Etiket: irlanda

  • Celal Fırat: Barışın yolu cesaretten ve doğru dilden geçiyor-VİDEO

    Celal Fırat: Barışın yolu cesaretten ve doğru dilden geçiyor-VİDEO

    PİRHA-TBMM Komisyonu üyeleri, Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün (DPI) davetiyle Dublin’de düzenlenen toplantıda Kuzey İrlanda, Filipinler ve Sudan barış süreçlerinin aktörleriyle bir araya geldi. DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, görüşmelerin ardından “Bu coğrafyada acı tek taraflı değil. Derdimize merhem olmanın yolu, birbirimizi anlamaktan ve kirli dili terk etmekten geçiyor” dedi.

    Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün (DPI) Dublin’de düzenlediği toplantıya Türkiye’den katılan TBMM Komisyonu üyeleri, farklı ülkelerdeki barış deneyimlerini yerinde inceledi. DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, Kuzey İrlanda, Filipinler ve Sudan süreçlerinin kilit aktörleriyle yapılan görüşmelerin “cesur adımların, doğru dilin ve empati kurmanın” önemini bir kez daha gösterdiğini belirtti. Fırat, “Dil meselesi çok değerli, bu ülkenin en temel barış eşiğidir. Komisyon cesur kararlar almalı ve toplumsal rızayı esas almalıdır” dedi. PİRHA’ya konuşan Celal Fırat sorularımızı yanıtladı.

    “DUBLİNDE ÇOK ANLAMLI VE VERİMLİ BİR ATMORFER VARDI”

    – TBMM Komisyonundan bir heyet olarak, Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün (DPI) Dublin’de düzenlediği toplantıda Kuzey İrlanda, Filipinler ve Sudan barış süreçlerinin kilit aktörleriyle bir araya geldiniz. Nasıl bir atmosferdi?

    Celal Fırat- Evet, Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün (DPI) Dublin davet edildik. 2 günlük bir çalışmaydı. Bir gün tam gündü. Diğer günde Dublin’deki özellikle oradaki muhataplarıyla görüşme fırsatımız oldu. O dönemin Adalet Bakanı, Başbakanı, Dışişleri Bakanı, aynı şekilde barış sürecinde referans olan şahıslar, kişilerle görüşme gerçekleştirildi. Bizim açımızdan çok anlamlı ve verimli toplantı oldu. Deneyimler coğrafi bölgeler farklı, her ülkenin kendi iç meseleleri, iç sorunları farklı olsa da esasen birbirine benzerlikler var. Kimlik ve dil inkârı meselesi var. Katalanlar ile Protestanlar arasındaki özellikle iki mezhep arasındaki bir çatışma süreci. Bunu çözmüşler. Gerçekten önemli şeyler ifade edildi.

    “ÇÖZÜMÜN ANAHTARI CESARET VE DOĞRU DİL”

    – Sizce Türkiye’de yürütülen sürece benzerlikler ya da farklar nelerdi?

    Celal Fırat-Dublin’de var olan sorunların üzerine cesaretle gidilmesi gerektiğini belirttiler. O ülkelerde yaşanan pratikleri Türkiye ile karşılaştırdığımızda da gerçekten benzer yanları var mı? Var. Ama bunun çözümü için yegâne koşul cesaret, dil meselesi; bunun üzerine gitmek gerekiyor. Birbirini algılayabilme, empati yapma, yaşananların kökenini, nedenlerini, niye bu noktaya geldiğini hesabını yapmak gerekiyor. Bunun için cesur kararlar almak gerekiyor. Dil meselesi çok değerli, çok anlamlı. Bunu uzun zamandır söylüyoruz. Şu an Türkiye’de görüşmeler yapılıyor ama halen maalesef dil, üslup bayağı problemli, sıkıntılı. Halen kirli bir dil kullanılıyor. Komisyonun ismi belli olmasına rağmen sabah akşam farklı farklı dillerle, “terörsüz Türkiye” söylemi dillendiriliyor. Bu dili de artık bir kenara bırakmak lazım.

    Komisyon kısa süre içerisinde çalışmalarını bir rapor halinde Adalet Komisyonuna, TBMM’ye bir rapor halinde hızlı bir şekilde yazması gerekiyor. Dinlemeler bitti. Bu dinlemelerin ana koşulu şöyle: toplumsal rızalaşma. Farklı farklı düşüncede insanlar her iki taraftan da yürekleri yanan insanlar, sivil toplum kuruluşlarından tutun iş insanlarına kadar birçok kişiler geldi, dinlenildi. Anlatımlar da bulundular ve çok değerli anlatımlar da oldu. Tabii bundan sonra komisyonun bir ara rapor yazması gerekiyor.

    “TOPLUMSAL RIZALAŞMA OLMADAN ÇÖZÜM MÜMKÜN DEĞİL”

    – Komisyonun dinlediği kesimler kimlerdi, bu görüşmelerden nasıl bir tablo çıktı?

    Celal Fırat- Şu an cezaevleriyle ilgili birçok sorun sıkıntı var. Yine silah bırakan PKK’lilere ne olacağı, bu insanların nereye gidecekleri ile ilgili buna hepimizin cevap vermesi lazım. Bu coğrafyada ne kadar acının yaşandığı hep dillendiriliyor. Acı evet yaşandı. Bunu hiç kimse inkâr etmiyor. Bu acı tek taraflı değil. Birbirimizi algılamamız, anlamamız lazım. Derdimize merhem olmamız lazım. Bunu yapabilirsek, bunun üzerine gidebilirsek ben bu sorunun nihayete erileceğine canı gönülden inanıyorum. Bunun için komisyonun biraz daha çalışması lazım.

    Özellikle İrlanda’da, Filipinlerde, Sudan’da olsun, dünyanın çeşitli yerlerinde de bu meselelerle ilgili yaptığımız görüşmeler, yaptığımız okumalar şunu net bir şekilde gösteriyor ki güven artırıcı adımlar atmak lazım. Bunun için dilimize, üslubumuza hepimizin dikkat etmesi lazım. Bunda medyanın tabii çok büyük bir sorumluluğu ve rolü var. Medyanın biraz daha bu sürece katkı sağlaması lazım. Bu coğrafyada yaşayan halkların da buna yönelik ciddi bir şekilde bir çalışma yürütmesi ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekiyor. Bunları yaptığımızda demokratik bir cumhuriyetin oluşacağına inanıyorum. Aynı şekilde tabii Sayın Öcalan’la komisyonun görüşülmesi gerekiyor. Ben kısa bir süre içerisinde bunun da yapılacağına inanıyorum.

    “AKP HIZLI ADIMLAR ATMALI”

    – Siyasi partilere, özellikle iktidara hangi görevler düşüyor?

    Celal Fırat- AKP’nin hızlı bir şekilde bu sürece dair neler yapılması gerekir ile ilgili adımlar atması gerekiyor. Bu adımları kısaca da söylemek gerekirse, infaz düzenlemeleri olsun, özel yasalar olsun, çıkması gerekiyor. Şu an sadece biz bunu söylerken bir meseleye odaklanmıyoruz. Türkiye’deki bütün sorunların reçetesini bu komisyonun yazması gerekiyor. Alevi sorunu, cezaevlerinde farklı farklı düşüncedeki insanlar var. Bunlara yönelik de muhtemelen düzenlemeler olması lazım.Toplumda büyük bir beklenti var. Gerçekten birbirimizi algılayabilecek, empati yapabilecek duygularla birbirimize yanaşırsak üstesinden gelmeyeceğimiz bir sorunumuz olmayacağına inanıyorum.

    Bu sürecin baş aktörünün Sayın Abdullah Öcalan olduğunu herkes söylüyor, dillendiriyor. İlk görüşmesi gereken kişilerden birisinin özellikle başta Abdullah Öcalan olması gerekiyor. Sayın Abdullah Öcalan bir videoyla Ortadoğu’da, Türkiye’de neler yaptığını hepimiz gördük. Eskiden beri Öcalan’ı kimse dinlemez şekilde dillendiriliyordu. Ama şu an Sayın Öcalan’ın ne kadar etkin ve etken olduğunu herkes gördü. Bu anlamda bir video yayınlanmasıyla Türkiye’nin kaderi değişti diyebilirim.

    “BAHÇELİ’NİN SÖZLERİ ÖNEMLİ BARIŞ İÇİN HERKES KATKI SUNMALI”

    – MHP lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarını nasıl yorumluyorsunuz?

    Celal Fırat- Devlet Bahçeli’nin sözleri çok değerli ve anlamlı. Daha öncede birçok sözler dillendirdi. Bunun için sadece MHP konuşmamalı, buna dair biraz da baskı uygulamalı. Sayın Bahçeli’nin gerçekten söylemlerini ben çok anlamlı, değerli görüyorum. Onu söylemek lazım. Barışa dair kim ne söz söylüyorsa, ne cümle kuruyorsa, ne yapmış ne etmişse, sürece kim ne katkı sağlıyorsa teşekkür etmek gerektiğini düşünüyorum. Özellikle cezaevlerinde sevgili Selahattin Başkan, Figen Başkan, ‘Kobani Kumpas Davası’, belediyelere kayyum meseleleri, cezaevlerinde infazları yakılan yüzlerce arkadaşımız, hasta tutsaklar var. Bunlara dair hızlı bir şekilde komisyonun söz kurması lazım. Sadece belli bir noktada değil, Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerine yönelik yapılan operasyonlar var. Biz parti olarak ilk günden bugüne kadar bunun bir darbe olduğunu dillendiriyoruz, söylüyoruz. Dün de söyledik, bugün de söyleyeceğiz, yarın da söyleyeceğiz. Bize yaptıklarını, başkasına yaptıklarında sessiz duracak bir hareket de değiliz. Onun için birbirimizin yarasına merhem olmamız lazım.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

     

  • Meclis ‘Çözüm Komisyonu’ İrlanda’da: ‘Nasıl barıştık?’

    Meclis ‘Çözüm Komisyonu’ İrlanda’da: ‘Nasıl barıştık?’

    PİRHA-Meclis’te kurulan çözüm komisyonundan bir heyet, Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün (DPI) Dublin’de düzenlediği toplantıda Kuzey İrlanda, Filipinler ve Sudan barış süreçlerinin kilit aktörleriyle bir araya geldi. Eski İrlanda Başbakanı Bertie Ahern, “40 yıl ceza almış birinin serbest bırakılmasını toplum kolay kabul etmez ama barış güçlü liderlik ister” derken, Filipinler’den Raissa Jajurie “25 bin savaşçı silah bıraktı ama süreç bitmedi, sabır şart” dedi.

    Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyelerinden DEM Parti’li Celal Fırat ve Gülistan Kılıç Koçyiğit, CHP’li Sezgin Tanrıkulu ve Oğuz Kaan Salıcı, AKP’li Abdurrahman Babacan, Yeni Yol Parti’li Bülent Kaya, Mehmet Emin Ekmen ve Mustafa Bilici’niın yer aldığı heyet, Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün (Democratic Progress Institute – DPI), Dublin’de düzenlediği toplantıya katıldı. Uluslararası düzeyde önemli barış süreçlerinin karşılaştırmalı olarak tartışıldığı bir çalışma toplantıda Kuzey İrlanda, Filipinler ve Sudan barış süreçlerinde doğrudan yer almış siyasetçiler, bürokratlar ve uzmanlar deneyimlerini paylaştı.

    KULLANILAN DİLİN ÖNEMİ!

    Kısa Dalga‘da yer alan habere göre; Toplantının ilk konuşmacısı, İrlanda Adalet ve Eşitlik Bakanlığı eski Müsteşarı Tim Dalton oldu. Kuzey İrlanda barış sürecinde silahların devre dışı bırakılması, paramiliter mahkumlara ilişkin düzenlemeler ve güvenlik reformlarının uygulanmasında aktif rol alan Dalton, sürecin dilinin ve iletişim biçiminin önemine dikkat çekti: “Bu süreçlerde kullanılan dilin, sürecin olumsuz etkilenmesine yol açmaması, taraflar arasındaki ilişkiye ve sürecin toplumsallaşmasına zarar vermemesi gerekir.”

    Dalton, Kuzey İrlanda’da taraflar arasında güven inşa etmenin zaman aldığını ve sürecin toplumsal desteğini koruyabilmek için devlet dilinin kapsayıcı hale getirilmesinin büyük önem taşıdığını belirtti.

    “BARIŞIN TOPLUMA ANLATILMASI VE LİDERLİĞİN SÜREKLİLİĞİ ÖNEMLİ”

    İkinci konuşmacı, Kuzey İrlanda barış süreci ve Hayırlı Cuma Anlaşması döneminin İrlanda Başbakanı Bertie Ahern idi. Ahern, silahsızlanma, güvenlik geçişi ve siyasi uzlaşmanın en kritik dönemlerinde alınan kararları anlattı. Barışın topluma anlatılmasının ve liderliğin sürekliliğinin önemini vurguladı: “40 yıl ceza almış birinin serbest bırakılması toplumun kolay kabul edebileceği bir şey değildi. Ama iki Başbakan olarak, aldığımız kararların arkasında ısrarla durduk ve bu süreç boyunca toplumu ikna etmeye çalıştık. Zamanı geldiğinde de iki ülkedeki tüm IRA’lı mahkumları serbest bıraktık. Bu süreçlerde güçlü liderlik çok önemli.”

    Ahern, İngiltere Başbakanı Tony Blair ile aralarında birçok konuda görüş ayrılığı olduğunu, ancak barış sürecinin diyalogla yürütüldüğünü belirterek “Tony Blair ile anlaşamadığımız çok şey vardı ama konuşmaktan, tartışmaktan yorulmayan bir liderdi. Konuşa konuşa, tartışa tartışa bir sonuca ulaşıyorduk” dedi.

    Üçüncü konuşmacı, Kuzey İrlanda barış sürecinde aktif rol oynamış İrlanda eski Dışişleri Bakanı Dermot Ahern oldu. Ahern, çatışmadan barışa uzanan siyasal sürecin perde arkasını anlattı. Başbakan’ın kendisinden IRA ile gizli görüşmelere katılmasını istediğini, ancak bunun son derece riskli bir görev olduğunu dile getirdi: “Başbakan, görüşmeler sızarsa her şeyi inkâr edeceğini söyledi. Bu görevin siyasi açıdan çok riskli olduğunu biliyordum. Sızması halinde kariyerim biterdi.”

    “BARIŞ SÜRECİNDE NE ZAMAN DEHŞET VERİCİ BİR OLAY YAŞANDIYSA, BİZ İNATLA BARIŞ ÇALIŞMALARINA DEVAM ETTİK”

    Ahern, görüşmelerin başlamasından hemen önce IRA tarafından düzenlenen bir bombalı saldırıda sekiz İngiliz askerinin öldüğünü hatırlatarak, bu olayların süreci durdurmadığını vurguladı: “Oyun bozucular sorununu çok yaşadık ama barış sürecinde ne zaman dehşet verici bir olay yaşandıysa, biz inatla ve ısrarla barış çalışmalarına ve görüşmelerine devam ettik.”

    Toplantının son konuşmacısı, Bangsamoro Sosyal Hizmetler ve Kalkınma Bakanı Raissa H. Jajurie oldu. Filipinler Hükümeti ile yürütülen barış müzakerelerinde Moro İslami Kurtuluş Cephesi (MILF) Teknik Çalışma Grubu’na katılan ilk kadın üye olan Jajurie, ayrıca Bangsamoro Geçiş Komisyonu üyesi olarak Mindanao barış sürecinde aktif rol üstlenmişti.

    “ÇOK SABIRLI OLMAK GEREKİYOR”

    Jajurie, Filipinler’deki barış sürecinde silahsızlanma ve toplumsal dönüşümün uzun vadeli bir çaba olduğunu anlatarak “Mindanao’da 25-26 bin savaşçı silah bıraktı ama silah bırakmayla ve bırakanlarla ilgili daha yapılması gereken pek çok şey var. Yani çok sabırlı olmak gerekiyor” dedi.

    Jajurie, Filipinler barış sürecinde oluşturulan Uluslararası Kriz Grubu’nun (International Contact Group) barış sürecinin önündeki pek çok zorluğun aşılmasında çok aktif çalıştığını ve önemli roller üstlendiğini belirterek “Uluslararası Kriz Grubu, sürecin önündeki engellerin aşılmasında çok kritik bir destek sağladı” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Norveç, İrlanda ve İspanya, Filistin devletini tanıyacaklarını açıkladı

    Norveç, İrlanda ve İspanya, Filistin devletini tanıyacaklarını açıkladı

    Norveç, İrlanda ve İspanya, Filistin devletini tanıyacaklarını duyurdu. Üç ülkenin kararı 28 Mayıs’ta yürürlüğe girecek. İsrail, Filistin devletini tanıyacağını duyuran İrlanda ve Norveç’teki büyükelçilerini geri çağırma kararı aldı.

    İsrail 229 gündür Gazze’de saldırılarını sürdürürken Norveç, İrlanda ve İspanya’dan Filistin devletini tanıma kararı geldi.

    Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store, Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Norveç hükümeti, Norveç’in Filistin’i bir devlet olarak tanımasına karar verdi” dedi.

    On binlerce kişinin öldüğü ve yaralandığı bir savaşın ortasında hem İsraillilere hem de Filistinlilere siyasi çözüm sunan tek alternatifi canlı tutmaları gerektiğini belirten Store, bunun, “yan yana, barış ve güvenlik içinde yaşayan iki devlet” olduğunu belirtti.

    Hükümetten yapılan açıklamada, Norveç’in iki devletli çözümü desteklediği ve ilerletmeye çalıştığı vurgulanarak Filistin’in bir devlet olarak tanınmasının, Norveç’in, Orta Doğu’daki çatışmaya kalıcı bir çözümün sadece iki devletli bir çözüm yoluyla sağlanabileceği yönündeki uzun süredir devam eden tutumunu vurguladığı bildirildi.

    Açıklamada, Filistin’in, Avrupa’daki benzer görüşe sahip ülkelerle eş zamanlı olarak, uluslararası hukuka ve ilgili BMGK kararlarına uygun şekilde 1967 sınırlarıyla 28 Mayıs’ta tanınacağı kaydedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Martina Anderson: Leyla Güven’in sağlığı ciddi durumda; ses çıkarmalıyız

    Martina Anderson: Leyla Güven’in sağlığı ciddi durumda; ses çıkarmalıyız

    PİRHA – Cezaevlerinde tecridin kalkması için 105 gündür açlık grevinde olan DTK Eş Başkanı Leyla Güven’in eyleminden çok etkilendiğini belirten ve kendisi de 13 buçuk yılını cezaevinde geçiren İrlandalı AP Milletvekili Martina Anderson, Avrupa Konseyi ve CPT’ye “harekete geçin” çağrısında bulundu.

    Cezaevlerindeki tecridin kaldırılması talebiyle 8 Kasım 2018’de açlık grevi başlatan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in eylemi 105 gündür devam ediyor.

    Uluslararası Barış Heyetinin geçtiğimiz günlerdeki ziyareti ardından İrlanda Sinn Féin Partisi’nden Avrupa Parlamentosu (AP) Milletvekili Martina Anderson, Güven’i evinde ziyaret etti. Anderson, 13 Ocak’ta Diyarbakır’a gelerek Leyla Güven’e destek olmak amacıyla cezaevinde ziyaret etmek istemiş ancak bu talepleri karşılanmamıştı.

    13 buçuk yıl boyunca cezaevinde kalarak, 1981 yılında yapılan açlık grevi eylemlerine tanıklık eden Anderson, Leyla Güven’i ziyareti ardından açlık grevlerine ilişkin Mezopotamya Ajansı’na (MA) açıklamalarda bulundu.

    ” AÇLIK GREVLERİ İÇİN ULUSLARARASI DÜZEYDE ÇALIŞMA YÜRÜTÜYORUZ”

    13 Ocak’ta yaptıkları ziyaret ardından açlık grevlerine ilişkin uluslararası düzeyde çalışmalar yürüttüklerini dile getiren Anderson, Güven’in tahliye edilmesi üzerine ikinci ziyareti gerçekleştirdiğini söyledi. Anderson, Öcalan’ın 2011 yılından bu yana avukatları ve ailesi ile görüştürülmemesinin hukuksuz olduğunu kaydetti.

     “TÜRKİYE HUKUKUN UYGULANMADIĞI BİR ÜLKE”

    Leyla Güven’in sağlığı noktasında endişeli olduğunu ifade eden Anderson, “Leyla’nın sağlığı konusunda endişeliyim. Çok zayıf düşmüş durumda. Kararlılığından dolayı da çok etkilendim. Leyla Güven ile birlikte 315 kişi daha açlık grevi eyleminde. Leyla’nın mesajı uluslararası alanda Türkiye’nin üzerinde bir baskı oluşturarak, sadece tecride yönelik hukukun uygulanmasıdır. CPT’ye, Avrupa’ya, Avrupa Konseyi’ne çağrısı bu yönlü. Avrupa Birliği şu an Türkiye’yi güvenli olmayan ülke olarak tanımlamış durumda. Hukuk ve demokrasinin uygulanmadığı bir ülke olarak ilan etmiş durumda. Bizim de uluslararası alana çağrımız; Leyla Güven’in sağlık durumu ciddi bir durumda. O yüzden ayağa kalkmamız ve ses çıkarmamız gerekiyor” diye konuştu.

    AVRUPA KONSEYİ VE CPT’YE ÇAĞRI

    İrlanda’da 1981 yılında yapılan açlık grevi eylemlerini hatırlatan Anderson, “Leyla Güven’in talebi karşılanabilecek bir talep. 1981 yılında İrlanda’da olan açlık grevlerinin nasıl sonuçlandığını biliyorum. Bunun sonucunun acı verici olduğunu da biliyorum. O yüzden farklı bir biçimde de sonuçlanabilir. Leyla Güven’in talebi, insan hakları ve uluslararası hukukun burada uygulanmasıdır. Bu talebe saygı duyuyorum. Avrupa’yı, Avrupa Konseyi ve CPT’yi harekete geçmeye çağırıyorum. Türkiye hükümetinin kendi yasalarını uygulaması, Sayın Öcalan’ın ailesi ve avukatları ile görüştürülmesini istiyorum” dedi.

    “LEYLA GÜVEN’İN TALEBİ KARŞILANMAYACAK BİR TALEP DEĞİL”

    İrlanda’daki açlık grevlerinde 10 kişinin yaşamını yitirmesine rağmen açlık grevi eylemlerinin devam ettiğini anımsatan Anderson, şunları söyledi:

    “O zaman ile bu zaman arasında inanılmaz benzerlikler var. O dönemde 5 talep vardı. Bu 5 talep için İngiliz hükümeti tarafından gerekli adımlar atılmadı. Buraya döndüğümüzde aynı şey geçerli. Leyla Güven’in talebi karşılanmayacak bir talep değil. Leyla Güven ve 315 kişi açlık grevinde. Uluslararası alanın ve kamuoyunun buna dikkat etmesi gerekiyor. Leyla Güven’in tek isteği; devletin kendi koyduğu yasaları uygulamasıdır. Sayın Öcalan’ın ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmesidir.”

    13 YILINI CEZAEVİNDE GEÇİRDİ

    Hayatının 13 buçuk yılını cezaevinde geçirdiğini söyleyen Anderson, “Ben İngiliz cezaevinde kaldım ve daha sonra Kuzey İrlanda’ya sürgün edildim. 13 buçuk yılın ardından barış sürecinde serbest bırakıldım. O yüzden cezaevlerindekilerin durumunu çok iyi biliyorum. Cezaevindekilerin barış sürecinde nasıl güçlü bir rol oynayabileceğini çok iyi biliyorum. Bu nedenle gerçekten bir barış süreci yürütülmek isteniyorsa, devletin sadece kendi yasalarını uygulaması yeterli. Nasıl herkese uygulanıyorsa, İmralı Adası’nda da uygulanması gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “LEYLA GÜVEN’DEN ÇOK ETKİLENDİM”

    Anderson, Leyla Güven ile yaptığı görüşmeden etkilendiğini ifade ederek, duygularını şöyle aktardı: “Leyla Güven’in yanındaydım, ellerini tutmaya çalıştım. Çok endişelendim ve duygulandım. 55 yaşındaki bir kadının iradesi ile 70 yaşındaki biri için yaptığı eylem karşısında çok etkilendim.”

    “LEYLA GÜVEN VE AÇLIK GREVİNDEKİLERİN SESİ OLACAĞIZ”

    Gerçekleştirdiği ziyaret ardından Leyla Güven ve açlık grevi eylemcilerinin sesi olacaklarını, Leyla Güven’in talebini savunacaklarını vurgulayan Anderson, “Tüm uluslararası hukukta olduğu gibi nasıl ki tüm tutsakların avukat ve ailesi ile görüşme hakkı varsa, Sayın Öcalan’ın da bu hakkını savunacağız” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)