Etiket: insan hakları vakfı

  • İHD ve TİHV’den Helin Bölek açıklaması: İktidar bu kayıptan siyaseten sorumludur

    İHD ve TİHV’den Helin Bölek açıklaması: İktidar bu kayıptan siyaseten sorumludur

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) yayınladıkları ortak bildiri ile bu sabah direnişinin 288. gününde hayatını kaybeden Grup Yorum üyesi Helin Bölek nezdinde hükümete çağrı yaparak, “Ölümleri durdurun, daha fazla kayıp olmadan adım atın ve sorunu çözün” çağrısı gerçekleştirildi.

    Grup Yorum üyeleri iktidarın baskılarına, tutuklanmalarına ve konserlerinin yasaklanmasına karşı ölüm orucundaydı. Bu sabah 288’nci gününde Helin Bölek hayatını kaybetti. Bunun üzerine İHD ve TİHV yayınladıkları bildiri ile iktidarı düşünmeye ve kayıpları durdurmak adına önlem almaya davet etti.

    İHD ve TİHV tarafından yayınlanan basın bildirisinde şunlar kaydedildi:

    “Grup Yorum üyelerinden İbrahim Gökçek ve Helin Bölek hapishanelerde başlattıkları süresiz ve dönüşümsüz açlık grevlerini tahliye olmalarına rağmen evlerinde sürdürürken, 11 Mart 2020 günü İstanbul Emniyetinin talebi üzerine polis zoru ile hastaneye kaldırılmış, beslenmeyi reddetmeleri üzerine Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 16 Mart 2020 günlü kararı ile taburcu edilmiş ve evlerinde süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine 288 gündür devam etmekteydiler. Yetkilileri zorla hastaneye götürülme ve alı konma sürecinin sağlıkları üzerindeki olumsuz etkileri konusunda uyardık, sonrasında ise İbrahim Gökçek’de yatma yaraları oluşumu, Helin Bölek’in B1 (Thiamine) alımında zorluk yaşaması gibi olumsuz etkileri de kaygıyla gözlemledik.

    Ne yazık ki bu sabah Helin Bölek’in ölüm haberi geldi.

    Açlık grevinde bulunanların durumlarını görüşmek amacı ile İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi üzerinden İçişleri ve Adalet Bakanlıkları ile TBMM Başkanlığı ve AK Parti Başkanvekilliğinden randevu talep edilmiş, uzun bir aranın ardından İçişleri Bakan Yardımcılığı ile 17 Mart 2020 günü bir görüşme gerçekleştirilmişti.

    Görüşme esnasında tüm açlık grevcilerinin talepleri dile getirilmiş, taleplerini sadeleştirdikleri ve Grup Yorum üyelerinin ileri tarihli bir konser başvurusunun kabul edilmesi, sağlık durumu oldukça ciddi olan Mustafa Koçak’ın yasal ve meşru talebi olan Adli Tıp kurumuna sevki ve Adli Tıp Kurumunun vereceği rapor doğrultusunda (mevcut hali ile hapishanede kalamayacağı göz önüne alınarak) tahliye edilmesi ve dava dosyasının adil yargılanma ilkeleri doğrultusunda ele alınması, açlık grevinde bulunan avukatların ise en temel talebi olan adil yargılanma hakkının dava dosyalarının bulunduğu Yargıtay tarafından titizlikle ele alınacağına dair beklenti ifade edilmişti. Sorunun etraflıca ele alınmasına olanak veren bir toplantı olmakla birlikte, ardından bu görüşmenin İçişleri Bakanı ve yardımcıları tarafından değerlendirildiği ve açlık grevinde bulunanların açlık grevlerini bırakmaları halinde taleplerinin değerlendirileceği bilgisi iletilmiş, bütün bu süreç heyetimiz tarafından açlık grevinde bulunan Grup Yorum üyelerine ve açlık grevindekilerin avukatlarına aktarılmış, gerekli bilgilendirmeler yapılmış ve 28 Mart 2020 tarihinde kamuoyuyla da paylaşılmıştı.

    “ÇOK ÜZGÜNÜZ, İNSAN HAKLARI ÖRGÜTLERİ OLARAK YETEMEDİK”

    İnsan Hakları Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı olarak uzun süredir açlık grevlerinin geldiği boyut ve açlık grevcilerinin sağlık durumu ile ilgili değerlendirmelerimizi paylaşıyor, taleplerinin öncelikle insani ve hak temelli niteliğini aktararak herhangi bir kayıp yaşanmadan bu taleplerin duyulmasını ve hızla çözüm için adım atılmasını vurguluyorduk. Helin Bölek’in yaşamını yitirmesi nedeni ile çok üzgünüz, insan hakları örgütleri olarak yetemedik. Bu göz göre göre gelen kaybı önleyemedik. Ailesine, Grup Yorum ve sevenlerine baş sağlığı dileriz.

    İktidar ise zorla alıkoyma ile başlayan, “Önce onlar bıraksın” tutumu ile süreci daha da gerginleştiren, 29 Mart 2020 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan ceza infazına ilişkin yeni yönetmelikle zorla müdahaleyi meşrulaştırma girişimine işaret eden güvenlikçi bakış açısıyla bu kayıptan siyaseten sorumludur.

    Daha fazla kayıp olmaması için iktidarı hızla adım atmaya, talepleri karşılayarak bu sorunu çözmeye davet ediyoruz. Bir yaşam hakkı ihlali daha yaşanmaması için tek yolun güvenlikçi anlayışı bir an önce terk ederek, önceliği yaşamdan ve insan haklarına gereken saygıyı göstermekten yana kullanmak olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz” denildi.

    PİRHA / ANKARA 

     

     

     

  • TİHV: Sağlık Bakanı’nın twitter mesajlarına mecbur bırakılmamalıyız

    TİHV: Sağlık Bakanı’nın twitter mesajlarına mecbur bırakılmamalıyız

    PİRHA – Türkiye İnsan Hakları Vakfı, koronavirüs ile ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, “Devletlerin mevcut sağlık sistemlerinin çöküntüye uğramasını önleyebilmenin şimdilik tek çaresi, toplumların kitlesel olarak katı ve kararlı biçimde, süresi belirsiz karantina uygulama zorunluluğudur” denildi.  

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı, koronavirüs salgınına ilişkin açıklama yaptı.

    Açıklamada, “Ülkemiz de dahil tüm dünyada Covid-19 virüsünün yol açtığı salgın (pandemi) nedeniyle ağır bir ölüm-kalım krizi yaşanıyor. Herkesi içine alan böylesi büyük sarsıntı dönemleri insan haklarının gözetilmesinin ve korunmasının en gerekli olduğu zamanlardır. Devletler, toplumsal görevlerini her zamankinden daha özenli ve adil yerine getirmek ve insan haklarına saygılı olmak zorundadırlar” ifadeleri yer aldı.

    “DEVLETLER İNSAN HAKLARINA SAYGILI OLMAK ZORUNDADIR”

    Açıklama şöyle devam etti:

    “Tüm dünya bir süredir Covid-19 virüsünün yol açtığı salgın (pandemi) nedeniyle ciddi bir yaşamsal tehdit ile karşı karşıya. Salgının alışılmadık bir hızla yayılışı karşısında devletlerin mevcut sağlık sistemlerinin çaresiz kalması, hatta yer yer çöküntüye uğraması; buna karşılık yayılmayı ve bu çöküntüyü önleyebilmenin şimdilik tek çaresinin toplumların kitlesel olarak katı ve kararlı biçimde, süresi belirsiz karantina uygulamak zorunda olmaları ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal ciddi sorunları da beraberinde getirmektedir. Salgının boyutlarının daha da büyümesi halinde -ki şimdilik öyle görünüyor- küresel boyutta her bakımdan ağır bir krizin yaşanması kaçınılmaz görünmektedir.

    Herkesi içine alan böylesi büyük sarsıntı dönemleri insan haklarının gözetilmesinin, korunmasının en gerekli olduğu zamanlardır. Çünkü hak sahibi olmak, insanları zor zamanlarda güçlü kılabilecek tek şeydir ve ancak hak sahibi olduğunda kişi kendisinin gözetileceği, korunacağı duygusunu taşıyabilir.

    Ağır bir ölüm-kalım krizinin yaşandığı bu günlerde alınan tüm tedbirler insanlar için alındığına göre, insan hakları bakış açısının bu tedbirlerin olmazsa olmaz kılavuzu olması gerekir. Ancak Türkiye’de siyasal iktidar, olağan dışı durumlarda öncelikle insan haklarını iptal etme alışkanlığını sürdürüyor.

    “BİLGİ ELDE ETME YOLLARININ AÇIK OLMASI BİR ZORUNLULUKTUR”

    Sağlığa erişim, korunma/koruma etkili ve doğru bilgilenmeyi gerektirir. Bilgilenme hakkı, içinde bulunulan durumun boyutları ve sonuçları ne denli ağır olursa olsun, herkes tarafından açık bir şekilde bilinmesi gerekliliği, en temel yurttaş hakkıdır. Bilgi elde etme yollarının açık olması ve topluma bilginin aktarılması kamu gücünün yükümlülüğüdür. Böylesi olağan dışı koşullarda/kriz hallerinde bilgi edinme hakkı, hem alınan tedbirlerin toplumsal onayı hem de bu tedbirlerin doğru ve etkin biçimde uygulanabilmesi için ama daha da önemlisi toplumun yönetime hesap sorabilir olması için temel bir yurttaşlık hakkıdır.

    “SALGINLA İLGİLİ GELİŞMELER SAĞLIK BAKANININ TWİTTER MESAJINA MECBUR BIRAKILAMAZ”

    Salgının niteliği ve boyutlarına ilişkin sadece resmi makamların kısıtlı açıklamalarına, özellikle de Sağlık Bakanının twitter mesajlarına mecbur bırakılmamız, bu konuda haber yapan gazetecilerin, açıklama yapan başta Türk Tabipler Birliği (TTB) olmak üzere ilgili uzmanlık ve meslek örgütlerinin, yine başta Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) olmak üzere sendikaların ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin soruşturmaya tabi tutulması bilgi edinme hakkımızın gasp edildiği anlamına gelir. Bilgi elde etme yollarının, toplum sağlığı ile ilgili meseleleri bile güvenlik sorunu olarak değerlendiren bir zihniyetle kapatılmaya çalışılması yurttaşların bilgilenme hakkının ihlali anlamına geldiği kadar, açıkça konuşulamayan tüm meselelerde olduğu gibi kulaktan kulağa haberleşme yoluyla korku ve panik duygusunun yayılmasına da yol açabilir.

    “İKTİDARIN VİRÜS KARŞISINDA TOPLUMA KARŞI ALDIĞI TUTUM, ADALET VE EŞİTLİK İLKESİNİN İHLALİDİR”

    Kendi iktidarını daimi bir OHAL ile sürdüren bu yönetim, salgın gibi tüm ülkeleri etkileyen olağan dışı bir durumda bile topluma yönelik aldığı tutumda adalet ilkesini, eşitlik ilkesini kökten bir şekilde ihlal ediyor. Alınan tedbirlerin her biri haksızlıklara yol açıyor. 65 yaş ve üstü yurttaşlara sokağa çıkma yasağı getirildiğinde hem toplumda salgından etkilenecek tek kesimin yaşlılar olduğu şeklinde yanlış bir kanaatin yerleşmesine neden oluyor hem de damgalama, suçlama ve dışlama mekanizmalarının devreye girmesine, nefret söyleminin yaygınlaşmasına yol açarak korunmak istenen kişileri değersizleştiriyor.

    “HAPİSHANELERDE CEZA İNFAZ İNDİRİMİNDE CEZALANDIRMA PRATİKLERİ DEVREYE SOKULUYOR

    Hapishanelere ilişkin sivil toplumdan yükselen çığlığa verilen yanıtla yeni adaletsizlikler ve hatta cezalandırma pratikleri devreye sokuluyor. Yapılması düşünülen ceza infaz indirimi düzenlemesinde başta seçilmiş siyasiler, gazeteciler, insan hakları savunucuları olmak üzere düşüncelerinden dolayı ceza evinde olan muhaliflerin dışlanması bir kez daha yönetimin kendi karşıtlarını cezalandırdığının kanıtıdır. Bu durum, tedbir nedeniyle alınan her kararda eşitlik ilkesinin ne ölçüde ihlal edildiğini ve toplumun adalet duygusunun bir kez daha ne şiddetle zedeleneceğini açıkça göstermektedir.

    “COVİD-19 VİRÜSÜNE KARŞI BİR AYRICALIKLILAR SİSTEMİ SÜRDÜRÜLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Eşitlik ilkesinin ihlali, zaten dışlananların ya da yok sayılanların durumuna dair özel ve adil koruma tedbirlerinin alınmayışından da açıktır. Çünkü eşitlik ilkesi, dezavantajlıları görerek eşitleyici bir eylemlilikle gerçek kılınabilecek bir ilkedir. Sınıra götürülüp bırakılan, kamplarda ya da yoksul mahallelerde yaşamlarını sürdürme koşullarına sahip olmayan göçmenlere, çalışma alanları da kapandığından yoksulluğu daha da ağırlaşan kesimlere dair hiçbir özel mekanizmadan bahsedilmeyip, ev kredilerinden bahsedilen bir olağan dışı duruma müdahale paketinin işaret ettiği adaletsizlik, ırk, din, sınıf farkı tanımayan Covid-19 virüsüne karşı bir ayrıcalıklılar sisteminin sürdürülmeye çalışıldığını gösteriyor.

    Tedbirlerin yarattığı başka bir özensizlik ve haksızlık, çalışmak zorunda olanların, gözetilmemesi, korunmaması ya da korunma yollarında kendi başlarına bırakılmasıdır. Hem biyolojik hem de sosyal yaşamın sürdürülebilmesi için bu koşullarda çalışmak zorunda olan kişilerle kurulan tek ilişkinin alkışlamak olmaması, onların özenle korunması, sadece hukuki değil aynı zamanda ahlaki bir yükümlülüktür. Maskesiz, eldivensiz, ekipmansız bırakılan her sağlık çalışanının içine sokulduğu tehlike hem bireysel hem de toplumsal yaşamla ilgilidir ve bunun sorumlusu, başka her türlü desteği engelleyen, sivil toplumun dayanışma alanlarını kapatan bu yönetimdir. Unutulmamalıdır ki, evlerde kalma şansına sahip olmayan, şantiyelerde, fabrikalarda, marketlerde vb. çalışmak zorunda kalan/bırakılan her bir kişiye karşı, kamuya yükümlülüklerini hatırlatma, onların haklarını dile getirme sorumluluğumuz var. Toplumun bu sorumluluğu yerine getirmesini engellemek, hak ihlallerini görünmez kılma çabasından başka bir şey değildir.

    Salgının boyutlarının her geçen gün geometrik artışla genişleyerek toplum sağlığını topyekun tehdit ettiği ve yurttaşların varoluş kaygılarının iyice arttığı bu olağan dışı koşullarda siyasal iktidarın yukarıda dile getirilen acil tedbirleri almayıp adeta bir siyasal fırsatçılıkla imar yasaları çıkarması, ihale kararları alması ve belediyelere kayyımlar ataması, demokrasi ve insan haklarından kopuşun ve ahlaki çöküşün hangi boyutta olduğunun bir göstergesidir. Oysa böylesi zor ve olağan dışı zamanlarda bir kamu gücü olarak yerel yönetimler yurttaşlarla dayanışmanın, destek olmanın ve onların alınacak tedbirlere etkin katılımının en önemli araçlarıdır.

    Devletler, böylesi olağan dışı koşullarda toplumsal görevlerini her zamankinden daha özenli ve adil yerine getirmek ve insan haklarına saygılı olmak zorundadırlar.”

    PİRHA/ANKARA