Etiket: insan hakları derneği dersim şubesi

  • İHD Dersim: Kuyu tipi hapishaneler insanlık suçudur, derhal kapatılmalıdır!-VİDEO

    İHD Dersim: Kuyu tipi hapishaneler insanlık suçudur, derhal kapatılmalıdır!-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi, Türkiye’de yaygınlaşan ‘Kuyu Tipi’ hapishanelerin mahpusları yaşamdan koparan ağır tecrit koşullarıyla insanlık onurunu ve hukuku ihlal ettiğini belirterek, bu uygulamaların derhal sonlandırılması çağrısında bulundu.

    2021 yılından itibaren “S Tipi”, “Y Tipi” ve “Yüksek Güvenlikli” adları altında hayata geçirilen gerek mimari yapısı gerekse de uygulamaları nedeniyle insan hakları savunucuları tarafından “kuyu tipi” olarak nitelendirilen hapishanelerdeki hak ihlalleri gündeme gelmeye devam ediyor.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi de, dernek binasında konuya dair basın açıklaması düzenlendi. Açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.

    “MAHPUSLAR 23 SAAT HÜCREDE, GÖKYÜZÜ BİLE YASAK”

    Nurşat Yeşil, ‘Kuyu Tipi’ hapishanelerde tutulan mahpusların günde 23 saat boyunca tek kişilik hücrelerde kapalı tutulduğunu, açık hava, güneş ışığı, sohbet ve sosyal etkinlik gibi temel haklardan mahrum bırakıldığını ifade ederek, hücrelerin yüksek duvarlarla çevrili ve üç katlı olması nedeniyle mahpusların gökyüzünü dahi göremediğini vurguladı.

    “TECRİT AYLARCA, HATTA YILLARCA SÜRÜYOR”

    Birleşmiş Milletler’in Mandela Kurallarına göre 15 günü aşan tecrit uygulamaları işkence olarak tanımlandığını hatırlatan Nurşat Yeşil, ‘Kuyu Tipi’ hapishanelerde bu sürenin aylarca, hatta yıllarca sürdüğüne dikkat çekerek, bu durumun mahpuslar üzerinde ağır fiziksel ve psikolojik yıkıma yol açtığını belirtti.

    “İNFAZ DEĞİL, YAVAŞLATILMIŞ ÖLÜM”

    Açıklamada, R tipi ve S tipi gibi yeni izolasyon merkezlerinin de benzer işlev gördüğü aktaran Nurşat Yeşil, “Bu yapıların ortak özelliği mahpusun yaşam alanını bir kuyuya çevirmesidir. Bu bir infaz değil, yavaşlatılmış bir ölümdür” dedi.

    “SAĞLIK VE AVUKAT ERİŞİMİ ENGELLENİYOR”

    Mahpuslardan gelen mektuplarda sağlık hizmetlerine erişimin engellendiği, avukat görüşlerinin sınırlandığı ve hastane sevklerinin geciktirildiği bilgisine yer veren Nurşat Yeşil, bu uygulamaların yaşam hakkı ve işkence yasağının açık ihlali olduğunu vurguladı.

    “İZOLASYON BİR GÜVENLİK DEĞİL, YOK ETME POLİTİKASIDIR”

    İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil, ‘Kuyu Tipi’ hapishanelerin insanın toplumsal varlık olma özelliğini hedef aldığını ve mahpusları görünmez hale getirerek toplumsal vicdanı susturmayı amaçladığını belirtti.

    Açıklamada şu çağrılara yer verildi:

    • Tüm kuyu tipi hapishaneler derhal kapatılmalı,
    • Tecrit ve izolasyon uygulamaları son bulmalı,
    • Mahpusların sosyal ve kültürel haklarına erişimi sağlanmalı,
    • Bağımsız heyetler hapishanelerde inceleme yapabilmeli,
    • Aile ve avukat görüşlerinin önündeki engeller kaldırılmalı,
    • Adalet Bakanlığı kamuoyuna şeffaf bilgi vermeli.”

    “İNSAN ONURU DEVLETİN ÜSTÜNDEDİR”

    Nurşat Yeşil, açıklamasının sonunda şu ifadelere yer verdi:

    “İzolasyon bir güvenlik politikası değil, insanı yok etme politikasıdır. İnsan onuru, devletin ve toplumun üstündedir. İzolasyon işkencedir, işkence insanlık suçudur.”

    PİRHA/DERSİM

  • İHD Dersim Şubesi 5. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi

    İHD Dersim Şubesi 5. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi 5. Olağan Genel Kurulunu gerçekleştirdi. Genel kurulda İHD mücadelesinin yeni mağduriyetlerin önüne geçecek hak ve hukuk bilincini toplumsallaştırmak olduğuna vurgu yapıldı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi 5. Olağan Genel Kurulu’nu şube binasında gerçekleştirdi. Kurula üye ve yöneticilerin yanı sıra siyasi parti, sendika ve çeşitli kurum temsilcileri katılım gösterdi.

    Genel kurulda konuşan İHD Dersim Şubesi Eş Başkanı Gürbüz Solmaz, insan hakları savunuculuğunun hakikatle yüzleşmenin, adaletin izini sürmenin, barışı inşa etmenin onurlu bir yolu olduğunu belirterek, “Barış, hiçbir yere kendiliğinden gelmiyor. Ve biz bunu en iyi bilen halklardan biriyiz. Acılarla yoğrulmuş bu topraklarda, barışa dair her söz bedel ister. O bedeller hâlâ ödeniyor, ödenmeye de devam edecek. Ama biz, insan olmanın, insan kalmanın ısrarını sürdüreceğiz. Çünkü barış, adalet ve özgürlük için mücadele etmek sadece bir tercih değil, bir zorunluluktur” dedi.

    “MÜCADELEMİZ, KAYIPLAR İÇİN ADALET TALEP ETMEKTİR”

    “Bizim mücadelemiz yalnızca raporlar yazmak, açıklamalar yapmak değildir” diyen Gürbüz Solmaz, “Bizim mücadelemiz; kayıplar için adalet talep etmektir. Cumartesi Anneleri’ne ses olmaktır. Savaş politikalarının karşısında barışın diliyle durabilmektir. Aynı zamanda kadınların yaşam hakkını savunmak, doğanın talanına karşı ses yükseltmek, çocukların şiddetsiz ve özgür bir yaşam hakkı için mücadele etmektir. Önümüzdeki dönemde de şubemiz, barışın ve demokrasinin inşası için elinden geleni yapmaya devam edecektir. Her türlü baskıya, gözaltına, yargılamaya ve karartmaya rağmen geri adım atmayacağız. Çünkü biz inanıyoruz: En karanlık zamanlarda bile insan kalabilenler, geleceği kurabilir” ifadelerini kullandı.

    YENİ YÖNETİM SEÇİLDİ

    Yapılan oylamanın ardından yeni yönetim şöyle şekillendi:

    Özgür Ateş
    Nurşat Yeşil
    Hüseyin Yaşar Sezgin
    Ali Asker Sed
    Elif Özer Kaya
    Erdal Çelik
    Yaprak Kurban

    Yönetim kurulu toplantısı sonrasında eş başkanlar belirlenecek.

    PİRHA/DERSİM

  • İHD Dersim Şubesi, 32 yıl önce katledilen Metin Can ve Hasan Kaya’yı andı-VİDEO

    İHD Dersim Şubesi, 32 yıl önce katledilen Metin Can ve Hasan Kaya’yı andı-VİDEO

    PİRHA- Katledişlerinin 32. yılında Avukat Metin Can ve Doktor Hasan Kaya’yı anan İHD Dersim Şubesi, “Metin Can ve Hasan Kaya’nın failleri yargılanmadan, hakikat açığa çıkarılmadan, adalet sağlanmadan bu mücadele bitmeyecek! Devletin cezasızlık politikalarına karşı, hakikatin ortaya çıkması ve adaletin yerini bulması için mücadelemizi sürdürmekte kararlıyız” diye belirtti. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, 21 Şubat 1993 yılında kaçırılıp gözaltına alınan ve 27 Şubat günü 1993 günü işkence edilerek katledilmiş bedenleri Elazığ-Dersim yolu üzerindeki Dinar Köprüsü altında bulunan İHD Elazığ Şube Başkanı Avukat Metin Can ile üyeleri Dr. Hasan Kaya’ya ilişkin açıklama yaptı.

    İHD Dersim Şubesi binasında yapılan açıklamayı Hıdır Alparslan okudu.

    “FAİLLER JİTEM BAĞLANTILIYDI, BAŞVURULAR SONUÇ VERMEDİ”

    Görgü tanıklarının faillerin JİTEM bağlantılı olduğunu ifade etmesine rağmen yapılan tüm başvuruların sonuçsuz kaldığını ifade eden Alparslan, “21 Şubat 1993 tarihinde Elazığ’da kaçırılan, işkenceyle katledilen ve 27 Şubat günü Elazığ-Dersim yolu üzerinde cansız bedenleri bulunan Avukat Metin Can ve Doktor Hasan Kaya’nın failleri, aradan geçen 32 yıla rağmen hâlâ adalet karşısına çıkarılmadı. Metin Can, İHD Elazığ Şube Başkanı olarak, Doktor Hasan Kaya ise bir insan hakları savunucusu olarak hak ihlallerine karşı mücadele etti. Ancak, dönemin devlet yetkilileriyle irtibatlı olan karanlık güçler, onları susturmak için kaçırıp katletti. O dönem İHD tarafından yetkili mercilere yapılan tüm başvurular sonuçsuz kalmış, görgü tanıkları faillerin JİTEM ile bağlantılı olduğunu ifade etmesine rağmen, JİTEM’in varlığı dahi uzun yıllar inkar edilmiştir. Devletin karanlık dehlizlerinde kaybettirilen Yeşil Kod adlı Mahmut Yıldırım gibi failler, işledikleri cinayetlerin hesabını vermemiştir” dedi.

    “METİN CAN VE HASAN KAYA’YI ANIYORUZ”

    Alparslan, devletin cezasızlık politikalarına rağmen adaletin yerini bulması için mücadeleyi sürdüreceklerini kaydederek, “Metin Can ve Hasan Kaya’nın katledilmelerinden sonra da kayıplar ve faili meçhul cinayetler devam etti. Ancak, insan hakları savunucuları olarak bizler, hakikat ve adalet mücadelesinden vazgeçmedik. Geçen 32 yıl içinde, cezasızlık politikalarına karşı mücadelemizi sürdürdük ve her bir kaybımızın hesabını sormaya devam ettik. Bir kez daha vurguluyoruz: Metin Can ve Hasan Kaya’nın failleri yargılanmadan, hakikat açığa çıkarılmadan, adalet sağlanmadan bu mücadele bitmeyecek! Devletin cezasızlık politikalarına karşı, hakikatin ortaya çıkması ve adaletin yerini bulması için mücadelemizi sürdürmekte kararlıyız. Avukat Metin Can ve Doktor Hasan Kaya’yı, katledilişlerinin 32. yılında anıyor; mücadelelerini sürdüreceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz” diye belirtti.

    PİRHA/DERSİM

     

  • İHD Dersim Şube: Kürt sorununun demokratik, barışçıl ve adil çözümünü savunduk, ısrarlıyız!-VİDEO

    İHD Dersim Şube: Kürt sorununun demokratik, barışçıl ve adil çözümünü savunduk, ısrarlıyız!-VİDEO

    İZMİR – İHD Dersim Şubesi’nin 10 Aralık İnsan Hakları Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada artan hak ihlallerine dikkat çekilerek, “Devletlerin insan haklarına yönelik saygısının dolayımsız göstergesi olan hapishaneler, bugün Türkiye’de siyasal iktidarın hukuku bir baskı ve sindirme aracı olarak kullanmasının sonucunda tıka basa dolu durumdadır. Yaşam hakkı ihlalinden işkenceye, sağlık hakkına erişime kadar ağır ve ciddi ihlallerinin yaşandığı yerlerdir” denildi.

    İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi, 10 Aralık İnsan Hakları Günü dolayısı ile Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada,  “Savaşa hayır barış hemen şimdi”, “Haklar kullandıkça vardır”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek”, “İnsan haklarıyla insandır”, “Zindanlar boşalsın tutsaklara özgürlük”, “İnsan hakları evrenseldir”, “İçeride dışarıda hücreleri parçala” sloganları atıldı. Basın metnini İHD Dersim Şube Başkanı Eş Başkanı Gürbüz Solmaz okudu.

    “OHAL REJİMİ DEVAM EDİYOR”

    Tüm dünyada yaşanan insan hakları krizine dikkat çeken Solmaz, 19 Temmuz 2018 tarihinde resmen kaldırıldığı söylense Türkiye’nin OHAL rejimi ile yönetildiğini ifade etti. Bu durumun anayasacılık ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin terkedilmesine yol açtığını kaydeden Solmaz, “Böylelikle keyfilik ve belirsizlik kamusal/siyasal alanın asli unsurları haline gelmiştir. Özellikle bir yönetim tekniği olarak başvurduğu belirsizlik yaratma gücü, siyasal iktidara erkini daha da merkezileştirip toplum üzerindeki baskı ve kontrolünü arttırma olanağı sağlamaktadır” dedi.

    ŞİDDET POLİTİKALARI VE CAN KAYBI

    İktidarın ülkenin tüm meselelerini güvenlik sorunu haline getiren bilhassa da Kürt sorununun ve uluslararası sorunların çözümünde çatışma ve savaşı tek yöntem haline getiren politikaları sonucunda 2023 yılında da çok sayılarda yaşam hakkı ihlali yaşandığını kaydeden Solmaz, “Çok faklı toplumsal kesimlerden insanlar ya doğrudan kolluk güçlerinin şiddeti ya da devletin, ‘önleme ve koruma’ yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu yapısal şiddetin ve/veya üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen şiddetin sonucu yaşamlarını yitirmişlerdir” ifadelerini kullandı.

    “DEPREM BİZZAT AĞIR İNSAN İHLALİDİR”

    6 Şubat’ta yaşanan depremde resmi açıklamalara göre en az 50 bin 783 kişinin yaşamını yitirdiğini ifade eden Solmaz, “Bilimin gereklerine uygun deprem hazırlıkları yapmamışlar, etkin afet yönetim planları oluşturmamışlardır. Bu kabul edilemez eksikliği-ihmali devletlerin başta yaşam hakkı olmak üzere tüm hak ve özgürlükleri koruma ve geliştirme yükümlülüğü ile birlikte değerlendirdiğimizde depremin yol açtığı ölümler yaşam hakkı ihlalidir. Daha da ötesi yıkım ve tahribatın bu denli büyük bir boyuta ulaşmasında insan faktörünün doğrudan etkisi düşünüldüğünde yaşanan deprem bizzat ağır insan hakları ihlalidir” şeklinde konuştu.

    “TECRİT KRONİK BİR SORUN HALİNE GELMİŞTİR”

    Zorla kaçırma-kaybetme vakalarının OHAL’in ilan edildiği 2016 yılından bu yana yeniden yaşanmaya başlamasının endişe verici olduğunu kaydeden Solmaz, şunları belirtti:

    “Devletlerin insan haklarına yönelik saygısının dolayımsız göstergesi olan hapishaneler, bugün Türkiye’de siyasal iktidarın hukuku bir baskı ve sindirme aracı olarak kullanmasının sonucunda tıka basa dolu durumdadır. Yaşam hakkı ihlalinden işkenceye, sağlık hakkına erişime kadar ağır ve ciddi ihlallerinin yaşandığı yerlerdir. İmralı Hapishanesi başta olmak üzere tek kişi ya da küçük grup izolasyonu/tecrit uygulamaları çözülemeyen kronik bir soruna dönüşmüştür.”

    “İFADE HAKKI YOK SAYILDI”

    Kamuoyunda “Dezenformasyon Yasası” olarak bilinen, 18 Ekim 2022 tarihinde yürürlüğe giren Basın Kanunu’nda bazı değişiklikler yapan kanun ile basının ve gazetecilerin üzerindeki baskının daha da arttığını dile getiren Solmaz, “Yıl içinde her toplumsal kesimden kişi ve grup toplanma ve gösteri yapma özgürlüklerini mülki idare amirlerinin yasakları ve/veya kolluk güçlerinin fiili müdahaleleri sonucunda kullanamamışlardır. Hakikat ve Adalet talebiyle Galatasaray Meydan’ına çıkmak isteyen Cumartesi Anneleri-İnsanları, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği ihlal kararına karşın söz konusu yasak ve müdahaleler sonucu haftalarca işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalarak gözaltına alınmışlardır. Benzer şekilde, Anayasa tarafından teminat altına alınmış olan toplanma ve gösteri yapma özgürlüklerini kullanmak isteyen kadınlar, LGBTİ+’lar, barış ve insan hakları savunucuları, öğrenciler, çevreciler, işçi ve emekçiler, muhalif siyasi partilerin üyeleri kolluk güçlerinin zalimane ve utanç verici şiddetine mazur kalmışlardır” dedi.

    KÜRT SORUNUNDA DEMOKRATİK ÇÖZÜM VURGUSU

    Kürt sorununun barışçıl, demokratik ve adil çözümüne yönelik esas olarak iktidar tarafından içtenlikli, bütünlüklü adımların atılmaması, yanı sıra Orta Doğu’daki gelişmelerin de etkisi ile 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinin hemen ardından başlayan silahlı çatışma ortamının başta yaşam hakkı olmak üzere ağır ve ciddi insan hakları ihlallerine yol açtığını söyleyen Solmaz, “Hak savunucuları olarak bizler, Kürt sorununun her zaman demokratik, barışçıl ve adil çözümünü savunduk. Bunda ısrarlıyız. O nedenle, çatışmaların hemen şimdi durmasını istiyoruz. Çatışmasızlık ortamının tesisi ile birlikte çatışmasızlık halinin yaşanan olumsuzluklardan da hareketle tahkim edilmiş bir hale getirilerek güçlendirilmesi, izlenmesi ve toplumsal barışın sağlanabilmesi için tüm tarafların içtenlikli, şeffaf ve etkin programlar geliştirmesi gerekmektedir” diye konuştu.

    “SÖZLEŞMEDEN ÇEKİLME SONRASI YÜZLERCE KADIN KATLEDİLDİ”

    İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı nedeniyle yüzlerce kadının erkekler tarafından katledildiğini ifade eden Solmaz, “Kadın ve LGBTİ+ hakları için yapılan barışçıl toplantı ve gösterilerin mülki idare amirleri tarafından yasaklanması ya da kolluk güçlerinin şiddet uygulayarak müdahale ve engellenmesi, yüzlerce kadın ve LGBTİ+’nın işkence ve diğer kötü muamele ile gözaltına alınması, yetkililerin desteklediği LGBTİ+ karşıtı nefret mitinglerinin yapılması ve her bakımdan derinleşen ayrımcılık ile anlamış olduk” şeklinde konuştu.

    MÜLTECİLERE KARŞI IRKÇILIK

    Mültecilerin her türlü ayrımcılığa ve istismara, nefret söylemine ve ekonomik sömürüye maruz kaldığını dile getiren Solmaz, “2023’de de ırkçı ve nefret içerikli şiddet maruz kalan sığınmacı ve mülteciler yaşamlarını yitirdiler. İnsan kaçakçıları tarafından ölüme sürüklendiler. Ülkede yaşanmakta olan ağır krizin fiziksel, ruhsal, sosyal ve ekonomik tüm sonuçlarından en derin şekilde etkilenen sığınmacı ve mülteciler, ne yazık ki toplumumuz açısından görmezden gelinen, hatta gözden çıkarılan hayatlar oldular” ifadelerini kullandı.

    İNSAN HAKLARINI SAHİPLENME KARARLILIĞI

    Solmaz, son olarak insan haklarının kurucu değerlerine kararlılıkla sahip çıkmaya devam edeceklerini söyledi. Basın açıklaması sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Dersim’de Cumartesi Anneleri için basın açıklaması; Kayıplarımızı unutmayacağız-VİDEO

    Dersim’de Cumartesi Anneleri için basın açıklaması; Kayıplarımızı unutmayacağız-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 963. haftasında, İHD Dersim Şubesi Seyit Rıza Meydanı’nda bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınarak kaybedilen sevdiklerimizi aramaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi.

    İHD Dersim Şubesi, Cumartesi Anneleri eyleminin 963. haftasında Seyit Rıza Meydanı’nda bir basın açıklaması yaptı. Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ve İHD Dersim Şubesi ortak imzasıyla yapılan ‘Kenan Bilgin’i ve tüm kayıplarımızı unutmayacağız’ başlıklı açıklamayı, İHD Dersim Şubesi yöneticilerinden Nilüfer Aktağ okudu.

    “CUMARTESİ ANNELERİNİN ENGELLENMESİ HAK İHLALİDİR”

    Demokratik bir devletin varlığının vurgulanabilmesi için, bireylerin toplantı ve gösteri yürüyüşleri yapma hakkına sahip olmalarının temel bir gereklilik olduğunu vurgulayan Aktağ, “Anayasa Mahkemesi, içtihatlarında bu hayati ilkenin altını çizerek ‘toplantı özgürlüğü, demokrasi ile sıkı bir bağ içerisindedir’ tespitinde bulunmaktadır. Demokratik sistemler içerisinde, vatandaşlar devlet tarafından saygı gören ve korunan temel haklara sahiptirler; bu haklardan biri de toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme hakkıdır. Bu hakkın kullanımı halkın aydınlatılması ve kamusal farkındalığın artırılması için etkili bir yoldur” dedi.

    Türkiye’de demokratik ilkelerin ihlalinin endişe verici bir şekilde devam ettiğini, Anayasa ve yasal haklarını kullanarak sevdiklerinin gözaltına alındığı olayları açığa çıkarmak ve kamusal bilincin artırılmasına katkı sağlamak istediklerinde sistemli bir şekilde engellendiklerini belirten Aktağ, “Her cumartesi, işkence ve kötü muamele yasağını ihlal eden koşullarda gözaltına alınmaktayız. Oysa gözaltına alma kararı, kişinin suç işlediğini gösteren güçlü deliller olduğunda verilebilir. Anayasa Mahkemesi dahil yargı organları, Cumartesi Anneleri’nin engellenmesinin hak ihlali olduğunu ve buluşmalarında suç unsurunun oluşmadığını belirtmektedir” diye konuştu.

    “SEVDİKLERİMİZİ ARAMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Anayasa, hukuk, adalet tanımayan, keyfi uygulamalarla toplumu germeyi amaçlayan bu anlayışa boyun eğmeyeceklerini ve devleti yönetenlere hukuka bağlı kalma yükümlülüklerini hatırlatmaya devam edeceklerini ifade eden Aktağ, “Devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınarak kaybedilen sevdiklerimizi aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Kayıplarımıza ve adalete ulaşmak için hukukun bütün imkanlarını kullanmakta ısrar edeceğiz.12 Eylül 1994 tarihinde Ankara’da gözaltına alınarak kaybedilen AİHM’in oybirliği ile Türkiye’yi mahkum etmesine rağmen iç hukukta dava aşamasına gelmeden dosyası kapatılan Kenan Bilgin’i ve tüm kayıplarımızı unutmayacağız” ifadelerine yer verdi.

    Açıklama oturma eylemiyle son buldu.

    PİRHA/DERSİM