PİRHA – Ankara’da faaliyet yürüten müteahhit firmanın, alacaklı inşaat işçilerine karşılık emekli polis memurlarını devreye sokarak tehditte bulunduğu iddia edildi. İşçilerden biri, yaşananlar sonrası firmanın bulunduğu binanın çatısına çıkarak intihar teşebbüsünde bulundu.
https://youtu.be/-liWcSudwz4
Ankara’nın İncek semtinde 2021 yılında inşaat yapımına başlayan firma, 12 işçiyi mağdur etti. Paralarını alamayan inşaat işçileri, son çare olarak müteahhit firmanın ortağı olan Cevizlidere’deki şirketin önüne giderek taleplerini yineledi.
Sorumlu kimseyi bulamayan işçilerden Muammer Ceylan, karşı binanın çatısına çıkarak intihar girişiminde bulundu. Borç batağında olduğunu belirten işçi, taleplerinin karşılanmaması durumunda çatıdan inmeyeceğini belirtti.
Olayın yaşandığı esnada bina önüne çok sayıda polis ve itfaiye ekipleri de geldi. Çatıdaki işçiyi ikna çalışmaları sürerken, diğer işçiler ise gözaltına alınarak emniyete götürüldü.
EMEKLİ POLİSLERLE İŞÇİLERE TEHDİTTE BULUNDULAR!
PİRHA’ya konuşan Sinan Tavan isimli mağdur işçi, suçlu duruma getirildiklerini belirtti. İşveren firmanın, borçlarını ödememek adına emekli polisleri kullanarak tehditte bulunduğunu söyleyen İnşaat işçisi şu bilgileri paylaştı:
“Şu anda suçlu durumuna getirildik polis arabasına bindirilerek emniyete götürülüyoruz.
12 kişiyiz. Toplamda 1.5 milyon alacağınız var. Müteahhit önce ‘borcumu ödeyeceğim’ dedi. Hatta uzlaştık da sonrasında bize gün de verdiler ancak o gün biz firmaya gittiğimizde kapıya 3 mafya mensubunu dikmişlerdi. Bu mafyalar bize içeri giremeyeceğini söyledi. Bizler derdimizi anlatınca adamların vicdanına sığmadı ve ‘kardeş alacaklıymışsınız, biz bu işe karışmayız’ deyip sırtını döndüler. Ardından biz içeri girdik. Ancak sonuç alamadık. Şimdi de nereden bulmuşlar bilmiyorum ama inşaatın ve ofislerinin önünde 6-7 tane emekli polis var. Gittiğimizde ise bize silah gösteriyorlar. Emekli polis olduklarına dair kimliklerini de gösterdiler. Hatta biber gazı dahi sıktılar. Bizler zaten inşaatın içerisine giremiyoruz. Dışarıda, yol üstünde bizleri durduruyorlar.
Airtech isimli firma da müteahhidin bir diğer ortağı. Bizler bugün oraya gittik içimizden bir kardeşimiz çatıya çıkarak ‘benim malımı ver yoksa kendimi atarım’ dedi.
Bizler Bitlisliyiz, zaten Allah da bize vurmuş. Onlar da üstümüze yürüyorlar. Müteahhit firma da bizleri polisle korkutuyor. Paranın gücünü kullanıyor.”
PİRHA – ODTÜ Bileşenleri, ODTÜ Ormanlarının otoyol yapımı sebebiyle talana açılmasına karşı çıkarak, Ankara Büyükşehir Belediyesi önünde eylem yaptı. Yapılan açıklamada “Ankara’nın son ekolojik yeşil alanı için Ankaralılarla birlikte mücadele ediyoruz” denildi.
ODTÜ öğrencileri, ODTÜ Mezunları Derneği ve ODTÜ Eğitim-Sen Temsilciliği, üniversite arazisi içerisinden geçen yol projesini protesto etti. Ankara Büyükşehir Belediyesi önünde bir araya gelen yurttaşlar, yol yapım işleminin “Rant projesi” olduğunu dile getirdi.
“Mansur elini ODTÜ’den çek. Ranta değil halka bütçe. ODTÜ rant yoluna hayır diyor” dövizleri taşıyan yurttaşlar, “Kahrolsun asfaltlar, yeryüzüne özgürlük! Doğa, yaşam, özgürlük!” sloganları da attı.
“GELECEĞİMİZİ RANTA KURBAN ETMEYECEĞİZ”
Bileşenler adına basın açıklamasını Barış Aslan okudu. Aslan, 2017 yılında Melih Gökçek tarafından ODTÜ ormanlarının talanına başlandığını belirterek, “Bilkent-İncek Bulvarı Yolu projesi Mansur Yavaş yönetimindeki Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından ihale süreci ile yeniden gündeme getirilmiştir” dedi. Açılan ihaleye göre 11 km olarak ilan edilen yolun yaklaşık 4,5 km’lik bölümünün ODTÜ arazisinden, 6,5 km^lik bölümünün ise tarım arazilerinden geçirildiğini aktaran Barış Aslan şu açıklamayı yaptı:
“ABB’den yapılan açıklamada; çalışma yapılan bölgenin ODTÜ arazisi olmadığı, iş makinasının çalışmadığı, Gölbaşı-Niğde Otobanı Bağlantı Yolu için yapılan bu projede ODTÜ arazisinin yer almadığı, ODTÜ arazisinde yapılacak tünel çalışması ile bu Rant Yolu’nun karıştırıldığı, ‘yalan’ haberler üreterek kamuoyunu yanlış yönlendirildiği ifade edilmiştir.
Ciddi bir dezenformasyona dayalı bu açıklama, gerçekleri ifade etmemektedir. ABB’nin açıklamalarının aksine Temmuz ayının sonundan bugüne kadar ODTÜ Rant Yolu’nda iş makinaları çalıştırılmıştır. İncek tarafından başlanılarak yolun ODTÜ arazisi içinde kalan önemli bir kesiminde alt temel malzemesi serimi yapılarak hala iş makinaları tarafından yol yapım çalışmaları devam ettirilmektedir. Açıklamada yer alan Gölbaşı-Niğde Otobanı Bağlantı Yolu, Bilkent-İncek Bulvarı Yolu projesinin önemli bir parçasıdır ve içinde ODTÜ Rant Yolu da yer almaktadır. ODTÜ arazisine yapılacak tünel çalışmasının iptali için girişim yapıldığı belirtilerek ihaleye dahil olmayan bu yol ile yapılan çalışmalar gölgelenmektedir.
Defalarca söyledik, bir kez daha yineliyoruz.
Ankara’da ODTÜ’den geçirilen iki yol, AOÇ Bulvarı projeleri gibi projeler ulaşım için değil, yeşil alanları ve konut mahallerini yüksek katlı yapılaşmaya açan rant projelerinin ilk adımı olarak ortaya çıkmaktadır.
Ankara’nın ana ulaşım planı mevcut değilken, Bilkent-İncek yolunun yapılmasında herhangi bir kamu yararı bulunmamaktadır.
Yol yapımı ve ihale süreci başlamadan Hazine, Çevre Bakanlığı ve Özelleştirme İdaresi’nin yol çevresindeki ve hinterlandındaki bazı taşınmazlarını satışa çıkarması bile bu yolun bir rant projesi olduğunu göstermektedir.
Makro ulaşım planını yapabilecek ve uygulayabilecek yetkinlikte uzmanlar var iken yapılmıyor olması ne yazık ki bilinçli bir tercihtir ve hem ihale süreçleri hem de planlama süreçleriyle bu yolun tam bir rant dağıtım aracına dönüştürüldüğünün açık göstergesidir.
Bilinen adı ile Doğramacı Bulvarını tamamlayıcı nitelikte düşünülen ODTÜ Rant Yolu, kamunun gereksinimlerinden ziyade çıkar gruplarının ihtiyaçlarına göre şekillenmiştir.
Bu yolun yine yap-işlet-devret modeli ile yapılan ve geçerken para ödemek durumunda olduğumuz Niğde Otobanı ile bağlanması projelendirilmiştir. Bu durum, Mansur Yavaş’ın ve ABB’nin, AKP’nin yürütücüsü olduğu kamu yatırımlarının yap-işlet-devret modeli ile yapılmasını öngören neoliberal politikalara uygun bir şekilde hareket ettiğini göstermektedir.
Hatırlatmak isteriz ki ODTÜ Ormanı, beton yığınına çevrilen Ankara’nın kalan son yekpare doğal yaşam alanı ve son büyük yeşil alan durumundadır.
Kampüste iki göl, mevsimsel akarsular, kayalıklar, bozkırlar, ormanlar, çayırlıklar gibi birçok değerli yaşam alanı bulunmaktadır ve bunların neticesinde de kampüste çok önemli bir canlı çeşitliliği söz konusudur. Yapılacak bu yol tüm bu doğal yaşam ortamını tehlikeye sokacaktır.
Atatürk Orman Çiftliği’nin ranta kurban edilmesinin ardından Ankara’nın tek ekolojik ve doğal orman alanı olarak kalan ODTÜ’de tüm ülkede görülen kuşlardan yarısından fazlası tespit edilmiştir. Üzerine dökülecek beton, bu olanağı yok edecek, onlarca canlı türüne ev sahipliği yapan ekosistemi parçalayarak doğal dengeyi bozacaktır.
“ODTÜ’DEN GEÇEN YOL, RANT PROJESİDİR”
Ankara Büyükşehir Belediyesine defalarca aktardığımız gibi, bu sorunun, ODTÜ Bileşenleri ile birlikte ortak akıl oluşturularak ve diyalogla çözülmesi gerektiğini yineliyoruz.
Tüm bu nedenlerle;
Defalarca söyledik, bir kez daha yineliyoruz. ODTÜ’den geçen yol, bir rant projesidir. ‘Rant Yolu’na karşı çıkıyoruz. Ankara’nın son ekolojik yeşil alanı için Ankaralılarla birlikte mücadele ediyoruz. Geleceğimizi ranta kurban etmeyeceğiz.”
PİRHA – Dirican kardeşler, başkentin merkezinde 19 yıllık çalışmasına son verip şehrin dışına taşınarak Kurtlu Ağaç Atölyesi’ni kurdu. “Ağaç yaşatmak için uğraşan insanlarız.” diyen Seçkin ve Bektaş kardeşler, kent yaşamından uzak, doğanın içerisinde yakılacak gözüyle bakılan ağaçlara hayat vererek yaşama tutunuyor.
Seçkin ve Bektaş Dirican kardeşler 1993 yılında Yozgat’ın Sorgun ilçesine bağlı Bahadın beldesinden Ankara’ya göç etti. Hizmet sektöründeki 19 yıllık çalışmasını sonlandırıp şehir merkezinden uzak bir noktaya taşınan Dirican kardeşler, üretime dayalı bir hayat kurdu.
Yeterince iş olmadığı için köyden kente göç ettiklerini anlatan Seçkin Dirican, Bahadın’dan Ankara’nın İncek Mahallesine süren hikayesini şöyle anlattı:
“Bahadın’dan Ankara’ya baktığımızda herkes varlık içerisinde yaşıyormuş gibi görünüyordu. Ankara’ya geldiğimde iş bulamadım. Tamamen bir hayal kırıklığıydı. Ciddi işsizlik vardı. 17 yaşındasın ilk defa ayakların üzerinde duruyorsun ve tutunabilecek en yakın iş olan bulaşıkçılık sektörüne girdik. Köyden kente daha çok akrabalarınızla geliyorsunuz. Çevre olarak daha çok Alevi kesiminin yoğun yaşadığı yerlerde Dikmen, Güneş Evler, de Çubuk Şabanözü bölgesinden gelen Alevilerin olduğu mahallede oturduk. Buralar Alevi mahallelerdi ama merkeze indiğimiz zaman yabancılaşma yaşıyorduk. Özellikle dershaneye gittiğim süre içeresinde 2, 5 ay hiçbir arkadaşımla konuşamadım. Şiveniz, dünyanız değişik olduğu için sohbet edemiyorsunuz. O sebeple yabancılık da çektik.”
“ŞEHİRDEN UZAKLAŞARAK RUHEN RAHATLADIK”
Ankara’daki ilk işlerinin bulaşıkçılık olduğunu anlatan Dirican kardeşler, bir süre sonra kendi işletmelerini kurup 19 yıl boyunca çalıştıklarını anlattı. Seçkin Dirican, hizmet sektöründe birçok zorluk yaşadıklarını ifade ederek şöyle devam etti:
“İşletmeci olarak 2001 yılından 2004’e kadar ciddi ekonomik buhran ve sıkıntılarla geçti. 19 yıllık işletmecilikten sonra Kızılay’dan kurtulduk, bizim açımızdan bir kaçış oldu. Amiyane tabirle, ipten kurtulmuş dana gibi hem psikolojik hem de ruhen ciddi anlamda rahatladık.”
“AĞAÇ BİZİM İÇİN KUTSALDIR”
Şehirden uzak bir noktada Kurtlu Ağaç Atölyesi’ni kurarak üretim yapan Dirican kardeşler, civardan topladıkları kurumuş ağaçlara yeniden hayat verdiklerini ifade ederek “Malum fakir aile çocuklarıyız. Çocukluğumuzdan beri kendi oyuncaklarımızı yapıp, yırtılan ayakkabılarımızı diken bir öğretiden geliyoruz. Kendimizde bir şeyler gördük ve bu işe başladık. Ağaç bizim için kutsaldır. Kurumuş olan ağaçları tekrardan canlandırıp evlerin köşesinde görmek bizi mutlu ediyor.” dedi.
“HER ŞEY PARA DEĞİL”
Asıl mesleğinin aşçılık olduğunu belirten Bektaş Dirican “Gürültülü, patırtılı koşturmadan ziyade, beğendiğiniz uğraşları yapmak insanı daha çok mutlu ediyor.” diyerek şunları ifade etti:
“Her şey para değil. Bulunduğumuz mekana dekor olarak daha ucuza ve görsel zenginlik anlamında ne katabiliriz diye bu işe başladık. Anladık ki güzel şeyler yapmışız ki gelen insanlar beğeniyor. Gelenler buradaki ürünleri istiyor. Biz de artık burayı bir tür teşhir mekanı ve galeri gibi kullanıyoruz. Bir şey üretip satmanın hissiyatı çok mutluluk verici. Eşi benzeri olmayan bir şeye yeniden hayat vermek çok güzel bir duygu.”
Şehir yaşamından uzak kalmakla yeteneklerinin de farkına vardıklarını anlatan Bektaş ve Seçkin Dirican, sözlerini şu cümlelerle noktaladı:
“Bu yaştan sonra insan kalabalığından, gürültüden uzak, daha çok doğa ve hayvanlarla yaşamayı tercih ediyoruz. Burada sadece doğanın sesini dinlemek bizleri dinlendiriyor.”
PİRHA – Demokratik Alevi Derneği’nin (DAD) Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un cenazesi toprağa sırlanırken yapılan ırkçı, faşist saldırıya yönelik yaptığı basın açıklamasında Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş ve Eğitimci – Yazar Kemal Bülbül’de söz aldı. Bülbül, “Bu saldırıyla kadınlığımız, Aleviliğimiz, Kürtlüğümüz, Ermeniliğimiz ve bütün insani, ahlaki değerlerimiz ayak altına alınmıştır” dedi.
HABERİN VİDEOSU
HDP Eş Genel başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk Ankara İncek’te toprağa sırlanırken yaşanan ırkçı, faşist saldırı karşısında birçok Alevi kurumu, siyasi parti ve sivil toplum örgütü açıklama yaparak olayı sert bir şekilde kınadı.
Dün İstanbul Gazi Cemevi’nde DAD tarafından bu ırkçı, faşist saldırıya karşı basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasında konuşan Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş “Bugün bu coğrafyada halkları ayrıştırma noktasında, dili, rengi, coğrafyası, etnik sitesi, ırkı ve mezhebi noktasında ayrıştırmaya doğru provokatörler aracılığı ile çok ciddi manada yol alınıyor” dedi.
“HALKLARIN DİLLERİ VE MEZHEPLERİ İLE OYNAMAMALIDIRLAR”
Her şeyden önce yaşanan bu çirkin olayı kınayan Karataş şöyle konuştu:
“Öncelikle siyasal iktidara daha sonra bütün siyasi partilere buradan seslenmek istiyoruz. Eğer bizler literatürümüzde ayrışım noktasında ırk ve mezhep kavramlarını kullanırsak süreç çok daha vahim noktaya gidecektir. Başta siyasal iktidar olmak üzere tüm siyasal partiler bundan sonraki siyasetini siyasal ideoloji ve perspektifi üzerine kurmalıdır. Bu coğrafyada yaşayan halkların dilleri ile mezhepleri ile coğrafyaları ile oynamamalılar.”
“BİZLER HİÇBİR ZAMAN AYRIŞMAYACAĞIZ”
Yüzyıllardır bu coğrafyada yaşayan insanları ayrıştıramayacaklarını belirten Karataş, “Bizler hiçbir zaman ayrışmayacağız. İnadına birlik, inadına barış ve inadına demokrasi diyeceğiz. Kendisini demokrat, sosyal demokrat, sol, muhafazakâr, Alevi, Türk, Kürt, Ermeni ve hangi aidiyetten olursa olsun hepsine seslenmek istiyorum. Bizim birliğimizi, dirliğimiz ve iriliğimizi bozma noktasında olanlara karşı avazınız çıktığı kadar ses çıkarın” şeklinde konuştu.
“BU SALDIRI İLE TÜM AHLAKİ DEĞERLERİMİZ AYAKLAR ALTINA ALINDI”
Karataş’tan sonra bir konuşma yapan Eğitimci -Yazar Kemal Bülbül, “Bu saldırıyla kadınlığımız, Aleviliğimiz, Kürtlüğümüz, Ermeniliğimiz ve bütün insani ahlaki değerler ayak altına alınmıştır. Bunlardan mümin Müslüm olmaz. Bunlardan olsa olsa iblis ve yezit olur. Bunu yapanlar IŞID ve Muaviye soyludur. Bu olaya göz yuman herkes sorumludur” diye konuştu.
“İNSAN AKLI İLE AÇIKLANACAK BİR ŞEY DEĞİL”
Mazlumlar, masumlar, kimsesizler, sosyal demokratlar, devrimciler, soyalistler, Aleviler, Kürtler ve tüm farklı kesimler dayanışmak, yan yana can cana iç içe olmak bu katliam planına karşı önlem alınması gerektiğini vurgulayan Eğitimci -Yazar Bülbül, “Toprağa gömülen bir canın tekrar topraktan çıkarılması insan aklı ile açıklanacak bir şey değil. Bu siyasi bir tavır değil, bu vahşet ötesi bir tavırdır. Bugün hale hükümet yetkilileri Ankara’nın mülki idari amirleri ve güvenlik güçleri diye tabir edilen kesimler bu konuda bir ses etmiyorlarsa bu devlet eli ile yönlendirilmiş ve yönetilmiş bir şeydir” dedi.
“BU VAHŞETİN HİÇBİR DİNDE KARŞILIĞI YOKTUR”
Bülbül, “Hepimizin yaşamı, varlığı, kutsal değerleri tehlike altındadır. Bunun bilincinde olmamız ve ona göre davranmamız gerek. Hiçbir inançta böyle bir şey yoktur. İslamiyet’te de böyle bir şey yoktur. Ancak bunlar bütün her şeyi kirlettiler. Ve bugün AKP ile Diyanet İşleri Başkanı ile birlikte yürüttükleri şey Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin dinidir. Bu yapılan vahşetin hiçbir dinde karşılığı yoktur. Diyanet İşleri Başkanı halen bir açıklama yapmıyorsa bu suçun ortağıdır” ifadelerini kullandı.
Dersim halkının kendi anasına bağrını açacağını belirten Eğitimci -Yazar Bülbül, “Dersim bugüne kadar kimlere bağrını açmadı ki? Dersim katledilenlere, yakılmışlara bağrını açmadılar mı? Dersim Seyit Rızalar’a Alişer’lere, Zarifa Analar’a, Sakineler’e bağrını açmadı mı? Elbetteki Hatun Anaya’da bağrını açacak. O bağır insanlığa açılan bağırdır. İncek’te bir grup ırkçı, faşist kesim üzerinde yapılan ise Türk ve İslam halkına mal edilecek bir şey değildir. Bunlar İslam dinin ve bu ülkenin sahibi bile değildir” şeklinde konuştu. (HABER MERKEZİ)