Etiket: insan hakları derneği istanbul şubesi

  • Kaçırılan Gökhan Güneş: ‘Görünmeyenleriz’ dediler, sistematik işkence uyguladılar- VİDEO

    Kaçırılan Gökhan Güneş: ‘Görünmeyenleriz’ dediler, sistematik işkence uyguladılar- VİDEO

    PİRHA- İstanbul İkitelli’de işyerinin önünden kaçırıldıktan 138 saat sonra sonra gözleri bağlı olarak Bahçeşehir’e bırakılan Gökhan Güneş, İHD’de düzenlenen basın toplantısında konuştu. Güneş, 6 gün boyunca sistematik işkenceye maruz kaldığını anlattı.

    Sosyalist işçi Gökhan Güneş, kaçırıldıktan 138 saat sonra sonra gözleri bağlı olarak Bahçeşehir’e bırakıldı. Gökhan Güneş, yaşadıklarını İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde düzenlediği basın toplantısında anlattı.

    Güneş’in ailesi ve avukatlarının katılımıyla düzenlenen basın toplantısına, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, ESP Genel Başkanı Şahin Tümüklü, Devrimci Parti MYK Üyesi Burcu Gül Çubuk, SKM Genel Sözcüsü Deniz Aktaş, HDP, Partizan, SGDF, YDG üyeleri destek verdi.

    Söz alan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Bugün Gökhan Güneş ile birlikte karşınızda olmaktan çok mutluyuz kendisi sabaha karşı bırakıldı ve sabah evine geldi. Endişelerimizi haklı çıkaran pek çok olayı yaşadı” dedi. 29 Aralık’tan bu yana Ankara’da kaçırılan Hüseyin Galip Küçüközyiğit’in kızının mesajını aktaran Gülseren Yoleri, “Kızı hem Gökhan’ın ailesi için çok sevindiğini hem de babası için de bugünü görmeyi dilediğini iletti. Gözaltında kaybedilmeye çalışılan ya da kaçırılan herkes için aynı duyarlılıkla çalışmaya devam etmenin ne kadar önemli olduğunu gördük” şeklinde konuştu.

    “NEREYE GÖTÜRÜLDÜĞÜMÜ BİLMİYORUM”

    Ardından söz alan Gökhan Güneş, kaçırıldığı günden itibaren ailesine destek olan, sindirme ve kaybetme politikalarına karşı kampanyalar düzenleyenlere teşekkür ederek konuşmasına başladı.

    Gökhan Güneş, kaçırılma anı ve sonrasında yaşadıklarını şöyle anlattı:

    “20 Ocak tarihinde işe gitmek için biraz geç saatlerde çıkmıştım. Ortalama 12.00 civarında otobüsten indim. Durakta kaldırımda bekleyen 4 kişi vardı. Bir tanesi pardon bakar mısın tarzında konuştu. Arkamı dönüp ona baktığımda bir anda hepsi birlikte üzerime çullandı. Sayının o esnada arttığını gördüm. Orada bir tane araca bindirmeye çalıştılar. Ben arabaya binmemek için direndim. Kendimi bir şekilde geri çekmeye çalıştım. Daha sonra o direnci ortadan kaldırabilmek için elektroşok aletiyle elektrik verdiler. Daha sonra kendime geldiğimde bir arabadaydım. İki kişi koluma girmiş. Kafamı aşağı eğmiş bir çuval geçirmişti. Daha sonra başka bir arabaya bindirdiler. Bir yere götürdüler, neresi olduğunu hiçbir şekilde görmedim, konum adres, mekana dair bir isim belirtilmedi hiçbir zaman.

    “SİSTEMATİK İŞKENCE YAPILDI”

    Girdikten sonra gerek sistematik gerek ara ara işkence yöntemleri uygulandı. Elektrik verme, kaba dayak, ara ara soğuk suyla ıslatarak şiddet uygulama genelde bu uygulamalar gerek çıplak olarak bazen üzerinizde sadece iç çamaşırı olacak şekilde uygulandı. Bazı anlarda mezar dedikleri bir bölüm var, sadece ayakta durabildiğiniz elinizi kolunuzu kıpırdatamadığınız gözünüzün bağlı ve ellerin arkadan kelepçeli olduğu bir bölüme hapsedildi. Onların istediği doğrultuda oradan çıkabiliyorsunuz. Tehditler, teklifler yapılıyor. Yanı sıra tecavüz tehditleri gerçekleşiyor. Daha sonra  keyfi olarak bu uygulama devam ediyor.

    En son benim tahminlerime göre bir gün önceki sabah bırakılmayı bekliyordum. Ona dair hazırlıklarının olduğuna dair hissiyatım gelişmişti. O gün bırakmadılar. Bizimle çalışmalısın, bizimle çalışır mısın? İşbirliği içerisinde olma gibi tehditleri oldu. Daha sonra birkaç kez bizim kim olduğumuzu biliyor musun? Sorular da benim onlara muhtemelen istihbaratçısınız söylemlerim üzerine evet ya da hayır demediler. Fakat bazı konuşmalarında ‘biz görünmeyenleriz’ şeklinde söylemleri oldu.

    “GÖZLERİM KAPATILARAK BANTLANDI”

    Sabah saatleriymiş bir arabaya bindirildim, gözlerim bağlı. Dört kişi vardı muhtemelen. Arabaya bindirmeden önce çıkıştan önce, zaten üzerimdeki kıyafetler kendime ait değildi. Sadece pantolonum bana aitti. İç çamaşırlarım, çorap, gömlek onlar bana ait değildi, onlar verdiler. Çıkış yapmadan önce, boyun koltuk altları, vücut bölgemi temizlemeye dönük işlemler yaptılar kolonyayla. Daha sonra üzerimi giydirdikten sonra parfüm falan sıktılar, montuma falan. Bırakmadan önce, bana onların şef dediği kişi, ‘hiçbir şeyini almadım, sadece sim kartını alıyorum bilgin olsun’ dedi. Ne için olduğunu sordum. Cevap vermedi. Git ister aynı hattı çıkar, ister değiştir dedi.

    Daha sonra arabaya bindirildim. İnmeden önce kafam normal şartlarda bir peçeyle bağlı, üzerine bir bez geçirilmiş çuval tarzında onu çıkardılar. İki kişi kafamı aşağı bastırdı araçtı. Gözümü açıktan sonra fark ettim, bıraktılar. İleri yürü, önün açık sakın arkana bakma sadece ileri yürü dediler. Ben biraz mesafe gittikten sonra gözümü açtım. Pamukla belli miktarda, gözümü kapatıp daha sonra da bantladıklarını fark ettim, sarmışlardı. Daha sonra telefonum olmadığından ulaşabileceğim bir ulaşım aracı da bulamadım. Sabah erkenmiş bilmiyordum akşam saati tahmin ediyordum bir güvenlik görevlisinden taksi çağırmasını rica ettim, taksiye bindim. Ailemin evine geldim.”

    “EZİLENLERİN SESİNİ SUSTURAMAYACAKLAR”

    Kaçırılmasının sosyalist olmasından kaynaklı olduğunu söyleyen Gökhan Güneş, “Sosyalist kimlikli kişilere daha önce bu saldırılar çok kez gerçekleşti. Bu 90’ların bir politikası olarak ortaya çıktı. Bugün uygulanıyor. Muhtemelen bu akıl, bu uygulamaları bundan sonraki günlerde de uygulamaya devam edecek. Fakat bu mücadele bireysel mücadelenin dışında toplumsal bir mücadeledir. Ezilenlerin sesini haykırmak isteyenler, ezilenlerle dayanışmak isteyenler, ezilenlerin sorunlarına, sıkıntılarına bir çığlık olmak isteyenleri susturmaya çalışanlar bunu başaramayacaklarını kendileri de iyi biliyor. Buna dair söyleyeceklerim bu kadar. Tekrar aileme, arkadaşlarıma, yoldaşlarıma hepsine bana destek oldukları için teşekkür ediyorum.”

    “RAHATSIZ EDİCİ MÜZİKLER ÇALIYORDU”

    Yorgun olduğu gözlenen Gökhan Güneş, daha fazla ayrıntılı bilgi vermesini isteyen gazetecilerin sorularını kısaca yanıtladı. Götürüldüğü yer hakkında herhangi bir şey bilmediğini söyleyen Güneş, şöyle devam etti.

    “İki araçta yarım saat diğer araçta bir saat sürdü götürüldüğüm yer. Onlar açısından özel bir yer. İşkence yerleri ayrı ayrıydı. Benim tahminim benden başka birileri de orada. İçerideki özel hücre denilen yerin özelliğini sorarsanız, süngerli oda denilen odanın üstünün kafesli, projektörlü. Bir ışığın ya sürekli açık olması ya da kapadığında hiçbir şey göremediğiniz etrafında komple siyah olduğu bir zeminin olması ama ışık açık da olsa kapalı da olsa orada var olan bir tane hoparlörün 24 saat boyunca yüksek sesle müzik çalması. Irkçı müzikler, psikolojik olarak rahatsız edici müziklerin çalması bir şekilde devam etti.”

    ANNE GÜNEŞ: SESİMİZE SES VERENLERE TEŞEKKÜRLER

    Oğlu için günlerdir sokak sokak direnişte olan anne Nazife Güneş de, seslerine ses verenlere teşekkür etti. Nazife Güneş, “Hepinize çok teşekkür ediyorum. Sesime ses verene, yanımızda olana, destek olana herkese çok teşekkür ediyorum. Yavrumu bulma için mücadele eden herkese çok çok teşekkür ediyorum. Başkalarına olmasın, başka çocuklarımız kaybolmasın. Cumartesi Annelerine de çok teşekkür ediyorum, onlar da inşallah çocuklarını bulurlar” dedi.

    UÇAR: SADECE GÖKHAN BULUNMADI, DEVLET POLİTİKASI BOŞA ÇIKARILDI

    EHB avukatlarından Sezin Uçar da, Gökhan Güneş’in kaçırılma sürecine dair yürütülen mücadeleyi anlattı.

    Uçar, “5 gün önce buradan seslenmiştik İHD aracılığıyla. Gökhan Güneş nerede sorusunu sormaya buradan başladık. 6 günün sonunda yine Gökhan ile birlikte buradayız. Müvekkilimiz yaşadıklarını anlattı. Bunlar bizim esasta tahmin ettiğimiz, kaygılandığımız korktuğumuz, beklediğimi şeylerdi. Ama çok güçlü bir dayanışma ve mücadele sonucu Gökhan’ın aramızda olmasını sağladık. Dayanışma gösteren herkese teşekkürler” dedi.

    Uçar konuşmasına şöyle devam etti:

    “Gökhan kaçırıldıktan hemen sonra savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Ama beş günden sonra suç duyurusu dilekçemiz, dosyamıza henüz bir savcı dahi atanmamışken, bırakalım taleplerimizi yerine getirilmesini kaçıran kişilerin bulunması, bağlantıların açığa çıkarılması, otobüs hattını kamera görüntülerinin incelenmesi, kullandığı telefonun hangi baz istasyonundan dinlediği gibi araştırmaları bırakalım, soruşturmaya bir savcı dahi atanmadı. Gökhan bir dayanışma sonucu aramızda. Bu aynı zamanda hak, hukuk mücadelesini çoktan aştığının göstergesi. Ek olarak şunu söyleyebiliriz, evet Gökhan bugün aramızda yaşadığı için mutluyuz ama tek başına Gökhan’ın aramızda sağlıklı bir şekilde olması değil bir devlet politikasının boşa çıkarılması bakımından önemli. Gözaltında kaybetme 90’lı yıllardan bu yana bir devlet politikası. Gökhan’ın ve ailesinin sesi olanlar özel bir devlet politikasını gerilettiğinin de farkında olmalı. Bundan sonra Gökhan’ın gördüğü işkenceler devlet görevlileri tarafından 6 gün boyunca bir yerde alıkonulması ve sistematik şekilde işkenceye uğratılması ile ilgili ayırca bir suç duyurusu talebimiz olacak. Bu kişilerin yargılanmasını sağlayacak. Gökhan için sokağa çıkan kamuoyundan aynı zamanda bu kişilerin cezalandırılması konusunda da aynı desteği, dayanışmayı bekliyoruz. Hem duyarlılık hem de teşekkür çağrısını yinelemiş olayım.

    ESP EŞ GENEL BAŞKANI TÜMÜKLÜ: BİRLEŞİK MÜCADELEMİZ GÖKHAN’I BULDU

    ESP Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü de, Gökhan Güneş’in bulunması mücadelesine katılanlara teşekkürlerini iletti. Tümüklü, “Her anımızda gerçekten bu mücadelenin kararlılığını arttıran bir şekilde arkadaşlarına, yoldaşlarına mücadele örgütlerine, mücadele insanlarına güç veren ailemize gerçek anlamda bir teşekkür ihtiyacı var. Hem teşekkürlerimizi hem de saygılarımızı sunuyorum” dedi.

    2015’ten bu yana Cumhurbaşkanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın merkezinde durduğu bir politika olarak devreye sokulduğunu söyleyen Tümüklü, şunları kaydetti.

    “Bir tarafında itirafçılaştırma ve ajanlaştırma, bir tarafta tehdit, şantaj kaybetme politikasının olduğu bir strateji ile buna bağlı uygulamalarla karşı karşıyayız. Bu mücadele hepimiz için bir eşikti. Bunun yanıtlanması geri püskürtülmesi mücadelenin hem geleceği, hem örgütlü kesimler hem de bu mücadeleye baş koyan, taşıyıcıları olan insanlar, emekçiler, ezilenler açısından çok önemli bir tehlike ile karşı karşıyaydık. Bunu durdurmak hepimizin başarısıdır. İnsan hakları örgütlerine Cumartesi İnsanlarına gazetecilerden haber ajanslarına, sokakta pankart tutan emekçiden, işçi havzalarında ses veren işçiye kadar mücadele eden hepimizin başarısı. İlk gün söyledik eğer bu direnişi bu mücadeleyi gerçek anlamda birleşik zeminde yürütürsek, Gökhan’ı alacağız, burada birlikte oturacağız demiştik. Bu süreçte gerçek anlamda bir yanıt üretti. Bu anlamda birleşik örgütümüz, HDK, HDP , DTK üyeleri, vekilleri, aynı şekilde devrimci kurumlar, Kaldıraç, SODAP, Devrimci Parti adını sayamadığım bir çok örgüt bu mücadelenin nasıl yapılacağını hepimize gösterdi. Bu hayat mücadelesin başarıya ulaştırmak da hepimizin çok özel bir rolü ve başarısı var. Bundan sonra yürünecek yolu varılacak hedef için izlenecek yöntemi bize göstermesi bakımından çok özel bir yerde duruyor. Bu başarıya sarılarak, bu faşist siyaset karşısında birleşik mücadeleyi örgütlemeyi bir görev ve sorumluluk olarak hayata geçirmek zorundayız.

    Bütün dostlarımızla, birleşik mücadelenin örgütleyicileri olarak katliamcı siyaset karşısında durmaya devam edeceğiz. Yoldaşlarımız ve ailelerimizle bu mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • İHD’den 2020 yılı cezaevi raporu: Tecrit tüm hapishanelere yayıldı-VİDEO

    İHD’den 2020 yılı cezaevi raporu: Tecrit tüm hapishanelere yayıldı-VİDEO

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, Marmara Bölgesi’nde bulunan cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin hazırladıkları 2020 yılı ve 3 aylık raporları Taksim’de bulunan şube binalarında yaptıkları basın toplantısı ile açıkladı.

    İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, Marmara Bölge hapishanelerinde 2020 yılında yaşanan hak ihlalleri raporunu açıkladı. Marmara Bölgesi’nde bulunan 59 farklı hapishaneden 450 başvuru yapıldığı kaydedilen açıklamada, sağlık hakkı, darp, işkence, ayakta sayım, çıplak arama, tecrit hücresine koyma, yaşam hakkı ihlali, şüpheli ölüm, ajanlığa zorlama gibi çok sayıda hak ihlali yaşandığını kaydedildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısında, Marmara Bölge hapishanelerinde 2020 yılında yaşanan hak ihlalleri raporu açıklandı.

    İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun hazırladığı raporu Şube Başkanı Gülseren Yoleri, Mehmet Acettin ve Meral Nergis Şahin açıkladı. Marmara Bölgesi’ndeki 59 farklı hapishaneden derneklerine ulaşan 450 başvuruya ilişkin raporda, 810 sağlık hakkı ihlali, 377 kötü muamele, 118 çıplak arama, 8 kafesli hücreye, 41 hücreye koyma, 57 işkence, 17 ayakta sayım, 3 tek tip tıraş dayatması olmak üzere 783 kötü muamele/işkence yaşandığı kaydedildi.

    2020 YILINDA HAPİSHANELERDE İHLALLER ARTTI

    2020 yılında hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin 2019 yılına göre arttığına dikkat çekilen İHD raporunda, 2019 yılında İHD İstanbul Şubesi’nin tespit ettiği hak ihlali sayısının 2 bin 186, 2020 yılında ise 4 bin 805 olduğu belirtildi.

    2019 yılında 361 olan sağlık hakkı ihlali, 2020 yılında 810’a ulaşırken, 2019 yılında 371 olan kötü muamele, darp ve işkence sayısı 2020 yılında 783’e ulaştı. İHD raporunda, İmralı Hapishanesindeki mutlak tecrit koşullarının 2020 yılında da devam ettiğine dikkat çekildi, tecridin tüm hapishanelere yaygınlaştırıldığı kaydedildi. Raporda, “Mevcut uygulamalara yönelik birçok cezaevinden toplu başvurular yapılmış, salgın bahane edilerek sosyal haklara getirilen kısıtlamaların kalıcı hale getirildiği ve bu şekilde özellikle siyasi mahpuslar yönünden tecrit uygulamasının ağırlaştırıldığı bildirilmiştir” diye belirtildi.

    PANDEMİ HAK İHLALLERİNİN BAHANESİ OLDU

    Covid-19 salgınının hak ihlallerinin artmasına gerekçe yapıldığı belirtilen raporda, “Covid-19 salgınının başından itibaren salgının önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmaması, hijyen, temizlik malzemelerine erişim, beslenme, havalandırma, maske, tedaviye erişim ve sürecin şeffaf yönetilmemesine bağlı sorunlar bu güne kadar devam etmiştir. Risk grubundaki mahpusların sağlık ve yaşam haklarının korunabilmesi için pandemi süresince serbest bırakılmaları yönündeki talep karşısında, bu imkan adli mahpuslara sunulurken, politik mahpuslar yararlandırılmamış, ayrımcılık yapılmıştır. Özellikle ağır hasta mahpuslar bakımından bu ayrımcılık ağır sonuçlara yol açmıştır” denildi.

    TUTSAKLARIN YAŞAM HAKKI İHLAL EDİLDİ

    Hastanelere sevklerin durdurulması, revir hizmetindeki yetersizlikler, kronik hastalığı olanların ilaçlarına erişememesinin hasta tutsaklar bakımından yaşam hakkı ihlaline yol açtığı kaydedilen raporda, “Nitekim mahpusların aile ve avukat ziyareti, telefon, sosyal faaliyet, spor, havalandırma, mektuplaşma, gazete kitap ve dergilere erişimi, mektuplaşma, kütüphaneden yararlanma vb. haklarına ciddi ve hukuka aykırı kısıtlamalar getirilmiştir” ifadelerine yer verildi.

    Raporda şu ifadelere yer verildi: “Disiplin cezalarına bağlı infaz yakma uygulamasına eklenen şartlı tahliye için iyi halli olma zorunluluğu ve iyi halli olmanın keyfi değerlendirmelere imkan veren ağır şartlarının bu tabloyu giderek ağırlaştıracağı görülmektedir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • İHD: Biat etmeyen gazetecilerin günü kutlu olsun

    İHD: Biat etmeyen gazetecilerin günü kutlu olsun

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin açıklama yapan İHD İstanbul Şubesi, basın özgürlüğünü talep etmekten ve baskıya maruz bırakılan gazetecilerle dayanışmaktan vazgeçmeyeceklerini belirtti. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle yazılı açıklama yaptı. ’10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ çerçevesinde bir kez daha basın özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne ve çalışan ya da işsiz bırakılmış tüm gazetecilere yönelik baskılara son verin çağrısında bulunuyor, bu baskılara karşı mücadele ve dayanışma çağrımızı yineliyoruz” denilen açıklamada, gazetecilerin çalışma koşullarına da değinildi.

    Açıklamada ayrıca basın özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne ve çalışan ya da işsiz bırakılmış tüm gazetecilere yönelik baskılara son verilmesi çağrısında bulunuldu.

    BASKI, TEHDİT, SURUŞTURMA

    Halkın gerçekleri öğrenmesinin teminatı olan basın özgürlüğünün demokrasinin olmazsa olmazı olarak tanımlandığı açıklamada, “Türkiye’de gazeteciler, güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle işsizlik, ekonomik zorluklar ve bunun yanında yazıları ve yaptıkları haberler nedeniyle sansür, baskı, tehdit, soruşturma, ceza ve tutuklama kıskacında yaşamaya zorlanıyorlar ve işlerini yapmaları engelleniyor” denildi.

    YAKLAŞIK 67 GAZETECİ HAPİSTE

    Açıklamanın devamında Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) hazırladığı gazetecilerin temel sorunları şu şekilde sıralandı:

    * Türkiye Basın Özgürlüğü sıralamasında 180 ülke arasında 154’üncü sırada.

    * Yaklaşık 67 gazeteci gazetecilik faaliyetleri nedeniyle hapiste.

    * Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın açıkladığı Temmuz 2020 istatistiklerine göre ‘Basın, yayın ve gazetecilik’ iş kolundaki toplam kayıtlı çalışan sayısı 86,505; basın yayın ve gazetecilik iş kolundaki toplam sendikalaşma oranı ise yüzde 7,87’dir.

    * Basın sektöründeki işsizlik genel işsizlik ortalamasının yaklaşık iki katı ve sendikasız ve güvencesiz çalışma oranı yüzde 90 civarında.

    * Son yıllarda dile getirilen aktif basın ve medya organlarının yüzde 96’ya yakınının iktidar tarafından kontrol altında tutulduğu tespiti, sosyal medyayı baskı altına alan yasanın çıkarılması ile basın ve ifade özgürlüğü aleyhine aşılmış oldu.

    * 2020 yılında küresel bir krize dönüşen pandemi de tüm çalışanları olduğu gibi basın emekçilerini olumsuz etkiledi ve çalışma haklarında büyük hak gasplarına neden oldu. RSF raporuna göre dünya çapında 130’u aşkın gazeteci sırf koronavirüs pandemisiyle ilgili yaptığı haberler nedeniyle keyfi bir şekilde tutuklandı.”

    “KATLEDİLEN GAZETECİLERİ ANIYORUZ”

    Açıklamanın devamında, “Musa Anter’den Ferhat Tepe’ye Uğur Mumcu’ya, Metin Göktepe’den Hrant Dink’e, katledilen, kaybedilen tüm gazetecileri saygıyla bir kez daha anarken, tüm zorluklarına rağmen otoriteye biat etmeden özgür basın faaliyeti sürdürmeye gayret eden gazetecilerin ‘Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyoruz. Ülkeyi yönetenleri basın özgürlüğüne ve gazetecilere yönelik baskılara derhal son verilmesi noktasında uyarıyoruz” ifadelerine yer verildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • ‘Hükümet kendi yasalarına ve uluslararası yasalara uymuyor’- VİDEO

    ‘Hükümet kendi yasalarına ve uluslararası yasalara uymuyor’- VİDEO

    PİRHA- İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu tarafından düzenlenen F Oturması 392. haftasında hasta mahpus Fesih Coşkun’un durumuna dikkat çekildi. 28 yıldır mahpus bulunan Fesih Coşkun’un ciddi rahatsızlıkları olduğu aktarıldı.

    HABERİN VİDEOSU

    F Oturması eylemlerinin 392. haftasında İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi önünde bir araya gelen insan hakları savunucuları hasta mahpus Fesih Coşkun’un durumuna dikkat çekerek serbest bırakılmasını talep ettiler.

    İstanbul Taksim Çukurluçeşme İHD binası önünde polis ablukası altında gerçekleşen eylemde Hasta mahpusların fotoğrafların yer aldığı dövizler taşınırken “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” pankartı açıldı.

    “YETKİLİLER KENDİ YASALARINA UYMUYOR”

    İHD adına açıklamayı okuyan Metin Acettin, Hapishanelerde en temel insan hakkı olan yaşam hakkı ihlal edilmeye ve neredeyse her gün cenazeler çıkmaya devam ediyor. Ne mahpusların ölümcül dereceye ulaşmış hastalıkları ne de Adli Tıp Kurumunun verdiği ‘hapishanede kalamaz raporu’, yetkililer için bir anlam ifade etmiyor. Yetkililer kendi yasaları ve tarafı olduğu uluslararası yasalara uymuyor. Böylece hapishane görevlileri de işkencenin ve yaptıkları onlarca hak ihlalinin cezasızlıkla sonuçlanacağını bildiğinden mahpuslara insanlık dışı muamele uygulamaktan çekinmiyor. Bu insanlık dışı uygulamalardan en ağır bedeli ödeyen hasta mahpuslar göz göre göre ölüme terk edilmiş durumdadır” dedi.

    Çoğu hasta mahpusun tamamen keyfi kararlarla hapishane revirine dahi çıkarılmadığını, hastaneye sevklerinin bazen yıllarca engellendiğine dikkat çeken Acettin, “Hasta mahpusların çoğunun hapishaneye girdiği sırada herhangi bir sağlık sorunu yok iken olumsuz hapishane koşulları ve kötü muameleden dolayı ölümcül hastalığa yakalanmaktadır. Özellikle politik mahpusların büyük bir kısmının gözaltına alındığı ilk günden itibaren gördüğü yoğun işkence sebebiyle bedensel bütünlüğünü dahi kaybetmektedir” diye konuştu.

    EŞİNİN CENAZESİNE GİTMESİNE İZİN VERMEDİLER

    Acettin, Fesih Coşkun’un yaşadığı sorunları şöyle dile getirdi:

    “Fesih Coşkun 1952 yılında Muş’ta doğmuştur. 1992 yılının Haziran ayında polisin Muş Malazgirt’teki evlerine yaptığı operasyon sonucu gözaltına alınmış ve o günden bu yana tam 28 yıldır hapishanede tutulmaktadır. Fesih Coşkun; gözaltına alındığı ilk günden itibaren çeşitli işkencelere maruz kalmış, bunun neticesinde göz sağlığını kaybetmiş ve geçici hafıza kaybı dahi yaşamıştır. Gözaltından sonra adil yargılanma hakkı ihlal edilerek müebbet hapis cezası verilmiştir. Fesih Coşkun 28 yıllık mahpusluk süresince Mardin, Yozgat, Muş, Silivri, Ümraniye gibi birçok hapishanede tutulduktan sonra şuanda kaldığı İstanbul Maltepe I No’lu L Tipi hapishanesine getirilmiştir.”

    Fesih Coşkun’un 28 yıllık mahpusluğu süresince çeşitli hak gasplarına uğradığını belirten Acettin, Fesih Coşkun’un çeşitli işkenceler, sağlığa erişim hakkı, kötü muamele şeklinde sıralanabilecek uygulamalara maruz kaldığını ve 2007 yılında vefat eden eşinin cenazesine dahi götürülmediğini dile getirdi.

    “HAREKET ETMEKTE ZORLUK YAŞIYOR”

    Acettin, Fesih Coşkun’un yaşadığı sağlık sorunlarından şöyle bahsetti:

    “Fesih Coşkun, hapishaneye girmeden önce herhangi bir sağlık sorunu yaşamaz iken mahpusluk süresince çeşitli hastalıklara yakalanmıştır. 2014 yılında anjiyo olan Fesih Coşkun’un kalın bağırsak kanseri riski, hemoroit, prostat, Hepatit B gibi hastalığı bulunmakta ve ayrıca her iki gözünde lens takılı olup, Karaciğerinde 3 ve sağ böbreğinde ise 1 adet kist olduğu teşhisi konmuştur.”

    Acettin, özellikle Akciğerinde mevcut olan kitlenin Fesih Coşkunu çok fazla zorladığını sözlerine ekleyerek şöyle devam etti, “Bu kitle sebebiyle nefes darlığı yaşamakta ve boğulma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Akciğerlerindeki kitlenin tedavisi için hastaneye sevk yapılmadığı gibi diğer kronik hastalıkları için de düzenli bir tedavi de uygulanmamaktadır, Özellikle 2016’da gerçekleşen darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ile birlikte binlerce mahpus gibi Fesih Coşkun’un da sağlığa erişim hakkı gasp edilmiş, aylarca hastaneye gidememiş ve bu süreçte hastalıkları olabildiğince ilerlemiştir. Birçok hastalığı bulunan Fesih Coşkun ilerleyen yaşının etkisiyle de artık nelös almakta, hareket etmekte ve günlük ihtiyaçlarını yerine getirmekte dahi büyük zorluklar yaşamaktadır.”

    HASTA MAHPUSLAR KOŞULSUZ SERBEST BIRAKILMALIDIR

    Acettin, Fesih Coşkun ve diğer hasta mahpusların koşulsuz şartsız serbest bırakılmaları gerektiğini ifade ederek sözlerini şöyle tamamladı, “Devletler her şeyden öte mahpusların yaşam hakkından sorumludur. Hapishanelerden çıkan her cenazenin sorumlusu ulusal ve uluslar üstü yasalara uymayan iktidardır. Hasta mahpuslar için bir saatin dahi hayati önemi var. Hasta mahpuslara sahip çıkılması noktasında güçlü bir ses olunmadığı müddetçe hapishanelerden tabutlar çıkmaya ve bu işin sorumluları da cezasızlıkla ödüllendirilmeye devam edecektir. Hapishanelerde tecrite ve keyfi uygulamalara son verilsin hasta mahpuslar serbest bırakılsın.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD’den yaşam nöbeti eylemi: Aslolan yaşamdır-VİDEO

    İHD’den yaşam nöbeti eylemi: Aslolan yaşamdır-VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, devam eden açlık grevleri ve ölüm oruçlarına dikkat çekmek amacıyla bugün 5 gün sürecek “yaşam nöbeti” başlattı. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, tecrite karşı devam açlık grevleriyle ilgili çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda, “Aslolan yaşamdır” denilerek bugün yaşam nöbeti başlatıldı.

    Nöbet başlarken İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri açıklama yaptı. Açlık grevi eylemi sürecinde olumlu bir gelişme olmadığını vurgulayan Yoleri “‘Aslolan yaşamdır’ diyoruz. Devlet hukuki talebi karşılasın” dedi.

    Nöbete katılan tutuklu anneleri de eylemlere daha çok katılım olmalı diye seslendiler.

    “Aslolan yaşamdır yaşama ses ver” sloganıyla başlatılan yaşam nöbeti 4 gün sürecek.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ayşenur Zarakolu, Düşünce ve ifade Özgürlüğü Ödülleri bugün sahiplerine verilecek

    Ayşenur Zarakolu, Düşünce ve ifade Özgürlüğü Ödülleri bugün sahiplerine verilecek

    PİRHA – “Ayşenur Zarakolu Düşünce ve ifade Özgürlüğü Ödülleri” bu yıl 16. kez sahiplerine verilecek. Bu yıl “Düşünce ve ifade özgürlüğü” bağlamında ‘barış’  teması ile bugün (9 Mayıs Çarşamba) saat 19.00’da İstanbul İHD dernek binasında sahiplerini bulacak.

    2018 “Ayşenur Zarakolu düşünce ve ifade özgürlüğü ödülü” bugün İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde sahiplerine verilecek.

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, insan hakları savunucusu ve yayıncı Ayşenur Zarakolu’nun aramızdan ayrılmasını takiben 2003 yılından bu yana her yıl,  genelde insan haklarına, demokrasiye ve barışa yönelik, özelde düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik ağır baskılarla karşılaşanlara ve bu ağır baskıya rağmen susmayarak topluma yol gösteren, umut olan kişi, kurum ve kesimlere ‘Ayşenur Zarakolu Düşünce ve İfade özgürlüğü Ödülü’ vermektedir.

    TEMA: BARIŞ

    “Ayşenur Zarakolu düşünce ve ifade özgürlüğü ödülü”nün bu yılki teması ‘Düşünce ve ifade özgürlüğü’ bağlamında ‘BARIŞ’ olacak.

    Baskıcı rejimlerin düşünce ve ifade özgürlüğüne bilinen tahammülsüzlüğü, yaklaşık iki yıllık OHAL koşullarında kendisini bir kez daha ortaya koyduğu vurgulanan açıklamada, giderek derinleşen, toplumun tamamını etkisi altına alan ve hukukla bağdaşmayan yöntemlerle barış talep etmenin bile suç olarak kabul edilmesine bir itiraz olarak, ödülün bu yılki temasını “Düşünce ve ifade özgürlüğü” bağlamında “BARIŞ” olarak belirlendiği belirtildi.

    Ödül verilirken baskı gören tüm kesimlerin gözetidiği belirtilen açıklamada, ödülleri alanlar ve verenler aracığıyla, toplumun baskı altına alınan kesimlerini bir araya getirmek amaçlandığı vurgulandı.

    Ödül komisyonu, ödül gerekçesi ve belirlenen 2018 teması çerçevesinde yaptığı değerlendirmeler neticesinde ödül sahipleri şöyle;

    • Ayşe Çelik (Ayşe öğretmen) tüm “çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın” diyenler adına.
    • Selahattin Demirtaş tutuklu milletvekilleri ve seçilmişler adına.
    • Onur Hamzaoğlu, barış talep ettiği için tutuklanan ve baskı gören hekimler adına.
    • Murat Sabuncu baskı altındaki gazeteciler adına.
    • Sezin Uçar, tutuklu avukatlar adına.
    • Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, tüm tutuklu öğrenciler adına.
    • Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi, kapatılan ve faaliyeti durdurulan gazete ve yayın kuruluşları adına.
    • Hasan Ceylan, tüm tutuklu ve baskı altındaki insan hakları savunucuları adına.
    • (HABER MERKEZİ)

     

     

  • ‘Hasta tutuklu Turgay Deniz serbest bırakılsın’-VİDEO

    ‘Hasta tutuklu Turgay Deniz serbest bırakılsın’-VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri yüzde 80 engelli ve tüberküloz hastası olan Turguy Deniz’in serbest bırakılması talep edildi. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta düzenledikleri “F Oturumu”nun 313’üncüsü için yine Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın”, “Tecrit öldürür, dayanışma yaşatır” pankartlarının açıldığı eylemde sık sık, “Turgay Deniz serbest bırakılsın”, “Tecrit işkencesine son”, “İnsan haklarıyla insandır” sloganları atıldı.

    Bu hafta yüzde 80 engelli ve tüberküloz hastası olan Turgay Deniz’in durumuna dikkat çekildi.
    Açıklama yapan oyuncu Nur Sürer, “Başta ağır hasta mahpuslar olmak üzere; yaşam hakkı ihlalinin önlenmesi ve tedaviye erişim hakkının önündeki engellerin kaldırılması için hasta mahpusların biran önce serbest bırakılmasını talep ediyoruz” diye belirtti. Turgay Deniz’in Ankara Şereflikoçhisar Savcılığının başlattığı 2015 tarihli soruşturma nedeniyle 13 Şubat 2018 tarihinde “talimatlı olarak ifadesi alınmak üzere” Sultanbeyli İlçe Emniyet Müdürlüğünce evinden alınarak Kartal Anadolu Adliyesine götürüldüğünü hatırlatan Sürer, Ankara Sulh Ceza Hakimliğince SEGBİS aracılığıyla ifadesi alındıktan sonra tutuklanarak, Maltepe 1 Nolu L Tipi Cezaevine götürüldüğünü dile getirdi.
    YÜZDE 80 ENGELLİ VE TÜBERKÜLOZ HASTASI
    Sürer, şu bilgileri paylaştı: “1983 Mutki doğumlu Turgay Deniz tutuklanmadan önce yüzde 80 engelli bir tüberküloz hastasıdır. Ve İstanbul Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları Hastanesinden aldığı raporu bulunmaktadır. Tüberküloz hastalığı nedeniyle sol akciğeri işlevsiz ve harap olmuş durumdadır. Sağ akciğerinde ise lezyon bulunmaktadır ve tüpe takılı vaziyette yaşamını sürdürmektedir. Ayrıca vücudunda açık yarası da vardır. Yarasına pansuman yapılması, hastalığının tedavisi için sürekli doktor kontrolünde olması gerekiyor. Turgay Deniz’in tedavisi için hijyenik ortamın yaratılması zorunluluktur. Maltepe 1 Nolu L Tipi Hapishanesi idaresi tarafından pansuman ve ilaçları hastanın kendisine verilmiştir. Tek başına kendi pansumanını ve tedavisini yapma imkanı olmadığı gibi birlikte kaldığı 9 kişinin de yaşamı risk altındadır. Çünkü ‘Verem Hastalığı’ bulaşıcı bir hastalıktır ve hızla yayılma riski taşımaktadır. Kaldığı ortamda yarasının da iltihaplanma riski söz konusudur. Yanında kalanlar iltihaplarının koktuğunu söylemektedirler. Turgay Deniz’in son günlerde ise tırnakları ve dudaklarında morarma başlamıştır.”
    “BUGÜN DEĞİLSE YARIN ARAMIZDAN AYRILACAKLAR”
    Deniz’in avukatının 2 defa savcılığa başvurarak serbest bırakılması ve tedavisinin yapılması için Deniz’in tutukluluk haline itiraz ettiğini dile getiren Sürer, bu 2 itirazın da ret edildiğini söyledi. Yetkililere seslenen Sürer, “Serbest bırakmadığınız her hasta mahpus bugün değilse yarın aramızdan sessizce ayrılacak. İnsanlık suçu işlemeyin. Yasaları uygulayın. Hasta mahpusları serbest bırakın. Hasta mahpuslar serbest bırakılıncaya kadar biz insan olmanın en temel sorumluğuyla, tüm hasta mahpusların sesi olmayı sürdüreceğiz” dedi. (HABER MERKEZİ)
  • ‘Sevdiklerimiz kömür olarak bir çuvalla verildi bize’-VİDEO

    ‘Sevdiklerimiz kömür olarak bir çuvalla verildi bize’-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 668. haftasında Güçlükonak katliamında hayatını kaybedenleri ve 12 Ocak 1996 yılında gözaltında kaybedilen Ahmet Kaya’yı anarak adaletin yerini bulması talep etti. 

    Haberin Videosu 

    668. haftada Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri üzerinden 22 yıl geçen Güçlükonak katliamında yaşamını yitirenleri ve 12 Ocak 1996 yılında gözaltına kaybedilen Ahmet Kaya’yı andı. Kayıpların resimlerinin taşındığı eylemde açılan “Failler belli kayıplar nerede?” pankartının üzerine kırmızı karanfiller ile barışı temsilen beyaz tülbentler kondu.

    “DEVLETİN YAKAYI ELE VERDİĞİ BİR OLAYDI”

    Güçlükonak katliamının yaşandığı dönemde Barış İçin Bir Arada grubunda yer alan Şenay Yurdatapan bölgedeki tanıklıklarını anlattı. “Devletin dört dörtlük yakayı ele verdiği bir olaydı” diyen Yurdatapan, katliamın önce PKK yapmış gibi gösterildiğini ancak PKK’nin bunu yalanladığını belirtti. “Derin devlet değil devletin ta kendisini suç işledi” ifadesini kullanan Yurdatapan, “Devlet ne yaparsa yapsın, KHK’ler çıkarsın gerçekleri örtbas edemeyecek” dedi.

    “SEVDİKLERİMİZ KÖMÜR OLARAK BİR ÇUVALLA VERİLDİ”

    Yurdatapan’ın arkasından söz alan Ahmet Kaya’nın yeğeni Emine Kaya anadilinde seslenerek barış için çabalayacaklarını vurguladı. Emine Kaya şunları kaydetti: “Herksin gözü önünde insanlarımız kül oldu. 22 yıldır aynı acıyı yaşıyoruz. Sevdiklerimiz kömür olarak bir çuvalla bize verildi. Yazık… Damarlarımızdaki son damla kana kadar barışı savunacağız…”

    “HASRET KALDIK DEDEME”

    Emine Kaya’nın arkasından söz alan Ahmet Kaya’nın torunu Rojin Kaya “Hasret kaldık dedeme… Keşke ölmeseydin canım dedem. Biz dedeme sonuna kadar sahip çıkacağız. Sonuna kadar devletten adalet isteyeceğiz” dedi.

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına açıklamayı cumartesi insanlarından Gülseren Yoleri okudu.

    Yoleri, 668 haftadır ‘Şiddet kültürünün egemenliğine son vermek ve demokratik bir gelecek kurmak için, geçmişin suçlarıyla yüzleşmek ve hesaplaşmak gerekir’, ’22 yıldır inkarla, cezasızlıkla üzeri örtülmek istenen Güçlükonak katliamı unutulmasın’ diyerek Galatasaray’da olduklarını hatırlattı.

    Yoleri, 15 Ocak 1996 tarihinde Şırnak Güçlükonak’ta yaşanan saldırıya ilişkin bu bilgileri paylaştı:

    “İçinde 7 köylü ve 4 korucu bulunan minibüs önce kurşunlandı sonra yakıldı. Olay, Taşkonak Taburu ve Koçyurdu Karakolu arasındaki asker ve korucuların denetimindeki dar bir toprak yolda gerçekleşti.

    Genelkurmay Başkanlığı o güne kadar yapmadığı bir uygulamayı ilk kez gerçekleştirdi. 16 Ocak 1996 günü Ankara’dan yerli ve yabancı gazetecileri helikopterle Güçlükonak’a getirdi. Olay yerine götürülen gazetecilere Genelkurmay adına Albay Oğuz Kalelioğlu açıklama yaptı. Albay ”Katliamı PKK’nin gerçekleştirdiğini ve örgütün bir ay önce ilan ettiği ateşkesi bozduğunu’ açıkladı.

    “GAZETECİLER AÇIKLAMALARI KUŞKU VERİCİ BULDU”

    Olay yerinde yalnızca 20 dakika kalmalarına izin verilen gazetecilerden bazıları resmi açıklamaları çelişkili ve kuşku verici buldu. Bu gazetecilerden biri kuşkularını İHD ve Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu ile paylaştı. Bunun üzerine Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu, yazarlar, sanatçılar, gazeteciler, insan hakları savunucuları ve bilim insanlarından oluşan bir heyetle olay yerine gitti.

    “BEDENLERİ TAMAMEN YANMIŞ KÖYLÜLERİN KİMLİKLERİ SAPASAĞLAM”

    Heyetin olay yerinde elde ettiği tanıklıklar, bilgi ve bulgular resmi açıklamalar ile tümüyle çelişiyordu. Korucuların olaya müdahale etmesi, köylülerin olay yerine gitmesi askerler tarafından engellenmişti. Arazinin fiziki yapısı katliamı gerçekleştirenlerin olay yerinden rahatça ayrılmasını imkansız kılıyordu. Bedenleri tamamen yanmış köylülerin kimlikleri sapasağlam askerlerin elindeydi. Ayrıca minibüste katledilenler resmi açıklamanın aksine normal bir yolculuk yapmıyorlardı. 10-15 Ocak tarihleri arasında gözaltına alınan ve Taşkonak Jandarma Taburun’da tutulan kişilerdi. Heyet ulaştığı bütün bilgi, bulgu ve belgeler ışığında kamuoyuna: “Bu katliamı PKK değil, devlet güçleri yapmıştır.” açıklamasında bulundu ve raporlarıyla birlikte Diyarbakır DGM, OHAL Valiliği ve Genelkurmay’a başvurdu. Ancak tüm girişimler sonuçsuz kaldı. AİHM’e taşınan davada ise Türkiye etkin soruşturma yapmadığı için mahkûm oldu.”

    “JİTEM’İN İŞİYDİ SÖYLEYEMEDİK”

    Katliamdan 13 yıl sonra,  2009 yılında dönemin bakanlarından Adnan Ekmen, ‘Olayı araştırınca arkasından devlet çıktı. JİTEM’in işiydi, söyleyemedik’ söylemedik sözlerini hatırlatan Yoleri, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “2013 yılında Ergenekon yargılamaları sürerken hükümete yakın bir gazete Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’nın Güçlükonak katliamıyla ilgili yürüttüğü soruşturmada o dönemde bölgede görev yapan pek çok kişinin ifadesinin alındığı, savcının önemli tanıklara ulaştığı ve katliamda şüphelilerin JİTEM’le bağlantılı görevliler olduğu şeklinde bir haber yaptı. ( 3.11.2013 Türkiye Gazetesi)”

    “SORUMLULARI BİLİNMESİNE RAĞMEN 22 YILDIR CEZASIZ”

    Yoleri, nasıl gerçekleştiği ve sorumluları bilinmesine rağmen Güçlükonak katliamının 22 yıldır cezasız bırakıldığına dikkat çekti.

    Yoleri, “Köylüler Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Halit Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan ve Ramazan Oruç ile korucular Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz, Mehmet Öner, Lokman Özdemir ve minibüsün sürücü Ramazan Nas’ın gözaltına alınarak katledilmeleri ve adeta kül olmuş bedenlerinin, ailelerine teslim edilmeden, güvenlik güçlerince toplu halde gömülmeleri insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Herkes için bir mezar, insanlık onurunun gereğidir. Gerçek ortadayken devlet bu katliamda da kendi hukukuna aykırı hareket etti. Adli makamlar da bu hukuksuzluğun ve adaletsizliğin üzerini kapattı. Ama biz hakikat adına, adalet adına Güçlükonak katliamının unutulmasına izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı. (HABER MERKEZİ)

  • İHD: Hasta mahpus Kemal Özelmalı serbest bırakılsın- VİDEO

    İHD: Hasta mahpus Kemal Özelmalı serbest bırakılsın- VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, cezaevlerinde hasta mahpusların serbest bırakılması için her hafta olduğu gibi bu hafta da F oturumu gerçekleştirdi.

    Haberin Videosu

    Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirilen F oturmasının 296. haftasında hasta tutuklu Kemal Özelmalı’nın serbest bırakılması istendi. Özelmalı ve tüm hasta tutukluların tedavi koşullarının sağlanması ve serbest bırakılması talep edildi. Galatasaray Lisesi önünde “Kemal Özelmalı serbest bırakılsın”, “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır”,”Tecrit öldürüyor F tipi hapishaneler kapatılsın” pankartı açan tutuklu yakınları ve insan hakları savunucuları “Kemal Özelmalı serbest bırakılsın”, “Tedavi haktır engellenemez”, “Ölüm değil, çözüm istiyoruz”, “İnsan haklarıyla insandır”, “Susma suça ortak olma” sloganları attı.

    “HAPİSHANELER TOPLAMA KAMPLARINA DÖNÜŞTÜ”

    Basın açıklamasını İHD adına Nimet Tanrıkulu okudu. Tanrıkulu, OHAL ile birlikte hapishanelerin toplama kamplarına, çalışma kamplarına ve işkence merkezlerine dönüşmesinin hız kazandığını belirtti. Tanrıkulu, “200 bine yakın mahpusla ülke tarihinin en büyük hapishane nüfusu ile karşı karşıyayız. 50 bine yakın adli mahpus kölelik koşullarında iş yurtlarında acımasızca sömürülüyor. Gün geçmiyor ki hapishanelerden işkence, taciz, tehdit, tecrit, tecavüz, sürgün sevk haberleri gelmesin. Sayımlar sırasında askeri nizamda durmaya direnen mahpuslar darp ediliyor. Mahpuslar kimlik kartı taşımaya zorlanıyor. LGBTİ+ bireyler gardiyanların fiziki şiddetine, cinsel taciz ve tecavüzüne maruz kalıyor” dedi.

    “ÖZELMALI GÜNLÜK İHTİYAÇLARINI BİLE KARŞILAYACAK DURUMDA DEĞİL”

    Tanrıkulu, bu hafta hasta tutuklu Kemal Özelmalı’nın durumundan bahsetti. “80 darbesinde 7 yıl hapishanede kalan Özelmalı, 90’lı yıllarda yeniden tutuklandı” diyen Tanrıkulu sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hapishanelerdeki baskı politikalarına karşı 1999 yılında gerçekleştirilen ölüm orucu eylemlerine katılan Özelmalı, yaklaşık 300 gün sürdürdüğü ölüm orucu sırasında zorla müdahale ile Wernicke Korsakoff hastalığına yakalandı. Wernicke Korsakoff hastalığı nedeniyle hapishanede olduğunun bile farkında olmayan Özelmalı, söylediklerini unutmaya ve çevresindekileri tanımamaya başladı. Sol ayağı yaralanmadan kaynaklı sakat olan Özelmalı’nın ayrıca kol, boyun ve bacaklarında kramp oluşuyor, denge problemi yaşıyor. Günlük ihtiyaçlarını ise diğer siyasi mahpusların yardımıyla sağlayabiliyor. Halen Adana Kürkçüler F Tipi Hapishanesi’nde kalan Özelmalı’nın, son dönemlerde vücudunda titreme ve idrar tutamama gibi sorunlar baş göstermiş durumda.”
    Tanrıkulu, Kemal Özelmalı’nın derhal, koşulsuz serbest bırakılmasını ve acilen tedavi edilmesini gerektiğini belirtti. Eylem sloganlarla son buldu.(İstanbul/EVRENSEL)

  • İHD Gülmen ve Özakça için başbakana dilekçe gönderdi-VİDEO

    İHD Gülmen ve Özakça için başbakana dilekçe gönderdi-VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi 101 gündür açlık grevinde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için Galatasaray Meydanı’nda bulunan PTT şubesinden Başbakanlığa faks, eğitimcilere ise dayanışma mektubu gönderdi. 

    Haberin Videosu

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul şubesi 101 gündür açlık grevinde olan eğitimcilere için Başbakanlığa faks ve eğitimcilere de dayanışma mektubu gönderdi.

    “YAŞAM HAKKININ KORUNMASI İKTİDARIN SORUMLULUĞUNDADIR”

    Başvuru öncesinde PTT binasın önünde yapılan açıklamada konuşan İHD avukatlarından Gülseren Yoleri Gülmen ve Özakça’nın sadece işlerine ger, dönmeyi talep ettiklerini belirtti. Gülmen ve Özakça’nın sağlık durumlarının kötüye gittiğini vurgulayan Yoleri, “Her koşulda yaşam hakkını savunmaktayız. Nuriye ve Semih’in yaşam hakkının korunması iktidarın sorumluluğu altındadır. Nuriye ve Semih’in kamuoyuna açıkladığı gibi OHAL İnceleme Komisyonu’nun 23 Temmuz’dan sonra yapacağı incelemeyi bekleyecek zamanları yoktur. Bu nedenle iktidarın acilen bir iade KHK’si ya da komisyonun acil bir karar ile görevlerine iadeleri sağlanmalıdır” şeklinde konuştu.

    Açıklamanın ardından PTT binası içine girilerek Başbakanlığa faks, eğitimcilere ise dayanışma mektubu gönderildi. (HABER MERKEZİ)