Etiket: iran savaşı

  • Meriç: Dünya halkları ve işçi sınıfı  gericiliği tersine çevirecektir! -VİDEO

    Meriç: Dünya halkları ve işçi sınıfı  gericiliği tersine çevirecektir! -VİDEO

    PİRHA- Halkevleri önceki dönem Genel Sekreteri Kutay Meriç, ABD’nin İran’a saldırısı sonrası uluslararası dengelerin değişeceğini vurgulayarak, “20. yüzyıl devrimler çağı olarak açılmıştı. 21. yüzyılda bir gericilik çağı olarak açıldı. Temennimiz de bunun böyle gitmeyeceği ve dünya halklarının dünya işçi sınıfının bu gericiliği tersine döndüreceğine dair inancımda sonsuz” dedi.

     

    ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıların ardından kentlerin yoğun bombalanmasıyla başlayan 40 günlük savaşın ardından  NATO’nun pozisyonu, Hürmüz Boğazı’nın trafiğine açılmaması, bunun küresel ve bölgesel düzeyde yansımaları ve ateşkes görüşmelerine devam ederken, Halkevleri önceki dönem Genel Sekreteri Kutay Meriç, savaş sürecine dair PİRHA’nın sorularını cevapladı.

    “ABD YENİ HEGEMONYA ARAYIŞINDA”

    ABD ve İsrail’in İran’a yönelik müdahalesinin arka planında neler var?

    Kutay Meriç: Geçen yılki 12 gün savaşının ardından bu seferde bir ABD’de İsrail’in 40 günlük saldırısı kamuoyunda da 40 gün savaşı diye tartışacağımız veya adlandıracağımız ikinci bir savaş daha yaşanmış oldu.

    Tabii bu savaşın başlama nedenleri savaşın arka planında ne olduğu İran içine bunun nasıl yansıdığı İran muhalefetine İran iktidarına nasıl yansıdığından Türkiye solunda da çeşitli tutumlara kadar çok fazla tartışıldı. Aslında çok çelişkili tutumlar hatta birbirlerini de eleştiren tutumlarda oldu.

    Ateşkesle beraber her iki tarafın da ‘kazandık’ dediği zafer sloganları attığı bir durumla da karşı karşıyayız. İlk önce biz devrimciler, sosyalistler olarak emperyalistler bir ülkeye saldırdığında o ülkenin rejiminin ne olup ne olmadığına bakmayız. Yani sosyalist bir rejim de olabilir, ulusalcı bir rejim de, İslamcı bir rejim de olabilir, hiçfark etmez. Emperyalistler bir ülkeye saldırıyorsa orayı yağmalamak, talan etmek ve sömürgeleştirmek amaçlı saldırır. Bu oradaki rejimden tamamen bağımsız bir durumdur.

    Sosyalistlerin ilk etapta siyasal refleksleri Amerikan emperyalist saldırganlığına doğrudan karşı çıkmaktır. Bu tavır rejimlerin niteliğinden bağımsızdır. Ama tabii sonra döner sahaya da bakarız. Yani sahada da bizim dostlarımız bizim enternasyonal ilişki kuracağımız birtakım siyasi akımlar var mı? Ya da saldırıya uğrayan o ülke halkları ne diyor, nasıl davranıyor? diye buradaki duruma da, tutuma da bakarız.

    Afganistan’a, Libya’ya, Suriye’ye, Irak’a, İran’a baktığımızda bu rejimlerin aslında ortak karakterleri hepsi 20. yüzyıldan kalmış aslında birer ara rejimler. Henüz emperyalizmin toptan bir sömürgeleştirme sömürge ağları içine net olarak kabul edilebilmiş, devletler, ülkeler değildi.

    Emperyalist operasyona tabi tutulan yerler ve özellikle de 21. yüzyılda yani 25 yıldır bir bütün bizim coğrafyamızdaki bu askeri saldırı ve işgal yoluyla bir yeniden sömürgeleştirme harekatları yapılıyor. Görece siyasal bağımsızlıkları olan bu ülkeler yeniden sömürgeleştirme zincirinin içine sokulmaya çalışıyorlar. Bu ülkeler zaten kapitalist uluslararası tekerlerle bağları olan ülkeler. Bu ülkeler kapitalizmden bağımsız ayrı bir iktisadi düzene sahip değillerdi.

    2010 yılında Suriye’ye yaptığım bir gezide, emperyalist ilişkileri net bir şekilde görmüştüm. Suriye rejiminde olduğu gibi hepsi açısından bu durum geçerliydi. Dolayısıyla da bu ülkeler kapitalist dünyanın dışında değillerdi. Kapitalist ekonomi zincirlerinin bir şekilde içindelerdi ama rejimleri görece bağımsız, ama görece bölgesel çıkarlarına sorun çıkaran rejimlerdi. Bu nedenden dolayı bu rejimlerin değiştirilmesi ve emperyalizmle uyumlu hale getirilmesi gerekiyordu. Bu nedenle bu saldırılar yapıldı.

    Bu savaşın arka planına baktığımızda herkes herhâlde tahmin edebiliyor ya da biliyor. Bir Çin meselesi var. Ekonomik ve askeri olarak yükselen Çin, öte yandan askeri ve ekonomik olarak da hegemonya kaybına uğrayan bir ABD ile karşı karşıyayız. Emperyalizmin kendi içlerinde bu hegemonya kaybının pratikte nasıl olduğunu da aslında İran savaşında gördük.

    Emperyalist saldırganlıkta çok fazla dost bulamadık. Suriye’de Kürtler vardı. Ağırlıklı kendi bölgelerini korumakla birlikte rejimle esas olarak bir kavgası olmayan, rejimle çatışmayan, esas olarak oradaki İslamcı dinci çeşitli örgütlere karşı kendi bölgelerini, kendi halkını korumakla sınırlı bir mücadele yürütülmüştü.

    “İRAN İDAM REJİMİDİR”

    -İran özelinde yaşananları nasıl değerlendirirsiniz?

    İran özeline gelirsek 47 yıldır süren dinci gerici bir iktidar var. İran’da.1979 devrimini biz ona şöyle tanımlıyoruz ‘Çalınan Devrim’ diyoruz ama bazen bu kavrama da itiraz ediliyor. İran’da hakikaten devrimcilerin, komünistlerin, Kürtlerin, çeşitli ezilen halkların örgütlerin faşist diktatör Şah Rıza’nın devrilmesinde çok önemli rolleri olmuştu.

    Hatta ilk askeri kışlaları işgal eden, oradan silahları alıp halka dağıtan devrimin ilk günlerinde halkın fedaileridir.  Marksist bir örgüttür. Ama sonrasında sürgünde olan Humeyni’nin Paris’ten apar topar İran’a gönderilip, devrimin liderliği hızla dincilerin eline geçmesine neden oldular. Ülke komünistlerin eline geçmesin diye Humeyni’nin İran’a gönderilmesiyle başlayan bir süreçtir.

    1979’dan bugüne 47 yıllık bu sürede İran’daki rejim katliamlar üzerine kendisini iktidarda tuttu. Bütün devrimci, komünist, muhalif örgütlerin üyesi binlerce insanın idam edildiği süreçler yaşanmıştır.

    En önemlilerinden birisi 1988’de Humeyni’nin bizzat emriyle cezaevlerindeki muhalif örgütlerin unsurlarının çıkartılarak meydanlarda asıldığı, resmi rakamlara göre 5 bin, gayri resmi rakamlara göre çok daha fazla idam olayı yaşanmıştı. Bu 5 ayın içinde bu bir idam kampanyası sürdürmüşlerdi.

    2009’dan bu yana İran’da 6 büyük halk ayaklanması var. En sonuncusunu geçtiğimiz Aralık, Ocak aylarında gördük. Ondan önceki ayaklanmada bir Kürt kızı Mahsa Amini’nin din polisi tarafından başörtüsünün yanlış taktığı gerekçesiyle katledilmesi üzerine Aralık-Ocak aylarında başlayan isyandı. Hakikaten en birleştirici isyanlardan birisiydi. Mahsa Amini isyanında bütün muhalefetin bütün renkleri bir araya gelmişti.

    Yumurta fiyatlarından isyan çıkmış bir ülkeden bahsediyoruz. ‘Benzin ve akaryakıt fiyatları neden böyle oldu’ diye isyan çıkmış bir ülkeden bahsediyoruz. İran’ın içeride çok özel bir ekonomik siyasi askeri yapılanması var. Aslında tüm dünyada yaşanan neo-liberal uygulamaların bir benzerinin İran’da da olduğunu görüyoruz. Fakat oradaki uygulama biraz farklı. Devletin elinde bulunan ya da devlete ait vakıfların elinde bulunan kamu iktisadi teşekküllerinin özelleştirilerek devrim muhafızları ordusuna verildiği yaklaşık ekonominin şu anda yüzde 30’unu devrim muhafızlarının denetlediği bir yapıdan bahsediyoruz. Yani toplamda yüzde 20-25 kadar klasik anlamda bildiğimiz ticaret burjuvazisi ya da sanayi burjuvazisi diyeceğimiz bir kesim var. Sermayenin ve ekonominin %80′ ine yakın kısmını devlet kurumları ve devrim muhafızlarına bağlı şirketler denetliyor. Devrim muhafızlarının önemli petrol şirketleri, rafineriler ve benzeri sanayi şirketleri var.

    Buralardaki çalışma koşulları çok ağır ve çok vahşi. İran neo-liberalizmi kendi içinde bir başka tarzda yaşanmış olduğu ve bütün neo-liberalizme karşı yoksulluk isyanları dediğimiz eylemler İran’da başladığı andan itibaren aslında rejimle karşı karşıya geldi. Çünkü şirketler devrim muhafızları denen askeri yapılanmanın şirketleri oldukları için dolayısıyla bu isyanlar kanla bastırıldılar. Yapılan 6 büyük ayaklanma hep kanla şiddetle bastırıldı. Binlerce, on binlerce insan tutuklandı, işkence gördü, tecavüze uğradı ya da idam edildi.

    İran rejimi 40 günlük savaş sürecini bile fırsata çevirip 25 kişiyi idam etti. İran’da idamlar durmadı. İran’ın zaten yıllık idam ortalaması 450-500 kadardır. İran; insanları sadece siyasi nedenlerle değil başka dini nedenlerle de idam eden katliamcı bir rejimdir.

    Sahaya baktığımızda İran muhalefeti çoğu mülteci durumunda olan bir muhalif yapıda olan güçlü isyancı bir halk var. Birçok kentten sokaklara dökülen bir yapı aslında. İran içerisinde güçlü muhalif örgütler yok.

    Çeşitli yarı legal yarı illegal diyeceğimiz sendikal ve  emek yapılanmaları var. İran’da tek örgütlü ve silahlı güç aslında Kürt hareketi. Kürt hareketi bu süreçte 6 örgütle birlikte bir ittifak kurdular. Hakeza ayrıca cumhuriyetçilerin, demokratların, liberallerin beraber hareket bir başka ittifak oluştu. Bir diğer yandan da sosyalistlerin, komünistlerin bir araya geldiği bir başka ittifak odağı da oluştu.

    İRAN’DA 2009’DAN BU YANA 6 BÜYÜK SİLAHSIZ HALK İSYANINI YAPAN MİLYONLARCA İNSAN ORADA DURUYOR

    Kürtlerin dışındaki yapıların hepsi İran dışında ve mülteci konumundaki diasporada faaliyet gösteren ama İran içinde taraftarları ilişkileri olan yapılanmalar. Sadece Kürt örgütlerinin yapılanmaları oradaki Kürt coğrafyasında bulunuyor. Örgütlü ve silahlı muhalif güçler sadece Kürtlerden ibaret. Diğerleri örgütsüz, dağınık ve silahsız durumdalar.

    Tabii ki rejimi destekleyen bir kitle kuvveti de var. İran rejimi kitle desteğini bütünüyle yitirmiş falan da değil. Böyle de düşünmek de doğru değil. Nitekim savaş sürecinde ABD’nin bu saldırıyla beraber rejimin kendi kitlesini konsolide etmesinin de önünü açtı. Muhalefetin ezilmesinin önünü açarken, rejimin kendi kitlesini konsolide etme, hatta muhalif kimi kesimleri de vatanseverlik duygularıyla kendine yedeklemeyi de başarabildi. Dolayısıyla bu saldırı aslında rejime karşı yıllardır kanla canla mücadele eden halkın da muhaliflerin de bastırılmasıyla sonuçlandı. Yani ABD’nin saldırısının İran’a özgürlük getireceği vaadi pratikte tam tersi sonuçlar oluşturan bir durumdur.

    ABD Kürt siyasetini Kürt örgütlerini manipüle ederek kendilerini bir Amerikan askeri gibi kullanmak istediler ama onun da olmadığını sahada görmüş olduk. Kürtleri bir kara kara gücü olarak kullanmak istediler ama Kürt örgütleri bu şekilde bir ilişkiyi emperyalist güçlerle kurmayı uygun bulmadıklarını defaatle  söylemiş oldular.

    Bu 40 günlük savaş öyle bir şeye yol açtı ki birçok insanda da Türkiye’de de İran’ın bu emperyalist saldırganlara direniyor olması, hakikaten herkesin gururunu okşadı. İnsanlar İran’ın kolayca devrilmediğinden mutlu oldular. Saddam gibi kolayca devrilmediğinden ve bir biçimde Amerika’nın yenilmezlik imajı ortadan kalkmış oldu. Amerikan emperyalizmine karşı direnilebileceği gerçekliği de ortaya çıkmış oldu. İran’ın füze kapasitesinin hem üretme hem atma kapasitesinin yanı sıra her şeyi yer altına indirmiş ve füze fabrikaları füze atma rampaları da yerin altında kamyonlar ve tırların üzerinde çıkarılıyor ve geri tünellerde giriyor. Böyle bir savaş sistemi kurmuşlar ve ABD ve İsrail’in toptan imha etmesi mümkün değil. Bir bölümüne zarar verildi ama ne kadarlık bir bölümünü bilmiyoruz ki son ana kadar da hala İran füze atma kapasitesini sürdürüyordu.

    “İRAN REJİMİNE BAŞSAĞLIĞI MESAJI PAYLAŞAN SOLCULAR GÖRDÜK”

    ran ABD-İsrail arasındaki yaşanan savaşa karşı sol, sosyalistlerin tavrı ne oldu? Nasıl bir tutum aldılar?

    Bu savaşın Türkiye içine siyasetine sol siyasetine baktığımızda şöyle şeyler gördük. İran elçiliğine gidip Hamaney öldüğünde başsağlığı dileyen solcular gördük. Ya da Ali Laricani öldüğünde İran için başsağlığı dileyen maalesef solcular, sosyalistler de gördük. Bunu Türkiye solundaki kafa karışıklığının ürünü olarak değerlendiriyorum. Elbette İran halklarını yanındayız. Emperyalist saldırganlığa tabii ki karşıyız ama bu oradaki rejimle kendimizi sosyalistleri özdeş kılacak söylemlerden davranışlardan kaçınmak gerektiğini düşünüyorum.

    Hani bir zamanlar mollalar İran’a diye slogan atan kimi ulusalcı topluluklarda ters reaksiyonlar gördük. Yani İran’ın direnişini selamlayanları görmüş olduk. Ama işin en başından beri eleştiren ve sokaklara çıkan doğru bir eğilim çizgisiyle de Türkiye solu davranabildi. Bu tutumu aldı. Oradaki İran rejimiyle olan ayrımı koymaya çalıştı.

    “KUŞAK YOL PROJESİ’Nİ HAYATA GEÇİRMEK İSTEYEN ÇİN VAR!

    ABD -İsrail İran arasındaki savaşa İngiltere neden tavırsız ve tarafsız kaldı?

    Anglosaksonlar yani İngiltere-Amerika dünyadaki birçok operasyonda hep birlikte davranırdı. İlk defa burada İngiltere olaya dahil olmayıp dışarıda kaldı. Hadi diğer Avrupalı devletleri geçtik diyelim. Çok açık ki Avrupalılar diğer emperyalist güçler bir İran savaşı istemiyor değiller. İran savaşının nasıl, ne zaman ve süresine ilişkin sorunları var. Emperyalist kampta süren bir hegemonya ya da hegemonyanın mimarisinin yeniden oluşturulması tartışmasında kendilerinin nerede nasıl konumlanacağına ilişkin çeşitli tereddütler, çeşitli dirençler var. Yoksa İran gibi bir rejimin, devletin saldırılması ya da İran’ın yeniden sömürgeleştirilmesi, Çin ekseninden koparılması gibi bir şeye itirazları yok.

    “ÇİN, SAVAŞI EKONOMİK FALİYETLER ÜZERİNDEN YÜRÜTÜYOR”

    -Gelinen noktada Çin’in durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Çin diyoruz Çin’in sahada Kuşak Yol Projesi diye bir projesi var. Bu proje ile ilgili birkaç tane de yol hattı var. Çin mallarının batı pazarlarına ulaştırılmasını hedefleyen bir yol projesidir. Bunlardan birisi Rusya-Kazakistan hattından bir tanesi Pakistan-İran-Türkiye hattından Avrupa’ya doğru ulaşır. Biri de deniz yolu ile aşağıdan giden bu kuşak yol projesi.

    Çin bu projenin içindeki ülkelere çok ciddi kredilendirmeler yapmıştır. Oralara limanlar, tren yolları, köprüler ve benzeri ulaşımı rahatlatacak projeler geliştirilmesi için bu kuşak yolu üzerinde kalan bütün ülkelere Çin bankalarından çok ciddi miktarlarda kredi verilmiştir. Yani bir tür sermaye aktarımı yapılmıştır. Böyle bir durumla karşı karşıyayız.

    Çin kendi askeri gücüyle dayanarak ya da oraya buraya saldırarak bir hegemonya inşa etmiyor. Çin tamamen ekonomik gücüyle yaptığı ticaretle, ürettiğiyle bir hegemonya oluşturmaya ve yayılmaya çalışıyor. Çin ordusu çok kuvvetli bir ordu. Ama bir saldırganlık içerisinde değil.

    Dolayısıyla bu bütün bu önümüzdeki dönem uluslararası bu örgütlerin emperyalizmin oluşturduğu kapitalist sistemde oluşmuş örgütlerin hepsinin iç dengeleri filan değişecek. Hatırlayın Birleşmiş Milletler 5 daimî üyesi vardır. Şimdi bu beş daimi üye, birisi  Rusya, bir diğeri ise Çin. O beş daimî üyenin herhangi bir itirazı oldu mu? Oradan karar çıkmıyor. BM’den önemli kararları çıkaramıyorsunuz. Şimdi bu tür örgütlerin mimarilerinin yeniden yapılandırılması gibi tartışmalar gündemde.

    “TÜRKİYE NATO’YLA İLİŞKİSİNİ GÜÇLENDİRDİ”

    -İran Savaşı’nın Türkiye-NATO ilişkilerini nasıl etkiledi?

    Öte yandan da kimi siyasi başkaca koalisyonların yani savaşın 3. raundunda Amerika’nın yanında koalisyon gücü olarak İsrail ve ABD dışında hani başka güçleri de görebiliriz. Artı ülkemizde temmuz ayında bir NATO zirvesi yapılacak. Buradan ne kararlar çıkacağını da aslında İran savaşının seyri belirleyecek.

    İran Savaşı’nın sonucundaki uluslararası siyasi dengeler belirleyecek. Ülkemizi yöneten egemenler saray iktidarı açısından gördük ve bayağı etkilemiş. Zaten sonucunu da almış durumda. Adana’ya bir NATO kolordusunun kurulması, İstanbul Beykoz’a bir NATO deniz üstü kurulması gibi gelişmeler çok açık. Yani mevcut saray iktidarının bölgede NATO güçlerini konuşlandıran bir ilişki biçimi geliştiğini de gösteriyor.

    “PAKİSTAN ÇİN’E BAĞIMLI BİR ÜLKE”

    -Ateşkes görüşmelerine Pakistan’ın taraf olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Baktığımızda bu son ateşkesin mimarlarından birisi Pakistan gibi görünüyor. Peki neden Pakistan diye sorulduğunda Pakistan aslında. Çin’in askeri ekonomik etkisi altındaki bir ülke. Pakistan’ın bütün ordusu Çin silahlarıyla da donatılmış durumda.

    ‘Kuşak Yol Projesi’ nin de geçtiği ülkelerden birisidir Pakistan. Burada İran’ın düşürülmesi demek o zincirin kırılması ve enerji havzasında da, Amerikan ekonomisinin tam anlamıyla sağlanmış olması anlamına gelecek bir durumdur.

    “SAVAĞIN EKONOMİK FATURASI ÇOK AĞIR”

    -Ateşkes sağlanamaması durumunda bunun ekonomik boyutunun dünyaya ve Türkiye’ye yansımaları ne olur?

    Hürmüz Boğazı’nın dünya ekonomisi için önemi açık ve henüz açılmadığı da ortada. Deniz ticareti başlamış da değil. Oradaki petrol havzasında yaşanan birçok şeyin dünya ekonomilerine yansımalarını biliyoruz.  Dolayısıyla dünya ekonomisi de, Türkiye ekonomisini de ciddi anlamda etkilendi. Türkiye’de bile mazotun fiyatı 80 liranın üzerine çıktı. Mazot akışının durması bir felaket demektir. Bu tarımdan, sanayiye en ufak hizmet sektörüne kadar her şeyi etkileyecek ve ciddi anlamda sonuçlarını önümüzdeki aylarda bunun yansımalarını göreceğiz.

    Geçen yılın 12 gün savaşı, bu yılın 40 gün savaşı. Ben 3.ncü bir raundun olacağını düşünüyorum. Bu burada kalmaz. Çünkü emperyalistlerin düşünüş tarzı açısından bakıldığında şu anda İran’a saldırdılar, bir şey yapmak istediler. Sonuç itibariyle istediklerini yapamadılar. Ne rejimi düşürebildiler ne İran’ın askeri ve füze kapasitesini yok edebildiler. Ve İran yerinde duruyor. Dolayısıyla buradan bunu yapabilmek için mantıken devam etmeleri lazım. Çünkü bunu yapamadığınız zaman arkasından İran kendi güçlerini de, Yemen’i de, Hizbullah’ı da, Hamas’ı da ve benzeri diğer güçlerini de yeniden Ortadoğu’da dizayn edecek, yeniden pozisyon alacak. Binlerce Haşdi Şabi militanının İran’a geçerek bir olası kara harekâtında İran rejiminin yanında savaşmak üzere konuşlandığını da görmüş olduk.

    20. yüzyıl devrimler çağı olarak açılmıştı. 21. yüzyılda bir gericilik çağı olarak açıldı. Temennimiz de bunun böyle gitmeyeceği ve dünya halklarının dünya işçi sınıfının bu gericiliği tersine döndüreceğine dair inancımda sonsuz.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Erdoğan: Hep birlikte barış için mücadele etmeliyiz-VİDEO

    Erdoğan: Hep birlikte barış için mücadele etmeliyiz-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, Ortadoğu’da süren savaşların tek tipçi iktidarlar ve emperyalistler tarafından yapıldığını vurgulayarak, “Ülkenin, Ortadoğu’nun ve dünyanın huzuru ve barışı için hep birlikte mücadele etmemiz gerekiyor” dedi.

     

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik gelişmeleri değerlendirdi.

    “ÜLKENİN VE DÜNYANIN BARIŞI İÇİN MÜCADELE ETMELİYİZ”

    HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, Suriye ve İran’da yaşanılan olaylardan dolayı toplum olarak tedirginlik içerisinde olduklarını belirterek, “ABD ve İsrail o bölgeyi ele geçirmek için şu anda İran üzerinden yapılan bu baskı ve iç savaş durumu oradaki canlarımızın tabii ki hayatlarını kaybetmesine sebep oluyor. Bunlar bizlerin gerçekten yüreğimizi yakan durumlardır. Her nerede ne acılar yaşanıyorsa yüreğimiz orada olmalı ve ülkenin Ortadoğu’nun ve dünyanın huzuru ve barışı için hep birlikte mücadele etmemiz gerekiyor” dedi.

    “HER BİR CAN İNANCINI VE KİMLİĞİNİ ÖZGÜRCE YAŞAMALI”

    Herkesi bir can olarak gördüklerini ifade eden Erdoğan, “Herkes bu evrende, bu dünyada özgürce yaşama hakkına sahip olarak doğar ve hakkı kimse kısıtlayamaz. Çünkü insanlar özgürdür ve özgürce yaşamalıdır. İnsanlar inancını, kültürünü özgürce ifade etmeli, buna kimse baskı yapıp kendine benzetmemeli, buna kimsenin hakkı olmamalıdır” diye belirtti.

    “İKTİDARLAR TEK DİL, TEK KİMLİK, TEK İNANÇ ÜZERİNDEN YÖNETMEK İSTİYOR”

    Şu andaki mevcut iktidarların tek tip bir yönetim tek tip bir inanç tek tip bir etnik kimlik üzerinde ülkeleri yönettiklerini vurgulayan Erdoğan, “Kendi koltuklarını sağlama almak için bu gücü kullanmakta ve diğer yapılara ikinci sınıf gözüyle bakarak o insanlar üzerindeki baskı ve politikaları yürütmekteler. Biz Alevi canlar olarak buna karşıyız” diye belirtti.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Zeynel Can: Savaşlar emperyalizmin krizlerini aşmasının bir yoludur!-VİDEO

    Zeynel Can: Savaşlar emperyalizmin krizlerini aşmasının bir yoludur!-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını değerlendirerek, emperyalizmin yapısı, savaşların rolü ve bölgesel dengelere ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.

    ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları uluslararası alanda tartışılmaya devam ederken, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, süreci emperyalizm, NATO dengeleri ve bölgesel güç mücadelesi çerçevesinde değerlendirdi. Can’ın açıklamaları, hem küresel hem de bölgesel düzeyde yaşanan gelişmelere dair kapsamlı bir perspektif sundu.

    “İRAN’A MÜDAHALE BİR ZİNCİRİN PARÇASI”

    Zeynel Can, İran’a yönelik saldırıların tekil bir gelişme olmadığını belirterek süreci daha geniş bir tarihsel bağlama oturttu. İran’a bakıldığında gelinen noktanın Amerika’nın başını çektiği kıta Avrupa’sı emperyalizminin de içine dahil olduğu bir durumun olduğunu belirten Zeynel Can, “İçinde Japonya’nın da destekçisi olduğu bir blokun özellikle Çin’i de bir kıskaca alma veya onunla bir nihai çatışmaya girmek üzere bir alan temizliği meselesi” diye düşünüyorum. Aslında balkanlarla başlayan ‘Arap Baharı’ ile devam eden en son Suriye’nin teslim alınmasıyla beraber son kale olarak İran’ın düşürülmesi aslında bir halkanın birer parçası gibi gözüküyor” dedi.

    “NATO BÜTÜNLÜĞÜ ZAYIFLADI”

    Can, İran’a yönelik saldırıların uluslararası ittifaklarda da kırılmalara yol açtığını ifade etti: Sovyetlerin yıkılmış olmasıyla beraber devletlerin her birinin kendi içinde kendi emperyalist hedeflerine yönelmeleriyle beraber Amerika’nın önderliğindeki NATO bütünlüğünün kaybolduğunu belirten Can, “Bu sürece Kıta Avrupa’sı Almanya başta olmak üzere ada İngiltere’si çok dahil olmadılar. Hatta destek de olmadılar. İspanya çok açıktan karşı tavır koydu. Diğer İtalya da dahil olmak üzere diğerleri hep mesafeli durdular” diye belirtti.

    Avrupa’nın Amerika’ya bu kadar bağımlılığın kendilerinin çıkarına uymamış olduğunu düşündüklerini zannettiğini belirten Can, “Bu sefer yekpare bir hareket oluşmadı. Burada İsrail’in kendine göre hesapları doğrultusunda ABD ile örtüşen çıkarları doğrultusunda İran’a bir saldırı oldu” dedi.

    “BU SALDIRI HAYDUT DEVLET TARZINDA”

    Can, saldırının niteliğine dair sert ifadeler kullandı: Bu saldırının diğer savaşlardan farklı olarak haydut devlet tarzı bir saldırı olduğunu vurgulayan Can, “İsrail bunu daha önceden de yapıyordu ama Amerika’nın bu kadar açıktan, bu kadar aleni doğrudan kendisi üzerinden ve de bütün dünyadaki BM hukukunu, devletler arası hukuku hiçe sayarak doğrudan üstelik de müzakereleri yürütürken karşı tarafı adeta uyutma, gafil avlama babında bir saldırıya yönelmesi doğrudan açıktan bir haydut devlet tavrı,  bütün dünya da böyle algıladı. Tabii ki bu tamamen deli saçma şey. İnandırıcı bir şey değil. Emperyalizmin dokusunu, yapısını bilenler, Amerika’nın özel olarak az çok yapısını bilenler bilirler ki orada kontrole dayalı devlet mekanizması var. Bunu aslında devletin kendisi bizzat istemeden böyle bir olayın gerçekleşmesi söz konusu değil” dedi.

    “SAVAŞ EMPERYALİZMİN BESLENME KAYNAĞI”

    Can, savaşların ekonomik ve sistemsel boyutuna da dikkat çekti:

    “Yani büyük savaşlar çıkacak. Bu aslında kendi emperyalist tıkanmalarının önünü açacak da bir şeydir. Yani her yeni yıkım önümüzdeki süreçte yeni inşaat sektörünün canlanması demektir” şeklinde ifade etti.

    Her kullanılan silahın yeniden silah fabrikalarının doludizgin çalışması demek olduğunu belirten Can, “Buna bağlı olarak bir sürü ülkenin bunun telaşıyla yeniden silah satın almaya yönelmesidir. Dolayısıyla bu emperyalizmin kendi krizlerini aşması anlamında savaşlar onlar açısından bir çaredir. Üstelik bu tür savaşların gerek karşısındaki gerekse de kendi iç muhalefetlerini bu kadar zayıf düşürmüşken bir karşı devrim sıkıntısı yokken ve bu kadar rahatken bunu çok daha rahat yürütebilmekteler” diye belirtti.

    “SÜREÇ KARANLIK, TABLO NET DEĞİL”

    Can, İran’daki gelişmelere dair değerlendirmelerin henüz netleşmediğini de ifade etti: Alevilerin İran’da yaşanan savaşa nasıl bakıyor noktasında yekpare bütünlüklü bir görüşün henüz oluşmadığını belirten Can, “Çok zıt birbiri. Aykırı düşünceler yok ama bu konuya dair genel merkezden zaman zaman bu olumsuz olaylara karşı bildiriler, düşünceler yayınlanıyor ama top yekûn olarak bunun değerlendirilmesi henüz yapılmadı. Yapılması da çok mümkün değil çünkü henüz çok karanlık bir süreci yaşıyoruz” dedi.

    “ABD VE AVRUPA’NIN ÇIKARLARI AYNI DEĞİL”

    Can, küresel güçler arasındaki ayrışmaya da dikkat çekti. Bir benzetme de bulunan Can, “At izinin it izine karıştığı bir süreç. Bu süreç büyük emperyalist hesaplaşmalara doğru gidiyor. Esas nihai savaşın Çin’le Amerika arasında olacağını düşünüyorum. Burada aslında bir belirsizlik daha var. O gün oluşacak savaşta kimin kiminle ittifak yapacağı da henüz belli değildir. Trump’ın şöyleydi, böyleydi demiş olması NATO’nun da bir hükmü kalmadığı Macron’un NATO ömrünü tamamlamıştır düşüncesiyle de bir izdüşümü gösteriyor. Çünkü Avrupa emperyalistleri artık Amerika ile kendi çıkarlarını çok eşdeğer görmüyorlar. Dolayısıyla Avrupa’nın da burada kendi hesabına göre Amerika’yla böyle mesafeli davranması en son işte Trump’ın ve Amerika’nın bu kadar bastırmasından sonra İngiltere’nin üstlerini Amerika’ya açması bir dayatmadan ibaret olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla Amerika bu burada aslında kendi emperyalist gücünü yeniden kanıtlama peşine de düşmüş durumda” diye belirtti.

    “ABD’NİN YENİ ALANLARA İHTİYACI VAR”

    Can, ABD’nin ekonomik ve politik motivasyonlarına da değindi. Bu yapının yeniden canlanabilmesi için kendi hükmünü sürdürebilmekten başka çaresi olmadığını belirten Can, “ABD’nin kendine yaşam alanları yeniden üretmek gibi bir zorunluluğu var. Çünkü onu buna itiyor. Yani bu tür savaşlara girmeye itiyor. ABD geçmişteki üretimdeki verilerini paylaşan Can, “1970’’lerle beraber palazlanan ABD emperyalizmi dünya üretiminin toplamının yüzde 40’ını yapıyormuş. Bugün bu oran yüzde 28’e düşmüş. Dolayısıyla bu bir emperyalist gücü artık ayakta tutmaya yetmiyor. Yani daha çok kan lazım, daha çok sömürü lazım. Bunun için de bu cürümleri işlemesi gerekiyor” dedi.

    İRAN SONRASI OLASI SENARYOLAR

    Can, İran’daki mevcut rejime ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Karmaşık bir ortamdan geçildiğini, İran’ın bu savaşta yalnız kaldığını belirten Can, “İran’ın orta çağa dayalı bir sistemi getirip kendi halkına halklara dayatması, yüzbinlerce insanın kanına giren bir rejim olarak artık çağ dışı insanlık dışı kalmış bir rejimdir” dedi.

    İran’da yaşanan bu kriz ve çöküşün ardından orada yaşayan halkların kendi konumlarına göre hareket etmesi gerektiğini belirten Can, “Bu çöküşün ardından dolayı orada yaşayan Ehl-i Hak Alevileri Kürtler, Belucüler kendileri için yeni bir düzen kurmaya çalışmalarını da kimse yadırgamamalıdır” dedi.

    Böylesi bir rejim karşısında doğru bir düzenin kurulmasına yönelik çabaları doğru bulduğunu belirten Can, “Devrimci ve onarıcı çabalarının olması son derecede sağlıklı ve doğru buluyorum. O alanı tamamen İsrail’e ve ABD’ye bırakmayacaklar gibi bir düşüncedeyim. Daha doğrusu bir umudu içimde taşıyorum” dedi.

    “İRAN’DA YENİ BİR DÖNEM KAÇINILMAZ”

    İran’da mücadelenin çok daha katmanlı ve boyutlu bir şekilde süreceğini belirten Can, “Aslında büyük bir arı kovanına bir çomak sokulmuş bir durumun orada meydana geldiğini ve bundan sonra oradaki gelişmelerin diyalektik olarak hangi denklemleri kuracağını ve hangi çözümlemelere yol açacağını şimdiden kestirmek çok zor” dedi.

    Diyalektik olarak her zaman her sıkıntılı zorlu sürecin yeni bir doğuma gebe olduğunu belirten Can, “Halkın mücahitlerinin Kürtlerin Alevilerin diğer sol sosyalist grupların mevcut rejimden yana olabileceklerini hiç düşünmüyorum. Bugün için sessiz kalmış olmaları bu yoğun saldırıların ve milliyetçi dalganın geçmesini bekliyorlar diye düşünüyorum” dedi.

    İran rejiminin artık eskisi gibi olamayacağını belirten Can, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Çünkü çok yoğun bir şekilde siyasal ve ideolojik kadrolarını kaybediyorlar. Bu stratejik birtakım binaların vurulmasından çok çok daha önemlidir. Kadro kayıplarının bu sistemi yürütmekte, devam ettirmekte, toplumu bir arada tutmakta çok daha zorlanacaklarını düşünüyorum. Zaten normalde İran’da devrimin koşulları çoktan mayalanmıştı.İran’a dışarıdan bir müdahale olmasa bile 3-5 yıl içinde kolay olmasa bile bu sistemin alaşağı olacağı gelişen hareketlerden ve yükselen dalgalardan belliydi. İran’da önemli olanın halkın örgütlenerek kendi önderliğinde İran halkının oradaki halkların aslında ortak çıkarına bir düzenin kurulması esas olandır. Burada önemli olan doğru önderliktir”dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • FEDA Eşbaşkanı Polat: Ortadoğu’daki savaş, üçüncü dünya savaşının bir aşamasıdır!

    FEDA Eşbaşkanı Polat: Ortadoğu’daki savaş, üçüncü dünya savaşının bir aşamasıdır!

    PİRHA- FEDA Eşbaşkanı Şahin Polat, Ortadoğu’daki çatışmaların iki ülke arasındaki bir savaş olarak tanımlanamayacağını belirterek, sürecin küresel kapitalist güçlerin müdahalesiyle şekillenen yeni bir jeopolitik dizilim olduğunu vurguladı.

    Ortadoğu’da İran ile İsrail arasındaki savaş genişleyerek Irak’tan Suudi Arabistan’a kadar yayılıyor. Karşılıklı füze ve İHA saldırıları sürerken, stratejik önemdeki Hürmüz Boğazı İran tarafından gemi geçişlerine kapatıldı. Günlük yaklaşık 20 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, savaşın seyrini etkileyebilecek kritik bir faktör olarak görülüyor.

    ABD Başkanı  Donalt Trump, petrol ticaretinden yararlanan ülkelere güvenlik için gemi gönderme çağrısı yaptı ancak yanıt alamadı. Ayrıca İran’ın bölge ülkelerine saldırmasını beklemediklerini ve İran’da lider kadronun etkisiz hale getirildiğini iddia etti. Savaş, hem bölgesel yayılma hem de enerji hatları üzerindeki etkisi nedeniyle küresel risk oluşturuyor.

    FEDA Eşbaşkanı Şahin Polat, Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Polat, mevcut çatışmaların dar anlamda iki ülke arasındaki bir savaş olarak ele alınmasının eksik bir yaklaşım olduğunu ifade etti. Polat, “Esas tanımlama üçüncü dünya savaşının Ortadoğu’da bir üst aşamaya ulaştığıdır” dedi.

    Polat, sürecin kapitalist modernite güçleri ve onların bölgedeki temsilcilerinin Şii ulus devlete doğrudan müdahalesi olduğunu belirterek, bu durumun yaklaşık 40 yıllık bir arka plan ve hazırlığın sonucu olduğunu dile getirdi.

    “AMAÇ YENİ BİR JEOPOLİTİK DİZİLİM”

    Savaşın temel hedeflerinden birinin bölgesel ve ileride küresel ölçekte yeni bir jeopolitik düzen kurmak olduğunu ifade eden Polat, bu sonucun kaçınılmaz göründüğünü söyledi. Polat, “ulus üstü küresel kapitalist sermayenin bu sermayeyi sınırlandıran köhnemiş ulus devletlere karşı müdahalesidir” değerlendirmesinde bulundu.

    Sürecin gidişatına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Polat, mevcut tablonun kapitalist modernite güçlerinin lehine ilerlediğini belirterek, İran’ın uzun süre direnmesinin ya da bu mücadeleyi kazanmasının zor göründüğünü ifade etti. Saddam Hüseyin’in akıbetine de değinen Polat, bunun demokratikleşmeyen ulus devletlerin geleceğine dair bir örnek olduğunu söyledi.

    “KÜRTLER VE EZİLEN HALKLAR İÇİN HEM FIRSAT HEM RİSK”

    Polat, yaşanan gelişmelerin Kürtler ve ezilen halklar açısından hem fırsatlar hem de ciddi riskler barındırdığını belirtti. Kürtlerin birlik oluşturmasının önemli olduğunu vurgulayan Polat, bunun tek başına yeterli olmadığını ifade ederek, diğer halklar ve inançlarla demokratik ve stratejik ittifakların kurulması gerektiğini söyledi.

    Demokratik ulus modeline işaret eden Polat, bu çerçevenin Kürt halkı ve tüm ezilen kesimler için en doğru ve ispatlanmış model olduğunu belirtti. Bu modelle “üçüncü yol” alternatifinin hayata geçirilebileceğini ifade eden Polat, ne kapitalist moderniteye ne de köhnemiş ulus devlet anlayışına mahkum olunmaması gerektiğini vurguladı.

    İran’ın çok dilli ve çok inançlı yapısına da değinen Polat, en uygun çözümün demokratik ulus temelinde geliştirilecek üçüncü yol modeli olduğunu sözlerine ekledi.

    PİRHA/KÖLN

  • İsrail Lübnan’a kara operasyonu başlattı

    İsrail Lübnan’a kara operasyonu başlattı

    PİRHA- İsrail ordusu Lübnan’a kara operasyonu başladığını duyurdu.

    İsrail ordusundan yapılan yeni açıklamada Lübnan’a kara harekatı başlatıldığı, harekatın “kısıtlı ve hedefli” olacağı bildirildi.

    İran Savaşı’nın 17. gününde İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), tarafından yapılan açıklamada, “Kuzey İsrail’deki ileri savunma alanını güçlendirmeyi amaçlayan, güney Lübnan’daki önemli Hizbullah mevzilerine yönelik sınırlı ve hedeflenmiş kara operasyonlarına başladı. Bu faaliyet, terörist altyapının etkisiz hale getirilmesi ve bölgede faaliyet gösteren teröristlerin ortadan kaldırılması dahil olmak üzere ileri savunma pozisyonunu kurmak ve güçlendirmek amacıyla yürütülen daha geniş kapsamlı savunma çabalarının bir parçasıdır. Amaç, kuzey İsrail sakinleri için ek bir güvenlik katmanı oluşturmaktır” denildi.

    İsrail, Lübnan’a yönelik saldırıların, 21-22 Mayıs’taki “Şavuot Bayramı”na kadar sürebileceği mesajını verirken İsrail’in Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre, İsrail Ordusu Kuzey Komutanlığından üst düzey bir askeri yetkili “Gerektiği kadar burada kalacağız. Belirli bir zaman dilimiyle sınırlı değil” ifadelerini kullandı.

    Haberde yedek askerlerin göreve çağrıldığı, İsrail ordusunun giderek artan yorgunluk yaşadığı belirtilirken, buna rağmen ordunun daha agresif davranacağı ve tampon bölge oluşturmaya çalışacağı kaydedildi.

    NELER YAŞANMIŞTI?

    Hizbullah, 15 Mart’ta Lübnan’ın güneyinde ve İsrail’in kuzeyinde İsrail askerleri ile askeri araçları ve birlikleri hedef aldıklarını duyurmuş, Lübnan’ın İsrail sınır hattındaki Adise beldesinin 3 farklı noktasında İsrail askerleri ve askeri araçlarının hedef alındığını açıklamıştı.

    Hizbullah saldırıda İsrail’in kuzeyindeki Yuval yerleşim yeri, Ma’alot-Tarshiha’daki hava savunma sistemleri, Nehariye kenti, Krayot kentindeki gelişmiş hava savunma sistemlerinin, Tel Aviv’in güneyindeki Palmachim Hava Üssü’nün, Lübnan’ın İsrail sınırındaki Meys el-Cebel beldesi karşısında bulunan İsrail askerlerinin ve Taybe beldesinde İsrail ordusuna ait Merkava tankının vurulduğunu bildirmişti.

    HABER MERKEZİ