PİRHA – Uzun yıllar Alevi kurumlarında hizmet veren Hüseyin Alca, devletin Alevileri bölmek amacıyla Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nı kurduğunu öne sürerek, Alevilerin bu kurumu tanımadığını söyledi. Alca, Alevi toplumuna birlik ve örgütlü mücadele çağrısı yaparken, devletten maaş alan dedelerin ise “memur” haline getirildiğini ifade etti.
Yaklaşık 50 yıl önce Dersim’den İzmir’in Aliağa ilçesine bağlı Helvacı Mahallesi’ne göç eden Hüseyin Alca, göçün temel nedenleri arasında ekonomik sıkıntılar, bölgede yaşanan baskılar ve çocuklarının eğitim ihtiyacının bulunduğunu söyledi.
Baba Mansur Ocağı’ndan gelen Alca, uzun yıllar İzmir’deki Alevi kurumlarında yöneticilik yaptığını ancak bugün ocak hizmeti yürütmediğini belirtti. Köyde tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlamaya çalıştığını ifade eden Alca, geçim koşullarının zorlaşması nedeniyle göç etmek zorunda kaldıklarını anlattı.
“KÖYDE OCAK SİSTEMİ VARDI, ÇOK DEĞERLİYDİ”
Çocukluk yıllarında köylerde yürütülen inanç hizmetlerini yakından görme fırsatı bulduğunu belirten Alca, ocak sisteminin Alevi toplumunun temel kurumlarından biri olduğunu söyledi.
Her ocağın kendi talipleri bulunduğunu ifade eden Alca, geçmişte pirlerin, mürşitlerin ve rayberlerin yılın belirli dönemlerinde taliplerini ziyaret ederek sorunlarını dinlediğini, yol ve erkân konusunda rehberlik yaptığını anlattı.
Alca, o dönemde yaşanan ilişkiyi şu sözlerle anlattı:
“Talipler gelen Pir, Mürşit veya Rayber’lere ‘yarım elma gönül alma’ diyerek hakkullah verir, Pir de ‘Allah eyvallah’ derdi. Karşılıklı rızalık oluşurdu. İnsanlar itikatlıydı. Pir’in evine gelip Hızır duası vermesi onları mutlu ederdi.”
Kentlere göçle birlikte ocak sistemi, musahiplik, ikrar ve pir-talip ilişkilerinin büyük ölçüde köylerde kaldığını ifade eden Alca, metropollerde bu bağların zayıfladığını söyledi.
“KENTE GÖÇ EDİNCE CENAZE ERKANLARINI YÜRÜTMEKTE ZORLANDIK”
Göç ettikleri ilk yıllarda cenaze ve nikâh gibi inançsal hizmetleri yerine getirirken ciddi sorunlar yaşadıklarını belirten Alca, bazı imamların kendilerine olumsuz yaklaştığını söyledi.
Alca, “Bize ‘Siz camiye gelmiyorsunuz, işiniz düşünce bize geliyorsunuz’ diyorlardı. Bu nedenle kendi inanç hizmetlerimizi yerine getirebileceğimiz bir mekâna ihtiyaç duyduk” dedi.
Bu ihtiyaç sonucunda Helvacı Cemevi’nin yapımını tamamladıklarını belirten Alca, cenaze erkânlarını ve diğer inançsal ritüelleri burada yürütmeye başladıklarını ifade etti.
Kent yaşamında ocak sistemini sürdürmenin zorlaştığını dile getiren Alca, özellikle gençlerin Aleviliğe ilgisinin azalmasının inançsal ritüellerin devamlılığını zorlaştırdığını söyledi.
“CEMEVLERİMİZ YASAL STATÜYE KAVUŞSUN”
Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nı tanımadıklarını belirten Alca, şöyle konuştu:
“Çünkü devlet bizi astı, kesti, yaktı; bitiremedi. Şimdi de kendilerine göre bir kurum oluşturarak Alevileri bölüp parçalamaya çalışıyorlar. Biz bu kurumu tanımıyoruz.”
Alevilerin yıllardır eşit yurttaşlık talep ettiğini hatırlatan Alca, “Bu ülkede askerlik yapıyoruz, vergimizi ödüyoruz, yurttaşlık görevlerimizi yerine getiriyoruz. İnanç alanında da eşitlik istiyoruz. Cemevlerimizin yasal statüye kavuşmasını talep ediyoruz” dedi.
“HERKES KENDİ İNANCINI KENDİSİ TANIMLASIN”
Alevi toplumuna birlik ve beraberlik çağrısında bulunan Alca, örgütlü bir şekilde cemevlerine sahip çıkılması gerektiğini söyledi.
“Biz birlik ve beraberlik içinde olmadığımız sürece sistem bizi bölüp parçalayarak yönetmeye devam eder” diyen Alca, bazı dedelerin devletten maaş almasını da eleştirdi.
Alevilikte maaş anlayışının bulunmadığını belirten Alca, talibin verdiği hakkullah lokmasının önemli olduğunu vurgulayarak, “Devletten maaş alanlar artık dedelik değil memurluk yapıyor” ifadelerini kullandı.
Alca, sözlerini eşit yurttaşlık talebini yineleyerek tamamladı:
“Herkes kendi inancını kendisi yürütsün, kendisi tanımlasın. Başkalarının tanımıyla bir inanç sahibi değiliz ve bunu kabul etmiyoruz. Biz kendi ayaklarımız üzerinde durmaya çalışıyoruz. Bize dokunmasınlar, bizi kırmasınlar, yakmasınlar. İnancımızı yaşatırız. Biz adaleti ve eşitliği savunuyoruz. Bu konuda kimseye minnet edecek durumda değiliz.”
PİRHA – Uzun kış gecelerinde yaşlıların, pirlerin olduğu mecliste sabahlara kadar Yol, erkan ve Aleviliğin anlatıldığını aktaran Baba Mansur Ocağı Piri Ali Tekin, Yol’a girmeyi ‘ikrar vermeden, ikrar kapısından içeri giremezsin’ cümlesiyle ifade etti.
Baba Mansur Ocağı Piri Ali Tekin, Alevi inancına ve günümüz dünyasındaki yerine dair ajansımıza konuştu.
Köyde, uzun kış gecelerinde yaşlıların, dedelerin, pirlerin olduğu meclislerde sabahlara kadar Aleviliğin anlatıldığını belirten Tekin, “İlkokula başlayana kadar birçok kitap okuyup bitirmiştim. O meclislerde aldığım mayayla bu kurumlar içerisine girdik” diye konuştu.
“MUSAHİPLİK TUTMADAN PİR’LİK MAKAMINA OTURULMAZ”
Pir Tekin, musahiplik tutmadan Pir’lik makamına oturmadığını vurgulayarak, “Çünkü öyle görmüştük, öyle mayalanmıştık. Bu Yol’un uluları, pirleri, bizi o tür öğütlerle, nasihatlarla olgunlaştırdılar. İkrar vermeden, ikrar kapısından içeri giremezsin. ‘Gelme gelme, dönme dönme’ diyoruz. Dört kapı selamı verip pir divanına geliyorsun. Şeriat abdesti suyla alınır, tarikat abdesti Pir nefesinden alınır” dedi.
Şimdilerde çok az sayıda Pir’in musahibi olduğunun kaydeden Pir Tekin, ikrara bağlılığı işaret ederek, Pir’in ikrar kapısından geçmesi gerektiğini vurguladı.
Ali Tekin, Alevilerin binlerce yıllık türbe geleneği olduğunu vurgu yaparak, “Yol’dan uzaklaşma hızlı bir şekilde devam ediyor. Türbe ziyaretleri Alevilerin binlerce yıllık geleneğidir. Bunların hepsi piknik alanına, ticari alanlara dönüştü” diye konuştu. Tekin, bu durumun çok incitici olduğunu belirtti.
“PİR’E TALİP OLMADIKÇA YOL’U BULAMAZSINIZ”
Günümüz koşullarında musahiplik kurumunu devam ettirmenin zor olduğunu kaydeden Tekin, inançta, itikatta bağlılığın ve sadakatin zayıfladığına dikkat çekti. Tekin, şunları söyledi:
“Ama ikrarsız da olmuyor. İlle de Yol’a gireceksin. İlle de bir mürşidi kamilin eteğinde doğacaksın, onun nasihatinden pay alıp olgunlaşacaksın. Siz bir Pir’e talip olmadıkça Yol’unuzu bulamazsınız.”
Uluların “Yarın Hakk’ın divanında senin senle değil, seni senin ikrarından sorarlar” sözünü hatırlatan Pir Ali Tekin, bu sözün bugüne uyarlandığında dayanışmanın, oto kontrolün ön plana çıktığının altını çizdi.
Pir Tekin, son olarak, inancın sürdürülmesi için Ehli Pir’lere ihtiyaç olduğunun altını çizdi.
PİRHA – Isparta Gönen’de bulunan Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün, Aleviliğin ikrar yoluyla başladığını söyleyerek, “elimize, belimize, dilimize sahip olmak için verilen sözdür” dedi.
Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün, PİRHA’ya Alevilikle ilgili açıklamada bulundu.
“ALEVİLİK BAŞTA SUNNİ İNANÇ OLMAK ÜZERE DİĞER İNANÇLARLA KARIŞTIRILAMAZ”
Dede Mustafa Özgün,” Hakk-Muhammed-Ali, Hünkâr Hacı Bektaşi Veli, Ehlibeyt, 12 İmamların yolu süre gelmiştir. Bu yoldan ayrılıp da Aleviliği benimsemiyorsa Aleviyim demesin. Alevi inancını Sünni inancına başka inançlara karıştırıp da Arap çorbası gibi yapmayalım, herkes inancına sahip çıksın. Biz de inancımızı dolu, dolu yaşayalım” dedi.
İkrar vermemin söz vermek olduğunu belirten Dede Mustafa Özgün, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:
“İkrar verildiğinde elimize, belimize, dilimize sadık olmak için söz veriyoruz. Kendimize yapılmasını istemediğimiz hiçbir unsuru başkalarına yapmamak için söz veriyoruz. Hayat boyu hakkımız neyse herkesin hakkına da kendi hakkımız gibi görmek için söz veriyoruz. Bizim inancımızda şart budur, bunlardır. Bunlara ömür boyu uyulursa ömür boyu oruçtur ve orucun gerçek anlamı da her türlü kötülükten arınıp saf ve yararlı insan olmaktır.”
PİRHA – İsmail Acar Dede, “4 Kapı 40 Makam” öğretisi hakkında bilgi verdi. Müsahip olup ikrar vermenin önemine vurgu yapan İsmail Acar, “Kişi önce çiğ kalmamak adına içindeki kini, hırsı, kötülüğü bedeninden atmalıdır. Ancak insan-i kamil olunduğunda 4 Kapı 40 Makam’dan geçilmiş olunur. Bu da kırk yıl süren bir evredir” dedi.
İnsan-ı Kamil olmanın önceliği olarak gösterilen 4 Kapı 40 Makam öğretisi Alevi inancında nasıl tanımlanır? Dede İsmail Acar ile konuştuk.
Arzuman Ocağı evlatlarından İsmail Acar Dede, 4 Kapı 40 Makam geleneğinin, bir anlamda “Sırrı hakikate” ulaşmanın karşılığı olduğunu ifade etti. İsmail Acar Dede, ancak Yol’un bütün gerekleri yerine getirildiği zaman bu evreye ulaşılabileceğinin altını çizerek, 4 kapı 40 Makam öğretisinin nasıl başladığını şu sözlerle anlattı:
“Kişi önce kalıptır, kalıptan dışarı çıktığında talip olur. Talipten ise dışarı çıktığında artık bazı şeyleri merak etme, öğrenme, araştırma, arzuda bulunma talepleri ortaya çıkar. Daha sonra çevresinden duyduğu Aleviliği merak eder. İşte o zaman ‘Bir rehbere, bir pire yetesin, bir mürşide varasın. Kapıdan içeri girebilecek misin?’ diye de sorarlar.
Daha sonra bu araştırma sonucu kişi, galiplikten çıkar talipliğe erer ama talip olamaz. Talip olacağı zaman evlenir. Soyun yürüyebilmesi için evlilik şarttır. İki başı bire getirmek gerekir. Yani müsahipliğin yarısıdır. Evlenirler ve sonra bir mürebbiyeye yeterler. ‘Mürebbi’ Anadolu’da farklı farklı isimler alır. Kimi ‘rehber’ kimi, ‘Yol Ulusu’ diye gösterir ama mürebbi rehber olarak görev yapar.
Mürebbi bu iki kişiyi alır ve pire götürür. Dedenin huzuruna çıkan iki kişiye sorulur; ‘Neden geldiniz, ne gördünüz, ne işittiniz, ne bildiniz?’
O anda rehber der ki ‘Prim, bu talip adayları Yol’a talip olmak istiyorlar’. Dede o anda ‘Kişi, pire yetmeli ki rehberi de mürşit görsün. Kişi mürşit eteğinden tutsun ki 4 Kapı’dan 40 Makam’dan içeri girsin’…”
“ÖNCELİKLE MÜSAHİP OLUNUP, İKRAR VERİLMELİ!”
İsmail Acar Dede, 4 Kapı’dan 40 Makam’dan içeriye girmenin müsahip tutmak ve ikrar getirmekle başladığının altını çizerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Aynı zamanda Hakk’a bağlanmak, rehbere yetmek, piri bulmak, mürşide yetmek demek… ‘Eğer bunları yerine getirebilirseniz biz, size bir nişane gösteririz’ der. O anda rehber ‘Prim bunun manası nedir?’ diye sorar. ‘İki kişi daha olacak, bulsunlar’ der.
İki can, iki bacı, dede huzuruna çıkarlar. Dede, Alevilerin bir kısmının yerine getirmiş olduğu tercüman elmasını dörde böler, dualar ve rehberin huzurunda o 4 cana verir ve ‘Hadi bu lokmaları yiyin. Sizi bir yıl gözetçi tuttum’ der. ‘Danışın, kaynaşın, alışveriş yapın. 1 yıl sonra’ ‘Dedem biz bir bütünüz. Dördümüz birdir, birimiz de dörttür. Gönlümüzü bire getirdik. Müsahip gömleğine girmek, 4 Kapı’dan 40 Makam’dan yürümek dileriz’ dediklerinde dede der ki ‘Gözcü tayin kıldım. Sizi bir yıl kontrol edecek’. Ve onları huzurundan gönderir. Bir yıl sonra kararlaşan kişiler dede huzuruna çıkarlar ve derler ki ‘prim biz hazırız’. O zaman dede, ‘Varın gidin sizi tanıyan bütün insanlara haber verin, kurbanınızı, cemevinizi ayarlayın, sizi Hakk meydanında, pir huzurunda, şahitlerin muhabbetinde müsahip gömleğine alacağız’ der.
İşte şimdi 4 Kapı 40 Makam’a geliyoruz.”
“MARİFET; MUSAHİP VE PİRİ İLE BERABER YOL’U GÖTÜRMEK DEMEKTİR.”
İsmail Acar Dede, 4 Kapı; Yani ‘Şeriat, Tarikat, Marifet ve Sırrı Hakikat Kapılarının da anlamlarına dikkat çekti. Söz konusu öğretinin bir tür “Okul” olduğunu ifade eden İsmail Acar Dede, bu süreçten sonra Yol’un nasıl sürdürülmesi gerektiğini ise şu sözlerle anlattı:
“Şeriat, annedir. Tarikat, babadır. Marifet, ilmi-i hikmettir. Sırrı Hakikat ise yaşadığımız olaydır. İmam Cafer buyruğuna göre anadan doğup Hakk’a göçeceğimiz güne kadarki olanlar büyük bir sınavdır.
Şeriat 2 kısma ayrılır. Birisi ‘Şeri at’, diğeri ‘Şeriat’.
‘Şeriat’, toplumda çok gerçeği bilmeyen, övünen kişilerin toplumudur. Ama ‘Şeri at’ isterse kişi, önce bedendeki çiğ sütü pişirmesi gerekir. Kini, kibiri, nefreti, benliği, hırsı, kötülenmeyi bedeninden kaldırıp atsın. Şeri at, ‘Şartım’ demektir. Tarikat ise ‘Terkim’ demektir. Yani ‘Topluma girmek’ anlamındadır. Topluma girmezsen tek başına nasıl talip olacaksın? Seni birilerinin tanıması gerekir.
Alevilerde yazılı hukuk tarihi geçmez iken Hakk ve Hakk mahkemesi vardır. Hala devam eder. Hakk ve Hakk mahkemesini ilşa edebilmek için kişinin talip olması, 4 Kapı 40 Makam’dan içeri girmesi gerekir.
Marifet, musahibi, piri ile beraber Yol’u götürmek demektir. ‘İlmi-i Hikmet’ demektir.
‘Sırrı Hakikat’ ise tıpkı üniversitede master evresinin bitmesi gibi şimdi sırrı hakikatte hem mürşitler hem pirler hem ana-bacılar hem Yol uluları senden her şeyi ister.
Çağrılırlar ‘Ne gördünüz, ne duydunuz, ne yaşadınız?’ diye sual ettiklerinde onlar, bildikleri kadarıyla ‘Pirim, biz Hakk huzuruna rehberimiz ile şeriat kapısından içeri girdiğimizde şartımızı Hakk’a bağlanmayı, Hakk ile Hakk olmayı, Hakk’ı vahdeti vücutta aramayı; Vaktinde Hakk’a bağlanmayı dilimizle söyledik, kulağımızla dinledik, sırrı hakikati bildik ve kalbimizle tasdik ettik.
Tarikatta ise ikimiz birdik, dördümüz sır olduk, marifete erdik’… İlimli, bilimli, alçak gönüllü olmak ve doğruluktan ayrılmamak, nefsi müdafaaya hiçbir zaman yenik düşmemek… Alevilik’teki nefis, dünyayı bir insanın nefsinden koruyabilme olgusudur. Verani Sultan bununla alakalı diyor ki ‘Ey Ademoğlu, nefsine yenik düşersen Adem içinde kalırsın hayvan, ey Ademoğlu nefsine yenik düşmez isen gene Adem içinde kalırsın insan.’ Onun için 4 Kapı 40 Makam 40 yıl sürer. Kişi 4 Kapı’yı 40 Makam’ı hemen hemen öğrenir hale gelip, pirin yanına durduğunda şimdi insan-i kamildir. O zaman eline, diline, beline; işine, aşına, eşine; özüne, sözüne, gözüne sahip olmayı bilendir. Arkasından ‘Arş-ı rahman’ dediğimiz ilk beş ana unsurun birisi aklı, birisi sabrı, birisi şükrü, birisi marifeti ve birisi de hırsı temsil eder. Kişi eğer hırslanır da şükrünü, sabrını, marifetini bilmez ise akıl baştan gider ve yenik düşer. O zaman nefsin hırsı sana her şey yaptırır. Ama kişi marifetinden haberdar olur, sabrını kontrol eder ve hırsına yenik düşmez ise akıl başta durur. İşte şimdi ademdir.”
“İŞTE ŞİMDİ YOL BAŞLADI”
Sonrasında ‘dost gezerken dostların gönlünü incitme’ kuralını 4 Kapı 40 Makam öğretisinden öğrenmiştir. Gördüğünü örtmeli, görmediğini söylememeli, yalancı şahitlikte bulunmamalı, nifak tohumları ekmemeli, bir başkası için kötü düşünmemeli. Onun için hoşgörüden hiçbir zaman ayrılmayacak, ailesini bilecek, cehaleti yenmek için ilime yönelecek.
Pirler ‘Şeriat ‘Dil’dir, Tarikat ‘Yüz’dür, Marifet ‘Kulak’tır, Sırrı Hakikat ise ‘Gök ata, yer toprak anadır’ diye buyurdular.
Şeriat ‘Su’dur.
Su vardır abdeste yaraya, abdest vardır insana yaraya.
Peki insan, insan olmadıktan sonra abdest neye yaraya?
Bakalım kişi özünü yıkayabildi mi ki yüzünü yıkayabilsin.
Dilinden haberi var mı ki gözünü yıkayabilsin!
Onun içindir ki Tarikat’ta toplum olarak kalabilmek için kişi önce öz benliğini koruyabilmesi gerekir. Şeriatı suya benzetmişlerdir. Tarikatı ise gemiye… Marifeti rüzgara benzetmişlerdir. Sırrı hakikati ise nefise…
Şeriat bir ocaktır. Seni dervişler, pirler yetiştirirler ve marifetini görmek isterler. Derler ki ‘Hadi bakalım şu ocağı yak’. Ocağı yaktın, peki kazanı üzerine nasıl koyacaksın? Kazanı ocağa koyabilmek için peşine lokması gerekir. Lokmayı yiyebilen kişilerin seni tanıyabilmeleri gerekir. Sonrasında ise sofrayı sereceksin. Bir kişinin sofra serebilmesi için cömert olup, paylaşmasını bilmesi gerekir.
Pişirdi ve şimdi ise dağıtacak. 4 Kapı’yı Kırk Makam’ı işlemiş bir talip var bir de işlemeden kendisine ‘Aleviyim’ diyen kişi var. Kul himmet bu muhabbetle alakalı güzel bir söz söylüyor:
‘Talip yola rızasız gidersin, rehberin yüzünü gördün mü talip?
Şu dünyanın malını mülkünü neylersin, bir pire ikrar verdin mi talip?
Elimi elime, elimi mürşide götürür
Sorar, ağzım yaraları bitirir
Ben dolup bir kapıda durdun mu talip?’
İşte şimdi şeriat kapısından içeri girecekler
4 Kapı’dan içeri girerler
Gönülleri birleyip dara dururlar
Mahşer sorgusunu burada sorarlar
Bu divanda sorgunu verdin mi talip?
Kul Himmetim güruhu naciler
Şah aşkına su dağıtır bacılar
Tecellaya dolaşır musahip canlar
Ehli irfan cemini gördün mü talip?’
Şimdi 4 kapıyı kırk makamı duydular, müsahip oldular, ikrar getirdiler, gömleğe girdiler, ölmeden önce ölme sırrından geçtiler. Pir, pençesini omuzlarına vurdu ve şimdi Aleviler. İşte şimdi Yol başladı. Artık bundan sonra 4 Kapı’nın 40 Makam’ın gerektirdiği bütün kural ve kaideleri; yani 70 bin kelamı dedeler; 20 bin kelamı talipler yerine getirmek üzere şimdi okul başladı.”
“VAKIFLARDA YAPILAN CEMLER TAM BİR GÖRSELLİK”
İsmail Acar Dede, 4 Kapı 40 Makam öğretisinin günümüzde ise yaşanamadığına vurgu yaparak sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Alevilik denildiği zaman ben her zaman şunu söylüyorum; Aleviliğin 2 kapısı vardır. Birisi ‘Pir kapısı’ diğeri ise ‘Talip kapısı’. Herkes Aleviliği okuyabilir, araştırabilir, yazabilir. Pir ile talip yan yana gelmediği sürece Alevilik yüzeyselleşiyor. Hep şunu söylüyorum; ‘Talipler, biz elimize lokmayı alıp her cemevine geldiğimizde, lokmaları beraber yediğimiz sürece siz sadece Aleviliğin dışsal kısmını göreceksiniz’.
Yol’u, erkanı, musahip, görgü, düşkün cemini görmeyip, evlenen çiftlerin yaşları geçmeden ikrara tabi tutulduklarını, dede huzuruna çıktıklarını görmeyip, vakıflardaki ceme gelip dedeleri, deyişleri dinleyip 12 hizmeti görüp ve çıkıp gideceğiz. Bu tam bir görsellik. Şimdi hep böyle devam ediyor. Ama Yol, erkan yürüten ocakzadelerde bu durum farklı.”
PİRHA-Alevi oldukları halde Aleviliğin ne olduğunu (özünü ) bilmeyen ve uzun yıllar arayış içerisinde olan Zehra ve Murat Çoğal çifti arayış yolculuklarını PİRHA’ya anlattı. Çoğal çifti, “Oğlumuzda bağlama aşkı vardı, ona bir kurs yeri araştırırken Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’ni bulduk. Çocuğumuzun bağlama aşkı ve burayla olan iletişimimiz sonucunda gördük ki Alevilik ve Alevi kültürü inanılmaz güzelliklere sahip. Yani bu anlatılmaz, sadece yaşanır” dedi.
Alevi inancına yönelik süren asimilasyon politikaları ve yasaklamalar Alevi toplumunun inancını öğrenmesini, yaşanmasını engelliyor. Bunun sonucu olarak da özellikle şehirlerde yaşayan Aleviler, inancından uzaklaşıyor.
Alevi oldukları halde Aleviliğin ne olduğunu bilmeyen ve uzun yıllar arayış içerisinde olan Çoğal ailesi de bu ailelerden sadece biri.
Çoğal ailesi çocuklarının bağlamaya olan ilgisi sonucunda saz kursuna yazdırmak için yer ararken, tesadüfen Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneğine yolu düşer.
Zehra ve Murat Çoğal çifti, yaşadıkları süreci PİRHA mikrofonuna anlattı.
“BİZ SÖZ VERDİK YOLA GİRDİK”
Zehra Çoğal, arayış içerisinde olduğunu, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği ile iletişim kurduktan sonra özüne kavuştuğunu belirterek, “35 yaşındayken bir yol arayış içerisindeydim bir şeyler arıyor ama bulmaya çalışıyordum. En sonunda Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı, rehberim Gülçin Akça sayesinde yola girdim ve her perşembe gerçekleştirilen cemlerine katıldım. 1 yıl boyunca neler yaptıklarını takip ettim. Yaklaşık yedi yıldır da Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneğinde ikrarlı canlar olarak eşitimle birlikte yolumuzu sürdürmeye devam ediyoruz. Bugün de çok heyecanlıyız, çünkü pandemi dolayısıyla görgüden geçemiyorduk. Biz söz verdik yola girdik ve bir yıl boyunca zaten görgüden geçiyoruz” dedi.
“BİR ŞEY BİLMİYORDUM Kİ ÇOCUĞUMA NE ÖĞRETEBİLİRİM”
Büyükşehirlerde cem hiç görmediğini ve Aleviliği bilmediğini aktaran Zehra Çoğal, “Sekiz yaşında bir oğlum vardı ve ben ona Alevilik konusunda ne anlatacağımı da bilmiyordum. Ben bir şey bilmiyordum ki çocuğuma ne öğretebilirim. Biz aslında çocuğum sayesinde yolun ne olduğunu öğrendik. Çünkü oğlumda bir bağlama aşkı vardı. Ona bir kurs yeri araştırırken Abdal Musa Kültür Tanıtma Derneğini bulduk ve çocuğumuzu bağlama kurslarına getirip götürürken gördük ki gerçekten kültürümüz inanılmaz güzelliklere sahip. Yani bu anlatılmaz yaşanır” diye konuştu.
“CEMEVİNDE BİR PAYLAŞIM VARDI VE BİZİ ETKİLEDİ”
Cemevine gelip gittikçe, cemevindeki dayanışmayı ve birlikteliği gördüğünü ifade eden Zehra Çoğal, “Niçin gelip gidiyorlardı? Orada ne paylaşıyorlardı? Ne konuşuyorlardı? Bizdeki bu merak sonrasında onların içine girerek, güzelliğini gördük, onların birlikteliği, beraberlikleri ve her şeyi hep beraber yapmaları bizim çok hoşumuza gidiyordu. Orada bir paylaşım vardı. Bizim en çok dikkatimizi çeken ise birlikte paylaşımlarıydı” diye belirtti.
“BÜYÜKŞEHİRLERDE DOĞUP BÜYÜDÜĞÜM İÇİN ALEVİ KÜLTÜRÜ İLE İLGİLİ BİLGİM YOKTU”
Murat Çoğal da, Çorumlu Alevi bir ailenin çocuğu olduğunu, ancak büyükşehirlerde doğup büyüdüğü için Alevi kültürü ile ilgili bilgisinin olmadığını söyleyerek, “Ama Alevi olduğumuzu klasik anlamda kulaktan dolma bildiğimiz sadece Aleviyiz, Ali, Hacı Bektaş Veli, Abdal Musa gibi belli isimler adı altında bir yaşam tarzımız vardı. Nihayetiyle aileden gelen Alevilik kültürünün özü olan doğruluk, dürüstlük, insanlık, hak hakikat vardı ama anlam ve derinliğini bilmeden yaşıyorduk. Ben 38 yaşlarındaydım ve çocuğumuz sayesinde kendime ait hissettiğim bir şeyi aramak ve anlamak ihtiyacı hissettim. Çünkü hiçbir şey bilmiyormuşum” ifadelerini kullandı.
“Tabi biz bunu yapabilmek, bilinçlenmek için de önce kitaplar okumaya, cemevinde bulunan arkadaşlarla sohbet etmeye başladık. Bir zaman sonra ise bizi her perşembe yapılan cemlere almaya başladılar. Cem içerisindeki muhabbetlerde bilginin derinliğine sahip olmamız gereken eksiklikler olduğunu görerek ve bilerek kendimizi geliştirmeye çalıştık.
Aslında buradaki temel öge yapılan cemlerimizde bir muhabbet ortamının olması ve özellikle gençlere ve bizim gibi arayış içerisinde olan insanlara şu şöyleydi, bu böyleydi şeklinde anlatmak yerine pratik anlamda tartışarak, bilgileri paylaşım içerisine girerdik. Bizim bu aşka, bu yola başlamamızdaki en önemli olgu; yürütülen cem erkanlarında, muhabbet meydanı açıldıktan sonra hem felsefeyle ilgili, hem sosyal, siyasal yaşamla ilgili hem de insanların hayat içerisindeki problemleri üzerine yapılan tartışmalar, paylaşımlar bizi etkiledi.”
“HER CANIN BU YOLA İKRAR VERMESİ LAZIM”
Semahta aşk ile döndüklerini dile getiren Murat Çoğal, “Evrenle bütün olmak, Hakk’la Hakk olma düşüncesiyle baktığın zaman adeta bir aşk bir şevk oluyoruz” dedi.
Murat Çoğal son olarak, “Geçmişte Alevi olduğumuzu yaşadığımız dönemin şartlarına göre bazen ifade edebildik, bazen saklamak zorunda kaldık ama bir insanın söylemleri ile yaşamı kesinlikle birbirleriyle örtüşmesi lazım. Eğer biz kendimize Alevi diyorsak Aleviliğin ne olduğunu öğrenmemiz ve Alevice yaşamamız lazım. Nihayetinde her Alevi kamillikten, Rıza Şehri’nden bahseder ama bunları anlayabilmek, yaşayabilmek ve yaşatabilmek için insani değerlere, evrene, doğaya, saygı duyan, değer veren her canın bu yola ikrar vermesi lazım” ifadelerine yer verdi.
PİRHA-Altı Alevi çatı örgütünün, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ile Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) arasındaki sorunların giderilmesi için yaptığı çağrıya DAD’tan olumlu yanıt geldi. Konuya ilişkin yazılı bir açıklama yapan DAD yönetimi “Yol cümleden uludur. Yol adına gayret eden canların birlik çağrısı bizim de çağrımız ve kabulümüzdür” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), kırgınlıkların giderilmesi için altı Alevi örgütünün çağrısına olumlu yanıt verdi. Konuya ilişkin yazılı yapılan açıklamada “Yol İkrar ve Rıza Üzeredir. Yol İkrarlı Birliktir!” vurgusu yapıldı.
“İKRARLAŞMAYI YOL ADINA SORUMLULUK KABUL EDİYORUZ”
“Hasret Gültekin canımızın aziz hatırasına, Sivas şehitleri ailelerine, toplumumuza, demokratik kamuoyuna karşı darda olduğumuzu belirtiriz” şeklindeki açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Yaşadığımız demi devran çoklu kazanımların ve kayıpların yoğun yaşandığı bir dönemdir. Dolayısıyla bu zor dönem Aleviler için de geçerlidir. Dünya ve Türkiye’de yaşananlara baktığımızda Alevî toplumunun bütün sürekleri ile plânlı bir asimilasyona, baskıya tabi tutulduğu bilinmektedir.
Alevi süreklerinin tümüne, Hakk ve Hakikat mücadelesi veren tüm kesimlere yönelik baskılar en üst düzeyde yaşanıyor. Kutsallarımız olan dergâhlarımız, ziyaretlerimiz, mekanlarımız, elimizden rızasız bir şekilde ya alınmıştır ya da destursuz bir şekilde kontrol ve denetim altına alınmış bir durumdadır. Toplumumuza ve değerlerimize yönelik baskılar, nefret suçları en üst düzeyde işlenmektedir; bu suçları işleyenlere ise cezasızlık uygulanmaktadır.
Bütün bu yaşananlar Alevilik adına söz söyleyen ve gayret edenlere tarihi sorumluluklar yüklemiştir. Demokratik Alevi Dernekleri olarak bu tarihi sorumluluğun bilincinde olarak gayret ediyoruz.
Yaşadığımız her an biz Aleviler ve demokrasi mücadelesi verenler açısından tarihsel sorumluluklar yüklemektedir. Hakk Yol Alevi toplumu ve hakikati için gayret ve emek harcayan her Alevi kurumu birliği esas alıp, yaşanan sorunların çözümü için birbirimizin Xızırı olmak durumundayız. Yol ikrar ve rıza üzeredir. Yol ikrarlı birliktir, Yol nehak anlayışa karşı Hakk meydanında birlik olmaktır.
Hakk Yol Alevi gerçeği, sorunların çözümü konusundaki kemaleti her demde çözüm üretmiştir. Yol taşını yol kuşuna atmadan, Hakk meydanında Dar – Didar olup hakikati dile getirmek tarihsel görevimizdir. Bu tarihsel sorumluluğun farkında olan altı Alevi çatı örgütü; Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı kurumlarınızın ‘Gün ayrı düşme günü değildir’ düsturu ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ile Demokratik Alevi Dernekleri arasında Peyik görevi görmelerini söylemeleri bizim açımızdan son derece önemli ve tarihi bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun gereği olarak birkaç defa meydan kurularak birlik çağrısında bulunmuştuk. Hakikat Yoldur. Yol cümleden uludur. Yol adına gayret eden canların birlik çağrısı bizim de çağrımız ve kabulümüzdür. Hakk meydanında cemal cemale gelerek ikrarlaşmayı Yol adına, toplumumuz adına bir sorumluluk olarak kabul ediyoruz.
“DARDA OLDUĞUMUZU BİLDİRİRİZ”
Yaşanan süreçle ilgili olarak tartışma, birbirini itham etme, çözüm konusunda daralma, kurumsal iletişimde eksik kalma, çözüm üretecek müdahalelerde gecikme bilerek, bilmeyerek sorunun büyümesine ortak olmak gibi bir süreci yaşadık. Bu durumun bilincinde olarak bir araya gelip ortak akıl ile hareket ederek; inancımıza karşı, Sivas şehitlerine, özelde Hasret GÜLTEKİN canımızın aziz hatırasına, Sivas şehitleri ailelerine, toplumumuza, demokratik kamuoyuna karşı darda olduğumuzu belirtiriz.
Hakikat Yoldur, Yol cümleden uludur!
Bu demde inancımızı, birliğimizi esas alarak toplumumuza, inancımıza karşı sorumlu olduğumuz, bu sorumlulukla gayret etmemiz gerektiğinin bilincinde olarak kurumlarımızın çağrısına bağlı olduğumuzu belirtiyoruz.
Zaman el ele vererek birleşme zamanıdır. Zaman Yol’un huzurunda, topluma karşı Dar’a durma zamanıdır. Yapmamız gerekip de yapamadıklarımızı görme zamanıdır. Ele, dile, göze nazar etme zamanıdır.
PİRHA- Paris-Normandie Pir Sultan Abdal Dergahı, pandemi nedeniyle ertelenen, “Yol çaredir” şiarıyla 2.olağan kongresini gerçekleştirdi.
Paris-Normandie Pirsultan Abdal Dergahı, 2’inci olağan kongresini gerçekleştirdi. Alevi erkanına dönüşen kongrede yönetime aday olan isimler, toplum tarafından rızalık aldıktan sonra, Pir huzurunda, yolun hizmetinde olduklarını, yolun gereklerini yerine getirecekleri ve toplumun hizmetinde olacaklarını ifade ederek ikrarlaştı.
Seçilen isimler şöyle:
“Cafer Alp, Yaşar Can Deniz, Murat Yeşil, Derya Biter, Erdoğan Yılmaz, Kamuran Can, Songül Çelik, Kenan Yeşil, Yakar Keriman, Makbule Gündüz, Fatma Karayılan, Derya Tosun, Serdar Yeşil, Özkan Yeşil.”
PİRHA- Hızır ayında Diyarbakır Cemevinde Yol’a ikrar veren 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Umut Karakaş, toplumun ve dedenin şahitliğinde Yol’a ikrar vermekten mutlu olduğunu söyledi. Üç dört yıl önce araştırma yaptığını söyleyen Umut Karakaş, Alevi inancına nasıl yöneldiğini ve Yol’a nasıl girdiğini PİRHA’ya anlattı.
Alevi inancına gençlerin ilgisi giderek artıyor. Diyarbakır’da yaşayan üniversite öğrencisi 19 yaşındaki Umut Karakaş, Hızır ayında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesi/Cemevinde yapılan cemde Yol’a ikrar verdi.
“İNSANA HUZUR VE GÜVEN VERİYOR”
Sünni kökenli bir aileden gelen Umut Karakaş, toplumun ve dedenin huzurunda, şahitliğinde Yol’a ikrar vermekten mutlu olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:
“Öncelikle bir toplumun içinde olduğumuz için insanda heyecan oluyor. Sonrasında konuşulanlardan, yapılanlardan insan huzur alıyor. Anlatılanları, öğretilenleri hepsini benimsiyorsun. Her ne kadar ben böyleyim desem de o an gerçekleşen olay sayesinde her şeyi kavrayabiliyorsun. Hem toplumun önünde hem dedenin önünde artık ben böyleyim diyebiliyorsun. Bu onların şahitliğinde de gerçekleşiyor. İnsana huzur ve güven veriyor.”
YOL’A GİRMEYE NASIL KARAR VERDİ?
Üç dört yıl önce araştırma yaptığını söyleyen Umut Karakaş, Alevi inancına nasıl yöneldiğini ve Yol’a nasıl girdiğini şöyle anlattı:
“Hep derdim ki Hz. Ali’ye insanlar nasıl böyle inanabilir. Sonrasında araştırma yapmaya başladım. Geçen yıl artık ben buyum diyebildim. Çünkü bir öğretmenim bana büyük engel olmuştu. Ondan dolayı hiçbir şey yapamıyordum. Üniversiteye geçince artık ben buyum diyebildim rahatça. Çünkü daha fazla insanla etkileşime geçtim öğretmenimden kurtulduktan sonra. O öğretmenim bana dedi ki Alevi olunmaz, Alevi doğulur sadece. Dışardan olamazsın, sonradan olamazsın gibi şeyler söyledi. Böyle söyleyince benim hevesim kırıldı, üzüldüm. Yine de araştırmaya devam ettim, ne olursa olsun inanmadım bir kişinin sözüne. Üniversiteden oradaki cemevine gidip dedeyle konuşmak istedim. Maalesef korona çıktı. Diyarbakır’a döndüm. Bir süre sonra dedeyle telefonla görüştüm. Kendisiyle yüz yüze de konuştuk. Bana bir süre verdi, iyice düşün, dedi. Benim sorularım oldu, her zaman cevapladı. Üniversitelerin açılma durumu söz konusu olabilir ve ben bu şekilde gitmek istemedim. İkrarımı verip öyle uzaklaşmak istedim. Bunu dedeye aktardım. Kendisiyle görüşmem sonucunda Hızır gününe ayarladı.”
“ÖNEMLİ OLAN YOLU ANLAMAK”
Hızır ceminde Yol’a girdiğini, ikrar verdiğini aktaran Umut Karakaş, “Ne olursa olsun sahip çıkmamız gerekiyor. Sonradan geldim diye bir şey yok. Önemli olan Yol’u anlamak, Yol’u bilmek. Bunu bir sonraki nesle nasıl aktaracağımız da önemli. Yanlış bilirsek yanlış aktarırız. Çok yanlışlar doğar. O yüzden dedelerle sürekli iletişim halinde olmak gerekiyor ki en doğruyu bulabilelim. Bazen dedelere de güvenemeyebilir insanlar o zaman da kendileri araştırma yapabilirler. Çünkü tek bir dede yok. Dedelere tek tek gidip sorabilirler. Ortak görüşleri alabilirler. Ne olursa olsun bunu devam ettirmeleri gerekiyor” diye konuştu.
“GENÇLER YOLU BIRAKMASINLAR YOKSA YOL YOK OLMAYA YÜZ TUTAR”
Türkiye’de Alevilere yönelik asimilasyonu da hatırlatan Umut Karakaş, şunları kaydetti:
“Alevilere karşı yapılan politikalar belli. Ne olursa olsun hiçbir şekilde bırakmamak gerekiyor bunu. Özellikle gençlerin bırakmaması gerekiyor. Yaşı geçmiş insanların ne olursa olsun haftada bir defa da olsa cemevine gelmeleri gerekiyor, dedeyle konuşmaları gerekiyor. Yol’u öğretmeleri gerekiyor, semah hakkında bilgi alması gerekiyor. Bu Yol’dan ayrılmaması gerekiyor. Çünkü o unutursa ondan sonraki de unutur. Böyle böyle yok olmaya yüz tutarız.”
PİRHA -Kureyşan Ocağı pirlerinde Hamza Takmaz, özellikle son zamanlarda sosyal medyada Aleviliğin tartışılmasına tepki göstererek yapılanların Alevilikte verilen ikrar ile uyuşmadığını, bir dil düşünlüğünün söz konusu olduğuna dikkat çekti.
Kureyşan Ocağı pirlerinde Hamza Takmaz, son zamanlarda Alevilerin sosyal medyadaki tartışmalarını değerlendirdi.
Takmaz, “Eskiden köylerimizde, evlerimizde, yaşamın her alanında ikrarlı bir yaşam vardı. O zaman ikrarından dönene yol düşkünü derlerdi, şimdi ise Yol ikrarı bırakılmış, dil katliamı, dil düşkünlüğü yapılıyor” dedi.
“ALEVİLERDE BİR DİL DÜŞKÜNLÜĞÜ VAR”
Aleviliğin sosyal medyada bu kadar tartışılmasına tepki gösteren Takmaz, Aleviliğin kendi yolunda, kendi çemberinde eksiği, yanlışı, noksanı, kendi cemlerinde ikrar ettiğini belirterek, “Aksi taktirde medyalarda, olur olmaz yerlerde birbirlerini vururlarsa, bu Aleviliğin yola ikrarı değildir bir dil katliamıdır, dil düşkünlüğüdür. Çünkü turab etmedikleri içindir” ifadelerini kullandı.
Ocaklar Meclisi adı verilen projeye de tepki gösteren Hamza Takmaz, “Bizim beklentimiz yolun dilini kullanarak yollarına devam etmeleri ama kuruldukları günden hemen sonra bizler şuna karşıyız yaklaşımını doğru bulmuyorum” dedi. Takmaz, “Şimdi kalkıp illede benim gibi düşünün derseniz o zaman biz yobazlara, dincilere, gericilere neden sesimizi çıkarıyoruz? Niye birbirimizi eleştiriyoruz? Biran önce bu dilden kurtulmamız gerekiyor” dedi.
“YOLDA İKRARI ORTADAN KALDIRDIK”
Özellikle Hacı Bektaş Postnişini Veliyettin Ulusoy’a, Dertli Divani’ye ve Ozan Emekçi’ye yönelik eleştirileri de doğru bulmadığını kaydeden Takmaz, “Bu yolun önderlerinden hizmet edenler kim olursa olsun hizmet etmişse onlara hakaret seviyeye düşmemeliler” dedi.
Konuşmasında sık sık Alevilikte ikrarın önemine vurgu yapan Takmaz, “Yani yola ikrar dediğimiz kavramı ortadan kaldırdık. Ağzımızdan küfür, benlik, kızgınlık bir türlü atamıyoruz. Senin dilin iyi olmuş konuşuyorsun, siyasi çarkından dönen dilinide iyi kollanıyorsun ama yola ikrara bend olmuyorsa o sözün bir şey ifade etmiyor” dedi.
“ALEVİLİĞİN TEMELİNDE EDEP VE AHLAK YATAR”
Sosyal medyada Aleviliğin bu kadar tartışılmasının Aleviliği ilerletmediğini belirten Takmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Temelde sorun Yol ikrar anlayışından yola çıkmadıkları için kaynaklanıyor. Hemen o Yol ve ikrarla olsa zaten kendi cemlerinde kendileri bir araya gelerek çözerler. Ama bunların dertleri o değildir. Bugüne kadar medyada isim tartışmam. Çünkü inancım diyor ki her şeyi cemde paylaş. İkrar cemde, düşkünkük cemde, birlik cemde paylaşılır. Ama biz bunlardan koptuk.
Günümüzde kendi dilimizi, kendi erkanımızı kendi yolumuzu geleceğe taşıyamazsak ve gelecek zamana göre de eksikleri onarmazsak biz bir adım yürüyemeyiz hiçbir gencimiz de arkamızdan gelmez. Bunlara dikkat etmeliyiz. Edep ve ahlak dedik. Aleviliğin temelinde ahlak ve edep yatar. Edep dili, ahlak dilini iyi kullanması gerekir. Eğer Yol da bunu uygun kullanırsa zaten birleştirici yanımız çok olur. Benliği bir tarafa atarak, bütünleştirici bir dil kullanmak gerekiyor.”
PİRHA- Romanyalı Laura Zenovia Vitalia Yalçın, eşi ile tanışmasıyla birlikte Aleviliği tanıyıp ikrar vermiş ve yola girmiş. Cemlerde belki de bir olarak 12 hizmetten gözcülük hizmetini de yürüten Laura, “Alevilik ile tanıştıktan sonra insanlara yürekten bir gözle bakıyorum” diyor.
Romanya’dan Bodrum’a gelip yerleşen ve Bodrum Alevi Bektaşi Derneği Cemevi Başkanı Cem Yalçın ile tanışmasıyla birlikte Alevi inancını tanıyan Laura Zenovia Vitalia Yalçın, ikrar verip Alevi olmuş. Laura Yalçın aynı zamanda cem ibadetinde 12 hizmetten biri olan gözcülük hizmeti de yürütüyor.
“İKRAR VERİP ALEVİ OLDU, CEMDE GÖZCÜLÜK YAPIYOR”
Bodrum Alevi Bektaşi İnanç Derneği’nin Kadıncık Ana Cemevi inşası için kurduğu stantta denk geldik Laura Zenovia Yalçın ile. Diğer tüm kadınlar gibi canla başla emek veriyor. Sohbet ederken kendisinin Romanya vatandaşı olduğunu söylüyor. Çorum şivesi ile konuşması ise ayrı bir güzellik olarak dikkatimizi çekiyor. Alevi canları tanıyan bir dost olarak kendisinin de katkı koymaya çalıştığını düşünürken, bir anda, “Ben ikrarımı verdim Aleviyim” demesi ile birlikte şaşırıyoruz. Eşi olan Bodrum Alevi Bektaşi Derneği Cemevi Başkanı Cem Yalçın ile Aleviliği tanımaya başlayan Laura Vitalia Yalçın daha sonra pir huzurunda ikrar verip Alevi olmuş.
İkrar vermesi ile birlikte cemevinde de hizmet yürütmeye başlayan Laura Vitalia Yalçın, cemde gözcülük de yapıyor. Cemin düzenini sağlayan Laura, cem erenlerinin isteklerini ilgili dedeye, dedelerin ise cem erenlerine iletiyor. Birçok dede-pirin cem hizmetinde kadın gözcü görmesi ise kendilerini şaşırtıyor. “Kim demiş ki kadın gözcülük yapamaz” diyen Laura Vitalia Yalçın, bu hizmeti severek yürüttüğünü belirtiyor.
“ALEVİ KÜLTÜRÜ İLE İNSANLARA YÜREKTEN BAKIYORUM”
“Alevilik ile tanıştıktan sonra insanlara artık yürekten bir gözle bakıyorum” diyen Laura Zenovia Vitalia Yalçın, Alevilerin topluma çok candan yaklaştığını ve bunun kendisini çok etkilediğini vurgulayarak şunları söylüyor:
“Aslen Romanyalıyım. Burada evlendim ve eşim şu anda Bodrum Alevi Bektaşi Derneği Cemevi Başkanı. Kitaplardan olsun, kendi bilgilerinden olsun bana Aleviliği anlattı. Aleviliği benimsedim. Bir süre sonra ikrarımı verdim. İnsanlara artık yürekten bir gözle bakıyorum. Kürt , Sünni, yabancı ne olursa olsun insanız. Alevi kültürü bana bunu öğretti. Buradaki canlarımız gerçekten böyle yaklaşıyor. Alevileri çok seviyorum, insanları çok seviyorum. Aleviler gerçekten çok cana yakınlar. İnsanlara çok değer veren bir yönü var. Birlik olalım, birbirimize kenetlenelim. Sevelim birbirimizi.”
PİRHA- Hacıbektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, Alevi Yol’unda bir kişinin düşkün ilan edilebilmesi için evvela ikrar ceminin kurulup, sürülen demler eşliğinde, cem erenlerinin tanıklığında meydanda ikrar vermesi gerekir” dedi. Ulusoy, “İlk görgü ceminde kişi meydanda sorgu sual edilir ve eğer varsa bir hata, eksik, kusur, noksan veya yanlış; özür, niyaz, teslim ve tecelli ve rıza ile müşkülat çözülmeye çalışılır. Ama eğer çok daha karmaşık ve hükmü ağır bir kusursa sitem çalınır ve Yolumuzun düsturlarına düşkünlük erkanı uygulanır” vurgusunu yaptı.
Hacıbektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, “Edeple erkan bir olmayınca insan-ı kamilin kerameti cahile sihir olarak görünür” başlığıyla Serçeşme dergisinin 44. sayısında bir yazı kaleme aldı.
Ulusoy, “Yolumuzda düşenin sitemi “cana can, göze göz, dişe diş, ele el, ayağa ayak, yanığa yanık, bereye bere” şeklinde çalınmaz. Kişinin Yol’dan düşebilmesi için de evvela ikrar ceminin kurulup, sürülen demler eşliğinde, cem erenlerinin tanıklığında meydanda ikrar vermesi gerekir. Yolumuzun temel esaslarına göre verilen ikrar ile birlikte kişi kendi hata, eksik, kusur, noksan ve yanlışlarından sorumlu tutulur ve kendisi de bizatihi bu sorumluluklara ‘Allah eyvallah’ der; yani teslim-i rıza olur” ifadelerini kullandı.
“KİMLERE DÜŞKÜNLÜK ERKANI UYGULANIR?
“Ebedi yenilenme ve sonsuz döngü içerisinde kurulan ilk görgü ceminde kişi meydanda sorgu sual edilir ve eğer varsa bir hata, eksik, kusur, noksan veya yanlış; özür, niyaz, teslim ve tecelli ve rıza ile müşkülat çözülmeye çalışılır. Ama eğer çok daha karmaşık ve hükmü ağır bir kusursa sitem çalınır ve Yolumuzun düsturlarına düşkünlük erkanı uygulanır” diyen Ulusoy bunu şöyle açıkladı:
“Örneğin, kadın erkek fark etmeksizin haksız yere ve keyfi olarak eşini boşayan, haram kazanç sağlayan, yalancı şahitlik yapan, nefsine hâkim olmayan, hırsızlık yapan, cana kıyan, insanlara zarar veren, hatır gönül kıran, söz taşıyan, kapı dinleyenler düşkün sayılıp, sitemleri bitinceye kadar ceme alınmazlar. Ama öyle suçlar vardır ki sitemleri yaşadıkları sürece devam eder. Verdiği ikrardan dönenler, zina suçu işleyenler, kasten cana kıyanlar, sırrı faş edenler vb. Yolumuzda kişi ister mürşit, rehber, dede, ana, bacı; ister talip, baba, dedebaba olsun kurallar herkes için eşit derecede uygulanır ve hatta cezanın derecesi taliplikten mürşitliğe doğru çalınan sitemin derecesi daha ağır olur.”
“YOL KENDİSİNE UYMAYANI ELER”
Veliyettin Ulusoy, “İnsan-ı kamilin kerameti cahile sihir olarak görünse de Yolumuz talibini ve kurbanını kendisi tayin eder. Yol kâmil olanı seçer ve olur olmaz herkesi taşımaz. Başka bir ifade ile Yol kendisine uymayanı eler. Verdiği ikrara sadık kalıp, pişeni olduğu gibi eksik hata, kusur, noksan ve yanlışları sonucu düşeni de olmuştur ve olacaktır da ama bu düşene vurmak anlamına gelmiyor. Eğer işlediği suç kişiyi ömür boyu düşkünlüğe mahkûm etmiyorsa vurulan sitemler ve uygulanan yaptırımlar olumlu, yapıcı, birleştirici, kişiye zarar verilmemesi yönünde olur” dedi.
RASTGELE DÜŞKÜN İLAN ETMEYE VE DÜŞKÜNLÜĞÜ KALDIRMAYA ELEŞTİRİ
Ulusoy, “Günümüzde düşkünlük kurumu öyle bir hale getirildi ki Yolda olan da olmayan da Yola gireni ya da girmeyeni düşkün ilan edebiliyor. Yolda olan ya da olmayanın kişiyi düşkün ilan edebildiği gibi aynı “hak” ve cesaret” ile kişinin düşkünlüğünü kaldırabiliyor” eleştirisini yaparak şöyle devam etti:
“Oysaki Yolumuzun tarikat kapısına rehbersiz girilmez, marifet kapısında mürşitsiz gezilmez, hakikat kapısına pirsiz varılmaz. Eşiğe varmadan Haydar kapısının kilidini kendisinde bilen de var; meyli muhabbetten pişmeden, meydan görmeden kendisini meydanın sahibi ilan edenler de. Bu ifadeleri dile getirirken amacımız elbette ki kimseyi incitmek, kırmak ya da hizmet edenlerin emeğini yok saymak değildir. Ama uzunca bir süredir basında, çeşitli toplantılarda yapılan konuşmalarda, sosyal medya üzerinde ve daha birçok mecrada düşkünlüğe dair edilen kelamlar çok da yerinde olduğu söylenemez. Edilen kelamlar haklılık payı da içerebilir fakat izlenilen yöntem Yolumuzun temel düsturlarına aykırıdır. En basit hali ile kişi yola girmemişse kendisine yönelik yapılan suçlamalar ile ilgili düşkünlük kurumuna ait olan terimlerin kullanılması erkân değildir. Şayet bunun erkan olduğunu kabul edersek yolda olan ile olmayanın birbirinden hiçbir farkı kalmaz ve “kalsın gönül, yol kalmasın” ifadesini tersyüz etmiş oluruz. Yani “kalsın yol, gönül kalmasın.” Belki bir istisnai durum olarak değerlendirilebilir. Ama böyle bir duruma “eyvallah” demek en basit hali ile bizi ikrarsız Alevilik sonucu ile karşı karşıya getirir. Elbette ki “istisnalar kaideyi bozmaz” fakat istisna olanın kendisi kaidenin yerine geçerse bir süre sonra istisna olanın kendisi kural haline gelebilir.”
PİRHA-Antalya Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği bu yılki ikrar ve görgü cemini gerçekleştirerek gönülleri birledi.
Antalya Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği bu yılki görgü ve ikrar cemini gerçekleştirdi. Gönüllerin birlendiği cemi Dertli Divani yürüttü. Cemde yeni ikrar alan canlarla daha önce ikrar almış olan canlar da sorgudan geçirildiler.
GÖRGÜ VE İKRAR CEMLERİ TEŞVİK EDİLMELİ
Hizmetlerin gençlere yaptırılarak motive edilmeye çalışıldığı cemde söylenen deyişlerin manaları açılarak yol erkan muhabbeti gerçekleştirildi. Ayrıca cemde derneklerde ikrar, görgü cemlerinin yapılmasının teşvik edilmesi de vurgulandı.
Cemin ardından birlik kurbanı kesilerek lokmalar paylaşıldı. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- Alevi yolunun ikrar üzerine kurulu olduğunu söyleyen Baba Mansur Ocağı evlatlarından Engin Seyitalidedeoğlu, canların Aleviliği kendilerine uydurmak yerine, kendilerinin Aleviliğe uyarak ikrar vermeleri ve her sene bu ikrarlarını tazelemeleri gerektiğine vurgu yaptı.
Baba Mansur Ocağı evlatlarından Engin Seyitalidedeoğlu, Alevilikte ikrarın ne anlama geldiğini ve kentleşme süreciyle birlikte kaybolan ikrarlaşmanın tekrar nasıl kurulabileceğini PİRHA’ya anlattı.
“Alevilikte asıl olan yolda talip olmaktır” diyen Seyitalidedeoğlu, herkes için ayrı ayrı değil ‘yol cümleden uludur’ düsturuyla herkesin eşit mekanizması üzerinden anlattıklarını söyledi.
Pir’in de 12 hizmetten biri olması ve bir hizmetkar olarak eline, beline, diline, aşına, işine, eşine sahip olmakla hükümlü olduğunu belirten Seyitalidedeoğlu, “Pir, talipler arasında varsa husumetleri bunları düzeltmekle yükümlü. Hatta gelemeyenler varsa evlerine gidip gerekirse belirli günlerde sofralarına gülbengler vererek o insanların yolunu yeniden sıcak bir şekilde yaşamasını sağlamakla mükelleftir diye düşünüyorum” dedi.
ALEVİLİKTE İKRAR, SÖZDÜR
Aleviliğin temel direğinin ikrar olduğunu, yani yolun ikrar üzerine kurulduğunu kaydeden Engin Seyitalidedeoğlu, “İkrar sözdür. Söz vermek, bu yolun bütün gereklerine uyacağınıza, yolda doğru duracağınıza halkın ve hakkın huzurunda verdiğiniz sözdür. O niyetinizi halkın huzurunda beyan etmektir ve ikrar bu yolun temelini oluşturur” şeklinde konuştu.
Pir Engin Seyitalidedeoğlu, Alevilikte ikrar çeşitlerinin olduğunu söyleyerek, “Alevilikte ikrar çeşitleri vardır; yola girme ikrarları, kirvelik ikrarı ve musahiplik erkanları ikrarları vardır. Bizim bütün yolumuzun o güzelliklerin geçtiği ana temelin ikrar olduğunu söyleyebiliriz” ifadesini kullandı.
Kentleşme sürecinin getirdiği sosyal yaşam zorluklarıyla beraber insanların ikrardan uzaklaştıklarını söyleyen Seyitalidedeoğlu, “Daha sonra o yolun temeli olan ikrarla buluşmaya çalıştıkları zaman da bu sefer ikisini bir arada götüremediler. Çünkü modern hukuk farklı bir şey dağıtıyor ama yolun hukuku çok daha farklı” dedi.
“ALEVİLER YOLA UYMAKTANSA YOLU KENDİLERİNE UYDURMAYA ÇALIŞTILAR”
Alevi örgütlerinde Alevilik yolunun hukukuyla örgütlenemediklerini devletin müsaade ettiği kadarıyla örgütlenebildiklerine dikkat çeken Baba Mansur Ocağı evlatlarından Engin Seyitalidedeoğlu, dernek, vakıf gibi isimlerle örgütlendiklerini ancak bir yere kadar bu örgütlenmeyi götürebildiklerini bir noktadan sonra tıkandıklarını belirterek şöyle devam etti:
“Yalnız bir yere gelip bu işin tıkandığını gördük. Çünkü Alevi hukuku ve modern hukuk dediğimiz devlet hukukunun birbirini tutma şansı yok. Çünkü Alevi hukukunda razılık-rızalık terimleri söz konusu. Ama modern hukukta bir ceza sistemi vardır, bir yaptırımı vardır. Alevilikte ise bu çok daha farklıdır. Bu insanlarda şöyle bir durum yarattı: Aleviler yola uymaktansa yolu kendilerine uydurma yöntemini seçtiler. Bu da ciddi sıkıntıları beraberinde getirir. Aslında bugün yaşanılan birçok tartışmanın altında yatan budur.
“HERKES FARKLI BİR ALEVİ TANIMLAMASI YAPIYOR”
Çünkü herkes kendine göre rahat edebileceği inancın içerisinden seçip uydurma bir mantıkla ‘Bana göre Alevilik budur’ işte kimi Aleviliği tarif ederken ‘Bana göre Alevilik bir ideolojidir’ ya da ‘Bana göre bir siyasettir.’ Ama nasıl bir siyasettir? ‘Bana benzeyen siyasettir.’ Öbürü kendisine benzeyen ideolojik bir yapı olarak tanımlar ve dolayısıyla aslında tarihin bütün o sayfasından süzülerek gelmiş olan Alevilik zaten bir duruş sergilemiştir. Bütün bu zaten Aleviliğin siyasetidir. Dolayısıyla Aleviliği kendimize uydurmak yerine hepimizin Aleviliğe uymak gibi bir sorumluluğu söz konusudur. Ancak o zaman o çatı altında buluşabiliriz ve devamında da ikrar temeline geri dönüşte olabilir.
Baba Mansur Ocağı evlatlarından Engin Seyitalidedeoğlu’nun tekrar ikrarı sağlamak, toplumdaki otokontrolü yeniden sağlamak için Hızır ayında yapılan cemlerdeki canların karşısına çıkıp ikrar vermesi gerektiği önerisinde bulundu.
HERKESİN HUZURUNDA İKRAR VERMEK…
Seyitalidedeoğlu’nun önerisi şöyle:
“Yön temelli bir ikrar, yola ikrar verme temeli üzerinde cemevlerimizde gerekirse her sene Hızır ayları ikrarların verildiği, görgü erkanlarının yapıldığı zamanlardır. O aylarda cemevi etrafındaki canlarımızın hepsi bir özgüven sergileyerek oradaki canların huzuruna çıkıp bütün canların hepsine şunu söyleyebilirler:
‘Ben bir canınız olarak sizlerle beraber yiyen, içen ve sizlerle beraber muhabbet eden, ceme oturan bir can olarak sizlere buradan ikrar ediyorum ki elime, belime, dilime, aşıma, işime, eşime sahip olacağıma, yalan söylemeyeceğime, kul hakkı yemeyeceğime, komşu hakkı yemeyeceğime, yetim hakkı gözeteceğime, hiçbir koşul ve şartla yalancı şahitlik yapmayacağıma dair hepinize bilerek bilmeyerek eğer bir kusur işlersem de önümüzdeki sene tekrar burada dara kalkarak ağlattığım varsa güldüreceğime, döktüğüm varsa dolduracağıma, kırdığım varsa tamir edeceğime dair hepinize hakkın huzurunda sizlere ikrar ediyorum söz veriyorum’ diyerek yola ikrar temelli bir yeniden dönüşü başlatabiliriz.
Bu da toplum açısından şunu sağlar; otokontrol sistemini yeniden sağlamış oluruz. İkrar veren kişi daha dikkatli olmak zorundadır. Çünkü bir sene sonra yeniden o halk mahkemesinin huzurunda mahkemeye çıkacak.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Muş Varto’nun İçmeler Köyü’nde yaşayan Seyid Nesimi’nin gelini Fadime Sertkaya, türbeye gelen yüzlerce ziyaretçiyi ağırlıyor, türbenin kapısını açık tutarak ve taliplerini yılda iki kere ziyarette bulunarak yolu sürdürmeye çalışıyor.
HABERİN VİDEOSU
Varto ve çevresinde çok etkili olan ve bu etkiyi günümüze kadar sürdüren Seyid Nesimi’nin türbesinin giriş kapısında “İyiler İyidir” sözü yazılıdır. Bu söz aynı zamanda Seyid Nesimi’nin insana bakış açısını da özetliyor. Seyid Nesimi’nin gelini Fadime Ana Kureşan Ocağından. Fadime Sertkaya eşi Pir Ali Baba hakka yürüdükten sonra bir Ana olarak yolu sürdürmeye devam etmiş.
PİRHA’ya konuşan Fadime Ana, Seyid Nesimi’ye ilişkin duyduklarını, kerametlerini, inanca dair düşüncelerini, yolu sürdürme kararlılığını ve Alevilikte itikadın neden zayıfladığını anlattı.
YILDA BİR KEZ TALİPLERİNİ ZİYARET EDİYOR
Sertkaya, 1964 yılında Seyit Nesimi’nin oğlu Pir Ali Baba ile evlenerek Varto İçmeler Köyü’ne gelin olarak gelir. Fadime Sertkaya, Nesimi’nin türbesinin kapısını açık tutuyor, taliplerini yılda bir kez ziyaret ederek yolu sürdüğünü söylüyor.
Seyid Nesimi’nin keramet sahibi biri olduğunu belirten Sertkaya, “Nesimi’nin kerametleri çoktur. Buradaki bütün Hormek aşiretinin tamamı Pir Nesimi’nin talipleridir. Çok seviyor ve kıymet veriyorlar. Onun sayesinde bize de kıymet verip bizi de seviyorlar. Taliplerimizin evi şen olsun, çok iyiler” dedi.
“TÜRBEYE ZİYARETLER YAZ AYLARINDA ÇOK OLUYOR”
Sertkaya, Pir Seyit Nesimi’ye ilişkin şunları paylaşıyor bizimle.
“Seyit Nesimi aslında Dersim’den gelmiş. Dersim’den gelip Erzincan Kemah’a gitmiş, orada kaç yıl kaldığını bilmiyorum ama küsüp Tercan Mağara Köyü’ne gitmiş. Orada Baba Mansur Ocağından biriyle evlenmiş. Orada epey kaldıktan sonra çocukları olmuş, eşini de doğum yaparken orada kaybetmiş. İki kızı varmış, iki kızını da alıp Hınıs’a gelmiş.
Hınıs’da Derviş Ali Köyünde Kureşanlıların içinde kalmış. Orada evlenmiş. Uzun süre kalmış. Sonra Rakasan Köyü’ne yerleşmiş. Rakasan’da hastalanınca birine vasiyette bulunmuş. Şimdi türbesinin olduğu yeri göstermiş, ‘Ben ölünce beni buraya gömün gömün’ demiş.Talipleri de onu burada gömmüşler.
Kendisinden sonra hakka yürüyen eşini de buraya getirmişler. Sonrasında ise hakka yürüyen taliplerini de getirip etrafında gömmüşler. 1998’de Almanya’ya gittim köyün gençleri para toplayıp bana verdiler. Mezarın üzerinde oda yapmam için. Bende gelince hem oda hemde mutfak yaptım. Şimdi çok şükür misafiri, gelen gideni çok. 1999’da Pir Ali Baba da vefat edince onuda getirip yanına gömdüler.”
“KADININ YOLU SÜRDÜRMESİNİN ÖNÜNDE ENGEL YOK”
Seyid Nesimi’yi görmediğini söyleyen Fadime Sertkaya, herkesin onun kerametlerinden bahsettiğini ve onun kerametini görenlerin çoğununda hayatını kaybettiğini ifade etti.
Seyid Nesimi’nin hakka yürümesinden sonra oğlu Pir Ali Baba taliplerinin evlerinde cem yaparak yolu yürütmüş. Hayatını kaybeden Pir Ali babadan sonra Seyid Nesimi’nin yolunu Fadime ana sürdürüyor.
Alevi inancında kadının da yolu sürdürdüğünü, bunun önünde bir engel olmadığını belirten Fadime Ana bunu pratikte yılda bir kez taliplerini ziyaret ederek de gösteriyor.
“ESKİDEN TUTULAN CEMLER ŞİMDİ TUTULMUYOR”
“Ölünceye kadar bu yolu sürdüreceğim” diyen Fadime Sertkaya, sözlerine şöyle devam ediyor.
“Seyid Nesimi’den sonra şimdi ben yolu sürüyorum. Türbenin üzerinde ben varım. Bende ölünceye kadar bu yolu süreceğim. Çocukları var, torunları da var ama torunlarından hiç kimse burada değil her biri bir yerde. İllede birinin gelip tekke üzerinde durması gerekiyor. Biz cem cemaat gördük, eskiden Pir Ali Baba güzel cem yapardı, çok bilgiliydi. Ondan sonra kimse cem bağlamdı. Onunda kerametleri vardı.”
“KERAMET SAHİBİ, PİR SEYİT NESİMİ”
Fadime Sertkaya, insanlardan duyduğu Seyid Nesimi’nin kerametlerini şöyle anlatıyor.
“Bir gün buradaki bir talibin evine gidiyor. Talibine diyor ki ‘bir talibim Muş’tan geldi karnı aç. Ekmeğin var mı?’ Ev sahibi de gidiyor ekmek torbasından ekmek çıkarıp getirip yere indiriyor. Pir Nesimi de ayağını vurarak ‘şen olsun’ diyor. ‘Şen olsun’ deyince ayaklarına kapanıyor. Çok şükür o adamların evi hala şen.
Bir gün Goşkarcılar evlerinde oturuyorken, adam diyor ki kışın, soğuk tipi var. Biz bir baktık ki Goşkarbaba’dan biri geliyor. Üzerinde çok ince giysiler varmış. Gidip getiriyorlar ki mübarek Pir Nesimi. Gittiği evdeki kadının daha önceki çocukları doğum esnasında ölüyormuş. Yine hamile olan kadın Seyid Nesimi’nin evlerine misafir olduğu gece doğum yapıyor. Kadının kocası çocuğu doğar doğmaz alıp Pir Nesimi’nin kucağına indiriyor. Nesimi elini cebine koyup bir şeker çıkarıp, ‘bunu çocuğun ağzına verin’ demiş. Aile onu yapmış ve çocuk yaşamış. Ailenin üç erkek çocuğu olmuş. Kerametleri çokmuş. Ne yazık ki günümüzde Seyid Nesimi’yi tanıyan, gören kimse kalmadı. Bizlerde bunları o yaşlı insanlardan duyduk.”
Sertkaya, Varto’da Hak, Veli, Xızır değil ama Seyit Nesimi dedin mi akan sular durur, süren davalar son bulur diyor. Sertkaya, “Ona herkes inanıyor. O da herkese yardımcı olsun. Gölgesi eksik olmasın” duasında bulunuyor.
“NESİMİ’NİN MEZARINDAN TEBERİK ALINIYOR”
Mezarlarının neden taştan yapıldığını ve bir ara değiştirmek istediklerini ancak bir talibin gördüğü rüyadan sonra mezarlara dokunmadıklarını ise şöyle anlatıyor.
“Biz mezarı yapalım dedik ama kadın talibimizin biri rüya gördü. Rüyada, Seyid Nesimi’nin kendisine ‘benim mezarıma kimse dokunmasın’ demiş. Bizlerde artık dokunmadık. Gelenler mezarın içinden teberik alıyor. Mezara gelenlerin çoğu muradına eriyor. Bazı kişiler hasta gelip sapa sağlam çıkıyor.”
“ESKİDEN İTİKAT DAHA FAZLAYDI”
Alevilerde itikadın zayıfladığı kanaatinde Fadime Ana. Şöyle izah ediyor.
“Seyit Nesimi üzerinde hala itikat var. Bütün talipleri hala çok itikatlı. Çünkü kuruş pay edilmiş, Pir pay olmamış. Bazı talipler Pirlerini terk etmiş. Ama bizde o değişim yok. Yılda bir kere taliplerimin evine gidiyorum, herkes Hüseyin’in yolunda lokmasını veriyor. Ama bazıları bunu kaldırmış. Neden? Çünkü insanlar şehirlere gurbete gittiler. İnsanlar sabah işe gidip akşam geliyorlar. Herkes ekmek parasının derdinde. Pirler de eskisi gibi taliplerine gitmiyorlar, gidemiyorlar. Ama bunlar gerekçe olmamalı. Eskiden birçok şey yasaktı, bu gün serbest. işte cemevleri var. Gençler cemevlerine gidip Aleviliği öğrenebilirler.
Eskiden okul yoktu, yazı yoktu. Onun dışında da Alevilikle ilgili çok sayıda kitap çıkmış, içinde her şey var. gençlerimiz okuyup öğrenebilirler. Eskiden Pirler, bir tembur alıp saz yaparlardı. Toplum hakikati onlardan öğrenirdi. Şimdi ise imkanlar çok, gençler kendini öğrenmeye vermeli. İtikat ve inanç eskiden daha fazlaydı. Şimdi azalmış.”
“DÜNYA İKRAR ÜZERİNE KURULMUŞ”
“Biz Alevlerde eline, diline, beline sahip çıkmak ilkesi var” diyen Sertkaya, “Bunları yaptın mı bütün kötülüklerden kendini korursun. İnsan ne gözleriyle kimseye kötü bakmalı, ne burnuyla kötü koku çekmeli, ne ağzıyla kötü laf etmeli nede kulağıyla kötü bir laf işitmeli. Bütün bunları yerine getiren bir insan zaten ibadetin en büyüğünü yaşamında gerçekleştirmiş demektir. Abdestini almış, orucunu tutmuş, namazını kılmış demektir. Şimdi bakınca her şey eskisi gibi değil. Şimdiki gençler Alevilikten mahrum gibiler. Alevilerde dört ikrar vardır. Dünya ikrar üzerine kurulmuştur. Pir, Rayber, Musahip ve Kirve. Bizim bunları takip etmemiz lazım. Bunlarda eskisi gibi kalmamış” diyor.
“YOLUNUZU ÇOCUKLARINIZA ÖĞRETİN”
Taliplerine ve Ehlibeyt yolunu sürdürenlere seslenen Sertkaya, “yolunuzu bırakmayın, yolunuza devam edin. Gelenek, göreneklerinizi ve Aleviliğinizi devam ettirin. Çoluk çocuğunuza öğretin. Pirlerin yanına götürün. Mesela Sünniler çocuklarını camiye götürüp öğretiyorlar. Bizlerde cemevlerine götürelim, yolumuzu öğrensinler. Onlar, Kuran okuyup, İmam, Şeyh, Mele oluyor Biz Aleviler ise Seyit Saadet evladı Resul, Peygamber neslinden geliyor. Daha çok önem verilmeli” ifadelerini kullandı.
Fadime Ana, türbenin kapısında bulunan Seyid Nesimi’ye ait olan ‘İyiler iyidir’ sözünün kısa bir hikayesini paylaşarak evin yolunu tutuyor. “Bir gün bir talibi geliyor diyor ki, ‘Pirim kim iyidir. Sünniler mi iyi, Hristiyanlar mı daha iyi, yoksa Aleviler mi?’ Seyid Nesimi de talibine ‘Bizde ayrımcılık yoktur. İyiler iyidir. Kim olursa olsun” cevabını verir.
PİRHA – Kureyşan Ocağı Pirlerinden Hamza Takmaz, Alevilikte ikrara talip olmak konusunu PİRHA’ya değerlendirdi. Takmaz, “Yola ikrar verenler için anne, baba, kardeş, bacı, abla, komşu yok. Hepsi can, canan erenler safıdır” ifadelerini kullandı.
İzmir’de yaşayan Kureyşan Ocağı Pirlerinden Hamza Takmaz ‘Alevilikte ikrar vermek’ konusunu PİRHA’ya değerlendirdi. Takmaz, İkrara talip olmayı, “İkrara talip olmak;İkrar söz vermektir,sözünde durmaktır. İkrar verirken toplumun huzurunda söz verip en az 10 yıl boyunca toplumsal denetimden geçmektir.”
Hakkın ve halkın huzuruna çıkan kişi ikrar verdiği andan itibaren talipler tarafından, evinde, iş yerinde ve okulda, cemevinde denetimden geçer diyen Takmaz, hiçbir talibin evde ya da dışarıda bu eksikliklere göz yummayacağını belirterek şunları söyledi;
Hiç bir talip evde dışarıda eksikliklere göz yummaz. Özellikle cemlerde ikrar veren canlara talipler tarafından, ‘bu benim yakınımdır, eşimdir, kızımdır, oğlumdur, suçunu bilmesinler’ deyip cemlerde saklamasınlar, çünkü yola bağlandıktan sonra eğer o eksikliğe göz yumulmuş ise bilin ki o toplum kirliliğe devam ediyordur, yani hastalık yok edilmemiştir.”
“PİR ÇOCUKLARI, BABALARINDAN EL ALIR”
Yolu yürüten pirlerin taliplerine karşı mütevazı ve alçakgönüllü olması gerektiğini kaydeden Takmaz, “Böyle olmayan Pirler yolu yürütemezler ve yola öncülük edebilecek gençler de yetiştiremezler” dedi.
Yola giren Bektaşi Baba ve Babaganların, yola girmek isteyen gençlerin 30-40 yıl dergahlarda piştiğini ve ancak öyle Dergahlardan icazet alarak kendi bölgelerine veya farklı bölgelere gönderildiğini belirten Hamza Takmaz, “Peki, şimdi Dergâhlarda pişen var mı? Hayır. İki üç ay içinde görev veriliyor” dedi.
Yola giren Kızılbaş Ocaklarına bağlı olan Pir çocuklarının otuz kırk yıl boyunca babalarının yanında yetiştiğini ve yol yürütmek için babalarından el aldıklarını vurgulayan Takmaz, “Taliplerde bu temelde ahlaki yetişir ve rızalık alır, Pirlerinden destur alır. Pir çocukları kendi babaları yaşlandığında ve artık yolu yürütemez, talibe gidemez duruma geldiklerinde bu sorumluluğu çocuklarından birine devr eder” ifadelerini kullandı.
“HİÇ BİR YOL PİRSİZ DEĞİLDİR”
“Hiç bir yol pirsiz değildir” diyen Hamza Takmaz, şöyle konuştu;
Yola talip olanlar şunu iyi bilmeli, kendi piri görevini yapmıyorsa veya şeriatçı yapıya sahipse, onun piri vardır, pirin piri vardır. Ona gitmek gerek. Hiç bir yol pirsiz değildir. Elinizi vicdanınıza koyun ve sorgulayın şimdiki dedelere bakın babasından uzak, hatta babası bile kendi babasında uzak. Yol yürütmemiş sadece o yoldan (soydan) gelmiş diye kolundan tutup ‘siz bu cemevinin dedesi olun’ derseniz, işte bugün gelinen noktada olduğu gibi çıkarcı, menfaatçi ve Sünniler içinde yetişen, dili Arapçadan kurtulmayan dedeleri yaratırsınız.
Yola giren canlar yola girmeden önce kendi pirlerine giderse doğru yaparlar. Biliyorsunuz ki günümüzde pirler pişmeden, tam da dediğimiz gibi devletin yarattığı pirler çoğaldı. Yani İslami Kur’an’cı pirler çoğaldı. Ama sizler yola ikrar verdikten sonra, kemerbest olduktan sonra gidin kendi pirlerinizi görün, baş tacı edin.
Ey yola gözcü olanlar, bilin ki, Alevi toplumunda iyi bir gözcü yoksa, iyi bir Dede, Pir veya Baba Babagan yaratamazsınız. Halk mahkemesi de adaletli olmaz. Bir düşünün 1950’den bu yana kaç tane Pir söylediğimiz gibi yetişti. Hiç sanmıyorum beş kitap okumayla savcı Hâkim, Yargıç hatta müftü olursunuz ama Pir veya Baba olamazsınız. İncitmeden, kırmadan sorgula ey gözcü. Alevi toplumunda kendini bilen her can bir gözcüdür, kemaleti bilen iyi bir gözcüdür. Gözcü yoksa Pirde yoktur, Pir yoksa iyi bir gözcüde yoktur. O zamanda halk mahkemesi hiç yoktur. Yola ikrar ver kemerbest ol.”
PİRHA – Nikah kıyma yetkisinin müftülüklere verilmek istenmesine ilişkin tepkiler gelmeye devam ediyor. Hubyar Ocağı Dedesi Erdoğan Sezer,”Bizim inanç ve felsefemizde imama ve müftülüklere verilen nikah yetkisinin bir anlamı ve yeri yoktur. Biz inancımız gereği pir ve mürşitlerimize bağlıyız. İmam, şeriat kurallarına göre nikah kıyarsa bizlere dört eş düşer. Ancak Alevilikte tek eşlilik ve ikrar verme vardır” dedi.
HABERİN VİDEOSU
Nikah kıyma yetkisinin müftülüklere verilmesine ilişkin Hubyar Ocağı Dedesi Erdoğan Sezer Pir Haber Ajansına konuştu.
“ALEVİLİKTE TEK EŞLİLİK VE İKRAR VERME VARDIR, İMAM NİKAHIMIZI KIYAMAZ”
Nikah kıyma yetkisin müftülüklere verilmesine ilişkin Hubyar Ocağı Dedesi Erdoğan Sezer şunları ifade etti:
“Bizim inanç ve felsefemizde imama ve müftülüklere verilen nikah yetkisinin bir anlamı ve yeri yoktur. Biz inancımız gereği pir ve mürşitlerimize bağlıyız. İmam, şeriat kurallarına göre nikah kıyarsa bizlere dört eş düşer. Ancak Alevilikte tek eşlilik ve ikrar verme vardır. Eğer bel bozgunluğu yapan olursa da düşkün sayılır. Bu nedenle imam bizim nikâhımızı kıyamaz. Çünkü biz evlilikte nikah kıymıyoruz ikrar veriyoruz. Bizde ikrar verecek kişinin nikahını ancak ikrarını alabileceği kişi kıyar.”
“Bugün ülkeyi yönetenler ne yaptıklarını ve nereye gittiklerini bilmiyorlar” diyen Sezer, “Bu ülkede yaşayan demokratlar, Aleviler ve tüm ötekileştirenler toplumsal barışın, sevginin ve kardeşliğin oluşması için bütün toplumun kucaklanması gerektiğine inanmakta ve mücadele etmektedir” şeklinde konuştu.
“ALEVİ TOPLUMU ZULÜMLERE KARŞI DİRENECEK KADAR DİRENÇLİDİR”
Alevi Dedesi Sezer, “Bugün yaşanan katliam ve yok saymalar, faşizm ve diktatörlüktür. Faşizm düşüncesi ile hareket edilerek diğer tüm inanç ve kültürleri yok edip asimile etmeye çalışıyorlar. Ancak Alevi toplumu da tüm bu baskı ve zulümlere karşı direnecek kadar güçlü ve dirençlidir” diye konuştu.
“YOKSUL YURTTAŞLAR BİR TORBA KÖMÜR İLE KORUNAMAZ”
Hubyar Ocağı Dedesi Erdoğan Sezer son olarak yapılan hatalı politikalardan dolayı yaşanan yoksulluklara değindi:
“İktidar söylemlerinde ‘Kul hakkı ile gelmeyin nasıl gelirseniz gelin’ diyor. Fakirlerin korunması için beyanat veriyorlar. Yoksul yurttaşlar birkaç torba kömür ve birkaç paket makarna ile korunamaz. Fakirlik ve yoksullukla mücadele iş ve aş imkanları sağlanarak yapılabilir.”