Etiket: iptal davası

  • Silahlı madencilerin hedefindeki Alevi ziyareti Çal Baba’daki maden ruhsatı iptal edildi

    Silahlı madencilerin hedefindeki Alevi ziyareti Çal Baba’daki maden ruhsatı iptal edildi

    PİRHA- Maden ruhsatlarıyla kuşatılan Tokat’ın Günçalı köyünde açılan iptal davasında yargıdan sevindirici karar çıktı; maden arama ruhsatı alan bir başka şirket ise altın aramak için köye silahlarla girdi.

    Tokat’ta halkın kutsal saydığı Çal Baba Ormanı, Selçuklu döneminden bu yana korunarak günümüze ulaşmış. Ancak son yıllarda bölgede yaşanan altına hücumdan payını alan kutsal orman, şimdilerde altın arayıcılarının hedefinde. 130 köylünün açtığı davada bir arama ruhsatı yargıdan dönerken, silahlı kişilerle köye giren bir başka şirkete verilen ruhsata da iptal davası açıldı.

    Evrensel’in haberine göre Zeni Madencilik Şirketine karşı da dava açıldı. Köylülerin avukatlarından İsmail Hakkı Atal, Günçalı köyündeki Çalbaba Ormanının Anadolu Selçukluları ve Danişmentler dönemine kadar uzanan bir inanç geçmişi bulunduğunu belirterek, “Halk yüzlerce yıldır bu bölgedeki ardıç ve meşe ormanını hiç dokunmadan korumayı başardı. Ağaçların hiçbir dalına bile dokunulmadığı için tepede çok sayıda ölü ağaç var ve bu ölü ağaçların varlığı Çal Tepe ormanının biyolojik döngüsünün devamını sağlıyor. Çal Baba’ya silahla giren siyanürlü altın madeni şirketi Zeni Madenciliğe karşı da Günçalı, Güzelce ve Killik köylüleri harekete geçtiler, davamızı açtık” dedi.

    MAHKEMEDEN İPTAL KARARI GELDİ

    Tokat merkeze bağlı Günçalı köyü ve çevresinde özel bir şirkete verilen maden arama ruhsatının iptali için yöre köylüleri iki yıldır hukuk mücadelesi yürütüyor. Yöre halkının kutsal saydığı Çal Baba ormanının bulunduğu bölgeyi de kapsayan maden arama ruhsatının iptali için aralarında muhtarların da bulunduğu 130 vatandaş, ÇED süreci işletilmeden maden arama faaliyeti yapılmasının mevzuata aykırı olduğunu belirterek Tokat İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Mahkeme, 2022-2029 dönemini kapsayan maden arama ruhsatının iptaliyle ilgili davayı, işlemin mevzuata uygun olduğunu savunarak 6 Ocak 2025 tarihli kararı ile reddetti. Yerel mahkemenin bu kararına itiraz eden davacılar, Samsun Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Davayı gören Samsun Bölge İdare Mahkemesi İkinci İdari Dava Dairesi, köylüleri haklı bularak yerel mahkemenin kararını iptal etti. Samsun Bölge İdare Mahkemesi’nin 13 Mayıs 2025 tarihinde oy birliği ile aldığı iptal kararında, davaya konu maden arama ruhsatı işleminde ÇED süreci işletilmeden izin verilmesinin hukuka aykırı olduğu belirtildi.

    ÇAL BABA ORMANINDA BULUŞTULAR

    Kurban Bayramı haftasında Çal Baba Ormanında bir araya gelen köylüler, geleneksel olarak her yıl yapılan Çal Baba etkinliğini tekrarladı.

    Tokat il merkezinde vahşi madencilik girişimlerine karşı kitlesel eylem ve basın açıklaması yapıldı, “Çal Baba’yı vermeyeceğiz” sesleri ile kararlılık bir kez daha yükseltildi. Yöre köylerini kuşatan altın arayıcılarının tehdidi altındaki Çal Baba Ormanı ve çevresindeki yaşam alanlarının korunması için iki yıldır hukuki mücadele yürüten köylüler, HLC Kıymetli Madenler şirketine verilen arama ruhsatıyla ilgili davada Samsun Bölge İdare Mahkemesi’nden gelen iptal kararının sevincini yaşarken, bir başka maden şirketinin aldığı maden arama ruhsatına karşı da harekete geçtiler.

    SİLAHLI ALTIN ARAYICILARI KÖYE GİRDİ

    Geçtiğimiz Nisan ayında Zeni Madencilik şirketinin ruhsat sahasında silahlı kişilerce çalışma yapılmak istendiği öne sürülmüş, köylüler ise duruma tepki göstererek Jandarmaya haber vermişti.

    İki yıldır vahşi madencilik girişimlerine karşı hukuk mücadelesi yürüten Günçalı köylülerinin avukatlarından İsmail Hakkı Atal, Zeni Madencilik firmasına verilen ruhsatın iptali için de yeni bir dava açtıklarını duyurdu. Günçalı, Güzelce ve Killik köylülerinden oluşan 117 davacı, ruhsat veren kuruluş olan Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne (MAPEG) karşı Tokat İdare Mahkemesi’nde açılan dava ile 2027 yılına kadar süresi olan 2000 hektarlık arama ruhsatının iptalini talep ediyor.

    Açılan iptal davasında, Samsun Bölge İdare Mahkemesi’nin iptal kararının da emsal olarak gösterildiğini dile getiren Atal, madencilik kuşatması altındaki bölgenin inanç merkezi olduğunu belirtti. Atal, “Çal Baba inanç merkezi, köylülerin 500 yıldır kuru bir dal parçasını dahi dışarıya çıkarmadıkları Hacı Bektaş-ı Veli’nin izinden giden Alevi canların ibadet ve inanç merkezi. Halk yüzlerce yıldır bu bölgedeki ardıç ve meşe ormanını hiç dokunmadan korumayı başardı. İklim krizine karşı bütün dünya önlemler almaktayken, bizler iklim kriziyle birlikte AKP’nin cahil ve paragöz yöneticileriyle de uğraşmak zorunda kalıyoruz. İklim krizi sürecinde AKP iktidarı milli güvenlik sorunudur” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tunceli Cemevi genel kurulunun yeniden yapılması için iptal davası açılacak-VİDEO

    Tunceli Cemevi genel kurulunun yeniden yapılması için iptal davası açılacak-VİDEO

    PİRHA- 28 Ocak Pazar günü tartışmalı ve usule uygun olmayan şekilde yapılan Tunceli Cemevi Genel Kurulu yargıya taşınıyor. Bir basın açıklaması yapan cemevi yönetimi için yarışan Kureşyan Ocağı pirlerinden Ali Önal ve dedeler, genel kurula neden itiraz ettiklerini 9 maddede özetleyerek, seçimin yeniden güvenle ve tarafsız bir şekilde yapılması için yasal haklarını kullanıp genel kurul iptal davası açacaklarını açıkladılar. 

    Tunceli Cemevi’nde tartışmalı geçen ve Ali Ekber Yurt’un sadece 1 oy farkla yeniden genel başkan seçilmesiyle sonuçlanan genel kurulun ardından sular durulmuyor. Son seçimde Ali Ekber Yurt’la yarışan ve seçim sonuçlarını yargıya taşıyan Kureşyan Ocağı pirlerinden Ali Önal ve dedeler bugün bir açıklama yaptı.

    “ALEVİ İNANCINA YAKIŞMAYAN GÖRÜNTÜLER İÇİN ÖZÜR DİLERİZ”

    Ali Önal ve dedeler, Ali Ekber Yurt’un polis çağırarak halkı dışarı attırdığını belirten Ali Önal,“28 Ocak 2024 Pazar günü Tunceli Cemevi’nde yapılan olağan genel kurulumuzda mevcut başkanın, üyelerin ve halkımızın eleştirilerine dayanamayarak ortamı germesi sonucunda bazı hoş olmayan görüntüler yaşanmıştır. Dernekler Kanunu Madde 15’e göre genel kurulun denetimi, yürütülmesi ve güvenliği divan kuruluna ait olmasına rağmen kendisi divan genel kurul boyunca divan başkanı gibi davranmış genel kurul salonuna polis memurlarını çağırarak halkı dışarı attırmaya çalışmıştır.
    Tüm çabalarımıza rağmen önleyemediğimiz Alevi inancına yakışmayan bu görüntüler tüm Alevi dünyasının vicdanını sızlatmış ve bizleri de rahatsız etmiştir. Bizler tüm çabalarımıza rağmen önleyemediğimiz bu yaşanan görüntüler için kendi adımıza tüm halkımızdan özür diliyor ve bütün canlarımızın affınıza sığınıyoruz” dedi.

    Tunceli Cemevi yönetiminin anlayış olarak değişmesi gerektiğini ifade ettiklerini hatırlatan Önal, “Yaşanan tüm süreçle alakalı siz canlarımızın da bilgi sahibi olması vicdani olarak bizleri de rahatlatacaktır. Daha önce Tunceli Cemevi yönetiminin anlayış olarak neden değiştirilmesi gerektiği hususunda sizleri bilgilendirmiştik.
    Alevi inancında bir cemevinin halka ve Hakk’a hizmet etmesi gerektiğini ancak Tunceli Cemevi’nde hizmet noktasında sadece cenaze kaldırma yeri olarak kaldığını ve halktan koptuğunu halkın hayır yemeklerini dahi restoranlarda verdiğini dile getirmiştik. Cemevleri hiç kimsenin siyasal veya kişisel rant sağlama yeri değildir. Hangi siyasi düşünceden olursa olsun siyasete girmiş bir bireyin cemevlerinden uzak kalması yönetici konumundan ayrılması gerektiği konusunda tavrımız nettir.
    Bu değişimin önünü açmak için yapılan genel kurulda bu yönetime talip olduğumuzu daha önce basın aracılığı da sizlerle paylaşmıştık” diye kaydetti.

    9 MADDEDE İTİRAZ NEDENLERİ

    Ali Önal, itirazlarının nedenlerini maddeler halinde şöyle anlattı:

    “1. Mevcut cemevi başkanı Ali Ekber Yurt, AK Partiden Tunceli Belediye Başkanı aday adayı olmuş bundan dolayı da siyasi tercihi ne olursa olsun inancın siyaset üstü olduğunu ve kendisinin tarafsızlığını yitirmesi ile artık cemevi başkanlığını bırakması gerektiğini, bunun hem dernek tüzüğümüzün 2/g maddesinin gereği (‘derneğin hiçbir siyasi amacı yoktur’) hem de siyasi olarak taraf olmasından kaynaklı etik değerlere aykırı olduğundan savunduk.

    2. Aday adaylığı süreci devam ettiği sürede dernek tüzüğü 10/a maddesinin gereği (‘iki yılda bir ocak ayının 2. pazar günü olağan toplanır’) genel kurulu 14 Ocak 2024 Pazar günü toplaması gerekirken adaylığının netleşmesini bekledi. Genel kurulu keyfi ve tüzüğe aykırı olarak 28 ocak pazar günü yaptı.

    3. Bu geciktirmeyi fırsat bilerek yönetim kurulu toplantısı yapmadan daha önce 2 yıl boyunca hiç kimseyi dernek üyeliğine kabul etmemişken ve bizim yönetime talip olduğumuzu bildiği halde seçim sonucunu etkilemek için kendine oy vereceğinden emin olduğu kişileri üye yaparak hem yasal olarak suç işlemiş hem de bu seçimi kendi lehine sonuçlanmasını hedefleyerek yapılan seçime de gölge düşürmüştür.

    4. Hazirun listesini en geç genel kurul tarihinden en az 15 gün öncesinde (30.12.2023) dernek binasına asması ve tarafımıza iletmesi gerekirken liste genel kurul anında salona getirildi.

    5. Yapılacak olan genel kurulda yönetime genel kurul yapılmadan aylar önce aday olduğumuzu bildirmemize rağmen kendisi dernek defterlerini dernek binasından kaçırmak suretiyle yazılı ve sözlü taleplerime rağmen dernek üye listesi ve iletişim numaralarını tarafıma iletmemiştir.

    6. Genel kurulda seçilen başkanı divan maalesef tarafsızlığını korumayarak Ali Ekber Yurt un kazanması için verdiğimiz tüm önergeleri genel kurul üyelerine sunmadan direk reddetmiştir. Divan başkanının böyle bir hakkı yoktur.

    7. Tüm üyelerin oy kullanma hakkı ve oy kullanma hakkının nasıl kazanılacağı konusunda tüzüğümüz bağlayıcıdır. Tüzük Madde 10 göre dernek genel kurulunda, toplantı gününden bir ay öncesine kadar aidatlarını ödemeyenler toplantı nisabında göz önüne alınmaz ve oy kullanamazlar. Böylece 01.01.2024 tarihinde usulsüz olarak yeni yapılan 27 üyenin, üye yapım şekli usulen doğru olsaydı dahi yine de genel kurulda oy kullanma hakkını kazanmamış oluyorlar.

    8. Seçim anında yine derneğimiz tüzüğünde bulunan madde 15 ve 18’e göre yönetim ve denetim kurulları asil ve yedek üyelerin hepsinin isimlerinin gizli oyla oylanması gerektiği açıktır.
    Biz yönetim ve denetim kurullarında görev alacak arkadaşlarımızın isimlerinin bulunduğu seçim pusulamızı divan başkanlığına sunduğumuzda karşı tarafın hazırlığının olmadığı gerekçisi ile seçimin el kaldırma yöntemiyle yapılmasını isteyen Ali Ekber Yurt ve divan başkanı bizim ve üyelerimizin tüm itirazları sonucunda kapalı oy yaptırmaya mecbur kaldı.

    9. Seçim zarfına konulacak pusulası hazır olması gereken 18 yıllık başkan ilk defa seçime giriyormuş gibi hazırlıksız gelmesi de ayrı bir durum. Divana kendilerine zaman tanıyalım pusulalarını hazırlasınlar dememize rağmen tüzüğe aykırı bir şekilde beyaz kağıtlara sadece Ali Önal ve Ali Ekber Yurt yazılarak bir oylama gerçekleşti. Oysa zarftan çıkacak pusulada yönetim ve denetim kurullarının asil ve yedek üyelerinin tümünün isminin yazılı olması gerektiği dernekler kanunu ve tüzüğümüze göre sabittir.

    Sevgili canlar saydığımız bu sebeplerden dolayı üyelerimizin iradesinin sandığa tam yansıdığı bir seçimin yeniden güvenle ve tarafsız bir şekilde yapılması için yasal haklarımızı kullanıp genel kurul iptal davası açacağımızı tüm Alevi kamuoyuna bildirir saygılar sunarız.”

    PİRHA/DERSİM

  • TMMOB, Bakanlık Kararının Munzur Gözeleri ile ilgili kısmının iptali için dava açtı

    TMMOB, Bakanlık Kararının Munzur Gözeleri ile ilgili kısmının iptali için dava açtı

    PİRHA- TMMOB, Munzur Gözelerinin koruma statüsünü ikinci dereceye düşüren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kararının hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle iptal edilmesi için dava açtı. Bu kararla yapılaşma yasağının kaldırıldığı ve korunması gerekli alanların tahrip olacağı belirtildi.

    28 Temmuz 2023 tarihinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı internet sitesinde yayımlanan kararla,  Munzur Gözelerinin sadece üst kısmında bulunan küçük bir bölge ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmiş, Munzur Vadisi’nin bunun dışında kalan bütün diğer kısımları ise Munzur Gözelerini de içine alacak şekilde, ikinci derece koruma sağlayan ‘Nitelikli doğal koruma alanı’ ilan edilmişti. Bu kararla, daha önce hiçbir koruma statüsü bulunmayan Pülümür Vadisi de ilk defa nitelikli doğal koruma alanı olarak tescil edilmişti.

    Pülümür nehri tabanının nitelikli koruma alanı statüsüne alınması her ne kadar olumlu olsa da Munzur Gözeleri ve Munzur nehri tabanının kesin korunacak hassas alanlar statüsünden nitelikli koruma alanı statüsüne indirgenmesi yani statü kaybına uğratılması itirazlara neden olmuştu.

    “BU KARAR HUKUKA UYGUN DEĞİL”

    Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun, 1409 sayılı kararı ile 2003 yılında ‘1. Derece Doğal Sit Alanı’ olarak tescil edilen Munzur Gözelerinin, koruma statüsünü ikinci dereceye düşüren bu kararın, hukuka uygun bulunmadığı gerekçesiyle, Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) Bakanlık kararının Munzur Gözeleri ile ilgili kısmının iptal edilmesi için dava açtı.

    TMMOB Dersim İl koordinasyon Kurulu, TMMOB’un açtığı iptal davasıyla ilgili kamuoyunu bilgilendirmek için bir açıklama yayımladı.

    “BU KARARLA YAPILAŞMA YASAĞI ORTADAN KALKTI”

    İlginç özellik ve güzelliklere sahip olması ve ender bulunması nedeniyle 1. Derece Doğal Sit alanı olarak tescil edilen Munzur Gözeleri’nin, kamu yararı açısından, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında mutlak korunması gereken bir alan niteliği kazandığı belirtilen açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Bölgenin önem ve özelliklerine rağmen yıllardır Munzur Gözelerini yapılaşmaya ve yoğun insan kullanımına açmaya yönelik projeler gerçekleştirilmektedir. Gerek Birliğimiz ve bağlı Odaları gerekse de yurttaşlar ve sivil toplum örgütlerince kamu yararına aykırı bu projelere yönelik yargısal süreçler yürütülmekte ve mahkemelerce de alanın 1. derece sit niteliği göz önünde bulundurularak tahribat projelerinin iptaline karar verilmekte idi.

    Ancak Bakanlığın Munzur Gözelerini Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak tescil etmesi, alanın niteliğini değiştirdiği gibi bölgede yapılabilecek faaliyetleri de genişletmiştir. Munzur Gözeleri 1. Derece Doğal Sit Alanı statüsüne sahipken kesin yapılaşma yasağı söz konusuydu. Bakanlık kararı ile sit statüsünün düşürülerek Nitelikli Doğal Koruma Alanı ilan edilmesiyle bölgede içme suyu amaçlı baraj ve göletler ile tarımsal sulama amaçlı göletlerin” ya da “rüzgâr ve güneş enerji santralleri gibi faaliyetlerin yapılabilmesinin önü açılmıştır.

    “KORUNMASI GEREKLİ ALANLARIN TAHRİP EDİLMESİNE NEDEN OLUYOR”

    Korunması gereken alanları yapılaşmaya açan, doğal dengesinin ve korunması gerekli niteliklerinin bozulmasına ve tahribata uğramasına neden olan; koruma-kullanma dengesine ve Anayasa, uluslararası sözleşmeler, 2872 sayılı Çevre Yasası ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasasında düzenlenen ve güvence altına alınan koruma ilke ve esaslarına aykırı olan, kamu yararı içermeyen Bakanlık kararında hiçbir biçimde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

    Gerek flora ve fauna unsurları ve ekolojik yapısı gerekse de inanç merkezi olması itibariyle kültürel değeri bakımından şimdiki ve gelecek kuşaklar açısından kesin korunması gerekli bir niteliği taşıyan Munzur Gözelerinin; sit statüsünün düşürülerek 1. Derece Doğal Sit Alanından Nitelikli doğal koruma alanı olarak ilan edilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığından Bakanlık kararının Munzur Gözeleri ile ilgili kısmının iptal edilmesi için Birliğimiz tarafından dava açılmıştır.

    “MERCAN DAĞLARI DA KORUMA STATÜSÜNE KAVUŞTURULMALIDIR”

    Bölgenin keyfi kararlarla yapılaşmaya açılmasına olanak tanıyan ve hukuka aykırı olan Bakanlık kararının Munzur Gözeleri ile ilgili kısmının derhal iptal edilerek Kesin Korunacak Hassas Alan olarak ilan edilmesi gerekmektedir. Ayrıca Munzur ve Pülümür Vadilerinin koruma statülerinin arttırılarak koruma sınırlar mümkün olduğunca geniş tutulmalıdır. Munzur ve Pülümür Vadilerinin yanı sıra bu vadilerin su kaynaklarını oluşturan ve Ovacık İlçesinden Pülümür İlçesine kadar uzanan Mercan Dağları da koruma statüsüne kavuşturulmalıdır.

    Dünyada ve ülkemizde ender güzelliklere sahip Dersim coğrafyasının bir bütün halinde korunması gerekmektedir. TMMOB olarak korunması mutlak özelliklere sahip olan Munzur Gözelerini yapılaşmaya açacak bu karara karşı hem yargısal yollarla hem de toplumsal alanda mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    – Munzur Ve Pülümür Vadileri ‘Kesin Korunacak Hassas Alan’ Ilan Edildi
    ‘Vadilerimiz Sadece Ekolojik Olarak Değil Inanç Merkezi Oldukları Için De Korunmalıdır’
    “Bu Karar Yürürlükte Kalırsa Coğrafyamızı Kaybederiz”
    ‘Coğrafyamız için son derece tarihi öneme sahip olumlu bir karardır’
    Şaroğlu: Alınan karar Tunceli açısından çok faydalı ve doğru, sevinçle karşılıyorum
    – ‘Bu kararname ile turizm ve madenciliğin önü açılıyor’

  • Mahkeme çevre katliamına onay verdi: Davamızdan vazgeçmeyeceğiz

    Mahkeme çevre katliamına onay verdi: Davamızdan vazgeçmeyeceğiz

    Saros’ta yapılmak istenen FSRU projesine karşı yaşam savunucuları tarafından açılan ÇED iptal davasına mahkeme ret verdi. BOTAŞ’ın hukuksuzca aldığı 2’nci ÇED olumlu kararına karşın bilirkişi heyetinin raporları olduğunu vurgulan Saros Gönülüleri, “Bizler haklı davamızdan ve mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Edirne’nin Keşan ilçesinde BOTAŞ tarafından yapılması planlanan FSRU Liman ve Boru Hattı Projesi’nde uzun zamandır gözler mahkemenin vereceği karardaydı. Ancak Saros Gönüllüleri tarafından açılan 2’nci Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu kararının iptali davası Edirne İdare Mahkemesi’nce reddedildi. Projeye ilişkin üç farklı bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan bilimsel raporları hiçe sayan mahkeme, bölgedeki katliamı göz ardı ederek yaşam savunucularının açtığı iptal davasında ret kararı verdi.

    Duruma tepki gösteren Saros Gönüllüleri tarafından yapılan yazılı açıklamada, 1’inci ÇED olumlu kararının Edirne İdare Mahkemesi’nde oybirliği ile iptal edildiği hatırlatıldı. Ancak katliamda ısrarcı BOTAŞ’ın 2’inci bir ÇED raporu hazırlayarak bu süreci başlattığına dikkat çekilen açıklamada, bilirkişi raporuna vurgu yapıldı.

    “HAKLI DAVAMIZDAN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Açıklamada bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporda yer alan şu ifadelere dikkat çekildi:

    “ÇED raporunda toprakların fiziksel ve kimyasal özelliklerinin proje kapsamında analiz edilmediği anlaşılmaktadır bu yatırımın etki edeceği topraklara ait analitik veri için toprak örneği alınmadan 1970’li yıllarda üretilmiş bir harita verisinin kullanılması uygun bulunmamıştır. İnşaat sahası ve boru hattının geçeceği güzergahta herhangi bir toprak örneği almadan, örneklerde fiziksel ve kimyasal analiz yapmadan ve toprak izleme çukuru (profili) açmadan genel bir ifade kullanılması eksik bir yaklaşımdır.”

    Kararın bilime aykırı olduğu vurgulanan açıklamada, “Bizler haklı davamızdan ve mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Verilen kararın bozulması için hukuksal sürece Danıştay’da devam edeceğiz. Saros FSRU Liman projesinin alt ölçekli planlarının yürütmesinin durdurulması ve iptali talepli davamız Edirne İdare Mahkemesi’nde halen devam etmekte. Bu davada Bilirkişi Heyeti oybirliğiyle hazırladığı raporda Saros FSRU Limanı planlarının hukuka ve üst ölçekli planlara aykırılığını bilimsel olarak ispatlarıyla mahkemeye sundu. Edirne İdare Mahkemesi’nin hukuksuz planların iptaline dair kararını da acilen beklemekteyiz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Elektriğe yüzde 14.9’luk zam yargıya taşındı

    Elektriğe yüzde 14.9’luk zam yargıya taşındı

    Elektrik Mühendisleri Odası, 1 Ekim’de alınan kararla elektriğe yüzde 14.9 zam yapılmasını yargıya taşıdı. Danıştay’a yapılan başvuruda zam kararının hukuka aykırı olduğu belirtilerek iptal ve yürütmenin durdurulması talep edildi.

    TMMOB’a bağlı Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) 1 Ekim’de uygulamaya başladığı elektrik fiyatlarına yüzde 14.9 oranında zam yapılmasına ilişkin kararını hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptal ve yürütmenin durdurulması istemiyle yargıya taşıdı.

    Dava dilekçesinde, son 2 yılda yapılan zamları, elektrik arz fazlasına rağmen elektrik üretim dağıtım maliyetlerinin tüketicilere gereğinden fazla yansıtıldığı, elektrik üretim iletim ve dağıtımının kamusal hizmet niteliğinin göz ardı edildiği ve kamu yararının gerçekleşmediğini gösterdiği belirtildi.

    Danıştay 13’üncü Dairesi’ne açılan davanın dilekçesinde öne çıkan başlıklar şu şekilde oldu:

    TÜKETİCİ BİLGİ ALMA HAKKI İHLAL EDİCİ NİTELİKTE

    6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu gereği Kurum, elektriği yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli olarak sunmakla yükümlüdür. Ancak mevcut tabloda tüketiciye yüksek maliyetli ve düşük kaliteli elektrik sunumu söz konusudur. Aynı kanunun 17. maddesinde yer alan tarifelerin, ilgili tüzel kişi tarafından Kurulca belirlenen usul ve esaslara göre, tarife konusu faaliyete ilişkin tüm maliyet ve hizmet bedellerini içerecek şekilde hazırlanacağına dair hükmüne de aykırılık söz konusudur. Kurul kararı açık ve ayrıntılı olmamakla tüketicinin bilgi alma hakkını ihlal edici niteliktedir.

    TARİFE DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİ NEREDEN GELDİ

    EPDK zam artış gerekçesi olarak maliyet bileşenlerinde oluşan artış demiş, ancak bu artışın neden kaynaklı olduğunu açıklamamıştır. Kurum kararları sonuç doğurucu her idari işlem gibi gerekçeli olmak zorundadır. Karardan etkilenenlerin anlayabileceği, ortalama bir tüketicinin anlamlandırabileceği ve denetleyebileceği içerikte olmak zorundadır. Artışa yol açan maliyet kalemlerinin nasıl hesaplandığı, tarife değişiklik önerisinin nereden geldiği, hangi ihtiyaçlar üzerinden değerlendirildiği belirtilmemiştir. Kurul kararı yeterli, açık ve denetime elverişli gerekçe içermemektedir.

    KAMU YARARI GERÇEKLEŞMEDİ

    2018-2019 yılı zam oranları da göstermektedir ki, elektrik arz fazlasına rağmen elektrik üretim dağıtım maliyetlerinin tüketicilere gereğinden fazla yansıtıldığı, elektrik üretim, iletim ve dağıtımının kamusal hizmet niteliğinin göz ardı edildiği, kamu yararının gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.

    KAMU YARARININ İHLALİ

    EPDK’nın iş ve işlemlerinde kamu yararını gözetmesi, dağıtım şirketlerinin kar marjı karşısında tüketicinin ucuz ve kaliteli hizmet alma hakkını koruması yasal zorunluluktur. Bu kapsamda, idari işlemin hukuka aykırılığı açık olup, uygulanması kamu yararının ihlali sonucunu doğurmaktadır. Kamusal bir enerji politikası yürütülmemesinden doğan ve özel sektörün yüksek kar marjı sebebiyle de katlanan elektrik maliyetinin tüketicilerden tahsili anlamına gelen bu kararın yürütmesinin durdurulması ve iptali gerekmektedir.