Etiket: imar

  • Şehir Plancıları Odası: İmar uygulamaları sürecinde meslek odamızın desteği alınmalı

    Şehir Plancıları Odası: İmar uygulamaları sürecinde meslek odamızın desteği alınmalı

    PİRHA – TMMOB Şehir Plancıları Odası, depremden etkilenen kentlerin inşasına dönük açıklama yaparak “Yıkım yaşayan kentlerimizde yeniden inşa süreci bilim, teknik ve şehircilik ilkelerine uygun biçimde sürdürülmelidir” vurgusunu yaptı.

    Maraş’ta 6 Şubat’ta gerçekleşen 7.7 ve 7.6 şiddetindeki depremler neticesinde 10 ile yayılan depremlere ilişkin TMMOB Şehir Plancıları Odası’ndan açıklama geldi. Yazılı yapılan paylaşımda, yıkım yaşanan kentlerde yeniden inşa sürecine dikkat çekilerek “Bilim, teknik ve şehircilik ilkelerine uygun biçimde sürdürülmelidir” denildi.

    “MESLEK ODAMIZIN BİLİMSEL DESTEĞİ ALINMALIDIR”

    Şehir Plancıları Odası, geçici barınma sorununun çözülmesi sonrasındaki süreçte yapılması gerekenleri şu şekilde anlattı:

    “Yıkımın boyutu illere ve ilçelere göre farklılık göstermektedir. Kimi ilçelerde (Elbistan, Defne, İslahiye, Nurdağı) ve illerde (Hatay, Adıyaman, Kahramanmaraş) yıkım kent düzeyinde gerçekleşirken, yıkımın görece daha düşük hasar verdiği illerimiz de mevcuttur. Öncelikle hasar tespit çalışmalarının tamamlanması ve şu an için ayakta kalsa dahi yıkılması zaruri olan, güçlendirilerek kullanılabilecek olan yapı stokunun ayrı ayrı tespiti gerekmektedir.

    Bölgede yeniden inşa sürecine başlamadan önce büyük yıkımların gerçekleştiği illerde eğer bulunmuyorsa yerbilimsel etütlerin (mikrobölgeleme etütleri, jeolojik-jeoteknik etütler) yapılması en önemli zorunluluklardan biridir. Bu çalışmaların kentlerin zarar gören yerleşik kesimleri ile yeni konut inşa edilmesi öngörülen kesimlerini kapsaması gerekmektedir.

    Yıkım yaşayan kentlerimizde ulaşım, içme suyu, kanalizasyon, enerji, haberleşme gibi mevcut teknik altyapının ve deprem toplanma alanı gibi afetle ilgili donatı eksikliklerinin durumu ivedilikle ortaya çıkarılmalıdır.

    Deprem sonrası yapı stokunun durumu (tamamen yıkılmış, ağır hasar görüp yıkılması gereken, güçlendirme ile kullanılması mümkün olan yapılar) ile zemin yapısına ilişkin veriler birlikte sentezlenerek kentlerin yapılı yerleşik alanlarına müdahale biçimleri belirlenmelidir.

    Bu çalışmalarda deprem riski ile birlikte olası diğer doğal ve insan kaynaklı risklere yönelik tespitlerin hızlıca yapılması, planlama çalışmalarının bu riskleri azaltacak ve sakınım önlemlerini alacak esaslar çerçevesinde kurgulanması sağlanmalıdır. Daha öz bir ifade ile şehirlerimizin yeniden imarı sürecinde yapılacak olan planlar bütüncül bir afet önleme politikasını mutlaka içerisinde barındırmalıdır.

    Yıkımın kent ölçeğinde olduğu illerimizde, sorunun kent ölçeğindeki kurgudan kaynaklandığı unutulmadan, çözümün de mutlak şartla kent ölçeğinden, çevre düzeni ve nazım plan kararlarından başlanarak aranması gerektiği unutulmamalıdır.

    Yeniden kurulacak kentlerimizde nihai amaç; afetlere karşı dirençli yaşam alanları tasarlamakla birlikte; nitelikli, yaşanabilir, sosyal donatısı yüksek, kamusal alanlara sahip altyapısı güçlü kentler yaratmak olmalıdır. Bu amaç doğrultusunda konut alanları ile birlikte, ticaret, sanayi, ulaşım olanaklarının şimdiden bütünleşik biçimde ele alınıp gerçekçi ve refah yaratacak çözümlerin üretilmesi ana amaç olmalıdır.

    Depremden etkilenen kentlerimiz önemli tarihsel kültür varlıklarına sahip olan kadim kentlerdir. Kentlerimizin tarihsel bölgelerinin koruma ilkeleri çerçevesinde onarımı ve kentin bütünü ile entegre olacak şekilde planlanmaları önem taşımaktadır.

    Depremzede vatandaşlarımızın büyük oranda bu mekanlarda tekrar yaşayacakları göz önüne alınarak süreç içerisinde mutlak şartla istek ve arzularının planlama sürecine dahil edilmesi gerekmektedir.

    Depremden etkilenen kentlerimizin üst ve alt ölçekli plan revizyonları, imar uygulamaları ve korunmaları sürecinde meslek odamızın bilimsel desteği alınmalıdır. Yıkımın boyutları bu bilimsel desteği, felaketin tekrar etmemesi adına zorunlu kılmaktadır.

    Unutulmamalıdır ki tarihsel birikimlerinin üzerinden yeniden kuracağımız kentler bundan sonraki süreçte yüzyıllar boyunca yaşamımızı sürdüreceğimiz mekânlar olacaktır. Kısa vadeli, parçacıl, bilim, teknik ve şehircilik ilkelerini yok sayan yöntem ve uygulamalarla uzun vadede kentlerimizde bambaşka sorunlar yumağı yaratma ihtimali gözden kaçırılmamalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Cemevi Başkanı Odabaş’ın duruşması 6 Eylül’e ertelendi: Alevi inancı yargılanıyor-VİDEO

    Cemevi Başkanı Odabaş’ın duruşması 6 Eylül’e ertelendi: Alevi inancı yargılanıyor-VİDEO

    PİRHA-İmara aykırı cemevi yapmak suçlamasıyla yargılanan AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynel Odabaş’ın 26. duruşması bugün Gaziosmanpaşa 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynel Odabaş’ın, “İmara aykırı cemevi yapmak” suçlamasıyla yargılandığı davanın 26. duruşması İstanbul Gaziosmanpaşa 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, HDP Parti Meclisi (PM) Üyesi Nesimi Aday. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Kadriye Doğan, DAD Sözcüsü Bülent Felekoğlu, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Av. Efkan Bolaç, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) yöneticileri ile birçok Alevi kurum temsilcisi destek için duruşmaya katıldılar.

    “EŞİT YURTTAŞLIK İSTİYORUZ”

    Daha önceki beyanlarını tekrar eden Zeynel Odabaş, “Alevilerin inancı, felsefesi yargılanıyor. Aleviler olarak yok sayılıyoruz. İbadethanemiz cemevlerimizdir. Bu davadan neden yargılandığımızı anlamıyorum. Cemevinin bulunduğu yerde cami ve halk ekmek fabrikası da var. Yakın zamanda Cumhurbaşkanı Gaziantep’teki Yunus Emre Cemevi açılışındaki konuşması bu yargılamayla çelişmektedir. Siz ne ceza verirseniz verin inancımızdan, doğrularımızdan vazgeçmeyeceğiz. Laik demokratik cumhuriyeti savunmaktan geri adım atmayacağız. Dünyanın hiçbir yerinde inancından dolayı yargılananlar yoktur herhalde. Bu davayı siyasi dava olarak görüyorum. İmece usulüyle, lokmalarla cemevi yaptık. Çocuklarımız din dersleriyle asimile edilirken, bizim inancımız yok sayılıyor. Kendisi gibi düşünmeyenler suçlu gösteriliyor. Silahlı saldırıya uğradım. Saldıranlar bulunmadı. Burada ben yargılanıyorum. İnancımızdan vazgeçmeyeceğiz. İdam dahi verilse cemevi yapmaya devam edeceğiz. Masa, sandalye, beton istemiyoruz. Ülkemizde cemevlerini dolaşıyor. Eşit yurttaşlık istiyoruz” dedi.

    Ara kararını açıklayan mahkeme, İBB’ye müzekkere yazılarak kentsel dönüşüme ilişkin çalışmanın durumunun sorulmasına hükmederek bir sonraki duruşmayı 6 Eylül 2022 tarihine erteledi.

    Mahkemenin ardından AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi önünde bir araya gelinerek, açıklama yapıldı. Açıklamada mahkemenin imar ile ilgili olmadığı Aleviliğin yargılandığı ifade edildi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Tuzla Konaşlı’da imar sorunu isyan ettirdi; Kaftancıoğlu ‘Geri adım atmayın’ dedi-VİDEO

    Tuzla Konaşlı’da imar sorunu isyan ettirdi; Kaftancıoğlu ‘Geri adım atmayın’ dedi-VİDEO

    PİRHA-Tuzla’nın Aydınlı Mahallesi Konaşlı Mevkii’ndeki imar sorunu sürüyor. Mahalle halkı seçimlerden önce verilen sözlerin tutulmadığını söylüyor. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancığlu da destek için gittiği Konaşlı’da, “Şunu asla unutmayın. Haklısınız. Hakkınızı birilerine pazarlamayın. Haklılığınızdan bir adım geri atmayın. Örgütlü olun. Kazanan Konaşlı halkı olacaktır” dedi. 

    İstanbul’un Tuzla ilçesi Aydınlı Mahallesi’ne bağlı Konaşlı Mevkii, yıllardır süren imar sorunu ile gündemde. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından, “gecekondu önleme bölgesi” ilan edilmesiyle ortaya konulan imar projesi vatandaşların tepkisini çekiyor.

    Konaşlı’da yaşayan vatandaşlar; imar projesinde yüksek kesintilerin olmamasını, yerinde dönüşümü, 16 parsel için imar uygulamasını talep ederken, seçimler öncesi verilen sözleri hatırlatıyor.

    “İSTERLERSE ÖLDÜRSÜNLER BİZİ AMA YERLERİMİZİ VERMEYİZ”

    PİRHA‘ya konuşan mahalle halkı, “Belediye başkanı oyunuzu verin, imarınızı vereceğim dedi. Kazandı, paraları yedi yedi, sonra bizi sattı. Çok haksızlık yaptı, imarımızı vermedi. Çıksın karşımıza. Oyumuzu almaya geliyor. İnsanların imarını versinler. Milletin de size ihtiyacı var, sizin de millete ihtiyacı var. Erdoğan’a sesleniyoruz. İmarımızı versinler. İsterlerse bizi öldürsünler fakat yerimizi vermeyiz.

    Senelerdir altyapı sorunlarımız var. Seçimden önce göz boyuyor. Evleriniz yıkılmayacak dediler. Hiçbirine inanmıyoruz. Ama biz savaşacağız. Seçimler öncesi sözler verildi. Şimdi anlıyoruz ki hep bir aldatmaca ile bugünlere geldik. Gelinen noktada görüyoruz ki her şey yalan, söz veren siyasetçiler ortada yok” dediler.

    “TESLİM OLMAYACAĞIZ, EMEĞİMİZİN KARŞILIĞINI İSTİYORUZ”

    CHP Tuzla İlçe Başkanı Av. Eren Ali Bingöl, açtıkları davalara değinerek, “Bu mücadeleye 2017 yılında başladık. Doğru bir iş yapıyoruz. Hakkımızı arıyoruz. Alın terinizin, emeğinizin karşılığını istiyorsunuz. Hakkın önünde hiçbir irade duramaz. Hep birlikte bu savaşı kazanacağız. Burada yaşayan vatandaşları yok sayan her imar planı bizleri yok saymak demektir. Bizleri buradan tasfiye etmek demektir. Hukuk da, hak da, idareler de biliyor ki, biz teslim olmayacağız, burası bizim emeğimiz” dedi.

    “SİYASET, VATANDAŞI ZENGİN ETMEK İÇİN YAPILIR, ÜÇ-BEŞ KİŞİYİ ZENGİN ETMEK İÇİN DEĞİL”

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ise “Siyaset neden yapılır?” sorusunu yönelterek, şunları söyledi:

    “Siyaset niye yapılır sorusunun cevabı benim için bir vatandaş olarak çok önemli. Siyasetin yapılma amacı halka hizmet etmektir. Vatandaş istediği gibi düşünebilir. Siyaseti vatandaşa hizmet için yaptığınızda, vatandaşı seçim zamanları değil, onların derdiyle ilgilenip, çözmek için çabaladığınızda aslında Konaşlı Mahallesi’nin konut sorununu da, memleketin diğer yerlerindeki dertleri de çözmek aslında o kadar kolay ki.

    KAFTANCIOĞLU: HAKLILIĞINIZDAN BİR ADIM GERİ ATMAYIN, ÖRGÜTLÜ OLUN

    Siyaset, vatandaşı zengin etmek için yapılır. Fakat ülkemizde siyaset, rantlar yaratılarak, üç-beş kişiyi zengin etmek, onlara peşkeş çekmek üzerine kurulu olduğu için bu sorunu yaşıyorsunuz. Bunun çaresi ve çözümü çok net. Önce şurada olduğu gibi kendinize güveneceksiniz. Hakkınızı bileceksiniz. Haklılığınızı hissedeceksiniz. Örgütlü olacaksınız.

    Aynı şeyi Tozkoparan’da da yaptılar. Tozkoparan halkı sizin gibi örgütlendiler. Mahkeme hukuksuz süreci durdurdu. Demek ki siz bu mücadeleyi büyütürseniz; bize de haklı mücadelenizde yanınızda olmak düşer. Şunu asla unutmayın. Haklısınız. Hakkınızı birilerine pazarlamayın. Haklılığınızdan bir adım geri atmayın. Kazanan Konaşlı halkı olacaktır.”

    “SEÇİMLERDEN ÖNCE VERİLEN SÖZLERİ TUTMADILAR”

    Konaşlı İmar Dayanışma Komisyonu’ndan Nevzat Muştu, Konaşlı’nın yoksul bir mahalle olduğunu belirtti. Planlanan projelerin, rant odaklı olduğunu savunan Muştu, “Üç yıldır açtığımız davalarımız var. Mücadelemize devam edeceğiz. İnsanların alın terleriyle yaptıkları yerler ellerinden alınmak isteniyor. Çevre Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Binali Yıldırım, Şadi Yazıcı seçim öncesi sözler verdi. İlkeli olmalılar. Verdikleri sözü tutmalılar” ifadelerini kullandı.

    “ÜÇ YILDIR RANDEVU BİLE ALAMADIK”

    Komisyon üyesi Veli İgüs ise mağduriyetlerinin büyük olduğunu kaydederek; “Yetkililer ilgilenmiyor. Seçimden sonra randevu bile vermediler. 5 parsel için yıkım kararı geldikten sonra eylem yapmaya başladık. Bütün siyasi partilerin il başkanları ve bölge milletvekilleri buraya gelecek. Mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

    Berfin YILDIZ – Barış KOP / İSTANBUL

  • Salda Gölü’nü imara açan projeye onay verildi

    Salda Gölü’nü imara açan projeye onay verildi

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Salda Gölü’nü imara açan projeye onay verdi.

    Turkuaz renkli kumsalı nedeniyle “Türkiye’nin Maldivleri” olarak bilinen ve  1. Derece Doğal Sit Alanı olan Salda Gölü‘nün imara açacak proje onaylandı. 12 Nisan günü kamyonlar ve iş makinelerinin girdiği Salda Gölü’nde tepkiler üzerine çalışmalar durdurulmuş, ancak Salda Gölü’nü yok edecek Özel Çevre Koruma Bölgesi 1/25000 Ölçekli Nazım İmar Planı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylandı. Planın, Salda Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesinin (ÖÇK) tamamını kapsadığı kaydedildi.

    Burdur Valiliğinden yapılan açıklamada, ÖÇK ilanı ile birlikte her türlü uygulamanın durdurulduğu köylerde, bu planın koşullarına uygun olmak kaydıyla seyrek yoğunluklu kırsal yapılaşmaya imkân tanıyacağı bilgisi paylaşıldı.

    Açıklamada, “Hazırlanan planda, mevcutta bulunan köy yerleşimlerinin (Karaatlı Mahalle Yerleşimi, Düden, Işıklar ve Niyazlar) geleneksel dokusunun korunması amacıyla mevcut halinin sürdürülmesi hedeflenmiştir. Göl kıyısına turizm faaliyetlerinden kaynaklı otel ve bungalov yapılaşma baskılarının ortadan kaldırılması amacıyla kıyıda bu yönde herhangi bir yapılaşmaya izin verilmemiş, köy pansiyonculuğu ve kırsal nitelikli ekoturizm faaliyetlerinin köy yerleşimleri (Salda Köyü, Doğanbaba Köyü ve Kayadibi) içerisine yönlendirilmesi hedeflenerek kırsal kalkınmanın da sağlanması öngörülmüştür” denildi.

    “İTİRAZLAR DEĞERLENDİRİLECEK”

    Onaylanan Salda Gölü Çevre Koruma Bölgesi 1/25000 Ölçekli Nazım İmar Planı ile Göl yüzeyinde herhangi bir faaliyete izin verilmediği, göl çevresinde, doğal alanlar ve köyler arasında bisiklet yolları ve yürüyüş rotaları önerildiği kaydedilen açıklamada, “Alan içerisinde mevcutta bulunan maden ocaklarının faaliyetlerinin sonlandırılması öngörülmüştür. Tarım, mera, orman alanları ile sulak alanlar korunmuştur. Söz konusu plan, 3194 sayılı İmar Kanunu uyarınca ilan ve askı işlemleri Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından yapılacak olup, ilan sürecinde itiraz olması halinde bu itirazlar değerlendirilmek üzere Çevre ve Şehircilik Bakanlığına (Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü) iletilecektir” ifadelerini yer verildi.

  • Baki Erdoğan dede: Cemevlerinin imar planına işlenmesi bir lütuf değil-VİDEO

    Baki Erdoğan dede: Cemevlerinin imar planına işlenmesi bir lütuf değil-VİDEO

    PİRHA- Baba Mansur Ocağı dedelerinden Baki Erdoğan, İzmir’de 7 cemevinin ‘ibadet alanı’ olarak imar planlarına işlenmesini değerlendirdi. Erdoğan, “Herkesi kendi inancı dahilinde kabul edeceğiz ki toplumlar barış içerisinde yaşayabilsin” dedi.

    hABERİN VİDEOSU;

    İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi, il genelindeki 7 cemevinin imar planlarına ‘ibadet alanı’ olarak işlenmesi kararı aldı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer başkanlığında yapılan İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nde Bornova ilçesinde 2, Aliağa, Bayraklı, Çiğli, Konak ve Selçuk ilçelerinde birer cemevinin imar planlarına ibadethane olarak işlendi.

    “BU BİR LÜTUF DEĞİL ALEVİLERE”

    Baba Mansur Ocağı dedelerinden Baki Erdoğan, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde cemevlerinin imar planlarına ‘ibadet alanı’ olarak işlenmesini PİRHA‘ya değerlendirdi.

    Baki Erdoğan, “Bundan daha doğal, daha basit bir talep ve belediyeler için bundan daha önemli bir görev olabilir mi? Bu vicdani bir meseledir. Bir inancın mensupları Türkiye’de önemli bir nüfusa sahip. Seçilmiş belediye başkanlarına bu kitlelerin neredeyse tamamına yakını da oy verdiği gerçekliği ortada. Bu bir lütuf olarak görülmemeli. Atılan adım önemli ama geç kalmış bir adımdır. Ne acıdır ki kurumlarımıza gelen diğer siyasi partilerin temsilcileri, ‘biz Alevlerle kardeşiz, Alevlerin bütün haklarını tanıyoruz, Alevler bu ülkenin asli üyeleri, kurucu değerleridir’ dediler ancak gidip İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki oylamada tamamı red oyu verdi. Bunun anlamı şudur: Biz Alevleri ve Alevi inancını tanımıyoruz. Onun için samimi olmak lazım. Birbirimizi kandırmayacağız ve birbirimizin haklarına saygı göstereceğiz. Sayın Cumhurbaşkanı seçimden sonraki 100 günlük programda cemevlerinin yasal statü ile ilgili önemli adımlar atacağız, demişti. Kaç yüz gün geçti, adım atılmadı” diye konuştu.

    “DEVLET TARAF OLMAMALI”  

    Devletin inançlar arasında taraf olmaması gerektiğine dikkat çeken Baki Erdoğan dede, şunları belirtti:

    “Herkesin kendi inancını yaşaması lazım. Yani biz nasıl ki Sünni kardeşlerimizin inançlarını tartışmıyor ve belirlemiyorsak onlar da bizim ne cenaze erkanlarımızı, ne orucumuzu, ne zikrimizi, ne fikrimizi, ne cemlerimizi, ne cıvatlarımızı tartışmaları gerekir. Kötü bir şeydir. Siz belirlediğiniz zaman kaşığı yok edersiniz. Artık Alevİleri tanımlanmaktan vazgeçin. Bu konuda Diyanet’e önemli görevler düşüyor. ‘Alevileri biz niye belirliyoruz. Bunları bir dinleyelim. Bunlar kendilerini tanımlasınlar, belirlesinler’ demelidir.”

    “CENAZE ERKAN’I BİR DUADIR, RIZALIK ALMADIR”

    “Cemevimize gelen canların bazıları özellikle hakka uğurlama erkanlarında zaman zaman Alevi inancından olmayan ve sonradan dahil edilmeye çalışılan uygulamaları bizden talep etmekteler” diyen Erdoğan dede, hakka uğurlama erkanlarına ilişkin yaşanan tartışmalara değinerek şunları ifade etti:

    “Daha cemevleri yapılmadan önce cenazelerimiz apartman girişlerinde kalırdı. Bu bize ızdırap verdi. Çünkü biz Alevilerin cenaze erkanı farklı. Şimdi bu işler tabii zorlama ile olmuyor. Öyle olmuş olsaydı Aleviler olanaklarının olduğu her bölgede niye cemevi yapsınlar ve Alevi kurumları oluştursunlar. Demek ki pirlerinden, rehberlerinden, yollarından öğrendiklerini uygulamak istiyorlar. Cenaze erkanı bir duadır, rızalık almadır. Aleviler cemal cemale erkanlarını yürütür ve kendi inancımız esaslarına göre dua ederiz. Herkes her toplum kendi konuştuğu diliyle dualarını icra eder. Kendi toplumumuzun anlamadığı bir dille yaptığımız ibadeti yaptığımız duayı doğru görmeyiz. Çünkü ne diyoruz? Her canlı kendi diliyle hakka seslenir.”

    “BİR ALEVİNİN YAŞARKEN ALEVİ, ÖLÜRKEN SÜNNİ GÖMÜLMESİ ZULÜMDÜR”

    “Bir Alevinin, Alevi Kızılbaş inancı ile yaşayıp, ölürken sunni gömülmesi bir zulümdür” diyen Erdoğan dede, şunları kaydetti:

    “Alevi nasıl istiyorsa, cenazesinin nereden kaldırılmasını istiyorsa oradan kalkmalı. Buna kimse müdahale etmemeli. Cemevlerinde cenazeleri deyişlerle kaldırıyoruz, bir bakıyorsun sarıklı hoca efendi gelmiş müdahale etmeye çalışıyor. Bu olmaz. Alevi cenazelerini Alevi pirleri, dedeleri yapar ve pirani olarak uğurlarız. Dolayısıyla bu konuda asla taviz verilmemeli ve bir adım geri atılmamalı. Bu anlamda Türkiye’de bugün hala bunların tartışılıyor olması bile insana ızdırap veriyor. Bunu aşmamız lazım. Kimsenin inancımıza müdahale etme hakkı hukuku yoktur, edenler de tarih boyunca hep başarısız olmuşlardır. Bütün müdahalelere rağmen akarak bir dere yatağı gibi kendi çığırını bulmuştur. Özellikle Alevi inancı da günümüze kadar bütün olumsuzluklara rağmen gelebilmiştir.

    Son olarak Xızır aylarındayız diyen Baki Erdoğan dede, 13-14-15 Şubat’ta Mersin Cemevinde etkinliklere bütün Alevi canları beklediklerini belirterek, “Ortadoğu coğrafyasında akan kanın durmasına vesile olmasını isterim” dedi.

    Diren KESER/MERSİN

  • Karadeniz’in yaylaları imara açılıyor

    Karadeniz’in yaylaları imara açılıyor

    Karadeniz bölgesindeki yaylaları imara açmak için ilk adım atıldı. Rize Çamlıhemşin’de bölge sakinlerinin tepkilerine rağmen süren ‘Yeşil Yol’ çalışmaları için şimdi de yaylalar imara açılmak isteniyor. Yayaların mera statüsünün kaldırılacağı belirtiliyor.

    Karadeniz bölgesindeki yaylalar imara açılmak isteniyor. Rize Çamlıhemşin’de bölge sakinlerinin tepkilerine karşın süren “Yeşil Yol” çalışmaları için şimdi de yaylalar imara açılmak isteniyor. Bölge sakinlerinin avukatı İbrahim Demirci, Yeşil Yol çalışmalarının kış ortasında bile sürdürüldüğünü belirterek “İdare bu defa da yaylaların mera statüsünü kaldırıyor. ‘Yeşil Yol’ projesinin devamı mahiyetinde; mera statüsünü kaldırıp turizme, imara açmak için doğayı yok etme telaşında” dedi.

    Rize İl Özel İdaresi, bölge sakinlerine sessiz sedasız yolladığı yazıda, bölgedeki bazı yaylakların (mera) Yeşil Yol çalışmaları için vasfının değiştirilmesi konusunda görüş sordu. Cumhuriyet’te yer alan habere göre çiftçilere hitaben hazırlanan yazıda konu olarak “Çamlıhemşin Kaplıca Mahallesi’nde yapılması planlanan Tirovit – Palovit – Samistal yolu için bazı yaylaların kamu yatırımlarının yapılabilmesi için tahsis amacının değişikliği” yer aldı.

    “3-5 İMZA İLE OLDU BİTTİYE GETİRECEKLER”

    İbrahim Demirci, “Yeşil Yol’ Çamlıhemşin’de bulunan Samistal ve Kavrun yaylalarını nihayetinde birbirine bağladı. 2 bin 500 – 3 bin metre rakımdaki yol, adeta bir hançer gibi dağlar arasında kıvrılıyor. İdare bu defa da, yaylaların mera statüsünü kaldırıyor. Bu amaçla, kış mevsiminde Çamlıhemşin’de çok az kişi olduğunu bilmesine karşın, meranın kaldırılması için insanlardan imza topluyor. 3-5 imza ile oldu bittiye getirip kadim yaylaları mera olmaktan çıkarıp kadim gelenekleri toprağa gömmek istiyor. Ne için, ne adına? Hukuka bağlı bir idare ile değil, doğayı Kaçkarları, yok etmeye kararlı adeta seri bir katille karşı karşıyayız” diye konuştu.

    “ÇOCUKLARIMIZIN SIRTINA AĞIR VEBALLER YÜKLÜYOR”

    Tur şirketleri ile turizmcilerin birkaç ay önce özel idareyi ziyaret ettiklerini belirten avukat İbrahim Demirci şunları söyledi:

    “Görüşmede tur şirketleri ve turizmciler Kaçkar Yayla yollarının Nisan ayında ulaşıma açılması ve Yeşil Yol güzergahına tesis inşaatlarına başlanmasına ilişkin taleplerini ilettiler. İklim değişikliğine karşı milyonlarca çocuk ‘İklim değişikliği nedeniyle eğer bir geleceğimiz olmayacaksa, neden okula gidiyoruz?’ diye sorarak eylem yaparken idarenin de bu çığlığı duyması gerek. İdare bunun yerine dağları, yaylaları kente çevirme uğraşıyla çocuklarımızın sırtına ağır veballer yüklüyor.”

  • Her bir tuğlasında emekleri olan gecekondularından olmak istemiyorlar-VİDEO

    Her bir tuğlasında emekleri olan gecekondularından olmak istemiyorlar-VİDEO

    PİRHA- İmar kıskacı altında olan İstanbul Armutlu’daki gecekondularda yaşayan halkın sorunları bitmek bilmiyor. Burada yaşayan Süleyman Şener, “Bizi de insan olarak görsünler. Hep zenginlerin mi güzel yerde oturması lazım. Şimdiye kadar asfaltımız yoktu, çamurlar içerisindeydik. Çocuklarımızı bu şeklide yetiştirdik” diyor. 

    İstanbul’un boğaz manzarasına sahip Armutlu, imar kıskacında. Her iktidar döneminde çıkartılan yasalarla kendi elleri ile yaptıkları gecekondularının durumu devamlı değişiklik gösteriyor. Yaşam alanlarını kurdukları, Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Armutlu gibi yerlerdeki ev sahiplerinin durumları hala muğlak.

    Sarıyer’de tüm gözlerin çevrildiği imar barışı yasasının kimleri vuracağı merak konusu olmaya devam ederken, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bürokratları, 25 bin kişinin yaşadığı (Fatih Sultan Mehmet Köprüsü) FSM-Baltalimanı bölgesinde kalan Armutlu’da imar barışının olup olmayacağını açıkladı.

    40 yıl önce köyden kente göç ederek her bir tuğlasında emeklerinin olduğu gecekondularının bahçesinde Şener ailesine konuk olduk. Şener ailesi dünden bugüne değişen imar koşullarını ve yaşadıkları sıkıntıları anlattı.

    1949’da Malatya Kalekozlu köyünde doğan Süleyman Şener, 1956 yılında Malatya merkezde liseyi bitirdikten sonra 1969 yılında ailesi ile birlikte İstanbul’a göç etmiş. Senelerdir esnaflık yapan babası yoksulluk içinde 5 çocuğunu okutmaya çalışmış.

    1969’da temelini attıkları boş düz bir arazi üzerine o dönemlerde gurbete gelen bir çok insan gibi evlerini kendi elleriyle yaptılar.

    “Bu toprakların hepsi de para ile satın alındı. Biz buraya harcama yapmasaydık bir iki tane dairemiz vardı rahat rahat oturuyorduk. Ama ne yazık ki geldik girdik buraya bir daha da çıkamadık” diyor 40 yıldır acısı tatlısı ile oturdukları gecekondu için.

    “ELEKTİRİĞİMİZİ, SUYUMUZU KENDİ İMKANLARIMIZ İLE GETİRDİK”

    Kentlerde apartmanlara sıkışmış insanlara nazaran evlerinin bahçeli olmasının avantajını yaşayan Şener, bunun mutluluğunu unutturan dezavantajını da ise şöyle sıralıyor:

    “Elektriğimiz yoktu gariban babamla beraber elektrik çektirdik. Suyumuz yoktu suları taşıyarak getiriyorlardı. Su istedik. Dediler ki ‘parasını verirseniz size boruları döşeriz.’ O zamanın parası ile 578 bin lira ödedik. Böylelikle suyumuza kavuşmuş olduk. Elektriğimiz de geldi. Gecekonduda normal bir hayat yaşantısı olamaz. Sobayla ısınıyorduk.”

    “HEP ZENGİNLER Mİ GÜZEL YERDE OTURACAK”

    Şener’in konuşmasının arasına giren 95 yaşındaki annesi de ‘su getirdik biz derelerden’ diye de oğlunu onaylıyor.

    Şener sözlerine şöyle devam ediyor:

    “Bizi de insan olarak görsünler. Hep zenginlerin mi güzel yerde oturması lazım. Şimdiye kadar asfaltımız yoktu, çamurlar içerisindeydik. Duvarlarımızı belediye gelip yıktı. Akşam yaktılar sabah tekrar yeniden yaptık. Çocuklarımızı bu şeklide yetiştirdik. Derler ya el emeği göz nuru. Buraya gerçekten çok büyük emekler verildi. Yolumuz toprak yoldu. Bir arabamız çamurdan yukarıya çıkamazdı. Komşunun kamyonunu getirirdik arkasına bağlar çekerdik. Zaman geldi asfalt döküldü. Yollar yapıldı. Bu arada 2000 yılından itibaren bir yapılaşma başladı. Ama buna müsaade edenler de vardı. O yapıları yapan hiç kimsenin de evi yıkılmamıştır. Ama biz tek katlı olanlar çatılarını dahi tamir edemez.”

    “HER GELEN İKTİDAR KENDİ POLİTİKASINI UYGULADI”

    40 yıl boyunca gelen tüm iktidarların kendi politikalarını uyguladıklarını söyleyen Şener, belediye başkanlığını alan AKP hükümeti ile birlikte sorunların daha da katmerleştiğine dikkat çekti.

    Şener yaşam alanlarına ilişkin bu zamana kadar verilen kararları ve sorunlarını şöyle anlatıyor:

    “İyi kötü insanlar birbirleriyle kaynaştılar. Burada doğan çocuklar birlikte okula gittiler. Evlendiler. İnsanların çoğu buralarda birbirleri ile akraba oldular. Bir köyün çocuklarıymış gibi. Yeni bir dostluk doğuyordu. Buraya kadar her şey güzeldi.

    AKP iktidarında artık bizim buraların yıkılacağı, satılacağı söylenmeye başlandı. 1984 yılında Turgut Özal’ın burayı ziyaret etmesinden sonra bir çok eve de tapu tahsis belgeleri verilmişti. Bu tapu tahsis belgelerinin de geçersiz olduğu sayıldı.

    AKP hükümeti dönemindeki o tutum ve davranışlar karşısında mahkemelere vermek zorunda kaldık. Bu mahkemelerin hepsini de kazandık. Danıştay onaylı olan mahkemelerin hepsini de kazandık. Bunun yanında bugünkü mevcut Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç de bu imar durumlarını dile getirerek burada 50 bin kişinin yaşadığını ve 10 binin üzerinde ev olduğunu defalarca açıklamıştı.”

    “DİKEN ÜSTÜNDEYİZ, BIÇAK SIRTINDAYIZ”

    Tapularını isteyen Şener sözlerini şöyle sonlandırıyor:

    “Diken üstündeyiz, bıçak sırtındayız. Artık bize de bir parça insaf eylesinler. Bırakın oturduğumuz yerde oturalım. Bugün Sarıyer’in bütün tepelerinde yüzlerce binlerce villa yapıldı. Ve hepsi ruhsatsız. Bunların hepsi gecekondu idi. Niye bunlara göz yumuyorsunuz?”

    “O ZAMAN İNSAN DEĞİLDİK ŞİMDİ Mİ VAR OLDUK”

    Süleyman Şener’in kardeşi Zeynep Şener de her iktidar döneminde çıkartılan yasalar ile durumlarının sürekli değişmesine tepki gösteriyor. Şener, “Ne yazık ki her dönem gelen iktidarlar bu konuyu ele alıyor ama çaresi yok. Bizim için zor bir durum” diyor.

    Tedirginlik yaşadıklarını söyleyen Şener, sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Su, elektrik, yol yoktu o zamanlar. O zaman insan değildik şimdi mi var olduk. Sen başka ülkelerden insanları dolduruyorsun hak sahibi ediyorsun. Niye biz kendi toprağımıza sahip olamıyoruz. Bizim hakkımız. Bu da bizim hakkımız, savunmaya da devam edeceğiz.”

    “YASALAR HER ZAMAN YOKSULLARA KARŞI ÇIKARILDI”

    Her zaman yoksullara karşı yasaların çıkarıldığını aktaran Şener, “Adalet, demokrasi yok. İllaki ayrıcalık yapacaklar. Adalet, demokrasi istiyoruz. Sonuçları bekliyoruz. Aslında buranın 40 yıldır vergisini veriyoruz. Bir kuruş para da vermek istemiyoruz. Bu da bizim hakkımız. İnsanları boş buldukça tepesine çıkıyorlar. Kendi topraklarımızda rahat edemiyoruz” diyor.

    PİRHA/İSTANBUL