Etiket: imam hatipler

  • Şarkıcı Gülşen tutuklandı

    Şarkıcı Gülşen tutuklandı

    PİRHA- İmam hatiplilere ilişkin söylediği sözler nedeniyle gözaltına alınan şarkıcı Gülşen, ‘halkı kin ve düşmanlığa sevk ettiği’ gerekçesiyle tutuklandı.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, geçtiğimiz nisan ayında verdiği bir konserde imam hatiplilere yönelik sarf ettiği sözleri nedeniyle şarkıcı Gülşen hakkında ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’ suçundan soruşturma başlattı.

    Gülşen’e, AKP, Diyanet ve kabineden de tepkiler geldi.

    Şarkıcı Gülşen, sabah saatlerinde evinden alınarak ifadesi alınmak üzere Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

    Gülşen, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube’de ifade verdikten sonra adliyeye götürüldü. Savcılıktaki ifade işlemlerinin ardından ise tutuklanması talebiyle nöbeti sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

    Talebi kabul hakimlik Gülşen’in tutuklanmasına karar verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • MEB’in bütçesinden en büyük payı yine imam hatipler aldı

    MEB’in bütçesinden en büyük payı yine imam hatipler aldı

    MEB’in Meclis’e sunduğu bütçe ve yatırım planları teklifine göre MEB’e ayrılan 125 milyar liralık bütçeden en büyük payı yine imam hatipler aldı.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) 2020 bütçesini ve yatırım planlarını içeren bütçe teklifi Meclis’e sunuldu. Eğitim için genel bütçeden 125 milyar lira ayrılırken, bütçenin yüzde 73’ü personel maaşları, yüzde 11’i ise personelin sosyal güvenlik giderleri için ayrıldı. Bakanlık bütçesinden büyük payı ise yine imam hatipler aldı.

    MEB’in gelecek yıllara ilişkin meslek liseleri için yapmayı planladığı yatırımlardaki artış da dikkat çekti. MEB’in merkezi yönetim bütçesinden geçen yıl aldığı yüzde 16.81 oranındaki pay, 2020’de yüzde 16.1’e geriledi.

    3 YILDA 30 MİLYARLIK BÜTÇE

    MEB bütçe teklifine göre, 2018’de 2 bin 899’u imam hatip ortaokulu olmak üzere toplam 4 bin 340 olan imam hatip sayısı, 2019’da 3 bin 535’i imam hatip ortaokulu olmak üzere 5 bin 138’e çıkartıldı. Bütçede “İmam hatip okullarından İslam dinini ana kaynaklarından öğrenen, milli, ahlaki ve manevi değerleri özümsemiş, insanlığa yararlı olma idealini ön planda tutan ve ahlaki değerleri önceleyen nesillerin yetişmesi öngörülmektedir. Bu nedene ülkemizde imam hatip okullarında her yönüyle donanımlı öğrencilerin yetiştirilmesi hedeflenmekte, bina, tesis, eğitim araç gereçleri ile modern çağın öngördüğü eğitim öğretim seviyesine yükseltilmesi zorunlu görülmektedir” denildi.

    Din Öğretimi Genel Müdürlüğü 2018’de başlangıç ödeneği 6.6 milyar TL olmasına karşın 7.7 milyar lira harcadı. 2019’da 8.6 milyar lira ödeneği olan MEB, din öğretimi için 2020’de 9.9 milyar lira bütçe teklif etti. Bakanlık 2021’de 10.6 milyar, 2022’de de 11.4 milyar lira bütçe takviminde bulundu.

    Anadolu, fen ve sosyal bilimler liselerinin bağlı olduğu genel ortaöğretim okulları için 2020’de 839 milyon lira yatırım planlayan MEB, din öğretimi okulları için yatırım planında da 2020 için 479 milyon lira, 2021 için 459 milyon lira, 2022 için de 489 milyon lira hedef belirledi. Mesleki ve teknik eğitim destek hizmetleri genel müdürlüğü için yatırım planı ise 1.9 milyar lira olarak dikkat çekti.

  • ‘Kurumlardaki dedeler ve başkanlar Alevi toplumuna sahip çıkmalı’-VİDEO

    ‘Kurumlardaki dedeler ve başkanlar Alevi toplumuna sahip çıkmalı’-VİDEO

    PİRHA- Günümüz eğitim sistemini değerlendiren Arnavutköy Cemevi Başkanı Yüksel Yılmaz, Alevi kurumlarının bu sistemi mitingler ve eylemlerle değiştiremeyeceğini belirtti. 

    Haberin Videosu

    İstanbul Arnavutköy Cemevi Başkanı Yüksel Yılmaz, günümüzdeki gerici eğitim sistemine ve Alevi çocukların imam hatiplere gönderilmesine ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Neredeyse tüm okulların imam hatiplere dönüştürüldüğüne vurgu yapan Yılmaz, derslerde Alevilere hakaret eden ve ayrıştıran öğretmenleri hatırlattı.

    Alevi çocuklarının imam hatiplere gönderilmesine de tepki gösteren Yılmaz, kendilerine ulaşan ailelerin Alevi kurumlarının onlara sahip çıkmadığı yönünde sitemler ettiklerini söyledi.

    Cemevlerindeki dedelerin, başkanların Alevi toplumuna sahip çıkması gerektiğinin altını çizen Yılmaz, “Kuşatılmış bir durumdayız. Acımasız bir şekilde Milli Eğitim bizi Diyanet’le birlikte harman gibi eziyor” dedi. Yılmaz, dedelere ve kurum başkanlarına şu çağrıda bulundu:

    “Cemevleri sadece cenaze ve kutsal günlerde hizmet veren kurumların dışına çıkmalı. Herkes bölgesinde toplumuna sahip çıkmalı.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Devlet okullarında ‘bağış’ krizi

    Devlet okullarında ‘bağış’ krizi

    Yeni dönem kayıtları için okullara giden aileler, bağış miktarlarından şikayetçi.

    Çocuğu ilkokula ve ortaokula yeni başlayacak anne-babalar, kayıt için gittikleri okullarda istenen yüksek bağışlardan muzdarip durumda.

    Bin liradan başlayan kayıt paraları, semte, okulun popülerliğine ve sağlanan olanaklara göre 25 bin liraya kadar çıkabiliyor. Kimi veliler, daha az öğrencili sınıf, daha iyi eğitim, daha çok fiziksel olanak umuduyla bu paraları ödüyor. Parası olan veliye “adrese kayıtlı” olsa da olmasa da kapılar açılıyor. “Öğretmen tercihleri” için de esktra para isteniyor. 5 bin lira veren veli çocuğunu istediği öğretmenin sınıfına kayıt yaptırıyor.

    Eğitim-Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, okullar arası, bölgeler arası eşitsizliğin, Türkiye tarihinde görülmemiş şekilde derinleştiğini vurgulayarak, “Adrese dayalı kayıt sistemi nedeniyle veliler adres bölgesinde okulların donanımı yetersiz ise adres dışındaki okullara çocuğunu kayıt etmek istemektedir. Adres dışında bulunan okullara kayıt sırasında da okul idarecileri tarafından velilerden yüklü kayıt paraları istenmektedir. Şu an memleketin her yerinde asıl gerçeklik; paran varsa o da yetmez paran kadar eğitimdir. Hükümet anayasaya aykırı bir şekilde kamusal eğitim sorumluluğundan vazgeçmekte ve suç işlemektedir” dedi.

    Cumhuriyet’ten Figen Atalay’ın haberine göre, Eğitim-Sen İstanbul 1 No’lu Şube Yürütme Kurulu üyesi Murat Durmuş, özellikle ortaokula kayıtta büyük bağışlar istendiğine dikkat çekerek, velilerin karşı karşıya kaldıkları durumları şöyle anlattı:

    “PARAN YOKSA İMAM HATİBE TESLİM OLACAKSIN”

    “Örneğin Zeytinburnu gibi çok sayıda imam hatip ortaokulunun bulunduğu semtlerde yaşayan veliler, laik, akademik eğitim istiyorlarsa çocuklarını Bakırköy, Ataköy, Yeşilköy gibi semtlerdeki ortaokula kayıt yaptırmak istiyor. Okullarda istenen bağışlar 5 bin liradan başlıyor 12-13 bine kadar çıkıyor. Paran yoksa imam hatibe teslim olacaksın. Geçen yıl bir okul 4 yıl için 20 bin lira istemişti velilerden. Okulların parası yok. Devlet okullarında ağırlıklı İngilizce eğitimi verilmiyor. Bazı okullar bunun için bir şirketle anlaşıyor. ‘Devletin vermediği dil eğitimini verdiğim için parayı buna harcıyorum, sosyal etkinliklere harcıyorum’ diyor. LGS’de İngilizce sorularında sıfır çeken 101 bin öğrenci var. Veli ‘bir soru bile doğru yapsa şu kadar öne geçecek’ düşüncesiyle bu parayı veriyor. Özellikle ilkokulda belli bir öğretmen tercih ediliyorsa ayrıca para isteniyor. Adrese dayalı sistemde ya 6 aylık fatura götüreceksin ya bağış vereceksin. Fatura varsa, gerçekten o adreste oturuyorsan o zaman 500 lira-bin lira arası isteniyor. Bağış süreci okul aile birliği üzerinden yürüyor ama müdür ve müdür yardımcılarının inisiyatifi dışında olamaz. Paran varsa adres, fatura sorulmadan kayıt yapılıyor.”

  • ‘Alevi imam hatip lisesinde İslami bir Alevilik öğretilecek’-VİDEO

    ‘Alevi imam hatip lisesinde İslami bir Alevilik öğretilecek’-VİDEO

    PİRHA- Alevi İmam Hatip Lisesi ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Avrupa Alevi Düşünce Derneği Genel Başkanı İsmet Abbasoğlu, bu okulda İslami bir Aleviliğin öğretileceğini ve burada yetişecek dedelerin de cemevlerinde verecekleri eğitimin bu minvalde olduğuna vurgu yaptı. 

    Süzer Holding’in sahibi Mustafa Süzer ve Sakine Tükek’in finansörlüğünü yaptığı Dosteli Yardım Eğitim Kültür Vakfı ile AKP hükümeti yöneticilerinin birlikte temelini attıkları Alevi imam hatip lisesi olarak da adlandırılan Özel Statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Proje Lisesi’nin geçtiğimiz ay açılışı yapıldı.

    İstanbul Halkalı’da Atakent Mahallesi 2. Etap Sakarya Caddesi üzerindeki yaklaşık 16 dönüm arazi üzerinde yapılan 600 öğrenci kapasiteli Özel Statülü Hacı Bektaş Veli Proje Lisesinin temeli, zamanın Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın da katıldığı törenle atılmıştı.

    42 derslikli okul bahçesinde cemevi, enstitü binası ve 240 kişilik öğrenci yurdu bulunuyor.

    Avrupa Alevi Düşünce Derneği Genel Başkanı İsmet Abbasoğlu, Alevi kurumlarının ve Alevi toplumunun tüm tepkilerine ve karşı çıkmalarına rağmen açılan okul ile ilgili düşüncelerini PİRHA’ya anlattı.

    YENİ NESİL DİPLOMALI DEDELER

    Dernek olarak inançsal çalışmalardan çok toplumsal çalışmalar yaptıklarını ifade eden Abbasoğlu, asli görevi camilere diplomalı imam yetiştirmek olan imam hatip liseleri gibi bu okulun da asli görevinin diplomalı Alevi dedeleri yetiştirmek olduğunu kaydetti. Abbasoğlu, şu noktalara dikkat çekti:

    “Normal bir müfredata uygun olan bir Anadolu lisesinin ibadethane veya uygulamalı ibadet dersi olur mu? Alevilik de olsa Sünnilik de olsa bu bizim hep karşısında durduğumuz şeydi. Ama Aleviler imam hatiplere verdikleri tepkiyi buna verebilecek mi? ‘İmam hatiplerin bu ülke için yararı var mıdır, yok mudur?’ tartışması yapılırken şimdi Alevilerin de bir okulu olsa ne olur? Bu liseden mezun olan çocuklar 2 yıl boyunca uygulamalı Alevilik eğitimi alıp uygulama yaptığında herhalde normal bir vatandaş olmayacaktır. Belki ilk mezunlarını verdikten sonra cemevleri yasal bir statüye erişecek. Ve devlet ‘Bu okuldan mezun olan ve dede sayacağımız kişiler gidip cemevlerinde bu işin kontrolünü ve yönetimini yapabilirler’ diye bir ibare sunduğu zaman bunu kabul etmeyen cemevlerinin kapatılması söz konusu olabilir mi? Bu süreci yaşayabilir miyiz? Evet yaşayabiliriz. Belki de hiç yaşamayabiliriz bu sadece kendi söylediğimiz bir şey olabilir. Ama bu amaç tehlikeli midir? Bazılarına göre tehlikeli, bazılarına göre tehlikesiz. Ama bence en önemlisi dedeler açısından çok sıkıntılı bir süreç çünkü yeni nesil dedeler ortaya çıkıyor.”

    “YENİ TREND ALEVİ İSLAM İNANCI”

    Yeni trendin ‘Alevi İslam inancı’ olduğunu söyleyen Abbasoğlu, Alevi imam hatip lisesinden mezun olacak çocukların cemevlerinde vereceği eğitimler ve hizmetlerin İslami yönde olacağına vurgu yaptı. Lisenin müfredatında öğretilecek olan Aleviliğin İslam inancından farklı olmayacağını dile getiren Abbasoğlu, müfredatta tasavvufi ve İslami değerlerin ön plana çıkacağını belirtti.

    “ALEVİLİK EĞİTİMİ OCAKLARDA VERİLMELİ”

    Alevilerin kendi okullarının hatta üniversitelerinin olması gerektiğini ifade eden Abbasoğlu, ancak bu okullarda Alevilik eğitimi verilmemesi gerektiğini, Alevilik eğitiminin Alevi ocaklarında olması gerektiğini kaydetti. Her Alevi ocağının kurumsal olarak kendini güçlendirerek bir dergah haline gelmesi gerektiğini aktaran Abbasoğlu, şunları söyledi:

    “Bektaşi dergahlarını önemsiyoruz. Fikirsel anlamda tersine göç Anadolu’da olabilir mi? Tekrardan Alevi ocakları, Alevi dergahları açılabilir mi? O ocaklarda yetişen dedeler sadece ocaktan kendisi yetiştirsin yani biz bunu diyoruz. Pir Sultan Abdal dergaha girdiğinde Haydar’dı, hamdı pişti Pir Sultan Abdal oldu ve bir felsefeye, bir amaca ulaştı ve o amaç uğurunda sadece Aleviler için darağacına gitmedi tüm insanlık için tüm haksızlıklar için gitti. Bunun önemli olduğunu düşünüyoruz. Dedelerin bu işi para pul için yapmamasının gerekli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü ötekinden bir farkının olmadığını o zaman anlamaya çalışıyoruz.”

    “BU LİSE ALEVİLİĞE KATKI SUNMAYACAK”

    Dedeliğin Allah tarafından verilen önemli bir miras olduğunu belirten Abbasoğlu, bunun ekonomik değerinin olmadığını düşünmek gerektiğini kaydederek son olarak şunları ifade etti:

    “İnançsal anlamda sadeliği savunan ve kutsaliyeti insan sayan tek inanç Aleviliktir. Biz bunu kaybetmeyelim. Bizim devasa kocaman kocaman liselerle, devasa güzel binalara ihtiyacımız yok. Güzel insanlara ihtiyacımız var. Bu lisenin biz çok önemli olmadığını düşünüyoruz. Yapan insanların belki kendilerine göre haklılıkları, düşünceleri vardır onlara sa saygı duyuyoruz ama toplumsal anlamda Aleviliğe çok katkı sunmayacağını düşünüyoruz. Bunun yerine keşke bu vakıf Alevi ocaklarının kurulması konusunda ön ayak olup bunu sağlayabilseydi ocak kendi dedesini kendi yetiştirebilirdi. Bir sürü ocaklar var. O ocaklar kendi içerisinde kurumsallaşıp inanç çalışmalarını da onlar yürütsünler. Bizim bir Alevi kurumu olarak ‘inanç çalışması yapmayalım’ dememizin sebebi de bu. 5 kişi, 7 kişi, 10 kişi bir araya gelip ‘bizce inancı böyle sürdürmek doğru’ ya da ‘dede bunu böyle yap’ demenin Aleviliğe ihanet olduğunu düşünüyorum. Aleviliğin kişisel gelişimi için katkı sunmamız gerekiyor. Gücümüz varsa bunu o noktada kullanalım. Bizim kendi felsefemize ve inanç mantığımıza uygun yaşamsal standartlarımızı geliştirirsek bence çok daha nitelikli olur. O zaman aracıya da aracı kurumlara da gerek yok. Dedeler gerekli. Dedeler bu kültürün nesilden  nesile gelişmesini sağlayan yegane etkendir, dedelere sahip çıkmamız lazım. Onun dışındaki tüm etkenlerin de çok doğru olmadığını Avrupa Alevi Düşünce Derneği olarak düşünüyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘İmam Hatip okulları eğitim sistemini çökertti’-VİDEO

    ‘İmam Hatip okulları eğitim sistemini çökertti’-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin giderek yaygınlaşan İmam Hatip okullarının Türkiye’de eğitim sistemini çökerteceğine dikkat çekti.

    Türkiye eğitim sistemini değerlendiren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, Ensar Vakfı ve diğer cemaatlerin eğitim sistemi içerisinde bulunmalarının eğitimi gerileteceğini belirtti. Ayrıca her yıl yeni bir eğitim kanununun çıkartılmasının eğitimde sürekliliği olumsuz etkilediğini ve eğitimin çöküntüye uğrayacağını kaydetti.

    “EĞİTİM SİSTEMİ YOK”

    Türkiye’de eğitim sisteminin olmadığını belirten Şahin: “Eğer Milli Eğitim Bakanı cemaatlerle ortak iş yapıyorsa oradan bir hayır gelmez” dedi. Çağdaş, aydın, eğitimci yetiştirecek bir okul kalmadığına vurgu yapan Şahin, günümüzdeki eğitimcilerin İmam Hatip mezunu olmalarını eleştirdi. İmam Hatip mezunu eğitimcilerin bilimsel bilgi konusunda yetersiz kaldıklarını kaydeden Şahin, “Teknoloji Bakanı İmam Hatipte okumuş bir adam. İmam Hatip okuyanlar teknolojiden, sağlıktan ne anlar” diye konuştu.

    CHP EĞİTİME EL ATAR MI?

    İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığını kazanan Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) “İstanbul’daki okullarda bir iyileştirme yapar mı, yaparsa ne şekilde yapar?” gibi sorulara da dikkat çeken Şahin, biran önce eğitimin düzeltilmesi gerektiğinin de altını çizdi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • İmam hatipler, devamsızlık ve yıl sonu başarısızlığında ilk sırada

    İmam hatipler, devamsızlık ve yıl sonu başarısızlığında ilk sırada

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın raporuna göre devamsızlık ve yıl sonu başarısızlığında başı çeken imam hatipler sanat, bilim, kültür ve spor hedeflerinde ise en geride kaldı.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın yayımladığı faaliyet raporuna göre imam hatipler devamsızlık ve yıl sonu başarısızlığında diğer okul türlerine göre başı çekti. MEB’in öğrencilerin sanat, bilim, kültür ve spor alanlarındaki faaliyetlerini artırmak alanındaki hedeflerinde de imam hatipler en geride kaldı.

    Cumhuriyet’ten Ozan Çepni’nin haberine göre MEB Strateji Geliştirme Başkanlığı tarafından hazırlanan ‘2018 Yılı İdari Faaliyet Raporu’ yayımlandı. Bakanlığın geçmiş 5 yıllık planı, yıllık hedefleri ve 2023 vizyonu kapsamında faaliyetlerin gerçekleşme oranları raporda yer aldı. Birçok alanda kendisini ‘başarılı’ bulan bakanlığın, yıllardır imam hatiplerde hedeflerini tutturamaması dikkat çekti.

    “BAŞARISIZ OKUL TÜRÜ”

    Bakanlık raporuna göre, imam hatipler devamsızlık, sosyal etkinliklere katılma ve kitap okuma hedeflerini tutturamadı. İmam hatipler bir tek yıl sonu başarı puanı ortalamasında bakanlığın hedefini tuttursa da o alanda da en düşük hedefe sahip ve ‘başarısız okul türü’ olarak dikkat çekti. Genel ortaöğretimde öğrencilerin yıl sonu başarı ortalaması 76 olarak tespit edilirken, ortalaması 66.7 olan meslek liselerinin de gerisinde kalan imam hatiplerin yıl sonu ortalaması 65.9’da kaldı.

    Bakanlığın bu göstergesinin altına ise “İmam hatip ortaokullarında dönem göstergelerinin gerçekleşmesi açısından değerlendirildiğinde başarılıdır. 2019 yılında imam hatip ortaokullarının yıl sonu başarı puanı ortalamasının yükseleceği tahmin edilmektedir. 2019’da Anadolu imam hatip liselerinde yerleştirme ve destekleme kursları kanalıyla yıl sonu başarı puanı ortalamasının yükseleceği tahmin edilmektedir” notu yer aldı.

    SANAT, KÜLTÜR, SPOR VE BİLİMDE EN GERİDE KALDI

    MEB’in öğrencilerin sanat, bilim, kültür ve spor alanlarındaki faaliyetlerini artırmak alanındaki hedeflerinde de imam hatipler en geride kaldı. Genel ilkokul, ortaokul ve lise türlerinde öğrencilerin sosyalleştirilmesi için hedeflerde yüzde 80’in üzerinde bir başarı sağlanırken, imam hatip liselerinde bu oran yüzde 65’e, imam hatip ortaokullarında ise yüzde 54’e kadar düştü. Gösterge tablosunun altına ise MEB, “İmam hatip ortaokulları dönem göstergelerinin gerçekleşmesi açısından değerlendirildiğinde ‘makul’ düzeyde bir gerçekleşme sağlanmıştır” notunu düştü. İmam hatip hedeflerinin çoğu bakanlık tarafından ‘makul’ olarak değerlendirildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Öğretmen Zeynel Kete: Her can evini bir eğitimhane haline getirmeli-VİDEO

    Öğretmen Zeynel Kete: Her can evini bir eğitimhane haline getirmeli-VİDEO

    PİRHA-KHK ile işinden ihraç edilen Şıh Çoban Ocağı mensubu öğretmen Zeynel Kete, eğitim müfredatının toplumu karşıtlaştırmak üzerine kurulduğunu söyledi. Kete, “Her can kendi evini bir eğitimhane haline getirip kültürünü çocuğuna vermelidir” dedi. 

    Yeni eğitim öğretim yılının başlamasıyla birlikte eğitimin dinselleştirilmesinin daha da artmasına ve eğitimin kalitesizleştirilmesine yönelik tepkiler de gelmeye devam ediyor.

    KHK ile işinden ihraç edilmiş olan Şıh Çoban Ocağı pirlerinden öğretmen Zeynel Kete, eğitim müfredatının toplumu karşıtlaştırmak üzerine kurulduğunu kaydetti.

    “ASİMİLASYON VE SOYKIRIM SÜRECİ”

    Müfredatta eğitimin “Bireyde istendik davranış değişikliği meydana getirme süreci” olarak tanımlandığını ifade eden Kete, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu tanım son derece mekanik, kendi içerisinde son derece dar ve belirli amaçlara hizmet den bir eğitim anlayışıdır. Neye göre istendik davranış, kime göre istendik davranış. Hangi öğrencinin ruh yapısına, kültürel yapısına, tarihsel arka planına göre istendik davranış? Yani bu bireyi makine haline getirip robotlaştırdıktan sonra buna belirli bir format atıp egemenlerin kendi çıkarları doğrultusunda bir davranış değişikliği meydana getirme sürecidir. Eğer bu sürece göre eğitim tanımlanırsa başlı başına bir asimilasyon ve soykırım sürecidir.”

    “BACASI OLMAYAN BİR FABRİKA”

    Alevi inancında eğitimin temelinde bilgelik olduğunu, bilgeliğin ise evrenle, bireyle ve toplumla yar olmak olduğunu kaydeden Kete, şunları ifade etti:

    “90 yıllık devlet anlayışına baktığımızda özellikle 1924 anayasasında 88’inci madde çok önemli bir maddedir. Bu madde makul vatandaşı tanımlamış. Bu maddeye göre makul vatandaş Türkçe konuşan, Türk olan, mezhebi Hanefi. Bütün müfredat bunun üzerine yoğunlaştırılmıştır. Devlet bütün ideolojik ve zor aygıtlarını bu tekçi zihniyet üzerinde oluşturmuş, bu yönüyle eğitim bir nevi devletin bu tekçi zihniyetini, ulus devlet anlayışını ayakta tutan bir karakol görevi görmektedir. Bu çerçevede eğitimde bireyde bir özgürlük arayışının meydana getirilmesi, farklı dillerin kültürlerin görünür kılınmasından ziyade toplumu karşıtlaştıran bir eğitim anlayışı vardır Türkiye’de. Böyle bir süreçle karşı karşıyayız. Çok kültürlü, bilimsel, sorgulayan aynı zamanda bu ülkenin çok kültürlü sosyoekonomik yapısını oluşturan insanların barışla birbirlerini kabul edebilecek bir ortamda yaşamı devam ettirebilecek bir eğitim anlayışı yoktur. Eğitim piyasalaştırılmıştır. Müfredat programı da bu piyasalaştırılma şeklinde oluşturulmuş ders kitapları, eğitim araç gereçleri bir bütün olarak şirket haline getirilmiş, piyasalaştırılmıştır. Bacası olmayan bir fabrikadır eğitim. Bu yönüyle ciddi bir maliyeti de vardır. Bu çerçevede belirli kişilerin elinde piyasalaştırılmış okullar özelleştirilmiş, öğretmen alımında kadrolaşma bitmiştir.”

    “BERABER YAŞAYAN CANLAR EĞİTİM SİSTEMİYLE DÜŞMAN HALİNE GETİRİLDİ”

    İmam hatiplerin Türkiye’de İslamiyetin içerisindeki demokratik İslam anlayışını yok ettiğine de değinen Kete, şunları dile getirdi:

    “İmam hatipler Türkiye’de İslamiyetin içerisindeki demokratik İslam anlayışını, islamiyetteki demokratik çizgiyi, toplumsal çizgiyi, muhalif çizgiyi görünür kılmaktan ziyade din nasıl egemenlerin elinde bir araç haline getirilir, egemenlerin kötülüklerini, iktidarını nasıl gizler bir hale getirilir bu yönüyle bir eğitim sistemine doğru gidildi. Başta Diyanet İşleri Başkanlığı imam hatipler ve eğitim kurumları bu ülkede bilimsellikten ziyade karşıtı nasıl keskinleştiririz haline getirildi. Bu eğitim sistemiyle beraber yıllardır bu toplumda beraber yaşayan canlar birbirlerinin düşmanı haline getirildi. Eğitim sisteminde iflas ettiklerinin en büyük örneği buydu. Kimse çocuklarını imam hatiplere göndermedi bu kesin. Ben yıllarca öğretmenlik yapmış ve sendika temsilciliği yapmış bir can olarak şunu söyleyebilirim ki imam hatiplere halk çocuğunu göndermiyor. Ama çocuklarını imam hatibe göndermek için sistemi ona göre ayarladılar. Bir seviye belirleme sınavı getirdiler, bir not aralığı getirdiler. Bu alınan not aralığının alt kısmında kalan öğrencilere tırnak içinde söylüyorum ‘onların ölçme değerlendirmesine göre çok akıllı olmayan öğrencilerdir’ ki biz öyle düşünmüyoruz bunları meslek liselerine gönderdiler. Meslek liselerinde amaç da imam hatip liseleridir.”

    “PİYASALAŞTIRILAN EKONOMİK ANLAYIŞA KARŞI ÖRGÜTLENİLMELİ”

    Kete, eğitim sistemine karşı emek, demokrasi, barış, insan hakları ve özgürlük mücadelesi veren bütün bileşenlerin bir araya gelip bu ülkede karşıtlık değil ülkenin çok kültürlü yapısını koruyan bir müfredat çerçevesinde mücadele etmeleri gerektiğini ifade etti.

    “Kendi çocuklarını bu tip eğitim kurumlarına gönderirken çocuklarını gözetlemeleri, kontrol etmeleri ve o piyasalaştırılan ekonomik anlayışa karşı ailelerin, aile birliklerinin, velilerin biraraya gelip örgütlenmeleri lazım” diyen Kete, sendikal tarzda okul aile birliklerinin ve veli derneklerini kurulup piyasalaştırmaya karşı yaşamın her alanında örgütlenmeleri gerektiğini vurguladı.

    “HER CAN EVİNİ BİR EĞİTİMHANE HALİNE GETİRMELİ”

    Alevilerin yıllardır temel hedeflerinin ortak vatanda eşit yurttaş olarak yaşamak olduğunu belirten Kete,  “Biz istiyoruz ki doğuştan kaynaklı haklarımız bize verilsin. Bu haklar şunlardır: Anadilde eğitim. Anadilde eğitim herhangi birisinden talep edilen bir hak değildir. Verilmesi gereken bir şey değildir. Doğuştan gelen bir haktır. Çünkü inancımıza göre farklılık Hakk’ın varlığının en büyük delilidir. Eğitimin piyasalaştırılmaması ve parasız olması gerekiyor. Bu yönüyle sosyal devlet anlayışı itibariyle bir haktır. Kamusal, bilimsel, laik, anadilde eğitimin olması lazım. Kamu emekçileri, bu ülkenin bütün demokratları Ankara Kızılay Meydanı’na, Ankara patlaması diye tarihe geçen o gar patlamasına ne için gittiler bilimsel, laik, demokratik, parasız, anadilde eğitim için gittiler. Bu sistemi zorlayacaktı. Ötekilerin talepleriydi. Bunu dillendirdik. Bunu sadece öğretmenler olarak değil ilk defa Türkiye’de seydası, piri, mürşidi, rayberi, şıhı bütün kesimler bu şiar etrafında birleşip Ankara’ya gittiler. Bu söylemlerimiz Ankara’da ölümle, zulümle, katliamla karşılık buldu. Ama mutlaka ve mutlaka çocuklarımıza kendi kültürleriyle, dilleriyle, inançlarıyla bir eğitimi bu kurumlarda zorlamalıyız. Bu olmuyorsa en azından her can kendi evini bir eğitimhane haline getirip bu kültürü çocuğuna vermelidir.”

    PİRHA/ADANA

  • Av. Kazım Genç: Şeriatçı eğitime karşı Alevi aileler dava açmalı-VİDEO

    Av. Kazım Genç: Şeriatçı eğitime karşı Alevi aileler dava açmalı-VİDEO

    PİRHA-Türkiye’deki eğitim sistemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) önceki genel başkanlarından olan Avukat Kazım Genç, Aleviliğin otantik yapısının korunması için cemevlerinde Alevilik derslerinin verilmesi gerektiğini söyledi. Genç, zorunlu din derslerine karşı hukuksal sürecin de sonuna kadar sürdürülmesini istedi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) önceki genel başkanlarından olan Avukat Kazım Genç, Türkiye’deki eğitim sistemi ve laiklik üzerine değerlendirmelerde bulundu. “İçinde Alevilerin de olduğu sol ve sosyal demokratların yıllardır alanlarda attıkları bir slogan var ‘Türkiye laiktir laik kalacak.’ Bu AKP öncesi de vardır, AKP sonrası da var. Bu büyük bir yanılgı” diyen Genç, Türkiye’nin temel yasası olan anayasasıyla bile laik olmadığını vurguladı.

    “LAİKİZ ALGISI YARATARAK BİLDİKLERİNİ YAPTILAR”

    Genç, şöyle konuştu:

    “Yani anayasanın ikinci maddesi devletin ilkelerini sayıyor. Bu ilkeleri sayarken birincisini laiklik olarak sayıyor. 4. maddesi ve 2. maddesinde söylenen devletin temel niteliklerinin değişemeyeceğine ilişkin madde değiştirilmesinin dahi teklif edilemeyeceğini yazıyor. Yani laikliği ve laikliğin değişemeyeceğini güvence altına alıyor 2. ve 4. maddeyle. Ama geliyor 24. maddeyle daha kültür nedir, ne demektir bunu algılamaktan yoksun, 9, 10 yaşındaki çocuklara din kültürü adı altında din eğitimi veriyor. Bu da yetmiyor 136. maddeyle İslam dinini geliştirip korumak için Diyanet İşleri Başkanlığı oluşturuyor.”

    Bütün bunların hepsi yan yana getirildiğinde ülkenin zaten laik olmadığını ancak iktidarın laikiz algısı yaratarak bildiklerini yaptıklarını ifade eden Kazım Genç, “O dönemlerde zaten çok yoğun imam hatipler açılmadı mı? Liselerin ortaokul bölümleri imam hatip haline getirilmedi mi? Yani bugün bir bütün olarak gelip devletin ve ülkenin tepesine çökmüş olan AKP şeriatçı zihniyetinin temelleri 1960’larda, 70’lerde açılan imam hatipler ve onların ortaokul bölümleriyle sağlanmadı mı?” şeklinde ifade etti.

    “HER ALANI DİNSEL RİTÜEL HALİNE GETİRDİLER”

    Anadolu’nun yasaklı inancı olan Aleviliğin korunması gerektiğini ve Anadolu’nun hem inancı, hem kültürü, hem felsefesi, hem yaşam şekli olarak sahip çıkılması gerektiğini ifade eden Genç, Aleviliği şeriatçı devletin korumasının mümkün olmayacağını bunu yapacak olanın Alevi toplumu ve Alevi örgütleri olacağını da ekledi.

    Cemevlerinde Alevilik dersleri verilmesi gerektiğine dikkat çeken Genç, “Zorunlu din dersine karşı açılan ve kazanılan davalara rağmen ki Hasan Zengin Türkiye davasının 2007’de kararını aldık hala devlet uygulamıyor. Biz bununla Anayasa’nın 24. maddesindeki din dersi uygulamasının kalkacağını düşünürken değişik değişik seçmeli olarak yeni dersler koydukları gibi eğitimin her alanında edebiyatta, müzikte, hayat bilgisinde, Türkçe’de dini ritüelleri yükleyerek her alanı dinsel ritüel haline getirdiler. Şimdi bu nedenle bizim Anadolu’nun yasaklı inancı olan Aleviliği koruyup, kollayıp o mistik ve otantik haliyle kalmasını sağlayabilmemizin tek bir yolu var cemevlerimizde devlet okullarında müfredatta verilmiş olan dinsel eğitimden farklı olarak Alevi inancını öğretmemiz gerekiyor.” dedi.

    “HUKUKSAL SÜREÇTE SONUNA KADAR GİDİLMELİ”

    Zorunlu din derslerine karşı hukuksal sürecin sonuna kadar denenmesinin önemine de dikkat çeken Genç, sözlerine şöyle devam etti:

    “Aleviler bu konuda korkaklar. Korkak davranıyorlar. Niye çünkü kendileriyle ilgili bir şey değil çocuklarıyla ilgili bir şey. Burada arkadaşlarımız var. Onların da çocuklarıyla ilgili davalarını ben yürüttüm birkaç kişinin. Mesela bir çocuğumuzla ilgili davada artık yürütmeyi durdurma kararı aldık diye çocuk din dersine girmiyordu. Arkadaşları dediler ki ‘Ali sen gavur mu oldun?’

    “DİN DERSİNE GİRMEDİĞİ İÇİN ŞERİATÇI ÖĞRETMENLER ZAYIF VERDİ”

    Bir başka çocuğumuzda gene yürütme durdurma alıp derse girmediğinde çok zeki olan bu çocuğun beden eğitimi, müzik, resim gibi beceri dersleri birinci dönem 5’ti. İkinci dönem o şeriatçı öğretmenler tarafından 1’e, 2’ye düşürüldü. Çocuklarla ilgili olduğu için velilerimiz çocuklarımızın bu tür sıkıntıları yaşamaması için tabiri belki ağır gelebilir ama korkak davranıyorlar. Oysaki bizim bu konuda çocuklarımızın geleceği için cesaret göstermemiz lazım. Bir dava yürütmek lazım.

    İkincisi okulda öğretilen din kültürü ve ahlak bilgisi dersiyle ilgili velilerimiz çocuklarına ‘Bu matematik, Türkçe gibi senin öğrenmen gereken ve sınıfını geçmen gereken ve üniversiteye girerken bu konuda çıkacak sorulara cevap vermen gereken bir dersten ötesi değil. Bunu bil yeter.’ Tabi eğitim o kadar yoz ve bağnaz olarak veriliyor ki çocuğa okulda öğretilen ‘kadının eli sıkılmaz.’ Eve gelip diyor ki ‘Bize dediler ki  bir kadın elini sıkma.’ Bunlardan korumak lazım çocuğu. Yani çocuk Alevilikle şeriatçı bağnaz bir eğitim olan Sünni eğitimin arasına sıkışıp travma yaşamamalı. Bu travmadan da çocuklarımızı korumak zorundayız.   (HABER MERKEZİ)

  • Okullarda laiklik karşıtı faaliyetler artıyor; imam hatiplerde cihat çağrısı yapıldı

    Okullarda laiklik karşıtı faaliyetler artıyor; imam hatiplerde cihat çağrısı yapıldı

    Ensar Vakfının imam hatip liselerinde dağıttığı ‘İmam Hatiplilik Şuuru’ kitabında ‘islamlaşma hareketi’ için açıkça cihat çağrısı yapıldı.

    Evrensel’de yer alan haberede, Ensar Vakfı, Ankara’da bulunan imam hatip liselerinde dağıttığı “İmam Hatiplilik Şuuru” kitabıyla öğrencilere İslamlaşma hareketi için örgütlenme çağrısı yaptı.

    “Şu yılların kıymetini bilmeliyiz” denilerek imam hatiplilerin kendilerine sunulan imkanlara dikkat çekilen kitapta, “İslam Devleti mücadelesi için” “can dahil” fedakarlık yapacak bir tabana ihtiyaç duyulduğu ifadeleri yer alıyor.

    Karaman’daki yurtlarda 10 çocuğa yönelik cinsel istismarla gündeme gelen Vakıf, imam hatip okullarında da siyasi faaliyet yürütüyor. Temmuz ayında Milli Eğitim Bakanlığı ile protokol imzalayan Vakfın Ankara’daki imam hatip okullarında dağıttığı kitap, Ensar Vakfına ait Ensar Neşriyat tarafından basılan ve Yeni Şafak Gazetesi Köşe Yazarı Prof. Dr. Hayreddin Karaman’ın yazdığı “İmam Hatiplilik Şuuru” kitabı.

    “İMAM HATİPE LAYIK OLMAYAN ÖĞRETMEN HAİNDİR”

    Öğrencilere İslam davası için Ensar Vakfının neler yapacağı, imam hatip liselerinin nasıl kullanılması gerektiği açıklanan kitapta, “İmam hatip mektebine layık formasyon almamış öğretmenler var. Gitsin portakal limon satsın. Orada naehil (ehil olmayan) olan bir kimsenin işi yoktur. Eğer imam hatip mektebine layık olmadığı halde orada öğretmenlik yapıyorsa haindir. Ama yapıyor” deniliyor.

    “CUMHURİYETİ KURANLARIN PROGRAMINDA ENSAR YOKTUR”

    Kitapta Ensar Vakfının ne yapmak istediği de şöyle anlatılıyor:

    “Ensar Vakfı ne yapmak istiyor? O ilk Osmanlı aşireti gibi halka halka büyüyerek, gelişerek, derelerden göller, onlardan da barajlar deryalar oluşturarak neyi sulamak istiyor? Bizi biz yapan değerlerimiz var. Halkımızın büyük ekseriyeti yani okumamış olanlar o değerlerin farkındalar. Onlar o değerlerin taşıyıcısı oldukları içindir ki biz varız. Ankara’da Ensar toplantısında yaptığım bir konuşmada şöyle demiştim: Cumhuriyeti kuranların programında Ensar nesli yoktur. Ensar nesli yani bizi biz yapan değerleri ihya edecek, onunla bugün yeniden var olacak ve o kimlikle dünyanın karşısına çıkıp ben yirminci asrın Müslümanıyım, bu çağa damgasını vuracak nesilim, toplumum, kültürüm, medeniyetim…”

    Karaman, kitabında bilimi de yok sayarak “İlimler ne kadar ilerlerse ilerlesin, insanın aklı ne kadar gelişirse gelişsin, insanlar teknolojiyi hangi boyuta götürürse götürsünler insanların Allah’tan müstağni olamayacaklarını söylüyoruz” diyor.

    ENSAR’IN AMACI TÜRKİYE’Yİ İSLAM DEVLETİ YAPMAKMIŞ!

    Karaman, Türkiye’nin bir İslam devleti taslağı olduğunu söylediği kitabında şöyle diyor:

    “Her zaman söylüyorum; evvela İslam Devleti’ni nefsinizde ve şahsınızda ilan edememişseniz bu fertlerden bir güç, bir taban oluşturamamışsanız o ülkede İslam olmaz, o devlet de -siyasi anlamda- İslam Devleti olmaz, İslam Devleti’nin taslağı olur, aldatmacası olur. İmam Hatip liseleriyle biz Ensar olarak, Allah bundan sonra ne kadar fırsat verirse inşallah yaşadığımız müddetçe verir, inşallah Türkiye’yi hedeflediğimiz noktaya getirinceye kadar verir, ondan daha kısa fırsat verirse o verdiği fırsat için de biz Ensar topluluğu olarak bu okullara sahip çıkarsak, yaşatabildiğimiz kadar yaşatır, iyileştirebildiğimiz gibi iyileştirir, mesela on yıl daha sayılarını da arttırarak buraya talebe alır buradan çıkarırsak, bir milyon insan daha imam hatipe girmiş çıkmış olur.”

    “İSLAMLAŞMA HAREKETİNİ PLANLI YAPMALIYIZ”

    “Biz elimizdeki altın fırsatları değerlendiremiyoruz” diyen Karaman, bu fırsatların devam etmeyeceğini söylüyor. Karaman kuracakları teşkilatı ve örgütlenme tabanını da şöyle açıklıyor:

    “Şu yılların kıymetini bilmeliyiz. Elimizde bu kadar okul var, bunları ıslah etmeliyiz. Sadece kapanmasını önlemek yetmez, sayılarını yükseltmek yetmez, keyfiyete yönelmeliyiz. Ayrıca mezunları teşkilatlandırmalıyız ve güçlü bir tabanımızın olması için tabana gidip, Müslüman insanlara gidip bir takım denenmiş usulleri, metotları kullanarak onlarla bütünleşmeliyiz ve İslamlaşma hareketini artık planlı programlı başlatmalıyız.”

    “YENİ ŞAFAK GAZETESİNİ OKUYUN, OKUTUN”

    İHL öğrencilerine Yeni Şafak gazetesinin faaliyetlerinde kullanmaları gerektiğini anlatan Karaman, “Bu Yeni Şafak Gazetesi’ni okuyun arkadaşlar. Bu Yeni Şafak Gazetesi Ensar’ın gazetesidir. Haberiniz olsun yani. Bu gazeteyi okuyup okutmak durumundayız” ifadeleri ile “İslam’ın ve İslamcı yaklaşımın gazetesidir” dediği Yeni Şafak’ın okunmasını istiyor.

  • Ankara PSAKD Başkanı Üngörmüş: Ne olursa olsun değişmeyen tek şey yolumuzdan dönmeyeceğimizdir

    Ankara PSAKD Başkanı Üngörmüş: Ne olursa olsun değişmeyen tek şey yolumuzdan dönmeyeceğimizdir

    PİRHA – Olağan Genel Kurulda yeniden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ankara Şube başkanlığına seçilen Ali Üngörmüş, kaleme aldığı yazıda mücadeleye devam edeceğini vurguladı.

    Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ankara Şube’nin 13. Olağan Genel Kurulu’nda yeniden başkan seçilen Ali Üngörmüş bir yazı kaleme aldı.

    “FARKIMIZI ORTAYA KOYUYOR”

    Yazısında Pir Sultan örgütlülüğüne ve duruşuna yakışır bir şekilde çalışmalarına devam edeceğini belirten Üngörmüş, “Mücadelemizin bir dönemecinden daha geçiyoruz. Ve ne güzeldir ki kendi örgütlülüğümüzle, kendimiz seçimlerimizi yaparak mücadelemizi büyütüyoruz. Birileri istedi diye başkanlar değişmiyor. Sırf kişisel hırslara yenik düşerek belediye başkanlarının değiştirildiği, tek adamın ağzından çıkanın hadis sayıldığı bir ülkede kendi üyelerimiz akılları ve yüreklerindeki inançla karar veriyorlar. Demokrasiyi öncelikle kendi içimizde yaşıyoruz. Bu bile bizim farkımızı ortaya koyuyor” şeklinde ifade etti.

    “ÇOK ÖRGÜTLÜ DAVRANIYORLAR”

    “Bizim felsefemizde eşitlik var, özgürlük var, hak var, hukuk var, adalet var” diyen Üngörmüş, eğitim müfredatına, zorunlu din derslerine, imam hatip okullarının sayısının artmasına ve kadınlara yönelik saldırılara değinerek ülkede karanlık günler yaşandığını kaydetti. Üngörmüş şunları belirtti:

    “Onların yaptığı gerici, yobaz hamleleri tek tek saymaya çalışsak sayfalar dolusu örnekler verilebilir. Onlar karanlık düşüncelerini egemen kılmaya çalışıyorlar. Bunun içinde her türlü saldırganlığı meşru görüyorlar. Bir gecede çıkarttıkları kararnamelerle muhalif insanları işsiz bırakıyorlar. Bir torba yasayla hayatı vergilerden ibaret hale getiriyorlar. Eğitim, sağlık, ulaşım , barınma gibi en temel haklarımızı bile dinsel kurallarla şekillendirmeye çalışıyorlar. Yaptıkları bütün faaliyetler, aldıkları bütün kararlar belirli bir bütünlük halinde yapılıyor.
    İşsizlik, yoksulluk, kan, şiddet, savaş hepsi iktidarlarını korumak için kullandıkları argümanlar. Ve bunu yaparken çok örgütlü davranıyorlar. Yasaları, yargıçları, polisleri, patronları hepsi birlikte yapıyorlar. Niye peki? Sistem devam etsin daha çok zenginleşsinler sömürü daha çok artsın diye. Kimse muhaliflik yapmasın istiyorlar. Onlar bu hamleleri yaparken halkımız camilerde, tarikat yurtlarında, gerici kurumlarda onların istediği dinsel kurallarla uğraşsın. Ses etmesin istiyorlar. Zaten ses çıkaranlara, karşı duranlara da en sert şekilde müdahale ediyorlar ve baskı uyguluyorlar.”

    “BİZ ALEVİLER NE YAPIYORUZ?”

    “Biz Aleviler ne yapıyoruz?” sorusunun Pir Sultan örgütlülüğünün ve Alevi öğretisinin önemini ortaya çıkardığını vurgulayan Üngörmüş, şunları kaydetti:

    Onlar kadınları 2. sınıf vatandaş haline getirmeye çalışırken, şort giydi diye saldırırken, kara peçelere mahkum ederken biz eşit söz hakkı diyoruz. Kadınların hayatın yaratıcısı olduğunun altını çiziyoruz. Çünkü bizim felsefemiz bu.

    Onlar zorunlu din dersleriyle, sürekli değiştirdikleri sınav sistemiyle çocuklarımızı İmam hatiplere mecbur kılmaya çalışırken, kuran kursları ve Ensar gibi vakıflarıyla gericiliğe mahkum ederken biz kendi semahlarımızla, öğretimizle, kültürümüzle aydınlık düşünceli bireyler yetiştirmeye çalışıyoruz. Bunun için kurslar açıyoruz. Eğitim fırsatları sunuyoruz. Gençlerimize sahip çıkıyoruz.

    Onlar laikliği ortadan kaldırmaya çalışırken biz aydınlık bir ülke mücadelesini büyütüyoruz. Her sene 2 Temmuz’da canlarımızı anarken, 33 canımıza verdiğimiz sözümüzü, eşit, özgür bir ülke hayalimizi daha çok insana ulaştırmaya çalışıyoruz. Çünkü biz Aleviler, gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan bir ülke istiyoruz. Çünkü biz Aleviler, eşit yurttaşlık hakkının en temel hak olduğunu biliyoruz ve bunun için mücadele ediyoruz.  Çünkü biz Aleviler toplumsal duyarlılığı yüksek insanlarız. Haksızlıklara karşı boyun eğmez, mücadele ederiz. Bu bizim öğretimizin temel unsurudur.

    “DEVAM EDECEĞİZ”

    Görev yaptığı 2 yıllık süreçte mevcut yönetim olarak Pir Sultan bayrağını toplumsal platformda hak ettiği yere taşımak için çalıştıklarını vurgulayan Üngörmüş, “Devraldığımız bayrağı en yüksek noktaya taşımak için elimizden ne geldiyse yaptık. Dostlukla, imeceyle, inançla ve kararlılıkla bu dönemde yapmaya da devam edeceğiz. Ne olursa olsun değişmeyecek tek şey yolumuzdan dönmeyeceğimizdir” şeklinde ifade etti. (HABER MERKEZİ)

  • AKA-DER Başkanı Demir: Çocuklarımızın geleceği için direnmekten başka yol yok

    AKA-DER Başkanı Demir: Çocuklarımızın geleceği için direnmekten başka yol yok

    PİRHA- AKA-DER Genel Başkanı Semra Demir, gerici eğitim sistemine karşı Alevi Bektaşi Federasyonu ve Eğitim-Sen öncülüğünde 17 Eylül Pazar günü İstanbul Kartal Meydanı’nda yapılacak mitinge neden katılacaklarını PİRHA’ya anlattı. Demir eğitimde eşitlik yalanıyla köklü devlet okullarının proje okul haline getirildiğini, iktidarın Ensar Vakfı gibi vakıflarla protokoller imzaladığını ve biat edecek nesillerin yetiştirilmesinin amaçlandığını söyledi. Demir, tüm bu uygulamalara karşı 17 Eylül’de alanlarda olacaklarını söyledi. 

    AKA-DER Genel Başkanı Semra Demir, 17 Eylül’de İstanbul Kartal’da gerici eğitim müfredatına karşı yapılacak olan mitinge neden katılacaklarını PİRHA’ya anlattı.

    “DEVLET OKULLARI PROJE OKUL İLAN EDİLİYOR”

    Demir, baştan aşağıya çürüyen sistemin sarayın yağma ve talanına ses çıkartmayacak, her türlü haksızlığa boyun eğecek, sarayın saltanatı için canını verebilecek nesiller yetiştirmek için eğitimi kullandığını belirterek şunları ifade etti:

    “Son dönemde yapılan düzenlemeler ile müfredattaki son bilim kırıntıları, evrim gibi konular müfredat dışına çıkartılmakta, aydınlıktan, bilimden, insani değerlerden yana olan öğretmenler gece yarısı KHK’leri ile ihraç edilmekte, eğitimde ‘eşitlik’ yalanıyla köklü devlet okulları ‘proje okul’ ilan edilmekte, niteliksizleştirilmekte, özel okul piyasasının önündeki engeller ortadan kaldırılmaktadır.”

    “İKTİDAR ENSAR VAKFI İLE PROTOKOL İMZALADI”

    İktidarın muhalif basın yayın kuruluşlarını KHK’lerle kapatarak halkın haber alma hakkını engellediğini söyleyen Demir, “Ensar Vakfı ile -ki geçtiğimiz mart ayında vakfa ait Karaman’daki yurtta kalan 45 çocuğa tecavüz edildiği ortaya çıkmış, vakfa ait Rize ve Çorum’daki yurtlarda kalan çocukların da sistematik olarak kötü muameleye ve cinsel istismara maruz kaldığı gün yüzüne çıkarılmıştı- protokol imzalayarak devlet okullarına girmesinin de önünü açmıştır” dedi.

    “DEĞERLER EĞİTİMİ ADI ALTINDA ‘NASIL KAFA KESİLİR’İ ÖĞRETİYORLAR”

    Semra Demir, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Diyanet İşleri’yle imzaladığı protokollerle yandaş tarikatlar ve vakıflar aracılığıyla okullarda verdiği değerler eğitiminin yeni müfredatın tamamına eklendiğini belirtti. “Değerler eğitimi adı altında çocuklarımıza öğretilmeye çalışılan şey ise kul hakkı nasıl çalınır, çocuk istismarcıları ve katilleri nasıl korunur, kadın cinayetleri nasıl olağanlaştırılır, kadının kahkahası ve kıyafetiyle nasıl uğraşılır, işçi cinayetlerinin ardından hangi fetva verilir, cihat için nasıl kafa kesilir” diyen Demir, imam hatiplerin yaygınlaştırılarak bilimsel bilginin müfredat dışı bırakıldığını, biat edecek nesiller yetiştirmenin amaçlandığını kaydetti.

    17 EYLÜL MİTİNGİNE ÇAĞRI

    Parası olanın özel okullara, olmayanın ise imam hatiplere mecbur bırakılmaya çalışıldığının altını çizen Demir, tüm bu uygulamalar karşısında çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmak için direnmekten başka yol olmadığını belirterek, 17 Eylül’de Kartal’da yapılacak olan mitinge katılım çağrısı yaptı. Demir şunları ifade etti:

    “Özgür, bilimsel eğitim için, ana dilde eğitim için, halklar ve inançlar üzerindeki ayrımcılığa son verilmesi için, OHAL gerekçesiyle bir gecede ihraç edilenler, bilimden yana öğretmenler, akademisyenler ve kamu görevlileri için, Nuriye ve Semih için 17 Eylül’deki mitingde olacağız ve herkesi bize dayatılanlara karşı mücadele etmek, taleplerimizi dile getirmek için Kartal’a çağırıyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • HBVAKV Çorum Şubesi’nde ‘Hak ve adalet arayışı ile eğitim sistemindeki gericileşme’ paneli

    HBVAKV Çorum Şubesi’nde ‘Hak ve adalet arayışı ile eğitim sistemindeki gericileşme’ paneli

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şubesi’nin gençlere ve çocuklara yönelik hazırladıkları yaz okulu etkinlikleri kapsamında cemevinde yapılan panelde konuşan CHP Ankara Milletvekili ve CHP PM Üyesi Yaşar Seyman, Türkiye’deki adalet anlayışını ve iktidarın eğitim sisteminde yaptığı değişiklikleri değerlendirdiler.

    HBVAKV Çorum Şubesi çocuklara ve gençlere yönelik düzenlediği yaz okulu etkinlikleri kapsamında cemevinde “Hak ve adalet arayışı ile eğitim sistemindeki gericileşme” konulu bir panel düzenledi. Erol İpek’in moderatörlüğünü yaptığı panelde konuşmacılar CHP Ankara Milletvekili Necati Yılmaz ve CHP PM Üyesi Yaşar Seyman’dı.

    Panelde ilk sözü Necati Yılmaz’a veren Erol İpek, Yılmaz’a adalet hakkında neler söyleyebileceğini sordu. Necati Yılmaz “Ne konuşuyorsak hak ve adalet temelinde. Eğitim de bu hak ve adalet kavramının içindedir.” dedi.

    “BÜTÜN TOPLUMSAL KESİMLER SAHİP ÇIKMALI”

    Kılıçdaroğlu’nun, Ankara Güvenpark’ta elinde bir dövizle Adalet Yürüyüşü’ne başladığını ve sadece adalet dediğini belirten Yılmaz, bu dönemde herkesin adalete ihtiyacı olduğunu ve Çanakkale’de herkesin duygularını birleştirerek bir kurultay yaptıklarını söyledi.

    “Bu kurultayda Çanakkale’de o anlamlı mekanın enerjisinden de faydalandık” diyen Yılmaz, Adalet Kurultayı’nda herkesin adalet eksenli ihtiyaçlarını dinlediklerini belirten Yılmaz burada çalışma hayatına dair, emekçilere dair, inançlara dair çalıştaylar yapıldığını anlattı. Bu çalıştayların bundan sonra da devam edeceğini vurgulayan Yılmaz, ama bu çalıştayların sadece CHP’nin yaptığı çalıştaylar olmaktan çıkması gerektiğini, bütün toplumsal kesimlerin bu çalıştaylara sahip çıkması gerektiğini belirtti.

    “EĞİTİM SİSTEMİNİ DEJENERE ETTİLER”

    Cumhuriyetin hala yıkılmadığını, 2019’da AKP’nin büyük bir rövanşa hazırlandığını söyleyen Yılmaz, Cumhuriyeti yıkmak ve yeni paralel devletlerini ilan edebilmek için 2019 seçimlerini beklediklerini kaydetti. Eğitimle ilgili konulara değinen Yılmaz, şunları ifade etti:

    “Bu eğitim müfredatı AKP devletinin müfredatıdır. Dinci referanslarla getirdikleri eğitim müfredatından Atatürk’ü siliyorlar. Bunların iktidarı boyunca her milli eğitim bakanı değiştiğinde eğitim sisteminde yaptıkları değişikliklerle sistemi bozdular, dejenere ettiler. Kendi gerici ve dinci referanslarını çocuklarımıza cihatçılıkla birlikte öğretiyorlar. Çocuklarımızı dindar ve cihatçı bir nesil olarak yetiştirmeye çalışıyorlar.”

    “BİRLİKTELİK KORUNMALI”

    Yılmaz, yıllar içinde bütün eğitim kurumlarının imam hatipleştirilerek imam hatiplerin merkeze alındığı bir eğitim sistemi kurduklarını söyledi. Referandum sonuçlarına da değinen Yılmaz, referandumda aslında Hayır çıktığını vurguladı. Darbe koşullarında yaşadığımızı vurgulayan Yılmaz, ülkede sivil bir darbe gerçekleştirildiğini kaydetti. Referandum sürecinde Hayır cephesinde oluşturulan birlikteliğin korunması gerektiğine vurgu yapan Yılmaz, CHP olarak birbirlerine AKP’den daha fazla karşı olanları bir araya getirdiklerini, HDP, MHP ve CHP’yi bir arada tutmak gerektiğinin altını çizdi.

    Yılmaz’ın ardından söz alan Yaşar Seyman, Cumhuriyetin eseri bir kadın olarak katıldığı her yerde gördüğü coşkuyu ve olayları göze alarak “Koş Yaşar koş diyorum kendime” dedi. Hacı Bektaş Veli’nin “Çocuklarınızı okutun” sözlerini hatırlatan Seyman, Atatürk’ün kadın haklarını verirken Hacı Bektaş felsefesinden feyz aldığını kaydetti.

    SADECE TÜRKİYE’DE DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KONUŞMAK ZORUNDA KALIYORLAR

    Türkiye’yi İslam ülkelerinden ayıran tek farkın laiklik olduğunu söyleyen Seyman, cumhuriyet olmasa burada konuşamayacağını belirtti. Açlık grevinde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya değinen Seyman, Nuriye ve Semih’in hak aradıkları için işlerinden ihraç edildiklerini, ‘terörist’ diye cezaevine konduklarını vurguladı.

    Uluslararası PEN Birliği’nin Ankara temsilcisi olduğunu ifade eden Seyman, 2 yıl önce Türkiye’ye gelen PEN başkanının Dünyanın her yerinde öykü ve edebiyat konuştuklarını sadece Türkiye’ye geldiklerinde düşünce özgürlüğünü konuşmak zorunda kaldıklarını söylediğini ve bunun çok acı olduğunu vurguladı. Seyman, örgütlenmenin önemine de dikkat çekti.

    Hacı Bektaş anma etkinliklerine bütün cumhurbaşkanlarının gittiğini bir tek 15 yıllık iktidarı boyunca Recep Tayyip Erdoğan’ın gitmediğini belirten Seyman, Erdoğan’ın bu tavrıyla toplumu ayrıştırdığını kaydetti.

    Panelin ardından panelistler katılımcıların sorularını yanıtladı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Pir Mehmet Yüksel: Şeriata dayalı bir eğitim sisteminin yapı taşları döşeniyor-VİDEO

    Pir Mehmet Yüksel: Şeriata dayalı bir eğitim sisteminin yapı taşları döşeniyor-VİDEO

    PİRHA – Sinemilli Ocağı’na mensup Pir Mehmet Yüksel uzun yıllardır Alevi çocuklarına AİHM kararlarına rağmen zorla öğretilen din dersini ve hükümetin eğitim müfredatına ilişkin yeni girişimlerini değerlendirdi. Yüksel “Günümüzde şeriata dayalı bir eğitim sisteminin, yapı taşları döşeniyor” dedi.

    Yeni bir eğitim öğretim yılına girmemize haftalar kaldı. Tekçi eğitim sisteminin yarattığı toplumsal sorunlar her geçen gün biraz daha derinleşiyor. Bu toplumsal kesimlerden biri de onyıllardır inancını özgürce yaşamayan ve çocuklarına inancını öğretemeyen Alevilerdir. Asimilasyonun daha çabuk sonuç alması için dayatılan zorunlu din dersi Alevi toplumunun bütün itirazlarına ve AİHM kararlarına rağmen devam ediyor.

    “ÇOK TEHLİKELİ BİR DÖNEMEÇTEYİZ”

    Aynı zamanda bir akademisyen olan Pir Mehmet Yüksel “Günümüzde şeriata dönük yeni uygulamaları baz aldığımızda çok tehlikeli bir dönemece girdiğimiz anlaşılıyor. Bu sürecin arka planına, daha önceden yaşanan tarihsel geçmişe baktığımızda aslında çok kökleşerek gelen bir gericileşme vardır eğitim sisteminde” diyerek şunlara dikkat çekti.

    İmam Hatip okullarının aşama aşama geliştirilmesi, İlahiyat Fakültelerinin çok etkili yerler haline getirilmesi, Diyanet üzerinden üniversitelere hakimiyet, cemaatler eliyle vakıfların kurulması, Kur’an kursları üzerinden çocukların, bütün toplumun bu sürece tabi tutulması, şehirlerde okuyan özellikle Anadolu’dan gelen hali vakti yerinde olmayan insanlarımızın, canlarımızın, gençlerimizin bunlar -içerisinde büyük oranda Alevi çocukları da var- gerek kaldıkları yurtlarda gerekse okudukları okullarda dinci bir eğitime, dinci bir ortama ve atmosfere zaten uzun bir zamandır maruz kaldıklarını biliyoruz. Bu günümüzdekinin belki de zaten son 10-15 yıllık AKP öncesine baktığımızda ANAP zamanından bu yana gelen 12 Eylül uygulamalarında da açığa çıkmıştı.

    “BÜTÜN OKULLAR AŞAMA AŞAMA İMAM HATİPLERE ÇEVRİLDİ”

    Darwin’in evrim teorisinin müfredattan çıkarılması tartışmalarının geçmiş hükümetler döneminde de yaşandığını belirten Pir yüksel “din eğitiminin zorunlu hale getirilmesi üzerine kurgulanmış olan bir dini referansın ANAP iktidarları döneminde de hatırlıyoruz. Bütün bunları üst üste koyduğumuzda aslında bir sürecin son halkasından bahsediyoruz. Bunun bir önceki en önemli aşaması da 4+4+4 eğitim sistemiyle o dönemeç dönülmüş ve bugünlerin, bu dönemin zemini yaratılmıştı. O zaman zaten özellikle Alevi çocuklarının başta olmak üzere bütün memleketteki çocukların temel zorunlu olan eğitiminin 4 yıllığa sınırlandırılması ve 4 yılın hemen arefesinde zaten ondan hemen önce de dikkat ederseniz okula başlama yaşı çok küçük tutulmuştu, 5-6 yaşlarında….  Ve daha inanç kimlikleri oluşmamış, asimilasyona çok açık olan çocuklara peygamberin hayatı adı altında verilen birtakım din dersiyle özellikle Alevi çocuklarının kafaları bulandırılacak. Çünkü sistem ilk dörtten sonraki 2. dörtte bütün okulları aşama aşama imam hatiplere çevirdi. Gerici bir müfredat dayatıldı. Onun akabinde de başta Alevi çocuklar olmak üzere herkes aslında bu sistemde belki birer çırak olabilecek” dedi.

    “ALEVİ TOPLUMU GÜÇSÜZ BİR TOPLUM DEĞİL FAKAT ÖRGÜTSÜZ”

    Pir Yüksel adım adım geliştirilen bu politikalara karşı ne yapılabilir sorusunun cevabını ise şöyle veriyor:

    Günümüzde yapılan bu son uygulamayla da artık bence ismi kondu, artık tamamen şeriata dayalı bir eğitim sisteminin yapı taşları döşeniyor. Ne yapılabilir, ne edilebilir? İşte Dersim ormanlarımızın yakılması üzerine bazı faaliyetlerimizde aslında daha önceki bütün başımıza gelen felaketleri saydığımızda kaderine sahip çıkmaktan başlıyor bütün mesele. Bir kere Alevi toplumu güçsüz bir toplum değil, ama dağınık bir toplum. Kendi kaderini, kendi geleceğini, kendi eğitimini, kendi eğitim kurumlarını oluşturmadan olup bitene seyirci kaldığı müddetçe biz bununla karşı karşıya geleceğiz. Yani bunların alternatifleri yapılmalı. Aleviler özellikle gerek yurtiçinde gerek yurtdışında son derece varsıl durumda olan Alevi iş-adamları, Alevi kesimlerinin eğitime el atmasının bir şekilde ortamı yaratılmalı ya da insanı bu konuda ikna etmelidirler diye düşünüyorum. Bütün demokratik muhalefetle birlikte bir güç birliği oluşturarak başta eğitim meselesi onun da öncesinde Türkiye’de hukuk ve demokrasi mücadelesi, ve Türkiye’deki bütün kimliklerin baskı ve tehditle sindirilme meselesinde mücadelenin bir güç birliği zemini yaratılarak bu uygulamalara karşı çıkmaktan geçtiğini düşünüyorum. Aksi takdirde şu anda tek başına zaten bir karşı çıkış mümkün görünmüyor. İşte akademik kadroya yapılanları görüyoruz, başta üniversiteler olmak üzere bütün kurumların bilimsel anlamda içini boşalttılar. Bu kurumlardan bu saaten sonra başta hukuk ve demokrasi alanında ve eğitim alanında herhangi bir şeyin çıkmayacağı aşikar.

    Elif TABAK/ İNGİLTERE

  • “AKP’nin Eğitim Bakanı, bilimi okuldan kovmak istiyor”-VİDEO

    “AKP’nin Eğitim Bakanı, bilimi okuldan kovmak istiyor”-VİDEO

    PİRHA-Anadolu ve fen liselerinde din dersi sayısının arttırılmasına Eğitim-Sen Genel Merkez Örgütlenme Sekreteri İsmail Sağdıç, tepki gösterdi. Biyoloji, felesef ve yabancı dil ders saatlerinin azaltılmasının kabul edilemeyeceğini belirten Sağdıç, “AKP’nin Milli Eğitim Bakanı bilimi okuldan kovmak istiyor” dedi. 

    Haberin Videosu

    Eğitim-Sen Genel Merkez Örgütlenme Sekreteri İsmail Sağdıç, 2017-2018 Eğitim- Öğretim yılı için biyoloji, felsefe gibi derslerin saatlerinin azaltılıp, din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin saatlerinin uzatılmasını PİRHA’ya yorumladı.

    Sağdıç, Milli Eğitim Bakanlığı 2017-2018 yılından itibaren özellikle Anadolu ve fen liselerinin ders saatlerinde çeşitli değişiklikler yaptığını hatırlatarak, şu bilgileri verdi:

    “Bu yılın başında yeni müfredat diye taslak olarak ortaya çıkardığı müfredatın hazırlıklarına bu şekilde başladı. Bunun ilkokul ve ortaokullarda önümüzdeki yıl devreye gireceği söyleniyor. Ama liselerde ders saati üzerinden yeni değişiklikler yapıltı. Anadolu ve fen liselerinde haftalık 1 saat olan din kültür ve ahlak bilgisi dersini 2 saate çıkardı ki bu zorunlu. Bunun yanında biyoloji dersini de 3 saatten 2 saate indirdi. Felsefe saatinde bir değişiklik görülmüyor.
    9. sınıflarsa özellikle 6 saat olan yabancı dil dersini 4 saate indirdi. Görsel sanat ve müzik dersini de seçmeli olmaktan çıkarıp zorunlu hale getirdi ve 1 saatten 2 saate çıkararak fazlalaştırdı. Dil ve anlatımla edebiyat dersi birleştirilip Türk Kültürü ve Edebiyatı adı altında bir ders konuldu. Dil ve inkılap tarihi 11. sınıfta okutuluyordu 12. sınıfa alınarak 2 saat olarak devam ediyor.”

    Milli Eğitim Bakanlı bu uygulamaları eğitim öğretimi yap boz tahtasına çevirdiğini belirten Sağdıç, “Özellikle 2012 yılında 4+4+4 getirildikten sonra dersler üzerinde çok değişikler oldu. Birçok kitap bulunamadı çünkü Fetullahçıların yazdığı söyleniyordu, toplatıldı. Uzun süre çocuklar kitapsız olarak dersleri işlemeye devam ettiler. AKP’nin bu yaklaşımı yeni değil. 2014 yılında da o zamanın Milli Eğitim Bakanı yeni bir müfredat hazırlamıştı. O günden bugüne ders saatleri ha bire değişikliğe uğruyor” diye konuştu.

    “DİN DERSİ ÖĞRENCİLERİN İTAAT ETMESİNİ İSTİYOR”

    Din içerikli ders sayısının sürekli yükseltildiğine dikkat çeken Sağdıç, şunları kaydetti:

    “Özellikle imam hatip liseleriyle imam hatip ortaokulları çoğaltıldı. Normal okullarda da, yeni imam hatip sınıfları açıldı. Bu noktada AKP hükümeti çok istikrarlı. Değişmeyen bir şey daha var. Bilim, sanat ve felsefe ders sayılarının azaltılmış olması. Din dersini 1 saat fazlalaştırıp, biyoloji ve felsefe ders saatini 1 saat azaltmak şu anlama geliyor: Demek ki bilimi AKP ve AKPnin Milli Eğitim Bakanı müfredattan kovmak istiyor. Bunun yerine dini, müfredata yerleştirmek istiyor. Biyoloji dersi, biz kimiz, nereden geldik, nereye gidiyoruz’u yansıtır. Yani kısacası en önemli dayanağı evrimdir.
    Felsefe de dünyayı anlama, algılama ve yorumlama açısından önemli bir derstir. Din dersi ise mutlak itaati kabul eder ve mevcut kurulu düzene öğrencilerin itaat etmesini, buna uygun davranışlar geliştirmesi noktasında bir işlev görüyor.”

    Ders saatlerinde yapılan değişikliklerin AKP’nin siyasal, ideolojik düşüncesi ile tamamen örtüştüğünü ifade eden İsmail Sağdıç, “Özellikle yaşamın her alanında olduğu gibi milli eğitimde de değişiklik oldu. Tamamen bu alanların özelleştirilmesi, ticarileştirilmesi, piyasa koşullarına göre işletme. Bu da velilerin cebinden daha fazla para çıkmasına neden oluyor. 2002 yılında yapılan düzenleme bunu getirdi. Dersanelerin yasaklanması, özel okullara verilen teşviklerin yaygınlaştırılması, halkın çocuklarının okuması için cebinden daha fazla paranın çıkmasına neden oldu” dedi.

    “BÜTÜN OKULLARI İMAM HATİPLERŞTİRMEK İSTİYORLAR”

    Eğitim sisteminin tamamen dini kurallarla yeniden yapılandırıldığını söyleyen Sağdıç, “Sadece imam hatip liseleri, ortaokulları değil, bütün okulları, imam hatipleştirme dertleri var. Bu konuda da amaçlarına ulaşmak için hızlı adımlarla gidiyorlar.

    “İMAM HATİPLERE İLGİ AZ, DİĞER OKULLARDA DİN DERSİNİ ARTIRIYORLAR”

    Eğitim-Sen Genel Merkez Örgütlenme Sekreteri İsmail Sağdıç, biyoloji dersinin azaltılması din dersi saatinin fazlalaşması bir süreç olarak görülmeli” diyerek şöyle konuştu:

    “Özellikle imam hatip liseleri imam hatip ortaokulları yapmalarına rağmen, boş bir sürü teşvik veriyorlar. Gerçekten halk başka bir şey bekliyor. Çocuklarının bilim öğrenmesini istiyor, dünyayı öğrenmesini ve yorumlamasını istiyor. İmam hatip lise ve ortaokullarını sayısında bir artış var. Fakat onların beklediği bir artış yok. Onlar da bu eksikliği özellikle Anadolu ve fen liselerine din dersini fazlalaştırarak, diğer okulları din içerikli derslerle doldurarak kapatmaya çalışıyorlar.”

    “İMAM HATİPLERE ÖZ EVLAT MUAMELESİ, DİĞER OKULLARA AYRIMCILIK”

    Askeriye ve emniyet teşkilatına personel alırken imam hatip mezunlarının tercih edilmesini değerlendiren Sağdıç, “Bu aslında AKP’nin toplumu getirmek istediği noktayı çok iyi gösteriyor. Bu da tamamen bir ayrımcılık. Diğer okulları ötekileştiren, imam hatiplere veya fakültelere öz evlat muamelesi yapan ve korumaya alan bir süreç” dedi.

    Eğitim-Sen olarak öteden beri eğitimin bilimsel ve laik temellerde parasız ve kamusal, anadilinde demokratik olması noktasında mücadele ettiklerini belirten Sağdıç, özellikle bilim ders sayılarının azaltılması kabul edilebilir değildir” diye konuştu.

     “BU ÜLKEDE BİLİMİ SAVUNANALR GALİP GELECEKTİR”

    “Anadolu ve fen liselerinde yabancı dil dersinin azaltılması anlaşılabilir bir şey değildir” diyen Sağdıç, “Bu okullar ağırlıkta yabancı dil dersi veren okullardır. Demek ki buralardan AKP rahatsız oldu. Bilimi okuldan kovmak istiyor. Özellikle bilimin müfredattan çıkarılması ile birlikte diğer kalan bilimsel kırıntı derslerden biyolojiden arınmak istiyor. Ne yaparsa yapsın bunu başaramayacaktır. Bu ülkede bilimi savunanlar galip gelecektir” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSAN/ANKARA