Etiket: imralı

  • DEM Parti İmralı Heyeti’nden Kurtulmuş ile yapılan görüşmeye dair açıklama!

    DEM Parti İmralı Heyeti’nden Kurtulmuş ile yapılan görüşmeye dair açıklama!

    PİRHA-DEM Parti İmralı Heyeti, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile yaptıkları görüşmeye dair açıklama yaparak, “Sayın Meclis Başkanı da çerçeve yasanın Meclis kapanmadan çıkması gerektiği konusunda aynı yaklaşıma sahip olduğunu ve bu konuda çabalarının sonuna kadar devam edeceğini ifade etti” dedi.

    DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile yaptıkları görüşmeye dair açıklama yaptı.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde yasal adımlarla ilgili gelişmeleri Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşmek üzere bir araya geldiklerini belirten heyet üyeleri, şunları ifade etti:

    “ÇERÇEVE YASANIN ÇIKARTILMASINI KONUŞTUK”

    “Görüşmenin ana gündemi, kamuoyunun da yakından takip ettiği çerçeve yasada gelinen aşama oldu. Görüşmemizde, süreç için büyük önem arz eden çerçeve yasanın TBMM kapanmadan önce çıkarılması gerektiği konusundaki görüşlerimizi, bu yöndeki beklentileri ve gerekçelerimizi ifade ettik.

    Sayın Meclis Başkanı da çerçeve yasanın Meclis kapanmadan çıkması gerektiği konusunda aynı yaklaşıma sahip olduğunu ve bu konuda çabalarının sonuna kadar devam edeceğini ifade etti.

    Çerçeve yasanın çıkarılmasıyla ilgili olarak somut adımların hızla atılması gerektiği konusundaki fikir birliğinin ve TBMM’nin bu konuda oynayacağı rolün teyit edilmesinin önemli olduğunun altını bir kez daha çizmek isteriz.”

    HABER MERKEZİ

  • Öcalan: Kaybedecek zamanımız yok!

    Öcalan: Kaybedecek zamanımız yok!

    PİRHA- Abdullah Öcalan, CHP’ye yönelik “Tedbirli Mutlak Butlan” kararı sonraki gelişmeleri değerlendirerek, “Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir? Cumhuriyet Halk Partisine yönelik uygulamalar ve yaşanan gelişmeler, doğru işleyen bir demokrasinin ve demokratik siyasetin olmamasıyla ilgilidir. Cumhuriyetin demokratik niteliğini geliştirmek kadar aciliyet taşıyan bir durum yoktur. Biz bu ülkede bunun zeminini geliştirmeye ve imkanlarını büyütmeye çalışıyoruz” dedi.

    DEM Parti, İmralı Heyeti’nin İmralı’da Abdullah Öcalan’la yaptığı görüşmeye dair açıklama yaptı.

    “DEMOKRATİKLEŞME HAYATİ BİR İHTİYAÇTIR”

    Öcalan’ın sürece ilişkin değerlendirmeleri paylaşılan açıklamada şunlara yer verildi:

    “Büyük bir öfkeyle yüklü toplumları büyük düşünce ve büyük etik değerler olmadan dönüştürmek mümkün değildir. Toplum; hayatın her düzeyinde etik, siyasal, hukuksal ve ekonomik açılardan büyük bir sıkışma yaşıyor. Bunun için süreçte ısrar ve acele ediyoruz.

    Orta Doğu konjonktürünün halen her şeye gebe olduğunu düşünüyorum. İran ve İsrail gibi devletler katılaşıyor ve daha da katılaşacak gibi görünüyor. Orta Doğu’da milliyetçilik ve ayrışmayı geliştirmek, mikro-milliyetçilikleri büyütmek zarar verir. Bölgedeki riskli gelişmeleri gözetecek ve önleyecek, kanlı hesaplaşmaları aşacak bir süreç çalışması yürütüyoruz.

    Ve elbette tüm yapılanların yasal bir temele kavuşması önemlidir. Beklentide kalmak, beklenti halini sürdürmek sadece risk üretir. Kaybedecek zamanımız yoktur. Bütün aktörlerin bu tarihi sorumluluk anlayışla hareket edeceğine ve TBMM’nin de çalışmaları bu hassasiyetle yürüteceğine inanıyorum.

    Çerçeve bir yasa, demokratikleşme sürecinin kök hücresini oluşturabilir. Yasal düzenleme bizi gerçek bir pozitif inşaya, demokrasi çarkının döndüğü bir sürece sokacaktır. Demokratikleşme hayati bir ihtiyaçtır ve sürecin başarısı bizi bu hedefe yakınlaştırır.

    Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir? Cumhuriyet Halk Partisine yönelik uygulamalar ve yaşanan gelişmeler, doğru işleyen bir demokrasinin ve demokratik siyasetin olmamasıyla ilgilidir. İşleri bu noktaya getiren sebep budur; cumhuriyetin temelindeki demokrasi ilkesinden yoksunluktur. Demokrasiye sanki bir lüksmüş, demagojiymiş, lafazanlıkmış gibi yaklaşarak önemsememenin sonuçları vahim bir hatadır. Cumhuriyetin demokratik niteliğini geliştirmek kadar aciliyet taşıyan bir durum yoktur.

    Biz bu ülkede bunun zeminini geliştirmeye ve imkanlarını büyütmeye çalışıyoruz. İmralı’da çözüme doğru yasal adımlara giderken cumhuriyeti demokratik bir çıkışa, demokratik bir hukuka hazırlamayı çok önemsiyoruz. Bunu hem parti içi hem partiler arası demokrasi eksikliğini de gidermeye yönelik bir adım olarak görüyoruz. Tüm çabaların karşılığı, cumhuriyeti demokratik bir içeriğe ve kültüre kavuşturmak, bunları güvence altına alan sağlam bir hukuk sistemi kurmak olacaktır. Bu temelde herkesi Barış ve Demokratik Toplum Sürecine katkı sunmaya çağırıyorum.

    Kürtlerin demokratik cumhuriyete entegrasyonunun anlamı budur. Kürt meselesinin yıllarca kilitlediği bir durumu aşmaya çalışıyoruz. Kürt meselesinden kaynaklı şiddet öğesi, çözüm sistematiğiyle aşılıyor. Bu sürece Türk-Kürt ilişkilerini yeniden düzenleme, çağdaşlaştırma, modernleştirme süreci de diyebiliriz.

    Barış ve Demokratik Toplum Sürecine destek sunan uluslararası aydın ve akademisyenlerin mesajları kitaplaştırılmış. Bu çerçevede her türlü öneri, eleştiri ve katkıyı en titiz şekilde değerlendirmeye hazır olduğumu vurgulamak isterim. Barışa ve demokrasiye en fazla ihtiyacımız olan dönemde çok önemli destekleri için hepsini selamlıyorum.”

    HABER MERKEZİ

  • Gürlek’ten İmralı’ya konut iddiasına yanıt: Orada özel bir konut yok, idari yerleşke var!

    Gürlek’ten İmralı’ya konut iddiasına yanıt: Orada özel bir konut yok, idari yerleşke var!

    PİRHA- Adalet Bakanı Akın Gürlek, Abdullah Öcalan’a İmralı Adası’nda “konut yapıldığı” iddialarını reddederek, bölgede yalnızca idari nitelikte bir yerleşke bulunduğunu söyledi.

    Adalet Bakanı Akın Gürlek, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Gündemde yer alan “İmralı’da Abdullah Öcalan için özel konut yapıldığı” yönündeki iddialar ve siyasi tartışmalar hakkında açıklamalarda bulundu.

    ÖZEL KONUT İDDİASI DOĞRU DEĞİL”

    Bakan Gürlek, İmralı Adası’na ilişkin iddialara açıklık getirerek söz konusu haberleri reddetti.

    “Orada öyle bir şey yok. Orada idari bir yerleşke var, yeni binalar, ihtiyaç görülen yerler yapılabiliyor ama özel olarak konut yapılma durumu yok” ifadelerini kullandı.

    YARGI SÜRECİ BAŞLADI”

    Gürlek, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in kendisi hakkında dile getirdiği 452 milyon liralık mal varlığı iddialarına da yanıt verdi.

    Söz konusu iddialar nedeniyle hukuki süreç başlattıklarını belirten Gürlek, “Yargı süreci başladı, manevi tazminat davası açtık ve suç duyurusunda bulunduk. Mahkeme elbette tapu kayıtlarını getirecektir” dedi. 12. Yargı Paketi’ne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Gürlek, infaz düzenlemesine dair beklentilere ilişkin net konuştu. Bakan Gürlek, “12. Yargı Paketi önce Cumhurbaşkanlığı’na sunuldu, oradan geçince de adalet komisyonuna gelecek. O sırada kamuoyuna bilgilendirme yapacağız. İnfazla ilgili bir düzenleme yok” ifadelerini kullandı.

    Adalet Bakanlığı’nın gündeminde yer alan yargı paketi ve siyasi tartışmalara ilişkin gelişmelerin önümüzdeki günlerde Meclis süreciyle birlikte netleşmesi bekleniyor.

    HABER MERKEZİ

  • Öcalan: Biz Anadolu-Mezopotamya eksenli bir çözümü esas alıyoruz!

    Öcalan: Biz Anadolu-Mezopotamya eksenli bir çözümü esas alıyoruz!

    PİRHA- DEM Parti İmralı Heyeti ile görüşen Abdullah Öcalan, İran’a dönük müdahaleye dikkat çekerek, “İran’daki gelişmeler Türkiye’de yürütülen sürecin haklılığını ve önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Biz Anadolu-Mezopotamya eksenli bir çözümü esas alıyoruz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti, 27 Mart’ta Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeye dair açıklama yaptı.

    Yapılan görüşmelerde sürecin önemli bir eşiğe geldiği açık biçimde görüldüğü ifade edilen açıklamada şunlar belirtildi:

    “Bu noktada, çözüm yolunun müzakere, demokratik irade ve tarihsel sorumluluk boyutlarıyla birlikte değerlendirilmesi gereken çok katmanlı bir konu olduğu ortaya konulmuştur.

    Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu süreçte üstlendiği tarihi görev ve sorumluluğa işaret edilmiş; Komisyon raporu sonrasında yürütülecek çalışmaların zamana yayılmaksızın kapsayıcı ve bütünlüklü bir yasal çerçeveye kavuşturulmasının hayati önemde olduğu belirtilmiştir.

    Heyet olarak yaptığımız değerlendirmelerde, tarihsel fırsatların kaçırılmaması ve gerçek çözüm iradesinin hayat bulması için diyalog kanallarının açık tutulmasının ve demokratik siyasetin güçlendirilmesinin gerekli olduğu ortak bir görüş olarak öne çıkmıştır.

    Demokratik toplumun Türkiye’de yaşayan tüm halklar ve inançlar için geleceğin güvencesi olduğu bir kez daha vurgulanmıştır. Bu süreci doğru anlayan ve sorumlulukla yaklaşan herkesin yalnızca bugünü değil ortak geleceği de kazanacağına inanıyoruz.

    Sayın Öcalan’ın görüşme süresince değerlendirmeleri özetle şöyledir:

    “Çözmeye çalıştığımız bu büyük soruna dar yaklaşılmaması gerekir. Çünkü Ortadoğu üzerinde derin hegemonik planlar var. Suriye’de sancılı durumlarla birlikte belli ölçülerde olumlu gelişmeler yaşanırken, şimdi de Iran savaşı gündemde. İran savaşında üç çizgi ortaya çıkmıştır: Birincisi, ABD-İsrail çizgisidir. İkincisi, İngiltere’nin başını çektiği bazı uluslararası ve bölgesel güçlerin statükoyu korumaya dönük çizgisidir. Üçüncüsü ise geliştirdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile savunduğumuz demokrasi ve ortak yaşam çizgisidir. İran’daki gelişmeler Türkiye’de yürütülen sürecin haklılığını ve önemini bir kez daha ortaya koymuştur.

    “Biz Anadolu-Mezopotamya eksenli bir çözümü esas alıyoruz. Anadolu-Mezopotamya ilişkisi derin tarihsel köklere sahiptir. Tarihin ilk büyük barış anlaşması Hititler ile Mısırlılar arasındaki Kadeş Antlaşması’ydı. Ortadoğu’daki dört bin yıllık siyasal tarih gösterdi ki Anadolu’nun güvenliği Ortadoğu’dan ve Mezopotamya’dan geçmektedir. Demokratik entegrasyon, Mezopotamya kültürünün demokratik bir varlık olarak katılımını ifade eder.

    “Bizim Cumhuriyet ile bir sorunumuz yoktur. Asıl mesele Cumhuriyetin demokratik olmamasıdır. Demokrasi Cumhuriyetin güçlenmesini sağlayacak yegane çözümdür.

    “Toplumların ve ülkelerin tarihsel dönemlerindeki yanlışlıkları, aşırılıkları ve antidemokratizmi dile getirmek, kutsala dokunmak gibi yadırganmamalıdır. Asimilasyoncu yöntemlerin pozitivist bir inançla savunulmasının, ülkeye giydirilmiş dar bir gömlek olduğunu söylemek gerekir.

    “27 Şubat çağrımda da ifade ettiğim gibi silahlı mücadele dönemi sona ermiştir. Artık geriye dönüş mümkün değildir. Yaşadığımız süreç Demokratik Cumhuriyet ile barışa geçiş sürecidir. Arzulanan süreç başarıya ulaştığında Cumhuriyet iki kat güçlenecektir. Demokratik toplum dediğimiz, büyük oranda böyle bir çözümü esas alır. Kürtlerin devletle olan ilişkisini pozitif tarzda düzenleyen bir toplumculuk ve yurttaşlık anlayışı geliştirmeliyiz. Devlet de burada yıkıcı faaliyet ya da güvenlik tehdidi gibi bir durum olmadığını görmeli.

    “Cumhuriyete katılım; kimliğiyle, ifade ve fikir özgürlüğüyle, örgütlenme özgürlüğüyle ve kadın özgürlüğüyle olmalıdır. Bunlar sadece Kürtler için değil, herkes için geçerli özgürlük alanlarıdır.

    Bu noktada, sürece ilişkin fikirlerimin doğru anlaşılması için uygun yöntemlerle tüm kamuoyuna ulaşmayı önemli görüyorum.

    “Demokratik entegrasyon çözümü, toplum temelli bir yaklaşımı esas almaktadır. Toplum temelli çözüm ise toplumsal yapıların bütünsel ve kolektif demokratikleşmesini gerektirir.”

    Saygılarımızla, DEM Parti İmralı Heyeti 31 Mart 2026”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Öcalan: Demokratik Entegrasyona geçiş barış yasalarını gerekli kılar!-VİDEO

    Öcalan: Demokratik Entegrasyona geçiş barış yasalarını gerekli kılar!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti ve İmralı Heyeti, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yıl dönümü dolayısıyla Yılmaz Güney Sahnesi’nde basın toplantısı düzenledi. Abdullah Öcalan, “Geride bıraktığımız süreç, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır. İniş-çıkışlar, gerilim ve krizler geçicidir, demokrasi er ya da geç kalıcı olacak olandır” dedi.

    DEM Parti ve İmralı Heyeti, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yıl dönümü dolayısıyla Yılmaz Güney Sahnesi’nde basın toplantısı düzenliyor. Toplantıda Abdullah Öcalan’ın sürece dair yeni mesajını kamuoyu ile paylaşıldı.

    “ARTIK YENİ BİR AŞAMAYA GEÇMESİ SİYASET KURUMUNUN TARİHSEL SORUMLULUĞUDUR”

    Dem Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, ilk olarak konuştu:

    “27 Şubat’ta sadece bir açıklama yapılmadı, yeni bir sürecin kapısı açıldı. 27 Şubat’ta Sayın Öcana tarafından yapıaln çağrı bir dönemin kapanışı, yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bu çağrı tarihsel bir manifestodur. Yarım asırdır devam eden çatışmanın, yoksulluğun ve acının yükünü taşıyan bu ülkenin her bir köşesinide yaşayanların eşit bir şekilde yaşamasının çağrısıdır.

    Sayın Öcalan’ın çağrısına PKK olumlu bir karşılık verdi, gereklerini yerine getirdi. Şimdi sorumluluk devlet ve iktidardadır. Neti somut ve güven verici adımlar atılmalıdır.

    Demokratik Entegrasyon; her kimliğin tanındığı, her yurttaşın eşit kabul edildiği, özgürlüklerin anayasal güvenceye alındığı ortak bir yaşamın adıdır.

    Artık yeni bir aşamaya geçmesi siyaset kurumunun tarihsel sorumluluğudur. Demokratik Entegrasyon;Türkiye’nin bütünüyle demokratikleşmesidir, huzurlu bir ülkede yaşamasıdır. Anadill ve kültür özgürlüğü teminat altına alınmalıdır, inanç ve ibadet özgürlüğü güvence altına alınmalıdır. Cumhuriyet yeni yüzyılda demokrasiyle buluşmalıdır.

    Bu çağrıyla birlikte oluşan yeni dönemde Demokratik Cumhuriyet’in inşaası için çok şey yapabiliriz. Hep birlikte dönüştürücü gücü ortaya koyabilmeliyiz.

    27 Şubat çağrısının amasız, fakatsız biçimde arkasındayız. ”

    “ARTIK BARIŞIN HUKUKU YAZILMALIDIR”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakrıhan da, bu topraklarda adil ve özgür bir yaşamı kuracaklarını vurguladı.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakrıha, şunları ifade etti:

    “Bu irade çatışmanın diyaloğa ve müzakereye evrilmiştir. Bu irade, inkarın değil eşit yurttaşlığın manifestosudur. Gece gündüz sokaklarda dile getirdiğimiz bir gerçeklik var. Tek tarflı fedakarlıkla barış inşa edilemez. Devlet Sayın Öcalan’ın temposuna uygun hareket etmek zorundadır. Eşik artık aşılmalıdır. Artık barışın hukuku yazılmalıdır.”

    DEMOKRATİK ENTEGRASYONA GEÇİŞ, BARIŞ YASALARINI GEREKLİ KILAR

    DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan, Öcalan’ın mesajını paylaştı. Mesajda şunlar yer aldı:

    “Değerli Arkadaşlar,

    DEM Parti İmralı Heyetinin 16 Şubat 2026 tarihinde İmralı’da gerçekleştirdiği görüşmede, Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının yıl dönümü dolayısıyla kamuoyuyla paylaşılmasını istediği mesajlarını sizlere sunuyoruz:

    “27 Şubat 2025 çağrımız, demokratik siyasetin hayata geçtiği yerde silahın anlamsızlaşacağının beyanı ve tercihin açıkça siyasetten yana yapıldığının ilanıdır, bir ilke bütünlüğüdür. Negatif isyan dönemini temelde tek taraflı bir irade ve pratikle aşmayı başardık. Geride bıraktığımız süreç, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır. Çağrılarımız, konferans ve kongreler bu amaca yönelikti. Örgütün fesih ve silahlı mücadele stratejisine son verme kararları, sadece resmen ve fiilen değil zihnen de şiddetten arınmayı ve siyaset tercihini ortaya koymuştur. Bu aynı zamanda cumhuriyetle zihnen barışmanın da ilanıydı.

    “Geçtiğimiz bir yıl içinde Sayın Erdoğan’ın iradesi, Sayın Bahçeli’nin çağrısı, Sayın Özel’in katkısı ve sürece olumlu katkı yapan diğer tüm siyasi, sosyal, sivil birey ve kurumların çabalarını kıymetli buluyorum. Ve özellikle Sırrı Süreyya arkadaşımızı bir kez daha büyük bir saygıyla ve özlemle anıyorum.

    Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz. Bu ilişki diyalektiğinin tarihsel bir özgünlüğü vardır. Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki temel metinler, Türk ve Kürt birliğini ifade ediyordu. 27 Şubat çağrımız bu birlik ruhunun canlandırılma girişimi ve Demokratik Cumhuriyet talebidir. Kandan ve çatışmadan beslenme mekaniğini kırmayı amaçladık. Sorunun tarihselliğini, ciddiyetini ve üretebileceği riskleri görmek yerine kısa vadeli dar siyasi çıkarlara göre hareket etmek hepimizi zayıflatır. İnkârı ve isyanı sürekli kılmaya çalışmak, en büyük kural dışılığı kural kılmaya çalışmaktır. Son iki yüzyılda tersine çevrilmek istenen kardeşliğin önündeki engelleri kaldırıyor, kardeşlik hukukunun gereğini yapıyoruz. Nasıl bir araya gelinir ve nasıl bir arada yaşanılırı tartışmak istiyoruz.

    Şimdi negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmeliyiz. Yeni bir siyaset dönemine, stratejisine kapı açılıyor. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp, demokratik toplum ve hukuk temelli bir süreci açmayı hedefliyor ve her kesimi bu yönde imkân yaratmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz.

    Demokratik toplum, demokratik uzlaşı ve entegrasyon, pozitif dönemin zihniyet dünyasının yapı taşlarıdır. Pozitif aşama zor ve şiddete dayalı mücadele yöntemlerini dıştalar. Pozitif inşada amaç herhangi bir kurumu ve yapıyı ele geçirmek değil, toplumdaki her bireyin toplumsal inşada rol alabilecek sorumluluğa ulaşabilmesidir. Amaç, inşayı toplumla birlikte ve toplum içinde yapmaktır. Ezilen kesimler, etnik gruplar, dinsel ve kültürel gruplar kesintisiz ve örgütlü bir demokratik mücadeleyle kendi yaratımlarına sahip çıkabilirler. Bu süreçte devletin demokratik dönüşüme duyarlı olması önemlidir.

    Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin başlangıcı kadar önemlidir. Onun kadar anlam, gelecek ve güç itibarıyla varlık ve zenginlik ihtiva eden bir çağrıdır. Temelinde demokratik toplum modeli vardır. Ayrıştırmacı ya da tersinden asimilasyonist yöntemlerin alternatifidir. Demokratik entegrasyona geçiş, barış yasalarını gerekli kılar. Demokratik toplum çözümü ise siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel boyutlarda bir mimarinin, bir hukukun tesisini öngörür.

    Günümüzde yaşanan birçok sorunun ve krizin sebebi demokratik bir hukukun yokluğudur. Demokratik siyaset çerçeveli bir hukuk çözümünü esas alıyoruz. Demokratik topluma alan tanıyacak, demokrasiye alan tanıyacak ve bunun güçlü hukuksal güvencelerini oluşturacak bir yaklaşıma ihtiyacımız var.

    Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır. Dininde, milliyetinde, düşüncesinde özgür olmayı temel alan bir özgür yurttaşlığı esas alıyoruz. Din ve dil empoze edilemediği gibi milliyet de edilmemelidir. Demokratik sınırlarda ve devletin bütünlüğünü esas alan bir anayasal vatandaşlık ilişkisi dinsel, ideolojik, kimliksel ve milliyet varlığını özgürce ifade etme ve örgütlenme hakkını kapsar.

    Günümüzde hiçbir düşünce sistemi demokrasiyi esas almadan ayakta kalamaz. İniş-çıkışlar, gerilim ve krizler geçicidir, demokrasi er ya da geç kalıcı olacak olandır. Çağrımız sadece Türkiye’de değil Ortadoğu’da bir arada yaşama sorununa ve ürettiği kriz haline çözüm bulma amacını taşıyor. Bütün gadre uğramışların var olma ve kendilerini özgürce ifade edebilme haklarını savunuyoruz.

    Kadınlar, hiçbir toplumun ve devletin dikkate almadan kendini sürdüremeyeceği toplumsal güçlerin başında gelir. Günümüzde aile içi şiddet, kadın cinayetleri, ataerkil baskı, hepsi kadının köleleştirilmesiyle başlayan tarihsel saldırının güncel izdüşümüdür. Bu nedenle kadınlar demokratik entegrasyonun en özgürlükçü parçası ve itici gücüdür.

    Dönemin dili buyurgan ve otoriter bir dil olamaz. Karşısındakine kendini doğru ifade etme, doğru dinleme ve ona da kendi doğrularını ifade etme olanağını vermeyi esas almalıyız.

    Tüm bu hususların gerçekleşmesi, karşılıklı saygıya dayalı gelişmiş bir ortak aklı gerektirmektedir.

    Selam ve Saygılarımla,”

    Açıklamanın Kürtçesi Veysi Aktaş tarafıından okundu.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Türkiye’nin demokratik geleceğine dayanak oluşturacak yasal çerçeve en geniş uzlaşıyla çıkmalı!’

    ‘Türkiye’nin demokratik geleceğine dayanak oluşturacak yasal çerçeve en geniş uzlaşıyla çıkmalı!’

    PİRHA- DEM Parti İmralı Heyeti, Erdoğan ile görüşmelerine ilişkin açıklama yaparak, “Türkiye’nin demokratik geleceğine dayanak oluşturacak, yasal çerçevenin gecikmeden ve en geniş uzlaşıyla çıkmasının önemli olduğu belirtildi. Küresel ve bölgesel siyasette önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde yapılan bu görüşmenin, Türkiye ve bölge halklarının barış içinde bir arada yaşamasına katkı sağlayacağına inancımızı yineliyoruz” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan ile yaptıkları görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Görüşmede Barış ve Demokratik Toplum Süreci ve bölgedeki gelişmelerin değerlendirildiği aktarılan açıklamada şunlar dile getirildi:

    “DEM Parti İmralı Heyeti olarak, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile önemli bir görüşme gerçekleştirdik. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bölgemizde yaşanan gelişmeler, bu gelişmelerin Türkiye’ye ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne etkileri üzerine istişarede bulunduk.

    Görüşmede, sürecin kararlılıkla sürdürüleceğine dair ortak irade bir kez daha teyit edildi. Yürütülen süreçle ilgili somut ve güven verici adımların atılması için TBMM’nin, ilgili bakanlıkların ve kamu kurumlarının çalışmalarını yoğunlaştırmalarına ihtiyaç duyulduğu dile getirildi. Bu çerçevede, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporunun kapsayıcı bir yaklaşımla hazırlanmasının, demokratikleşme ve özgürlükler konusunda sağlam bir temel sunmasının gerekliliğine vurgu yapıldı. Toplumun tüm kesimlerini kapsayacak ve Türkiye’nin demokratik geleceğine dayanak oluşturacak, yasal çerçevenin gecikmeden ve en geniş uzlaşıyla çıkmasının önemli olduğu belirtildi.

    Küresel ve bölgesel siyasette önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde yapılan bu görüşmenin, Türkiye ve bölge halklarının barış içinde bir arada yaşamasına katkı sağlayacağına inancımızı yineliyor, Sayın Cumhurbaşkanı’na kabulü için teşekkür ediyoruz.

    Pervin Buldan ve Mithat Sancar

    DEM Parti İmralı Heyeti Üyeleri

    12 Şubat 2026”

    (HABER MERKEZİ)

  • Öcalan: Suriye’deki tüm sorunlar ancak diyalogla çözülür!

    Öcalan: Suriye’deki tüm sorunlar ancak diyalogla çözülür!

    PİRHA- DEM Parti İmralı Heyeti, Abdullah Öcalan ile yaklaşık iki buçuk saat süren bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeye dair açıklama yapan heyet, Öcalan’ın Suriye’deki tüm sorunların ancak diyalog, müzakere ve ortak akılla çözülebileceğini ve çözülmesi gerektiğini ısrarla vurguladığını aktardı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Faik Özgür Erol, dün Abdullah Öcalan ile yaptıkları görüşmeye dair yazılı açıklama yaptı.

    Yapılan açıklamada, Suriye’deki gelişmelerin konuşulduğu belirtilerek, şunlar ifade edildi:

    “7 Ocak 2026 tarihinde İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan ile yaklaşık iki buçuk saat süren bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmede Sayın Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Sürecine bağlı olduğunu ve 27 Şubat perspektifinin geçerliliğini koruduğunu ifade etti.  Bu çerçevede gerekli adımların atılarak, sürecin ilerletilmesinin önemine bir kez daha vurgu yaptı. Görüşmenin ana gündemi ise Suriye’de yaşanan gelişmelerdi. Çatışmalar ve artan gerilim nedeniyle son derece endişeli olduğunu belirten Sayın Öcalan, bu durumu Barış ve Demokratik Toplum Sürecini baltalama girişimi olarak değerlendirdi. Suriye’deki tüm sorunların ancak diyalog, müzakere ve ortak akılla çözülebileceğini ve çözülmesi gerektiğini ısrarla vurguladı.  Kendisinin de bu sorunun konuşularak çatışma zemininden çıkarılması için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazır olduğunu söyledi. Bu konuda tüm aktörlerin ve tarafların üzerlerine düşen pozitif rolü oynamalarına ve özenle sorumlu davranmalarına dair çağrısını yineledi.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • DEM Parti İmralı Heyeti, Adalet Bakanı Tunç ile görüştü!-VİDEO

    DEM Parti İmralı Heyeti, Adalet Bakanı Tunç ile görüştü!-VİDEO

    PİRHA-Adalet Bakanıyla görüşen DEM Parti İmralı Heyeti, barış sürecine uygun yasaların çıkması için çalışmaların sürdüğünü belirterek, “Barış ancak adalet zemininde ve hukuksal güvencelerle kalıcı hale gelebilir” dedi.

    DEM Parti İmralı Heyeti Üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile bir görüşme gerçekleştirdi.

    Görüşme sonrası Adalet Bakanlığı önünde açıklama yapan heyet üyelerinden Mithat Sancar, görüşmede Adalet Bakanlığının kapsamlı hazırlıklar yaptığını öğrendiklerini ifade etti.

    “BARIŞ ANCAK ADALET ZEMİNİNDE VE HUKUKSAL GÜVENCELERLE KALICI HALE GELEBİLİR”

    Yapılan görüşmede adalet ve hukuk sorunlarını ele aldıklarını belirten Sancar, şunları dile getirdi:

    “Barış ancak adalet zemininde ve hukuksal güvencelerle kalıcı hale gelebilir. Bu açıdan Adalet Bakanlığına da önemli bir rol ve görev düştüğünü Sayın Bakan ve ekibi de söylüyor. Bunun farkındalar. Pek çok konuda çalışmalar devam ediyor. Şu an Meclis’te görüşülmekte olan 11. Yargı Paketi dahil hukuksal zeminin barış için güçlü hale getirilmesi konusunu ele aldık. İnfazda eşitlik ve adalet de konuşmalarımızın ve görüşmelerimizin bir konusuydu. Süreçle ilgili düzenlemelerin çeşitli boyutlarda ele alınması da yine bu görüşmede söz konusu oldu. Biz Adalet Bakanlığında yoğun bir çalışma olduğunu gördük ve verilen bilgilerden de Adalet Bakanlığının kapsamlı hazırlıklar yaptığını öğrendik. Kendi önerilerimizi de sunduk. Hedefimiz, amacımız barışı hukukla güvence altına almak ve adalet zemininde kalıcı hale getirmektir. Bu konuda çalışmalarımız ve temaslarımız devam edecektir. Sonuçta bu süreci barışa, adalete ve demokrasiye götürmek hep birlikte yapılacak çalışmalarla mümkün olacaktır.”

    “HAZIRLIKLARI KONUŞTUK”

    DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan da, barış süreciyle ilgili çıkarılacak yasa konusunda nasıl bir hazırlık yapıldığına dair görüş alışverişinde bulunduklarını aktararak, şunları ifade etti:

    “Sayın Adalet Bakanı ile yaklaşık bir buçuk saatlik verimli bir görüşme gerçekleştirdiğimizi belirtmek isterim. Birçok konu konuşuldu. Özellikle barış süreci ile ilgili çıkarılacak olan yasa konusunda nasıl bir hazırlık yapıldığına dair görüşmemiz oldu. Ama bunun dışında cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri başta olmak üzere; yaşlı ve hasta tutuklular, yine infazı yakılan tutuklular da gündemdeydi. Biliyorsunuz çok sayıda yaşlı ve hasta tutuklu var cezaevlerinde ve idari gözlem kurullarında yaşanan sorunlardan kaynaklı tahliyeler gerçekleşmiyor. Bununla ilgili de görüşlerimizi ve önerilerimizi yaptık. Yine bunun dışında COVID Yasası ve infaz eşitliği meselesinde bizlere gelen çok sayıda talep var. Bununla ilgili de bir düzenleme olursa iyi olur diye görüşümüzü belirttik. Sayın Adalet Bakanına bu konudaki yapıcı yaklaşımından dolayı teşekkür ediyoruz. Hazırlıkların en kısa zamanda bitmesi konusunda kendisi de bizimle aynı fikirde. Biz takip edeceğiz, istişare halinde olacağız, diyalog halinde olacağız. Sürecin selametle yürümesi açısından da bunun önemli olduğunu düşünüyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti, CHP ve EMEP ‘Çözüm Raporları’nı Meclis başkanlığına sundu!

    DEM Parti, CHP ve EMEP ‘Çözüm Raporları’nı Meclis başkanlığına sundu!

    PİRHA- DEM Parti, CHP ve EMEP komisyon çalışmaları kapsamında hazırladığı raporlarını Meclis’e teslim etti.

    Meclis’te kurulan komisyonda yer alan partiler raporlarını tamamladı. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Meclis Komisyonu’na sunulmak üzere hazırladığı ve Kürt sorunun çözümüne dair öneri ve gerekliliklerin yer aldığı raporunu Meclis Genel Sekreterliği’ne teslim etti. Raporu DEM Parti Grup Başkanvekili ve partinin komisyon koordinatörü Gülistan Kılıç Koçyiğit, diğer komisyon üyeleri Meral Danış Beştaş, Cengiz Çiçek, Celal Fırat ve Saruhan Oluç teslim etti.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Emek Partisi’nin (EMEP) de raporlarını teslim ettiği öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Meclis komisyonu ‘İmralı görüşmesi’ başlığıyla toplandı!

    Meclis komisyonu ‘İmralı görüşmesi’ başlığıyla toplandı!

    PİRHA- Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde kurulan Meclis komisyonu ‘İmralı görüşmesi’ başlığıyla toplandı. Toplantıda görüşmeye dair detaylar paylaşıldı. Tutanağın tamamının okunmazken, Öcalan’ın geçen bir yılın başarılı olduğunu dile getirdi.

    TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, İmralı’da Abdullah Öcalan’la komisyon heyetin görüşülmesinin ardından ilk kez toplantı.

    TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, komisyonun açılış konuşmasında, gelinen sürecin hassasiyetine dikkat çekti.

    Kurtulmuş, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Bu meselenin bir kısmı aynı şekilde bir devlet politikası olarak sürdürülen bu süreç devletin bütün ilgili kurumları ile sahada ve bir şekilde örgüt ile yapılan temaslar ile bugüne kadar getirildi. Bu sürecin bir al ver ve bir pazarlık süreci olmadığını, örgütün kendisini feshetme kararı ortaya koyduktan ve silahları teslim etme sürecine, sembolik bir tören ile başladıktan sonra bu süreç hızlanmış ve siyaset de üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek için Meclis’te bulunan partilerimizden 11’inin ittifakı ile bu komisyonu kurmuştur, bugüne kadar getirmiştir.

    Bu tarihi süreci komisyon da tarihi sorumluluklarını yüklenerek yerine getiriyor. Bundan sonraki süreçte çok daha dikkatli olmamamız gereken çok hassas bir sürece girdiğimiz aşikardır. Bunu başta kendim olmak üzere hepimize önemli bir uyarı olarak ortaya koymak istiyorum. Süreç bu anlamda şimdiye kadar 134 kişiyi ve kuruluşu dinledi. En son 18’inci toplantımızda toplantıya katılanların 5’te 3 çoğunluğu ile alınan karar gereği komisyonumuzda grubu bulunan partileri temsilen birer temsilcinin adaya gitmesi bir karar alındı. 3 siyasi parti üyesini gönderdi. Ve ziyaret 24 Kasım tarihinde gerçekleştirildi.  Bu ziyaretin gerçekleştirilmesi ile birlikte komisyonumuz dinleme faslı nihayete ermiştir.

    Bundan sonraki süreçte raporlama safhasına geçiyoruz. Böylece bu raporun hazırlanması ile birlikte bu tarihi süreç çok önemli bir eşiği daha atlatacak ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmiş olacak. Daha evvel burada grubu bulunan partilerden kendi raporlarını hazırlamalarını istedik. Bana şimdiye kadar 5-6 kişinin hazırladığı rapor geldi. Bunların hepsini kaydediyoruz. Dolasıyla bugünkü oturumda önce raporları, önerileri dinleyeceğiz, raporları hazır olanları dinleyeceğiz.

    Sürecin ne kadar hassas bir noktaya geldiği görülüyor. Söylenen her bir sözünün normal zamanlarda söylenen sözlerden kat kat daha tesirli olduğu, hiç beklemediğiniz çevrelerde, beklemediğiniz şekilde olumlu ya da olumsuz etki ettiği bir sürece giriyoruz. Eskiler demiş ya, ‘Söz gümüş ise sukut altındır’ burada yüz düşünüp bir konuşma bin düşünüp bir konuşmanın gerektiği günlere giriyoruz. Herkesin öncelikle bu sürecin bundan sonraki en hassas dönemini siyasi pozisyonlarının malzemesi haline getirmemesi lazım. Hepimizin siyasi fikirleri farklı, anlayışları farklı ama herhalde ortak olduğumuz nokta artık bu memlekette silahlar susun. Analar ağlamasın, ocaklar sünmesin. Ve bu milletin geleceği bir şekilde karanlık ellere teslim edilmesin. Onun için özellikle bu siyasi malzeme yapılmaması konusunu her birinizden istiyorum.

    Burada basınımızın da üstüne çok sorumluluk düşüyor. Zaman zaman bu uyarı yaptım ama buna ihtiyaç var. Sürecin aslı, kim ne dedi nereden geldi, nereye gitti… Bunlardan daha önemlisi ortaya hangi somut sonuçlar konuldu? Önemli olan budur. Sürecin magazinleştirilmemesi için de olağanüstü bir gayret sarf etmemiz lazım. Ayrıca dil, üslup ve davranışlarımıza da dikkat etmemiz lazım. Bu mesele bir partinin veya birkaç partinin meselesi değildir. Bu meselesi tüm Türkiye’nin meselesidir, 86 milyonun meselesidir.

    Bu mesele hayırla ve başarı ile sonuçlandığında bir ya da birkaç parti kazanmış olmayacak, süreci karşı olan partiler de dahil olmak üzere bütün Türkiye kazanmış olacak. Bunun elimizi şimdiye kadar olduğu gibi taşın altına koymaya devam edeceğiz. Olumlu sonuç almak için de sabırla, bu süreçlerini müzakere süreçlerini tamamlamış olacağız. Sağda solda ya da içerden ya da dışardan bu mesele son noktaya geldi, son günlere yaklaşıyor, bu meseleyi akamete uğratalım diye hesap kitap içinde olanların varlığını biliyoruz. Aklımızın onların aklından daha üstün olması gerekiyor. Farklılarımız birbirimize ifade ederek, yolumuza devam edeceğiz. İnanıyorum ki; bu sefer Türkiye kazanacak. Bu sefer mutlaka kazanacağız.”

    Söz alan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, görüşmeye dair görüşlerin kimseden saklanılmadığını ve gizlenmediğini ileri sürerek, çıkardıkları özeti ve heyette yer alan isimlerin açıklamalarının beklenmesi gerektiğini belirtti. Kurtulmuş, tutanaklara dair hazırladıkları özetin okunması için Meclis Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Bozkurt’a söz verdi. Özeti okuyan Bozkurt, “Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmede Abdullah Öcalan ilk olarak yüzyıllık Kürt-Türk ilişki sistematiğini, Sayın Devlet Bahçeli’nin sözleri ile büyük katkı sağladığını, kendisinin Cumhuriyet tarihinde ender görülen bir cesaret sergilediğini ve kendisine şükran duyduğunu ifade etmiş, yine bu süreçte cesaret gösterdiği için Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a şükran ve teşekkürlerini beyan etmiştir” dedi.

    Bozkurt, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Abdullah Öcalan, sürecin başından beri verdiği tüm sözlerin arkasında olduğunu, koşullar elverirse teorik ve pratik imkânlarının bunu gerçekleştirmeye müsait olduğunu ifade etmiştir. Uzun bir şekilde tarihsel arka planı anlatmış ve Ziya Gökalp’e referans vererek Türk-Kürt kardeşliğinin önemine vurgu yapmıştır. Abdullah Öcalan silahlı yöntemden ayrıldığını, siyasi yöntemi benimsediğini, 27 Şubat 2025 tarihinde yapmış olduğu çağrı çerçevesinde bütün yapıların, PKK’nin tüm bileşenlerinin, örgütsel varlıklarının dağıtılmasının ve silahlarını bırakmasının ilanının toplum tarafından iyi karşılandığını, halkın bu gelişmeyi takip ettiğini, kendisinin Suriye ve Irak’ta da etkili olduğunu ifade etmiştir.

    Bu noktada Feti Yıldız, Abdullah Öcalan’ın mahkûm olduğu davada şehit ailelerinin avukatı olarak kendisinin bulunduğunu hatırlatması üzerine Abdullah Öcalan, ben Devlet beyin el sıkması ile başlayan süreç içinde verdiğim tüm sözlerin arkasındayım demiştir. Hüseyin Yayman’ın, buraya şehit ailelerinin hassasiyeti ile gelindiğini belirtmesi üzerine ise Abdullah Öcalan, her asker kaybının kendisi için trajedi olduğunu, asla sevinmediğini, bu gençlerin böyle ölmemesi gerektiğini söylemiş, Türkiye’de ve bölgede kesinlikle çözüme ulaşmalıyız diye cevaplamış ve TUSAŞ eylemine üzüldüğünü belirtmiştir.

    Kendisine Lozan ve 1924 anayasası öncesi döneme ait dilin kullanılması süreci zehirliyor denmiştir. Yine devamla en son Zap Bölgesi boşaltılırken örgüt mensuplarının elinde silah olması kamuoyunda infial yaratmış, bu konuda yapılan çağrıya PKK’nin tam uymadığı görülüyor denilmiş, Suriye’de SDG’nin 10 Mart mutabakatına uymasının elzem olduğu, Suriye konusunda kendisinin yeni bir açıklama yapması gerektiği söylenmiştir. Bu devletin hepimizin devleti olduğu, silahı bırakın derken PKK’nin tüm bileşenlerini kapsadığı, PKK’nin Irak’tan çektiği güçlerini Suriye’ye gönderdiği yönünde gözlemler olduğu, bu durumun daha önceki açıklamalarla çelişki yarattığının kendisine söylenmesi üzerine Abdullah Öcalan, PKK’nin sadece eldeki silahların değil, zihinsel olarak da silahların bırakılması gerektiğini ifade etmiştir. Devamında iki halk arasında tarihsel bir kardeşlik bulunduğunu söylemesi üzerine Feti Yıldız, şehit haberleri geldiği dönemde bile kimsenin gidip bir Kürt komşusunun camını kırmadığını, bu kadar acıya rağmen Türk-Kürt düşmanlığının hiçbir zaman oluşmadığını belirtmiştir.

    Bunun üzerine Abdullah Öcalan, kendisinin şehit ailelerine saygıyla baktığını, acılarının ne kadar büyük olduğunu bildiğini beyan etmiş, Devlet Bahçeli’nin konuşmasında hatırlattığı ben devlete hizmet etmeye hazırım sözünü hatırlatıp buyur demesine karşılık olarak sözlerinin arkasında olduğunu, koşullar el verirse ve iletişim imkânı artırılırsa teorik ve pratik imkânlarının bunu gerçekleştirmeye müsait olduğunu yenilemiştir. 27 Şubat açıklamasına yönelik olarak süreçte geçen bir yılı başarılı gördüğünü, bu dönemde hiç şehit verilmediğini, çatışma çıkmadığını ifade etmiş, böylelikle büyük bir politik açılımın sağlandığını, bu kapsamda kamuoyunda olan desteğin arttığını, ilerleyen süreçte kamuoyunun aklında olan bazı soru işaretlerinin giderileceğini de düşündüğünü söylemiştir.

    Tarihsel gerçekliği bilen bir heyet olarak terörsüz Türkiye gerçekleşecekse Türkiye’nin pratik ve somut adımları bekliyor olduğunun söylenmesi üzerine Abdullah Öcalan, pozitif hamleler ve adımlar peşinde olduğunu ifade etmiştir. Somut adımlar konusunda bir direnç bulunduğunu çünkü örgütün merkezini Kandil’den Suriye sahasına taşımasının sorunu çözmediği ifade edilmesi üzerine, kendisinin (Abdullah Öcalan) örgütün lideri olarak her saha için kesin talimat vermesi gerektiğini, bu adımlar gerçekleştiğinde yeni bir iklimin oluşacağını ifade etmiştir.

    Abdullah Öcalan ayrıca, bu soruyu defaatle sordunuz diyerek, sözlerinin arkasında olduğunu, sürecin başarıya ulaşması için tüm gayretini ortaya koyduğunu, imkânlar ölçüsünde de gayret göstermeye devam edeceğini ifade etmiştir. 27 Şubat çağırısında ayrı devlet olmadığını, federasyon olmadığını, idari özerklik olmadığını, kültüralist çözümler olmadığının hatırlatılması üzerine Abdullah Öcalan ‘Evet öyle’ diyerek onaylamıştır.

    Hüseyin YAYMAN tarafından Suriye konusunda sorulan sorulara; SDG’nin 10 Martta anlaşma yaptığı, anlaşmanın 8 madde olduğu, bunları esas aldıklarını, Suriye başta olmak üzere bölgedeki İsrail’in hamlelerine karşı çok dikkatli olunması gerektiğini, Suriye için üniter yapı ve yerel demokrasi benimsediğini söylemiş, yerel savunma gücünün olup olmayacağını sorusuna cevap olarak, savunma gücü yok, asayiş kapsamında güçler yani ‘polis gibi’ cevabını vermiştir. Bu coğrafyada Türksüz Kürt, Kürtsüz Türk yaşayamayacağını belirterek uzun bir tarihsel anlatımda bulunmuş ve Sultan Sencer’e referansla bu birlikteliğin tarihsel önemine vurgu yapmıştır.

    Reel sosyalizm düşüncesini 1995’ten beri terk ettiğini, zihinsel dönüşümün sancılı bir süreç olduğunu, normalde PKK’yi 1993’te feshetmesi gerektiğini söylemiş ancak her seferinde bir elin bu girişimini sabote ettiğini ifade etmiştir. Bu sabotaj sürecini darbe mekaniği olarak tanımlamış, 1993’ten günümüze Turgut Özal, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan ile dolaylı görüşmelerinin nihayete erememesinde de bu darbe mekaniğinin etkisinin olduğunu belirtmiştir.

    ‘Ferhat Abdi Şahin’i tanıyor musunuz, talimatınızı dinler mi?’ sorusuna cevap olarak Abdullah Öcalan, kendisine yakın kişilerden biri olduğunu, kendisine bağlı olduğunu söylemiştir. Kendisine, Türkiye için hiçbir zaman gerçekleşmeyecek iddialarda bulunmanın süreci sabote etmek olacağını, buna dikkat etmek gerektiğini belirten ifadelerde bulunulmuştur. Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in ‘Sizi çok sağlıklı ve zinde gördüm. Kadın hareketiyle ilgili söyleyeceğiniz hususlar var mıdır?’ diye sorması üzerine, Abdullah Öcalan, selamlarını iletmiş ve görüşme tamamlanmıştır.”

    Özet’in okunması sonrasında ayağa kalkarak söz alan MHP’li Feti Yıldız, bu metin üzerine başka söze gerek olmadığını söyledi. Kurtulmuş da Yıldız’ı onaylayarak, toplantıyı kapattı.

    (HABER MERKEZİ)
  • DEM Parti İmralı Heyeti’nden açıklama!

    DEM Parti İmralı Heyeti’nden açıklama!

    PİRHA-İmralı’da Öcalan’la 4 saat görüşen DEM Parti İmralı Heyeti, yaptığı açıklamada, Öcalan’ın “İçinde bulunduğumuz geçiş sürecinde özgün ve bütüncül hukuka dayalı bir barış yasasının gerçekleşmesi ile siyasi şiddet ve demokrasi dışı müdahale olgusu Türkiye gündeminden çıkacaktır. Buna, barış yüzyılına geçiş yasası da diyebiliriz” dediiğini aktardı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Asrın Hukuk Bürosu Avukatlarından Faik Özgür Erol, Abdullah Öcalan ile yaptıkları görüşme sonrası açıklama yaptı. Abdullah Öcalan ile yaklaşık dört saat görüşme gerçekleştirdiklerini belirten heyet, “Geçtiğimiz hafta gerçekleşen TBMM Komisyon görüşmesinin pozitif etki ve sonuçları karşılıklı değerlendirildi” ifadelerine yer verdi.

    Heyet tarafından yapılan açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Basına ve Kamuoyuna;

    2 Aralık 2025 tarihinde İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan ile dört saate yaklaşan bir görüşme yaptık. Geçtiğimiz hafta gerçekleşen TBMM Komisyon görüşmesinin pozitif etki ve sonuçları karşılıklı değerlendirildi.

    Sayın Öcalan, yakın zamanda yoğunlaşan süreç karşıtı söylem ve çıkışlar hakkında, geçmiş çözüm girişimlerine karşı geliştirilen sabotaj girişimlerini anımsattı. Bu süreçlerin tümünde karşılaşılan bir durum, bir habitus olarak darbe mekaniğine dikkat çekti. Bunun klasik bir darbe çalışması olarak değil, süreci ilerletmeye yönelik her adıma karşı bir hamle yapmak suretiyle kırılgan ve tehlikeli bir ortam yaratma çabası şeklinde anlaşılması gerektiğini vurguladı. “Günümüzde norm-dışı güçlerin taşıyıcılığını bu çevreler yapmaktadır. Diğer yandan Türkiye’nin ilk yüzyılına damgasını vuran bir kültür, bir siyaset tarzı, gizli-açık bir örgütlenme biçimi olan darbe geleneğini aşmaya dönük siyasi ve toplumsal bir irade de güçleniyor” diyerek şu değerlendirmede bulundu: “İçinde bulunduğumuz geçiş sürecinde özgün ve bütüncül hukuka dayalı bir barış yasasının gerçekleşmesi ile siyasi şiddet ve demokrasi dışı müdahale olgusu Türkiye gündeminden çıkacaktır. Buna, barış yüzyılına geçiş yasası da diyebiliriz.

    27 Şubat açıklamamız bu açıdan da yol gösterici bir programdır. Bu doğrultuda atılan adımların tümü, aldığımız sorumluluğun ve bu topraklarda kardeşçe, birlikte yaşama hedefimizin açık ifadeleridir.

    “Türkiye’de yönetim ve iktidar şansını doğru kullanmak isteyen her siyasal ve toplumsal kesimin siyasal sorunlara tutarlı yaklaşması ve demokratik çözüme ortak olması gerekir. Bu süreç, Kürtlerin cumhuriyete hukuk yoluyla katılımını sağlama ve demokratik cumhuriyeti en geniş toplumsal birliktelikle inşa sürecidir. Bu yönde ilerlemekte olan sürece dönük güçlü iradeye ve kararlı duruşa sahip olduğumuzu bir kez daha belirtmek isterim.”

    Saygılarımızla

    DEM Parti İmralı Heyeti

    3 Aralık 2025.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi temsilcilerinden uyarı: Barışın yol haritası şeffaf ve kapsayıcı olmalı-VİDEO

    Alevi temsilcilerinden uyarı: Barışın yol haritası şeffaf ve kapsayıcı olmalı-VİDEO

    PİRHA- Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin “kritik aşaması” olarak nitelendirilen İmralı ziyareti 24 Kasım’da gerçekleşti. Bugüne dek yalnızca devlet kanadının temas kurduğu PKK lideri Abdullah Öcalan ile ilk kez siyasi bir heyet görüşme yaptı. Ziyaret, hem içeriği hem de yol açtığı tartışmalar açısından birçok ilke sahne olurken, özellikle CHP’nin sürece dair tutumu parti tabanı da dahil olmak üzere geniş kesimlerde eleştiri topladı.

    Bu gelişmeler ışığında Alevi toplumundan sürece dair değerlendirmeler de geldi.

    “BARIŞ SÜRECİ YALNIZCA KÜRTLERLE SINIRLI OLMAMALI”

    Babamansur Ocağı evladı, Şişli Belediyesi Meclis Üyesi ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi Yönetim Kurulu Başkanı Eren Yıldırım, sürecin mevcut aşamasını PİRHA’ya değerlendirdi. Yıldırım, barışın Alevi toplumu için temel bir ideal olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli, 72 milleti bir nazarla görmüşse, bu ülkedeki tüm toplumların bir arada ve barış içinde yaşaması bizim için olmazsa olmazdır. Bu nedenle barış sürecini kıymetli buluyoruz ancak sürecin sağlam temeller üzerinde inşa edilmesi gerekiyor. AKP’nin yıllardır Kürtlere, Alevilere ve ötekileştirdiği tüm kesimlere yönelik baskı politikaları ortada.”

    Yıldırım, sürecin kapsayıcı olması gerektiğini belirterek, “Barış süreci sadece Kürtlerle değil; yıllardır eşit yurttaş olarak görülmeyen Alevi toplumunu da içermeli. LGBT+’lar, Cumartesi Anneleri, tüm ötekileştirilen topluluklar bu sürecin parçası olmalıdır” diye konuştu.

    “HER NE OLURSA OLSUN BARIŞTAN YANA TAVIR ALMALIYIZ”

    CHP’nin İmralı’ya gitmeme kararını da değerlendiren Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu kararın gerekçesini bilmiyorum ancak bir Alevi dedesi olarak şunu söylemeliyim: Benim önceliğim Alevilik ve Alevilik her zaman barıştan yana olmuştur. Çocukların ölmediği, evlerin yıkılmadığı, kimsenin kaçırılmadığı bir dünya özlemi bizim doğal arzumuzdur. Bu nedenle her koşulda barışı desteklememiz gerekiyor.”

    MECLİSTE SÜREÇ DEVAM EDİYOR

    İmralı görüşmesinin ardından gözler, Meclis’te hazırlıkları sürdürülen yasal düzenlemelere çevrildi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı önerilerin hafta başına kadar Meclis Başkanlığı’na sunulması, 4 Aralık’ta ise raporda yer alacak başlıkların görüşülmesi bekleniyor.

    “SORUN EN İYİ MUHATAPLARIYLA ÇÖZÜLÜR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Ağçal da barış ve demokratik çözüm sürecine dair görüşlerini paylaştı. Türkiye’nin barışa hasret olduğunu söyleyen Ağçal, sürecin doğru adımlarla ilerlemesi gerektiğini belirtti:

    “Bir sorunu en iyi muhataplarıyla çözebilirsin. Alevilerin sorunlarını Alevi kurum temsilcileri olmadan çözmeye çalışan devlet, nasıl yüzeysel kalıyorsa, Kürt sorununun çözümü de muhataplarıyla konuşularak mümkün olabilir. Talepler masaya yatırılmalı, toplumun da dahil edildiği demokratik bir süreç örülmeli.”

    “SARAY İKTİDARI BİR ADIM ATMIŞ DEĞİL”

    Ağçal, sürecin şeffaf yürütülmediğine dikkat çekerek şu eleştiride bulundu:

    “Hala bilinmeyen çok fazla konu var. Süreç kapalı kapılar ardında ilerliyor ve toplum bu sürecin içinde değil. En önemlisi de cumhurbaşkanının konuşmadığı bir dönemden geçiyoruz. Bir önceki barış süreci, bugün konuşmayan kişinin tek sözüyle bitmişti. Bu nedenle asıl odaklanılması gereken İmralı değil saraydır.”

    PKK’nin silah bırakıp örgütü lağvettiğini ve önemli adımlar attığını vurgulayan Ağçal, “Bu ciddi adımlara rağmen saray iktidarı henüz bir adım atmış değil, bir söz dahi kurmuş değil” dedi.

    Eren GÜVEN – İsmail YILDIRIM/İSTANBUL

  • Alevi kurum başkanlarından CHP’ye İmralı eleştirisi: Heyete üye vermemek büyük hata!-VİDEO

    Alevi kurum başkanlarından CHP’ye İmralı eleştirisi: Heyete üye vermemek büyük hata!-VİDEO

    PİRHA – CHP’nin katılmadığı İmralı ziyareti sebebiyle Alevi kurum başkanlarından eleştiri geldi. ADFE Başkanı Zeynel Abidin Koç “Oy kaygısıyla ana muhalefet partisi olunmaz” eleştirisinde bulunurken AKD Sultangazi Şubesi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş ise “CHP sonuç itibariyle Kürtlerin oyuyla bugün birinci parti olmuştur. Eğer bunu sürdürmek istiyorsa Türkiye’nin gerçeklerine parmak basmalı, vücudunu koymalıdır” dedi.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kritik aşamalarından birisi olan İmralı ziyareti 24 Kasım’da gerçekleştirildi.

    TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 4 Aralık’ta toplanacak ve AKP-MHP-DEM Partili üç üye, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeye dair aktarımda bulunacak.

    DEM Parti, gelinen aşamayı “Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde bir eşik geride bırakılmıştır” sözleriyle özetlese de CHP’nin yanı sıra DEVA, Gelecek, Saadet ve Demokrat Parti tam aksi yönde görüş belirtmekte.

    Özellikle ana muhalefet partisi CHP’nin İmralı ziyaretine katılmaması Alevi kamuoyunda da tartışmalara sebep oldu.

    İMRALI’YA GİDİLMEMESİ YANLIŞ BİR KARARDI”

    Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı (ADFE) Zeynel Abidin Koç, demokratikleşme sürecinde CHP’nin etkin rol alması gerektiğini ifade etti. Koç, “İç siyasette oy kaygısıyla ana muhalefet partisi olunmaz” diyerek CHP’ye yönelik şu eleştiriyi yaptı:

    “Zaten komisyondasınız. Doğal olarak Cumhuriyet Halk Partisi, bu barışın sağlanabilmesi için de elini taşın altına koymalı. Çünkü kendi tabiriyle şu anda birinci parti olduklarını söylüyorlar. Bu da geleceğin iktidar partisi demek. Şimdi siz muhalefetteyken bu riski almıyorsanız, bu barışa katkı sağlamıyorsanız iktidarken ne yapacaksınız? O yüzden İmralı’ya gidilmemesi bize göre yanlış bir karardı. İlerleyen günlerde muhakkak ki bunun sonuçları olacaktır.”

    ‘YASAL DÜZENLEMELER’ BEKLENTİSİ!

    Zeynel Abidin Koç, “kolay bir süreç” olmadığı vurgusunu yaparak artık yasal düzenlemeler üzerinde durulması gerektiğini de söyledi. ADFE Başkanı Koç, “Hani böyle boyacı küpü gibi batırıp çıkarılacak bir konu değil. Uzun yıllara yayılması gereken bir konu. Ama öncelikle temelde insan hakkı olduğu için öncelikle kanunların çıkarılması lazım. Yani barış sürecinde öncelikle cezaevinde yatanların bir an önce çıkması, yurtdışına gitmek zorunda kalanların bir an önce dönmesi için gerekli kanunların çıkartılması gerekir. Ama asıl temelde Türkiye’nin demokratik bir biçimde yönetilmesinin çalışmaları Meclis’te yapılmalı. Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin asli görevi, insanı yaşatmak, insan haklarını korumak ve onların her alandaki yaşamını güvence altına almaktır” şeklinde konuştu.

    “BU TUTUM, İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜNÜ BALTALAMAKTIR”

    Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş da CHP’nin sürece olan yaklaşımını eleştirdi. Odabaş, “CHP, üzerine düşen görevi yapmak zorunda” diyerek şunları aktardı:

    “Biz Aleviler ve Kürtler gerek Selçuklu, gerek Osmanlı, gerek Türkiye Cumhuriyeti’nde hep yok sayılan toplumlarız. Ama bugün birileri taşın altına elini koyuyorsa, Cumhuriyet Halk Partisi’nin gövdesini koyması gerekiyor. Çünkü bu sorunlardan uzak durarak, yan yana gözükmemekten kaçarak, fikirlerini açık bayan etmeyerek; bu durum aslında kent uzlaşısını da inkar etmektir. Bu tutum, iktidar yürüyüşünü de baltalamaktır. Başta Kürt halkının sorunları, Alevilerin ve bütün ötekilerin sorunları konusunda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisinin açık açık risk alması gerekir. Aldığı risklerde de ‘Acaba milliyetçi bir kesimi kaybedecek miyim?’ dememeli. Belki etrafında duran o birkaç ırkçı insan, partini eleştirebilir, size karşı cephe alabilir. CHP, bütün renklerin, kültürlerin, dillerin, inançların kardeşçe bir arada yaşayabileceği anayasal bir sürecin oluşması için üzerine düşen görevi yapmak zorunda. Eğer yapmıyor, konunun muhataplarıyla görüşmekten kaçınıyorsa bu konunun aslında çözülme noktasında değil, sadece günü kurtarma politikaları yürütüyor demektir. Bu kanayan yara, bu çatışmalı süreç, bu halklar arası kavgayı durdurmak gerek. Anaların ağlamaması için CHP’nin bütün gücüyle rol alması, öncülük yapması gerekiyor.”

    “ASLA KABUL EDİLİR DEĞİL”

    Zeynal Odabaş, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Karşı taraf, ‘Heyet, işin muhatabına gitmiyorsa ben giderim’ diyebiliyorsa bugün ‘sosyal demokratım, halkçı partiyim’ diyen bir partinin, bu tür konularda kaçması asla kabul edilir bir durum değil. Çünkü geçmişte milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasında da tuttular oy verdiler ve bugün içeride olan Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile birlikte birçok insan halen içerideler.

    Evet, bugün halen kayyum zihniyeti devam ediyor. Halen baskılar var. Bir taraftan barış süreci yürütülürken bir taraftan tutuklamalar devam ediyor. İnsanlara yasal bir güvence verilmiyor. Bu ayrı bir kaygıdır. Ama bir barış sürecinde heyete üye vermemekle en büyük hatayı işlemiştir. Kürt halkına bu yanlışın telafisini nasıl yapacaklar? Yarın nasıl oy isteyip iktidar olacaklar? Bu kazanılan belediyelerde Kürtlerin de oyları var. Cumhuriyet Halk Partisi sonuç itibariyle Kürtlerin oyuyla bugün birinci parti olmuştur. Eğer bunu sürdürmek istiyorsa Türkiye’nin gerçeklerine parmak basmalıdır, vücudunu koymalıdır. Risk almalıdır.”

    Eren GÜVEN – İsmail YILDIRIM/İSTANBUL

     

  • DEM Parti Sözcüsü Doğan: Suriye’de Alevilere yönelik katliamlara karşı sessiz kalmayın!-VİDEO

    DEM Parti Sözcüsü Doğan: Suriye’de Alevilere yönelik katliamlara karşı sessiz kalmayın!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Suriye’de Alevilerin çoğunlukta olduğu bölgelerde gerçekleşen saldırı dalgasına dikkat çekerek, “Suriye’de yaşayan farklı kimliklerin ve inançların, onların yaşam hakkının savunulması tüm insanlığın görevi. Bu katliamlara karşı sessiz kalmamak ve mutlaka Suriye’de demokratik bir düzenin sağlanabilmesi için mücadele etmek gerekiyor” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, parti genel merkezinde gündemdeki gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    Ayşegül Doğan, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü eylem ve etkinliklerine değinerek, ” ‘Jin, Jiyan, Azadi’, ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ diyerek mücadelemizi ve bu mücadeledeki kararlılığımızı bir kez daha ifade ettik. Şiddete, yasaklara boyun eğmedik ve bu defa da eğmediğimizi gösterdik. Tüm yasaklara rağmen her yerde; alanda, sahada, meydanda zılgıtlarımızla, sloganlarımızla yürüdük. Kadına yönelik şiddet yalnızca bir gün ifade edilebilecek bir konu değil. Şu anda bütçenin de öznesi kadınlar değil. Genel olarak Türkiye’de politikalar ne yazık ki kadına yönelik şiddete dair cezasızlığı teşvik ediyor. Ancak tüm bunlara rağmen kadınlar vazgeçmiyor, vazgeçmeyecek” dedi.

    “KADINLAR BARIŞI BİR KEZ DAHA HAYKIRDILAR”

    Ayşegül Doğan, kadınların barış için en önde yürüdüğünün altını çizerek, “Demokrasi için de öyle, adalet için de öyle ve bugüne kadar yoksun kaldığımız, yoksun bırakıldığımız, mahrum bırakılmaya çalıştığımız, çalışıldığımız tüm konularda alanlarda en önde mücadele edenler. Şimdi barış dedik, en çok yankılanan sloganlardan biri de barış ve demokratik toplum sürecine ilişkin sloganlardı alanda. Barış ve demokratik toplum sürecinin asıl öznesi olan ve bununla ilgili kararlılığı her zaman ifade eden kadınlar, 25 Kasım’da da bunu bir kez daha yüksek bir sesle haykırdılar. Bir yandan da şunu selamladılar; ben Diyarbakır’daydım 25 Kasım’da. Kadınlar, komisyonun İmralı’da Sayın Öcalan’la görüşme kararını, en önde ve en başta Barış Anneleri olmak üzere kalben, ruhen selamladılar” şeklinde ifade etti.

    “BARIŞ ANCAK GÜVEN İNŞA EDEREK TOPLUMSALLAŞABİLİR”

    Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun MHP, AKP ve DEM Partili üyelerinin İmralı’da Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdiği görüşmeye dikkat çeken Ayşegül Doğan, şunları dile getirdi:

    “Kürt sorunu ve demokratik çözümün birincil muhatabıyla ilk defa böyle bir temas kuruluyor. Bu vesileyle biz de bir yılı geride bırakan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde, komisyonun aldığı bu kararı çok önemli bulduğumuzu ve bu kararla birlikte gerçekleşen ziyaretin kritik bir eşiği geride bıraktığını ifade etmiştik, bir kez daha yineleyelim. Bu kararın alınmasında emeği geçen, bunun için mücadele eden, engelleyen değil destekleyen bir tutum sergileyen, dolayısıyla kalıcı barışa katkı veren herkese teşekkür ederiz. Türkiye adına teşekkür ederiz, halklar adına teşekkür ederiz. Çünkü Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyelerinin İmralı adasında Sayın Öcalan’la görüşmesi, önemli olduğu kadar tarihi bir görüşme. Tarihi, çünkü Kürt sorunu ve demokratik çözümün birincil muhatabıyla ilk defa böyle bir temas kuruluyor. Bu diyalog sürece güç ve ivme kazandıracak nitelikte bir diyalog olacaktır dedik bugüne kadar. Bundan sonra da bunun nasıl bir güç ve ivme kazandıracağını hep birlikte göreceğiz, hep beraber buna tanıklık edeceğiz.

    Şimdi elbette artık neyin zamanı? Gerekli yasal düzenlemelerin geciktirilmeden hayata geçirilmesinin vakti. Komisyonun raporunun bir an önce tamamlanması ve Genel Kurul’da hukuki düzenlemelere ilişkin hızla hayata geçirilmesi gereken tüm bu yasal gündemi, epeydir konuştuğumuz, tartıştığımız, hepimiz açısından çok önem arz eden bu başlıkları konuşmamızın ve güvence altına almamızın zamanı. Herkes tabii bu görüşme gerçekleştikten şu ana kadar şunu merak ediyor: Komisyon ne zaman toplanacak, niye hala toplanmadı ve komisyona yapılacak aktarımların mahiyeti. Yani Sayın Öcalan’ın ne söylediği, ne sorulduğu, sorulara ne yanıtlar verdiği… Bunlar Türkiye gündeminin en sıcak başlıkları arasında günlerdir tartışılıyor. Komisyon bugün Meclis Başkanlığı’nın ve komisyonun -biliyorsunuz Sayın Kurtulmuş aynı zamanda komisyon başkanı- yaptığı açıklamayı da duyuralım: 4 Aralık’ta toplanacak. Saat 14.00’te toplanacak ve bu toplantıda bu soruların yanıtlarını hep birlikte öğreneceğiz.

    PEKİŞTİRİLEN EŞİT KARDEŞLİK HUKUKU

    Bu eşik, cesur ve kararlı adımların atılmasıyla anlam kazanacak. Barış ancak güven inşa ederek toplumsallaşabilir. Bunu ilk günden beri söylüyoruz ve barışın toplumsallaşmasının önemine de ilk günden beri dikkat ediyoruz. Yine bir başka tartışma konusu; bu görüşmenin mahiyetini kamuoyu öğrenebilecek mi? Şeffaf olacak mı? Bu görüşmenin içeriğine ilişkin gerekli bilgiler aktarılacak mı? Bu komisyonun Sayın Öcalan’la görüşme gündemiyle toplandığı gün alınan karar, bunun elbette şeffaf olmasına dönüktü. Toplumsallaşması için çok önemli. Ancak şunu da biliyoruz ki, Sayın Öcalan’ın onlarca yıldır söyledikleri son derece sarih. Bu görüşmede olsa olsa aynı sarihlikte altı çizilen, pekiştirilen eşit kardeşlik hukuku ve Türkiye’de demokratikleşme olabilir. Ancak tüm bunların detaylarını 4 Aralık’ta toplanacak komisyona aktarılacak bilgilerle hepimiz öğreneceğiz.

    Ve yine beklentimiz; bu tutanakların kamuoyuna açık bir biçimde erişilebilir bir halde olması. Bugüne kadar yapıla gelen dinlemelerin tutanaklarına nasıl Türkiye kamuoyu istediği zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin internet sitesi üzerinden erişim sağlayabiliyorsa, İmralı adasında komisyon üyelerinin Sayın Öcalan’la yaptığı görüşmenin içeriğine de aynı şekilde erişebilmelidirler ve bu konudaki şeffaflıktan taviz verilmemelidir. Dolayısıyla buradan şunu da ifade etmek isterim; ‘gizli tutanak’ tartışması var. Bunun doğru olmadığını, bize böyle bir bilgilendirme komisyon üyeleri tarafından ve komisyon üyelerimiz tarafından yapılmadığını, kamuoyuna da böyle bir bilgilendirmenin komisyon tarafından yapılmadığını, bunların manipülatif amaçlı olduğunu görüyoruz. Bunu da buradan duyurmak istiyoruz.

    TÜRKİYE MESELESİNDEN BAHSEDİYORUZ

    Değerli Türkiye halkları; ve buradan bazıları kendilerine ayrıca bir payeler çıkartmaya çalışıyorlar. Ne demek istiyorum? Cumhuriyet Halk Partisi ve DEM Parti üzerinden süregelen tartışmalardan bahsediyorum. Tabii ki başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere, komisyonda yer alan diğer siyasi partilerin temsilcilerinin de komisyon adına İmralı adasına gidip Sayın Öcalan’la görüşen heyette olmalarını çok arzu ederdik. Yalnızca arzu etmekle ifade etmek de yetersiz kalabilir; olması gereken de buydu. Çünkü Türkiye meselesinden bahsediyoruz. Türkiye toplumunun tamamını ilgilendirdiğini deneyimlerimizle gördük bugüne kadar. 86 milyon için yapılan ve 86 milyonun geleceği için kurulan bir komisyonun yaptığı görüşmelerin eksiksiz bir katılımla gerçekleşmesi olması gerekendi, olmadı.

    SÜREÇ DEMOKRATİK MUHALEFETİN KATKILARINDAN MAHRUM BIRAKILMAMALI

    Bunun ne kadar büyük bir eksiklik olduğu olumlu ya da olumsuz bir biçimde günlerdir yine konuşuluyor. Buna dair yer yer haklı haksız tartışmalar da yürütülüyor, ithamlar da yapılıyor. Asıl ihtiyaç duyduğumuz; ne bu ithamlar, ne bu yargılamalar, ne de bunları pekiştirecek tartışmalar. Asıl ihtiyaç duyduğumuz; bundan sonra sürecin ivme kazanması için, hızlanması için, demokratikleşmesi için yapılması gerekenler. Dolayısıyla tartışmanın seyrini esasından uzaklaştırarak konuşmak yerine bu esası güçlendirmemizi konuşmak daha faydalı olacaktır. Çünkü barışın toplumsallaşması ancak ve ancak böyle mümkün olabilir. Bunu da en başından beri söylüyoruz. Bu nedenle süreç demokratik muhalefetin katkılarından mahrum bırakılmamalı. Eleştiriler, bu süreçteki eksikliklerin tespiti, bu sürecin teminatı. Biz de söylüyoruz bunları. Demokratikleşme kanallarının açılması gerektiğini ve bunun barış ve demokratik toplum sürecinin olmazsa olmazları arasında olduğunu… Zaten süreçle bağlantılı olmadan da yapılması gerekenlerin bugüne kadar yapılmamasının ne kadar büyük bir eksiklik olduğunu biz de tespit ediyoruz.

    Ancak komisyonun bütün bileşenleriyle adaya gitmesi, Sayın Öcalan’la orada görüşerek, özellikle şeffaflığa dair endişeleri, kaygıları olanların onlar adına bu soruları doğrudan yöneltme imkanını değerlendirmemiş olmalarını yalnızca bir talihsizlik olarak ifade edemeyiz. Ne yazık ki Kürt meselesinin demokratik çözümünde bir siyasetsizliğe işaret ediyor. Bunu üzülerek belirtiyoruz. Biz bu konuda elimizden gelen her türlü diplomasiyi yaptık ancak bu mesele yalnızca DEM Parti’nin sorumluluğunda olamaz, olmamalı.

    İktidar da bu konuda teşvik edici, kapsayıcı, ikna edici ve ilerletici olmalıydı. Ne yazık ki bu anlamda iktidar da sorumluluğunu yerine getirmedi ve toplumsal temsiliyetin bir kısmı şimdilik bu görüşmenin dışında kaldı. Bu görüşme önemliydi ancak biricik kalmaması da aynı önemde. Bu yolu resmi olarak açan bu siyasi adımın devamı getirilmeli. Sayın Öcalan’la görüşmenin olanakları genişletilmeli. Bunu sürecin geleceği açısından önemli görüyoruz. Yine daha önce burada ifade ettik; farklı siyasal kesimlerden temsilciler, hak savunucuları, akademisyenler, gazeteciler… Kimler gidip temas kurmak istiyorsa, kimler gidip orada kendisiyle görüşmek istiyorsa görüşmeli, görüşebilmeli. Bunun imkanları sağlanmalı.

    DEMOKRATİK ÇÖZÜM İÇİN YAPILMASI GEREKENLERİ BİRLİKTE OMUZLAMALIYIZ

    Biz bu yürüyüşün uzun olduğunu biliyoruz. Bir yandan barışı inşa etmeye çalışıyoruz; eşit, adil, onurlu, kalıcı bir barışı. Öte yandan demokratik bir toplum tahayyülü için mücadele ediyoruz. Bu uzun yürüyüşe bundan sonraki dönemde, ada görüşmesine gitmeyen, bu konuda karar alan -bu yönlü bir eğilimle karar alan- diğer siyasi partilerin de katılacağına inanıyoruz, başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere. Demokratik değişim ve dönüşüm ancak güçlü bir demokratik muhalefetle gerçekleşebilir. Toplumsal temsiliyetin genişletilmesi, Türkiye halklarının en geniş biçimde sürece dahil edilmesi, örgütlenmesi; barış için, demokrasi için iktidarından muhalefetine hepimizin sorumluluğunda. Demokratik çözüm için yapılması gerekenleri birlikte omuzlamalıyız. Bunu yalnızca DEM Parti’ye bırakmamalıyız. Hatta iktidar partisi tüm imkanlarını bunun için, bu temsiliyeti yaygınlaştırmak için, barışı toplumsallaştırmak için değerlendirmeli.

    ‘KÜRT SORUNU VARDIR’ DEMEK YETMİYOR

    Bu mesele küçük, dar parti çıkarlarına uygun pozisyon alışların meselesi değil. Bu mesele can kayıplarının durdurulması, bir daha olmaması… Bu açıdan baktığımızda hayati bir mesele. Bundan daha değerli, bundan daha kutsal bir şey olamaz. O yüzden bunları seçim, seçmen ölçümleri, anketler ya da bununla ilgili şekillenen kaygılar etrafında izah etmeye çalışmak yerine; bu meseleye böyle bir yerden bakıp, üstelik bu meselenin tarihsel arka planıyla, sosyolojik olarak bugüne kadar ortaya çıkan diğer boyutlarıyla da yüzleşmek gerekir. Dünden farklı bir tutum sergilemek gerekir Kürt sorununun demokratik çözümü için. Yani tüm o alışılagelmiş kalıplardan çıkalım derken, bunu söylem düzeyinde tutmamak, eylemde de gerçekleştirmek gerekir. Hem bir yandan basit parti çıkarlarına havale etmememiz gereken bir mesele, diğer yandan ciddi ve tarihsel yaklaşılması gereken bir mesele. Hem de iktidarından muhalefetine herkesin cesur adımlar atması gereken, mütereddit kalan siyasi partileri, farklı toplumsal kesimleri de cesaretlendirmesi gereken bir meseleyle karşı karşıyayız. Muhalefette ‘bekle-gör’ siyaseti yerine daha aktif bir pozisyon almalı ve kurucu bir siyaset ufkuna sahip olmalı. ‘Kürt sorunu vardır’ demek yetmiyor artık. ‘Kürt sorunu vardır’ dedikten sonra bu sorunun çözümüne ilişkin önerilerinizi de kamuoyuyla paylaşmalı ve buna uygun bir pozisyon almalı, buna uygun bir siyaset üretmelisiniz.

    KENT UZLAŞISI DAVASINDA TUTUKLU BULUNAN HERKES SERBEST BIRAKILMALI 

    Öte yandan gözümüz kulağımız bugün nerede? Kent uzlaşısı. Kürtlerin de herkes gibi bu ülkede seçme seçilme hakkı vardır. Seçme seçilme hakkına doğrudan müdahale, hatta darbe niteliğinde olan ve onu yok sayan bu davada şu dakikalarda tahliye haberleri bekliyoruz. Zaten olması gereken de budur. Aylardır birtakım farklı gerekçeler bulmaya çalışıyorlar. Oysa hiçbir gerekçe yok ortada. Tek gerekçe var. Kent uzlaşısı suç teşkil etmez. Buna rağmen insanlar aylardır hapiste tutuluyor. Neden? Kent uzlaşısı gerekçesiyle. “Kürtlerin belediye meclislerine sızması” diyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Bundan daha büyük bir ırkçılık örneği ya da böyle ırkçı bir metin olabilir mi? O yüzden kent uzlaşısı davası artık bitmeli. Buna son verilmeli. Hiç böyle bir davayla karşı karşıya kalmamalıydık. Şu anda bundan dolayı tutuklu bulunan herkes serbest bırakılmalı. Şu dakikalarda Çağlayan Adliyesinden gelecek haberi bekliyoruz. Temennimiz bu davanın özgürlükle, tahliyeyle sonuçlanması. Bir başka beklentimiz de elbette buna benzer davaların artık son bulması ve bu davalar nedeniyle hapiste tutulan herkesin serbest bırakılması.

    ADALET BAKANINA SORUYORUZ: DEMİRTAŞ’IN SERBEST BIRAKILMASI İÇİN NE BEKLENİYOR? 

    Yine en çok sorulan sorulardan birini buradan geçen hafta Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç’a yönelttik. Bir daha yöneltelim. Ne bekleniyor? Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması için ne bekleniyor? Niye bu suç işleme haline seyirci kalıyorsunuz? Tekrar ediyoruz. Başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere Kobanî Kumpas Davasından tutsak herkes serbest bırakılmalı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmalı. Artık buna son vermek gerekiyor.

    SURİYE’DE ALEVİLERE DÖNÜK ÖRGÜTLÜ NEFRET SUÇU İŞLENİYOR 

    Ne yazık ki yine son günlerde çok kötü saldırı haberleri geliyor Suriye’den. Özellikle Alevilere dönük örgütlü bir nefret suçu işleniyor orada. Bu saldırıların tesadüfi saldırılar olduğunu düşünmüyoruz. Süveyda’da 18 yaşında genç bir kadın ve annesi başından vurularak öldürüldü. Tartus, Banyas’ta yine yüksek bir tansiyon var. Kürtlerin yoğunlukta olduğu Şeyh Maksut’ta dron saldırısı haberleri var. Alevilerin çoğunlukta olduğu bölgelerde gerçekleşen bu yeni saldırı dalgasına karşı sessiz kalmamak gerekiyor. Suriye’de yaşayan farklı kimliklerin ve inançların, onların yaşam hakkının savunulması tüm insanlığın görevi. Bu katliamlara karşı sessiz kalmamak ve mutlaka Suriye’de demokratik bir düzenin sağlanabilmesi için mücadele etmek gerekiyor. Alevilerin, Kürtlerin ve Dürzilerin yoğun yaşadığı bölgelere yönelik gerçekleşen bu saldırıların tam da 10 Mart Mutabakatının son aşamasına dair tartışmalar ve açıklamalar yapılırken geliyor olmasını bir tesadüf olarak değerlendirmiyoruz.

    SURİYE’DE YAŞANANLARA SESSİZ KALMAK SUÇA ORTAK OLMAKTIR

    O yüzden yakından takip ediyoruz ve yalnızca takiple yetinilmemesi gerektiğini söylüyoruz. Buradan bir daha çağrımızı yineliyoruz. Bu konuda herkes dikkatli, duyarlı, sorumlu ve ciddi olmalıdır. Olumlu ve yapıcı bir katkıyla yaklaşmak gerekir. Suriye’de yaşanan gelişmelere yönelik de şimdilik bunları sizlerle paylaşmak istiyorum. Suriye İnsan Hakları Gözlemevinden aldığımız verilerle de paylaşmaya çalıştık ama yineliyorum. Bunlar bir tesadüf değil. Dolayısıyla bu vahşetin karşısında sessiz kalmak ancak bu suça ortak olmak olur. Bu suça kimse ortak olmamalı. Yapılması gerekenler belli, uluslararası alanda da yapılması gerekenler belli. Tabii Türkiye’nin de bu konuda sorumlulukları var. Herkes bu sorumlulukları yeniden hatırlayarak hareket etmeli. Hangi etnik kimliğe ve inanca mensup olursa olsun, herkesin yaşam hakkının en temel insan hakkı olduğu gerçeğinden hareketle, bu hakkın güvence altına alınması gerektiğini unutmadan hareket etmeli.

    6-7 ARALIK’TA İSTANBUL’DA KONFERANS, 12-14 ARALIK’TA ANKARA’YA YÜRÜYÜŞ

    6-7 Aralık’ta uluslararası bir konferans düzenliyoruz DEM Parti olarak İstanbul’da. Uluslararası Barış ve Demokrasi Konferansı. Dünyadaki çatışma çözümü deneyimlerine bakan, Türkiye’deki deneyimleri değerlendiren ve bundan sonra yapılması gerekenlere ilişkin tartışmalar yürütülecek olan bir konferansın duyurusunu da sizlere yapmak isterim. Yine yürüyüşümüz olacak. Bu yürüyüşle ilgili duyuruyu da daha önce sizlerle paylaşmıştık. Dört koldan bir yürüyüş başlatıyoruz. 12, 13, 14 Aralık’ta dört koldan Ankara’ya bir yürüyüş gerçekleştiriyoruz. İşsizliğe, açlığa, yoksulluğa, emek sömürüsüne, savaşa ve çatışmalara karşı yürüyeceğiz. Bu yürüyüşü en önde kadınlar sahiplenecek. En önde yine kadınlar olacak bu yürüyüşte ama bu yürüyüş hepimiz için. Plan Bütçe Komisyonunda bütçe görüşmeleri bitmek üzere, yakında Genel Kurulda konuşacağız bunu. Bir kez daha gördük ki halkın, emeğin, alın terinin bütçesini konuşmuyoruz; aksine holdinglerin, patronların bir ton istisnayla ödüllendirileceği bir bütçeden bahsediyoruz. Onların vergi yükünün de yine bizlere yükleneceği bir bütçeden bahsediyoruz. İşte biz buna karşı da sesimizi yükseltmek için yine alanda olacağız. Bunun da duyurusunu yapmak ve sizi de dört koldan başlatacağımız ve Ankara’da finalize edeceğimiz bu yürüyüşte yanımızda görmek istiyoruz. Mutlaka başaracağız. Bunu biliyoruz. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde ulaşmak istediğimiz tahayyüle, demokratik topluma ve eşit, adil, kalıcı ve onurlu barışa mutlaka ulaşacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Meclis Başkanlığından duyuru: İmralı’dan olumlu sonuçlar alınmıştır!

    Meclis Başkanlığından duyuru: İmralı’dan olumlu sonuçlar alınmıştır!

    PİRHA – TBMM Başkanlığı, İmralı Adasına giden heyetle ilgili açıklama yaparak “Görüşme neticesinde; toplumsal bütünleşme, kardeşliğin pekiştirilmesi ve bölgesel perspektife yönelik sürecin pozitif ilerletilmesi açısından olumlu sonuçlar alınmıştır” denildi. 

    TBMM Süreç Komisyonu heyeti, PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmek için İmralı Adasındaki görüşmesini tamamladı.

    Görüşmeye dair TBMM Başkanlığı, yazılı açıklama paylaştı. Ziyarete dair yapılan açıklamada “27 Şubat’ta yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı akabinde örgütün kendisini feshetmesi ve silah bırakması yönündeki açıklamaların yanı sıra Suriye’de 10 Mart mutabakatının hayata geçirilmesine yönelik sorulan sorular kapsamında detaylı beyanları alınmıştır” denildi.

    Açıklamada, İmralı’ya yapılan görüşmenin detayları hakkında bilgi paylaşılmazken “toplumsal bütünleşme, kardeşliğin pekiştirilmesi ve bölgesel perspektife yönelik sürecin pozitif ilerletilmesi açısından olumlu sonuçlar alındı” ifadelerine yer verildi.

    İmralı Cezaevi’ne gidecek heyet için TBMM Başkanlığı’na bildirilen isimler arasında AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, MHP Genel Başkan Yardımcısı Fethi Yıldız ve DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit yer alıyordu.

    İmralı Cezaevi’ne giden heyetin, bu hafta komisyonu bilgilendireceği öğrenildi. Heyetin, yaklaşık üç saat süren görüşmeye ilişkin notlarını çarşamba günü komisyona aktarılması bekleniyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Komisyon İmralı’ya gidiyor!

    Komisyon İmralı’ya gidiyor!

    PİRHA- Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri, Abdullah Öcalan ile görüşmek için bugün İmralı’ya gidiyor.

    Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, Abdullah Öcalan ile görüşmek için bugün İmralı’ya gidiyor.

    İmralı’ya gidecek komisyonda, daha önce isimleri açıklanan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ve AKP Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman yer alıyor.

    Meclis’te kurulan Komisyon, geçtiğimiz cuma günü İmralı’ya gitmeyi oylamış, DEM Parti, AKP, MHP, EMEP ve TİP üyelerinin oylarıyla gitme kararı almıştı.

    CHP ve Yeni Yol Grubu İmralı’ya gidecek heyete üye vermezken, CHP’nin tavrı tartışmalara yol açtı.

    PİRHA/ANKARA

  • CHP İmralı’ya gitmiyor!

    CHP İmralı’ya gitmiyor!

    PİRHA- CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, CHP’nin İmralı’ya temsilci göndermeyeceğini açıkladı.

    Meclis’te, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısına katılan CHP, İmralı’ya gitmeme kararı aldı. CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, CHP’nin İmralı’ya temsilci göndermeyeceğini açıkladı.

    Emir, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “İmralı’ya gidişin konuşulacağı bir toplantının milletimizden gizlenerek yapılmasının doğru olmadığını ifade etmek isterim. Burada herkesin her siyasi partinin pozisyonunu açık şekilde ortaya koyması önemlidir. CHP olarak Komisyon heyetine üye vermeyi doğru bulmuyoruz.

    Devlet yetkilileri zaten İmralı ile görüşmektedir; milletvekilleri gidip gelmektedir. Komisyonun başkanı bile olmadan sadece beş milletvekilinin adaya gitmesi yerine teknolojik imkânlar kullanılarak daha katılımcı bir süreç yürütülmesi mümkündür. Toplum, kayyımların kaldırılması ve demokratik siyasetin önünün açılması gibi adımların atılmadığı bir süreçte bu ısrarın ne katkıda bulunacağını sorgulamaktadır. İmralı heyetine üye vermeyi doğru bulmuyoruz. CHP bir kapatma davasıyla karşı karşıyadır. Seçilmiş on altı belediye başkanı ve cumhurbaşkanı adayı hapistedir. Partimiz bu komisyonda kalmaya devam etmektedir. Bu milletin barış umutları bir kez daha şahsi hırslara heba edilmeye çalışılacaksa CHP bunun önünde duracaktır.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • AKP İmralı için ‘Evet’ dedi!

    AKP İmralı için ‘Evet’ dedi!

    PİRHA- İmralı gündemiyle toplanan AKP’nin komisyon üyeleri, “Cumhur İttifakı ile birlikte ziyarete olumlu oy kullanacağız” kararı aldı.

    AKP, Meclis Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun yarın yapacağı toplantı öncesi bir araya geldi. Komisyonun AKP’li üyeleri partinin grup başkanı Abdullah Güler başkanlığında Meclis’te toplandı. Toplantı sonrası konuşan AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, “Parti olarak, Cumhur İttifakı ile birlikte İmralı ziyaretine olumlu fikir beyan ediyoruz. Oylama olursa olumlu oy kullanacağız” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP Lideri Özel: Erdoğan sorumluluk alacak!

    CHP Lideri Özel: Erdoğan sorumluluk alacak!

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Meclis’te kurulan komisyonun İmralı’ya gidip gitmeyeceğine dair değerlendirmelerden bulunarak, “Bu sürecin içinde derenin derinliğini MHP’ye ölçtürecek, kendi hem bu sürecin çözümünden menfaat bekleyecek hem de bırak elini taşın altına sokmayı tamamen kendisini buradan kenara çekecek. Geçmişte olduğu gibi Oslo görüşmelerini devlet yapıyordu, duble yolları AK Parti. Öyle mi? Böyle konforlu bir siyaset alanı bitti Tayyip Bey’in, bilsin. Sorumluluk alacak” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, CHP’nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nu Silivri’deki cezaevinde ziyareti ardından Meclis’te kurulan komisyonun İmralı’ya gidip gitmeyeceğine dair değerlendirmelerden bulundu.

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisinin bugünkü grup toplantısında yaptığı “Komisyonun bundan sonraki oturumları dahil sonraki süreçte aynı yapıcı, sağ duyulu ilerleyeceğine inanıyorum. Komisyonun Türkiye’nin güvenli geleceği için en isabetli kararı vereceğine yürekten inanıyorum” cümlelerine işaret eden CHP Genel Başkanı Özel, Erdoğan’ın sorumluluk almak istemediğini ifade etti.

    “SORUMLULUK ALACAK”

    Özel açıklamasında şunları dile getirdi:

    “Dünkü konuşmalardan sonra gerçekten Sayın Bahçeli açısından şunu söylemek lazım, gurur duyması lazım grubuyla. İp attığında da ‘Adaya ben gideceğim dese de ayağa kalkıp alkışlıyorlar. İşin o boyutuna benim söyleyecek bir sözüm yok. Çünkü hep aynı şeye ayağa kalkmıyorlar ama hep ayağa kalkıyorlar. Sayın Erdoğan’a söyledi dün söylediklerinin hepsini. Ben bugün cevabını görmedim. Ne ada diyor ne İmralı. Bir süreç yürüyecek. Bu sürecin içinde derenin derinliğini MHP’ye ölçtürecek, kendi hem bu sürecin çözümünden menfaat bekleyecek hem de bırak elini taşın altına sokmayı tamamen kendisini buradan kenara çekecek. Geçmişte olduğu gibi Oslo görüşmelerini devlet yapıyordu, duble yolları AK Parti. Öyle mi? Böyle konforlu bir siyaset alanı bitti Tayyip Bey’in, bilsin. Sorumluluk alacak. Onlar boğulsun biz burada kuru duralım diyor. Herkes konuşsun biz konuşmayalım, cuma günü kapalı oturum yapıp içeride konuşalım, bunu da millete göstermeyelim. Sonra da bir şey olunca faydası bana olsun, hasarı müşterek olsun. Hesabın bu olduğunu millet görüyor.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İmralı’ya gidiş düğümü çözer mi? Gözler komisyonda!

    İmralı’ya gidiş düğümü çözer mi? Gözler komisyonda!

    PİRHA- Meclis’te kurulan komisyonun İmralı’ya gidişi Türkiye’nin gündeminde. Cuma günü İmralı’ya gidiş için karar verecek olan komisyonda salt çoğunluk mu, yoksa oy birliği mi çıkacak? 

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci yeni bir aşamaya geçiş yapmanın arifesinde. Bir taraftan sorunun çözümü ve demokratikleşmenin önündeki engellerin kaldırılması için kurulan Meclis komisyonu çalışmalarının son aşamasına gelirken, diğer taraftan İmralı’da Öcalan’ın çağrılarına olumlu yanıt veren ve kendini feshetme kararı alan PKK adımlar atmaya devam ediyor.

    DEM Parti yetkilileri yasal düzenlemelerin ve kararnamelerin sorunun çözümüne katkıda bulunması ve toplumdaki güven arttırılması noktasında iktidarın çalışmalarını hızlandırması çağrılarını yinelerken, komisyonun bir an önce Öcalan’la görüşmesi gerektiğinin altını çiziyorlar.

    Sürecin başından itibaren ezber bozan açıklamalar yapan MHP Lideri Devlet Bahçeli bir açıklama daha yaparak, komisyonun İmralı’ya gitmemesi durumunda kendilerinin gideceğini belirtti. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Bahçeli’nin açıklamasına destek verirken, gözler komisyona çevrildi.

    Komisyonda bulunan 53 üyeden 31’İnin olumlu yönde oy kullanması durumunda ziyaret kararı alınacak ve ziyarete dair gün, saat planlaması ve İmralı’ya gidecek komisyon üyeleri belirlenecek. AKP’nin 22, DEM Parti’nin 5, MHP’nin 4, Yeni Yol Grubu’nun 3, TİP ve EMEP’nin oyları ile gerekli olan 31 üye sayısı yakalanabiliyor. Bu nedenle ziyarete dair olumlu kararın çıkmasına kesin gözüyle bakılıyor.

    AKP kanadı net bir renk vermiş değil. Erdoğan- Bahçeli görüşmesinde İmralı’ya gidişin konuşulduğu ve bir mutabakata varıldığı konuşulurken, AKP’nin CHP’nin tavrına göre yol alacağı da ifade edilen görüşler arasında.

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, grup toplantısında yaptığı konuşmasında, “Cumhur ortağımız Sayın Bahçeli de ilk günden itibaren ufuk açıcı açıklamalarıyla eşsiz katkılar sağladı. Komisyonun bundan sonraki oturumları dahil sonraki süreçte aynı yapıcı, sağ duyulu ilerleyeceğine inanıyorum. Komisyonun Türkiye’nin güvenli geleceği için en isabetli kararı vereceğine yürekten inanıyorum. Terörsüz Türkiye süreci ile ülkemizi yarım asırlık bir prangadan, büyük bir beladan kalıcı olarak kurtulacağız. Komisyon şu ana kadar çok kıymetli çalışmalar yaptı. Terörsüz Türkiye titizlikle ilerliyor. Komisyonun Türkiye’nin geleceği için en doğru, en isabetli kararı vereceğine yürekten inanıyorum” diyerek Cuma günü yapılacak komisyona topu attı.

    Komisyonda 11 üyesi bulunan ve ne tavır alacağını netleştirmemiş olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, “Komisyon’da görevli arkadaşlarımızla perşembe günü toplantı yapacağız” dedi. Bu toplantının ardından CHP’nin tavrı belirlenmiş olacak. CHP’li bazı isimler İmralı’ya gidişe karşı çıkarken, İmralı’ya gidişin özellikle Kürt sorununun demokratik yolları çözülmesine katkı sağlayacağını görüşünü benimseyenlerde ağırlıkta yer alıyor.

    Komisyonda birer üyeye sahip HÜDA-PAR, Yeniden Refah Partisi (YRP), Demokratik Sol Parti (DSP) ve Demokrat Parti’nin (DP) ise ziyarete karşı tutum alacağı belirtiliyor.

    Meclis’te kurulan komisyon, Cuma günü Öcalan’ı ziyaret etme gündemi ile 21 Kasım Cuma günü saat 14.00’te toplanma kararı aldı.

    PİRHA/ANKARA