Etiket: inanç dolu

  • İnanç Dolu: Hiçbir kurum, dernek ve kişinin Alevi değerleri üzerinden rant devşirmesini kabul etmiyoruz!

    İnanç Dolu: Hiçbir kurum, dernek ve kişinin Alevi değerleri üzerinden rant devşirmesini kabul etmiyoruz!

    PİRHA- Ağuçan Ocağı pirlerinden Ap Aziz Dede’nin Hakk’a yürüyüşünün 60. yıl dönümü dolayısıyla yapılan anmaya Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın katılması tartışmaları beraberinde getirdi. Axuçan Ocağı’ndan Pir İnanç Dolu, Alevi inanç değerlerinin Alevi toplumunun değeri olduğunu, hiçbir kurum, dernek ve kişinin bu değerler üzerinden rant devşirmesini kabul etmediğini vurguladı.

    Alevi toplumunun ‘Alevi Diyaneti’ olarak tanımladığı Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, Alevilerin yıllardır yaptığı etkinliklere ortak olmaya çalışıyor.

    Son olarak Adıyaman’ın Yedioluk Köyü’nde, Ağuçan Ocağı pirlerinden Ap Aziz Dede’nin Hakk’a yürüyüşünün 60. yıl dönümü dolayısıyla anma programı düzenlendi.

    Anmaya, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Esma Ersin de katılırken, PSAKD Adıyaman Şube yönetimi, bu durumu protesto ederek, anmayı terk etti.

    Dede Aziz Türbesi Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Zeki Akdağ, bağımsız bir dernek olduklarını, herkese davetiye gönderdiklerini, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı da anmaya çağırmalarında herhangi bir sakınca görmediklerini, organizasyonun kendi tasarruflarında olduğunu ifade etti.

    Zeki Akdağ’ın sözleriyse tartışmaları beraberinde getirdi. Axuçan Ocağı’ndan Pir İnanç Dolu, Alevi inanç değerlerinin Alevi toplumunun değeri olduğunu, hiçbir kurum, dernek ve kişinin bu değerler üzerinden rant devşirmesini kabul etmediğini vurguladı.

    “İKTİDARINI DEVAM ETTİRMEK İSTEYENLER İKRARDAN UZAKLAŞTI”

    Alevi toplumunun ikrarla ayakta durduğunun altını çizen İnanç Dolu, “Derneklerin kurulmasıyla ikrarın yerini iktidar aldı. İktidarı devam ettirmek isteyenler ikrardan uzaklaştı” dedi.

    Yaşanın bütün Alevi toplumunu ilgilendirdiğine dikkat çeken Dolu, ” Yıllardır anmalar ve etkinlikler lokmalarla yapıldı, yapılıyor. Etkinliklikleri karşılamak elbette bir bütçe gerektiriyor. Ancak pirlerimizin yaptığı gibi ‘bir lokma, bir hırka’ ile, namerde muhtaç olmadan yapmalıyız. Ancak bazı dernekler ve başkanları kim olduğuna bakmadan yada Dede Aziz Türbesi Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Zeki Akdağ da olduğu gibi rızasız lokma alıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz, Alevi Yol’una uzak tutumlarını kınıyoruz” diye belirtti.

    “BİZİM TOPLUMUMUZDA HERKESE DAVETİYE GÖNDERİLMEZ”

    Dede Aziz Türbesi Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Zeki Akdağ’ın ‘Biz herkese davetiye gönderdik’ sözünü de değerlendiren Dolu, “Bizim toplumumuzda herkese davetiye gönderilmez. Kaldı ki Axuçan Ocağı evladı olarak bize davetiye gelmedi. ” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/PİRHA

     

  • Dersim Pertek’te Zeve Sultan Xıdır Cemevi’nde Hızır Cemi yürütüldü- VİDEO

    Dersim Pertek’te Zeve Sultan Xıdır Cemevi’nde Hızır Cemi yürütüldü- VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) öncülüğünde, Dersim’in Pertek ilçesine bağlı Zeve (Dorutay) köyü Sultan Xıdır Cemevi’nde Hızır Cem’i yürütüldü.

    Dersim’in Pertek ilçesinde bulunan Zeve Sultan Xıdır Cemevi, Demokratik Alevi Dernekleri’nin organize ettiği Hızır Cemi yürütüldü. 

    Hızır Cemi için Zeve köyüne gelenler ilk önce köyde bulunan Sultan Xıdır Türbesini ziyaret etti ve burada niyazlar dağıtıldı. Ardından cemevine geçildi ve burada oruçlar açıldı.

    Hızır Cemi’ni, Axuçan Ocağı’ndan Pir İnanç Dolu ve Abidin Güzel, Kureyşan Ocağı’ndan Fetiye Yıldırım, Şıx Delil Berxecan Ocağı’ndan ise Ahmet Doğan ve Ergün Haydaroğlu yürüttü. Ayrıca Hızır Cemi’nde Adıyaman Bulam Genç Semah ekibi semah tutarken, zakirliği ise Ali Çelik yürüttü.

    Cemde, lokmalar paylaşıldı, gulbenkler okundu ve dualar Hızır’ın bereketi için verildi. Pirler ve analar, Hızır’ın dayanışmayı, paylaşmayı ve dara düşenlere el uzatmayı simgelediğinin altını çizerek, bu inancın toplumsal yaşamda önemine dikkat çekti.

    Cem sonunda birlik ve beraberlik mesajları verilerek, tüm canlara Hızır’ın lokmasının ulaşması temennisinde bulunuldu.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Alevilik yüzyıllardır asimilasyon ve oto-asimilasyon kıskacındadır!’- VİDEO

    ‘Alevilik yüzyıllardır asimilasyon ve oto-asimilasyon kıskacındadır!’- VİDEO

    PİRHA- Ağuçan Ocağı evlatlarından Pir İnanç Dolu, Aleviliğin yüzyıllardır asimilasyon ve oto-asimilasyon kıskacında olduğunu belirterek, hem iç nedenlerden dolayı hem de dıştan gelen saldırlar dolayısıyla Aleviliğin büyük bir tehdit altında olduğunu belirtti. Pir İnanç Dolu, çözüm olarak “bütün bu derneklerin, federasyonların bir birlik kurması gerekiyor. Bu ‘Canlar Meclisi’ olabilir. İşte bir meclis kurup eşit yurttaşlık gibi konularda bir birlik kurulabilir” önerisinde bulundu.

    ‘Asimilasyon’ kelimesi etimolojik olarak Latince ‘assimilare’ fiilinden türemiştir. Bu fiil, ‘similis’ yani ‘benzer’ anlamına gelen kelime kökünden gelir. Fransızca’da ‘similis’ kelimesinin önüne ‘a’ takısı getirilerek olumsuzluk anlamı verilir. Yani Fransızca’dan dilimize ‘özümseme, benzeşme, benzeştirme’ diye geçen ‘assimilation’ kavramı, aslında olumsuz anlamda bir ‘özümseme, benzeşme, benzeştirme’ ifade eder. Bu durum dıştan gelen zor, tehdit ve ince politikalarla, kişinin veya toplumun özünden çıkarılmasıyla sağlanır.

    Oto-asimilasyon ise kişinin kendi kendine özünü terk etmesiyle, kültürünü, geleneğini ve kimliğini bırakmasıyla gerçekleşir. Oto-asimilasyon da dıştan gelen etkiler olmakla birlikte, esas olan kişinin ya da toplumun da rızasının olmasıdır.

    Yüzyıllardır üzerinde asimilasyon ve oto-asimilasyon tehditti olan Alevilik, bu tehditler karşısında bir var olma yok olma savaşımı veriyor. Alevilik üzerindeki bu tehditti Ağuçan Ocağı evlatlarından Pir İnanç Dolu ile konuştuk. Dolu, “Metropolleşen Alevilik beraberinde bir takım sorunları ve ihtiyaçları getirdi. Köylerinde yaşayan Aleviler büyük şehirlere gittikçe, Ocak örgütlenmesi bu yeni duruma göre kendini yenileyemediğine” dikkat çekti.

    “ALEVİLİK YOLU RIZALIK LOKMASI ÜZERİNDEN YÜRÜYEN BİR YOLDUR”

    -Alevilik yüzyıllardır baskı ve inkâr politikalarıyla karşı karşıya. Bugün asimilasyon sizce hangi yeni biçimler altında sürdürülüyor?

    İNANÇ DOLU: Şimdi Alevilik yüzyıllardır baskı ve asimilasyon politikalarıyla karşı karşıyadır. Tabii bunun bir temeli vardır. Mesela 1560’lı yıllarda imparatorluk tarafından çıkarılan, o dönem Ocak zadelerin vergi vermemesi gibi bir kanun var. Bu kanundan sonra kimi Aleviler vergi vermemek için imparatorluğun yanında yer aldı. Buna bağlı olarak ortaya secereler çıkarıldı. Bu durumun aynısı 1980 ihtilalinden sonra, bir vakıf üzerinden işte dedelere ve pirlere sertifika verilip, yetkilendirilmesi gibi sorunlarla devam etmiş. Aslında sadece Alevilere değil, öteki düşünenler ya da öteki inananların hepsinin üzerinde aynı politikalar vardır. Şimdi günümüzde de herkes malumudur: Alevi Bektaşi Cemevi Müdürlüğü’nün kurulmasıyla beraber dedelere maaş vermek, Cemevlerine yardım etmek üzerinden kontrol altına almaya çalışıyorlar. Bu Cemevleri üzerinden baskı politikaları, inkar politikaları, asimilasyon politikaları devam ediyor. Mesela biz neye itiraz ediyoruz? Dedelerin maaş almasına, pirlerin maaş almasına. Alevilik yolu rızalık lokması üzerinden yürüyen bir yoldur. Alevilik, bugüne kadar taliplerini, pirlerini namerde muhtaç etmemiştir. Rızalık lokmasıyla bu yolda yürümüşlerdir. Cemlerimiz en büyük toplumsallığın, en büyük dayanışmanın yaşandığı yerdi. Cemevleri çoğaldıkça bu yapıların kontrolü de zorlaştı. Kontrol zorlaşınca işte Cemevi Müdürlüğü gibi Cemevleri ile iletişime geçip dernekler, federasyonlar ve vakıflar üzerinden Alevilik asimile edilmeye çalışılıyor.

    “MEZAR TAŞLARIMIZ DEĞİŞTİ”

    -Oto asimilasyon kavramını Alevi toplumu açısından nasıl tanımlarsınız? Bu süreç hangi gündelik pratiklerle yeniden üretiliyor?

    İNANÇ DOLU: Şimdi oto-asimilasyon, kişiyi otomatik olarak benzeştirme, dönüştürme anlamına denk geliyor. Alevi Bektaşi Kültür Müdürlüğü kuruldu. En basit örneğiyle şunu söyleyebiliriz; İşte ne diyelim 400 yıl, 500 yıl önceki Alevi mezar taşlarıyla, bugünkü mezar taşlarının arasında fark var. Bugün katıldığımız bir cenaze erkanında da gördük ki cenazelerimizin erkanları değişmiş. Cemlerimiz değişmiş, yeni yeni türeyen cemler olmuş. İşte Cemevi Müdürlüğü’nden maaş alan dedeler ya da işte Vakıflar Federasyonları’na bağlı olup da inanç kurulları üzerinden, yeni yeni inanç ritüellerinin çıkması aslında bu asimilasyonun en büyük nedenleridir.

    ‘CANLAR MECLİSİ’

    -Aleviliğin devletle kurmaya zorlandığı ilişki, inancın özünü nasıl dönüştürüyor?

    İNANÇ DOLU: Şimdi Aleviliğin devletle kurmaya çalıştığı ilişki 1990’lardan belki daha öncesinde, özellikle 80 darbesinden sonrasına dayanıyor. Hatırlıyorsanız, o dönem Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Demirel’in söylediği bir söz vardı: ‘Bu vakfı biz kurduk’ diye. Ondan sonra 1990’larda ilk cemevinin temelinin atılmasıyla beraber, Alevilerin dernekler üzerinde örgütlenmesi başlamıştır. Şimdi dernekler muhataplık konusunda belki yeni bir örgütlenme biçimi sayılabilir ama Aleviliğin örgütlenmesi ocaklar üzerindedir.

    Özellikle 1938’de, 1980’lerde, 1994’lerde köy boşaltmalarından dolayı nüfusun büyük bir bölümü metropollere gitti. Ya pirler taliplerinden uzak kaldılar. Sistem ya da devletle ilişkilenirken, bu sorunlar da açığa çıktı. Şimdi gidiyoruz bir cemevinde, Cem oluyoruz ama Cemlerimizin ismi birlik cem oldu. Çünkü bütün ocakların talipleri sadece bir ocağın piriyle Cem yapıyor. Derneklerimiz çoğaldı. Şimdi bütün bu derneklerin, federasyonların bir birlik kurması gerekiyor. Bu ‘Canlar Meclisi’ olabilir. İşte bir meclis kurup eşit yurttaşlık gibi konularda bir birlik kurulabilir. Bu birlik üzerinden muhataplık alınabilir. Ama böyle parçalıyken, böyle bölünmüşken, böyle birbirimizden uzakken hani bu mümkün değildir. Devlet de bu dağınıklığı fırsat bilerek Alevi Bektaşi Kültür Müdürlüğü üzerinden kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor.

    “YOL DİLİNDEN UZAKLAŞTIKÇA İKRARDAN DA UZAKLAŞILIR”

    -İnanç dilinin sadeleşmesi ile içinin boşaltılması arasındaki sınır sizce nerede başlıyor?

    İNANÇ DOLU: Hani dedik ya ocaklar ikrar kapısıdırlar. Dernekler de iktidar kapısıdırlar. Metropolleşen Aleviliğin içerisinde Cemevleri çoğaldıkça, Cemevlerinde hizmet eden inanç kurulları da oluşmaya başladı. Bu inanç kurulunun içerisinde artık farklı dualar yer almaya başladı. Broşürlerde erkanameler yazdılar. Ama aslında Aleviler pirleriyle, rayberleriyle, ocaklarıyla o ikrar kapılarıyla her şey gönüldendi. Şimdi mesela cenaze erkanlarında pirlerin verdiği dualar bile sadeleşmiş ve içi boşalmıştır. Ama öbür tarafta ocaklara gittiğimizde bir pir, bir ana kendi talibine o gün gönlünden geleni, gönlüne düşeni söylerdi. O yolun diliydi. Çünkü bizim yolumuzun bir kalıbı yok. Bizim yolumuzun yazılı bir ibadet şekli yoktur. Bizimki bugüne kadar dilden dile, gönülden gönüle gelmiş bir yoldur. O yüzden pirlerimizin verdiği dualarla bugün okunan dualar arasında çok fark var. Çünkü dil sadeleşmiş ama her şey kalıplaşmış. Eski sözlerimiz büyük bir iman, büyük bir ikrar, büyük bir inançla verilen dualar, yolun dilini temsil ediyordu. Sözlü tarihle bugüne kadar ulaşmış bir inanç.  Ama bugün maalesef işte yolun dilinden uzak, kalıplaşmış, şekillenmiş dualarla yapıyorlar. Yol dilinden uzaklaştıkça ikrardan da uzaklaşılır. Çünkü gönül ve söz. Gönülden dökülmeyen bir söz diyelim.

    “YOL’UN TA KENDİSİDİR DEYİŞLERİMİZ”

    -Cem erkânının, deyişlerin ve yol öğretilerinin “kültürel miras” başlığı altında sunulması Alevilik açısından ne anlama geliyor?

    İNANÇ DOLU: Öncelikle dedik ya, işte örgütlenirken derneklerin çoğalması, cemevlerinin çoğalması bu kontrolün dışına çıkma sebebidir. Şimdi bizim deyişlerimiz sıradan türküler değildir. Kültür mirasını hiç değildir. Bir inancın içerisindeki ibadetimizdir. Bizim her değişimin bir manası vardır. Mesela Hacı Bektaş-ı Veli’nin söylediği bir nokta vardır. Diyor ki: “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin özünde.” Hani bunu sıradan bir kültür mirası ya da sıradan bir türkü olarak söyleyebilir misiniz? Söyleyemezsiniz. Biz değişişleri söylerken mesela bir cemin başında söylediğiniz değişiş ile cemin sonunda söylediğiniz değişiş birbirinden farklıdır. Niye? Çünkü cem başında söylediğiniz de iş sizi ortama hazırlar. Ortam derken sizi ibadete hazırlar. O var olan toplumsallığı, toplumsallaşmayı o aşkı arttırır. Bütün hizmetler yerine geldikten sonra söylenilen deyişler de çarkı pervazı temsil eder. Bu bir kültür mirası değil, bir ibadet dilidir, Yol dilidir. Yani bunlar kültür mirasını değil de kültür mirası nedir? Bir antika yani yıllar öncesinde kalmış bir tarihi eser bulursunuz. O bir kültürün mirasıdır. O kültürün işleri, o kültürün izlerini taşır. Bizimki bir iz taşımıyor. İz ta kendisidir. Yol’un ta kendisidir deyişlerimiz. O yüzden siz kalkarsanız örgüt biçiminizi, örgütleme şeklinizi ayarlayamazsanız gider işte bugün ben Pir Sultan’ın ocağından geliyorum deyip de, Pir Sultan’ın durduğu çizgiyi, Pir Sultan’ın var olduğu çizgiyi bilmeyen birinin peşine takılırsanız. O da size kalkıp de işlerinizin kültür mirası olduğunu söyler. Ama siz bugün kalkıp da bir Hristiyan’ın İncil’ini, bir Yahudi’nin kitabı ya da bir mümin Müslüman’ın Kur’an’ına kültür miras diyemezsiniz. O onların ibadet şeklidir.

    “HAKİKATÇI PİRLERİMİZ DE, ANALARIMIZ DA VAR”

    -Pirler ve analar bu dönüşüm karşısında yol gösterici bir rol üstlenebiliyor mu, yoksa baskılar karşısında geri mi çekiliyor?

    İNANÇ DOLU: Şimdi elbette ki pirler, analar hani dedik sosyoekonomik nedenlerden dolayı, politik nedenlerden dolayı boşaltılan köylerin içerisinde ya da göç veren köylerin içerisinde pir ocakları, ana ocakları da var. Yani ocaklarımız da var. Bu ocaklarımızın içerisindeki analar, pirler maalesef onlar da bu göç dalgasıyla gittiler. Talip de gitti. Talip’te uzaklaştı bu coğrafyadan. Şimdi eski ocak örgütlenmeleri, ocakların kendi içerisindeki görgüleri, kendi içerisindeki ibadetleri yol göstericiydi. Ocak analarının, pirlerinin talibi hazırlamak için bir eğitim devresi gibiydi. Ocaklar bir akademidirler. O akademide kimse kalmadığı zaman Pirler, analar eğitimlerini görmedikleri zaman ya da talebi eğitmedikleri zaman pirler analar geri durmuş gibi görünürler. Yani geri duran pirler de vardır. Geri çekilen pirler de vardır. Yani özellikle dersim coğrafyasını söylersek 1938’den 1994’e hatta şimdiye kadar bile yani büyük bir baskıya maruz kaldılar. 1938’in son döneminde özellikle pirler hedef alınmıştır. Mesela Bargin’de, Sekesur’da 24 tane Ağuçanlı ana katledildi. Ama bugün işte dediğimiz bu örgütlenme modeliyle devletten maaş alan pirler, analar da halkın dilini, Yol’un dilini, inancın dilini konuşmak yerine sistemin dilini konuşuyorlar. Biz bunlara geri durmuş diyebiliriz. Ama hakikatçı pirlerimiz de var, hakikatçı analarımız da var. Hâlâ bu yol bugüne kadar gelmişse de bunların sayesinde gelmiştir.

    “ALEVİLİĞİN DOĞASI PAYLAŞMAK, RIZALIK ÜZERİNEDİR”

    -Aleviliğin kurumsallaşması (cemevleri, dernekler, federasyonlar) asimilasyona karşı bir direnç mi, yoksa yeni bir uyum biçimi mi yarattı?

    İNANÇ DOLU: Metropolleşen bir Alevilik var. Aleviliğin ihtiyaçları da ortaya çıktı. Mesela geldik büyük kentlere bir cenazemiz olduğu zaman bir cenazemiz olduğu zaman hepimiz bir apartman dairesinde kalıyorduk. Ama orada o cenazenin hizmetini köy evimizdeki gibi göremiyorduk. Ya da köylerde yaşadığımız zaman komşularımızın desteğini bulamıyorduk. Yani komşularımızın hanesini de kullanıyorduk bu cenazelerimizde, düğünlerimizde. Ama bu bize ne getirdi. Cemevlerinin bir ihtiyaç olduğunu getirdi. Derneklerle örgütlenirken biz aslında bir şekilden de inancımızdan uzaklaştık. Niye diyeceksiniz? Çünkü ocak örgütlenmesinde ikrar vardır. Dernek hattındaysa iktidar mücadelesi başladı.

    Cemevleri büyükşehirlerde Alevi toplumunun bir araya gelmesi için en büyük mekanlardı, en kutsal mekanlardı. İbadetimizi de yaptık içinde hani ibadetimizi eleştirdik. Dedik ki ya işte yanlış yaptığımız yerler vardı. Ama bugüne kadar Alevilerin inançlarından metropollerde kopmamasının en büyük nedenlerinden biri de dernekler ve cemevlerimizdi. Ama örgütlenme modelimiz yanlıştır. Niye yanlıştır? Biz çünkü ocaklarımızı unutup cemevlerimizi kutsal yaparsak bu yanlıştır. Cemevlerimiz bizim ibadet yerlerimizdir ama bizim ibadetimizin uluları ocaklarımızdır. Bir pir olmadan, bir cemevinde cem yapılamaz. Ama bir pir olmadan cemevinden cenaze kaldırılabilir. Bir rehber olmadan ocaklar kendi cemlerini yapamazlar. Ama cemevlerinde yapılır. Çünkü artık her talip kendi piriyle değil, her pir kendi talibiyle değil, var olanla yapılıyor. Şimdi derneklerin çoğalması, derneklerin var olması Alevilik için avantajken dezavantaja dönüşebiliyor. Çünkü kontrol zorlaşıyor. Biri A belediyesinden destek alırken öbürü B belediyesinden destek alıyor. Çünkü artık iktidarlaşıyoruz. O Cemevi başkanları kendilerini pirlerin yerine sayıp pirler adına karar verebiliyorlar.

    Aleviliğin doğası rant ve çıkar üzerine değildir. Aleviliğin doğası paylaşmak, rızalık üzerinedir. Ama derneklerin içide iktidarlaşma yolunda rantla çıkar dönüştürülürse Alevi toplumu için en büyük tehlike haline gelmiştir.

    “VATANINDA YAŞAMAK DİL VE İNANÇ AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİDİR”

    -Sizce Alevilik bugün en çok nerede aşındırılıyor: devlet politikalarında mı, kent yaşamında mı, aile içinde mi?

    İNANÇ DOLU: 1927’li yıllarda Şarkı İslahat planından sonra Balkanlardan gelen göçmenler Anadolu’nun çeşitli yerlerine yerleştirilirken onların yanına, onların yerleştirildiği bölgelere Dersim’den insanlar da getirip yerleştirilmiş. Bunlar pirlerdir de, aynı zamanda taliplerdirler de.

    En büyük aşınma ana dilden başlıyor. Ocaktan uzaklaşmayla başlıyor. Göçtünüz, başka bir yere gittiniz. İnsan doğası gereği, yeni yaşamına adapte olurken alıp verme yöntemiyle komşunuzdan bir şey alırsınız, bir şey verirsiniz. Ama sizin komşunuzun dili, inancı yasak değildir. Mesela Çorum Katliamı’ndan sonra gelenler, Maraş Katliamı’ndan sonra gelenler, Dersim Katliamı’nı yaşayanlar, 12 Eylül dönemini yaşayanlar, orada “Biz Müslümanız” dediler. Alevi olduklarını gizlediler.

    O dönem mesela cemevleri de yoktu ama ritüelleri devam ettirecek bir şey yoktu. Oranın içinde yetişen kuşak kayıp olup gitti. O aşınma sistemin etkisiyle doğdu. Göçün etkisiyle doğdu. Ailenin baskıya karşı aşınmasıyla doğdu. Yani bir kuşak belki iki kuşak böyle bu şekilde kaybolup gitmiştir. 1938’de Dersim’de göç ettiler. Sürgüne gönderilen insanların bir kısmı geri dönebildi. Aslında o kayıp çocuklarımız ne oldu? O çocuklar nereye gitti? Bunların içinde Dersim’de ocakzadeler de vardı, talipler de vardı. Yani öldürülen 50 bin, 60 bin insandan bahsederken göçertilmiş yüz binlerce insandan bahsediyoruz. Bu 100 bin insanın bir kısmı geri döndü ama bir kısmı geri dönemedi. O geri dönemeyenlerin dili ne oldu? İnançları ne oldu? Kimlikleri ne oldu? Bu aslında sistemin dayatmasıydı. Öbür taraftan kendi yanlış politikalarımız, yanlış örgütlerimiz, işte derneklerimizde ve cemevlerimizde yanlış yaptığımız inanç ritüellerimizde ve bir kuşağımız, belki iki kuşağımız kayboldu.

    Mesela kendi köyümüzde kalsaydık, hepimiz aynı dili konuşuyorduk. Hepimiz aynı inancı yaşıyorduk. Hepimiz aynı ritüellerin içerisindeydik. Bizim yaşadığımız köyde Ağuçan Türbesi var. Ağuçan Türbesi’ne gittiğimiz zaman ya da türbenin yanında geçtiğimiz zaman çocuklar bakarlardı. Büyükler oradan geçerken niyaz olurlardı. Çocuklarla başlardın niyaz olmaya. Bu ailenin çocuklarını doğal yetiştirme biçimi için. Ama şimdi Aleviliği metropollerde böyle bir şey yapamıyoruz. Cemevlerine gönderiyoruz. Cemevlerinde işte cemevlerine gidip gelmeyle çocuklarımız ne öğrendiyse o. Çünkü onların büyükleri de unuttular bunu. Çünkü onlar da cemevlerine gittiler. Vatanında yaşamak dil ve inanç açısından çok önemlidir.

    “DOĞAMIZLA BARIŞIK YAŞAYAN BİR TOPLUMUZ”

    -İnanç pratiklerinin “gönüllülükten” çıkıp “göreve” dönüşmesi oto asimilasyonun bir göstergesi midir?

    İNANÇ DOLU: İnanmak gönülden gelen bir şeydir. O yüzden gönüllülük şarttır. Eğer bu göreve dönüşürse ateist bir imamın cemaate namaz kıldırmasına benzer. Çünkü görev almışsınız. Bugün işte Alevi Bektaşi Kültür Müdürlüğü’nün kurulmasıyla beraber böyle bir yere doğru gidiyoruz. Yani bir rant, bir çıkardan faydalanıp gönüllülükten çıkıp göreve gidiyoruz. Bu inancın özünü bozmaya yönelik bir hamledir. Şimdi Reya Hak coğrafyasında büyüklerimiz iki mevsimden bahsederlerdi. Bu iki mevsim biri üretim mevsimidir. İşte Mayıs ayının sonunda başlayıp en son Eylül’ün sonuna kadar gider. Gerisi tüketim mevsimi yani kış mevsimiydi. Şu an kış mevsiminin içerisindeyiz. O yüzden Alevilerin en çok ibadet ettikleri dönem tüketim mevsimidir. Bakın gaxandımız, Hızırımız bunun içindedir. Newrozumuz bunun içindedir. Heftamal’ımız bunun içindedir. Kara Çarşamba’mız bunun içerisindedir. Çünkü o kısa bir bölümde, bizim kışlık ihtiyaçlarımızı gidermek için bir üretim yapmamız lazımdı.

    Ocakların taliple ilişkisinde o üretim mevsiminde talibini ona hazırlamak. Bakın kışlıkta doğa çok zor bir dönemden geçiyor. Biz doğamızla barışık yaşayan bir toplumuz. Çünkü biz varı vardan, var olduğuna inanıyoruz. Biz vahdeti vücuda inanıyoruz. Yeryüzüyle gökyüzü arasındaki bütün yaşamın eşit ve ortak olduğuna inanıyoruz.

    Bizim köyde Ağuçan Türbesi var. Siz inancın içinde bir insansanız o Ağuçan Türbesi sizin için her şeydir. Geçerken oradan niyaz olursunuz. Çeşmesinden su içersiniz. Bizim büyüklerimiz oruç tuttukları akşam, oruç tuttukları günün akşamı oruçlarını açmadan önce gider niyaz olurlardı. O çeşmede ellerini yıkarlardı ve gelir oruçlarını açarlardı. Biz de onlardan öyle gördük ama hiçbir gün bizi zorlamadılar. Bize bir görev vermediler. Hiçbir ocak, hiçbir Alevi toplumun içerisinde hiçbir aile kendi çocuğuna böyle bir zorlama getirmez, getirmemeli de. Çünkü eğer görev verirseniz görevde aksaklıklar olabilir. Ama inançta aksaklık olmaz.

    “ALEVİLER PİRLERİYLE CEM OLMALIDIRLAR”

    -Aleviliğin kendini koruyabilmesi için önce neyle yüzleşmesi gerekiyor: dış baskılarla mı, iç çözülmeyle mi?

    İNANÇ DOLU: Alevilik bugüne kadar dışarıdan gelen bütün saldırılara rağmen kendisini korumayı bilmiştir. Bunu korurken de en büyük sebep etken faktör nedir? İnançtır. Kendi içerisindeki birbirine bağlılığıdır. Bu bağlılığın en basit şeyi nedir? Talip-Pir-Ana ilişkisidir. Talip ocak ilişkisi, Pir talip ve ikrar ilişkisi. Mesela Aleviler bugüne kadar kendilerini korurken yani bu inanç kendini korurken bir silahlı örgütü yoktur. Savaşmamıştır. İlmi kendi inançsal dilini kullanarak kendi toplumuyla barışık yaşaması ve inançsal modelini oluşturmasıyla bugüne kadar gelmiştir.

    Dışarıdan müdahaleler tabii ki bizi etkilemiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir hanımefendi diyor ya “Suriye’de 14 yıldır Müslümanlar öldürülüyordu. Sizin gıkınız çıkmadı. Ama bugün işte Aleviler öldürülüyor diye dünyayı ayağa kaldırdınız.” Aleviler, Ezidiler, Suriyaniler, öteki düşünenler bu coğrafyada binlerce fermana maruz kalmıştır. Biz Aleviler olarak kimsenin yok olmasını istemeyiz. Biz o Suriye’deki Müslümanlar öldürülürken de ayaktaydık. Bugün o Suriye’de öldürülen Kürtler için de ayakta olacağız. Oradaki Aleviler için de ayakta olacağız. Biz Filistin’de deki masumlar için de ayakta olacağız. Sudan’daki için de ayakta olacağız. Çünkü bizim böyle bir felsefemiz var. Biz mazlumun yanında durmasını ilke edinen bir toplumuz. O yüzden dışarıdaki baskılar bizi çok derinden yaralasa da ama içimizdeki haramzadelerin, kendini inkar edenlerin oraya, buraya yaranmak için, siyasi ikbal devşirmek için, rant devşirmek için sağa sola gidenler bu yolu daha çok bozuyorlar.

    Dışarıdaki gelen tehlikelere karşı, kendimizi bir şekilde var etmişiz. Dersim’de 38’de göçler oldu. Biz geldik buraya bu toprak bizi doyurmadıysa aç da bırakmadı. Yine kendi toplumsal hakikatimiz ve inancımızla bütünleşerek bir yerde yaşama tutunup var olduk.

    Şimdi bugün bu coğrafya üzerinde dışarıdaki baskıları arttırarak içerideki birliğimizi de dağıtmaya çalışıyorlar. Şu an Dersim coğrafyasının her yerinde bir maden projesi vardır. Maden projesiyle ne yapmaya çalışıyorlar? Toprağımızı insansızlaştırmaya çalışıyorlar. Bu coğrafyayı insansızlaştırıp maden şirketlerinin kendi ceplerinin doldurabileceği bir alana çeviriyorlar. Bu coğrafya insansızlaşırsa bu coğrafyadaki ziyaretler yalnız kalır. İnsanlar ziyaretlerinden, ocaklarından koparlarsa öbür tarafta asimile etmek daha kolaydır. O yüzden Aleviler ne yapmalı? Aleviler pirleriyle cem olmalıdırlar. Pirler ne yapmalı? Birler hakikati söylemek zorundadırlar. Pirler hakikatçi olmalıdırlar. Pirler o talibin verdiği rızalık lokmasıyla yetinmelidirler. Pirler fakirin verdiği kuru ekmeği diğerinin verdiği her şeye tercih etmelidirler. Bizim pirlerimiz köyden köye giderken bir talip köyüne giderken ya da başka bir nedenden dolayı bir yolculuğa çıkarken kuşaklarına ekmek koyarlarmış. Niye ekmek koyarlarmış? Bir kötü insanın yemeğine, lokmasına muhtaç olmamak için. Pirlerin yaşamı böyle olmalı ki, talipler de pirlerini takip edebilmelidir.

    Cem EKİNCİ-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Tunceli Valiliği oruç açma yemeği düzenledi, Pir İnanç Dolu ‘Lokma rızalık ile olur’ tepkisini verdi!

    Tunceli Valiliği oruç açma yemeği düzenledi, Pir İnanç Dolu ‘Lokma rızalık ile olur’ tepkisini verdi!

    PİRHA-Tunceli Valiliği, Muharrem Oruçları’nın 8. gününde Dersim’deki Yolkonak Cemevi’nde oruç açma yemeği düzenledi, daha sonra cem yürütüldü. Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, “Lokma rızalık ile olur. Matemin içinde cem olmaz, bu orada bulunan pirlerin işgüzarlığıdır. Gönülleri birlemek sadece yası matemde olmamalı, hayat felsefemiz olmalı” diyerek tepki gösterdi. 

    Kerbela’da, 10 Ekim 680’de Hz. Hüseyin ile birlikte susuz bırakılarak katledilen 72 kişi için tutulan Muharrem Orucu’nun (Yası Kerbela) 9. günü.

    Aleviler evlerinde ve cemevlerinde Muharrem Orucu’nu açarken, AKP hükümeti de Alevilerin itirazlarına rağmen Valilikler aracılığıyla iftar (oruç açma) yemekleri düzenliyor.

    Tunceli Valiliği, Muharrem Oruçları’nın 8. gününde Dersim’deki Yolkonak Cemevi’nde oruç açma yemeği düzenledi, daha sonra ise cem yürütüldü.

    Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, Tunceli Valiliği tarafından verilen oruç açma yemeğine tepki gösterdi.

    “GÖNÜLLERİ BİRLEMEK SADECE YASI MATEMDE OLMAMALI”

    ‘Tunceli Valisi Şefik Aygöl, cebinden vermiş ise lokması kabul olsun ancak Tunceli Valiliği ödemiş ise doğru değil’ diyen İnanç Dolu, “Lokma rızalık ile olur. Yası matemin içinde cem olmaz, bu yapılan oradaki pirlerin işgüzarlığıdır. Gönülleri birlemek sadece yası matemde olmamalı, hayat felsefemiz olmalı. Bu ülkede yaşayan Alevilere yası matemden sonra aşurelerini yapmaları için yasal bir izin verilirse ve anayasa ile güvence altına alınırsa gönülleri birlemek adına bir adım kabul edilir” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın anmasına talipler izin vermemeli!

    Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın anmasına talipler izin vermemeli!

    PİRHA-Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Ağuçan Ocağı’ndan Ape Aziz’in anma etkinliğini düzenleyecek olmasına tepki gösteren Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın böyle bir anmayı düzenleyecek olmasının en büyük nedeni bizim yanlış örgütlenmemizdir. Bütün Alevi kurumları yeni baştan ocakları ve ikrarı esas almalılar” dedi.

    Ağuçan Ocağı’ndan Ape Aziz (Aziz Dede), Hakk’a yürüyüşünün 59’inci yıl dönümünde Adıyaman’da anılacak. Ancak Ape Aziz için her 25 Mayıs’ta düzenlenecek anma törenlerinin bu yıl Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından yapılacak olması tepkilere yol açtı.

    Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, Ape Aziz Anması’nın bu sene Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından yapılmasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞININ YAPTIĞI ETKİNLİKLERDE ALEVİ İNANCININ RUHU YOK”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Ağuçan Ocağı’na bağlı Koca Seyit evlatlarından Ape Aziz’in anma etkinliğini düzenleyecek olmasına tepki gösteren İnanç Dolu, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın böyle bir anmayı düzenleyecek olmasının en büyük nedeni bizim yanlış örgütlenmemiz ve ziyaretlerimizin, ocaklarımızın olduğu yerleri Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlükleri’ne bağlamamızdır. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yaptığı etkinliklerde Alevi inancının ruhu yoktur. Göstermelik bir anma yaparak, Alevi inancından uzaklaşmış dedelerle yol yürüyorlar” diye belirtti.

    “OCAK TALİPLERİNİN, BU DURUMU KABUL ETMEMESİ LAZIM”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, Alevi inancının içindeki ikrardan arındırmak istediği için Alevi ocaklarına yöneldiğini belirten İnanç Dolu, “Sistemin böyle bir örgütlenmesi var, geçmişte aşiret ağalarıyla sonra da Alevi dedeleriyle devam eden bir sistemdir. Ama ocakların ya da ocak taliplerinin bu durumu kabul etmemesi lazım. Çünkü Alevi inancı, bedeni ve can ruhu ikrar olan bir inançtır. O ikrar olmadığı zaman ruhsuz kalacaktır. Yaptıkları etkinlikler de ruhsuz etkinlikler olarak kalacaktır” dedi.

    “ÖRGÜTLENME BİÇİMİMİZ YANLIŞ”

    Daha önce yayınladığı listede Alevi kurumlarının bir çoğunun Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan dolaylı bir şekilde destek aldığını vurgulayan Dolu, “Örgütlenme biçimimiz yanlış. Çok cemevi bize bağlı olsun, mantığıyla gittiğiniz zaman işte o cemevlerinin üzerinden destek ve yardım alan Alevi kurumları o dönem sessiz kalmışlardı şimdi sessiz. Şimdi hiç kimse demiyor  Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Pir Sultan’ı anıyor ama Hızır Paşa’dan bahsetmiyor. Hz. Hüseyin’i anıyor ama Yezit’e lanet etmiyor. Şimdi bizim kurumlarımız da sessiz ve seslerini çıkaramıyorlar çünkü 100 tane cemevleri varsa 40 tanesi Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan destek almış ya da dolaylı olarak bunlarla bağlantıları var. O yüzden sesleri çıkmıyor” diye konuştu.

    “ALEVİ KURUMLARI, YENİDEN OCAKLARI VE İKRARI ESAS ALMALIDIR”

    Alevi inancının her süreğinde mutlaka bir ocak sistemi olduğunu söyleyen Dolu, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Bütün Alevi kurumları yeni baştan ocakları ve ikrarı esas almalılar. Alevi kurumları aslında bizim örgütlenme ve resmi muhataplık aracımızdır. İnanç merkezlerimiz ocaklarımızdır. Hiçbir dernek bizim inanç merkezimiz değildir. İnanç açısından kutsalımız sadece bizim ocaklarımızdır.”

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Pir Bozkurt’tan, Cemevi Başkanlığına ‘Samimiyseniz Suriye’de Alevilerin katledildiğini söyleyin’ tepkisi
    -DAD Adıyaman Şubesi: Bu anmayı kabul etmiyoruz!-VİDEO
    -PSKAD Adıyaman Şube Başkanı Ali Sekman: Devletin Alevi’si olmayı kabul etmiyoruz-VİDEO

  • Pir İnanç Dolu: Cemevinde verilen bu iftar zamanı ve mekan anlamıyla manidardır!

    Pir İnanç Dolu: Cemevinde verilen bu iftar zamanı ve mekan anlamıyla manidardır!

    PİRHA-Alevilerin oruç tutmadığı bir zamanda cemevinde verilen iftarın zaman ve mekan anlamıyla manidar olduğunu vurgulayan Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, “Halkın rızası olmadan yapılmış ve rızalığımız yoktur. Başta belediye başkanı ve cemevi başkanı halkın huzurunda, pirlerine ve rayberlerine dara durmalıdır” dedi.

    Nazımiye Belediyesi tarafından Pir Kureyş Baba Cemevi’nde Ramazan Oruçları için iftar programı düzenlendi. İftar programına Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu, Nazımiye Belediye Başkanı Ali Emrah Tekin, Mazgirt Belediye Başkanı Ümit Tayhava ve çok sayıda kişi katıldı.

    Pir Kureyş Baba Cemevi’nde yapılan iftar programına tepkiler yükseldi.

    Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, Pir Kureyş Baba Cemevi’nde iftar programı düzenlenmesine tepki gösterdi.

    “İFTAR PROGRAMI HALKIN RIZASI OLMADAN YAPILMIŞTIR VE RIZALIĞIMIZ YOKTUR”

    Nazımiye Belediyesi’nin Pir Kureyş Baba Cemevi’nde iftar programı düzenlemesine tepki göstererek sözlerine başlayan İnanç Dolu, “Alevilerin oruç tutmadığı bir zamanda kutsal bir mekânda, bir cemevinde verilen bu iftar zamanı ve mekan anlamıyla manidardır. Kime nasıl hizmet ettiği açıkça ortadadır. Dersim’de Alevi çocuklarının zorla iftar programlarına dahil edilmesi ve bu iftar programı aynı akla hizmettir. Xızır ve Muharrem ayında bile oruç tuttuğumuzda toplu oruç açmalara, abartılı sofralara karşıyız. Yolumuzun temeli rızalık derken, buraya yapılan harcama kim tarafından yapılmıştır. Halkın rızası olmadan yapılmış ve rızalığımız yoktur. Başta belediye başkanı ve cemevi başkanı halkın huzurunda, pirlerine ve rayberlerine dara durmalıdır” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Pir Kureyş Baba Cemevi’ndeki iftara tepki gecikmedi: Bizim inancımızda iftar yoktur!
    -Nazımiye Belediye Başkanı Cemevi’ndeki ‘İftar programı’ hakkında konuştu!

  • Pir İnanç Dolu: İnancımızı kimsenin bozmaya gücü yetmez-VİDEO

    Pir İnanç Dolu: İnancımızı kimsenin bozmaya gücü yetmez-VİDEO

    PİRHA-Dersim Belediyesi’ne atanan kayyımla birlikte Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Dersim’deki çalışmalarının devam edeceğini belirten Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, “Dersim’de cemevlerine yapılan yardımların nedeni Alevi inancını asimile etmektir. Alevi inancı cemevi başkanları, kayyımlar, valilikler ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile yürüyen bir inanç değil. Alevi inancını kimsenin bozmaya gücü yetmez” dedi. 

    AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın uygulamaları tepki çekmeye devam ediyor.

    AKP hükümetinin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşti. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Tunceli Valiliği’nin iş birliğiyle yürütülen çalışmalar kapsamında toplamda 8.704.266.00 TL harcanarak Dersim’de 16 tane cemevine yardım yapıldığı açıklandı.

    İçişleri Bakanlığı kararıyla 22 Kasım’da Dersim ve Ovacık belediyelerine kayyım atanmasıyla birlikte Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın Dersim’de yapacağı çalışmalara dair Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, konuştuk.

    “DERSİM’DE CEMEVLERİNE YAPILAN YARDIMIN NEDENİ İNANCIMIZI ASİMİLE ETMEK”

    Alevi inancının rızalık üzerine kurulu olduğunu belirten İnanç Dolu, “Rea Haq coğrafyasında seçimlerde Dersim halkının rızalığını almış belediye başkanlarının yerlerine 22 Kasım’da kayyım atandı. Bu durum coğrafyamızda kabul edilebilir bir şey değil. Dersim’de şahit olduk ki birden bire hem Tunceli Valiliği ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı açıklama yaparak birçok cemevine 5 milyon TL yardımda bulunmuşlar, yapılan yardımın nedeni Dersim’de Alevi inancını asimile etmektir. Rea Haq coğrafyasında cemevlerinin çoğalması doğru bir şey değil. Hemen hemen her köyde bir ziyaretimiz var o yüzden cemevlerine çok ihtiyacımız yok. Büyük metropollerde cemevlerine ihtiyacımız vardı ama Dersim gibi coğrafyalarda buna ihtiyacımız yok” dedi.

    “BELEDİYEYE KAYYIM ATANMASIYLA BİRLİKTE CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NIN DERSİM’DEKİ ÇALIŞMALARI DEVAM EDECEK”

    Alevilerin belediyelerle birlikte ortak etkinlikler yapmasına tepki gösteren İnanç Dolu, “Alevi inancının belediyelerle ortaklaşa yaptıkları etkinlikler üzerinden belediyelerin yarı resmi şekilde Alevi inancı üzerinde söz sahibi yaptı bu da doğru bir şey değildir. Belediyelere kayyımlar atandı ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı belediyelerle beraber çalışıp Alevi inancı üzerinden etkinlikler yapıyor. En son örneğini Munzur Üniversitesi’nde ‘Anadolunun Horasanı Tunceli Sempozyumu’ etkinliğinde gördük. Halktan kopuk ama halkın inancını tarif etmeye yönelik programlar yapıldı. Dersim Belediyesi’ne atanan kayyımla birlikte buna benzer etkinlikler yapılmaya devam edilecektir. Cemevlerinin ihtiyaçları var ama ihtiyaçlar karşılansın diye de cemevleri bir yere bağlanamaz. Bir cemevi başkanı o Alevi ocağının pirleri ve taliplerinin rızalığını almadan hiçbir yerden yardım alıp cemevini bir yere bağlayamaz” diye belirtti.

    “İNANCIMIZI BOZMAYA KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ”

    Alevi inancının cemevi başkanları, kayyımlar, valilikler ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile yürüyen bir inanç olmadığını vurgulayan Dolu, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Bizim inancımız talip topluluğu ve pirler ile birlikte ziyaretlerimizin ışığında devam eden bir inançtır. Bizim Alevi diyanetine ihtiyacımız yok, bizim pirlerimiz var. Bin yıllardır sözlü gelenekle beraber inancımızı bugüne kadar taşıyan pirlerin ve talip topluluğunun beraberliği vardır. Herkes kendi pirinin eteğinden tutarsa, kendi rehberinin ışığında devam ederse bu inancı kimsenin bozmaya gücü yetmez.”

    Cihan BERK/DERSİM

  • Pir Dolu’dan Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasına tepki: Bizim satılık Duaz-ı İmamımız, deyişimiz  yok!

    Pir Dolu’dan Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasına tepki: Bizim satılık Duaz-ı İmamımız, deyişimiz yok!

    PİRHA-Ağuçan Ocağı pirlerinden İnanç Dolu, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ yapacağını duyurmasına tepki gösterdi. Dolu, “Bizim para için satılık Duaz-ı İmam’ımız yoktur, kimsenin katılmaması lazım. Çünkü biz Duaz-ı İmamlarımızı, gülbenglerimizi cemlerimizde, erkânlarımızda aşk haliyle okuyoruz para için değil” dedi.

    AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın uygulamaları tepki çekmeye devam ediyor.

    Cemevi Başkanlığı bu kez ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ düzenleyeceğini duyurdu. Yarışmada birinciye 50 bin TL, ikinciye 35 bin TL, üçüncüye 25 bin TL, jüri özel ödülü 20 bin TL, mansiyon ödülü (3 adet) olarak ise 15 bin TL verilecek.

    Ağuçan Ocağı pirlerinden İnanç Dolu, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ yapacağını duyurmasına tepki gösterdi.

    “ALEVİ İNANCINI ASİMİLE ETMEYE YÖNELİK BİR DURUM”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Aleviler tarafından, Alevi Diyaneti olarak adlandırıldığını söyleyen İnanç Dolu, “Diyanet İşleri Başkanlığı da ilahi okuma ve Kuran’ı güzel okuma yarışması düzenliyordu. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın da benzer bir yarışma düzenlemesi tamamen Alevi inancını asimile etmeye yönelik bir durumdur” dedi.

    “ALEVİLER, YARIŞMAYA KESİNLİKLE KATILMASIN”

    Duaz-ı İmamların ve deyişlerin Alevi inancının temelini oluşturduğunu vurgulayan Dolu şunları ifade etti:

    “Kalıplaşmış bir Alevilik yaratılmaya çalışılıyor. Alevilerin böyle bir yarışmaya kesinlikle katılmaması gerekiyor. Yıllardır devlet tarafından yaratılmak istenen Aleviliğin bugünkü projesi de Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasıdır. Bizim para için satılık Duaz-ı İmam’ımız yoktur. Çünkü biz Duaz-ı İmam’larımızı, gülbenglerimizi cemlerimizde, erkânlarımızda aşk haliyle okuyoruz para için değil.”

    Cihan BERK/DERSİM

  • ‘Alevi pirleri Cemevi Başkanlığı’na giderse, cemlerde ne yapılacağını başkaları tarif eder’-VİDEO

    ‘Alevi pirleri Cemevi Başkanlığı’na giderse, cemlerde ne yapılacağını başkaları tarif eder’-VİDEO

    PİRHA- Alevi pirlerinin Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na gitmeleri halinde cemlerde ne yapılacağını artık başkalarının tarif edeceğini belirten Ağuçan Ocağı pirlerinden İnanç Dolu, “Bir Alevi piri maaşlı olarak çalıştığı ve rıza lokmasından uzaklaştığı zaman devletin memuru olacaktır, o yüzden artık pir olamaz” dedi. Dolu, köyleri dolaşıp maaşlı dede bulma çalışmalarının ÇEDES projesinden bağımsız olmadığını da belirtti.

    Türkiye’de Alevi inancının ve ibadethanesinin hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için gerekli hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış olan kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları bile tanınmıyor.

    Alevi toplumunun ve örgütlerinin taleplerini görmezden gelen AKP hükümeti, 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Başkanlığın görev alanındaki çalışmalarını değerlendirmek ve önerilerini bildirmek üzere başkan ve 11 üyeden oluşuyor. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı, aynı zamanda danışma kuruluna da başkanlık ediyor. Danışma kurulu üyeleri, hükümetin seçtiği kişilerden oluşuyor ve cumhurbaşkanı tarafından 3 yıllığına seçiliyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, Alevi Diyaneti olarak adlandırdıkları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘na ve üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulmasına büyük tepki gösterdiler.

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    Aleviler ise, AKP iktidarının Alevileri, Alevi inancını kontrol altına almayı ve Alevileri bölmeyi hızlandıran bu çalışmalarına tepkilerini yükseltiyor.

    Ağuçan Ocağı pirlerinden İnanç Dolu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “PİRLERİMİZ, RIZASIZ LOKMA YEMEMEK İÇİN EKMEKLERİNİ KUŞAKLARINA BAĞLAYIP TALİPLERİNE GİDERDİ”

    Cemevlerinin bir müdürlüğe bağlı olmasının Alevi inancının bağımsız olmasının karşısındaki en büyük engel olduğunu ifade eden İnanç Dolu, “Özellikle cemevinde hizmet yürütecek pirlerin, rayberlerin, ocakzadelerin bu döngüye dâhil olmaları pirlerin bağımsızlığını zedeleyecek bir durumdur” dedi.

    Köyleri dolaşıp maaşlı dede bulma çalışmalarının ÇEDES projesinden bağımsız olmadığını söyleyen Dolu, “Alevi pirleri bir yola gittikleri zaman ya da ibadet için talip köylerini dolaştıkları zaman kendi kuşaklarına ekmek bağlayıp giderlerdi. Sebebi ise rızasız lokma yememek, kötü birine muhtaç kalmamak ve yanlış bir karar vermemek açısından ekmeğini beraber götürürlerdi. Alevi pirlerinin ve ocakzadelerinin bu konuda bağımsız kalmaları Alevi inancının yaşaması açısından çok önemlidir. Çünkü Alevi pirleri bağımsız oldukları müddetçe kendi taliplerinin cemu civatlarında, daru didarlarında bağımsız karar verebilecekler. Ama bu tür projelerin içerisinde yer almak Aleviliğin asimile olmasındaki en büyük etkenlerden birisidir” diye konuştu.

    “OCAKZADELERİN VE ALEVİ KURUMLARININ BİRLİKTE HAREKET ETMESİ LAZIM”

    Diyanete bağlı imamların camilerde verdikleri cuma hutbelerinin Diyanet tarafından düzenlendiğini vurgulayan Dolu, şöyle devam etti:

    “Alevi pirleri eğer cemevi başkanlığına giderlerse cemlerde ne yapılacağını başkaları tarif eder. Aslında bizim inancımızı tarif etmeye kimsenin gücü yetmez. Bir Alevi piri maaşlı olarak çalıştığı zaman ve rıza lokmasından uzaklaştığı zaman devletin memuru olacaktır. O yüzden artık pir olamaz. Bütün ocakzadelerin ve Alevi kurumlarının birlikte hareket etmesi lazım. Biz kimsenin Alevisi olmak istemiyoruz. Alevi inancının temelinde ocaklar, pirler, rayberler, mürşitler vardır. 7 yaşında gözlerini kaybetmiş Âşık Veysel bu dünyaya sayısız eser bırakmışsa, okuma yazması olmayan pirlerimiz inancımızı bugüne kadar sazlarıyla ve sözleriyle getirmiştir. Cemevi başkanlığına atanan kişi ve ÇEDES projesi birbirinden bağımsız projeler değil. Bu projeler bizim inancımız için büyük bir tehlike, çünkü biz inancımızı kaybetmek istemiyoruz.”

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO

    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO
    22-‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’
    23-Sazcı: Dedelere maaş, makbul ve makul bir Alevilik yaratma girişimidir-VİDEO
    24-‘Dedelere maaş teklif edilmesi Aleviler üzerinde dayatmayı yaratır’- VİDEO
    25-‘Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonunu anlatmak için cemevlerine, köylere ulaşmalıyız’- VİDEO
    26-‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’
    27-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’

    28-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    29-‘Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır; bu oyuna gelmeyelim’

     

  • ‘Devletleştirme dışında kalan Aleviler, geleceğin Aleviliğine içerik verecektir’

    ‘Devletleştirme dışında kalan Aleviler, geleceğin Aleviliğine içerik verecektir’

    PİRHA- Araştırmacı – Yazar Esat Korkmaz ve Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, hükümetin açılacağını duyurduğu ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na tepkilerini dile getirerek, “Yaşadığımız koşullarda, devlet ırkçılığı, kültürel ırkçılık uygulamalarını üstlenmiş durumda; bu kapsamda Alevilik, devletleştirilmeye başlandı. Ocakzade pirlerin, sağduyulu Alevi kurumlarının, inançlı yol taliplerinin kabul edeceği bir durum değildir” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İstanbul’daki Şahkulu Sultan Dergahı’nda duyurusunu yaptığı ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ projesine tepkiler sürüyor.

    Araştırmacı – Yazar Esat Korkmaz ve Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu da kaleme aldıkları yazılarda hükümetin Alevilere yönelik politikalarını eleştirdi.

    “BU BAŞKANLIK ARACILIĞIYLA ALEVİLİK, DEVLET ALEVİLİĞİNE DÖNÜŞTÜRÜLECEK”

    Araştırmacı – Yazar Esat Korkmaz Piryol sitesinde yayınladığı yazısında, devletin kendi Alevisini yaratmaya çalıştığını vurgulayarak şunları ifade etti:

    “Yaşadığımız koşullarda, devlet ırkçılığı, kültürel ırkçılık uygulamalarını üstlenmiş durumda; bu kapsamda Alevilik, devletleştirilmeye başlandı: Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı, bir tür kayyum niteliğinde, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulacak. Bu başkanlık aracılığıyla Alevilik, devlet Aleviliğine dönüştürülecek: Devletsiz Alevilik, devletli duruma taşınacak, devletin Alevisi olmak itibar kazanacak… Ne olması gerekiyordu: Alevilik, olmazsa olmaz ilkeleriyle, yaşama müdahale edecek, ürettiği toplumsallık ve siyasetle devlet denilen aygıtın siyasetini terbiye edilecek, terbiye edilen siyaset yaşama dönecekti. O zaman -Gel bizi tanı, diye feryat edilmeyecek, tam tersine -Bizi tanımak zorundasın, tersi durumda bunu toplumsal bedeli ağır olur, denilecekti. Terbiye edilen resmi siyaset, bu bedeli ödemekten kaçınacak ve Aleviliğin isteklerini kabul etmek zorunda kalacaktı.

    “BU BİR KÜLTÜREL IRKÇILIK UYGULAMASIDIR”

    Böyle olmadı ya da olamadı: -Gel bizi tanı, diye devlete sürekli çağrı çıkarıldı. Devlet, çağrıldığı yere ayak bastığında, ayak bastığı yer, devletleştirilmiş olur, bu gerçek unutuldu. Zaten, cemevlerinde ve Alevi örgütlerinin bir kesiminde, yaşanmakta olan içerik, bu devletleştirmeye yatkındı. Yaşanan gelişmelerin adını doğru koymak gerekir: Bu bir kültürel ırkçılık uygulamasıdır. Devlet, şimdi, devletleştirdiği Alevi yaşam üzerinde, devletleştirme hakkını kullanmak istiyor, hepsi bu. Irkçılık, başlangıçta, kapitalist üretim ilişkisi içinde köle emeği kullanmayı meşru kılmanın ideolojisi olarak ortaya çıktı. Günümüz ırkçılığı ise bu ırkçılığı kullananlar tarafından, kendileriyle ortak bir geçmişe sahip olmayan insanlara dayatılan bir ideoloji olup çıktı; ulusal sınırlar içinde, dışlanan etnik ya da farklı kültürel gruplara karşı uygulanan baskı ve egemenliğin, gerekçesi olarak yaşama taşındı.

    “DEVLETLEŞTİRME DIŞINDA KALAN ALEVİLER, GELECEĞİN ALEVİLİĞİNE İÇERİK VERECEKTİR”

    Artık daha aşağı bir ırkın varlığından söz edilmiyor. Irkçılık kapsamında biyolojik gösterenlerin yerine, kökenlerinden dolayı bir başka kültür dünyasına bağlı insan gruplarının varlığı geçti. Belirleyici anlamda, öne çıkarılan bu kültürel özelliklerin aşılamaz olduğu yargısıyla farklı kültürlerden gelen insanların, benzer olmadıkları ve olamayacakları bir bakıma ortak kabule bağlandı. Özetle ırkçılık ideolojisindeki biyolojik gösterenlerin yerini, kültür kavramıyla ilişkilendirilen belirlemeler aldı: Ve yeni ırkçılık, kültürler arasındaki farklılığa dayanarak temellendirildi. Artık, ırkların kana bağlı olarak değil de kültüre bağlı olarak tanımlandığı bir dönemi yaşıyoruz. Artık, devleştirme dışında kalan Aleviler, geleceğin Aleviliğine içerik verecektir: Mücadele hem devletin resmi siyasetine hem de devletin Alevisine karşı verilecek…”

    “DEVLET İNANÇLARI TANIR, TARİF EDEMEZ”

    Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu ise PİRHA için kaleme aldığı yazısında şunları dile getirdi:

    “Aleviler için yeni bir açılım lütfu var. Cemevleri Kültür Bakanlığı’na bağlanarak Alevilerin yasal statü sorunu çözülmüş olacak. Ebetteki bunu böyle kabul edenler var. Ve var olacaklar. Aleviler cemevlerimiz tanınsın derken kültür evleri olarak değil, anayasal olarak Alevi inancı tanınsın istiyorlar. Dedeleri maaşa bağlayarak memurlaştırmasınlar. Eğer samimi bir durum söz konusu olacaksa anayasal bir düzenleme ile bu ülkenin insanlarının inançları tanınır. Ve özgür bırakılır. Tarif edilmez. Bütün inançlara eşit mesafede durulur.

    “DİYANET KAPATILSIN BÜTÜN İNANÇLAR ÖZGÜR KALSIN”

    Ocaklarımız, türbelerimiz, ziyaret ve nişangelerimiz yıkım talan tehlikesi ne maruz bırakılmaz. Doğamız maden ve baraj tehdidiyle yüz yüze kalmaz. Aleviler için Alevileri bağlamak için bakanlık kurum aramayın. Diyanet kapatılsın bütün inançlar özgür kalsın. Dedeleri maaşa bağlamayın, imamlarda gönüllü calışsın. Zira maaş alacak dede rızalığı olmayan toplumun hakkını gasp etmiş olacaktır. Toplumumuz bu müdahalelerle özünden uzaklaştırılıp ocaklarımızdan koparılmak istenmektedir.

    “SORUNLAR DERİNLEŞECEK, ÇÖZÜM NOKTASINDAN UZAKLAŞILACAK”

    Cemevleri üzerinden başlatılan bu polemik ocak mı cemevi mi tartışmalarının başlangıç noktası ve yeni gündem olacaktır. Böylelikle sorunlar derinleşecek, çözüm noktasından uzaklaşılacak, ana damar yani ocağı söndürme planları başarılı olacaktır. Çünkü Alevilik ocaklarla değil cemevleri ile cemevleri ise kültür evi olarak kabul görecektir. Buda ocakzade pirlerin, sağduyulu Alevi kurumlarının, inançlı yol taliplerinin kabul edeceği bir durum değildir. Tıpkı Mahsuni Şerif’in dediği gibi;

    ‘Gücenme hey sofu baba

    Gücenme hey sofu baba

    Biz aşığız kör değiliz

    Ver bir selam al merhaba

    İkiliğe yar değiliz’”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ağuçan anma etkinliği 13 Ağustos’ta; anmaya katılım çağrısı -VİDEO

    Ağuçan anma etkinliği 13 Ağustos’ta; anmaya katılım çağrısı -VİDEO

    PİRHA-Bargini Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği, 13 Ağustos Cumartesi günü Ağuçan anma etkinliği gerçekleştirecek. Bargini Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği Başkanı İnanç Dolu, “Ağuçan Ocağı’nda yapılacak anma etkinliği ve diğer Alevi etkinlikleri son saldırılarla birlikte daha da önem kazanmış durumda. Halkımızı bu tür etkinlikleri sahiplenmeye çağırıyoruz” dedi.

    Bargini Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği, Ağuçan anma etkinliği gerçekleştirecek. 13 Ağustos’ta Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Karabakır (Bargini) Köyü’nde düzenlenecek olan etkinlikte kahvaltı, panel, lokma dağıtımı ve müzik dinletisi olacak.

    08.00-11.00 arası kahvaltı ile başlayacak olan etkinlik panel ve konuşmalar ile devam edecek. ‘Ağuçan Ocağı ve Tarih Belgeleri’ konulu panele yazar Hamza Aksüt panelist olarak katılacak. Aşure yapılıp pay edildikten sonra etkinlik müzik dinletisiyle sona erecek. Etkinliğe sanatçılar Ayfer Düzdaş, Dertli Divani, Hüseyin Korkankorkmaz ve Ali Eren Yüksel katılacak.

    Bargini Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği Başkanı İnanç Dolu, Ağuçan anma etkinliğinin önemine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “SON SALDIRILARLA BİRLİKTE ALEVİ ETKİNLİKLERİ DAHA DA ÖNEM KAZANDI”

    Ağuçan Ocağı’nda yapılacak anma etkinliği ve diğer Alevi etkinliklerinin son saldırılarla birlikte daha da önem kazandığını belirten Dolu, “Halkımızı bu tür etkinlikleri sahiplenmeye çağırıyoruz. Alevi toplumuna yapılan saldırılardan sonra yapılan etkinlikler daha anlamlı hale geldi, katılımın yüksek olması bu yüzden oldukça önemlidir. Muharrem oruçlarının ardından aşurelerimizi Ağuçan anma etkinliğinde yapacağız. Aşurelerimizi barış ve ezilen halklar için yapacağız” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Pir İnanç Dolu: Seçimlerin konuşulduğu dönemde cemevlerine saldırı tesadüf değil-VİDEO

    Pir İnanç Dolu: Seçimlerin konuşulduğu dönemde cemevlerine saldırı tesadüf değil-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da cemevlerine yapılan saldırının tesadüf olmadığını vurgulayan Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, “Geçmişte cuma günü camiden çıkıp Sivas’ta insanları yaktılar. Seçimlerin konuşulduğu bir dönemde Alevi toplumunun kurumlarına saldırıların olması düşündürücüdür” dedi.

    Ankara’da 30 Temmuz’da Şah-ı Merdan Cemevi,  Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne eş zamanlı saldırı düzenlendi. Saldırıyı gerçekleştiren Ahmet Ozan K, tutuklanırken, 2 kişi de adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Cemevlerine düzenlenen saldırılara tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, Şah-ı Merdan Cemevi, Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne yapılan eş zamanlı saldırılara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ALEVİLERİN EN BÜYÜK SORUNU YASA ÖNÜNDE EŞİT YURTTAŞ OLMAMASI”

    30 Temmuz’da cemevlerine yapılan saldırının tesadüf olmadığını vurgulayan İnanç Dolu, “Seçimlerin konuşulmaya başlanması, Hacıbektaş’ta gençlik kampının yapılacak olması, cemevlerine yasal statü tartışmalarının yapılması ve Diyanet İşleri Başkanı’nın cemevlerine yaptığı ziyaretlerden sonra cemevlerine eş zamanlı saldırıların düzenlenmesinin tesadüf olmadığını düşünüyorum. Daha önce de cuma günü camiden çıktılar Sivas’ta insanları yaktılar, yine cuma günü camiden çıkıp Maraş ve Çorum katliamlarını yaptılar. Seçimlerin konuşulduğu bir dönemde Alevi toplumunun kurumlarına saldırıların olması düşündürücüdür. Alevi toplumunu en büyük sorunu yasa önünde eşit yurttaş olmaması ve cemevlerine yasal statünün verilmemesidir” dedi.

    “MUHARREM ORUÇLARINDA SALDIRININ OLMASI MANİDARDIR”

    Cemevlerine yapılan saldırıyı düzenleyenlere verilen cezaları eleştiren Dolu, “Bu kadar kolay olmamalı. Bugün cemevlerine girip saldıranlar yarın cemevlerini yakabilirler. Saldırılara karşı dikkatli olmamız lazım ve Alevi kurumlarının yapılan saldırılara artık birlik, beraberlik içerisinde tepki göstermesi gerekiyor. Cemevlerine yapılan saldırının Muharrem oruçlarının birinci gününe gelmesi de manidardır” diye konuştu.

    Cihan BERK/ELAZIĞ

  • Pir İnanç Dolu: Zor dönemlerden geçiyoruz, herkes birbirine Hızır olmalı-VİDEO

    Pir İnanç Dolu: Zor dönemlerden geçiyoruz, herkes birbirine Hızır olmalı-VİDEO

    PİRHA-Hızır’ın zorda ve darda kalanın yardımcısı olduğunu belirten Ağuçan Ocağı pirlerinden İnanç Dolu, “Sadece bu ayda değil, aslında yaşamın içerisinde herkes birbirine Hızır olmalıdır. Çünkü zor dönemlerden geçiyoruz” dedi. Dolu, Alevi inancının özünü çocuklara anlatmak gerektiğini söyledi. 

    Hızır ayı Alevilerde kutsal kabul edilir. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur.

    Hızır Aleviler için bir kurtarıcıyı temsil eder. Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur, cem erkânları kurulur. Hızır orucu tarihleri Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde değişiklikler gösterse de Ocak ayının sonlarından itibaren başlayarak Şubat ayı ortalarına kadar devam eder.

    Oruçlar bazı yörelerde 7 gün tutulur. Dersim yöresinde köy ve aşiretlere göre değişkenlik göstererek 4 farklı haftaya yayılır. Bu tamamen coğrafi şartlar ve pirlerin talipleriyle buluşabilmesiyle ilgili bir durumdur. Hızır orucu gece yarısından itibaren başlar ve akşam gün batımına kadar devam eder. Hızır oruçlarıyla beraber sadece bir yıl geride kalmaz, aynı zamanda bütün canlılar açısından oldukça zorlu geçen kış şartları da yavaş yavaş sona ermeye başlar.

    Ağuçan Ocağı pirlerinden İnanç Dolu, Hızır ayının Alevi inancındaki önemini ve Hızır ayında neler yapıldığını PİRHA’ya anlattı.

    “HIZIR DARDA KALANIN YARDIMCISIDIR”

    Hızır’ın zorda ve darda kalanın yardımcısı olduğunu söyleyen İnanç Dolu, “Hızır ayında Dersim coğrafyasında pirlerin talipleriyle cem olur. Bizim toplumumuzun ibadetinin en yoğun olduğu görgülerin görülüp cemlerin tutulduğu bir aydır. Hızır bizim inancımızda sahipsizlerin sahibi, kimsesizlerin kimsesidir. O yüzden kim bir mazluma elini uzatmışsa o mazlumun Hızırıdır. Sadece bu ayda değil aslında yaşamın içerisinde herkes birbirine Hızır olmalıdır çünkü zor dönemlerden geçiyoruz.  Hızır ayının en önemli ritüellerinden birisi de kavuttur. Yıkanılan buğday sacda kavrularak el değirmeninde öğütülür daha sonra herkes kendi tepsisine kavutunu koyar. Perşembe günü kurbanlar kesilir, lokmalar pay edilir, çerağlarlar uyandırılır. Pir gelip cem olunacağında cem meydanında lokmalar pay edilir, semahlar dönülür ama kavut kimsenin olmadığı bir odaya konulur yanına da bir çerağ uyandırılır. Hızır’ın gelip kendi payını alması beklenir. Cuma sabahları da kavut evlerde pişer” diye belirtti.

    “ÇOCUKLARIMIZA İNANCIMIZIN GÜZELLİLERİNİ ANLATMALIYIZ”

    Alevi toplumunun cemevi inşaatlarından artık vazgeçmesi gerektiğini vurgulayan İnanç Dolu, şöyle devam etti:

    “Sadece cemevleri yaparak Alevi olunmaz. İnsan yaşamın içerisinde sosyal adaletiyle, paylaşımıyla, zor durumda olana yetişmekle Alevi olunur. Aleviler inancımıza sahip çıkmalı ve çocuklarımıza bu inancın güzelliklerini anlatmalıdır. Dünden bugüne sözlü gelenekle devam eden Alevi inancının özünü çocuklarımıza anlatırsak bundan sonra da inancımız devam eder. Gençlerimizi inancımızdan haberdar edersek Hızır da darda kalana, zorda olana kavuşacaktır.”

    Cihan BERK/ELAZIĞ

  • Pir İnanç Dolu: Alevilerde oruç toprağa karanlık çöktüğü zaman açılır

    Pir İnanç Dolu: Alevilerde oruç toprağa karanlık çöktüğü zaman açılır

    PİRHA-Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuşan Ağuçan Ocağı pirlerinden İnanç Dolu, “Aleviler bu orucu yas için tutarlar o yüzden cem tutulmaz, düğün yapılmaz, saç taranmaz, banyo yapılmaz, tırnak kesilmez, et yenilmez ve Kerbela Şehitleri’nin çektikleri susuzluğu hissetmek için saf su içilmez ancak vücudun su ihtiyacı çay, hoşaf, ayran gibi sıvı içeceklerden karşılanır” dedi.

    Muharrem ayı bütün Aleviler için yas ayıdır. Kurban Bayramı’ndan 20 gün sonra başlayan Muharrem ayı, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından öldürülen İmam Hüseyin ve 71 kişi için tutulan oruç aslında bir yas ibadetidir ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.

    Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Muharrem orucu tutuyor. Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez. Matem boyunca hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.

    Ağuçan Ocağı Pirlerinden İnanç Dolu, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ALEVİLER MUHARREM ORUCUNU YAS İÇİN TUTARLAR”

    Alevilerin Muharrem ayı orucunu yas için tuttuklarını belirten İnanç Dolu, “Aslında dünyanın var oluşundan bu yana kadar dilinden, dininden, inancından dolayı katledilenler için tutulmuş bir yas orucudur” dedi.

    “MUHARREM AYINDA CEM TUTULMAZ”

    Dolu şöyle devam etti:

    “Bir evde nasıl bir insan yaşamını yitiriyor ve yası tutuluyorsa bu ayda bütün Alevi evlerinde aynı yas tutulur. Aleviler Muharrem orucunu yas için tutarlar o yüzden muharrem ayında cem tutulmaz sonuçta cem tutmak için bağlama çalmak lazım matem olduğu için cem tutulmazdı. Düğün yapmazlar, saçını taramazlar, banyo yapılmaz, aynaya bakmazlar, tırnak kesmezler, soğanın kellesi vardır o yüzden kesilmez, diğer insanları kokusundan dolayı rahatsız etmemek için sarımsak yenilmez, et yenilmez ve Kerbela Şehitleri’nin çektikleri susuzluğu hissetmek için saf su içilmez ancak vücudun su ihtiyacı çay, hoşaf, ayran gibi sıvı içeceklerden karşılanır.”

    “GELENEKLERİMİZDE TOPLU ORUÇ AÇMA YOK”

    Pir İnanç Dolu, oruç açımına ilişkin de, “Bizde oruç toprağa karanlık çöktüğü zaman, koyun ile kurdu birbirinden ayırt edemeyecek kadar karanlık olduğu zaman oruç açılır. Orucu açarken sofraların zengin olmamasına dikkat ederlerdi, Görkemli sofralar kurulmaz, lüksten uzak durulur. Ne yenirse gece yarısından önce yenir, sahura kalkılmaz. Şimdi cemevlerinde yapılan toplu oruç açma yapılması bizim geleneklerimizde yok” dedi.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Ağuçan Ocağı Derneği’nden dede ve ocakzade ilan edilmelere tepki

    Ağuçan Ocağı Derneği’nden dede ve ocakzade ilan edilmelere tepki

    PİRHA – Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği, kendilerini Ocakzade ilan edenler ve Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda görevlendirme ile dede ilan edilmesine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Bundan sonra “Ağuçan Ocağından el aldım’ diyenler dahil olmak üzere ve başka bir Ocak veya Dergahta el aldım diyen Ağuçanlı olduğunu söyleyenler bizi temsil edemez. Rêya Heq Alevi inancında ” El vermek, el almak” yoktur” denildi.  

    Sosyal medyada el alarak veya sözlü icazet ile ocakzade olduğunu belirten ve Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yapılan görevlendirmelere Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği tepki gösterdi.

    “EL VERME EL ALMA İLE YOL YÜRÜTÜCÜLÜĞÜ OLAMAZ” 

    Derneğin açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

    “Son dönemlerde basında ve sosyal medyada kendilerini gerek “el alarak” gerekse “sözlü icazet” aldığını söyleyerek ocakzade ilan eden korsan dedelere şahit oluyoruz.

    Son olarak yine Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yapılan görevlendirme ile dede ilan edilen Ali Taşbaş adına düzenlenen bir belge çıkmıştır karşımıza. Kendisini bilmeyenlerin, yol adına, ocaklarımız adına sarf ettikleri sözler, ocağımız adına, yol adına üzücü olduğu kadar inancımızın edep ve erkanına uymamaktadır.

    Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği olarak özellikle Ağuçan Ocağı üzerinden açıklama yapma gereği duyduk. Çünkü bu tür söylem ve eylemler öncelikle Ocağımıza sonra da yolumuza zarar veriyor. Ocak ve ocakzadelerin olduğu bir alanda “el verme, el alma” ile yol yürütücülüğü yapma diye bir durum söz konusu değil ve bin yıllardır böyle bir uygulama olmamıştır.

    “ÖZÜNÜZÜ DARA ÇEKİN VE HATANIZDAN GERİ DÖNÜN”

    Ağuçan Ocağı, Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Bargini (Karabakır) Köyü’ndedir. Bargini’nin yolunu bilmeyenler Ağuçanlı olmuş yol adına erkan yürütüyorlar. Bilerek yada bilmeyerek bu hataya düşmüş kişilere sesleniyoruz. Özünüzü dara çekin ve hatanızdan geri dönün. Bir an önce Hak meydanında Pir huzurunda dara durarak yanlıştan dönünüz. Bilinsin ki öncelikle herkes yolun talibidir.

    “KİMSENİN YOLUMUZA ZARAR VERMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ” 

    Bundan sonra “Ağuçan Ocağından el aldım’ diyenler dahil olmak üzere ve başka bir Ocak veya Dergahta el aldım diyen Ağuçanlı olduğunu söyleyenler bizi temsil edemez. Rêya Heq Alevi inancında “El vermek, el almak” yoktur. Bundan sonra benzer söylemlerde bulunanları tespit ettiklerimiz olursa açıkça kamuoyuna teşhir edeceğiz ve Hak meydanında pir divanında dara çağıracağız. Kimsenin ocak yapımıza dolayısıyla yolumuza zarar vermesine izin vermeyeceğiz.

    Pirin darına duran, özünü dara alan, yola talip olan her can geleneği, edep ve erkanı bilmeli. Söylenen söz ağızda can çekişmemeli.”

    PİRHA/DERSİM

  • Ağuçan pirleri, Munzur Gözeleri’nde aşure lokması dağıttı-VİDEO

    Ağuçan pirleri, Munzur Gözeleri’nde aşure lokması dağıttı-VİDEO

    PİRHA – Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma Derneği, Ovacık’ta bulunan Munzur Gözeleri’nde aşure lokması dağıttı. 

    Ağuçan Ocağı Sosyal ve Yardımlaşma Derneği, Muharrem ayı vesilesiyle aşure lokmalarını Ovacık’ta bulunan Munzur Gözeleri’nde dağıttı.

    Aşure lokmasına Elazığ, Pertek ve Hozat’tan gelen Ağuçan pirleri, talipleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Dernek adına konuşma yapan Pir İnanç Dolu, “Her yıl yassı matemden sonra farklı bir anlamla farklı bir mekanda pay ettiğimiz aşuremizi bu yıl Munzur’da pay etme kararı aldık. Ziyaretlerimize, kutsallarımıza maden ve başka bir nedenle kimse el uzatmasun. Burası piknik alanı, turistik bölge değildir. Kimse kutsallarımızı pazarlamasın. Kutsallarımız, nişangelerimiz, mekanlarımız ocaklarımız, doğamız bir bütündür” ifadelerini kullandı.

    Dernek adına konuşma yapan Ali Gürtaş da Muharrem ayına ilişkin aktarımlarda bulunarak aşure lokmasının birliği ve beraberliği sağladığını belirtti.

    Yapılan konuşmaların ardından pirlerin verdiği gülbeng ile aşure lokmaları pay edildi.

    PİRHA/DERSİM