Etiket: ılısu barajı

  • Munzur Üniversitesi öğrencileri: Rojvelat’ın, Gülistan’ın çıkaramadığı ses olacağız -VİDEO

    Munzur Üniversitesi öğrencileri: Rojvelat’ın, Gülistan’ın çıkaramadığı ses olacağız -VİDEO

    PİRHA- Munzur Üniversitesi öğrencileri yaptıkları açıklamada, “Tüm kadınların 8 Mart Mücadele Günü’nü kutluyoruz. Biz hep vardık ve yaşamın her alanında hep var olacağız. Ulusal ve sınıfsal sömürüye karşı Yaşasın 8 Mart” dedi. Arkadaşları Gülistan Doku ve Rojvelat Kızmaz’ı sormaya devam edeceklerini belirten öğrenciler, “Rojvelat’ın, Gülistan’ın çıkaramadığı ses olmaya ve dayatmaya çalıştığınız ataerkil zihniyetinize karşı mücadele etmeye devam edeceğiz” dediler.

    Dersim’de Munzur Üniversitesi öğrencileri, Üniversiteli Genç Kadınlar (Xeta Jinê) çatısı altında 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutladı. Munzur Üniversitesi kampüsünde, ‘Jin Jiyan Azadi’, ‘Gülistan Doku Nerede’ sloganları, halaylar ve zılgıtlar eşliğinde yapılan kutlamada, yapılan açıklamayı öğrencilerden Seher Alkın okudu.

    “1857’DEN BERİ BU ATEŞ HİÇ SÖNMEDİ”

    8 Mart 1857’de tekstil işçisi kadınların 16 saatlik çalışma saatlerine, düşük ücretlere ve insanlık dışı çalışma koşullarına karşı greve çıkmalarının bir isyanın fitilini ateşlediğini belirten Seher Alkın, “Kadınlar artık kendilerini insanlıktan çıkaran çalışma düzenlerine razı gelmeyeceklerini söylediler. O gün, o tekstil fabrikasında çoğu kadın 129 tekstil işçisi önlerine kurulan barikatlardan ve kilitlenen kapılardan kaçamadıklarından dolayı çıkan yangın sonucu hayatlarını kaybettiler. 8 Mart o günden bu yana mücadele günü oldu” dedi.

    “JİN, JİYAN, AZADİ: ÖZGÜR KADINI GÜNEŞ GİBİ DOĞURACAĞIZ”

    O günden beri bu ateşin hiç sönmediğini, yer yer coşkulu yer yer durgun yanmaya devam ettiğini vurgulayan Algın, 8 Mart’ın önemine ilişkin şunları ifade etti:

    “Burjuva feodal düzen çeşitli yöntem ve saldırılarla kadınları zapturapt almaya çalışırken, erkek egemen sistemlerin tüm imkanlarıyla kadın kimliğine ve yaşam alanlarına yönelik saldırılara karşı, öfkeyle bilenmiş direniş ruhuyla karşılıyoruz 8 Mart’ın 167.yılını. Kadına, işçi, emekçi, başarılı kadın gözüyle bakmayı reddeden, kadını değersizleştiren ve metalaştıran zihniyetlere karşı eşitlik ve özgürlük mücadelemiz devam etmektedir. 8 Mart Birlik Dayanışma ve Mücadele Günü’nü, 129 tekstil işçisinden devraldığımız direniş ruhuyla karşılıyoruz. ‘Jin jiyan azadi’ (Kadın, yaşam, özgürlük) şiarıyla özgür kadını güneş gibi doğuracağız. Kadının biçimleştirilmediği, kadın üzerine olan çirkin terminolojilerinin ortadan kaldırıldığı yarınlar için mücadele edeceğiz. Tüm kadınların 8 Mart mücadele gününü kutluyoruz. Biz hep vardık ve yaşamın her alanında hep var olacağız. Ulusal ve sınıfsal sömürüye karşı Yaşasın 8 Mart.”

    “GÜLİSTAN DOKU NEREDE DİYE SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Sözü 5 Ocak 2020’de kaybolan ve kendisinden bir daha haber alınamayan, başına ne geldiği öğrenilemeyen Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’ya getiren Algın, “En başından beri ciddiyetsizlikle ilerleyen bu konuda Gülistan Doku’nun akıbeti sonuçlanana, fail veya failler cezalandırılana kadar, ‘Gülistan Doku nerede’ diye sormaya devam edeceğiz” dedi.

    ROJVELAT KIZMAZ’IN HİKAYESİ

    Munzur Üniversitesi öğrencilerinden Seher Alkın, Gülistan ile benzer bir akıbeti yaşayan yakın arkadaşı Rojvelat Kızmaz’ın hikayesi ile ilgili olarak da şunları aktardı:

    “Rojvelat’ın aramızdan ayrılmasında da yine ne kadar ciddiyetsizlikle hareket edildiğini bir kez daha gördük. Rojvelat Kızmaz, 9 Şubat’ta erken saatlerde Batman’da evinden çıktıktan sonra 3 gün boyunca kendisinden haber alınamadı ve 3 gün sonra Hasankeyf, Ilısu Barajı’nda ölü olarak bulundu. 3 gün içerisinde Rojvelat’ın ailesi, arkadaşları onu bulmak için ellerinden gelen tüm imkanları seferber ettiler. Defalarca gittikleri emniyet ve kolluk kuvvetleri, üstünde durulacağını söylenmesine rağmen hiçbir sonuca varılamadı. Her dakikası adım adım izlenen şehir merkezinde bir genç kadının nereye gittiği tespit edilemedi. Ne kadar intihar süsü verilmeye çalışılsa da biz bu durumun altında çok ciddi eksikliklerin bulunduğunu biliyoruz.

    “ROJVELAT’IN VE GÜLİSTAN’IN ÇIKARAMADIĞI SES OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Rojvelat’ın 12 Şubat’ta cansız bulunan bedeninde, otopsi raporlarından gördüğümüz gibi bir gün önce boğulma gerçekleşmiş. Yani kaybolduktan 2 gün sonra ve Rojvelat’ın Hasankeyf’te görüldüğünü bulan da yine ailesiydi. İstenilen anda, her dakika da kişinin yer tespitini yapan Mobese kameralarının ve güvenlik politikalarının biz kadınları bir kez daha nasıl görmezden geldiğini en acı bir şekilde gördük.

    Biz genç kadınlar olarak Rojvelat’ın, Gülistan’ın çıkaramadığı ses olmaya, katledilen, kaybettirilen, istismar edilen ve yaşamın her alanında ezilmeye, fiziksel, cinsel ve psikolojik olarak dayatmaya çalıştığınız ataerkil zihniyetinize karşı sonuna kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. İşçi emekçi devrimci kadınlardan aldığımız bu direnişi dünyanın dört bir yanında kıvılcımlarla yangına dönüştüreceğiz ve varolduğumuz sürece bu mücadelemiz devam edecektir.”

    PİRHA/DERSİM

     

     

  • ‘Medeniyetler başkenti Hasankeyf’e sahip çıkalım’-VİDEO

    ‘Medeniyetler başkenti Hasankeyf’e sahip çıkalım’-VİDEO

    PİRHA – Ankara Hasankeyf Koordinasyonu, 11 bin 500 yıllık geçmişe sahip Hasankeyf’i sular altında bırakacak Ilısu Barajı inşasına dair açıklama yaparak “Hasankeyf için geç değil” dedi.

    Aralarında siyasi partiler, inanç ve meslek örgütlerinin de bulunduğu Ankara Hasankeyf Koordinasyonu, Batman’da yapımı süren Ilısu Baraj inşasının son bulması için basın açıklaması yaptı.

    Koordinasyon adına hazırlanan ortak basın metnini hazırlayan Fatma Kılıçarslan, “Hasankeyf için geç değil” diyerek Hasankeyf’in birçok kültürün izlerini taşıdığını söyledi.

    550 KÜLTÜREL VE TARİHİ VARLIK SUYA GÖMÜLECEK

    Kılıçarslan’ın okuduğu metinde şunlara değinildi:

    “Hellenistik dönemden Büyük Selçuklulara kadar Roma, Bizans, Eyyubi ve Akkoyunlular gibi farklı kültürlerden çok katmanlı kültürel mirası ve doğal çevre ilişkisi ile özgün bir doğal ve arkeolojik sit alanıdır. İnsanlık tarihinin önemli olaylarına tanıklık etmiş bu yerleşim UNESCO Dünya Mirası kriterlerinin onda dokuzunu karşılayan nadir alanlardan biridir. Ancak, Türkiye, Hasankeyf’in Dünya Mirası Listesi’ne alınması için UNESCO’ya resmî bir başvuru yapmamış, UNESCO da tüm sivil toplum çağrılarına rağmen Hasankeyf’e ilgisiz kalmıştır. Ayrıca, baraj göl alanı sınırları içerisinde tarih öncesi dönemlerden Ortaçağ’a kadar izler taşıyan ve büyük bir çoğunluğu kazılmamış 289 höyük de Hasankeyf ile birlikte risk altındadır.

    Hasankeyf, sivil toplum kuruluşların Europa Nostra’ya başvurusu üzerine 2016 yılında ‘En Tehlike Altındaki 7 Kültür Mirası’ listesine girdi. Hasankeyf’te günümüze kadar keşfedilen 550 kültürel ve tarihi varlık bulunuyor. Hasankeyf 1978 yılında Arkeolojik sit alanı ilan edilmesine rağmen, korunması ve sonraki nesillere bırakılması için gerekli hiçbir çalışma yapılmamıştır. Alman Arkeoloji Enstitüsü İstanbul Şubesi’nin eski müdürü Prof Adolf Hoffman’a göre, 1986 yılından beri kazılar yapılmasına rağmen kazılması gereken yerlerin en fazla %10’u kazılabildi.

    Baraj gölü oluşursa büyük bir bölgede iklimin değişmesi ve daha dengesiz bir yağış rejimi olması bekleniyor. Bu değişimden dolayı sağlık sorunları da artacaktır. Baraj kapakları kapanır ve Ilısu Barajı ile HES projesi su tutarsa yaklaşık 80 bin insan evlerinden ayrılmak zorunda kalacak. Bir kısmı da ‘yeni Hasankeyf’e yerleştirilerek geçmişinden ve geleceğinden koparılacak.

    Ilısu Barajı’nın akış aşağı bölge üzerinde çok olumsuz etkileri olacaktır; özellikle Bağdat ve Musul gibi çok sayıda Irak şehrinin içme suyu temininde ciddi sorunlar çıkacak ve büyük oranda nehirlerden sulamaya dayalı Irak tarımı büyük risk altına girecektir.”

    50 YILLIK BARAJ İÇİN MEDENİYETLER BAŞKENTİ SULAR ALTINDA

    Ekonomik ömrünün 50 ile 75 yıl arasında olacağı öngörülen Ilısu Barajı projesi 1997’de yatırım programına alınsa da 2002 yılında durduruldu. Ilısu Baraj ve HES projesinin resmî temel atma töreni 5 Ağustos 2006’da gerçekleştirilse de barajın vereceği zararları ve protestoları göz önünde bulunduran uluslararası destekçiler 2009’da geri çekildi. Daha sonra Halkbank, Akbank ve Garanti Bankası’nın verdiği krediyle 2010 yılında inşaata başlandı. Bitme aşamasına gelmiş Ilısu Projesi yapılırken ulusal ve uluslararası birçok sözleşme ve yasa dikkate alınmamıştır. En basitinden projenin bilimsel bir Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporu dahi bulunmamaktadır. Ilısu Projesi, 2013 yılında ilgili idari mahkeme tarafından ÇED hazırlanmadığı için durduruldu, ancak yasalar ve mevzuat değiştirilerek inşaata devam edildi.

    Yedi anıt yüzyıllardır bulundukları bağlamdan koparılarak 2017’den itibaren ‘Yeni Hasankeyf’ ilçesine bitişik ‘Kültür Parkı’na taşındı.

    Dünyada benzeri olmayan bir evrensel miras alanı olan Hasankeyf için geç değil. Bazı eserleri taşınmış ve kale etrafında devasa set örülmüş olsa bile Hasankeyf için geç değil. Baraj kapakları kapatılsa da geç değil. Baraj gölü dolsa da geç değil.

    Unutmayın, Hasankeyf sadece taşınan o 7 eser değil. Umudumuz, Hasankeyf ve Dicle Vadisi’ni suları altında bırakarak doğa, yaşam, tarih, kültür ve hafızayı yok edecek Ilısu barajını durdurmak. Umudumuzu asla kaybetmeyeceğimizi burada bir kere daha ilan ediyoruz! Ve biliyoruz, bir gün bu projeyi durduracağız ve taşınan 7 eseri tekrar eski yerine taşıyacağız! Hayalperest değiliz. Hasankeyf ve Dicle Vadisi kadar gerçeğiz!”

     PİRHA / ANKARA

  • Hasankeyf’teki tarihi mağara betona gömüldü

    Hasankeyf’teki tarihi mağara betona gömüldü

    Tarihi Hasankeyf’te bulunan 10 bin yıllık mağara betona gömüldü. Rehber Şehmus Turgay, tarihi mağaranın binlerce yıllık hikayesinin, ömrü 50 yıllık olan bir baraj için yok edildiğini belirtti.

    Yapımı devam eden Ilısu Barajı nedeniyle sular altında bırakılmak istenen 12 bin yıllık tarihe sahip Hasankeyf’te yıkım bu hafta da devam etti. Mezopotamya Ajansı’ndan Metin Yoksu’nun haberine göre ilçede bir yandan yıkım devam ederken diğer yandan ‘restorasyon’ adı altında tarihi Hasankeyf Kalesi’nin betonla kaplama işlemleri sürüyor. Kaleye çıkan onlarca mağaranın da betonla kaplandığı görüldü. Kaleden tarihi Hasankeyf Çarşısı’na doğru giden yolun başında bulunan ve tarihi net olarak bilinmeyen; ancak 10 bin yıllık olduğu tahmin edilen Hasankeyf’in en ünlü mağarası da kepçeler eşliğinde yıkılarak betona gömüldü.

    KORUMA ADI ALTINDA BETONLAŞTIRMA

    Yıkımların başladığı günden itibaren ilçenin en önemli tarihi eserleri olan Zeynelbey Türbesi, İmam Abdullah Türbe ve Zaviyesi, El-Rızk Camii ve Minaresi, Selahattin Eyyubi Camii ve Minaresi, Artuklu Hamamı ve tarihi kaleye çıkan Roma Kapısı yerinden edildi. Raman Dağı eteklerine kurulan yeni Hasankeyf yerleşkesinde bulunan Arkeopark alanına götürülen eserlerin, taşıma sırasındaysa ne kadar tahribata uğradığı bilinmiyor. Taşımaların yanı sıra ‘restorasyon’ ve ‘sudan koruma’ adı altında tarihi Hasankeyf Kalesi betonla kaplanıyor.

    TARİHİ MAĞARA BETONA GÖMÜLDÜ

    Hasankeyf’te bugüne kadar yüzü aşkın mağara ‘restorasyon’ çalışması veya incelemeler yapılmadan iş makineleriyle betona gömüldü. Dev kepçeler ile kimi mağaralar yıkılırken bir çoğu da betona gömüldü. Binlerce yıllık tarihe sahip kimi mağaralar beton ile kaplandı, kentin en tanınan mağarası ise geçtiğimiz günlerde kepçelerle yıkılmasının ardından betona gömüldü.

    Yönetmen Atıf Yılmaz’ın 1974’te çektiği ‘Kuma’ filminden kalan ve sahnelerinin çekildiği mağarada, filmden kalan boş bir beşiğin konulmasıyla birlikte özellikle 2000’li yıllarda turist gezilerinde rehberler ve halk, mağaraya “Boş Beşik Mağarası” adını verdi. Tüm turist gezilerinde ziyaretçilerin uğradığı mağaranın tarihi tam olarak bilinmese de en az 10 bin yıllık olduğu tahmin ediliyor.

    REHBERLER MAĞARAYI ANLATMAYA DEVAM EDİYOR

    Yıkımlara ve taşımalara rağmen Hasankeyfli turizm rehberleri de, her fırsatta gelen ziyaretçilere, yıkım öncesini anlatan kitapçıklar vererek ilçeyi anlatmaya devam ediyor. Hasankeyfli rehberlerden Şehmus Turgay, tarihi mağaranın betona gömülmesinden büyük üzüntü duyduklarını söyledi. Tarihi mağaranın binlerce yıllık hikayesinin olduğunu; ancak bu hikayenin ömrü 50 yıllık bir baraj için yok edildiğini belirten Turgay, “Artık ne yapacağımızı bilmiyoruz. Doğduğumuz bu topraklardan çıkartılıyoruz ve bu kimseyi mutlu etmiyor” dedi.

    Küçüklüğünden bu yana mağarayı ve kenti, gelen ziyaretçilere anlattığını dile getiren Turgay, ömrü yettiği oranda da Hasankeyf’i, yıkım görüntüsüne rağmen herkese anlatmaya devam edeceğinin altını çizdi.

  • ‘Kaz Dağları’na, Artvin’e, Munzur’a, Hasankeyf’e sahip çık’-VİDEO

    ‘Kaz Dağları’na, Artvin’e, Munzur’a, Hasankeyf’e sahip çık’-VİDEO

    PİRHA – Mamak Platformu Girişimi, Hasankeyf’te yapılan Ilısu Baraj Projesine karşı sokağa çıkarak “Hasankeyf için geç değil. Yağmaya, talana ve ranta karşı Hasankeyf’e ses ver” dedi.

    AKA-DER, Alınteri, DAD, Devrimci Parti, ESP, HALKEVLERİ, HDK, HDP ve Partizan üyeleri, Mamak Tekmezar Hacı Bektaş Veli Parkı’nda bir araya gelerek Ilısu Baraj Projesinin iptali için basın açıklaması yaptı.

    “YAĞMA VE TALAN PROSESİ OLAN ILISU BARAJ PROJESİ İPTAL EDİLSİN”

    Basın metnini okuyan HDP Mamak İlçe Eş Başkanı Mustafa Akkaya “12 bin yıllık antik kent Hasankeyf’i, 199 köyü ve üstün biyoçeşitliliğe sahip Dicle Vadisi’ni sular altında bırakacak olan Ilısu Baraj Projesinde sona yaklaşıldı” diyerek projenin biran önce iptal edilmesi gerektiğini söyledi.

    Akkaya açıklamanın devamında şu ifadeleri kullandı:

    “20 yıldır bu projeye karşı çıkıp tepkilerini ortaya koyan yerel halk ve dünyanın çeşitli yerlerindeki gruplara, çevrelere, örgütlere rağmen bir yağma ve talan projesi olan Ilısu Projesi devletin çıkardığı yeni yasalarla kaynak yaratılarak projeye devam edilmiştir.

    “HASANKEYF’İN BARAJ ALTINDA BIRAKILMASI, KÜLTÜREL BİR SOYKIRIMDIR”

    Ilısu Projesi baştan sona yanlış ve yıkım getiren bir projedir. Devlet’in söylediği gibi yerellerdeki topluma sosyo-ekonomik yararı olacağı tamamen yalan ve aldatmacadır. Başta Hasankeyf olmak üzere Yukarı Mezopotamya bölgesinin önemli bir kültürel miras alanını sular altında bırakacağı gibi 80 bin insanı yoksulluğa sürükleyecek ve halen çok önemli bir biyoçeşitliliğe sahip olan Dicle Vadisi’nin yok olmasını beraberinde getirecektir. Bölgede yapılan diğer baraj projelerinde deneyimlendiği ve görüldüğü üzere Ilısu Barajı Projesi de sosyal, ekonomik, kültürel ve ekolojik kıyımlara neden olacaktır. Dicle Nehri ile bütünleşen kültürel ve doğal miras alanı olan Hasankeyf güvenlikçi ve temeli olmayan ekonomik çıkarlar sonucunda geri dönülemez çok boyutlu yıkımlara maruz bırakıldı.

    “UNESCO VE AİHM SESSİZ KALARAK ŞUÇ İŞLEMEKTEDİR”

    2017 yılından beri Hasankeyf’ten 7 kültürel varlığın doğal ortamlarından yapay alanlara taşınma işlemi yapılmıştır. Bu taşıma sürecinde kültürel varlıklar fiziki anlamda zarar görmüş ve yüz yıllardır taşıdığı anlamı kaybetmiştir. Proje kapsamında doğal vadi ve tarihi mağaralar milyonlarca metre küp dolgu ile doldurulmuş kayalar patlayıcılarla düşürülmüş ve restorasyon adı altında tahrip ve yok edilmiştir. 12 bin yıldır aralıksız bir şekilde birçok medeniyete ev sahipliği yapan tarih ve kültürle şekillenen tarihi Hasankeyf’in yıkımına dönük politikaların devamı olarak yeni diye tabir edilen fakat hafızası olmayan bir yerleşke inşa edilmiştir. Bu yerleşke ile ilgili yerel halkın yaptığı bütün itirazlar reddedilmiş ve yeni mağduriyetler yaratılmıştır. Suyun tutulması boşaltma ve göç ettirme için gerekçe olarak kullanılmak istenmektedir. Suyun  tutulmasıyla birlikte Dicle Nehrinin doğal ekosistemi yüzlerce kilometreler boyunca bozulacaktır. Hasankeyf’in dışında Yukarı Mezopotamya’da araştırmalara konu bile ol(a)mayan yüzlerce höyük ve antik yerler de kültürel soykırımın hedefindedir. UNESCO, belirlediği 10 kriterden 9’una sahip bir dünya mirası olan Hasankeyf’in yıkım ve talanına sessiz kalmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kültürel mirasın korunmasının İnsan Hakları Sözleşmesinin kapsamına girmediği yönünde karar vererek bu yıkım ve talana suç ortağı olmuştur.

    “HERKESİ HASANKEYF’E SAHİP ÇIKMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Hasankeyf için geç değildir. Bu dünyada inşaatı biten ve faaliyete geçmeyen baraj, nükleer santral ve başka projeler var. Oralarda son ana kadar mücadele etmiş  ve kazanımlar elde edilmiştir. Bizim de bu mücadeleyi başarıya ulaştırmamız için herkesi ve her kurumu yanımızda durmaya davet ediyoruz.

    “TARİHİN, KÜLTÜRÜN VE İNSANLIĞIN KATİLİ KAPİTALİST TALANA DUR DİYELİM”

    Elbette bir yağma, talan, yok etme, inkar ve hırsızlık düzeni olan kapitalizm ve devletinin Hasankeyf özelinden yapmaya çalıştığı doğa ve tarih katliamı ne ilk ne de son katliam olacaktır. Gökova’dan Akkuyu’ya, Kaz Dağları’ndan Artvin’e, Munzur’dan Hasankeyf’e kadar yaşamın, tarihin, insanlığın ve doğanın katili olan kapitalizm varlığını sürdürdüğü müddetçe bu katliam, yağma ve talan devam edecektir. Tarihlerimizin, kimliklerimizin, doğamızın katledilmediği bir dünya yaratmak için tüm halkımızı birleşik bir mücadeleye çağırıyoruz.”

    Basın açıklamasından sonra Yoldaşca Türküler grubundan Mustafa Ceylan’ın seslendirdiği  Munzur türküsünün ardından halaylarla etkinlik sonlandırıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • Ilısu Barajı’nda kapakların kapatılması ertelendi

    Ilısu Barajı’nda kapakların kapatılması ertelendi

    Hasankeyf ilçesini su altında bırakacak Ilısu Barajı’nın 10 Haziran’da kapatılması düşünülen kapakları, “test aşaması” ve “Irak Hükümeti’ne suyun bir süre daha kesilmeyeceğine dair güvence verildiği” için kapatılmadı.  

    Yapımı devam eden Ilısu Barajı nedeniyle 12 bin yıllık tarihe sahip Hasankeyf su altında bırakılacak. Barajda su tutulması halinde Hasankeyf’in yanı sıra Dicle Nehri boyunca 199 yerleşim yeri de su altında kalacak. Hasankeyf sakinleri için Raman Dağı eteklerinde yeni bir yerleşim alanı inşa edildi. Daha önce ilçede yapılan koordinasyon toplantısı ile yerleşim yerini boşaltma işlemlerinin 15 Mayıs ile 15 Haziran tarihleri arasında yapılacağı açıklandı. Ancak yeni yerleşim yerinin alt yapısı bitmediği için Hasankeyf’te ev boşaltma işlemleri yapılamadı.

    KAPAKLAR KAPATILMADI

    AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 31 Mart seçimleri öncesinde yaptığı konuşmada, Ilısu Barajı’nın yüzde 98’nin tamamlandığı ve 10 Haziran’da su tutulacağını açıklamıştı. Dün su tutulması beklenilen Ilısu’da ise baraj kapakları kapatılmadığı ve uzun bir süre daha kapakların kapatılmayacağı kaydedildi.

    Devlet Su İşleri (DSİ) yetkilerinden alınan bilgilere göre, Erdoğan’ın daha önce verdiği bu tarihe göre işlemler yapıldığını, ancak teknik olarak baraj kapaklarının kapanmasının mümkün olmadığı ifade edildi. DSİ yetkilileri, “Bu yıl aşırı yağışlar nedeni ile baraj alanında su seviye kotu 435’lere kadar ulaşmıştır. Şimdi ise 412’lere kadar indi. Kapağın kapatılması için ise kotun daha da düşmesi gerekmektedir” dedi.

    “BARAJ HALA BİTİRİLMEDİ”

    Başka bir DSİ yetkilisi ise, Hasankeyf’te dolgu ve taşıma işlemlerinin henüz tamamlanmadığını belirterek, Irak Hükümeti’ne daha önceki yıl suyun bir süre daha kesilmeyeceğine dair güvence verildiğini söyledi. Barajın halen bitirilmediğini kaydeden yetkili, barajın test aşamalarının da sürdüğünü ifade etti.

  • Sanatçılardan Hasankeyf için acil çağrı

    Sanatçılardan Hasankeyf için acil çağrı

    12 bin yıllık tarihe sahip olan Hasankeyf’in yapılacak olan Ilısu Barajı altında kalmaması için sanatçı ve aydınlardan Ekoloji hareketlerinin yaptıkları çağrıya destek geldi.

    12 bin yıllık tarihe sahip Hasankeyf’i, suları altında bırakması beklenen ve 50 yıllık ömre sahip olan Ilısu Barajı’nda 10 Haziran’da su tutulmaya başlanacak. Ekoloji hareketlerinin Hasankeyf’in sular altında kalmaması için yaptıklara çağrıya sanatçılardan ve aydınlardan destek geldi.

    Sanatçı Haluk Levent, “Çocuklarımız, torunlarımız bizi affetmeyecek” ifadelerini kullanırken, yazar Ahmet Ümit “Bu korkunç bir hatadır. Biran önce bu hatadan geri dönülmesi gerekmektedir. Hasankeyf’i korumak demek Türkiye’yi, çocuklarımızı korumak demektir. Ülkene sahip çık. İnsanlığa sahip çık” dedi.