Etiket: insan hakları ihlalleri

  • 2022 yılı insan hakları raporu açıklandı: Savaş politikaları soframızdaki ekmeği çalıyor-VİDEO

    2022 yılı insan hakları raporu açıklandı: Savaş politikaları soframızdaki ekmeği çalıyor-VİDEO

    PİRHA- 2022 yılı Türkiye’deki insan hakları ihlalleri raporu ve bilançosu açıklandı. İHD tarafından açıklanan raporda, yargıdaki zaman aşımı politikasının bir gelenek haline geldiği belirtilerek, Madımak Katliamı davasında verilen zaman aşımı kararı eleştirildi. Raporda “Savaş politikaları soframızdaki ekmeği çalmakta” diye belirtildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), 2022 yılında Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlalleri raporunu açıkladı.
    İHD Genel Merkezinde yapılan basın açıklamasında konuşan Eş Genel Başkan Eren Keskin, Türkiye’nin imzacısı olduğu uluslararası sözleşmelere uymadığının altını çizdi. Keskin, “Şiddet ve ihlaller devam ediyor. Kadına, LGBT bireylere, çocuklara dönük şiddet sürüyor. Kürt sorunundaki güvenlikçi tutum nedeniyle de ihlaller devam ediyor.
    İnsan Hakları Derneği, biatsızlık üzerine kuruldu ve sivil itaatsizliğimize devam ediyoruz” diye konuştu.

    “MADIMAK KATLİAMI’NDA DA ZAMAN AŞIMI TERCİH EDİLDİ”

    İHD Genel Sekreteri Hüseyin Balaban da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmeler başta olmak üzere, kendi iç hukukunu da uygulamadığını vurguladı. Balaban, Anayasanın 90. maddesi ile uluslararası sözleşmelerin iç hukukun da üstünde kabul edildiğini söyleyerek şu açıklamayı yaptı:

    “İnsan hakları savunucuları olarak, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana devlet güçleri tarafından işlenen suçlarda büyük bir cezasızlık olduğunu çok yakından biliyoruz. Bu cezasızlık politikasının aynen devam ettiğini görmek, adeta zaman aşımı müessesesinin devlet suçlarını koruyan bir mekanizma haline geldiğini görmek, son derece üzücü bir durum. En son 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde 33 aydın ve sanatçının yakılarak hayatını kaybettiği katliama ilişkin davanın son duruşmasında da zamanaşımı yoluyla cezasızlık politikası tercih edilmiştir.
    Coğrafyamızda çok yakıcı bir sorun olan -gözaltında kaybetme- sorunu, failler açıklanmadığı sürece bizce devam etmektedir. Yakınlarını gözaltında kaybeden insanlarımızın başlattığı Cumartesi Anneleri eylemine yönelik hukuksuz yasaklamalar halen varlıklarını devam ettirmektedir. Bu nedenle özellikle 90’larda kaybetme politikasının sürdüğünü söylemek, çok doğru olacaktır.

    “ATK SİYASİ İRADEYE BAĞLI KILINMIŞTIR”

    İşkence, maalesef ki devam etmektedir. Uluslararası sözleşmeler ve iç hukukla yasak bir yöntem olmasına rağmen işkencenin devam ettiğini görmek son derece üzücüdür. İşkencenin belgelenmesi de ayrı bir sorun oluşturmaktadır çünkü Türk yargısı sadece Adli Tıp Kurumu’nun raporlarını delil olarak kabul etmektedir yani işkencenin ancak bir resmi bilirkişi kurumu ile belgelenmesi gerekmektedir oysaki Adli Tıp Kurumu bir devlet kuruluşudur.
    Adli Tıp Kurumu hekimleri, tümüyle siyasi iradeye bağımlı kılınmışlardır bu nedenle işkencenin belgelenmesi de çok önemli bir sorun olarak varlığını devam ettirmektedir.

    İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ALANINDAKİ İHLALLER

    İfade ve örgütlenme özgürlüğü, hiç olmadığı kadar ağır bir baskı altındadır. Kişiler, yazdıkları yazılar, yaptıkları konuşmalar, attıkları tweetler nedeniyle sorgusuz sualsiz tutuklanmakta özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9 ve 10. maddeleri sürekli ihlal edilmektedir. Şu anda düşünceleri nedeniyle cezaevinde bulunan birçok aydın, yazar, sanatçı, politikacı tamamen altına imza atılan uluslararası sözleşmelere aykırı bir biçimde cezaevinde mahpus olarak tutulmaktadırlar.
    Cezaevinde, ölümcül hastalıkları olan birçok hasta mahpus bulunmaktadır. Bu hasta mahpusların tahliyeleri de yine resmi bilirkişi kurumu olan Adli Tıp Kurumu’nun verdiği cezaevinde kalabilir raporları ile devam ettirilmekte birçok hasta mahpus cezaevlerinde yaşamlarını yitirmektedir

    NEFRET SUÇLARINDAKİ ARTIŞ!

    Kadına yönelik şiddet var gücüyle devam etmektedir. Maalesef ki devletin kullandığı ayrıştırıcı, şiddet içeren nefret dili, kadınlara ve çocuklara şiddet olarak geri dönmektedir. Bu nedenledir ki biz daima insan hakları savunucuları olarak -kadına yönelik şiddet, politiktir- demekteyiz. Çünkü devletin uyguladığı şiddet politikalarını, kadına yönelik şiddetten bağımsız tartışmak mümkün değildir.
    LGBTİ+’lara yönelik büyük bir nefret örgütlenmektedir ve bu nefretin örgütleyicisi de bizzat devleti yönetenlerdir. Yaşamın tüm alanlarında maalesef ki bu nefret örgütlenmekte ve LGBTİ+ insanlarımız coğrafyamızda ölüm tehlikesiyle yaşamaya devam etmektedirler.
    Ekonomik sorunlar, coğrafyada yaşayan tüm insanları, özellikle de emeği ile geçinen insanlarımızı çok yoğun şekilde etkilemektedir. Birçok alanda işten çıkarmalar yoğun olarak yaşanmakta, sendikaların örgütlenmeleri ve kendilerini ifade etmelerine yönelik baskılar devam etmektedir.

    “SAVAŞ POLİTİKALARI SOFRAMIZDAKİ EKMEĞİ ÇALMAKTA”

    İnsan hakları savunucuları olarak, yıllarca, varoluşumuzdan itibaren özellikle Kürt sorununa yönelik barış çağrılarını devam ettirmekteyiz. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki uygulanan savaş politikası soframızdaki ekmeği çalmaktadır. Savaş ve çatışmalı ortam on binlerce can kaybı yanısıra toplumsal barışı ve halkların bir arada yaşama arzusuna da zarar vermektedir. Ret, inkâr ve asimilasyona dayalı güvenlikçi politikalar terk edilerek barışçıl politikalar yoluyla toplumsal barışa olanak sağlanmalıdır.
    Savaşa harcanan bütçenin barışçıl politikalara, eğitime, sağlığa, ekonomiye ayrılması son derece önemli olacaktır ve bütün coğrafyayı rahatlatacaktır.
    90’larda dahi ki 90’lar insan hakları ihlallerinin çok yoğun yaşandığı bir dönemdi o dönemde bile uygulanmayan kanun hükmünde kararnamelerle işten çıkarmalar birçok aileyi son derece zor durumda bırakmıştır. Binlerce kamu emekçisi ve çalışan, sadece düşünceleri nedeniyle hukukta yeri olmayan iltisak vb. ithamlarla sorgusuz sualsiz hiçbir yargı kararı olmadan, işlerinden atılmış, aileleriyle birlikte adeta ölüme mahkûm edilmiştir.

    SIĞINMACILARA YÖNELİK NEFRET SUÇLARI

    2022 yılı insan hakları ihlalleri raporumuzda son derece açık biçimde görüleceği üzere, sığınmacılara yönelik devlet politikası da son derece ayrımcı ve ötekileştiricidir. Maalesef ki Türkiye Cumhuriyeti devleti Birleşmiş Milletler Mülteci Hakları Sözleşmesi’ne coğrafi kısıtlama getirmiş ve sadece Avrupa’dan gelen insanlara mülteci statüsü verebileceği yönünde bir imza atmıştır. Ancak coğrafyamıza özellikle Afrika ve Ortadoğu’dan sığınmacılar gelmekte ve statüsüz bir şekilde son derece kötü koşullarda yaşamaya devam etmektedirler ve maalesef ki bu sığınmacılara yönelik son derece ırkçı ve nefret içeren yaklaşımlarda bulunan siyasi partiler, dernekler bulunmaktadır. Toplum, sığınmacılara karşı maalesef ki nefret örgütlenmesine maruz bırakılmaktadır.

    “İNFAZ POLİTİKASI AYRIMCIDIR”

    Cezaevlerinde çok yoğun hak ihlalleri gerçekleşmektedir. Özellikle ceza infaz politikasının son derece ayrımcı olduğunu yıllardır çok yakından izliyor ve kamuoyuna da anlatmaya çalışıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devleti yargısının infaz politikası, ayrımcıdır. Siyasi mahpuslar, maalesef ki adli mahpuslara göre cezalarının çok daha fazla bir oranını yatmaktadırlar.
    İnfazdaki bu ayrımcı politika, maalesef ki bütün dünyayı saran covid salgını sırasında son derece açık bir biçimde ortaya çıkmıştır. Adli mahpusların çok büyük bir bölümüne sağlanan denetimli serbestlik hakkı maalesef ki siyasi mahpuslara sağlanmamıştır.

    Coğrafyamızda bu kadar büyük ayrımcı, ötekileştirici, nefret örgütleyici bir politika izlenirken maalesef ki kendilerini muhalefet olarak tanımlayan siyasi partilerin çok büyük bir bölümü de bu haksızlıklara karşı ses çıkarmamaktadırlar. Sürekli dile getirdiğimiz gibi iktidar ve muhalefetin aynı kaynaktan beslendiği bir coğrafyada, insan hakları mücadelesinin ne kadar zor olduğunu her an gözlemlemekteyiz.
    Bizler insan hakları savunucuları olarak ‘2022 hak ihlalleri raporumuzu açıklarken bir kez daha insan hakları mücadelesinde ne kadar kararlı olduğumuzu biatsız bir mücadeleye devam edecek olduğumuzu tüm kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • İnsan hakları savunucularından 2020 raporu

    İnsan hakları savunucularından 2020 raporu

    22 sivil toplum örgütü, bir yıl yaşanan insan hakları ihlallerine yer verdiği 2020 raporunu açıkladı. Raporda, pandemi gerekçesiyle ifade, örgütlenme, toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarının engellendiği belirtildi.

    Türkiye’de insan hakları mücadelesi vermek amacıyla bir araya gelen 22 sivil toplum örgütü 2020 yılı değerlendirme raporunu açıkladı. Bir yıl boyunca yaşanan insan haklarının derlendiği “2020 : Sivil Toplum ve Hak Savunucuları İçin Zor Bir Yıl Daha” adlı raporda, Kovid-19 pandemisinde önlemler gerekçesiyle ifade, örgütlenme, toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarının engellendiğine vurgu yapıldı.

    Eşit Haklar İçin İzleme Derneği’nin paylaştığı raporda yer alan insan hakları ihlalleri şöyle:

    *Eğitim çalıştayı için İstanbul Büyükada’da toplanan 10 insan hakları savunucusunun 5 Temmuz 2017’de düzenlenen polis baskınıyla gözaltına alınmasıyla başlayan süreç, Türkiye’de faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri ve tüm hak savunucuları için bir gözdağı ve tehdide dönüştü.

    *İnsan Hakları Derneği’nin çok sayıda yöneticisi, çeşitli tarihlerde hak savunuculuğu faaliyetlerinden ötürü gözaltına alındı, haklarında soruşturma ve davalar açıldı.

    *Göç İzleme Derneği’nin hazırladığı “Sokağa çıkma yasakları ve zorunlu göç sürecinde kadınların yaşadıkları hak ihlalleri ve deneyimleri” raporu, “devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılamak” iddiasıyla soruşturma konusu oldu.

    *Gezi Parkı Davası’nın baş sanığı haline getirilen sivil toplum aktivisti Osman Kavala ve diğer tüm sanıklar hakkında 18 Şubat 2020’de beraat kararına ve beraat ile birlikte hakkında verilen tahliye kararına rağmen Osman Kavala tahliye edilmeden başka bir soruşturma nedeniyle yeniden tutuklandı.

    *Hak savunucusu avukat Tahir Elçi’nin, 28 Kasım 2015’te başkanı olduğu Diyarbakır Barosu yönetim kurulu üyeleri ve avukatlar ile birlikte sokağa çıkma yasakları sürecinde Sur ilçesinde yaşanan çatışmalarda zarar gören tarihi eserlere dikkat çekmek için Dört Ayaklı Minare önünde basın açıklaması yaparken öldürülmesi olayında, 5 yıla yakın zaman geçtikten sonra aralarında 3 polis memurunun bulunduğu dört sanığın yargılanmasına Ekim 2020’de başlandı. Tahir Elçi’nin ailesinin ve avukatlarının yoğun çabaları sonucu açılan davada sanık polis memurları, işlenen suçun ağırlığı ile orantılı olmayan “taksirle insan öldürme” suçlaması ile yargılandıkları davada yüz yüze dinlenmedi, SEGBİS yolu ile savunmaları alınmak istendi, Elçi ailesinin avukatlarının talepleri mahkemece dinlenmedi, sözleri kesildi, duruşmadan atılmak ile tehdit edildiler ve yargılamaya etkin bir şekilde katılma hakları engellendi. Bu nedenle Tahir Elçi ailesinin avukatları mahkeme heyetini reddetti. Duruşmadaki tutum, davranış ve kararları nedeni ile bağımsız ve tarafsızlığına dair ciddi endişelere yol açan mahkeme heyeti duruşmayı 3 Mart 2021’e erteledi.

    CUMARTESİ ANNELERİ

    *Türkiye’nin en köklü ve on yıllar öncesine dayanan hak mücadelelerinden birini veren Cumartesi Anneleri/İnsanları, 25 Ağustos 2018’deki 700. hafta buluşmasından bu yana kriminalize ediliyor. 700. buluşma güvenlik güçleri tarafından engellenmiş, Cumartesi Anneleri/İnsanları, İHD üye ve yöneticileri ile destek vermeye gelenlere tazyikli su, plastik mermi ve biber gazıyla müdahale edilmişti. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nı “terör örgütlerine meşruiyet alanı açmaya çalışmak” ve “terör örgütlerinin sözcülüğünü yapmak”la itham etti.

    *Kovid-19 pandemisiyle ilgili hükümet politikaları ve açıklamalarıyla uyuşmayan açıklamalar yapan, hükümetin salgınla mücadele politikasını eleştiren ve salgınla ilgili gerçek durum ve rakamları açıklayan çoğu Tabip Odaları üyesi veya yöneticisi çok sayıda hekim gözaltına alındı, haklarında soruşturma açıldı.

    *İçişleri Bakanlığı, Covid-19 salgını nedeniyle sivil toplum örgütlerinin genel kurul yapmama sürelerini önce 1 Aralık 2020’ye, ardından bir kez daha uzatarak 28 Şubat 2021 tarihine kadar erteledi. Genel kurulların dernek faaliyeti açısından temel bir çalışma olması ve pandemi koşullarında gerekli önlemler alınarak gerçekleşmesi bazı alternatif düzenlemeler ile mümkün olabilecekken bir bütün olarak yasaklanması sivil toplum faaliyetlerine dönük bir başka müdahale halini aldı ve faaliyetlere engelleme teşkil edecek bir boyuta geldi.

    *Başta Kürt illeri olmak üzere pek çok ilde eylem ve etkinlik yasakları 2020’de de devam etti. Van’da Kasım 2016’dan bu yana kesintisiz 1474 toplantı ve gösteri yürüyüşü ve her tür açık hava etkinliği yasağı sürüyor. Fiili yasak ve engellemeler ise neredeyse ülke çapında ve etkili bir şekilde sürdürülüyor.

    *AKP’li milletvekillerin teklifiyle gündeme gelen ve derneklere üye bildirim zorunluluğu getiren kanun, 24 Mart 2020’de TBMM’de kabul edildi. Bu uygulama ile derneklere üye olanların fişlenmesinin önü açıldı ve STK’lara üye olmak isteyenleri caydırıcı bir başka engel daha oluşturuldu.

    *Hak ihlaline uğrayanların ve hak örgütlerinin taleplerini, çağrılarını duyurmak konusunda çok önemli bir mecra olan sosyal medya da hükümetin düzenlemek istediği bir alan olarak yeni yasa tasarılarının konusu oldu. Pandemi sürecinin başında torba yasadan son anda çıkarılan, erişim engelleme ve sansürü kolaylaştırıcı düzenlemeler içeren yasa tasarısı Temmuz 2020’de yasalaştı ve yürürlüğe girdi.

    BARO VE AVUKATLARA BASKI

    *Diyarbakır Barosu’nun önceki dönem başkanı ve yönetim kurulu üyesi 10 avukat Ermeni soykırımının yıldönümü vesilesiyle 24 Nisan 2017’de yayımladıkları bildiri, farklı birçok konuda yaptıkları açıklama ve hazırladıkları raporlar nedeniyle ya soruşturma altında ya da yargılanıyor.

    *Şanlıurfa Baro Başkanı Abdullah Öncel ve baroya kayıtlı 26 avukata, Ekim 2020’de Şanlıurfa Cumhuriyet Savcılığı tarafından Avukatlık Kanununda yapılması planlanan değişiklikleri eleştiren bir basın toplantısı ve oturma eylemi düzenledikleri gerekçesi ile Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet isnadı ile soruşturma açıldı.

    *İstanbul Barosu aleyhine, Ağustos 2020’de Ebru Timtik’in cenaze töreninde baro binasına fotoğrafının asılması gerekçe gösterilerek şikâyet üzerine soruşturma başlatıldı.

    *AKP ve MHP’nin Meclis’e sunduğu “çoklu baro” teklifine karşı 78 baronun Ankara’da düzenleyeceği “Savunma Mitingi” öncesi Ankara Valiliği, her türlü toplantı, yürüyüş ve faaliyetlerin 15 gün süreyle kısıtlandığını açıkladı. İllerinden yürüyüş kararı alan baro başkanlarının Ankara’ya girişi engellendi.

    *Tepkilere ve eleştirilere rağmen Avukatlık Kanunu’nda Temmuz 2020’de bir değişiklik yapılarak ‘çoklu baro’ adı verilen bir sistem getirildi, çok sayıda avukatın bulunduğu illerde birden fazla baro kurulmasının önü açıldı, büyük baroların Türkiye Barolar Birliği’ndeki temsiliyeti düşürüldü. Bu şekilde avukatların örgütlenme özgürlüğüne ve baroların özerkliğine ağır bir darbe indirildi ve insan hakları ihlallerine karşı sesleri gittikçe gür çıkan baroların faaliyetlerinin zayıflatılması için adım atılmış oldu.

    *Bir grup ÇHD ve HHB’li avukata “örgüt yöneticiliği”, “örgüt üyeliği” ve “örgüte bilerek yardım” gibi isnatlar ile verilen uzun süreli hapis cezaları Yargıtay tarafından Eylül 2020’de onandı. Çok sayıda avukat bu yargılama kapsamında hükümlü veya tutuklu olarak hala cezaevinde.

    SENDİKA ENGELLEMELERİ

    *Tazminatları ve işçi sağlığı ve iş güvenliği için Ankara’ya yürüyen Soma Uyar Madencilik işçilerine Kasım 2020’de jandarma müdahale etti. Müdahale sonrası Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanları Kamil Kartal ve Başaran Aksu gözaltına alındı.

    *Karaman Ermenekli maden işçileri de Ağustos 2020’den beri eylemlerini sürdürüyor. Somalı madenciler gibi onların da 12 Ekim 2020’deki Ankara yürüyüşü maden ocağı önünde kolluk kuvveti müdahalesi ile engellendi.

    *1 Mayıs’ta Taksim’e yürümek isteyen aralarında DİSK Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu’nun da olduğu 25 sendika yönetici ve üyesi gözaltına alındı.

    *Bimeks Direnişi, Bağımsız Metal-İş, Real, Uyum/Makro ve Uzel Direnişçileri gibi emek hareketinden ve sendikalardan çok sayıda grup basın açıklamalarından eylemlere, çok kez engellemeler ve orantısız kolluk gücü müdahalesiyle karşılaştılar.

    KADIN VE LGBTİ MÜCADELESİ

    *İstanbul Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması kadın ve LGBTİ+ hareketi üzerindeki polis baskısını artırırken, Diyanet İşleri Başkanı Nisan 2020’deki bir cuma hutbesinde, daha önce Temmuz 2019’da yaptığı gibi, LGBTİ+’ları hedef gösterdi, onları ve HIV ile yaşayanları COVİD-19 salgınının sebebi olarak hedef gösterdi. Konuşmaya Ankara, Diyarbakır ve İzmir baroları ve çok sayıda sivil toplum örgütü tepki gösterdi, açıklama yaptı. Diyarbakır Barosu yöneticileri hakkında soruşturma başlatılırken Ankara Barosu yöneticileri hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama”, “nefret ve ayrımcılık” ve “hakaret” isnatları ile suç duyurusunda bulunuldu.
    *Temmuz-Ağustos 2020 arasında düzenlenen dört ayrı İstanbul Sözleşmesi eyleminde onlarca kişi gözaltına alındı.

    *Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddete karşı Şili’de başlatılan, kısa sürede bütün dünyaya yayılan Las Tesis eylemleri Türkiye’de de karşılık buldu. Kadın örgütleri çeşitli şehirlerde kadın cinayetlerine tepki göstermek için eylem çağrısında bulundu. İstanbul’da Kadıköy’de yapılan eyleme, performe edilen şarkı sözlerinin suç teşkil etmesi gerekçe gösterilerek kolluk kuvvetleri tarafından müdahale edildi. Gözaltına alınan eylemciler hakkında Şubat 2020’de dava açıldı.

    *Temel çalışma alanı, kadına yönelik şiddetin her türüyle mücadele etmek olan Rosa Kadın Derneği’nin yöneticileri ve üyeleri, Mayıs 2020’de başlayan ve art arda düzenlenen polis baskınlarıyla gözaltına alındı, tutuklandı. Kurucularına ve yönetim kurulu üyelerine, “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla dava açıldı. Şu ana kadar derneğin iki üyesi bu suçlama kapsamında hapis cezaları aldı.

    *Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden (ODTÜ) 18 öğrenci ve bir akademisyene, 10 Mayıs 2019’da kampüste düzenlenen LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne katılmaları gerekçe gösterilerek açılan ceza davasının 4. Duruşması 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde gerçekleşti. Savcı mütalaası hazır olmadığı gerekçesiyle verilen erteleme kararı kapsamında bir sonraki duruşma 30 Nisan 2021’de görülecek.

    ÇEVRE HAKKI VE EKOLOJİ

    *Çevre hakkı ve ekoloji savunucularının üzerindeki baskının sembolü Kazdağları’nda tutulan Su ve Vicdan Nöbeti’nin Eylül 20202’de zor kullanılarak dağıtılması ve savunuculara yüz binlerce lira para cezası kesilmesi oldu.”

    Raporun tamamına şu adresten ulaşılabilir: https://www.esithaklar.org/2020/12/ortak-aciklama-2020-sivil-toplum-ve-hak-savunuculari-icin-zor-bir-yil-daha/

    (MA)

  • Türkiye’de 2020 yılında gerçekleşen hak ihlalleri raporu yayınlandı

    Türkiye’de 2020 yılında gerçekleşen hak ihlalleri raporu yayınlandı

    PİRHA-İHD ve TİHV Dokümantasyon Merkezi 2020 yılının ilk 11 ayında Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerine ilişkin açıkladığı raporda çarpıcı sonuçlar paylaştı. Hapishanelerde hastalık, intihar, şiddet, ihmal vb. çeşitli gerekçelerle en az 49 kişi yaşamını yitirdiği, bunlardan 8 mahpusun hastane dönüşü tutuldukları karantina koğuşunda yaşamını yitirdiğinin belirtildiği raporda, resmi gözaltı yerlerinde en az 417 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığına da dikkat çekildi.

    İHD ve TİHV Dokümantasyon Merkezi 2020 yılının ilk 11 ayında Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlalleri raporunu açıkladı. Raporda yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele, cezaevleri konularıyla ilgili yapılan çalışmaların sonuçlarına yer verildi.

    Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlalleri şöyle sıralandı:

    YAŞAM HAKKI

    • Kolluk güçlerinin yargısız infazı, dur ihtarına uyulmadığı gerekçesiyle veya rastgele ateş açması sonucu 12 kişi yaşamını yitirmiş, 10 kişi de yaralanmıştır.
    • Ülke içinde yaşanan silahlı çatışmalar sonucunda en az 45 güvenlik görevlisi (32’si asker, 11’i polis, 3’ü korucu), 160 militan, 20 sivil olmak üzere toplam 225 kişi yaşamını yitirmiştir. Bu dönemde en az 50 güvenlik görevlisi (46’sı asker, 2’si polis, 2’si korucu) ve 29 sivil olmak üzere toplam 79 kişi ise yaralanmıştır.
    • Güvenlik güçlerine ve veya resmi kurumlara ait araçların çarpması sonucu en az 2 kişi yaşamını yitirmiş, 1 kişi de yaralanmıştır.
    • Mayın ve sahipsiz bomba vb. patlaması sonucu 1 kişi yaşamını yitirmiş, 3 kişi de yaralanmıştır.
    • İHD’nin verilerine göre hapishanelerde hastalık, intihar, şiddet, ihmal vb. çeşitli gerekçelerle en az 49 kişi yaşamını yitirmiştir.
    • Irkçı ve nefret içerikli saldırılar sonucu 10 kişi yaşamını yitirmiş, 22 kişi yaralanmıştır. Aralarında milletvekili, siyasi parti yöneticisi, yazar, gazeteci ve sanatçıların olduğu en az 14 kişi ise ölümle tehdit edilmiştir.
    • Zorunlu ya da muvazzaf olarak askerlik görevini yaparken en az 20 kişi kaza, patlama ve/veya şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmiş, 20 kişi de yaralanmıştır.
    • İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) verilerine göre iş kazaları/cinayetleri sonucu Türkiye’de 2020 yılının ilk 11 ayında en az 2032 işçi yaşamını yitirmiştir.
    • Erkek şiddeti sonucunda en az 260 kadın öldürülmüştür.
    • IKBY sınırları içinde yaşanan çatışmalar sonucu 21 güvenlik görevlisi (19 asker, 2 korucu), 12 sivil ve 116 militan olmak üzere toplam 149 kişi yaşamını yitirmiş, 10 asker, 8 sivil olmak üzere toplan 18 kişi ise yaralanmıştır.
    • Suriye’de yaşanan çatışmalar sonucu 78 asker, 1 sivil personel olmak üzere toplam 79 kişi yaşamını yitirmiş, 82 asker ise yaralanmıştır.

    İŞKENCE ve DİĞER KÖTÜ MUAMELE

    • TİHV’e işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla toplam 573 kişi başvurmuştur. Başvuranların 295‘i aynı yıl içinde işkence ve kötü muamele gördüklerini belirtmişlerdir.
    • İHD Dokümantasyon Birimi’nin tespitlerine göre resmi gözaltı yerlerinde en az 417 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalmıştır.
    • TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin tespitlerine göre en az 174 kişinin resmi gözaltı yerlerinde işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalmıştır.
    • TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin verilerine göre kolluk güçlerinin toplanma ve gösteri özgürlüğü kapsamında yapılan barışçıl eylem ve etkinliklere müdahalesi sonucu en az 1929 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalmış, 65 kişi ise yaralanmıştır. Yine aynı dönemde sokakta ve açık alanda 159 kişi, ev baskınlarında ise 32 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalmıştır.
    • İHD Dokümantasyon Birimi’nin verilerine göre ise kolluk güçlerinin toplanma ve gösteri özgürlüğü kapsamında yapılan barışçıl eylem ve etkinliklere müdahalesi sonucu en az 2190 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalmıştır.
    • TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin tespitlerine göre 2020 yılının ilk 11 ayında 10 zorla kaçırma vakası yaşanmıştır. Daha sonra gözaltında oldukları öğrenilen ve serbest bırakılan bu kişilerin işkence ve kötü muameleye maruz kaldıkları anlaşılmıştır.
    • 6 Ağustos 2019 tarihinde Ankara’da kaybolan Yusuf Bilge Tunç’un akıbeti üzerinden 16 ay geçmesine karşın hala bilinmemektedir.
    • İHD Dokümantasyon Birimi’nin verilerine göre baskı ve tehdit yöntemleri ile ajanlaştırma teklif edilip işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığını belirten 160 kişi tespit edilmiş, bunlardan 45’i bizzat İHD genel merkez veya şubelerine başvuru yapmıştır.
    • TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin verilerine göre 14 kişi ajanlaştırma gerekçesiyle işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir.

    CEZAEVLERİ

    • İHD Dokümantasyon Birimi’nin tespitlerine göre hapishanelerde hastalık, intihar, şiddet, ihmal vb. çeşitli gerekçelerle en az 49 kişi yaşamını yitirmiş, bunlardan 8 mahpus hastane dönüşü tutuldukları karantina koğuşunda yaşamını yitirmiştir.
    • İHD Dokümantasyon Birimi’nin tespitlerine göre hapishanelerde 604’ü ağır olmak üzere toplam 1605 hasta mahpus bulunmaktadır.
    • TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin tespitlerine göre 2020 yılının ilk 11 ayında en az 8 mahpus Covid-19 nedeniyle yaşamanı yitirmiştir.
    • Özgürce müzik yapabilmek ve adil yargılanma hakkı için 17 Mayıs 2019 tarihinde Grup Yorum üyelerinin başlattığı, cezaevinden salındıktan sonra da sürdükleri açlık grevleri sonucu Helin Bölek, 3 Nisan 2020 tarihinde (açlık grevinin 288. gününde), İbrahim Gökçek ise 7 Mayıs 2019 tarihinde (açlık grevinin 323. gününde) yaşamlarını yitirdiler.
    • Adil yargılanma hakkını, keyfi ve yasadışı baskı ve yasakların önlenmesini de içeren temel hakların korunmasını sağlamak amacıyla 3 Temmuz 2019 tarihinde açlık grevine başlayan Mustafa Koçak 24 Nisan 2010 tarihinde (açlık grevinin 297. gününde) yaşamını yitirdi.
    • Yine adil yargılanma hakkını, keyfi ve yasadışı baskı ve yasakların önlenmesini de içeren temel hakların korunmasını sağlamak amacıyla 3 Şubat 2020 tarihinde açlık grevine başlayan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi avukat Ebru Timtik, 27 Ağustos 2020 tarihinde (açlık grevinin 238. gününde) yaşamını yitirmiştir.”

    (HABER MERKEZİ)