Etiket: imar barışı

  • İnşaat Mühendisi Durmaz: Zemin etüdü yapılmamış, zeminlerde sıvılaşma da yıkım sebebi-VİDEO

    İnşaat Mühendisi Durmaz: Zemin etüdü yapılmamış, zeminlerde sıvılaşma da yıkım sebebi-VİDEO

    PİRHA- Maraş merkezli depremin üçüncü gününde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın onayı ile yıkılan alanların ihaleye açıldığı bilgisini edindiklerini söyleyen İnşaat Mühendisleri Odası üyesi Barış Durmaz, “Edindiğimiz bilgi TOKİ bünyesindeki birçok müteahhitin arsa arayışı olduğuydu. Depremin 3. gününde bir çok alanda bu çalışmayı başlattıklarına dair bilgiler edindik” dedi. Durmaz ayrıca, inceleme yaptıkları deprem bölgesinde zemin etüdü yapılmadığını da kaydetti. 

    Maraş merkezli yaşanan ve on binlerce kişinin yaşamını yitirdiği depremlerde yıkılan binaların denetimsizliği kamuoyunda tepkilere neden oldu. Deprem sonrası resmi rakamlara göre, 11 ilde yaklaşık 198 bin binanın az veya orta hasarlı olarak kaydı tutuldu. Yaşanan bu büyük yıkımdan hemen sonra birçok binanın müteahhitleri tutuklanırken, bu yapılara izin veren, depreme dayanaklılığı incelemeyen başta belediye başkanları ve yapı denetim görevlileri olmak üzere asıl sorumlular göz ardı edildi. Depremlerin yıkımından sonra gözler bu defa büyük tehlike barındıran olası İzmir, İstanbul depremlerine çevrildi.

    TMMOB İzmir adına depremin ikinci gününde Malatya ve Adıyaman’a giden ekipte gözlemler yapan İnşaat Mühendisi Barış Durmaz, kum özelliği daha yüksek ve sıvılaşmaya neden topraklarda zemin etüdü yapılmadan direkt imara açılmasının yıkımın asıl sebebi olduğuna işaret etti. Durmaz, ayrıca inşaatın ustalığından yapı denetimine, belediye ve Çevre Şehircilik Bakanlığı’na kadar bu yapıların adeta hiçbirinin denetiminden geçmemişçesine durum gözlemlediklerini kaydetti.

    “TARIM TOPRAKLARI, ZEMİN ETÜTÜ YAPILMADAN İMARA AÇILMIŞ”

    İlk ulaştıkları yer olan Malatya Doğanşehir’de kum özelliği yüksek ve sıvılaşmaya neden olan alüvyonlu tarım topraklarının hiçbir zemin etütü yapılmadan imara açıldığını kaydeden Durmaz, “Binaların yüzde 95’i yıkılmış ve ağır hasarlıydı. Alt yapı ve üst yapıyı düşündüğümüzde şehrin tahliye edilmesi durumu söz konusu olmuştu. Yıkım o kadar büyüktü. Yeni yapılan 4 ve üstü katı binaların çoğu yıkılmış durumdaydı. Alüvyon toprak dediğimiz kum özelliği daha yüksek ve sıvılaşmaya neden topraklara zemin etüdü yapılmadan direkt imara açılması büyük bir sıkıntı yaratmış. Binaların çoğu yıkılma sebeplerinden birisi zeminlerde sıvılaşmaydı. Sulu bir kumsal alada yürüdüğümüz zaman ayağımız batar ve etrafına sular doluşur. Bu deprem sırasında da böyle bir durum söz konusu. Toprağın içerisindeki su yukarı çıkarak binanın su üzerinde hareket etmesine neden oluyor. Bu da binanın yıkılmasıyla sonuçlanıyor” dedi.

    “BİNALAR SANKİ HİÇBİR KURUMUN DENETİMİNDEN GEÇMEMİŞTİ”

    Durmaz, inşaatın ustalığından yapı denetimine, belediye ve Çevre Şehircilik Bakanlığı’na kadar bu yapıların adeta hiçbirinin denetiminden geçmemişçesine durum gözlemlediklerini aktararak, şunları kaydetti:

    “Binaların geneline baktığımızda zemin katlarda ticari alan olarak kullanılan alanda duvar yapılması gerekirken cam mekanlarla deprem yüklerinin etkimesine neden olan yapılar söz konusuydu. Kolon kiriş bağlantılarında etriyeler kullanılmamış. İnşaatın ustalığından, yapı denetimine, belediyeden çevre şehirciliğine kadar sanki hiçbirinin denetiminden geçmemiş gibi bir durum gözlemledik. Mühendislik açısından daha sağlıklı, güvenilir binaların imar edilmesi gerekiyor. İmar affı ise sadece mimari projelerle sınırlı tutuluyor. Statik açıdan uygun olamayan yapıların üzerine 3-4 kat çıkarılıyor. Belediye, Çevre Şehircilik Bakanlığı tarafından oturmaya müsaittir belgesi veriliyor. Asıl sıkıntı burada, binaların statik hesaplarına bakılmadan direkt imara açılıyor. Baktığımız binaların yüzde 30’u bu durumdaydı. Kerpiç evlerin üzerine 2-3 kat betonarme evler çıkılmış ve hepsi de imardan geçmiş yapılardı. Türkiye geneline bunu yaydığımızda milyonlarca yapı böyle imara açıldı. Hepsinin tekrar denetime tutulması, gerekir ise de yıkılması gerekiyor.”

    “KENTSEL DÖNÜŞÜM SÖMÜRÜDÜR; MÜTEAHHİTLERE KAR ALANI”

    Kentsel dönüşümle birlikte inşaat alanında taşeronluk sistemi ile büyük bir sömürünün olduğuna işaret eden Durmaz, “Son zamanlarda kentsel dönüşüm tartışmaları oluyor. Bu çalışmalar sadece müteahhitlere kar, sermaye açılan alanlar oluyor. Bunun toplumun konut ihtiyacını karşılar noktada olması gerekiyor. İşçisinden tutalım müteahhitine, belediyeye kadar herkes sorumlu. İnşaat alanında büyük bir sömürü ve bunun etkisi söz konusu. İnşaatın tüm alanlarında taşeronluk sistemi, güvencesiz çalışma, az zamanda çok iş çıkarma söz konusu. Büyük müteahhitlerin bünyesinde çalışan işçilerin hepsi neredeyse üçüncü, beşinci, altıncı elden taşeronluk sistemiyle çok büyük emek sömürüsüne maruz kalıyor. Bu da daha etik kişilik ve emeğin oluşmasını engelliyor” dedi.

    “İMAR BARIŞI ÜLKENİN YIKIMIDIR”

    Gündemde olan imar barışını ‘felaket’ olarak yorumlayan Durmaz, şöyle devam etti:

    “Böylesi bir depremden sonra imar affı herhâlde imkansız durumda. Olması gereken ise daha önceki imar affından geçen yapıların tekrar denetimden geçirilmesi gerekiyor. Bu yapıları denetime koymadan yeniden imar barışını ortaya çıkarmak Türkiye’nin daha çok yıkım almasına neden olacaktır. Bu deprem 10 ili etkiledi ama diğer illerimizde de aynısı olabilirdi. Deprem nerede olursa aynı durum söz konusudur. Ülkenin her yerinde imar barışından geçen binalar var. Bu sorun yerel değil ülkenin bütününü kapsayan bir sorundur.”

    “BAKANLIK, DEPREMİN 3. GÜNÜ TOKİ İHALESİ AÇMIŞ”

    Depremin 3. gününde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın onayı ile yıkılan alanların TOKİ ihalesine açıldığını, müteahhitlerin arsa arayışına girdiği bilgisini edindiklerini söyleyen Durmaz, “Bölgede edindiğim bilgilere göre TOKİ bünyesindeki birçok müteahhitin arsa arayışı olduğuydu. Depremin 3. gününde bir çok alanda bu çalışmayı başlattıklarına dair bilgiler edindik. 1 milyonun üzerinde binanın yıkıldığı, ağır hasar aldığı bilgisi var. Bunların birkaç ay içerisinde düzene oturtulması söz konusu değildir. Bu on yılları kapsayacak bir çalışma. TOKİ’ler ile oluşturulan müteahhit-kar odakları topluma asla kazanç sağlamayacaktır. Toplumun konut ihtiyacının ancak yüzde 1’ini karşılayabilirler” şeklinde konuştu.

    “DEPREMİN DEĞERİ 1,5 KAT ARTTI, HİÇBİR BİNA GÜVENDE DEĞİL”

    Maraş merkezli depremin Türk Deprem Standartları’nın bir 1,5 katı kadar üstünde olarak hesaplandığının altını çizen Durmaz, bugüne değin projelendirilen yapıların hiçbirinin güvenli olmadığını belirterek, “İzmir depreminden sonra Türk Deprem Standartları değiştirildi. Projelendirme yapılırken her zaman bu standartlar baz alınır. Depremin binalarını etkileyen ivme kat sayısı 0.4 olarak alınır. Maraş merkezli depremde ise bu değer 0.65 olarak ölçüldü. Depremin binaları etkileme değeri bir buçuk katı kadar artmış durumda. Demek oluyor ki; bugüne kadar projelendirdiğimiz bütün binalarda sıkıntı mevcut. Şu anda oturduğumuz binaların hiçbirinin güvenli olduğunu iddia edemeyiz” diyerek olası duruma dikkat çekti.

    Ersin ÖZGÜL/MARAŞ

  • Jeoloji Mühendisleri Odası uyardı: Fay zonları üzerindeki yapılaşmadan vazgeçin!

    Jeoloji Mühendisleri Odası uyardı: Fay zonları üzerindeki yapılaşmadan vazgeçin!

    PİRHA-TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu, 1999 Marmara Depreminin 22’inci yıl dönümünde bir kez daha tehlike uyarısında bulunarak, “Ülkemiz, depremin 22. yıl dönümünde doğa kaynaklı afetlere karşı savunmasız durumdadır” dedi. Jeoloji Mühendisleri Odası, İmar Barışı ile fay zonları, dere yatakları ile heyelanlı alanları yapılaşmaya açan uygulamalar vazgeçilmesini istedi. 

    TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu, 17 Ağustos Marmara Depreminin yıldönümü sebebiyle yazılı açıklama yaptı. “Depremin 22. yıl dönümünde; ülkemiz doğa kaynaklı afetlere karşı savunmasız durumdadır” diyen mühendisler, hükümetin deprem riskine kayıtsız kaldığını ifade etti.

    Jeoloji Mühendisleri Odası, “17 Ağustos depreminde görevde olan 57. Hükümetten sonra göreve gelen 9 Hükümet de aynı şeyi yaparak deprem/afet gerçeğini unuttu, unutturdu” dedi. Yapılan açıklamada, iktidarların, ‘İmar Barışı’, fay zonları, dere yatakları ile heyelanlı alanları yapılaşmaya açan uygulamaları eleştirilerek “Deprem/afet güvenliğini hiçe sayan uygulamalar ile afet bilincinin son kırıntıları da toplumsal bellekten silinmiş oldu” denildi.

    “AFET SÜREÇLERİNİN YÖNETİMİNDEN BİHABERLER”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Ülkemiz, Ocak 2020 ile 17 Ağustos 2021 tarihleri arasında Elazığ-Sivrice, Bingöl-Karlıova, Van Başkale, Manisa-Akhisar, İzmir-Seferihisar depremleri, Van-Bahçesaray çığ düşmesi, Adana, Antalya, İstanbul, Giresun, Van, Bursa, Rize, Artvin, Samsun, Sinop, Kastamonu, Bartın’da meydana gelen sel baskınları, Antalya, Muğla, Burdur, Aydın, Osmaniye, Maraş gibi birçok yerleşim biriminde meydana gelen yangınlar, Orta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde görülen kuraklık, Marmara’da yaşanan müsilaj sorunu gibi çok farklı afet türleri ile karşı karşıya kalmıştır. Meydana gelen bu doğa kaynaklı afetler nedeniyle 400’den fazla yurttaşımız yaşamını yitirmiş, binlerce vatandaşımız yaralanmış, 100.000’den fazla konut, işyeri gibi bina ve bina türü yapı başta olmak üzere çok sayıda sanat yapısı, nehir tipi HES ve altyapı tesisi zarar görmüş veya yıkılmıştır. Yaşanan bu afetlerden dolayı ülkemiz son bir buçuk yıllık sürede 50 milyar liranın üzerinde ekonomik kayıpla da karşı karşıya kalmıştır.

    İktidarlar tarafından yıllardır ülkemizde uygulana gelen yanlış politikalar deprem, yangın, sel baskını, heyelan, çığ düşmesi, kuraklık, müsilaj gibi doğa kaynaklı afetlere karşı hazırlıksız ve savunmasız durumdadır. Bu durum ülkemizde yıllardır iktidarların beton lobisinin etkisiyle uygulaya geldiği bütünleşik afet yönetim sisteminden uzak, insanı/ekosistemi odağına almayan, arsa ve arazi rantı politikalarına bağlı olarak doğa kaynaklı afet tehlike ve riskleri açısından sorunlu dere yatakları, fay zonlarının üstü, heyelanlı alanları plansız bir şekilde imara ve talana açmasının bir sonucu olduğu görülmektedir. Ülke insanımızın hala, ‘risk havuzuna’ dönüşmüş yaşam alanlarında yaşamak zorunda bırakıldığı, toplumda afet güvenliği farkındalığı konusunda ilerleme sağlanamadığı, kurumlar arası yetki ve sorumluluk ile eşgüdüm ve koordinasyonun bulunmadığı, hazırlanan strateji ve planların işe yaramadığı, afetlerle mücadele etmekle görevli kurumların altyapı, yetişmiş insan gücü ve donanımdan yoksun olduğu, yöneticilerin birçoğunun afet süreçlerinin yönetiminden bihaber ve liyakatten yoksun olduğu yaşanan son yangınlar ile Karadeniz bölgesindeki sel baskını ve heyelanlar sonrası açıkça görülmektedir.”

    BETON LOBİSİNİN İSTEM VE ÇIKARLARI YÖNÜNDE İMAR VE PLANLAMA!

    Jeoloji Mühendisleri Odası, Türkiye’nin afetlere karşı savunmasız durumda olduğuna vurgu yaparak önerilerini de paylaştı. Yaşanabilecek afet ve acil durumlara yönelik bilimsel, teknik gelişmeler ve ihtiyaçlar ışığında, her kesimden insanın katılımı ile “Afet Şurası” toplanması gerektiğine vurgu yapılarak şu bilgiler paylaşıldı:

    “Tüm yönetim düzeylerinde afet risklerinin azaltılması anlayışı ve yönetimi yaygınlaştırılmalı; afet risklerine karşı toplumun her kesiminde bilinç düzeyinin yükseltilmesi hedeflenmeli, bu amaçla ilköğretim düzeyinden başlayarak afetlere karşı bilinç, eğitim programlarının bir parçası haline getirilmelidir.

    Ülkelerin afet yönetim sistemlerinde, süreci en çok etkileyen unsur siyasi iktidarların tavrı ve kararlarıdır. İmar Barışı ile fay zonları, dere yatakları ile heyelanlı alanları yapılaşmaya açan uygulamalar gibi süreci bölen ve aksatan politikalardan vazgeçilmelidir.

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı başta olmak üzere ilgili Bakanlıkların toplumun ihtiyaçları yerine beton lobisinin istem ve çıkarları yönünde imar, planlama, yapı üretim ve denetim, kentsel dönüşüm, çevre, orman, tabiat varlıkları koruma gibi kanunlarda yaptıkları değişikliklerle, kentlerimiz doğa kaynaklı afetlere karşı korumasız hale getirilmiş, her depremde veya taşkında daha fazla insanımızı kaybeder hale gelinmiştir. Bu kapsamda Afet mevzuatı yeniden yapılandırılırken “İmar, Yapı Üretim ve Denetim, Çevre, Orman, Mera, Tabiat Varlıkları Koruma Kanunları” yeniden yapılandırılmalı.

    6306 sayılı ‘Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’ kapsamında yapılan kentsel dönüşüm projeleri, ülkenin 24 kenti, 80’ni aşkın ilçesi, 502’i aşkın köyünün doğrudan fay hattı ve zonları üstüne oturduğu, taşkın riski yüksek alanlar ile heyelanlı alanlar üzerinde çok sayıda yerleşim biriminin bulunduğu gerçeğinden hareketle ülkenin afet/deprem öncelikleri dikkate alınarak hayata geçirilmesi sağlanmalı; ekonomik teşvikler dahil yapı stokunun afetlere karşı dayanıklılığını sağlamak üzere güçlendirilmesi ve yenilenmesi için tedbirler geliştirilmeli ve afetlere dayanıklı yapı stoku oluşturulmalıdır.

    Yaşanan her afetten sonra, barınma ve yaşam alanlarını, işyerlerini kaybeden ve afetten zarar gören yurttaşlarımızın TOKİ tarafından borçlandırılması suretiyle ev veya işyeri yapılması uygulamasından vazgeçilmeli, sağlıklı ve güvenli bir yaşam hakkı ve barınma sorunun temel bir insan hakkı olduğu gerçeğiyle konu yeniden ele alınmalı, afetten zarar gören yurttaşlarımıza ücretsiz barınma olanakları sağlayan düzenlemeler hayata geçirilmelidir.

    Sonuç olarak, deprem/afetler karşısında risk havuzu haline gelen yaşam alanlarımızın, afetlere karşı korunması, ülkemiz insanının can ve mal güvenliğinin sağlanması için gerekli çalışmalara acilen başlanılması gerektiğini belirtiyor ve hayata geçirmelerini bekliyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ünye’deki Alevi köylüleri yol, su ve elektrik hizmetinden yoksun!-VİDEO

    Ünye’deki Alevi köylüleri yol, su ve elektrik hizmetinden yoksun!-VİDEO

    PİRHA-Ordu’nun Ünye ilçesine bağlı Sahil Köyü’ne temel kamu hizmetleri dahi verilmiyor. Bin kişilik nüfusu olan köydeki yurttaşlar, yollarının olmamasından kaynaklı şikayetlerini dile getirerek “Hizmet yok ama vergi olduğu zaman alıyorlar. Sünni vatandaşların aldığı hizmetleri bizler de almak istiyoruz” dedi.

    Ordu’nun Ünye ilçesine bağlı eski adı ‘Gobunalci’ şimdiki adı Sahil Köyü olan Alevi yerleşkesinde temel kamu hizmetlerinden faydalanmak adeta mucize oldu.

    Ortalama bin kişinin yaşadığı Alevi köyünde ne yol var ne de altyapı hizmeti… Derelerden yayılan kötü koku, köylülere rahat nefes aldırmazken, toprak yollardan yükselen tozlar da vatandaşı canından bezdirdi.

    Sahil Köyü’nde yaşayan Hatice Güler, köydeki öncelikli sorunlarının su ve yol olduğunu belirtti. Sık sık su şebekelerinde arıza yaşandığına dikkat çeken Güler, sorunun çözümü için zamanında müdahale edilmemesinden de şikayetçi.

    “ARTIK HİÇ GELİP DE İLGİLENMİYORLAR”

    Hatice Güler, belediye yetkililerinin artık sorunlarıyla ilgilenmediğini belirterek “Aleviyiz diye bir ayrım olmaması lazım. Biz Alevilerin de onlardan bir farkı yok. Fakat yollarımız çok bakımsız. Civarda akan dereler koku salıyor. O nedenle altyapı hizmeti istiyoruz. Ayrım yapmayıp, herkesi bir gözle görsünler. Kimsenin kimseden farkı yok” diye konuştu.

    “ALEVİ OLDUĞUMUZ İÇİN HİZMET GELMİYOR”

    Sahil Köyü’nden Naciye Akgök de aynı şikayetlerden muzdarip bir isim. Su ve yol sorununun artık dayanılmaz boyuta ulaştığını anlatan Akgök, 80 yıldır yaşadıkları köyde tapu sahibi olamadıklarını da belirtti. ‘Hazine arazisi’ gerekçesiyle tapu alamadıklarını anlatan Akgök, şu sorunlara dikkat çekti:

    “Evimiz yola çok yakın. Bu nedenle her geçen araba tozu dumana katıyor. Asfalt olması lazım fakat yapmıyorlar. Kesinlikle Alevi olduğunuz için hizmet gelmiyor. Çünkü başka yerlerde bu sıkıntıyı görmüyorum. Mesela bir yere gidiyorsun yol asfalt, Alevi köyüne gireceğin yerde asfalt bitiyor.

    Bizleri Ordu Büyükşehir Belediyesi’ne dahil ettiler fakat hiçbir hizmetini görmedik. Bizi artık çok bunaltmasınlar. Sadece hizmet istiyoruz. Milletvekillerinin ise bu konuda hiçbir şey yaptıkları yok.”

    HİZMET YOK AMA VERGİ ALINIYOR”

    Emekli olduktan sonra Ünye’ye köyüne dönen Emine Eğrek’in ise belediyenin kestiği para cezaları ile başı dertte. Kalan ömrünü köyde geçirmek amacıyla ev yaptırdığını anlatan Eğrek, bu sebeple para cezasına çarptırıldığını şu sözlerle anlattı:

    “Babamdan kalma 3 dönüm yerim vardı. Ev yaptırdım ve emekli olduktan sonra gelip köye yerleşmeyi düşündüm. Evi de imar barışı sürecinde yaptırdım. Sonradan hakkımızda davalar açıldı. Belediye, 55 bin lira ceza kesti. Ve bu cezayı 8. ay sonuna kadar ödemem lazım. Mahkeme sonucunu dahi beklemiyorlar. Arazi babamın üzerine ama tapu yok. Onun için mağdurum.”

    Emine Eğrek, köylerinin Alevi olması sebebiyle hizmetten yoksun olduğunu da vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Alevi olduğumuz için ayrımcılığa uğruyoruz. Sadece burada değil şehirlerde de ayrımcılığa uğruyoruz. Şu an bizi yönetenler geldikten sonra bu daha da hat safhaya çıktı. Bu köyde yıllardır yol, su ve altyapı sıkıntımız var. Her gün telefonumuza ‘şu saatler arasında elektrik su kesilecektir’ diye mesaj alıyorum. Hizmet yok ama vergi olduğu zaman alıyorlar. Açıkçası bizler ikinci sınıf vatandaşız. Türkiye’nin her yerinde bu böyle. Belediye ve hükümetten köylerimize hizmet bekliyorum. Sünni vatandaşların aldığı hizmetleri bizler de almak istiyoruz. Bizler de insanca yaşamak istiyoruz. Her insanı bir gözle görmelerini istiyoruz.”

    Rohat EMEKÇİ-İsmail SİVASLI/ORDU

  • Her bir tuğlasında emekleri olan gecekondularından olmak istemiyorlar-VİDEO

    Her bir tuğlasında emekleri olan gecekondularından olmak istemiyorlar-VİDEO

    PİRHA- İmar kıskacı altında olan İstanbul Armutlu’daki gecekondularda yaşayan halkın sorunları bitmek bilmiyor. Burada yaşayan Süleyman Şener, “Bizi de insan olarak görsünler. Hep zenginlerin mi güzel yerde oturması lazım. Şimdiye kadar asfaltımız yoktu, çamurlar içerisindeydik. Çocuklarımızı bu şeklide yetiştirdik” diyor. 

    İstanbul’un boğaz manzarasına sahip Armutlu, imar kıskacında. Her iktidar döneminde çıkartılan yasalarla kendi elleri ile yaptıkları gecekondularının durumu devamlı değişiklik gösteriyor. Yaşam alanlarını kurdukları, Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Armutlu gibi yerlerdeki ev sahiplerinin durumları hala muğlak.

    Sarıyer’de tüm gözlerin çevrildiği imar barışı yasasının kimleri vuracağı merak konusu olmaya devam ederken, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bürokratları, 25 bin kişinin yaşadığı (Fatih Sultan Mehmet Köprüsü) FSM-Baltalimanı bölgesinde kalan Armutlu’da imar barışının olup olmayacağını açıkladı.

    40 yıl önce köyden kente göç ederek her bir tuğlasında emeklerinin olduğu gecekondularının bahçesinde Şener ailesine konuk olduk. Şener ailesi dünden bugüne değişen imar koşullarını ve yaşadıkları sıkıntıları anlattı.

    1949’da Malatya Kalekozlu köyünde doğan Süleyman Şener, 1956 yılında Malatya merkezde liseyi bitirdikten sonra 1969 yılında ailesi ile birlikte İstanbul’a göç etmiş. Senelerdir esnaflık yapan babası yoksulluk içinde 5 çocuğunu okutmaya çalışmış.

    1969’da temelini attıkları boş düz bir arazi üzerine o dönemlerde gurbete gelen bir çok insan gibi evlerini kendi elleriyle yaptılar.

    “Bu toprakların hepsi de para ile satın alındı. Biz buraya harcama yapmasaydık bir iki tane dairemiz vardı rahat rahat oturuyorduk. Ama ne yazık ki geldik girdik buraya bir daha da çıkamadık” diyor 40 yıldır acısı tatlısı ile oturdukları gecekondu için.

    “ELEKTİRİĞİMİZİ, SUYUMUZU KENDİ İMKANLARIMIZ İLE GETİRDİK”

    Kentlerde apartmanlara sıkışmış insanlara nazaran evlerinin bahçeli olmasının avantajını yaşayan Şener, bunun mutluluğunu unutturan dezavantajını da ise şöyle sıralıyor:

    “Elektriğimiz yoktu gariban babamla beraber elektrik çektirdik. Suyumuz yoktu suları taşıyarak getiriyorlardı. Su istedik. Dediler ki ‘parasını verirseniz size boruları döşeriz.’ O zamanın parası ile 578 bin lira ödedik. Böylelikle suyumuza kavuşmuş olduk. Elektriğimiz de geldi. Gecekonduda normal bir hayat yaşantısı olamaz. Sobayla ısınıyorduk.”

    “HEP ZENGİNLER Mİ GÜZEL YERDE OTURACAK”

    Şener’in konuşmasının arasına giren 95 yaşındaki annesi de ‘su getirdik biz derelerden’ diye de oğlunu onaylıyor.

    Şener sözlerine şöyle devam ediyor:

    “Bizi de insan olarak görsünler. Hep zenginlerin mi güzel yerde oturması lazım. Şimdiye kadar asfaltımız yoktu, çamurlar içerisindeydik. Duvarlarımızı belediye gelip yıktı. Akşam yaktılar sabah tekrar yeniden yaptık. Çocuklarımızı bu şeklide yetiştirdik. Derler ya el emeği göz nuru. Buraya gerçekten çok büyük emekler verildi. Yolumuz toprak yoldu. Bir arabamız çamurdan yukarıya çıkamazdı. Komşunun kamyonunu getirirdik arkasına bağlar çekerdik. Zaman geldi asfalt döküldü. Yollar yapıldı. Bu arada 2000 yılından itibaren bir yapılaşma başladı. Ama buna müsaade edenler de vardı. O yapıları yapan hiç kimsenin de evi yıkılmamıştır. Ama biz tek katlı olanlar çatılarını dahi tamir edemez.”

    “HER GELEN İKTİDAR KENDİ POLİTİKASINI UYGULADI”

    40 yıl boyunca gelen tüm iktidarların kendi politikalarını uyguladıklarını söyleyen Şener, belediye başkanlığını alan AKP hükümeti ile birlikte sorunların daha da katmerleştiğine dikkat çekti.

    Şener yaşam alanlarına ilişkin bu zamana kadar verilen kararları ve sorunlarını şöyle anlatıyor:

    “İyi kötü insanlar birbirleriyle kaynaştılar. Burada doğan çocuklar birlikte okula gittiler. Evlendiler. İnsanların çoğu buralarda birbirleri ile akraba oldular. Bir köyün çocuklarıymış gibi. Yeni bir dostluk doğuyordu. Buraya kadar her şey güzeldi.

    AKP iktidarında artık bizim buraların yıkılacağı, satılacağı söylenmeye başlandı. 1984 yılında Turgut Özal’ın burayı ziyaret etmesinden sonra bir çok eve de tapu tahsis belgeleri verilmişti. Bu tapu tahsis belgelerinin de geçersiz olduğu sayıldı.

    AKP hükümeti dönemindeki o tutum ve davranışlar karşısında mahkemelere vermek zorunda kaldık. Bu mahkemelerin hepsini de kazandık. Danıştay onaylı olan mahkemelerin hepsini de kazandık. Bunun yanında bugünkü mevcut Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç de bu imar durumlarını dile getirerek burada 50 bin kişinin yaşadığını ve 10 binin üzerinde ev olduğunu defalarca açıklamıştı.”

    “DİKEN ÜSTÜNDEYİZ, BIÇAK SIRTINDAYIZ”

    Tapularını isteyen Şener sözlerini şöyle sonlandırıyor:

    “Diken üstündeyiz, bıçak sırtındayız. Artık bize de bir parça insaf eylesinler. Bırakın oturduğumuz yerde oturalım. Bugün Sarıyer’in bütün tepelerinde yüzlerce binlerce villa yapıldı. Ve hepsi ruhsatsız. Bunların hepsi gecekondu idi. Niye bunlara göz yumuyorsunuz?”

    “O ZAMAN İNSAN DEĞİLDİK ŞİMDİ Mİ VAR OLDUK”

    Süleyman Şener’in kardeşi Zeynep Şener de her iktidar döneminde çıkartılan yasalar ile durumlarının sürekli değişmesine tepki gösteriyor. Şener, “Ne yazık ki her dönem gelen iktidarlar bu konuyu ele alıyor ama çaresi yok. Bizim için zor bir durum” diyor.

    Tedirginlik yaşadıklarını söyleyen Şener, sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Su, elektrik, yol yoktu o zamanlar. O zaman insan değildik şimdi mi var olduk. Sen başka ülkelerden insanları dolduruyorsun hak sahibi ediyorsun. Niye biz kendi toprağımıza sahip olamıyoruz. Bizim hakkımız. Bu da bizim hakkımız, savunmaya da devam edeceğiz.”

    “YASALAR HER ZAMAN YOKSULLARA KARŞI ÇIKARILDI”

    Her zaman yoksullara karşı yasaların çıkarıldığını aktaran Şener, “Adalet, demokrasi yok. İllaki ayrıcalık yapacaklar. Adalet, demokrasi istiyoruz. Sonuçları bekliyoruz. Aslında buranın 40 yıldır vergisini veriyoruz. Bir kuruş para da vermek istemiyoruz. Bu da bizim hakkımız. İnsanları boş buldukça tepesine çıkıyorlar. Kendi topraklarımızda rahat edemiyoruz” diyor.

    PİRHA/İSTANBUL