişilerin raporlarında belirttiği gibi projede kullanılacak su miktarı yörede ciddi bir kuraklık yaratacaktır.
Umuyoruz ki mahkeme yaşamdan yana karar verecek ve bilirkişilerin de belirttiği gibi Kazdağları ekosisteminde doğal ve kültürel varlıklar üzerinde geri dönüşsüz yıkım yaratacak Halilağa Bakır Madeni Projesini iptal edecektir. Cengiz Holding’in karı uğruna yok etmeye çalıştığı yaşam alanlarımızdan, köylerimizden vazgeçmiyoruz. Kazdağları evimiz, maden projeleriyle delik deşik edilerek yok edilmesine izin vermeyeceğiz.”
PİRHA- İklim Adaleti Koalisyonu, 3 günlük eylem kapsamında Mersin’de yaptığı eylemde, çevre sorunlarına dikkat çekerek, Akkuyu Nükleer Santrali çalışmalarının durdurulması çağrısında bulundu.
İklim Adaleti Koalisyonu, 3 günlük eylem kapsamında Mersin’de çevre örgütleriyle bir araya gelerek, Balıkçı Barınakları’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Mersin Nükleer Karşıtı Platform (MNKP), Ekoloji Birliği, Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri, Mersin Çevre Derneği(MERÇED) ve Mersin Emek ve Demokrasi Platformu ile çok sayıda çevre örgütü katılırken, “Çukurova Kervanına katıl termik santralleri kapat”, “Nükleer santral istemiyoruz” pankartı açan kitle, “Savaş değil, güvenli gıda” “Akkuyu’da kuyumuzu kazmalarına izin vermeyeceğiz” dövizleri taşındı.
Kitle adına Ekoloji Birliği’nden Melis Tantan ve İklim Adaleti Koalisyonu’ndan Levent Büyükbozkırlı okudu. Tantan, şunları ifade etti:
“Çukurova Kervanının Doğu Akdeniz’in kuzey kıyılarında yürüdüğü bugünlerde Mısır’ın Şarm El Şeyh Kentinde COP27 yani Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansının 27’ncisi yapılıyor. BM üyesi devletler arasındaki bu konferansın görünürdeki amacı küresel ısınma ve sera gazı emisyonlarının azaltılması. Ne var ki ilk COP Konferansının yapıldığı Nisan 1995’den bu yana bir arpa boyu yol alınmadığı, devletlerin, iktidarların ve sermaye sahiplerinin kıllarını kıpırdatmadıkları ortada. COP konferansları devletlerin, iktidarların, liderlerin ve başta uluslararası tekeller olmak üzere sermaye sahiplerinin çevresel sorumluluk sahibi olduklarını göstermek için kullandıkları bir “yeşil aklama” aracı. Bu arada Coca Cola COP27’ye sponsor olarak, insan haklarını en acımasızca çiğneyen devletlerden biri olan ve Doğu Akdeniz’in güney kıyısında nükleer santral kuran Mısır COP27’ye ev sahipliği yaparak kendilerini aklama çabası içindeler.”
Eolojik sistemin ve dengenin bozulması sonucu bir yandan ölümcül kuraklıklara diğer yandan ölümcül sellere yol açan küresel ısınmanın ve sera gazı emisyonlarının azaltılması da ekoloji mücadelesinin her alanında olduğu gibi yine ekolojik mücadele örgütlenmelerinin, aktivistlerinin ve dünya halklarının iktidarlara ve sermaye sahiplerine karşı ortak mücadelesi ile olanaklı olduğunu belirten Tantan, Mersin’deki ekolojik sorunlara dikkat çekti.
“NÜKLEER KARŞITLARI OLARAK MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”
Akkuyu Nükleer Santrali’nin durumuna dikkat çeken ve “Devletin devamlılığı esası” iddiasının ekolojik dengenin; canlıların, insanların yaşamsal haklarının korunması için; vatandaşların özgürlüğünü, refahını, mutluluğunu sağlamak için ileri sürülüyor olması gerekmez miydi?” diye soran İklim Adaleti Koalisyonu’ndan Levent Büyükbozkırlı, “Ekolojik sisteme, doğaya, canlılığa, vatandaşların özgürlük, refah ve mutluluğuna zararları bilimsel kanıtlarla kanıtlanmış olan nükleer santral inşaatının sürdürülmesinin holdinglerin, sermaye sahiplerinin karlarının kollanmasından başka bir anlamı yoktur. Nükleer karşıtları olarak mücadelemiz, ekoloji mücadelemiz doğrultusunda nükleer santraller ortadan kaldırılıncaya kadar sürdürülecektir” diye konuştu.
Çukurova Kervanı Hatay’da Asi Nehri ve havzasında, Samandağ Mileyha Sulak Alanı ve Kuş Cennetinde, Sarıseki’de Demir Çelik Fabrikasında, Atlas Termik Santralinde, Dörtyol’da Petro Kimya, Erzin’de Propilen fabrikalarında, maden ocaklarında yaratılan ekolojik problemlere karşı ekoloji mücadelesine güç kattı. Kervan Mersin’den sonra termik santrallar, SASA polyester, Ceyhan polipropilen, vahşi çöp yakma alanları için Adana’ya devam edecek.
Karadeniz’de etkili olan sağanak yağış Bartın, Kastamonu, Samsun ile Sinop’ta sel ve su baskınlarına neden oldu. Bazı köylere ulaşım kapanırken, mahsur kalan köylüler AFAD, UMKE ve itfaiye ekiplerinin çalışmasıyla kurtarıldı. Sel nedeniyle Bartın-Karabük yolunda çökme meydana geldi.
Sinop’ta etkili olan sağanak yağış Ayancık Çayı’nı taşkına yol açtı. Sinop Belediye Başkanı Bülent Ayhan bölgedeki hastanenin önlem amaçlı tahliye edildiğini duyurdu
İçişleri Bakan Yardımcısı İsmail Çataklı ise yaptığı açıklamada, “Sinop Ayancık ilçemizde de aşırı yağışlar sele dönüşmüş ve bazı binaları su basmıştır. Valilerimiz başkanlığında gerekli müdahaleler yapılmaktadır. Arama kurtarma çalışmaları için çevre illerden de takviye ekipler sevk edilmiştir” ifadelerini kullandı.
AZDAVAY BELEDİYE BAŞKANI CİVELEK: TARİHTE BÖYLE BİR ŞEY GÖRMEDİK
Kastamonu’nun Azdavay ilçesinde etkili olan şiddetli yağmur, sele neden oldu, araçlar sürüklendi, tarım arazileri su altında kaldı. Su basan binaların zemin katlarında mahsur kalan 40 kişi kurtarıldı.
Azdavay Belediye Başkanı Osman Nuri Civelek, dere yataklarının hepsinin taştığını söyleyerek, “Tarihte böyle bir şey görmedik. Dere yataklarının hepsi taştı. İlçenin yarısı su altında kaldı. İlçede su dere gibi akıyor mahallelerde. Şaşkınlıkla izliyoruz” diye konuştu.
BARTIN VALİSİ: DERE YATAĞINDA EVLER VARDI, ORADAKİ İNSANLARI KURTARDIK
Bartın’da etkili olan sağanak yağış nedeniyle meydana gelen sel ile Ulus ilçesine bağlı Akörensöküler köyünde bazı evlerde hasar oluştu. Bazı evlerin yıkıldığı köyde, yıkılan bir evde bulunan 80 yaşındaki yaşlı kadının sel sularına kapıldığı öğrenildi.
Yenihan köyüne giden Bartın Valisi Sinan Güner, “Dere yatağında evler vardı, oradaki insanları kurtardık. Aracın üzerinde yardım bekleyenler vardı, sele kapılmış araçlar vardı, onları kurtardık. Karabük Valiliği’nden destek istedik o taraftan gelinebilecek yollardan onlar gelmeye çalışıyor. Özel idare ekipleri de patika yollardan araçları yürüterek inmeye çalışıyorlar” dedi.
PİRHA – HDP İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, iklim krizine karşı iklim grevine ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Ülkesini doğasını savunan gençler, kadınlar ve emekçiler olarak bizler Cerattepe’de, Edirne’de, Çorum’da, Yırca’da, Kaz Dağları’nda, Salihli’de ölmek istemiyoruz demeye devam edeceğiz” denildi.
Halkların Demokratik Partisi İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, iklim krizine karşı iklim grevine girileceğini belirterek talepleri dile getirdi.
Küresel ısınma ve iklim krizinin yarattığı felaketlerin yarattığı tahribatın her geçen gün artmaya devam etiğini ve bir yandan da geri döndürülemez bir hal almaya devam ettiğini belirten Ersoy, “Son bir yıldır okul grevleri ve yok oluş isyanlarıyla birlikte büyüyen iklim grevi dünyanın dört bir tarafından karşılık buluyor. İklim krizinin yarattığı doğa tahribatı dünyanın nefes alınamaz, barınılamaz ve yaşanılamaz bir hale sürüklenmesine sebep oluyor. Okullarına gitmeyip iklim grevi yapan gençlere ve çocuklara ses vermek zorundayız. Yaşamımızı devam ettirdiğimiz bu gezegende yaşamanın koşulları ancak doğanın ve diğer bütün canlıların yaşam alanlarını koruyarak gerçekleşecek” ifadelerini kullandı.
“1 MİLYAR KİŞİ İKLİM MÜLTECİSİ OLACAK”
İklim krizinin önlenmemesi halinde iklim mültecisi sayısının 1 milyarı bulacağını ifade eden Ersoy, şunları belirtti:
“Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) radikal tedbirler alınmaması durumunda 10 yıl sonra dünya üzerindeki tahribatın artık geri döndürülemez bir boyuta ulaşacağını açıkça belirtti. BM tahminlerine göre iklim değişikliği bu yüzyılda bir milyar kişinin iklim mültecisi olmasına sebep oluyor. Ayrıca iklim krizi yüzünden göç etmek zorunda kalanların %80’inini kadınlar oluşturuyor.
Her geçen gün alınmayan tedbirler dolu felaketlerini, hortumların, kuraklığın, sel felaketlerinin ve orman yangınlarının daha sık yaşanmasına ve daha fazla tahribat yaratmasına neden oluyor. Dünyanın her yerinde aşırı hava koşulları daha fazla insan hayatını etkilemeye devam ediyor. İklim krizinin derinleşmesi ile kasırgalar, seller, yangınlar daha fazla canlının hayatına mal oluyor. Dünya Meteoroloji Örgütü, iklim değişikliği nedeniyle aşırı hava koşullarının sebep olduğu doğal afetlerin 2018’de 62 milyon kişiyi etkilediğini açıkladı.”
“HALKIN İHTİYAÇLARI DİKKATE ALINMALI”
“Doğaya aykırı üretim ve yaşam koşulları talanın boyutunu arttırıyor. Fosil yakıtlara dayalı sistemimizde sera etkili gazların en önemlilerinden olan karbondioksitin günümüzde atmosferdeki yoğunluğu, 160 bin yıl boyunca ulaşmış olduğu miktardan daha fazladır. İklim krizi bu kadar derinleşmişken bankalar halen fosil yakıt şirketlerine para aktarmaya ve bu yok oluşta birilerini zengin etmeye devam ediyor. Dev şirketlerin hırsları ve zenginleşme politikaları tedbirlerin önüne geçiyor ve doğanın ve halkın ihtiyaçları dikkate alınmıyor” diye belirten Ersoy, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye iklim krizinin karşısında insanlara, doğaya ve diğer bütün canlıların yaşam haklarına sahip çıkmak zorundadır. Sermayenin çıkarları için doğanın talanının önüne geçilmeli ve iklim krizine karşı tedbirler almalıdır. Ülkesini doğasını savunan gençler, kadınlar ve emekçiler olarak bizler Cerattepe’de, Edirne’de, Çorum’da, Yırca’da, Kaz Dağları’nda, Salihli’de ölmek istemiyoruz demeye devam edeceğiz.”
İKLİM KRİZİNİN ÖNLENMESİ İÇİN TALEPLER
Ersoy, son olarak iklim krizinin önlenmesi için talepleri şöyle sıraladı:
İklim krizi ile ilgili “İklim Acil Durumu” ilan edilsin.
Türkiye’nin de imzalamış olduğu Paris Anlaşması onaylanmak üzere TBMM Genel Kurulu’na sunulsun.
Enerji ve maden şirketlerinin çıkarına değil, halkın ve doğanın yarınına hareket edilsin.
Doğanın talanı durdurulsun.
Halkın enerjiye sağlıklı ve güvenli ulaşımı sağlansın. (HABER MERKEZİ)
İngiltere’de hükümetin iklim değişikliği konusunda harekete geçmesini isteyen göstericiler, başkent Londra’da beş köprüyü trafiğe kapatarak eylem yaptı. Organizatörler gösterilerine 6 bin kişinin katıldığını bildirdi.
Almanya, Belçika, Hollanda gibi ülkelerin ardından İngiltere’de de binlerce öğrenci ‘gezegen için’ okullara gitmedi ve kitlesel biçimde sokağa çıktı. Şimdiye kadar Avustralya, Avusturya, Belçika, Kanada, Hollanda, Almanya, Finlandiya, İngiltere ve ABD’de öğrenciler okulu iklim değişikliğine karşı gösteri yapmak için boykot etti. Dünya genelinde 270 şehir ve ilçede yapılan gösterilerde 70 bine yakın öğrenci küresel ısınmaya tepkisini gösterdi. İngiltere’de de Lancester’dan Truro’ya, Ullapool’dan Leeds’e otuzdan fazla şehir ve ilçede öğrenciler sokakları doldurdu. Dünya geneline yayılan grev, geçen ağustosta İsveç’te 16 yaşında bir öğrencinin parlamentonun önünde yalnız başına gösteri düzenlemesiyle başlamıştı. 16 yaşındaki Greta’nın, önce Polonya’da aralık ayındaki iklim zirvesinde, daha sonra da Dünya Ekonomik Forumu’nda, emperyalist ülkelerin temsilcilerine, “Bu konuda paniklemenizi istiyorum” demesinden sonra büyümeye devam etti. Son eylemlerden sonra öğrenciler tüm dünya ülkelerindeki gençlere, 15 Mart 2019 günü okulları boykot ederek sokağa çıkmaları yönünde çağrı yapıyor.
Dünyada hemen herkesin farkında olduğu küresel iklim değişimi ve küresel ısınmaya karşı kapitalist devletler havanda su dövmeye devam ederken, 15 yaşındaki Greta Thunberg’in iklim değişimine yönelik ortaya koyduğu tutum tüm dünyaya yayılmaya devam ediyor. Greta’nın yaşananlara yönelik bakışı çok net, “Dünyayı mevcut kuralların çerçevesinde kurtarmanın yolu yok, kuralları değiştirmek gerekiyor. İklim değişiminin durdurulması gerekiyorsa, bunu bizler gerçekleştireceğiz” sözleri gençliği harekete geçiren önemli değerlendirmeler oldu. Greta’nın iklim zirvelerine yönelik şu sözleri ise ortaya konan yalanları teşhir eder nitelikteydi, “Bizleri bu pisliğin içine düşüren kötü düşünceleri tekrarlamakla yetiniyorsunuz. Bütün yükü bile biz çocuklara bırakıyorsunuz. Birkaç kişinin hudut tanımaz biçimde ceplerinizi doldurmak için uygarlığımızı mahvediyorsunuz. Lüks yaşamınızın bedelini binlerce kişi ödüyor. Çocukları sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama onların gözünün içine baka baka geleceklerini çalıyorsunuz.”
LONDRA’DA 5 KÖPRÜ KAPATILDI
İngiltere’de hükümetin iklim değişikliği konusunda harekete geçmesini isteyen göstericiler, başkent Londra’da beş köprüyü trafiğe kapatarak eylem yaptı.İlk eylemlerini 31 Ekim’de Londra’da parlamento binasına giden yolları kapatarak yapan Yokoluş İsyanı (Extinction Rebellion),İsyan Günü adını verdikleri eylemleri için Londra kent merkezinde toplandı. Southwark, Blackfairs, Waterloo, Westminster ve Lambeth köprüleri işgal edilip trafiğe kapatıldı. Yokoluş İsyanı, hükümet harekete geçene dek sivil itaatsizlik eylemlerini sürdüreceklerini belirtiyor. Organizatörler gösterilerine 6 bin kişinin katıldığını bildirdi. Grup, 22 kişinin polis tarafından gözaltına alındığı bilgisini verdi. Londra Metropolitan Polis Teşkilatı, eylemcilerin köprüleri kapatması sonucu trafikte büyük aksaklıkların yaşandığını duyurdu.
KÜRESEL TEHDİT: İKLİM
Washington merkezli Pew Araştırma Merkezi’nin 26 ülkede yaptığı bir ankette en büyük tehdit olarak iklim değişikliği olduğu açıklandı. Mayıs ile ağustos ayları arasında yapılan ve 27 bin 612 kişinin katıldığı ankette iklim değişikliği endişelerinin 2013 yılında yapılan bir önceki ankete göre çok keskin bir artış gösterdiği hatta ABD, Meksika, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde çift haneli rakamlara ulaştığı görüldü. Son yıllarda DAVOS zirvelerinde dikkat çekici biçimde iklim değişimi küresel tehdit olarak gösteriliyor. Davos’ta iklim değişimine yapılan vurgu sermaye yatırımlarında ham madde kaynağı olarak görülen doğal alanların hızla daralması gösterilirken, dünya halkları ise iklim değişimini yaşamsal bir tehdit olarak görüyor. Yapılan iklim zirvelerinde ele alınan konular ve ortaya konan çözümlerin ise sadece bir oyalamadan ibaret olduğu değerlendiriliyor.
PİRHA-Dünya Sağlık örgütü ve üniversiteler de dahil 26 kurumdan araştırmacılara göre hastalık hariç iklimle bağlantılı ekonomik kayıplar 2016’da 129 milyar doları buldu.
Dünya Sağlık örgütü ve üniversiteler de dahil 26 kurumdan araştırmacılar, iklim değişikliğinin insan sağlığı üzerindeki etkilerini inceledi.
Lancet tıp dergisinde yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, iklimde meydana gelen değişimler, milyonlarca insanın sağlığını etkileyen bir kamu sağlık krizine neden oluyor.
Araştırmada, sıcak hava dalgaları, uzun süreli alerjiler ve hava kirliliği gibi etkenlerin sağlık sorunlarını tetiklediğine dikkat çekildi.
HAVAYLA BAĞLANTILI FELAKETLERDE YÜZDE 46 ARTIŞ
2000 ve 2016 yılları arasında, havayla bağlantılı felaketlerde yüzde 46 artış kaydedildi. Kalp krizinden böbrek yetersizliğine kadar pek çok sağlık sorunu riski yaşayan 65 yaş üstü 125 milyon yetişkinin aşırı sıcaklara maruz kaldığı kaydedildi.
Öte yandan, artan sıcaklıkların birey, aile ve toplumların geçimini etkilediği ve tarım alanında işgücü verimliliğini yüzde 5.3 düşürdüğü kaydedildi.
EKONOMİK KAYIP 129 MİLYAR DOLAR
Hastalık hariç iklimle bağlantılı ekonomik kayıpların 2016’da 129 milyar doları bulduğu belirtildi. Bulaşıcı hastalıkların da yaygınlaştığı belirtilen araştırmada, Deng humması adlı hastalıktaki artışın 1950’den bu yana iki katına çıktığı kaydedildi. Yılda 100 milyon kişinin bu hastalığa yakalandığı bildirildi.
Araştırmada, “İklim değişikliğinin insan üzerindeki belirtileri kesin ve büyük olasılıkla da geri döndürülemez” ifadeleri yer aldı.
ASYA VE AFRİKADA AÇLIK ÇEKEN İNSAN SAYISI 422 MİLYON
Asya ve Afrika’daki 30 ülkede açlık çeken insanların sayısı da 1990’dan bu yana, 398 milyondan 422 milyona çıktı.
Araştırmaya göre, iklim değişikliğinin tarımda da etkisi olduğu kaydediliyor. Sıcaklıktaki 1 derecelik artış, küresel buğday üretiminde yüzde 6, pirinç üretiminde ise yüzde 10 düşüşe yol açıyor.
Yüzde 1’lik sıcaklık artışı pirinç üretiminde yüzde 10 düşüşe yol açıyor
800 BİN ÖLÜM KÖMÜRDEN KAYNAKLI
Ayrıca yılda hava kirliliğiyle bağlantılı milyonlarca ölümün en az 800 bininin kömür kullanımıyla ilişkili olduğu ifade edildi.
6 Kasım-17 Kasım tarihleri arasında Almanya’nın Bonn kentinde düzenlenecek İklim Konferansı’na 200 ülkeden temsilciler katılacak ve Paris İklim Konferansı’nda alınan kararların nasıl uygulanacağı üzerinde çalışacak.