Etiket: ırkçılık

  • DAD Kadın Meclisi’nden Rahmi Koç’a tepki: Irkçılık ve cinsiyetçilik mizah adı altında meşrulaştırılamaz!

    DAD Kadın Meclisi’nden Rahmi Koç’a tepki: Irkçılık ve cinsiyetçilik mizah adı altında meşrulaştırılamaz!

    PİRHA- DAD Kadın Meclisi, Rahmi Koç’un Kürt kadınlarına yönelik sözlerine tepki göstererek, “Bir halkı, bir dili, bir kültürü ya da kadınları aşağılayan hiçbir ifade; mizah, espri veya fıkra adı altında meşrulaştırılamaz” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, Rahmi Koç’un Kürt kadınlarını hedef aldığı sözlerine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, söz konusu ifadelerin “ırkçı ve cinsiyetçi” olduğu belirtilerek, halkları ve kadınları aşağılayan söylemlerin karşısında durmanın toplumsal bir sorumluluk olduğu vurgulandı.

    DAD Kadın Meclisi açıklamasında, bir halkı ya da kadınları hedef alan ifadelerin mizah adı altında normalleştirilemeyeceğine dikkat çekerek, “Bir halkı, bir dili, bir kültürü ya da kadınları aşağılayan hiçbir ifade; mizah, espri veya fıkra adı altında meşrulaştırılamaz” ifadelerini kullandı.

    Irkçılık ve cinsiyetçiliğin toplumsal ayrımcılığı besleyen anlayışlar olduğuna işaret edilen açıklamada, “Halkların ve kadınların onurunu hedef alan her türlü söylemin karşısında durmayı insani, vicdani ve toplumsal bir sorumluluk olarak görüyoruz” denildi.

    “KÜRT HALKINI VE KÜRT KADINLARINI HEDEF ALAN YAKLAŞIMLARI REDDEDİYORUZ”

    Kürt halkının uzun yıllardır inkar, asimilasyon ve ayrımcılık politikalarına maruz bırakıldığına vurgu yapan DAD Kadın Meclisi, bu anlayışın günümüzde farklı biçimlerde sürdüğünü belirtti. Açıklamada, “Bugün de bu anlayışın farklı biçimlerde sürdürülmesine sessiz kalmayacağız. Kürt halkının kimliğini, dilini, kültürünü ve özellikle Kürt kadınlarını hedef alan her türlü ayrımcı yaklaşımı reddediyoruz” ifadelerine yer verildi.

    Kadınların kimlikleri ne olursa olsun ortak bir mücadele hattında buluştuğunu kaydeden Kadın Meclisi, “Kadınları aşağılayan, onları cinsiyetçi kalıplar içinde değerlendiren her türlü yaklaşımın karşısında olmaya devam edeceğiz” dedi.

    “72 MİLLETE AYNI NAZARLA BAKAN KADINLARIZ”

    Açıklamada Alevi inancının eşitlik ve insan onurunu esas alan değerlerine de vurgu yapılarak, “Biz, Xızır’ın aşkına doğruluğa ikrar vermiş bir inancın yolcuları ve 72 millete aynı nazarla bakan kadınlar olarak; hiçbir halkın, hiçbir inancın, hiçbir dilin ve hiçbir kimliğin aşağılanmasını kabul etmiyoruz” denildi.

    İnançlarının özünün hakikati, adaleti, eşitliği ve insan onurunu savunmak olduğunun altı çizilen açıklamada, nefret ve ayrımcılığı üreten söylemlere karşı mücadeleyi sürdürecekleri belirtildi.

    DAD Kadın Meclisi, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

    “Irkçılığın, cinsiyetçiliğin ve her türlü ayrımcılığın karşısında; halkların eşitliği, kadın özgürlüğü, toplumsal adalet ve birlikte yaşam değerlerini savunmaya devam edeceğiz.”

    HABER MERKEZİ

  • İHD Mersin: Hrant Dink ırkçılığa karşı mücadelemizde yaşayacak-VİDEO

    İHD Mersin: Hrant Dink ırkçılığa karşı mücadelemizde yaşayacak-VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi, katledilişinin 19. yılında Hrant Dink’i anarak, “Dink’i Türkçü Ermeni düşmanlığı, ırkçılık öldürdü. Hrant Dink ırkçılığa karşı mücadelemizde yaşayacak” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyonu, 19 yıl önce katledilen Hrant Dink için şube binasında basın açıklaması yaptı. Burada yapılan basın açıklamasında Cumhuriyet tarihi boyunca yetkililer tarafından kışkırtılan Ermeni düşmanlığı tarafından işlenmiş bir cinayet olduğu vurgusu yapıldı.

    Basın metnini okuyan İHD Mersin Şube Eş Başkanı Zeynep Kaya, Hrant Dink’in Ermenilerin yaşadığı ayrımcılığı görünür kıldığını ve bu nedenle hedef yapıldığını belirtti. Kaya, şu ifadelere yer verdi:

    “Katlinin gerçek failleri, düğmeye basanlar, yol boyunca her şeyden haberdar olanlar, yol verenler, göz yumanlar yargılanmadı. Türkiye’nin en baştan beri ve hala demirbaşı olan cezasızlık zırhı tarafından korundular ve korunuyorlar. Şunu da unutmamak gerekiyor ki bu katliamda tetikçi olarak kullanılan Ogün Samast da geçtiğimiz günlerde tahliye edildi. Onu Türkiye’nin en üst kademesinden en alt basamaklarına kadar yetkili kurumlarının kimi zaman açıktan, kimi zaman üstü örtülü dile getirdiği, halkın önemli bir kesiminin kucaklayarak benimsediği Türkçü Ermeni düşmanlığı, ırkçılığı öldürdü. Biz o zamandan bu yana olduğu gibi, bundan sonra da her ırkçılık örneği, linç girişimi, ayrımcılık, nefret vakasında harcayacağımız tüm emekte, verdiğimiz her mücadelede, Hrant Dink’i yanımızda hissedecek, mücadelemizi onunla birlikte vereceğiz.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Dr. Mustafa Havuç: Almanya’da yükselen ırkçılığa ve faşizme dur demek için sandığa gidin-VİDEO

    Dr. Mustafa Havuç: Almanya’da yükselen ırkçılığa ve faşizme dur demek için sandığa gidin-VİDEO

    PİRHA- 2 Mart 2025’te Hamburg Eyalet Parlamentosu seçimlerinde ‘Barış ve Sosyal Adalet İçin Seçim’ adıyla yeni kurulan Die Wahl çatısı altında seçimlere katılacak olan Dr. Mustafa Havuç, “Bu seçimler göçmen bazında insanları tehlike olarak gören sistem partileriyle, insana insan olarak bakanlar arasında geçecek. Oyunuzu kullanarak ırkçılığa ve faşizme dur deyin” çağrısında bulundu.

    Hamburg’da, savaş finansmanı ve askeri müdahalelerle dolu bir siyasi atmosferde, barış ve sosyal adalet talebiyle ortaya çıkan ‘Barış ve Sosyal Adalet İçin Seçim’ adıyla kurulan bu oluşum, Hamburg halkını savaş, göçmen düşmanlığı ve ekonomik düşüşe karşı birlikte mücadele etmeye davet ediyor.

    Hamburg’da 2 Mart 2025’te gerçekleşecek Yerel Seçimler öncesi Die Wahl für Frieden und soziale Gerechtigkeit (Barış ve Sosyal Adalet için Seçim) İttifakı adaylarını belirledi. Seçimlere; Hamburg eyalet listesinden 12. sıradan aday olan Dr. Mustafa Havuç, Wahlkreis 15 Bergedorf bölge listesinde ise 1. sıradan aday.

    “YÜKSELEN IRKÇILIK VE FAŞİZME DUR DEMEK İÇİN SANDIĞA GİDİN”

    Dr. Mustafa Havuç, Almanya özelinde göçmen düşmanlığı ve ırkçılığın yükselişine dikkat çekerek, seçmenlere sandığa gitmeleri çağrısında bulundu. Hayati önemde olduğuna değindiği iki seçimin ırkçılık ve faşizme dur demek için son şans olabileceğini söyleyen Havuç, şunları dile getirdi:

    “Önümüzdeki hayati önem taşıyan iki seçim var. Bunlardan ilki 23 Şubat 2025’te Alman Federal Meclisi’ için yapılacak seçimler, diğeri ise 2 Mart 2025’te Hamburg Eyalet Parlamentosu’nun milletvekilleri seçimler var. Bu seçimler göçmen bazında insanları tehlike olarak gören sistem partileriyle, insana insan olarak bakanlar arasında geçecek. Sandığa mutlaka gitmeniz gerekiyor. Yükselen ırkçılığa ve faşizme dur demek için son şans olabilir. Bu nedenden dolayıdır ki sandığa gitmemiz elzemdir. Biliyoruz ki sizler iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırt edebilecek güce ve yeteneğe sahipsiniz. Doğru oyu kullanacağınıza inanıyorum. Sandığa gidin ve oyunuzu göçmenleri insanlık düşmanı olarak görenlerle, insana insan olarak bakanlarla mutlaka tercihinizi kullanım diyorum. Ben 2 Mart 2025’te Barış ve Sosyal Adalet İçin Seçim İttifakı’nın Hamburg Parlamentosu milletvekili adayıyım. Bizler, sizlerle birlikte hareket edersek varız. Yasadışı insan yoktur, yasadışı uygulamalar vardır. Oyunuzu kullanarak ırkçılığa ve faşizme dur deyin.”

    PİRHA/ALMANYA

  • Prof. Dr. Kenan Engin’in ırkçılığa karşı çıkması üniversitenin hoşuna gitmedi

    Prof. Dr. Kenan Engin’in ırkçılığa karşı çıkması üniversitenin hoşuna gitmedi

    PİRHA – Prof. Dr. Kenan Engin, öğrencilere yönelik ayrımcılığı gündeme getirdiği gerekçesiyle Almanya’da Özel Akkon Üniversitesi’nden işten çıkarılmıştı. Hukuki süreç devam ettigi için bu konuda konuşmak istemediğini belirten Engin, üniversiteden uzaklaştırıldıktan sonra güçlü bir dayanışma gördüğünü söyledi. Engin, “Bir nevi mesele dünyanın birçok ülkesindeki akademisyenlerin gündemi haline geldi” dedi.

    Almanya’nın farklı üniversitelerinde dersler veren Prof. Dr. Kenan Engin, 2018 yılından bu yana çalıştığı Özel Akkon Üniversitesi’nden 29 Temmuz 2024’te süresiz olarak işten çıkarıldı.

    Almanya’da yayınlanan haberler ve basın açıklamalarına göre üniversite içinde öğrencilerin kendisine, nasıl ayrımcılığa uğradıklarına dair yaptığı başvuruları gündem yapan Kenan Engin’e üniversite yönetimi “Üniversitenin huzurunu bozuyorsun” diyerek önce uyardı ve nisan ayından itibaren çeşitli sınırlamalar getirdi. Önce üniversite Rektörü Prof. Dr. Andreas Bock ve Üniversite Müdürü Benjamin Kobelt tarafından ders vermesi durduruldu. Daha sonra başka bir bölüme gönderildi. Ardından ise verdiği bütün dersler iptal edildi.

    Diğer öğretim üyeleri ve öğrencilerle temas kurması da yasaklanan Prof. Dr. Engin dayatılanları kabul etmediği için temmuz sonunda süresiz olarak işten çıkarıldı. Keyfi uygulamalara tepki gösteren Prof. Engin, İş Mahkemesi’ne başvurarak dava açtı. İlk olarak 9 Eylül’de görülmesi gereken dava, Engin’in avukatı rahatsızlandığı için başka bir tarihe ertelendi.

    Konuya ilişkin bir basın açıklaması yapan Almanya Berlin Türk Cemiyeti Prof. Dr. Kenan Engin’in üniversitede ögrencilere karşı uygulanan ırkçı tutuma karşı  koyması ve önlem alması gerektiğini söylemesi üniversitenin hoşuna gitmediği ve kendisine ‘sen bunları gündemleştirirsen, sen bunları konu edersen ortak çalışmamızın çok zemini kalmaz’ gibi bir tepkiyle tehdit edildiğini belirtti. Aynı zamanda hocalarını desteklemek isteyen ögrencilerin açtığı imza kampanyasının dikkate alınmadığı belirtiliyor.

    Prof. Dr. Kenan Engin, sorularımızı yanıtladı.

    PİRHA: Ayrımcılık ve nefret dili son yıllarda mülteciler üzerinden yükseliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    KENAN ENGİN: Almanya genelinde zaten giderek artan sağcı bir eğilim var. Daha bugün itibariyle Almanya’daki Brandenburg eyaletindeki seçim sonuçlarını aldık. Sonuçlara bakılırsa Almanya’da gelişen sağ eğilimin ne boyutlarda olduğunu görmek mümkün. AfD seçimlerde epey oy aldı. Bu da ırkçı parti olarak bir nevi adlandırılıyor. Bunlar yüzde 30’un üzerinde oy aldılar. Bu oranla da ikinci parti durumuna geldiler. Çok az bir farkla birinci parti olamadılar. Önümüzdeki seçimlerde sağcı partinin iktidara gelmesi mümkün. Bu sağcı parti, tamamiyle ırkçı ve yabancı düşmanlığı üzerine, nefret söylemi üzerine oluşturulmuş bir politika izliyor. Bu söylemlerle Almanya’da yüzde 30’un üzerinde oy almak demek bu toplumun hangi yöne doğru sürüklendiğinin işaretidir. Evet giderek artan bir ırkçılık var. Bu ırkçılık da yabancı düşmanlığı üzerine kurulmuş bir ırkçılık.

    “SÖYLEMLERLE SAĞ EĞİLİMİ DURDURMAK ÇOK MÜMKÜN DEĞİL”

    -Siz de göç etmiş bir akademisyen olarak bu sorunun çözümünün ne olduğunu düşünüyorsunuz?

    İşin doğrusu Almanya politikası da ciddi anlamda bir trajedi yaşıyor deyim yerindeyse. Çok ciddi bir çözüm önerileri, çok ciddi bir politik çözümleri yok. Çözümleri olsaydı zaten bu eğilim yıllardır devam eden bir eğilim, 2012-2013’lerden bu yana yani son 10 yılın eğilimi. Bilimsel dünyada da bilimle uğraşan insanların, akademisyenlerin, aydın kesimin ciddi sıkıntıları var bu konuda da. Onların da ciddi bir çözümleri yok. Şu ana kadar ki tek çözüm, tek önerilen şey AfD(Almanya İçin Alternatif Partisi) dediğimiz sağ partinin ne kadar ırkçı bir parti olduğunu söylemle dile getirerek bir nevi buna karşı önlem almaya çalıştılar, bunun gelişimini durdurmaya çalıştılar. Ama bu söylem partiyi Almanya’da giderek daha da güçlendirdi. Enteresan bir durum. Sol kesimden, sosyal demokrat kesimden veya normal insanlardan AfD’nin aldığı eleştiriler partiyi toplum içerisinde daha da popüler hale getirmeye başladı. Benim perspektifimden bakacak olursam şu aşamada bu sorunu durdurabilecek çok ciddi bir duruş Almanya’da göremiyorum maalesef. Şu an ki sosyal demokratlardan tutun Hristiyan demokratlara kadar oldukça pasif sadece AfD kültürüne göre oluşturulmuş bir söylem. Ve bu söylemle de sağ eğilimi durdurmanın çok mümkün olabileceğini düşünmüyorum. Daha gerçekçi, reel politikalar geliştirmek zorundalar. Reel politikaların temellerinden biri Doğu Almanya’da özellikle sağ eğilim çok güçlü, Doğu Almanya bir nevi Türkiye’nin doğu ve güneydoğusu diyelim. Yani her anlamda geri kalmış ekonomik yatırımlardan tutun da oradaki insanları Batı Almanya’daki insanlarla eşit görme noktasına kadar çok ciddi sıkıntılar var. Dolayısıyla da iktidarın veya güç odaklarının bu noktaya yönelmesi lazım. Bu şekilde belki sorun, bir nebze olsun çözülebilir. Ama bu da gerçekten bir çözüm müdür, işin doğrusu çok emin değilim.

    “İNANILMAZ BİR DESTEK ALDIM, BİRÇOK ÜLKEDEKİ AKADEMİSYENLERİN GÜNDEMİ HALİNE GELDİ”

    -Üniversiteden uzaklaştırıldıktan sonra nasıl bir dayanışma gördünüz?

    İyi olan taraflardan biri üniversitenin bu tutumuna karşı üniversitedeki öğrencilerden, özellikle benim öğrencilerimden inanılmaz bir destek aldım. ‘Biz Profesör Engin’i geri istiyoruz, böyle şey olmaz’ diyerek inanılmaz bir baskı oluşturdular üniversite üzerinde. Üniversite de çok dinlemeyip yapmak istediğini yaptı. Sadece üniversite değil Almanya çapında da çeşitli üniversitelerde çalışan Alman akademisyenler, profesör arkadaşlar büyük bir imza kampanyası başlattılar. Beklenen 40-50 insanın imza atma düşüncesiydi ama bir anda yüzlerce hatta binleri bulan bir aktiviteye dönüştü. Şu an itibariyle toplam Avrupa’nın birçok ülkesi dahil Amerika ve Türkiye den 1000 yakın akademisyen dayanışma mektubunu imzaladı. İnanılmaz derecede bir destek. Bu tabi oldukça sevindirici bir durum. Sadece bununla kalmadı buradaki sendikalar, vakıflar da bu konuyla ilgili açıklamalar yaptılar. Özellikle Almanya’da göç alanında çalışma yürüten kuruluşlar var. Bunlar, böylesi bir şeyin kabul edilemeyeceğine dair resmi açıklamalar yaptılar. Aynı zamanda Türkiye’den buraya gelmiş Barış Akademisyenleri de bunun kabul edilebilecek bir yanı olmadığına dair açıklama yaptılar. Bir nevi mesele dünyanın birçok ülkesindeki akademisyenlerin gündemi haline geldi. Süreç devam ediyor bakalım hangi noktaya gidecek?

    Devrim FINDIK/ALMANYA

    İLGİLİ HABERLER

     

    Prof. Dr. Kenan Engin, ayrımcılığa karşı çıktığı için Berlin’de çalıştığı üniversiten atıldı!

  • 7 Alevi çatı örgütü: Irkçılık ve asimilasyon merkezi olan Cemevi Başkanlığı derhal kapatılmalı

    7 Alevi çatı örgütü: Irkçılık ve asimilasyon merkezi olan Cemevi Başkanlığı derhal kapatılmalı

    PİRHA- Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü işbirliğinde yapılan, Türbanlı ve bozkurt işareti yapan gençlerin katıldığı gençlik kampı büyük tepki çekti. Ortak yazılı bir açıklama yapan 7 Alevi örgütü, “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yok hükmünde olduğunu defalarca ifade etmiştik. Irkçılık ve asimilasyon merkezi olan bu kurum derhal kapatılmalıdır” dedi. 

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü işbirliğinde 30 Temmuz-4 Ağustos günleri arasında 9 ilden toplam 51 gencin yer aldığı “Bir Olalım, İri Olalım ve Diri Olalımtemalı “Hacı Bektaş Gençlik Kampı” Nevşehir’de yapıldı.

    Türbanlı gençlerin de yer aldığı kampa katılan öğrencilerden bazılarının bozkurt işareti yaparak fotoğraf çektirmesi Alevi örgütlerinin ve Alevi toplumunun büyük tepkisini çekti.

    Ortak yazılı bir açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kastederek, “Irkçılık ve asimilasyon merkezi olan bu kurum derhal kapatılmalıdır” dedi.

    Alevi örgütlerinin ortak açıklaması şöyle:

    “Irkçılık ve asimilasyon merkezi olan bu kurum derhal kapatılmalıdır.
    Gençlerimizin Yola olan inanç ve duyguları üzerinden ırkçılık propagandası yapanlar unutmasın ki Aleviliğin kodları sizi ve sizin gibileri de Yoldan atacaktır. Cumhurbaşkanının bir kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yok hükmünde olduğunu defalarca ifade etmiştik.

    “BOZKURT İŞARETİNİ MEŞRULAŞTIRMAYA ÇALIŞANLAR SUÇLUSUNUZ”

    Geçtiğimiz günlerde sosyal medyadan paylaşılan bir fotoğraf ile amaçlananın ne olduğunu somut olarak gördük. Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile ortaklaşa yaptıkları icraattan ırkçılık propagandası çıktı. Aleviler Maraş’ta katliama uğrarken, Çorum’da canlarına kastedilirken ve Madımak otelinde ateşe verilirken hep bu işaret yapıldı. Evet bozkurt işareti yapmak tüm katliamları onaylamaktır. Biz Aleviler ülkemizde ve dünyada herhangi bir kimliğin, inancın diğerinden üstün olduğu iddiasını kesin olarak reddederiz. Zira 72 millete bir nazar ile bakmayan bizden değildir. Zorunlu din derslerinden söz etmeyip, Madımak otelinin utanç müzesi olması ile ilgili ses çıkarmayıp katliamların sembolü olmuş bozkurt işaretini meşrulaştırmaya çalışanlar, suçlusunuz! Kalender Çelebiden Pir Sultan Abdal’a, Koray Kaya’dan, Ali İsmail Korkmaz’ın yüzüne bakamayacak kadar suçlusunuz!

    “GÜN HÜSEYNİ DURUŞU GÖSTERME GÜNÜDÜR”

    Bu vesile ile inkarcılık, ırkçılık ve asimilasyon merkezi olan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın herhangi bir etkinliğine destek olan pir, dede, baba, ana ya da akademisyen, her kim olursa olsun, Kerbela’dan bugüne kadar inancımızı yok sayan inkar eden anlayışa hizmet ettiğini unutmamalıdır. Gün Hüseyni duruşu gösterme günüdür.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Celal Fırat: Suriyeli mültecileri darp eden, öldüren şahıslara yönelik kaç tutuklama yapılmıştır?

    Celal Fırat: Suriyeli mültecileri darp eden, öldüren şahıslara yönelik kaç tutuklama yapılmıştır?

    PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, 17 yaşındaki Suriyeli Ahmed Handan El Naif’in, 3 kişi tarafından öldürülmesine ilişkin TBMM’ye soru önergesi iletti. Fırat, konuyla ilgili İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya “Suriyeli mültecilerin hanelerine girip onları darp eden, öldüren, ev ve işyerlerini yakıp yıkan şahıslara yönelik bugüne kadar kaç tutuklama yapılmıştır?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, 2 Temmuz 2024’te, Antalya’nın Serik ilçesinde 17 yaşındaki Suriyeli Ahmed Handan El Naif’in öldürülmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına soru önergesi sundu.

    “OLAYLARA GÖZ YUMULDUĞU HİSSİ UYANDIRMAKTA”

    Milletvekili Fırat, Suriyeli El Naif’in ırkçı saiklerle sokak ortasında 3 kişi tarafından bıçaklanarak katledilmesine ilişkin şu açıklamayı paylaştı:

    “Yerel kaynaklardan aktarılan bilgilere göre öldürülmeden birkaç gün önce Suriye’de bulunan ailesi tarafından iç savaşa kurban gitmesin diye daha güvenli diye düşündükleri Türkiye’ye gönderilen Ahmed, 8 kişi ile aynı evde kalarak mevsimlik işçi veya otellerde çalışmak için gelmişti.

    Kayseri yaşanan mültecilere yönelik pogrom girişimi ile beraber Suriye’nin kuzeyinde Türk kontrol noktalarına yönelik saldırılarla eş zamanlı başlayan şiddet sarmalı başka illerle birlikte Antalya’da da yaşanmıştır.

    Ahmed’in 8 arkadaşı ile birlikte kaldıkları eve öğlen saatlerinde yönelen yaklaşık 40 kişilik grup ‘Suriyelileri istemiyoruz’ diye sloganlar atarak eve zorla girerek evdekileri darp etmeye başlamış, o esnada fırsatını bulup saldırgan grubun elinden kurtularak evden kaçan Ahmed koşarak uzaklaşmış, ancak saldırganlar motosikletle peşine düşerek yakalayıp darp etmeye başlamış ve sonrasında bıçaklayarak öldürmüştür.

    Cinayetin ardından faillerden üçü yakalanıp gözaltına alınmıştır. Cenazesi morga kaldırılan Ahmed’in Suriye’de yaşayan ailesinin Türkiye’ye gelme olanakları olmadığı için naaşın kimsesizler mezarlığına defnedileceği iddia edilmektedir.

    Cinayetin ardından özellikle Serik’te yaşayan mülteciler tedirginlik yaşamaktadır. Aynı günün gecesinde benzer saldırılar Antalya’nın Kepez, Aksu ve Gazipaşa ilçelerinde de evler taşlanarak, bazı dükkânlar yakılmış ve araçlar kundaklanmıştır.

    Günlerdir açık bir şekilde sürdürülen şiddet olaylarının önüne geçilmemesi, etkin müdahalede bulunulmaması ve güvenlik tedbirlerinin alınmaması olaylara göz yumulduğu hissi uyandırmaktadır.

    Toplumun en alt tabakasına itilen, hor görülüp aşağılanan, sömürülen mültecilere ve işçileştirilen mülteci çocuklara yapılan saldırıların -iktidar yetkililerince- önüne geçilmezse telafisi imkânsız daha vahim sonuçlarla karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır.

    İktidarın Suriye’ye dönük son zamanlardaki söylemleri ve politikalarının da bu yaşananlardan bağımsız olmayacağı görülmelidir. Tüm bunlara karşı her türlü nefret dilinden ve şiddet çağrılarından uzak durulmalı, birlikte yaşamı savunmalıyız.”

    “2 TEMMUZ’DAN İTİBAREN KAÇ SALDIRI YAŞANDI?”

    Milletvekili Celal Fırat, Ahmed Handan El Naif cinayetine ilişkin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya tarafından yanıtlanması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “Mülteci olmak zorunda kaldığı Türkiye’de öldürülen 17 yaşındaki Ahmed Handan El Naif’in naaşının kimsesizler mezarlığına defnedileceği iddiaları doğru mudur?

    Irkçı saiklerle Antalya’da katledilen Suriyeli 17 yaşındaki Ahmed Handan El Naif’in naaşı neden ailesine verilmemektedir?

    Olayların başladığı 2 Temmuz gününden itibaren hangi illerde mültecilere yönelik kaç saldırı olayı yaşanmıştır? Ölü, yaralı sayısı ve maddi hasar miktarı belli midir?

    Suriyeli mültecilerin hanelerine girip onları darp eden, öldüren, ev ve işyerlerini yakıp yıkan şahıslara yönelik bugüne kadar kaç tutuklama yapılmıştır?

    Mültecilere yönelik bu saldırıları yapanlardan yakalananların yaşları, eğitimleri, işleri, memleketleri veya siyasi parti aidiyetlerine ilişkin bilgiler elde edilmiş midir? Varsa kamuoyuyla paylaşılacak mıdır? Çünkü, örneğin Kayseri’de yaşanan saldırılarda, saldırganların bir kısmının Kayserili olmadığı yönünde kamuoyuna iddialar yansımıştır.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Göçmenlerle dayanışmaya devam edeceğiz’ – VİDEO

    ‘Göçmenlerle dayanışmaya devam edeceğiz’ – VİDEO

    PİRHA – Göçmen düşmanı saldırılara karşı Şişhane Meydanı’nda açıklama yapan 34 emek, meslek ve demokratik kitle örgütü, pogromların, nefret saldırılarının ve ırkçı politikaların karşısında durarak göçmenlerle dayanışmaya devam edeceklerini vurguladı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesinin çağrısıyla Şişhane Meydanına bir araya gelen 34 emek, meslek ve demokratik kitle örgütü, Kayseri’de Suriyeli mültecilere karşı yapılan ırkçı saldırıları protesto etti. Yüzlerce kişinin katıldığı eylemde, “Irkçılığa ve göçmenleri hedef gösteren saldırılara karşı dayanışmayı yükseltiyoruz” pankartı açılırken, sık sık, “Yaşasın hakların kardeşliği”, “İstismarın faili göçmen değil erkektir”, “Irkçılık öldürür dayanışma yaşatır” sloganları atıldı.

    Basın açıklamasını İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, okudu.

    Kayseri’de 3 gün önce bir çocuğun Suriyeli bir erkek tarafından cinsel istismara maruz bırakılması haberi üzerine kışkırtılan grupların Suriyelilerin yaşadığı mahallelere saldırıp, araçları ve evleri yakmaları, işyerlerini talan etmeleri ile başlayan olayların, istismar olayının ötesinde açık bir göçmen düşmanlığı saikiyle ve göçmenlerin can güvenliklerini tehdit eder boyutta yayılarak devam ettiğini ifade eden Yoleri, dün Antalya’da Ahmet Handan El Naif isimli göçmen çocuğun sokakta yürürken önünün kesildiğini ve bıçaklanarak öldürüldüğünü kaydetti. Yoleri, açıklamanın devamında şunlara yer verdi:

    “NEFRET SALDIRILARI GÖÇMEN DÜŞMANI POLİTİKALARDAN BESLENENLERİ GÜÇLENDİRİYOR”

    “Biz, çocuk istismarı ve erkek şiddetini önleme ve cezalandırma yükümlülüğünün kamu kurumlarında olduğunu ve bu olaylar bahane edilerek örgütlenen nefret saldırılarının göçmen düşmanı politikalardan beslenenleri güçlendirdiğini biliyoruz. Biz, bu topraklarda göçmen olarak yaşamak zorunda kalanların emperyalizmin kışkırttığı bölgesel paylaşım savaşlarının sonuçlarını yaşadıklarının, AB ülkelerinin iltica hakkını tanımayarak AKP-MHP iktidarının inşa ettiği baskıcı rejime su taşıdığının, seçim kampanyalarında Suriyelileri “sorun” olarak tanımlayıp ülkelerine göndermekten bahsedenlerin bu göçmen düşmanı düzeneği sürdürdüğünün farkındayız.

    “GÖÇMENLERLE DAYANIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Göçmen işçilerin insanlık dışı koşullarda yaşamalarının ve çalışmalarının nedeninin ise sermayenin kâr hırsı olduğunu, tıpkı erkek şiddetinin ırkı, dini, milliyeti olmadığını bildiğimiz gibi biliyoruz. Biliyoruz ki ne düşük ücretlerin ne yüksek kiraların, ne enflasyonun nedeni göçmenler değil, ülkeyi yönetenlerin politikalarıdır. Göçmenlere karşı saldırganlığa ve ırkçılığa temel sağlayan da yine hükümetin mülteci haklarını tanımayan yaklaşımıdır. Olası bir katliam, bir pogrom olasılığı da gözetilerek acilen göçmen karşıtı saldırıların durdurulması için etkin önlemlerin alınmasını, saldırganların cezalandırılması için adli sürecin aciliyetle işletilmesini istiyoruz. Pogromların, nefret saldırılarının ve ırkçı politikaların karşısında durarak göçmenlerle dayanışmaya devam edeceğiz.”

    İMZACI KURUMLAR

    Antikapitalistler, Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), İstanbul Şubesi, DEM Parti Göç ve Mülteciler Komisyonu, DSİP, Eko Anarşistler, Ekoloji Birliği, Emek ve Adalet Platformu, Enternasyonal Dayanışma, Göç Araştırmaları Derneği, Göç İzleme Derneği, Göçmen Sendikası Girişimi, Halkların Köprüsü Derneği, Hepimiz Göçmeniz Irkçılığa Hayır Platformu, Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De,  İşçi Demokrasi Partisi, İşçi Emekçi Birliği, İklim Adaleti Koalisyonu, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, İnsan Hakları Gündemi Derneği, İstanbul Geri Dönüşüme Katkı Derneği, İzmir Mülteci Dayanışma Platformu, İzmir Müzisyenler Derneği, İzmir Yeşil Gelecek Derneği, Jineps Gazetesi,  Kadın Dayanışması Marksist.org, Mülteci Medyası, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, Sınırsız Dayanışma, Validebağ Direnişi, Validebağ Savunması, Yaşamak Sosyal Alan ve Dayanışma Derneği, Yeşil Sol Parti Mültecilerle Dayanışma Çalışma Grubu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kılıçkaya ırkçılığa dikkat çekti: Örgütlü mücadelenin hayati olduğunu biliyoruz

    Kılıçkaya ırkçılığa dikkat çekti: Örgütlü mücadelenin hayati olduğunu biliyoruz

    PİRHA- Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya, en büyük suçun ırkçılık olduğunu belirterek, “Avrupa’da tarih tekerrür mü ediyor?” sorusunu sordu. Kılıçkaya, Almanya’da milyonlarca insanın sokağa çıkarak ‘bir daha asla’ dediğini hatırlattı ve “Çünkü, meydanlar vicdana, yüzleşmelere, sorgulamalara çağırıyor herkesi” dedi.

    Avrupa’da yükselen ırkçılık dalgasının artık korkusuz, kompleksiz bir şekilde Nazi dönemi söylem ve eylemlerle demokrasinin evrensel değerlerine saldırdığını belirten Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya, son donemde göçmenlerin onurunun fütursuzca çiğnenmeye gidildiğine vurgu yaptı.

    Kılıçkaya, mevcut siyasi konjektürün en mağdur toplumsal katmanlarından sadece biri olan Alevilerin ortak gelecek ve hakikati savunmak adına, demokratik-laik bir sistemde amasız-fakatsız eşit vatandaşlar olarak yaşamak istediğini sokağa çıkarak, yüksek telden dillendirerek gösterdiğini ifade etti.

    GÖÇMENLERE YÖNELİK IRKÇILIK VE AŞIRI SAĞ PARTİLER

    Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya’nın yazısı şöyle:

    “Savaşların, yoksulluğun, gericiliğin ve toplumsal tahribatların arttığı bir süreçte, barışı, özgürlüğü, eşitliği ve farklı kültürlerin bir arada, eşit koşullarda, eşit haklarla yaşaması için çabaladığımız bir dönemde, Avrupa ülkelerinde aşırı sağ partilerin önemli derecede güç kazandığı su götürmez bir gerçektir. Bulunduğu toplum nazarında yükselişe geçmiş, farklı yöntemlerle örgütlenmiş, yayılmış ve ana akımlaşmıştır. Birçok ana akım parti politik çizgilerinden tavizler vererek, hatta vaz geçerek, güçlenen aşırı sağ partiler karşısında daha fazla seçmen kaybı yaşamamak amacıyla bu partilerin özellikle göçmenler konusundaki propagandalarını çalmıştır. Böylece, göçmenlere yönelik ırkçı propaganda Almanya, Avusturya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İspanya ve İtalya’daki aşırı sağ partilere meşruiyet kazandırmıştır.

    Bu durumda, hepimiz şunu açıkça görüyoruz ki; artık ne Almanya Willy Brandt dönemi Almanya’sı, ne İsveç Olof Palme dönemi İsveç’i ne de Fransa Fransua Mitterrand dönemi Fransa’sıdır. Bu haliyle Avrupa, doğmaya karşı aklın, dinsel tutuculuğa karşı laikliğin, köleliğe karşı eşitliğin, insan haklarının, hayvan haklarının, çocuk haklarının, erkek-kadın eşitliğinin, doğa korumacılığın, çevreciliğin, toplumsalcılığın, kişisel özgürlükçülüğün Batı’sı olmaktan hızla uzaklaşarak, yükselen popülist aşırı sağ partilerin adeta oy patlaması yasadığı bir kıta olmaya başlamıştır.

    “NAZİ DÖNEMİ SÖYLEMLERLE GÖÇMEN ONURUNA FÜTURSUZCA SALDIRIYORLAR”

    Dahası, Avrupa ülkelerindeki popülist aşırı sağ partilerin birbirleriyle işbirliği içerisinde hareket ettiklerine de tanık olmuşuzdur. Temel ortak özelliklerinden biri ülkelerinin AB’den ayrılmasını savunmak olan bu partiler, Avrupa Parlamentosu’nda (AP) bir siyasi grup kurmayı da başarmıştır.

    Avrupa vatandaşlarının geleneksel ortak değerleri artık paylaşmadıklarını, sert kültür savaşlarına yöneldiklerini görerek, Avrupa’da güçlerini arttırmaya başlayan aşırı sağcı partileri ortaya çıkaran ve onların oy kazanmalarına neden olan faktörleri incelemek ve bu partileri klasik faşist partilerden ayıran yönlerini araştırmak zorundayız.

    Zira, artık korkusuz, kompleksiz bir şekilde Nazi dönemi söylem ve eylemlerle demokrasinin evrensel değerlerine saldırıyor, göçmenlerin onurunu fütursuzca çiğniyorlar. Bundan dolayı, mevcut siyasi konjektürün en mağdur toplumsal katmanlarından sadece biri olan Aleviler olarak, ortak geleceğimiz ve hakikati savunmak adına, demokratik-laik bir sistemde, amasız-fakatsız eşit vatandaşlar olarak yaşamak istediğimizi sokağa çıkarak, yüksek telden dillendirerek gösteriyoruz. Örgütlü bir mücadelenin ne kadar hayati olduğunu biliyoruz.

    “MEYDANLAR YÜZLEŞMEYE, VİCADANA ÇAĞIRIYOR HERKESİ”

    Batı’nın siyasal örgütleri, kurumları, partileri, sendikaları, ülke içi haksızlıklara karşı ses ve eylem yükseltme becerilerini henüz yitirmemiş olduğunu bir fiil yaşayarak görüyoruz.

    Almanya genelinde milyonlarca insanın sokağa çıkması, «Nie wieder 1933» (Bir daha asla : 1933) diye haykırması, geleceğe dair çok umutlu. Artık kaybedecek şeylerin sınırına gelmiş ve güzel yaşamak isteyen bir kalabalığın varlığını görmek, bu onurlu direnişi yüreğimizin derinliklerinde hissediyor, dayanışmanın öneminden doğan bu umut ışığını heyecan verici buluyoruz. Çünkü, meydanlar vicdana, yüzleşmelere, sorgulamalara çağırıyor herkesi.

    Artık, insanın insanlaşması doğrultusunda verdiğimiz savaşım milyonların ortak sesidir. Bundan dolayı, bu ırkçı zihniyet karşısında milim geri durmayız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kılıçdaroğlu: Sarayın trolleri milyonlarca Kürt’e terörist muamelesi yapıyor, utanç verici-VİDEO

    Kılıçdaroğlu: Sarayın trolleri milyonlarca Kürt’e terörist muamelesi yapıyor, utanç verici-VİDEO

    PİRHA-Sosyal medya hesabından ‘Kürtler’ başlıklı bir video yayımlayan CHP lideri ve Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, “Saray ne zaman seçimi kaybedeceğini görse Kürtlere toplu bir yaftalama, terörist muamelesi yapma durumu başlıyor. Utanç verici. 3-5 oy için kardeşliğe kimsenin zarar vermesine asla ve asla izin vermeyeceğim” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu sosyal medya hesabından ‘Kürtler’ başlıklı bir video yayımladı. “Saray ne zaman seçimi kaybedeceğini görse Kürtlere toplu bir yaftalama, terörist muamelesi yapma durumu başlıyor. Utanç verici” dedi.

    “KARDEŞLİĞE KİMSENİN ZARAR VERMESİNE İZİN VERMEYECEĞİM”

    Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

    “Sevgili halkım, son yıllarda ne zaman seçim konuşsak, saray ne zaman seçimi kaybedeceğini görse Kürtlere toplu bir yaftalama, terörist muamelesi yapma durumu başlıyor. Utanç verici. Gerçekten de utanç verici. Şu anda milyonlarca Kürt’e terörist muamelesi yapılıyor. Her gün durmadan. Her gün milyonlarca lirayı sosyal medya trollerine harcıyorlar. O troller bana hakaret edebilmek adına Kürtlere terörist muamelesi yapıyorlar. İnsanımızı, devlete yabancılaştırıyorlar. Ne için? Üç beş oy için. Utanmıyorlar. Gerçekten de utanmıyorlar. Bay Kemal’e iftira atacaklar diye milyonlarca insanın haysiyeti ile oynanır mı? Allah aşkına söyleyin bana milyonlarca insanın haysiyeti ile oynanır mı? Sevgili halkım siz bu yaptıkları propagandaya sakın ama sakın kanmayın. Kardeşlik hukukumuzu kesinlikle unutmayın. Türk ile Kürt’ü kardeş yapan kader var. Kader bizi bir araya getirdi. Kader bize kardeş olun dedi. Kader bizi Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da koyun koyuna yatırdı. Kardeş sevgisi gibi derin bir sevgi yoktur. Yüzyıllardır beraber kaldık, yaşadık. Hiç birimiz yolumuza yalnız gitmedik, gidemedik. 3-5 oy için kardeşliğe kimsenin zarar vermesine asla ve asla izin vermeyeceğim. Az kaldı.”

    Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL

     

  • Üsküdar Amerikan Lisesi öğrencilerinin Musevi öğrencilere Nazi selamına büyük tepki

    Üsküdar Amerikan Lisesi öğrencilerinin Musevi öğrencilere Nazi selamına büyük tepki

    Türkiye’nin en prestijli eğitim kurumlarından biri addedilen Üsküdar Amerikan Lisesi (ÜAL), ırkçılıkla gündemde. ÜAL öğrencilerinin Ulus Musevi Lisesi ile futbol maçında gol sonrası toplu olarak Nazi selamı verdiği belirtiliyor. Okul açıklama yapacak.

    Liseler arası bir futbol maçında Yahudilere yönelik ırkçılık yapıldı. İstanbul’da Üsküdar Amerikan Lisesi’nin oyuncularının, Ulus Musevi Lisesi oyuncularına karşı gol sevinçlerini toplu olarak Nazi selamıyla ‘kutladığı’ belirtiliyor.

    TOPLUCA NAZİ SELAMI

    Velilerin doğruladığı, okulun çok sayıda mezununun tepki gösterdiği olay, İzzet Stamati isimli Twitter kullanıcısı tarafından gündeme getirildi. Stamati, “Bugün oynanan liseler arası futbol müsabakasında Üsküdar Amerikan Lisesi oyuncuları Ulus Musevi Lisesi oyuncularına gol sevinçlerini Nazi selamı vererek kutlamışlar. Hem de bir tanesi değil topluca yapmışlar” mesajını paylaştı. Stamati, olayın görüntülü kanıtının bulunduğu bilgisini de verdi.

    Avlaremoz’un haberine göre, UÖML öğrencileri yorum yapmak istemedi. Veliler ise olayın gerçekleştiğini doğruladı. UÖML müdürü Funda Kara’nın çok üzgün olduklarını, ÜAL ve müsabakayı düzenleyen kurum ile iletişimde olduklarını açıkladı. UÖML öğrencilerinin olay sırasında tepki gösterdiği de belirtildi.

    TÜRKİYE YAHUDİ TOPLUMU: OLAYI TAKİP EDİYORUZ

    Türkiye Yahudi Toplumu da olayı doğrulayarak, olayı takip ettiklerini ve gerekli girişimlerde bulunduklarını açıkladı. ÜAL okul müdürü Özgür Akas’ın konuyla ilgili bugün basın açıklaması yapması bekleniyor.

    Geçmişte İngilizce hazırlık sınıfı seviyesinden itibaren müfredatında ırkçılık karşıtlığını ve çoğulculuğu teşvik etmesiyle tanınan okulun öğrencilerinin bu tavrı, başta birçok eski mezun olmak üzere çok sayıda kişi tarafından sosyal medyada kınandı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • DİSK Gıda İş: Göçmenlere karşı yürütülen ırkçı politikalara karşı durmaya çağırıyoruz

    DİSK Gıda İş: Göçmenlere karşı yürütülen ırkçı politikalara karşı durmaya çağırıyoruz

    PİRHA-DİSK Gıda İş sendikası, deprem bölgesindeki işkence ve ırkçı uygulamalara dair “Mültecilerin üzerinden elinizi çekin” başlıklı yazılı bir açıklama yayınladı. Sendika, “Tüm işçi, emekçi halkımızı, göçmenlere karşı yürütülen politikalara karşı durmaya, barış ve kardeşliği savunmaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “Mültecilerin üzerinden elinizi çekin” başlıklı yazılı bir açıklama yayımlayan DİSK Yönetim Kurulu Üyesi ve Gıda-İş Genel Başkanı Seyit Aslan, deprem bölgesindeki işkence ve ırkçılık uygulamalarına tepki gösterdi. Aslan, açıklamasında “Tüm işçi, emekçi halkımızı, göçmenlere karşı yürütülen politikalara karşı durmaya, barış ve kardeşliği savunmaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “ACIMIZ DA BÜYÜK ÖFKEMİZ DE”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Maraş ve Antep merkezli yaşanan yıkıcı depremde başta yurttaşlarımız, göçmenler olmak üzere ülkemizde yaşayan on binlerce insan hayatını kaybetti, yüz bini aşkın yaralı var. Türkiye halkının başsağlığı, yaralılarımıza acil şifa diliyoruz. Acımız da büyük, öfkemiz de.

    Daha ulaşılamayan, hiç dokunulmayan enkazlar var. On binlerce canımız enkaz altında kurtarılmayı bekliyor. Ülkeyi yönetenler yıllardır geliyorum diyen deprem karşısında önlem almadıkları gibi, deprem enkazlarına müdahale etmede, yardımların ulaşmasında ne yazık ki gerekenler yapılmıyor. Yaşanan ölümler, yıkımlar karşısında görevlerine yapamayan iktidar ve kimi burjuva partileri ve siyasetçileri göçmenleri hedef göstermeye başladılar. Göçmenlerin yağma yaptıkları, ölülerin üzerinden ziynet eşyası çaldıkları, dükkânları yağmaladıkları, sınırları geçerek Türkiye’ye yığınak yaptıklarına dair haberler yayıyorlar. Irkçı, şoven ve milliyetçi duyguları kışkırtarak göçmenleri hedef göstererek linç girişimleri provaları yapıyorlar. Bu anlayış ve yaklaşımlar, ülkemizdeki göçmenlerin yaşamını güvensiz hale getiriyor.

    “IRKÇI KIŞKIRTMALARA PRİM VERMEYELİM”

    Göçmenlerin ziynet eşyası çaldıkları, evleri ve dükkânları soydukları yalandır. Deprem bölgesinde yapmış olduğumuz gözlemler ve gelen bilgiler göçmenlerin yurttaşlarımızın yaşadığı sorunların aynısını yaşadıkları gerçeğidir. Ve göçmenler aynı zamanda arama kurtarma çalışmalarına katılarak ayrım yapmadan bir canlıyı kurtarmak için canla başla çalıştıklarıdır. Yaşanan bunca acılar içinde göçmenleri hedef göstererek, ırkçı ve şoven söylemlerle provokasyon yaratmak isteyenlere geçit vermeyeceğiz.

    Tüm işçi, emekçi halkımızı, göçmenlere karşı yürütülen politikalara karşı durmaya, barış ve kardeşliği savunmaya çağırıyoruz. Ayrıca iktidara sesleniyoruz, ırkçı ve şoven politikalara karşısında bir an önce önlem almaya çağırıyoruz. Irkçı ve milliyetçi kışkırtmalar karşısında gerekli soruşturmaların yapılarak yaşanabilecek tehlikeli tırmanışların önlenmesi konusunda daha hızlı davranmaya çağırıyoruz. Şimdi yapılacak iş farklı milliyetlerden ve ülkelerden işçi ve emekçiler olarak dayanışmaya, yardımlaşmaya ve yaralarımızı sarmaya ihtiyaç var. Irkçı ve şoven kışkırtmalara prim vermeden, bir arada birlikte yaşamı ve geleceğimiz kurmaya ihtiyacımız var. Bir kez daha tüm halkımızı bu tür provokasyonlara karşı uyanık olmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ÖHD’den uyarı: Deprem bölgesinde işkence yapanların takipçisi olacağız; insanlık suçu

    ÖHD’den uyarı: Deprem bölgesinde işkence yapanların takipçisi olacağız; insanlık suçu

    PİRHA-Merkez üssü Maraş olan depremlerin ardından bölgelerde görülen işkence ve ırkçılık olaylarına dair yazılı bir açıklama yayımlayan ÖHD Genel Merkezi, “İşkencenin mutlak yasak olduğunu ve istisnasının olmadığını hatırlatır, işkence yapanların, buna göz yumanların yargılanmaları için gerekli hukuki süreçlerin takipçisi olacağımızı bildiririz” ifadelerine yer verdi.

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Genel Merkezi, Maraş merkezli depremlerin ardından bölgelerdeki işkence ve ırkçılık olaylarına ilişkin “İşkence ve ırkçılık suçtur” başlıklı yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada “İşkencenin mutlak yasak olduğunu ve istisnasının olmadığını hatırlatır, işkence yapanların, buna göz yumanların yargılanmaları için gerekli hukuki süreçlerin takipçisi olacağımızı bildiririz” ifadeleri kullandı.

    “SORUMLULAR BİLİNİYOR VE TEŞHİR EDİLMEKTEDİR”

    ÖHD Genel Merkezi tarafından yapılan açıklamanın tamamı şöyle:

    “Merkezi Maraş/Pazarcık olan ve 10 ili, on milyonu aşkın yurttaşı etkileyen ve on binlerce ölümün yaşandığı bir deprem felaketiyle karşı karşıya kaldık. Yaşanan depremin bir felakete dönüşmüş olmasının sebepleri ve bunun sorumluları tüm kamuoyunca bilinmekte ve her gün teşhir edilmektedir.

    Deprem öncesi gerekli önlemlerin alınmaması, çıkarılan imar afları, inşaat sektörünün ciddi bir rant alanı haline getirilmesi, tarım arazilerinin imara açılması, çarpık kentleşme vb. nedenle on binlerce insanımızın hayatı çalınmıştır. Deprem sonrası ise, devletin sorumluluğunda olan organizasyonu sağlamaması aksine engellemeler çıkarması, halkın ağır kış koşullarında kendi başına bırakılması, birçok yere ulaşılamayıp yardım götürülmemiş olması felaketi derinleştirmiştir.

    Bu ortamda toplumun büyük dayanışma duygusu ve eylemi harekete geçmiş, bir bütün olarak bireysel ya da kolektif yardımlar yapılmaya çalışılmıştır. Çöken kurumsal yapı, yapılmayan devlet yardımları karşısında çaresiz kalan halkın zorunlu olduğu ihtiyaç malzemelerine, gıdaya ulaşmak için gerçekleştirdiği bir kısım eylem belli odaklarca “yağma” olarak damgalanmıştır. Daha sonra, her depremde ve bu tür kontrolsüz ortamlarda olduğu gibi, hırsızlık vs. bir kısım adli suçların da işlendiği iddia edilmeye başlanmıştır.

    “IRKÇILIK YAYGINLAŞTIRILMAYA ÇALIŞILMAKTADIR”

    Ancak, malzemeden çalan, imar suçlarına göz yuman, inşaat rantını yiyen büyük hırsızlara dokun(a)mayanlar, bu kargaşa ortamında herkesin kendi adaletini uygulamasının önünü açmaya, alenen işkenceyi meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Sosyal medyaya yansıyan çok sayıdaki görüntüde, deprem bölgesinde yakalandığı söylenen, bir kısmı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, büyük kısmı ihtimalen Suriyeli mülteci olan kadın erkek, yaşlı genç birçok kişinin sıradan vatandaşlar ya da kamu görevlileri tarafından işkenceye maruz bırakıldıkları görülmektedir. ‘Yağma’ ve ‘hırsızlık’ gerekçesiyle yakalandığı söylenen kişilere yönelik darp, cebir, hakaret, çırılçıplak soyma vs. birçok ağır eylem gerçekleştirildiği görülmektedir.

    Bu görüntülerin yayılmasıyla tüm topluma ciddi bir mesaj verilmektedir. Halkların kolektif olarak büyük bir dayanışma ördüğü bu süreçte özellikle ‘yabancı’ düşmanlığı körüklenerek bu dayanışma ve kenetlenme hali engellenip, ırkçılık yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bir toplumsal histeri durumu yaratılarak, linç ortamı oluşturulup, deprem felaketinin gerçek sorumluları Önümüzden kaçırılmak istenmektedir.

    Belirtmek isteriz ki, bir kimse hakkındaki suçlama ne olursa olsun, yakalandığı ya da gözaltına alındığı andan itibaren devletin gözetimi altındadır. Can ve mal güvenliğinden o andan itibaren devlet sorumludur. Savaş ve olağanüstü hallerde dahi temel haklar güvence altındadır. Bir kimse bağımsız ve tarafsız bir yargı organınca hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı verilinceye kadar suçsuzdur.

    “İŞKENCE YAPANLAR İLE BUNA GÖZ YUMANLARIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Gerek ulusal düzenlemeler, gerekse uluslararası metinlere göre, kişilere işkence etmeyeceği taahhüdünü veren Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri bu taahhütlerine uymalıdır. İşkence suçları zamanaşımına tabi olmadığı gibi, kamu gücünü kullananların da içinde olması sebebiyle etkin soruşturulmalıdır. Herkesin kendi adaletini uygulamaya başladığı yerde, hiç kimse için bir hukuk güvenliğinden söz edilemez. Böyle bir ortamda can ve mal güvenliği kişilerin öç duygularına emanet edilmiş demektir.

    Gerek Adalet Bakanlığı, gerekse içişleri Bakanlığı tarafından şu ana kadar bu iddia ve görüntülere yönelik herhangi bir soruşturma açıldığına dair beyanat yoktur. Bu işkencelere dair soruşturma açılmayan her an, yönetenlerin de sorumluluğunu artırmaktadır. Özgürlük için Hukukçular Derneği olarak, işkencenin mutlak yasak olduğunu ve istisnasının olmadığını hatırlatır, işkence yapanların, buna göz yumanların yargılanmaları için gerekli hukuki süreçlerin takipçisi olacağımızı bildiririz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Duruşmada anlattılar: Polis, bize ‘Romansınız, Alevisiniz, Allah’ınız, vatanınız yok’ dedi

    Duruşmada anlattılar: Polis, bize ‘Romansınız, Alevisiniz, Allah’ınız, vatanınız yok’ dedi

    PİRHA- Katıldıkları bir düğünde gözaltına alınıp işkence ve ırkçı söylemlere maruz kalan Bayır ailesinin sanık olarak yargılandıkları davanın ilk duruşması görüldü. Mahkeme müşteki polislerin zorla getirilmesine karar verirken, bir sonraki duruşmayı 7 Haziran 2023 günü saat 10.00’a erteledi.

    31 Mayıs 2022 tarihinden katıldıkları düğünde gözaltına alınan Bayır ailesi, karakolda işkenceye ve Roman kimlikleri nedeniyle ırkçılığa maruz kaldıklarını belirterek, suç duyurusunda bulunmuşlardı.

    İşkenceye ve ırkçı söylemlere maruz bırakılan Roman ailenin şikayetçi oldukları kolluk görevlileri hakkında soruşturma bile açılmazken, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, “Hakaret, görevi yaptırmama için direnme’ iddialarıyla ceza isteminde bulunarak mağdur aileyi sanık durumuna getirdi.

    Bayır ailesinin sanık olarak yargılandıkları davanın ilk duruşması bugün İstanbul Anadolu 31. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    İşkence uygulayan müşteki dört polis duruşmaya katılmazken, sanık olarak yargılanan Resul Bayır ile Hüseyin Bayır mahkeme salonunda hazır bulundu. Celseyi çok sayıda avukat, sivil toplum kuruluşu ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) İstanbul Konsolosluğu’ndan bir temsilci izledi.

    KALEKOLDA İŞKENCE 

    Olay gününe ilişkin beyan veren Resul Bayır şunları söyledi:

    “31 Mayıs günü ailemle beraber 1 Mayıs Mahallesi’nde kına gecesine gittim. 15 dakika sonra iki memur geldi. Müziği kapattırdılar. Masada olduğumu görünce el kaldırarak selam verdiler bana. İki yıl öncesine kadar o mahallede oturduğum için beni tanıyorlardı. Alandan ayrılmak için ayağa kalktım. Düğünü dağıtmamı söyledi. Ben de düğün sahibi olmadığımı, düğün sahibiyle konuşmalarını söyledim. Düğünü dağıtmadığım takdirde kötü şeyler olacağını söyleyerek, küfrettiler. Ne hakla küfür ediyorsun dedim. Ardından bize “Size kim olduğumu göstereceğim. Siz esmer vatandaşsınız. Romansınız, Alevisiniz, Allah’ınız, peygamberiniz yok. Vatanınız, bayrağınız, saygınız yok” dedi.

    Ailemle aracıma doğru gidiyordum. Müştekiler ekip aracına gitti. Aradan 10-15 dakika sonra zırhlı araçlarla, coplarla, silahlarla geldiler. Zorla gözaltına almaya çalıştılar. Ben kendi aracımla gelirim dedim. Yanıma bir memur verin, dedim. Müştekilerden bir polis yanıma oturdu. Kendi aracımla karakola gittim.

    İçeri girdiğimde memurlar neden geldiğimi sordular. Çay, sigara verdiler. Aradan bir süre geçti. Müştekilerden biri geldi. Tekrardan hakaret etmeye başladı. “Çingenesiniz, Alevisiniz, bu mahallenin kralı kim göreceksiniz. Bana saygı göstereceksiniz” dedi.

    Bir süre sonra gidebilirsin dediler. Ailene haber ver karakolun önünden gitsinler dedi. Biz seni bırakacağız dediler. Kız kardeşimi aradım. 5-10 dakika sonra bırakacaklar siz gidin dedim. Polislerden biri gidebilirsin, dedi.

    Baktım müştekilerden biri balkondan hala beni tehdit ediyordu. Kapıya çıktım. Gidebilirsin dediler. Arabama doğru yürürken müştekilerden biri “kaçıyorsun” süsü vererek birçok polis ile saldırdılar. İçeri aldılar tekrardan. Ters kelepçe yapıp yüz üstü yere yatırdılar. Yine hakaret ettiler. Üzerime atılı suçları asla kabul etmiyorum. Görevini yapmaya direnseydim tek memur ile aracıma binip karakola gitmezdim.”

    Hüseyin Bayır da karakolda yaşadıklarını “Karakolda dövdüler. Babamın seslerini duydum. Yanına gitmek için ayağa kalktım. Tekrar dövmeye başladılar” şeklinde anlattı.

    “MÜVEKKİLLERİMİZ ROMAN KİMLİKLERİ ÜZERİNDEN HEDEF ALINDILAR”

    Av. Suzan Vargün, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olduğunu hatırlatırken; “Görevli kolluk personeli kendilerini savcılık yerine koyup keyfi işlem yapmıştır. Etkin ve etkili bir soruşturma yapılmadığı sadece adli kolluk görevlilerinin lehine delillerin toplandığı görülüyor. Deliller tam olarak toplansaydı bugün müvekkillerim mağdur olarak burada bulunacaktı. Müvekkillerimizi hedef alarak hem Roman kimliği üzerinden hedef alınmıştır. Saldırı etnik nefretin bir sonucudur. Etkin soruşturma yapılmamıştır. Makamların kusurlu şekilde iddianame hazırlandığını görüyoruz. Düğün yeri ve kalekolun kamera kayıtları alınmamıştır. Düğün sahibinin tanıklığına başvurulmamıştır. Müştekilerin polis fezlekesine göre iddianame hazırlanmıştır. Orantısız güç kullanımına ilişkin bir araştırma yapılmamıştır. Kamera görüntüleri alınsaydı gerçek görülecekti. İşkenceden suç duyurusunda bulunduk.

    Polislerin, müvekkillerin özgürlük ve güvenlik hakkını tehdit ettikleri ortadadır. İşkence bir insanlık suçudur. Suçlarını gizlemek için şikayetçi olmuştur. Kamera görüntülerin istenmesini talep ediyoruz. Üç tanığımız var. Tarafımıza süre verilmesini talep ediyoruz” dedi.

    Ara kararını açıklayan mahkeme müşteki polislerin zorla getirilmesine karar verirken, bir sonraki duruşmayı 7 Haziran 2023 günü saat 10.00’a erteledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İşkence ve ırkçılığa maruz kalan Roman ailenin yargılandığı dava yarın görülecek

    İşkence ve ırkçılığa maruz kalan Roman ailenin yargılandığı dava yarın görülecek

    PİRHA- Katıldıkları bir düğünde gözaltına alınıp işkence ve ırkçı söylemlere maruz kalan Bayır ailesinin sanık olarak yargılandıkları davanın ilk duruşması yarın görülecek. Dava öncesi Bayır ailesine destek olduklarını açıklayan 30 sivil toplum örgütü, işkence ve kötü muamele iddialarının etkin şekilde araştırılması gerektiğini dile getirdi.   

    31 Mayıs 2022 tarihinden katıldıkları düğünde gözaltına alınan Bayır ailesi, karakolda işkenceye ve Roman kimlikleri nedeniyle ırkçılığa maruz kaldıklarını belirterek, suç duyurusunda bulunmuşlardı.

    İşkenceye ve ırkçı söylemlere maruz bırakılan Roman ailenin şikayetçi oldukları kolluk görevlileri hakkında iddianame hazırlanmamışken, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, “Hakaret, görevi yaptırmama için direnme’ iddialarıyla ceza isteminde bulunarak, Ataşehir’deki polis karakolunda Roman aileye yapılan işkence ve ırkçılığın ardından iddianame hazırladı.

    Dava 17 Ocak’ta saat 09.55’te İstanbul Anadolu 31. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    30 sivil toplum örgütü görülecek duruşma öncesi yazılı bir açıklama yaparak duyarlı tüm kesimleri Bayır ailesinin yanında olmaya çağırdı.

    “MAĞDUR AİLE SANIK DURUMUNA GETİRİLDİ” 

    Örgütler yaptıkları açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “İşkenceye ve ırkçı söylemlere maruz bırakılan Roman ailenin şikayetçi oldukları kolluk görevlileri hakkında iddianame hazırlanmamışken, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, “Hakaret, görevi yaptırmama için direnme’ iddialarıyla adalet arayışındaki Bayır ailesi hakkında ceza isteminde bulunarak mağdur aileyi sanık durumuna getirdi. Haklarında açılan misilleme davaya rağmen adalet arayışından vazgeçmeyen Bayır ailesinin adalet arayışı benzer olayı tecrübe eden birçok insan için cesaret verici öneme sahiptir.

    Romani Godi (Roman Hafıza Çalışmaları Derneği) ve ERRC (Avrupa Roman Hakları Merkezi) süreci takip etmekte ve tüm ilgilileri Antigpypsizme (Roman Karşıtlığı) karşı dayanışmaya davet etmektedir. Adalet arayışında dayanışma ikliminin inşa edilmesine yönelik Romani Godi, Bayır ailesiyle dayanışma metnini sivil toplum örgütlerinin imzasına  açtı. 30 imzacı sivil toplum örgütü Bayır ailesiyle dayanışma içinde olduğunu ve Bayır ailesinin adalet arayışı sürecinde dayanışma içinde olduğumuzu bildirirken; Adalet Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na (TİHEK) sorumlulukları yerine getirmeye çağırıyor.

    ADALET ARAYIŞI SUÇ DEĞİLDİR!”

    31 Mayıs 2022 tarihinde İstanbul, Ataşehir ilçesi Mustafa Kemal Paşa Mahallesi’nde; Resul Bayır katıldığı düğünde,  saat 19.30’da düğünü dağıtmak isteyen kolluk kuvvetleri tarafından hukuki bir dayanak olmaksızın polislere karşı çıktığı iddiasıyla gözaltına alındı. Ardından götürüldüğü Ataşehir Mustafa Kemal Polis Merkezi’nde (Kalekol) Resul Bayır aile üyeleriyle beraber işkence ve Roman kimliklerine dönük üzerinden ırkçılığa maruz kalmaları sebebiyle şikayetçi oldular.

    Kolluk kuvvetlerinin ”balkondan düştüler” ve ”kendi aralarında kavga ettiler” gibi söylemlerle işkence iddialarının üzerini kapatmaya çalışmasına karşın adalet arayışından vazgeçmeyen Bayır ailesi misilleme davası açıldı.

    İşkenceye, antigypyisizme ve ırkçı söylemlere maruz bırakıldıklarını belirterek şikayetçi olan Bayır ailesinin şikayetleriyle ilgili kolluk görevlileri hakkında iddianame hazırlanmamış iken savcılık “Hakaret, görevi yaptırmamak için direnme’ iddialarıyla adalet arayışındaki Roman aile hakkında ceza isteminde bulunarak mağdur aileyi sanık durumuna getirdi.
    Dezavantajlı grupların ağır insan hakları ihlallerine karşı baskı altında hissetmelerine neden olabilecek uygulamalar kaygı vericidir.

    “İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE İDDİALARI ETKİN ŞEKİLDE ARAŞTIRILMALI”

    Derin yoksulluk ve antigypyiszm kıskancında, adalet arayışındaki Bayır ailesi özelinde Roman toplumunun hedef alındığı yargılamaya karşı aşağıda imzası olan sivil toplum örgütleri olarak Bayır ailesiyle dayanışma içerisindeyiz.
    -Bayır ailesine dönük yargılamada ve ailenin suç duyurusu sürecindeki soruşturmada yargı bağımsızlığı güvence altına alınmasına,

    -Ağır insan hakları ihlallerinden olan işkence suçuna karşı tolerans gösterilmemeli; özellikle kapalı kurumlardaki işkence ve kötü muamele iddiaları etkin şekilde araştırılmalı, önleyici çalışmalar yürütülmeli,

    -Adalete erişimde dezavantajlı grupların yaşadığı engellemelerin ortadan kaldırılmasına, Antigypyisizmle ve ayrımcılıkla mücadelede etkin mekanizmaların oluşturulmasına,

    -Mağdurların iyi olma halini korumaya yönelik iyileştirici ve güçlendirici mekanizmalar oluşturulmasına dönük adımlar atılmasını için Adalet Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na (TİHEK) sorumluluklarını hatırlatmaya yönelik çağrıda bulunuyoruz.

    17 Ocak Salı Günü saat 9.55’te İstanbul Anadolu Adliyesi 31 Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tüm insan hakları savunucularını davet ediyoruz.”

    Metine imza atan örgütlerin isimleri şöyle;

    1. Anadolu Yakası Romanları Kültür ve Yardımlaşma Derneği
    2. BoMoVu – Irkçılık Çalışma Grubu
    3. Dicle Görme Engelliler Derneği
    4. EÇSAV (Engelli Çalışanların Haklarını Savunma İzleme Ve Geliştirme Platformu)
    5. Engelsiz Bileşenler Federasyonu
    6. Eşit Haklar İçin İzleme Derneği
    7. Evrensel Görme Özürlüler Derneği
    8. Diyarbakır Barosu LGBTİ+ Hakları Komisyonu
    9. Hukukçu Dayanışması
    10. İnsan Hakları Derneği
    11. İstanbul Roman Hakları Federasyonu
    12. İZHALKDAN
    13. Jineps Gazetesi
    14. Kapadokya Kadın Dayanışma Derneği
    15. Lambdaistanbul LGBTİ+ Dayanışma Derneği
    16. Mersin Romanlar Sosyal Kültür ve Dayanışma Derneği
    17. Özgürlük için Hukukçular Derneği
    18. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi
    19. Romani Godi(Roman Hafıza Çalışmaları Derneği)
    20. Roman Hakları Derneği
    21. Roman Medya Haberleşme ve Dayanışma Derneği
    22. Rosa Kadın Derneği
    23. Samsun Roman Hakları Derneği
    24. Sivil Düşler Derneği
    25. Sosyal Politika, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD)
    26. TOCH (Toplumsal Cinsiyet ve Hukuk Çalışmaları )
    27. TÜKD Mersin
    28. Yaşam Bellek Özgürlük Derneği
    29. Yurttaş Girişimi
    30. Yurttaşlık Derneği

    PİRHA/İSTANBUL

  • Baskılara dayanamayan Saab Cafe kepenk indirdi!

    Baskılara dayanamayan Saab Cafe kepenk indirdi!

    PİRHA – Ankara’da üç yıldır hizmet veren Somali lokantası Saab Cafe, baskılar sonucu kepenk kapattı.

    Kızılay semtinde 2019’da açılan SAAB Cafe, Ankara Emniyeti’nin baskıları nedeniyle ismini ve tabeladaki renklerini değiştirmek durumunda kalmıştı.

    Lokantanın sahibi Muhammed İsa Abdullah, lokantayı kapattıklarını duyurdu. Abdullah, Sosyal Medya hesabından “kapalı” tabelasını paylaşarak, “Giriş-Gelişme-Sonuç!” diye yazdı.

    Abdullah, lokantanın neden kapatıldığını soran bir kişiye “Binlerce izin olsa bile hiçbir işletme rutin haline gelen zulme karşı ayakta kalamaz maalesef” cevabını yazdı.

    Muhammed İsa Abdullah, yaşadığı baskıları kamuoyuna açıklamasının ardından oturma izni iptal edilmiş ve geri gönderme merkezine konulmuştu. Abdullah sonrasında ise mahkeme kararıyla serbest bırakılmıştı.

    Lokantanın diğer ortağı Meseret Karakaya da Abdullah’ın tweetini alıntılayarak, “Artık bizden kurtuldunuz ve bütün sorunları çözdünüz. Teşekkürler” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • İHD: Kürtçe kelimelerin hakarete dönüştürülmesi Kürtleri aşağılamaktadır-VİDEO

    İHD: Kürtçe kelimelerin hakarete dönüştürülmesi Kürtleri aşağılamaktadır-VİDEO

    PİRHA-Kürtçe kelimelerin Türkçe’de hakaret amacıyla kullanılmasına tepki gösteren İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon basın açıklaması yaptı. Av. Eren Keskin, yaşananları “Irkçılığın sıradanlaşması” olarak yorumlarken, komisyon üyesi Gülistan Yarkın da, “‘kıro’, ‘keko’, ‘lavuk’ ve Kürtçe bir isim olan Barzani’den türetilen ‘barzo’  kelimelerinin hakarete dönüştürülmesi ırkçılıktır ve Kürtleri ve Kürtçeyi aşağılamaktadır” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon, İnsan Hakları Haftası kapsamında “Kürtler ve Kürtçe aşağılanamaz. Her dil değerlidir” başlığıyla bir açıklama yaptı. İHD İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen açıklamaya İHD Eş Genel Başkanı Av. Eren Keskin ile komisyon üyeleri Meral Çıldır ve Gülistan Yarkın katıldı. Kürtçe kelimelerin Türkçe’de hakaret olarak kullanılmasına tepki gösteren Keskin, “Aslında bu ırkçılığın sıradanlaşmasıdır” dedi.

    “TÜRK ÜSTÜNLÜĞÜ TÜRKÇE’DE SÜREKLİ YENİDEN ÜRETİLİYOR”

    Komisyon adına basın açıklamasını ise Gülistan Yarkın okudu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Türkiye’de ırkçılık, Türk üstünlüğünün ve Türk iktidar yapısının kurumsal, gündelik, ekonomik, toplumsal ve siyasal alanlarda inşa edilmesiyle hayata geçiriliyor. Türk üstünlüğü, Türk kültüründe ve Türkçede sürekli olarak yeniden üretiliyor. Türkçe, üstün ve medeni bir dil, Türklük ise üstün ve medeni bir etnisite ve ulus olarak kurulurken, Türk olmayanların medeni olabilmeleri için kendilerini Türk olarak inşa etmeleri, Türkçe konuşmaları, kendi kimliklerini küçümsemeleri veya yok saymaları bekleniyor. Türk olmayan etnik gruplar farklı yollarla aşağılanıyor.

    Yüzlerce yıldır bu coğrafyada yaşayan Kürtler, Türk iktidar yapısının aşağılayıcı ve ırkçı uygulamalarına en çok maruz kalan etnik gruplar arasındadır. 90’lı yıllarla beraber Türk şehirlerine yönelik yoğun Kürt göçünün ardından Kürt göçmenler gündelik yaşamda birçok ırkçı pratik ve hakaretle karşılaştılar. “Kirli Kürtler”, “yobaz Kürtler”, “teröristler”, “En iyi Kürt ölü Kürttür”, “Geldiğiniz yere geri dönün!”, “kıro”, “keko”, “barzo” ve “lavuk” ırkçı hakaretlerden bazılarıdır. Bu hakaretler arasında kaba saba, görgüsüz, nerede nasıl davranacağını bilmeyen ilkel erkek anlamında kullanılan “kıro”, “keko” ve “lavuk” kelimeleri ile Molla Mustafa ve Mesut Barzani’nin soyadından türetilen “barzo” kelimesi, Türk kültürünün bütün alanlarında hakaret kelimeleri olarak yaygın biçimde kullanılıyor. Bu kelimelerin hakaret kelimeleri haline getirilmesi Türk üstünlükçü ırkçı rejimi yeniden üretiyor ve güçlendiriyor.

    “YALNIZ KÜRT KÜLTÜRÜ DEĞİL KÜRTÇE DE AŞAĞILANIYOR”

    Türkçede ırkçı bir hakarete dönüştürülen “kıro” kelimesi Kürtçe “kuro” kelimesinden türetilmiştir. “Kur” Kürtçede erkek çocuk anlamına gelir ve erkek çocuklara “Kuro!” denilerek seslenilir. Aynı şekilde “Kek” kelimesi Kürtçe bir kelimedir ve yaşça büyük olan erkek kardeş, abi (ağabey) anlamına gelir. Yaşça büyük olan erkek kardeşe Kürtçede “Keko!” denilerek seslenilir. Türkçede bir diğer hakaret sözü olan “lavuk” Kürtçe “lawik” (i Kürtçede ı olarak okunur) kelimesinden türetilmiştir. “Lawik” da Kürtçe’de tıpkı kur ve kek gibi erkek çocuk anlamında kullanılır. Sesleniş biçimi “Lawiko!”dur (Türkçe okunuşu: lavıko). Kürtçe gündelik yaşamda “Kuro!”, “Keko!” ve “Lawiko!” erkek çocuk ve erkek kardeşler için kullanılan değerli hitap kelimeleridir.

    Kürtler ve özellikle Kürtçeyi gündelik yaşamlarında konuşan Kürtler, Türkçeleştirilmiş bu Kürtçe kelimelerin hakaret kelimesi olarak kullanılmasına tanık olduklarında son derece inciniyorlar. Hakaret amaçlı kullanılan bu kelimelerle sadece Kürt erkek imgesi ve Kürt kültürü aşağılanmıyor aynı zamanda Kürtçe de aşağılanıyor. Bizler ırkçılık karşıtları ve insan hakları savunucuları olarak “kıro”, “keko”, “lavuk” ve Kürtçe bir isim olan Barzani’den türetilen “barzo” kelimesinin Türk dilinde ve Türk kültüründe anti-Kürt hakaret kelimelerine dönüştürülmesinin ciddiye alınması gereken ırkçı pratikler olduğunu düşünüyoruz. Bu kelimelerin hakarete dönüştürülmesi ırkçılıktır ve Kürtleri ve Kürtçeyi aşağılamaktadır.

    10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası’nda gündelik hayatın bütün alanlarında kendini üreten ırkçı ideoloji ve pratiklere son verilmesini istediğimizi bir kez daha yineliyoruz. Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon olarak bütün ırkçılık karşıtlarını Kürt ve Kürtçe karşıtı bu kelimeleri gündelik alanda ırkçı kelimeler olarak deşifre etmeye, bu konuda farkındalık yaratmaya ve bu kelimelerin hakaret olarak kullanılarak Kürtlerin bu kelimelerle incitilmesine son verilmesi için mücadele etmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Amedspor maçı öncesi Afyon İl Jandarma komutanından provokatif açıklama

    Amedspor maçı öncesi Afyon İl Jandarma komutanından provokatif açıklama

    PİRHA-TFF 2. Lig’in 7. hafta karşılaşmasında bugün oynanacak Afyonspor-Amedspor maçı öncesi provokatif açıklamalarda bulunan Afyon İl Jandarma Komutanı Yılmaz Kırgel, “Gönlümüz sizlerle. Gerçekten Afyon’un sizin kazanmanıza ihtiyacı var. Hele hele Mersin’de yaşadığımız o terör eyleminden sonra, gönlümden geçeni söylüyorum: Şöyle bir 5-0 eze eze yenerseniz, buradan onları göndeririz” diye konuştu.

    TFF 2. Lig ekiplerinden Afyonspor, 7. hafta karşılaşmasında bugün sahasında Amedspor’u saat 19.00’da ağırlayacak. Afyon İl Jandarma Komutanı Yılmaz Kırgel, maç öncesi provokatif açıklamalarda bulundu. Afyonspor oyuncularını ziyaret eden Kırgel, yaptığı konuşmada “Gönlümüz sizlerle. Sizin işiniz futbol oynamak. Siz de onu gerçekten güzel yapıyorsunuz. Geri kalanı bize bırakın. Gerçekten Afyon’un sizin kazanmanıza ihtiyacı var. Hele hele Mersin’de yaşadığımız o terör eyleminden sonra, gönlümden geçeni söylüyorum: Şöyle bir 5-0 eze eze yenerseniz, buradan onları göndeririz” ifadelerini kullandı.

    Amedspor’a yönelik daha öncede birçok karşılaşmada ırkçı saldırılarda bulunulmuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Türkiye tarihinin utanç sayfalarından ‘6-7 Eylül pogromu’ 67’inci yılında!

    Türkiye tarihinin utanç sayfalarından ‘6-7 Eylül pogromu’ 67’inci yılında!

    PİRHA-İstanbul Rumları başta olmak üzere Ermeni ve Yahudi halklarına yönelik 6-7 Eylül 1955 tarihinde gerçekleştirilen pogromun 67’inci yıl dönümü. Etnik bir gruba yönelik kolektif şiddetin yaşandığı 6-7 Eylül, Türkiye tarihinin utanç sayfalarından birini oluşturuyor.

    Türkiye tarihinin karanlık ve utanç sayfalarından birisi de 6-7 Eylül pogromudur. 1955 yılının 6-7 Eylül’ü, başta Rumlar ve Ermeniler olmak üzere Müslüman olmayan topluma yönelik gerçekleştirilen linç ve yağma hareketinin yaşandığı tarihtir.

    67’inci yıl dönümünde olduğumuz pogromda resmi verilere göre 11 kişi öldürüldü, yüzlerce kişi yaralandı. Kadınlar cinsel saldırıya uğradı. Bunun yanı sıra 4 bin 214 ev, bin 4 işyeri, 73 kilise, 2 manastır, 1 sinagog, 26 okul ile fabrika, otel ve bar gibi yerlerin bulunduğu toplam 5 bin 317 mekân da saldırıya uğradı.

    6-7 EYLÜL’DE YAŞANANLAR: POGROM!

    6-7 Eylül’de yaşananlar için kullanılan terim: Pogrom! Rusça kökenli bir kelime olan ‘pogrom’, ilk olarak 19. yüzyılda Yahudilere yönelik şiddeti adlandırmak için kullanılmış. Yaşananlar ise Türkiye tarihinde “6-7 Eylül olayları” olarak anımsanıyor. Olan biteni doğru tanımlamak gerektiğini belirten akademisyenler ise “olaylar” denildiğinde yaşananın boyutlarının azımsandığını, kendiliğinden olmuş gibi bir izlenimin yaratıldığını savunuyor.

    ‘Pogrom’ ise şöyle tanımlanıyor: Etnik bir gruba yönelik kolektif şiddet. Kitlenin şiddet uygulayıcısı olarak seferber edilmesi ise pogromun temel özelliği. Kolektif şiddetin içinde yağma, linç, hırsızlık, tecavüz ya da cinayet olabiliyor. 6-7 Eylül 1955’te olan kolektif şiddetin ana hedefi İstanbul Rumlarıydı. Ama Ermeniler ve Yahudiler de bu şiddetin hedefi oldular.

    PAYLAN: 6-7 EYLÜL POGROMU HAFIZA GÜNÜ İLAN EDİLSİN

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan da pogromun 67’inci yılı dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunduğu kanun teklifi ile “6-7 Eylül 1955 Pogromu Hafıza Günü” ilan edilmesini talep etti.

    Paylan kanun teklifinde şu ifadelere yer verdi:

    “100 bin insanın katıldığı tahmin edilen bir pogromda bu sayı fiilen cezasızlık demektir. Ayrıca, 6-7 Eylül Pogromu sırasında Seferberlik Tetkik Kurulu’nda görevli Sabri Yirmibeşoğlu’nun “6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi, amacına da ulaştı” açıklamasının işaret ettiği tertibin devlet içinde görevli faillerine yönelik soruşturma ve kovuşturma hiçbir zaman yapılmamıştır. Aksine, pogromun fitilini ateşleyen Oktay Engin ve pogrom sırasında görevini yerine getirmeyen Hayrettin Nakipoğlu gibi isimler, Cumhuriyet dönemindeki pek çok menfi olayda olduğu gibi devlette üst düzey görevler alarak taltif edilmişlerdir.

    Pogrom sırasında mağdurları korumaya çalışan onurlu devlet yetkilileri ve güvenlik güçleri de olmuştur. Cesur vatandaşlar, komşularını korumak için büyük kitlelerin karşısına dikilmiştir. Pogromun ardından TBMM çatısı altında dönemin milletvekilleri yaşananlar karşısında teessürlerini açıkça dile getirmişlerdir. Bu, toplumsal çabayı unutmamak gerekir. Yine de, 6-7 Eylül 1955 Pogromu, Türkiye tarihindeki diğer suçlar gibi yüzleşilmemiş, failleri cezalandırılmamış ve hasarı tazmin edilmemiş bir suç olarak kalmıştır.”

    Paylan teklifinde, 6-7 Eylül 1955’te yaşananların ‘Pogrom olarak tanınmasını, 6-7 Eylül 1955 Pogromu Hafıza Müzesi ve çeşitli hafıza mekanları kurulmasını, pogromun faillerinin tespit edilmesini ve pogromun sebep olduğu zararların tam anlamıyla tazmin edilmesini talep etti.

    PAYLAN’IN KANUN TEKLİFİ ‘KABA VE YARALAYICI’ BULUNMUŞTU

    Paylan‘ın geçtiğimiz yıllarda pogroma ilişkin TBMM’ye verdiği araştırma önergesi, “kaba ve yaralayıcı” bulunduğu gerekçesiyle işleme konmamıştı. Paylan‘ın “Ermeni Soykırımı’nın Tanınması, Soykırım Faillerinin İsimlerinin Kamusal Alandan Kaldırılması” başlıklı kanun teklifini de TBMM Başkanı Mustafa Şentop, TBMM İçtüzüğü’ne aykırı olduğu gerekçesiyle iade etmişti. Kanun teklifinin ardından Paylan‘a yönelik tepkiler gelmiş, Paylan da “7 yıldır aynı teklifi veriyorum, böyle bir lince maruz kalmadım” diye konuşmuştu.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Kafkas Dernekleri Federasyonu cemevlerine yönelik saldırılara tepki gösterdi

    Kafkas Dernekleri Federasyonu cemevlerine yönelik saldırılara tepki gösterdi

    PİRHA-Yazılı olarak yaptığı açıklamasında 30 Temmuz günü Ankara’daki cemevi ve Alevi derneklerine yönelik yapılan saldırılara da değinen Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED), “Münferit meseleler gibi geçiştirilmeye çalışılan bu gibi olayların Türkiye’nin sokulmak istendiği ayrımcı ve farklılıklara karşı tahammülsüz bir siyasetin karşısındayız” ifadelerini kullandı.

    Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) yazılı olarak yaptığı açıklamada 30 Temmuz günü Ankara’daki cemevi ve Alevi derneklerine yönelik gerçekleştirilen saldırılara da değinerek, “Münferit meseleler gibi geçiştirilmeye çalışılan bu gibi olayların Türkiye’nin sokulmak istendiği ayrımcı ve farklılıklara karşı tahammülsüz bir siyasetin karşısındayız” ifadelerine yer verdi.

    “TÜRKİYE’DE, IRKÇILIK İÇERİKLİ ŞİDDET GÜNDEN GÜNE YÜKSELİYOR”

    KAFFED tarafından yapılan açıklama şöyle:

    “Türkiye, ırkçılık ve ayrımcılık içerikli şiddetin günden güne yükseltildiği bir iklime girmiş durumda. Yükselen ırkçılık ve ayrımcılığın hedeflerinden birisi de geçtiğimiz haftalarda Kayseri’de toplu taşıma içerisinde annesiyle telefonda Çerkesçe konuşan gence yönelen ırkçı tepki idi.

    “FARKLILIKLARA KARŞI TAHAMMÜLSÜZ SİYASETİN KARŞISINDAYIZ”

    Ancak bu tepkinin tekil ve bireysel olmadığını Yahudi yurttaşlara ait mezarlarının tahrip edilmesi ile Mardin Artuklu Üniversitesi’nde Kürtçe Opera konserine ve yurt genelinde Apolas Lermi gibi sanatçıların konserlerinin iptal edilmesi ile ve son olarak da Ankara’da Alevi yurttaşlara yönelik organize saldırıların gerçekleşmesi ile biliyoruz. Münferit meseleler gibi geçiştirilmeye çalışılan bu gibi olayların Türkiye’nin sokulmak istendiği ayrımcı ve farklılıklara karşı tahammülsüz bir siyasetin karşısındayız.

    Farklı biçimlerde tezahür eden ve gerek ülkemizde gerekse dünyada büyük bir hızla yayılan ırkçılığın ve ayrımcılığın her türlüsünü şiddetle kınıyoruz. Bu bağlamda toplumun tüm mağdur kesimleri ile birlikte ve dayanışma içinde olduğumuzu, tek tipleştirmeye karşı farklılıkların barış içerisinde bir aradalığını savunacağımızı bir kez daha vurguluyoruz.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Kayseri’de annesiyle Çerkesçe konuşan gence ırkçı söylem tepki çekti

    Kayseri’de annesiyle Çerkesçe konuşan gence ırkçı söylem tepki çekti

    PİRHA-Kayseri’de bir otobüsle seyahat ederken annesiyle Çerkesçe konuşan gence yolculardan biri “Bu ülke Türklerin ülkesi, Türk. Her şey Türk’tür, Çerkes değil” sözleriyle ırkçı saldırıda bulundu. Çerkes Dernekleri Federasyonu konuya ilişkin yaptığı paylaşımda “Anadilinde (Çerkesçe) konuştuğu için bir gencimize, kin ve nefret kusarak sözlü tacizde bulunan ırkçı faşisti şiddetle kınıyoruz” dedi. Gazeteci İnci Hekimoğlu da tepki gösterdi. 

    Kayseri’de bir genç, annesiyle bindiği otobüste Çerkesçe konuştuğu için otobüsteki bir kişinin ırkçı söylemlerine maruz kaldı.

    Annesiyle konuşan genci hedef alan kişi ayağa kalkarak, “Bu ülke Türklerin ülkesi, Türk! Her şey Türk’tür, Çerkes değil. Bu ülkede ikinci dil konuşulmaz; Kürt olsun, Çerkes olsun… Kim olursa olsun. Bu ülke Türk’tür” şeklinde bağırdı. Irkçı söylemde bulunan kişinin yanındaki bir başka kişi de “Çift dil konuşulduğunda ülke karışır” diyerek, şahsa destek verdiği görüldü. Irkçı söyleme maruz kalan yolcunun ise “Tamamdır abi, eyvallah” dediği duyuldu.

    “ANADİLLERİMİZİ KONUŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Görüntülerin ortaya çıkmasından sonra tepkiler de gelmeye başladı. Çerkes Dernekleri Federasyonu bir açıklama yaparken, “Kayseri’de toplu taşıma aracında (belediye otobüsü) annesi ile telefonda anadilinde (Çerkesçe) konuştuğu için bir gencimize, kin ve nefret kusarak sözlü tacizde bulunan ırkçı faşisti şiddetle kınıyoruz. Konu hakkındaki gelişmeleri ve süreci yakından takip edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Gazeteci İnci Hekimoğlu ise “Hiç hırlama! Çerkesce anadilimiz ve anadillerimizi konuşmaya devam edeceğiz!” paylaşımıyla duruma tepki gösterdi.

    (HABER MERKEZİ)