Etiket: ismail ateş

  • Ankara’da 2 Temmuz anması: Katliamlar amasız, fakatsız yüzleşerek aydınlatılabilir -VİDEO

    Ankara’da 2 Temmuz anması: Katliamlar amasız, fakatsız yüzleşerek aydınlatılabilir -VİDEO

    PİRHA- Sivas’ta katledilen 33 can için Ankara Anıtpark’ta anma programı düzenlendi. Anma programında insanlık suçunda zaman aşımı olmayacağı ve katliamların ancak onlarla yüzleşilerek aydınlatılabileceği vurgusu yapıldı.

    Sivas’ta, 2 Temmuz 1993 tarihinde, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği etkinliklerine katılan 33 aydın, akademisyen, yazar ve sanatçının Madımak Oteli’nde yakılarak katledilmesinin 31. Yılında Ankara Anıtpark’ta anma etkinliği düzenlendi.

    Beşevler Metro Durağı’ndan başlayan yürüyüşte katliamda öldürülenlerin fotoğrafları taşındı. “Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, “Dün Maraş’ta bugün Sivas’ta, kurtuluş faşizme karşı savaşta” sloganları atıldı.
    Etkinliğin sunuculuğunu Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadın Sekreteri Rukiye Kara yaptı. Anma katliamda hayatını kaybedenler için saygı duruşu ile başladı.

    “BU DAVALAR İNSANLIK SUÇU SAYILMAZSA BİZ DAHA ÇOK KATLİAMLARA MARUZ KALACAĞIZ”

    Katliamda hayatını kaybeden Gülsüm Karababa’nın ablası Nilgün Karababa yaptığı konuşmada şunları söyledi:

    “Öncelikle ben bu sene Asuman ve Yasemin Sivri’nin annesi yiğit yürekli kadın Yeter teyzeyi kaybetmenin üzüntüsünü paylaşmak istiyorum. Çok onurlu bir anneyi kaybettik. 31 yıl olmuş yaşadıklarımızı bir tek biz bilmiyoruz ama aile olarak da çok zor şeyler yaşadık. Bu faşist devlete karşı davalarımızda çok ağır şeylerle karşı karşıya kaldık. Böyle bir davanın insanlık suçu olması gerekirken, bu davalar basitleştirilip zaman aşımı kapsamına sokulmaya çalışılıyor. 8 yıldır Anayasa Mahkemesi’nde bireysel başvurumuz var. Dün Gar Davası görüldü. Bu davalar birbirine o kadar çok benziyor ki. Devlet hem Gar’ı hem Madımak’ı göz göre göre patlattı, yaktı. Bu davalar insanlık suçu sayılmazsa biz daha çok katliamlara maruz kalacağız.”

    “KATLİAMLAR AMASIZ FAKATSİZ YÜZLEŞEREK AYDINLATABİLİR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu adına konuşan Nurullah Esat Ünsal, “Şeriata karşı laiklik, zulme karşı adalet şiarı ile acımıza ortak olanlar merhaba. 2 temmuz 93 günü Madımak Oteli’nde yaşatılan katliamın üzerinden 31 yıl geçti. 4. Pir Sultan’ı anma etkinliklerinde gerici, ırkçı, faşist güruh tarafından katledilen 33 aydınımız, sanatçımız, semah dönen gençlerimiz kısaca aydınlık geleceğimiz Madımak Oteli’nde ateşe verilerek yok edildi. Katliamın üzerinden 31 yıl geçmesine rağmen katliamın hesabı verilmemiş, arkasındaki gerçek sorumlular açığa çıkarılmamıştır. Adalet yerini bulmamış, vicdanlarımız yaralanmıştır. Katillerin çoğu affedilmiş, yurt dışına çıkarılmıştır. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olamaz. Dün Madımak Oteli’ni kuşatanlar devlet kadrolarında işe alınmış hatta milletvekili, bakan yapılmıştır. Devlet Maraş, Sivas, Çorum, Dersim, Malatya katliamlarında olduğu gibi Madımak Katliamı’nda yüzleşilmediği için Gazi, Ümraniye, 10 ekim Roboski, Suruç gibi katliamları yaşadık. Katliamlar amasız, fakatsız yüzleşerek aydınlatılabilir” dedi.

    “GELENEĞİMİZ GEREĞİ KİMSENİN KARŞISINDA DİZ ÇÖKMEDİK”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Sekreteri İsmail Ateş ise ” Tam 31 yıl önce biz Anadolu’nun göbeğinde, Cumhuriyet’in kurulduğu, laikliğin temellerinin atıldığı Sivas’ta faşistlerce, yobazlarca, 33 canımız, canlı yayında 8 saat boyunca yakılarak katledildi. Geçen sene Eylül ayında katliamın 30.Yılında davayı zaman aşımına uğrattılar. Biz bu zaman aşımı kararını tanımıyoruz. Davanın peşini de bırakmayacağız. Aleviliği yok etme çalışmaları Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı aracılığıyla devam ediyor. Aleviliğin içerisine Sünniliği mayalamaya çalışmaları, bir türlü tutmuyor. Çünkü bizim mayamız Sünniliği kabul etmiyor. Bunların zihinlerindeki yaratmaya çalıştığı düşünce sistemini bizim mayamız kabul etmiyor. Başkanlık Aleviliği kılıç zoruyla yok edemediğini anlayınca, bizim yolumuza saldırmaya, onu yok etmeye çalışıyor. Bizim geleneğimiz gereği hiç kimsenin karşısında diz çökmedik” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından Madımak Oteli’nde katledilen 33 insanın hayat hikayeleri tek tek anlatıldı. Semahlar dönülürken, Birkan Sağlam ve Gökhan Kılıç katliamda yaşamını yitirenler anısına ezgiler seslendirdi. Mehmet Özel de katledilenler anısına şiirler okudu.

     

    PİRHA/ANKARA

  • PSAKD Yenimahalle Şubesi, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı-VİDEO

    PSAKD Yenimahalle Şubesi, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Yenimahalle Şubesi, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. Sivas Katliamı Davası’nda zaman aşımı kararı verilse de adalet aramaktan vazgeçilmeyeceğine vurgu yapıldı.

    2 Temmuz Sivas Katliamının 31. Yılı dolayısıyla katledilen 33 aydın, yazar ve sanatçı için Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şubesi anma programı düzenlendi.
    Batıkent Cemevinde yapılan anmaya demokratik kitle örgütü temsilcileri de katıldı.

    “SİVAS İÇİN ADALET, HERKES İÇİN ADALET”

    Açılış konuşmasını yapan PSAKD Yenimahalle Şube Başkanı Onur Şahin, 2 Temmuz’da başta Sivas olmak üzere tüm anma etkinliği yapılacak şehirlerde yapılacak programlara katılım çağrısı yaparak, “Madımak Katliamı göre göre gelen bir katliamdır. Katliamı teşvik eden bir devlet var. Bir el bu katliamı yapanları koruyor. Saatler boyu kalabalık toplanıyor ama hiçbir müdahale yok ve bunlar canlı yayında oluyor. Canlı yayında yayınlanan tek katliamdı, bunu tüm dünya izledi. Egemenlerin planladığı gerici güruhun gerçekleştirdiği bir katliamdı. Dava açılanlara göstermelik cezalar verdiler. Bir el sürekli olarak failler üzerinde koruyucu bir mekanizma oluşturdu. Yetkililerden hiçbiri hakkında dava açılmadı. İnsan yakmanın bir gerekçesi bir bahanesi olabilir mi? Gerçekten demokratik bir ülke olsa oradaki tüm yetkililer hesap verirdi. Yetmedi davada zaman aşımı kararı verildi. İnsanlığa karşı suçlarda zaman aşımı olamaz. Yıllardır mahkemeye gidiyoruz bir sonuç yok. Katliamın üzerinden 31 yıl geçti ama bu davanın peşini bırakmadık, bundan sonra da peşini bırakmayacağız. Sivas için adalet, herkes için adalet diyeceğiz” dedi.

    “BUGÜN DİK DURABİLİYORSAK, 33 CANIMIZA BORÇLUYUZ”

    PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş ise, ” 31 yıl önce en kanlı katliam yaşandı. Biz bugün dik durabiliyorsak 33 canımıza borçluyuz. 31 yıldır bir adalet mücadelesi veriliyoruz. Devletin dini yoktur diyorlar, devletin dini vardır, barıştır devletin dini. Bizim inadımız Kerbeladan geliyor. 33 canımızın sonuna kadar davasını takip edeceğiz. Çocuklarımıza onurlu bir şekilde bu davayı miras bırakacağız” diye konuştu.

    Yapılan konuşmalar ardından semahlar dönüldü. Sanatçı Kamber Nar, Tülay Örten Yıldız ve Muharrem Temiz de katliamda yaşamını yitirenler anısına ezgiler seslendirdi.

    PİRHA/ANKARA

  • PSAKD’den Madımak’ta katledilen 33 canın anmalarına katılım çağrısı-VİDEO

    PSAKD’den Madımak’ta katledilen 33 canın anmalarına katılım çağrısı-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), 2 Temmuz Madımak Katliamı anma ve etkinliklere katılım çağrısı yaparak, “Vahşi katliamın üzerinden 31 yıl geçti. Acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ise her geçen gün katlanarak büyüyor. Madımak Katliamı insanlığa karşı işlenmiş zamansız suçlardan biridir ve insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olamaz” dedi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) yaklaşan 2 Temmuz Madımak/Sivas Katliamı yıldönümü öncesinde Mülkiyeliler Birliği’nde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamaya Sivas Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin aileleri, Alevi kurumlarının temsilcileri, katliam davasının avukatlarıyla demokratik kitle örgütleri katıldı. Açıklama öncesi Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler için saygı duruşu yapıldı.

    Basın açıklamasını PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe okudu.

    “MADIMAK KATLİAMI İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ ZAMANSIZ SUÇLARDAN BİRİDİR”

    2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nın insanlık tarihinin en korkunç katliamlardan biri olduğunu belirten Cuma Erçe, “Bu topraklarda direncin simgesi ve Alevi inancının temel direklerinden biri olan Pirimiz Pir Sultan Abdal’ı anma etkinliklerinin dördüncüsünün düzenlendiği Sivas’ta, semah dönen gençlerimiz, yazarlarımız, sanatçılarımız, aydınlarımız, 33 canımız yani aydınlık geleceğimiz, 2 Temmuz 1993 Cuma günü, Madımak Otelinde vahşice katledildi. Bu vahşi katliamın üzerinden 31 yıl geçti. Acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ise her geçen gün katlanarak büyüyor. Otuz bir yıl boyunca demokrasiyi, laikliği, Cumhuriyeti, çağdaş değerleri ve Anadolu halklarının bir arada yaşama arzusunu hançerlemeyi hedef alan bu katliamın hesabı verilmemiş, adalet sağlanmamıştır. Sivas’ta katledilen 33 canımızın aileleri, dostları ile derneğimizin 31 yıldır yürüttüğü adalet mücadelesi bir karşılık bulmadı. 31 yıllık hukuk mücadelesinde adeta ailelerimiz, Alevi örgütleri ve vicdanlar yargılanmıştır. Bu süreç içerisinde yaşam mücadelesi veren devrimci hasta tutsaklar ölüme terk edilirken, Ahmet Turan Kılıç, Hayrettin Gül gibi Madımak katilleri affedildi. Firari üç sanık Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş hakkında devam eden son dava da 30.  yılında zaman aşımına uğratıldı. Madımak Katliamı bir Alevi katliamıdır ve başta ailelerimiz olmak üzere Pir Sultan Abdal örgütlülüğümüz ve tüm Aleviler olarak bu mahkeme kararını tanımıyoruz. Herkes bilmelidir ki Madımak Katliamı insanlığa karşı işlenmiş zamansız suçlardan biridir ve insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olamaz” dedi.

    “ÜLKE SARAYDAN VE YASA, HUKUK TANIMAYAN TEK ADAM TARAFINDAN YÖNETİLİYOR”

    2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta devletin gözetiminde gerici, şeriatçı ve faşist bir güruh tarafından gerçekleştirilen katliam sırasında atılan sloganları hatırlatan Erçe, “Ne demişlerdi: Yaşasın Şeriat, Kahrolsun Laiklik. Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak. İslamın ordusu, kafirlerin korkusu…
    Peki bugün hangi noktadayız? Demokrasiden, laiklikten, Cumhuriyet rejiminden eser kalmamış. Ülke saraydan ve yasa, hukuk tanımayan tek adam tarafından yönetiliyor. Yaşamın her alanı dinselleştirilmeye çalışılıyor. Güçler ayrılığı ve halk iradesi neredeyse tamamen ortadan kalkmış, parlamento işlevini yitirmiş, kendi yazdıkları yasalar ve anayasa ayaklar altına alınmış durumda. Anayasa mahkemesi ve AİHM kararları dikkate bile alınmıyor, seçilmiş milletvekilleri ve belediye başkanları hapistedir. Eğitim ve eğitim kurumları tümü ile tarikat ve cemaatlerin kontrolüne terk edilmiştir. Gerici, tekçi bir müfredat ve akıldan, bilimden uzak bir eğitim sistemi ile karşı karşıyayız. İfade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ortadan kaldırılmak istenmekte ve ceberut (acımasız) devlet anlayışı, baskıyı ve şiddeti her geçen gün artırmaktadır. Cezaevleri, demokrasi, emek, barış, hak ve hakikat mücadelesi verenlerle doldurulmuş durumdadır. Binlerce canımız düşüncelerinden dolayı içeride tutsaktır. Muhalefet edenler gözaltı ve tutuklama terörü ile karşılaşmakta, uyduruk gerekçelerle hakkında dava açılanlar hukukla açıklanamayacak ağır cezalarla cezalandırılmaktadır. Gezi ve Kobane davaları başta olmak üzere onlarca dava ve en son 1 Mayıs tutukluları buna verilebilecek en önemli örnektir” diye belirtti.

    “GERİCİLİKTEN VE IRKÇILIKTAN BESLENENLER ÜLKEYİ KAOSA SÜRÜKLEMEKTEDİR”

    Cuma Erçe açıklamasında “Sivas ile yüzleşmekten bilerek ve isteyerek kaçan dünün ve bugünün siyasal iktidarları, 2 Temmuz 1993 tarihinden bu yana daha birçok yüzleşilmesi gereken katliamın yaşanmasının sorumluları olmuştur” diyerek şöyle devam etti:

    “Sivas Madımak Katliamı, bugünkü siyasal iktidarın ve şeriatçı faşist politikaların önündeki engelleri temizlemeyi amaçlayan bir katliamdır. Halkın iradesini tanımayan ve her şeyi din ve onun kanunları ile açıklayan bu iktidar, ülkeyi derin bir ekonomik krize sürüklemiştir. Katliamlarla yüzleşmekten ve insani ve demokratik taleplerimizi görmezden gelen AKP/MHP koalisyonu seçilmiş belediye başkanları yerine kayyum atayarak, sandıklara darbe yapıyor. Madımak otelini utanç müzesi yapmamak için direnen AKP/MHP ortaklığı, işçilerimizin maden sahalarında daha fazla rant ve kar uğruna katledilmesine göz yumuyor. Dersim, Koçgiri, Zini Gediği, Sivas, Maraş, Çorum, Gazi, Gezi, Suruç, 10 Ekim Ankara Gar başta olmak üzere yaşanmış katliamların bütün yönleri ile açığa çıkarılması ve gerçek sorumlularının açıklanması talebimize kulağını kapatan AKP/MHP iktidar bloku “dindar, kindar ve itaatkâr bir neslin yetişmesi için özel programlar, projeler hazırlıyor ve yarının katliamcılarını yetiştirecek cemaat ve tarikatlarla protokoller imzalamaya devam ediyor.
    Gericilikten ve ırkçılıktan beslenenler halkımızı kutuplaştırmaya, ayrımcı politikalarla toplumu bölmeye, haksız ve hukuksuz uygulamalarıyla da ülkeyi içinden çıkılması güç bir kaosa sürüklemektedir.”

    “MÜCADELENİN EN BÜYÜK BULUŞMA NOKTASI 2 TEMMUZDUR”

    Sivas Madımak Katliamı’nı unutmayacaklarını belirten Erçe, yapılacak anma etkinlikleri olduğunu belirterek, “Yaşadığımız onlarca sorun, derin yoksulluk, derin kriz, buna bağlı olarak gelişen umutsuzluk, çaresizlik, işsizlik, açlık, intiharlar ne kadar olumsuzluk var ise hepsinin ana nedeni olan tekçi, katliamcı, Türk, İslam ve Erkek egemen sistem ve bu sistemin yürütücüsü siyasal iktidardır. Artarak devam eden kadın cinayetleri bu iktidar anlayışının eseridir. Bu iktidara ve maruz kaldığımız anti demokratik uygulamalara karşı birleşmek zorundayız. Faşist ve şeriatçı bir abluka altında yaşamak istemiyor isek laik ve demokratik bir Cumhuriyet için ortak mücadele etmeliyiz. Bu mücadelenin en büyük buluşma noktalarından biri 2 Temmuzdur. 2 Temmuz’da yine var gücümüz ile Sivas Madımak Oteli önünde olacağız. Ayrıca, Ankara Tandoğan Meydanı başta olmak üzere ülkenin dört bir yanında alanlara çıkacağız. Hem, turnaların kanadında göğe yükselen 33 canımızı anacağız, hem de bu tekçi, ırkçı, inkarcı iktidara karşı taleplerimizi haykıracağız. Halkımızı, emekten, barıştan, demokrasiden, özgürlüklerden yana olan bütün kurumları çağrımıza destek vermeye ve alanlarda kol kola mücadele etmeye çağırıyoruz” dedi.

    “KARAR DEVLETİN ALEVİLERE NASIL BAKTIĞINI GÖSTERİYOR”

    Avukat Şenal Sarıhan da “Bu olay insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Sanıklar bu cezaları çekmediler. İtirazlarımıza rağmen zaman aşımı kararı verdiler. Devletin dini olacaksa bu adalet olmalı. Davada verilen mücadeleyi çok değerli buluyorum” diye konuştu.

    Katliamda yaşamını yitiren Handan Metin’in ablası Şehriban Metin de “Davada verilen karar; devletin Alevilere, bizlere, demokrasiye nasıl baktığını gösterir. Sivas Katliamı aydınlatıldığı zaman Anadolu yaşanılacak bir yer olacak. Sivas’ta kaybettiğimiz bütün canları özlem ile anıyorum” dedi.

    PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş ise Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı çok sert bir şekilde üzerimize geliyor. Yüzyılın belki bin yılın en büyük katliamlarından biridir. Kendisine insanım diyen herkes lütfen hem Sivas’taki hem Ankara’daki anmalara destek olsunlar” diyerek çağrıda bulundu.

    PİRHA/ANKARA

  • PSAKD Genel Sekreteri Ateş: Alevi kurumları olarak projelere ihtiyacımız var

    PSAKD Genel Sekreteri Ateş: Alevi kurumları olarak projelere ihtiyacımız var

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Genel Sekreteri İsmail Ateş, Alevi Ansiklopedisi hazırlıklarını PİRHA’ya değerlendirdi. Ateş, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Aleviliği inkar ve asimile etme çabalarını kendi belgelerini kendileri yaratarak sağlamaya çalışacaklar. Alevi kurumları olarak biz gündem yaratmak zorundayız” dedi.

    MHP destekli AKP hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın son projelerinden biri olan “Alevi Ansiklopedisi” hazırlığı, toplumun tepkisine neden oldu. Cemevi Başkanlığı, kuruluşundan bugüne Alevi toplumu tarafından kabul görmemekle birlikte, Aleviler adına sözde projelerle tepki çekiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki başkanlık, inanca dair tarif ve tanımlamalarını şimdi Alevi Ansiklopedisi ile sürdürüyor.

    Gelişmelerin ardından ise Rıza Şehri Akademisi,Aleviler Kendi Ansiklopedisini Yazıyor” şiarı ile düzenleyecekleri ansiklopedi yazılım kampanyasını 27 Nisan’ da başlatacağını duyurdu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Genel Sekreteri İsmail Ateş konuya ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI KENDİ BELGELERİNİ YARATARAK ALEVİLERİ ASİMİLE ETMEYE ÇALIŞACAK”

    İsmail Ateş, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın hazırladığı “Alevi Bektaşi Ansiklopedisi”ni değerlendirdi.

    Ateş, “Bir kere bir mutfak var. Mutfak yanlış yerde, aşçı yanlış, garsonlar yanlış. Dolayısıyla oradan sağlıklı bir şey çıkacağına ben inanmıyorum. Hiçbir şeyin yerinde ve doğru olmadığını biliyoruz. Bunu defalarca kamuoyuyla da paylaştık. Kültür Bakanlığı’nın düzenleyeceği, hazırlamaya çalıştığı bu Alevi Ansiklopedisi  yazılı olacak, yani basılı kaynak olacak. Dijital bir kaynak olmayacak. Ne yazacaklar Alevilik hakkında? Aleviliği insanlara anlatıyoruz. Bakın çok da güzel yapıyoruz diyerek yine Sünniliğe bağlamaya çalışacaklar. Çünkü bu kurum başladığı günden itibaren, göreve geldiği günden bugüne, zaten kuruluşunda da bize hiç danışılmadı. Dolayısıyla da böyle bir çalışmada da bize danışılmıyor. İslam’ın altında, Sünniliğin altında bir Alevi inancını bir ansiklopediye, yazılı bir kaynağa aktararak bunu da insanlara sunarak, -hep söylemiş olduğumuz gibi- Aleviliği inkar ve asimile etme çabalarını belgelerle, kendi belgelerini kendileri yaratarak sağlamaya çalışacaklar” dedi.

    “ALEVİ KURUMLARI OLARAK PROJELERE İHTİYACIMIZ VAR”

    Gelişmeler sonucunda Alevi kurumlarınında Alevi Ansiklopedisi için çalışmalara başlamasını değerli bulduğunu belirten Ateş, ancak gündemi takip etmektense gündem oluşturmanın daha önemli olduğunun altını çizdi.

    İsmail Ateş, “Konuşması zor, bu çalışma çok kıymetli olabilir ama doğru bulmuyorum. ‘Siz yapıyorsanız, biz de yapıyoruz’ gibi algılıyorum ben bu çalışmayı. Bunu biz daha önceden başlatabilmiş olsaydık, Alevi kurumları olarak ama bizim başka başka projelere, başka başka işlere ihtiyacımız var. Bunu da küçümsemiyorum ayrıca. Ama sanki Kültür Bakanlığı’nın kuyruğuna takılmışız gibi hissettiriyor bu çalışma bize. Bu noktada da biraz temkinli yaklaşıyorum. Sözlerimin yanlış anlaşılmasını da gerçekten istemiyorum. Elbette ki çok kıymetlidir” diye ekledi.

    “ALEVİLERİN CİDDİ YAZILI KAYNAKLARI VAR”

    Alevilerin ciddi yazılı kaynaklarının olduğunu belirten Ateş, şunları ifade etti:

    “Mesela Madımak Katliamı’yla ilgili bir belgesel hazırlandı, özellikle Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu tarafından. Biz bütün enerjimizi buna ayırdık, bütün enerjimizi Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerini savunmak ve bunları elde etmek üzerine ayırdık. Biz bütün enerjimizi Kültür Bakanlığı altındaki bu başkanlık kurulmasın diye harcadık. Biz bütün enerjimizi Alevilerin kutsal mekanlarına yapılan saldırılar için harcadık. Burada sadece Mamak’taki fiziki saldırıdan bahsetmiyoruz, Cumhurbaşkanı’nın Hüseyin Gazi Dergahı’na gidip de hünkarımız Hacı Bektaş Veli’nin, Şahı Merdan Ali’nin, Mustafa Kemal Atatürk’ün portrelerini oradan kaldırıp başka bir duvara aktarmasını da biz bu şiddetin içerisinde sayıyoruz.
    Hacıbektaş’a gidip Hacıbektaş’ta Alevi örgütlerine muhalif olacak şekilde anma etkinlikleri düzenlemelerine karşı durmaya çalıştık. Biz bunları yaparken de şunun da farkındayız. Alevi geleneğinin yazılı kaynağı yoktur denir ama Alevi inancının yazılı kaynakları vardır. Ciddi de kaynaklar vardır. Sadece bunları ortaya çıkartacak Farsça, Osmanlıca, Arapça bilecek insanlara bence bizim biraz daha fazla ihtiyacımız var.

    “ARKADAŞLARIMIZIN DEĞERLİ BİR ÇALIŞMA YAPACAKLARINA İNANCIM TAM”

    Bunun dışında da bu gelenek zaten erenlerin, sadıkların, aşıkların aracılığıyla dedelerimizin, pirlerimizin önderliğinde zaten nesilden nesile aktarılıp geliyor. Ama elbette bu çalışma da kıymetlidir. Ama bu kadar öncelikli midir? Ben bilemiyorum. Hele hele Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bu çalışmasından sonra onun kuyruğuna takılmak gibi algılanacağı için belki zamanlama yanlış diyebilirim. Değerli bir çalışma yapacaklarına inancım tam ama biz gündem yaratmak zorundayız.”

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Diyanet ayarı!

    Prof. Dr. Bedriye Poyraz: Cemevi Başkanlığı’nı kuranlar ancak Aleviliği yok edebilir-VİDEO

    Erçe: Dost partilerin, Alevileri bir parmak hesabı üzerinden görmesi üzücü-VİDEO

    Alevi kurumları: Alevi Ansiklopedisi yazmak biat edenlerin haddi değildir

    Pir Haydar Buga’dan, İslamcılara ‘Alevi Ansiklopedisi’ hazırlatılmasına tepki!

    Yurdakadim: Cemevi Başkanlığı’ndan bir mum ışığı dahi göremedik, umarım görmeyiz-VİDEO

    Mustafa Sazcı: Alevi Bektaşi Ansiklopedisi boşluğu vardı, iktidar bunu kullandı-VİDEO

     Erdoğan’dan asimilasyon tepkisi: Alevilerin İslam ansiklopedisine ihtiyacı yoktur -VİDEO

    Rıza Şehri Akademisi, ‘Aleviler Kendi Ansiklopedisini Yazıyor’ kampanyası başlatıyor

    Dersim İnşa Kongresi: Alevi Ansiklopedisi girişimine destek verilmeli

  • Ateş: Aleviler olarak deprem bölgesinde olacağız; sorgulayacağız, dikkat çekeceğiz -VİDEO

    Ateş: Aleviler olarak deprem bölgesinde olacağız; sorgulayacağız, dikkat çekeceğiz -VİDEO

    PİRHA – PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, çok sayıda Alevi çatı örgütünün 6 Şubat’ta deprem bölgesinde olacağını söyledi. Ateş, halen çadır ve konteynerlerde yaşayan insanların olduğunu belirterek “Bir yıl geçmesine rağmen devletin yapması gerekenleri neden yapmadığını bir kez daha sorgulayacağız. Bu halk bu kadar acıyı çekmeye mecbur değil” diye konuştu.

    6 Şubat Maraş depremlerinin üzerinden tam bir yıl geçti. Resmi bilgilere göre 50 binden fazla insan yaşamını yitirirken 145 kişinin ise halen akıbeti belli değil. Aileler, yakınlarına ulaşmak adına Ankara’ya kadar gelerek hükümetten konu ile ilgili adım atmasını istendi. Ancak hükümet yetkilileri, ailelerin aksine ‘cenazesine ulaşılamayan kimse yok diyerek’ konuyla ilgili Meclis’e sunulan araştırma önergelerini de reddetti.

    Deprem sonrası yaşanan dram bununla da sınırlı kalmadı. Tüm yaşantıları altüst olan depremzedeler, henüz nitelikli bir barınma ihtiyacı edinemezken, içme suyu ve temel gıdaya ulaşma konusunda da zorluklar yaşıyor.

    ALEVİ ÖRGÜTLERİ DEPREMİN YIL DÖNÜMÜNDE HATAY’DA!

    Alevi Bektaşi Federasyonu başta olmak üzere çok sayıda Alevi örgüt temsilcisi de depremin yıl dönümünde yıkıma uğrayan şehirlerde bulunacak. Alevi örgütlerinin yöneticileri ilk olarak 6 Şubat’ta saat 04:17’de Hatay’da yapılacak anmada yer alacak.

    “ALEVİ BEKTAŞİ KURUMLARI OLARAK LOKMALARIMIZI PAYLAŞMAYA DEVAM EDİYORUZ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Sekreteri İsmail Ateş, halkla dayanışmak için bölgeye gideceklerini vurguladı. Ateş, hükümetin deprem sonrası tutumunu da eleştirerek şunları söyledi:

    “Deprem için ‘Asrın felaketi’ diyorlar ama aslında ‘Asrın ihmalkarlığı’ da denilebilir. Çünkü 6 Şubat’ta yaşanan depremde, biz kayıplarımızı kefensiz şekilde toprağa sırlamıştık. Yani devletin hiçbir imkanı orada yoktu; su yoktu, kefen yoktu, battaniye yoktu, sıcak bir tas çorba dahi yoktu. Bütün bu olumsuzlukları birebir orada yaşayıp, gördük. Alevi kurumları olarak 6 Şubat’ın hemen ardından bölgeye gitmiştik ancak felaketin bu boyutta olduğunun farkında değildik. Biz, orada çok insani bir şekilde Alevi, Sünni, Türk, Kürt ayrımı yapmadan, malını, canını kaybeden bütün canların yanında olmaya çalıştık. Hatırlarsanız Hızır ayıydı aynı zamanda. Bizim inancımızda insanların birbirine Hızır olması beklenir, biz de depremde o felaketi yaşayan canlara Hızır olmaya çalıştık. Daha sonra fark ettik ki Alevi kurumları, gerici, şeriatçı, yobaz, tarikat ve cemaatlerin karşısına çıkmıştı. Orada eğer biz olmasaymışız bütün deprem bölgesini bu yapılanmalar kontrol edecekmiş. AKP hükümetinin sistematik bir uygulaması bu aslında. Yani AKP’nin kendisi deprem bölgesinde görünmeyerek şeriatçı örgütler orada görev almaya başladı. Canlı biçimde gördük, insanların orada acıları varken dua kitapları, şeriatı öven yayınlar dağıttılar. Oysa o insanların acılarıyla uğraşmaları sırasında bunlara değil sıcak bir battaniye ihtiyaçları vardı. Ya da kayıplar için kefen verilmesi gerekiyordu ama devlet bunların hiçbirisini yapmadı. Şimdi bunların üzerinden bir yıl geçti, bütün Alevi Bektaşi kurumları olarak; biz ‘bağış’ ya da ‘yardım’ demiyoruz, lokmalarımızı paylaşmaya devam ediyoruz.”

    KAYIP 145 KİŞİYE DİKKAT ÇEKİLECEK!

    İsmail Ateş, Avrupa’daki Alevi kurum yöneticilerinin de 6 Şubat’ta deprem bölgesinde olacaklarını belirtti. Ateş, kurumlar olarak dayanışma gösterecekleri ilk ilin Hatay olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “04.17’de tam depremin olduğu saatte basın açıklaması yapacağız. Bir yıl geçmesine rağmen devletin yapması gerekenleri neden yapmadığını bir kez daha sorgulayacağız. Bu halk bu kadar acıyı çekmeye mecbur değil. Halen çadır ve konteynerlerde yaşayan insanlar var. Toplum hafızası ne yazık ki şu noktaya geldi; deprem oldu bitti ‘toplum olarak yardımlarımızı yaptık, hepimiz vicdanın rahat başımızı yastığa koyuyoruz’. Maalesef öyle olmuyor. Halen cansız bedenine dahi ulaşılamayan insanlar var. Bunlara dikkat çekmemiz gerekiyor. Kayıpların her birinin bir sevdiği, annesi, yavrusu, kardeşi, arkadaşı, bir yareni var. Bizler deprem bölgesindeki programda bütün bunlara dikkat çekeceğiz. Ayrıca 10 gün sonrasında Adıyaman’a gideceğiz. Kaybetmiş olduğumuz Zülfikar Yılmaz canımız için aile, orada bir anma düzenleyecek. Adıyaman Şube Başkanımız Zülfikar Yılmaz’ın ardından lokma paylaşılacak ve sonrasında cem yapacağız.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • 10 Aralık İstanbul mitingine çağrı: Yoksulluğa, hırsızlığa, arsızlığa karşı hep birlikte olalım-VİDEO

    10 Aralık İstanbul mitingine çağrı: Yoksulluğa, hırsızlığa, arsızlığa karşı hep birlikte olalım-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticileri Rukiye Ercan Kara, İsmail Ateş ve  Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Özgür Kaplan, 10 Aralık’ta İstanbul Kadıköy’de yapılacak  “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingine herkesin katılması için çağrı yaptı: “Ülkemizi, geleceğimizi, çocuklarımızı tarikatçı, cemaatçi yapılara teslim etmeyeceğiz!” 

    Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan ve kısaca ÇEDES olarak adlandırılan Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum projesinin iptal edilmesi için, İzmir Gündoğdu Meydanı’nda” Laik Eğitim, Laik Yaşam, Eşit Yurttaşlık” mitingi düzenlenmişti.

    Alevi kurumları öncülüğünde 10 Aralık Pazar günü saat 14.00’te İstanbul Kadıköy’de ise “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi yapılacak.

    Mitinge geniş katılım olması için çağrılar sürüyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadın Örgütleme Sekreteri Rukiye Ercan Kara, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Özgür Kaplan ve PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş 10 Aralık’ta yapılacak mitingine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ÜLKEMİZ KARANLIĞIN İÇİNE ÇEKİLMEYE ÇALIŞILIYOR, HEPİMİZ MİTİNGTE OLMALIYIZ”

    PSAKD Kadın Örgütleme Sekreteri Rukiye Ercan Kara mitingin bütün ülke için önemini vurgulayarak, “Bizim için önemli ama bu Türkiye toplumu için çok daha önemli. Çünkü ülkemiz çok hızlı bir şekilde gericiliğin içerisine çekilmeye, karanlığın içerisine çekilmeye çalışılıyor. 10 Aralık mitingi bu yüzden çok önemli ve değerli. Gençliğimizin geleceğine sahip çıkabilmek için orada olmalıyız. Bütün yurttaşlarımızın ayrımsız orada olması lazım.

    Kadın cinayetlerinin arşa çıktığı bir dönem, bu yüzden bütün ülkenin orada olması gerekiyor. Yoksulluk, ekonomik kriz gene biz kadınları, çocukları ve geleceği etkileyen bir şey. Bu yoksulluktan dolayı Mamak’ta dün bir kadın cinayeti daha yaşadık. Bu yüzden de çok önemli. Bütün yurttaşlarımızı bu yüzden çağırıyoruz. Burada olmak zorunda bütün ülke çünkü ya hep beraber çıkacağız ya hep beraber biteceğiz. Buna karşı birlikte haykırabilmek için yoksulluğa, hırsızlığa, arsızlığa karşı hep birlikte olalım 10 Aralık’ta diyoruz” diye konuştu.

    “AKP KENDİNİ DESTEKLEMEYEN HERKESİ TERÖRİST İLAN EDİYOR”

    ABF Genel Sekreteri Özgür Kaplan ise, “Bütün demokratları, aydın, çağdaş, laik, doğa ve ekolojik denge savunucularını, kadın haklarını savunan kim varsa, ırkçı ve şeriatçı olmayan kim varsa herkesi kendi geleceğine, kendi onuruna sahip çıkması için 10 Aralık’ta saat 14.00’te Kadıköy’de bekliyoruz” dedi.

    Özgür Kaplan şöyle devam etti:

    “Yirmi yıldan fazla bir süreden beri ülkeyi yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi artık yoksulluğu, zenginliği, inancı ve siyasetleri her şeyi tek tipleştirmeye başladı. Yoksullar tamamen açlık sınırının altında yaşamaya başladılar. Yoksulluğun bir kader olarak insanlara lanse edildiği bir inanç sistemini, bir yönetim sistemi haline dönüştürdüler. Ve tarikatların, tarikat koalisyonu halinde devam eden ve şekillenen bir siyasi akım haline dönüştürdüler ülke yönetimini. Herkesi Sünni, herkesi Türk ve kendini desteklemeyen herkesi ise terörist ilan etmeye başladılar. Böyle bir ruh halinde ülkeyi yönetmeye ve devam ettirmeye çalışıyorlar kendi iktidarlarını. Biz bu tek tipleştirme, yok sayma, ırkçı ve şeriatçı iktidara karşı çocukların geleceği için, kadınların özgürlüğü için ve emeğin, emekçinin hakkının alınabilmesi için, öğrencilerin eğitim ve barınma haklarının elde edilmesi için, laik ve demokratik bir cumhuriyette hep birlikte bir arada yaşamak için bir miting yapacağız. Bu aslında ikinci mitingimiz olacak. İzmir’den sonra İstanbul Kadıköy’de 10 Aralık’ta saat 14.00’te yapacağız.”

    “GELECEĞİMİZİ, ÇOCUKLARIMIZI ASLA TARİKATÇI, CEMAATÇİ YAPILARA TESLİM ETMEYECEĞİZ”

    PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş de, İzmir mitinginden sonra İstanbul mitinginin de ana temasının laik eğitim, demokratik yaşam olacağını belirterek, “Gericileşen bir toplum yapısı içerisinde yaşıyoruz ve eğitim başta olmak üzere toplumun bütün kurumları gerici, faşist, yobaz cemaat ve tarikatlara teslim edilmiş durumda. Bizler çocuklarımızı ve geleceğimizi asla ve asla tarikatçı, cemaatçi yapılara teslim etmeyeceğiz. Bu nedenle de İstanbul’da İzmir mitinginin ardından ikinci mitingimizi düzenliyoruz.” dedi.

    Ateş şunları kaydetti:

    “Bu mitingimizin de ana teması ‘laik eğitim, demokratik yaşam’. Dolayısıyla da biz Aleviler olarak öncelikle daha demokratik, daha laik, daha cumhuriyet değerlerine sahip çıkan bir topluluğun insanları olarak bu mitinge bütün halkımızın destek vermesini istiyoruz. Çünkü geleceğimizi karanlık ellere teslim etmemenin, geleceğimizi yeniden inşa etmenin tek yolu ne yazık ki böyle mitingler yaparak halkımızı aydınlatmak ve geleceğimize sahip çıkmak.”

    Eren GÜVEN-Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

  • Alevi örgütleri ve Eğitim-Sen ‘Laik eğitim, laik yaşam, eşit yurttaşlık’ mitingine hazır -VİDEO

    Alevi örgütleri ve Eğitim-Sen ‘Laik eğitim, laik yaşam, eşit yurttaşlık’ mitingine hazır -VİDEO

    PİRHA-Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan ÇEDES projesinin iptali ve laik eğitim için 16 Eylül’de İzmir’de yapılması planlanan mitingin hazırlıkları tamamlandı, örgütler mitinge dair tüm detayları bugünkü toplantıda konuştu. Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, “İnsanların inançlarının istismar edildiğini kamuoyuna anlatmak durumundayız. Laiklik mücadelesi eşit yurttaşlık mücadelesidir” dedi. 

    Okullara ‘Değerler Eğitimi’ adı altında imam, hatip ve vaiz görevlendirilmesini öngören “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)” projesine tepkiler sürüyor.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Alevi örgütleri ve dernekler okullara ‘değerler eğitimi’ adı altında imam, hatip ve vaiz görevlendirilmesini öngören “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)” projesinin iptal edilmesi için 16 Eylül’de İzmir’de “Laik eğitim, laik yaşam, eşit yurttaşlık” mitingi yapacak. PSAKD Genel Merkezi’nde yapılan ikinci toplantıda örgüt temsilcileri bir araya gelerek mitinge dair kararlar aldı.

    “LAİKLİK MÜCADELE EŞİT YURTTAŞLIK MÜCADELESİDİR”

    Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, Ankara’dan başlayarak İzmir’e kadar uzanacak miting için düzenlenen toplantı ile ilgili “Bugün “Laik eğitim, laik yaşam, eşit yurttaşlık talep ediyoruz, ÇEDES’e hayır” 16 Eylül bölgesel mitinginin ikinci geniş toplantısını yaptık. 100’e yakın kurumun sesi ve sözü olan bir toplantı gerçekleştirdik. Bu toplantının sonucunda 16 Eylül mitinginin çok güçlü gelmesi için özellikle çevre illerden katılımın önemli olduğunu söylemek istiyoruz. Çünkü laikliğin yaşamsal bir konu olduğunu biliyoruz. Her gün bir ya da iki kadın hayatını kaybediyor ve kimi zaman bu kayıpların arkasında aşırı ataerkil bir yapılaşma, kadını ikincilleştiren bir yapının olduğunu biliyoruz. Okullarımız dinselleştirmenin çok hakim olduğu bir sürecin parçası haline getirilmeye çalışılıyor. Daha dün Mardin Kızıltepe’de HÜDAPAR’ın kongresini bir İmam Hatip okulunda yaptığını duyuyoruz. İnsanların inançlarının istismar edildiğini kamuoyuna anlatmak durumundayız. Aynı zamanda Türkiye’de milyonlarca Alevi yurttaşı var, farklı inançlar var. Bu yönden baktığımızda laiklik mücadelesi eşit yurttaşlık mücadelesidir. 12 Eylül günü Ankara’dan yola çıkacağız, Eskişehir’e ulaşacağız. Eskişehir’de bir basın açıklaması yapacağız, siyasal partilerle, emek ve meslek örgütleri ile görüşmelerimiz olacak. Ardından Denizli, ardından Muğla, ardından Aydın ve İzmir’e doğru yola çıkacağız” dedi.

    “MİTİNGLERİ DİĞER İLLERİMİZDE DE YAPACAĞIZ”

    PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş ise mitinglerin başka şehirlerde de yapılacağının altını çizerek, yapılan toplantı ile ilgili şunları söyledi:

    “Alt bileşenleri 100’ün üzerinde kurumun temsil edildiği, 16 Eylül İzmir’deki miting toplantımızı gerçekleştirdik. Bu toplantıda 16 Eylül’deki İzmir mitingini nasıl yapacağımıza, hangi kurumlar ile yapacağımıza dair kararlarımızı netleştirdik. İlk mitingimizi İzmir’de yapıyoruz çünkü İzmir ÇEDES projesinde Eskişehir ve Tekirdağ ile beraber pilot bölge seçilmişti. Mitingleri daha sonraki aşamalarda diğer illerimizde de yapacağız İzmir’de yapılan miting laikliğe karşı yürütülen seküler yaşama karşı yürütülen şeriatçı yapıyı destekleyen ve eğitimde şeriatçı bir eğitim sistemini hedefleyen AKP hükümeti ve bunun zihninin karşında durmaya yönelik yapacağımız ilk miting olması açısından önemli.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

  • PSAKD’den açıklama: Ne olursa olsun 2 Temmuz’da Sivas’ta olmalıyız, hesap sormalıyız-VİDEO

    PSAKD’den açıklama: Ne olursa olsun 2 Temmuz’da Sivas’ta olmalıyız, hesap sormalıyız-VİDEO

    PİRHA- PSAKD yöneticileri, Sivas Katliamı’nın 30. Yılına ilişkin yaptığı basın toplantısında, “Yitirdiğimiz canlarımızı unutturmak isteyenlere karşı gereken cevabı hep birlikte 2 Temmuz günü Sivas’ta Madımak Oteli önünde verelim” dedi. Alevilerin taleplerinin sıralayan PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, “Devlet, tarihimizle ve yaşatılan katliamlarla yüzleşmeli ve hesabını vermelidir. Madımak Oteli Utanç Müzesi olmalıdır” dedi. PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Tarihimizle yüzleşmek zorundayız. Aksi halde devlet ve toplum olarak çürürüz” diye belirtti. 

    2 Temmuz 1993’te binlerce faşist-gericiden oluşan kalabalık saldırganlar tarafından Sivas Madımak otelinin ateşe verilmesiyle yapılan katliamın üzerinden 30 yıl geçti.
    4. Pir Sultan Abdal’ı Anma Etkinliklerinde gerici guruplar tarafından yapılan saldırıda 33 yurttaş vahşice katledildi.

    Madımak Katliamı’nın 30. yılında ‘’Şeriata karşı laiklik, zulme karşı adalet” şiarı ile Ankara’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) yöneticileri tarafından basın toplantısı  yapıldı. Toplantıya katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerinin yanı sıra çok sayıda sivil toplum örgütünün temsilcileri katıldı.

    Açıklama öncesinde bir dakikalık saygı duruşunun ardından, yaşamını yitirenlerin isimleri tek tek okundu.

    PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, 2 Temmuz günü büyük bir kitle ile Madımak Oteli önünde olunacağının altını çizdi. Ateş, “Ne olursa olsun 2 Temmuz’da Sivas’ta olmalıyız” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “İnsanlık tarihinin en acı katliamlarından birinin 30. Yıldönümü. Acılarımıza, yüreğimizdeki hasrete dem vurmak adına bu defa anmalarımıza 2022 Aralık ayında başladık. Sadece Ankara’da değil birçok ilde anmalar yapıyoruz. Ne yazık ki bu davada istediklerimizi elde edemedik. 600 avukatla yola çıktık ancak şu an çok az kişi kaldık. Büyük ihtimalle 14 Eylül’de dava sonlanacak. Bunun için herkesi duruşma günü Ankara Adliyesi’ne bekliyoruz.

    “30.YILINDA 2 TEMMUZ’DA ALANLARDAYIZ!”

    2 Temmuz 1993 Cuma günü, Madımak Oteli’nde yaşatılan katliamın üzerinden 30 yıl geçti. 4. Pir Sultan Abdal’ı anma etkinliklerinde gerici, ırkçı, faşistler tarafından, 33 aydınımız, ozanımız, sanatçımız, semah dönen gençlerimiz, kısacası aydınlık geleceğimiz Madımak Oteli ateşe verilerek katledilmiştir.
    Katliamın üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen, katliamın hesabı verilmemiş, arkasındaki gerçek sorumlular açığa çıkarılmamış, adalet yerini bulmamıştır. Katillerin çoğu affedilmiş, yurt dışına çıkarılmış, normal yaşamlarına devam etmiştir. Tutuklu olanlar serbest bırakılmıştır. 30 yıllık hukuk mücadelesinde adeta aileler, Alevi örgütleri ve vicdanlar yargılanmıştır. Cafer Erçakmak ve 7 kişinin yargılandığı davanın zaman aşımı kararı, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından “milletimize hayırlı olsun”  diyerek karşılanmıştır. Firari 3 sanık yönünden, devam eden mahkeme süreci de zaman aşımına uğratılmaya çalışılmaktadır. Herkes bilmelidir ki, Sivas Madımak Katliamı insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olamaz!

    “MADIMAK KATLİAMI BİR ALEVİ KATLİAMIDIR”

    Madımak Katliamı, toplumun ayrışması, kutuplaştırılması için bilinçli seçilmiş bir Alevi Katliamıdır. Yaşadıklarımız, bize bir kez daha göstermiştir ki örgütlü olmayan halklar ezilmeye, asimile olmaya, sömürülmeye ve katledilmeye mahkûmdurlar. Dün Madımak Oteli’ni kuşatanlar, devlet kadrolarında işe alınmış hatta milletvekili yapılmıştır. Devlet, Maraş, Sivas, Çorum, Dersim, Malatya katliamlarında olduğu gibi Madımak Katliamı ile de yüzleşmediği için Gazi, Ümraniye, 10 Ekim, Roboski, Suruç gibi katliamları yaşadık. Katliamlar, ancak amasız fakatsız yüzleşilerek aydınlatılabilir. Katliamların arkasındaki gerçek faillerin açığa çıkarılması için bu bir zorunluluktur.

    “EĞİTİMİ İMAMLARA TESLİM EDİYORLAR”

    Sevgili Canlar ve Değerli Basın Emekçileri;
    Siyasal İslam referansı ile ülkeyi yönetmek isteyenler, laikliğe savaş açıyor, tüm müfredatı dincileştiriyor, okullara imamlar göndererek tüm okulları imam hatip liselerine çeviriyor. ÇEDES projesi adı altında eğitimi tarikatlara, çocuklarımızı imamlara teslim ediyor. Yüksek sesle bir kez daha haykırıyoruz.
    İmamların yeri camilerdir, okulları öğretmenlerimize bırakın!
    Aleviliği baskı altında tutmak, asimile etmek adına ziyaret adı altında, dergahlarımıza, inanç merkezlerimize gelen Cumhurbaşkanının kutsal sembollerimizi duvarlardan indirtmesi, adeta bize parmak sallamaktır. Yaratılan bu atmosferden cesaret alanlar cemevlerimize saldırıyorken, Aleviliğin içini boşaltma hedefiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı ‘’Alevi Bektaşi Kültür Dairesi’’ kurarak, Alevilerin kimliğini ve inancını yok sayan, Sünnileştiremediği Aleviliği ise yok etmeye programlı asimilasyon politikası izlemeye devam ediyor.

    “İKTİDAR, ALEVİ DÜŞMANLIĞI YAPMAKTA”

    Değerli Dostlar;
    Madımak Oteli’nde bizleri yakanlar, depremde on binlerce canımızı göçük altında bırakanlardır. Üzerinden 150 gün geçmesine rağmen deprem bölgesinde ki canlarımızın önemli bir kısmı halen sağlıksız ve hastalık saçan ortamlarda, çadırlarda yaşamaktadır.
    Bugün Türkiye tarihinin en gerici, ırkçı, dinci ve faşist meclisi oluşmuştur. İktidar seçim süresi boyunca bir Alevinin cumhurbaşkanı adayı olmaması ve seçimi kazanmaması için her türlü hakaret, iftira ve yalan kurgularla kimlik siyaseti ve Alevi düşmanlığı yaparak toplumu kutuplaştırmıştır. Örneğin seçim sürecinde Erzurum’da İmamoğlu’na yapılan saldırı bize bir kez daha, Madımak Katliamı’nı hatırlatmıştır.

    Değerli canlar biz kez daha yineliyoruz Kadın cinayetleri politiktir. Bu, utancın ve kara lekenin politikası İstanbul Sözleşmesi’nden çekilenlerdir. Her geçen yıl kadın cinayetleri ve istismarları katlanarak artarken cezasızlık politikası beraberinde yeni cinayet ve tacizleri getirmektedir.
    AKP demek yoksulluk, açlık ve sefalet demektir. Artık emekçilerin kabuslarından başka kaybedeceği bir şey kalmamıştır. Ülke nüfusunun neredeyse tamamı açlık ve yoksulluğa karşı mücadele verirken, bir avuç iktidar yanlısı lüks ve şatafat içinde yaşamaktadır. AKP anlayışı, “Ezilenlere din iman, yandaşlara han hamam” siyaseti yürütmektedir.

    Değerli Basın Emekçileri, Sevgili Canlar; Aleviler olarak bir kez daha diyoruz ki;
    • Cem evleri Alevilerin ibadethanesidir ve Anayasal güvence altına alınmalıdır.
    • Kapatılan ve el konulan Dergâhlarımız gerçek sahibi olan biz Alevilere geri verilmelidir.
    • Her türlü ayrımcılık son bulmalı ve kime karşı olursa olsun nefret söylemleri en ağır biçimde cezalandırılmalıdır.
    • Alevi köylerine cami yapılmasından vaz geçilmeli, Alevilerin Kutsal Mekânlarına yapılmak istenen baraj, hes, maden ve taş ocağı projeleri derhal iptal edilmelidir.
    • Din dersleri, tüm eğitim kurumlarının her kademesinden kaldırılmalı, eğitimin içeriği bilimsel ve çağdaş normlara kavuşturulmalıdır.
    • Alevi inancının asimilasyonu ve yaşamın her alanının gericileştirilmesinin kurumsal karşılığı olan, Laik ve demokratik Cumhuriyetin önündeki en büyük engel Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılıp, lağv edilmelidir.
    • Devlet, tarihimizle ve yaşatılan katliamlarla yüzleşmeli ve hesabını vermelidir.  Madımak Oteli Utanç Müzesi olmalıdır.

    Bütün bu taleplerimizle katliamın 30. yılında buradayız ve bir aradayız.
    Adalet için, barış için, demokrasi için bir arada kardeşçe yaşamak için buradayız,
    En temel talebimiz olan eşit yurttaşlık hakkımızı haykırmak için buradayız.

    “HESABINI SORACAĞIZ”

    Biz Aleviler, kimsenin inancından, kimliğinden, dilinden, kültüründen, cinsiyetinden dolayı ötekileştirilmediği, horlanmadığı, öldürülmediği, herkesin barış içinde bir arada kardeşçe yaşadığı, hakça bölüşümün esas alındığı, savaşların ve sömürünün son bulduğu kısacası inancımızda Rıza Şehri olarak tarif edilen bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu dünyayı bütün ötekiler ile birlikte inşa edeceğiz. Madımak Katliamı’nı ve insanlığa karşı işlenmiş tüm suçları unutmayacağız, unutturmayacağız, hesabını soracağız.

    Değerli Canlar, katliamın 30. yılında yitirdiğimiz canlarımızı unutturmak isteyenlere karşı gereken cevabı hep birlikte 2 Temmuz günü Sivas’ta Madımak Oteli önünde verelim.
    Unutmak; başta inancımıza, direncimize, tarihsel bilincimize, Kerbela’daki Hüseyni duruşa, Enel Hakk’tan geçmeyen, Hallac-ı Mansur’a, Baba İlyas’tan Kalender Şah’a, Dar ağacında ki Pir Sultan Abdal’dan günümüze, hak ve hakikat mücadelesinde inançları uğruna bedel ödeyenlere ihanettir.
    Unutmak; Asım Bezirci’nin kalemine, Hasret Gültekin’in bağlamasına, Nesimi Çimen’in curasına, Asuman Sivri’nin semahına, Koray Kaya’nın düşlerine ihanettir.
    Madımak Katliamı’nı Unutmadık, Unutturmayacağız, Hesabını soracağız!
    Gelin canlar bir olalım… Sivas’ın Işığı Sönmeyecek!”

    CUMA ERÇE: BAĞLAMALARIMIZLA SİVAS’TA OLACAĞIZ

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ise “2 Temmuz’da ellerimizde bağlamalarımız ile Sivas’ta olacağız” diyerek şunları söyledi:

    “Tarihimizle yüzleşmek zorundayız. Aksi halde devlet ve toplum olarak çürürüz. Katilleri iyi tanımamız gerekir. Bu katliamın arkasında kimlerin olduğunu herkes biliyor. Hiçbir sorumlu mahkemeye çıkmadı. Kim bu oyunu yazdı, hesap soruldu mu? Yüzleşmenin yanında acılarımızı buluşturmak zorundayız. Gar Katliamı’nda, Suruç’ta Soma’da, Gezi’de yakınlarını yitirenler ile buluşmak zorundayız. Bu ceberrut anlayış ile mücadele yürütmek zorundayız. Bizler buna hazırız. Bugün oluşan Meclis yapısına baktığımızda buna ne kadar ihtiyaç olduğunu görebiliriz. Murad ettikleri şeriat yapısını adım adım örüp başımıza getirdiler. Şu an ÇEDES ile okulların hepsini imam hatiplere çevirdiler. Okulları medreselere dönüştürme çabasındalar.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ateş: Deprem bölgesine yardım edilmedi; demografik yapının değişmesi isteniyor -VİDEO

    Ateş: Deprem bölgesine yardım edilmedi; demografik yapının değişmesi isteniyor -VİDEO

    PİRHA-‘Deprem sahası çok büyüktü devlet gidemedi’ şeklindeki sözlere tepki gösteren PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, “Devlet deprem bölgesine yardım etmek istemedi. Adıyaman’ın Kürt-Alevi, Hatay’ın Arap-Alevi olması nedeniyle demografik yapının değiştirilmesini istediler” dedi.

    6 Şubat tarihinde 11 ili ve 13 milyon insanı etkileyen büyük felakete yol açan depremde on binlerce yurttaş hayatını kaybedip, yüzbinlercesi yaralandı. Depremde binlerce insan da yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldı.

    PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş ile deprem sürecindeki gözlemleri ve bundan sonra yapılması gerekenler üzerine konuştuk.

    “DEPREM SÜRECİNDE CEMEVLERİMİZİ HİÇ KAPATMADIK”

    Devletin 17 Ağustos 1999 depreminden sonra topladığı bütün yardımları tarikatlara aktardığını söyleyen İsmail Ateş, “Depremden sonra AFAD’ın yapması gereken sadece çadır dağıtmak, gıda yardımı yapmak ve arama kurtarmaları hızlandırmak ama hiçbirini yapmadı. Çünkü bütün kaynaklarını şeriatçı yapılara vermişti. Sahada şeriatçı örgütler ve Alevi örgütleri vardı, biz kendi imkânlarımızla yaptık, onlar ise devletin kendilerine peşkeş çektikleriyle yaptı. Kâhta’da Menzil Tarikatı’nın merkezinde 4 tane ev yıkıldı ama orada bin tane çadır vardı. Biz deprem sürecinde cemevlerimizi hiç kapatmadık ama onların koca koca camileri ve külliyeleri kapalıydı ama donarak ölen insanlar vardı” dedi.

    “DEPREM BÖLGESİNDE DEVLET YOKTU AMA ALEVİ ÖRGÜTLERİ ORADAYDI”

    “Deprem sahası çok büyüktü devlet gidemedi” sözlerini eleştiren Ateş, “Deprem bölgesinde devlet yoktu ama Alevi örgütleri oradaydı, bütün kurumlar deprem bölgesine gidebiliyor da devlet mi gidemiyor? Bu devletin trenleri, uçakları, helikopterleri, gemileri var. İskenderun yanarken gemilerle müdahale edemez miydiniz? Demek ki yardım etmek istemediler. Adıyaman’ın Kürt-Alevi, Hatay’ın Arap-Alevi olması nedeniyle demografik yapının değiştirilmesini istediler ve bunu da halen yapıyorlar” diye belirtti.

    “BİR AN ÖNCE KONTEYNER KENTLERİN KURULMASI GEREKİYOR”

    Depremzedeler için bir an önce konteyner kent kurulması gerektiğini belirten Ateş, “Biz Alevi kurumları olarak herkesin yaşadığı bölgeye konteyner kurmaya çalışıyoruz. Bizim bütçelerimiz belli ama zor durumda olan her canımızla dayanışma üzerine bir çabamız var. AFAD kriterlerine göre bir konteynerin fiyatı 110-115 bin TL. Bu yüzden bizim 10 tane konteyner bulmamız durumunda 1 milyon TL paramızın olması gerekiyor, bizim böyle bütçelerimiz yok ama biz elimizden geldiğince çalışıyoruz.”

    “İNSANLAR KENDİ YURTLARINI TERK ETMESİNLER”

    Bundan sonraki süreçte de yardımlarının  devam edeceğini ifade eden İsmail Ateş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz bu yardımları tek başımıza yapmadık, diğer kurumlarla birlikte yaptık. Bizler sahadaydık ama hep beraber yaptık. Elimizden gelen bütün çabayla canlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz. İnsanların kendi bölgelerinde yaşamaya davet etmesi için çabalayacağız. Asla yurtlarını bırakmasınlar, orada yaşamaya devam etsinler.”

    Cihan BERK/PİRHA

  • Aleviler, Adıyaman’da çadır kentte çocuklar için ‘Oyun Okulu’ kurdu-VİDEO

    Aleviler, Adıyaman’da çadır kentte çocuklar için ‘Oyun Okulu’ kurdu-VİDEO

    PİRHA  – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Adıyaman Şube Başkanı Zülfikar Yılmaz adına kurulan çadır kent içerisinde Oyun Okulu açıldı. Oyun Okulu projesine ilişkin bilgi veren PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, “Geldiğimizden bu yana hüzün ve acı vardı. Aynı üzüntü çocuklarda da vardı, bunu değiştirmek adına bir oyun ve eğitim alanı tarzında bir alan kurmak istedik” dedi. 

    6 Şubat’ta yaşanan depremde Adıyaman’da enkaz altında kalarak Hakk’a yürüyen PSAKD Adıyaman Şube Başkanı Zülfikar Yılmaz adına Çadır Kent Kuruldu. Dernek yöneticileri ve bölge halkının yardımları ile hayata geçirilen çadır kentte çocuklar için de özel bir alan oluşturuldu.

    Zülfikar Yılmaz Çadır Kent Oyun Okulu isminin verildiği alanda, depremzede çocuklar için çok sayıda eğitim amaçlı materyalin yanı sıra oyuncaklara da yer verildi.
    Oyun Okulu’nun ilk gününde çocuklarla birlikte resim ve okuma etkinliği yapıldı. Çok sayıda çocuğun katıldığı etkinliğe Yeşim Kılıç eğitmen olarak öncülük etti. Geniş bir çadır içerisinde bir araya gelen çocuklar, eğlenceli vakitler geçirdi.

    “ÇOCUKLAR UMUTTUR, GELECEKTİR”

    Oyun Okulu projesine ilişkin bilgi veren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Sekreteri İsmail Ateş, “Bugün belki de ilk defa yüzümüz gülmeye başladı” diyerek duygularını paylaştı.

    Ateş, çocukların her koşulda önemsenmesi gerektiğini ifade ederek şunları söyledi:

    “Geldiğimizden bu yana hüzün ve acı vardı. Biz bunun farkındaydık ve buradaki çocuklar da aynı yıkımı yaşıyordu. Aynı üzüntü çocuklarda da vardı, bunu değiştirmek adına bir oyun alanı, eğitim alanı tarzında bir alan kurmak istedik. Çocukların yüzü güldükçe diğer insanlar da mutlu oldu. Unutulmamalı ki bütün dünyada çocuklar umuttur, gelecektir. Dolayısıyla biz de kendi çocuklarımızın yüzünü güldürerek geleceğimizi aydınlık bir şekilde kurmalarını onlardan bekliyoruz.”

    PİRHA/ADIYAMAN

  • Adıyaman’da halk zor durumda; devletten yardım yok, PSAKD çadır kent kurdu-VİDEO

    Adıyaman’da halk zor durumda; devletten yardım yok, PSAKD çadır kent kurdu-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), depremde yaşamını yitiren Adıyaman Şube Başkanı Zülfikar Yılmaz adına Adıyaman’da çadır kent kurdu. Adıyaman’da halkın çok zor durumda olduğunu belirten PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, “Halkın morali bozuk. AFAD yok, jandarma kurtarma yok, asker, polis yok. Depremde enkaz altında kalan en büyük birimin devlet olduğunu düşünüyoruz” dedi.

    Maraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerin ardından binlerce kişi yaşamını yitirirken yüz binlercesi de evsiz kaldı. Depremin en çok etkilediği yerlerden biri de Adıyaman’dı. Yurttaşların soğuk havada, dışarıda zor şartlarda bekleyişleri sürüyor. Hala yardım gitmeyen birçok yer var.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), depremde yaşamını yitiren PSAKD Adıyaman Şube Başkanı Zülfikar Yılmaz adına Adıyaman’da çadır kent kurdu. İhtiyaç sahiplerini çadırlara yerleştirdi.

    “DEVLET İNSANLARA YARDIM YAPAMADI”

    Depremden sonra PSAKD Adıyaman Şube Başkanı Zülfikar Yılmaz ve ailesi göçük altında kaldığını öğrendiklerini söyleyen PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, “O yüzden ilk olarak Adıyaman’a gelmeyi daha mantıklı bulduk. Adıyaman’a gelmekle doğru bir karar vermişiz çünkü gelen haberlerde en büyük yıkımın Hatay ile birlikte Adıyaman’da olduğunu görüyoruz” dedi.

    Ateş şöyle devam etti:

    “Adıyaman’da elektrik, su ve internet yok ama kendi gözlerimizle gördük ki halk çok zor durumda. Hiç hasar almamış bina yok neredeyse. Bütün binalar harabeye dönmüş, enkaz altında bir canını bırakmamış hiçbir aile yok. Biz de Zülfikar Yılmaz’ın üçüncü gününde cansız bedenini ulaşabildik ve dördüncü gününde toprağa sırladık. Genel olarak baktığımızda halkın morali bozuk ancak biz depremde gördük ki AFAD yok, jandarma kurtarma yok, asker yok, polis yok dolayısıyla da depremde enkaz altında kalan en büyük birimin devlet olduğunu düşünüyoruz. İnsanlarımızı kaybettiğimiz için üzgünüz ama devlet yeteri kadar insanlara yardım yapamadı” dedi.

    PİRHA/ADIYAMAN

  • PSAKD Genel Sekreteri Ateş: Aleviler gelecek yıllarda hep eylemlilik halinde olacaklar-VİDEO

    PSAKD Genel Sekreteri Ateş: Aleviler gelecek yıllarda hep eylemlilik halinde olacaklar-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, yedi Alevi çatı örgütü tarafından İstanbul’da düzenlenen Büyük Alevi Kurultayı’nı değerlendirdi. Ateş, “7 Alevi çatı örgütü olarak sayımızı arttıracağız. Dolayısıyla bütün canlar bu birlikteliğin dağılmayacağı konusunda rahat olsun. Ayrıca Aleviler gelecek yıllarda hep eylemlilik halinde olacaklar” vurgusunu yaptı.

    Cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesine alan kararına karşı Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Demokratik Alevi Derneği, 25 Aralık’ta Büyük Alevi Kurultayı’nı gerçekleştirdi.

    “Eşit Yurttaşlık” vurgusunun öne çıktığı kurultaya, emniyet verilerine göre en az 14.800 yurttaş katıldı.

    AYRILIĞA SON VERDİK”

    PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, İstanbul Yenikapı’daki Alevi kurultayına dair değerlendirme yaptı. Ateş, 25 Aralık’ta İstanbul’da yapılan kurultayın, her yönüyle olumlu geçtiğini vurgulayarak, oluşan birlikteliğin, Alevi örgütlülüğüne kazandırdıklarını şu sözlerle açıkladı:

    “2022 yılının özellikle son çeyreği Aleviler için oldukça hareketli geçti. Biz bu süreci daha önceden fark etmiş ve ilk toplantımızı temmuz ayı içerisinde Hacıbektaş’ta yaptık. Sonrasında daha genişletilmiş haliyle ağustos ayında Hacı Bektaş Veli Kültür Etkinlikleri kapsamında bir çalışma yaptık. Ardından da 17-18 Eylül’de yine Hacıbektaş’ta bütün Alevi-Bektaşi-Kızılbaş örgütleri ile buluşarak, bir arada durmamız gerektiği üzerine karşılıklı görüş alışverişinde bulunduk. Çünkü özellikle Kültür Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesinde bir ekip, bütün Alevi kurumlarını ziyaret ederek, kendi yanlarına çekip sözlerinden çıkmayacak bir Alevi kimliği yaratma çabaları vardı. Bunun üzerine kurumlar olarak, birlikte durmamız gerektiğinin altını çizerek ayrılığa son verdik. Farklı düşüncelerimiz olabilir ama Aleviler ayrı değildir. Çünkü Aleviler ‘Yol bir sürek bin bir’ düsturu ile hareket eden bir topluluktur.”

    “YASALAŞMASINA RAĞMEN KABUL ETMEYİZ”

    Ekim ayı içerisinde sayın Cumhurbaşkanı, Şahkulu Dergahı’nda açılış yapmıştı. Ardından güya bizlerden haberleri yokmuş gibi yaptılar ama gerçek anlamda bizi tanımıyorlar. Çünkü bizler istemiş oldukları Alevi kurumları değildik. Bizler ‘Yol cümleden uludur’ deriz. Ayrı düşüncelerimiz olsa bile Yol’un dışında durmayan insanlarız. Süreç böyle gelirken Vergi Usul Kanunu adı altında bir torba yasaya Alevilikle ilgili birkaç madde ilave ettiler ve bizlerin güya gönlüne dokundular. ‘Alevilerin sorunlarını çözüyoruz’ dediler. Oysa Alevilerin sorunları son derece basitti. Bizlerin ‘Cemevi yapın’ diye talebimiz hiç olmadı. Bizler ‘elektrik, su paralarını ödeyin’ demedik. Bizler ‘inancımızı tanıyın’ dedik. Ama taleplerimizin tümünü yok saydılar ve torba yasa içerisine koyarak güya Alevilerin ihtiyaçlarını karşılıyorlar gibi göründüler. Ama Hz. Ali’nin önünde fotoğraf vermekten kaçan da yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’dı.
    Biz bu torba yasaya itirazlarımızın olduğunu anlatmaya çalıştık. Bunun için de plan ve bütçe komisyonuna giderek taleplerimizi yineledik ama orada bizi dinlemek yerine bize hakaret edip aşağıladılar. Bizler orada saygı göreceğimizi beklemiştik ama ‘sizin bize teşekkür etmeniz gerekirken kalkmış gelmiş burada itiraz ediyorsunuz’ tarzında üst perdeden söylemlerle karşılaştık. Ardından 8 Kasım’da Meclis önünde bütün Alevi kurum temsilcileri olarak basın açıklamamızı yaptık. Bizimle dalga geçer gibi bu açıklamanın hemen ardından yasayı çıkardılar. Bizler bu durumun yasallaşmasına rağmen kabul etmek durumunda değiliz. Çünkü haklar yasalardan önce gelir. Dolayısıyla Alevilik haktır, bunu da ısrarla söylüyoruz.
    2020 ve 2022’de kurulan örgütleri biliyoruz. Sayın Devlet Bahçeli de birkaç dönüm arazisini onlara bağışladı. Bunlar Alevilerin temsilcileri olamaz. Bunlar keklik soyundan gelen Alevilerdir. Zaman öyle bir zamandı ki İmam Hüseyin’in kanıyla çizdiği sınırlara sahip çıkma zamanıydı. Bizler ‘El Ele El Hakk’a’ düsturu ile hareket eden ve geçmişten bugüne pirlerimizden, ulularımızdan devraldığımız inancımızı geleceğe aktarma bilincinde olan Alevileriz. Bizler inancımıza sahip çıkacağız ve asla bu taleplerimizden geri durmayacağız. Alevilerin gerçek temsilcileri biziz.”

    “7 ALEVİ ÇATI ÖRGÜTÜ OLARAK SAYIMIZI DA ARTTIRACAĞIZ”

    İsmail Ateş Kurultay sonrasında çokça olumlu yorum aldıklarını da paylaştı. Bundan sonraki süreçte Alevi kurumları olarak sayılarını genişleteceklerini söyleyen Ateş şöyle devam etti:

    “Kurultayın yapıldığı salona birkaç gün önce gittiğimde açıkçası ‘salonu doldurabilecek miyiz?’ diye ürktüm. Ancak kurultay günü halk bize muhteşem bir destek verdi. Salonun dışında da en az o kitlenin yarısı kadar kalabalık vardı. Kurultay sonrasında biz insanlara bir şey sormadan mutluluklarını gördük. 2009 yılındaki o Alevi mitingleri sonrasında böylesi büyük bir kalabalık yoktu. Kurultay sonrasında bir siyasetçiden telefon aldım. Sonuç bildirgesi üzerine konuştu. ‘Hassas yazılmış bir bildiri’ olduğunu söyledi. Evet dil belki de yumuşak karşılanabilir ama bütün dünyadaki Alevileri kapsayacak, umut verecek bir mesaj gerekiyordu. Dolayısıyla bu sonuç bildirgesinin arkasında duracağız ve özellikle bundan sonra 7 Alevi çatı örgütü olarak sayımızı da arttıracağız. Ama altına düşmeyeceğiz, bunu belirteyim. Dolayısıyla bütün canlar, bu birlikteliğin dağılmayacağı konusunda rahat olsun. Özellikle bir gazete var, karanlık bir gazete, adı her ne kadar karanlığın tersi de olsa sürekli aleyhimizde yazılar yazıyor. Dolayısıyla onların umutları boşa çıkacak. Biz gerçek Alevilerin, bu Yol’u sürenlerin umuduyuz.”

    İsmail Ateş son olarak eylem takvimine dair “Sokaklar ya da salonlar fark etmez, Aleviler gelecek yıllarda hep eylemlilik halinde olacaklar” ifadelerini kullandı.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Sistem bizi yüzyıllardır asimile ediyor, peki Aleviler kendisini nasıl asimile etti?’-VİDEO

    ‘Sistem bizi yüzyıllardır asimile ediyor, peki Aleviler kendisini nasıl asimile etti?’-VİDEO

    PİRHA-‘Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı İçin Aleviler Bugünü ve Geleceği Tartışıyor’ çalıştayında konuşan PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, Aleviler arasındaki birlikteliğin daha da arttırılması gerektiğinin altını çizerken, Avukat Ali Yılmaz ise, Sivas Katliamı davasının daha fazla sahiplenilmesi çağrısında bulundu. Kıbrıs Alevi Kültür Merkezi’nden Cengiz Demir de, “Sistem bizi yüzyıllardır asimile ediyor peki bu soruyu hiç kendimize sorduk mu? Aleviler kendisini nasıl asimile etti?” diye sordu.

    Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde Alevi kurumları tarafından 17-18 Eylül’de ‘Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı İçin Aleviler Bugünü ve Geleceği Tartışıyor’ çalıştayı yapıldı. 7 Alevi çatı kurumunun ortak düzenlediği çalıştayda çok sayıda katılımcı fikir beyan etti ve sonuç bildirgesi kamuoyu ile paylaşıldı.

    İSMAİL ATEŞ: SORUMLULUĞU TAŞIYACAKSINIZ

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Sekreteri İsmail Ateş, Aleviler olarak taleplerinin net olduğunu belirterek, “Bizler bu taleplerimizden vazgeçmemek durumundayız. Alevi-Bektaşi-Kızılbaşların talepleri Sünnilerin merhametine bırakılamaz. Bunlar bizim haklarımızdır ve bunları almak zorundayız. Burada bulunan Alevi kurum başkanlarına sesleniyorum; Alevilerin bu saatten sonra iki eli sizlerin yakasındadır. Bu sorumluluğu taşıyacaksınız, bu birlikteliği bir daha bırakmayacaksınız. Gelin bir olalım, diri olalım, iri olalım” dedi.

    ALİ YILMAZ: SİVAS KATLİAMI DAVASINI 650 AVUKATTAN 3’Ü TAKİP ETTİ

    Çalıştayda söz alan Avukat Ali Yılmaz da, Sivas Katliamı davasına değinerek, “Sivas Katliamı davası çok büyük süreçler yaşadı. Sivas davası sadece bir dava değil, aynı zamanda çok büyük bir mücadele örneği. Sivas davasında çeşitli kazanımlarımız oldu. Maraş davası, Gazi davası, Çorum davası bir anlamda toplumsal yönden arkasında çok önemli bir güç yoktu ama medyanın da iletişim ağlarının da gelişmesinden dolayı Sivas davası onlara göre çok daha sahiplenildi. Öncelikle örgütlerimiz çok büyük destek verdiler, aynı zamanda Sivas Katliamı’nda yakınlarını yitiren şehit aileleri her zaman yanımızdaydı” diye konuştu.

    Sivas Katliamı davası başladığında 650 avukatın olduğunu ancak şu anda 650 avukattan son davayı 3 avukatın takip ettiğine dikkat çeken Ali Yılmaz, “Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) yeni yönetimi bu konuda bize çok büyük destek verdiler veriyorlar, verecekler. Biz diyoruz ki 7-8 ay sonra çok ciddi bir zamanaşımı tartışması yaşayacağız. Oysa bu davanın avukatları olarak biz diyoruz ki insanlığa karşı işlenmiş suçlardan zamanaşımı olmaz. Bu sesimize siz de destek verirseniz hem yurt içinde hem de yurt dışında çok daha güçlü oluruz” diye belirtti.

    CENGİZ DEMİR: İNANCIMIZIN İÇERİĞİ ALEVİ YÖNETİCİLERİ TARAFINDAN BOŞALTILDI

    Kıbrıs Alevi Kültür Merkezi’nden Cengiz Demir ise, çalıştayda yaptığı konuşmada, Kıbrıs’ta Alevilerin de yaşadığını aktararak, “Umudumuz bütün Alevilerin bir araya geldiği en yakın zamanda Dünya Aleviler Birliği’nin (DAB) kurulmasıdır” önerisinde bulundu.

    Çalıştayda önemli önerilerin ve konuşmaların olduğunu ancak bu öneri ve konuşmaları kadınların ve gençlerin duyamadığını ve kendi önerilerini çalıştayda yansıtamadığının altını çizen Demir, şunları ifade etti:

    “Alevilerin dünü, bugünü ve geleceği konuşuluyor. Okuması yazması olmayan inançlı, itikatlı, yoluna bağlı olan aşıklar ve sadıkların yüzü suyu hürmetine bugüne kadar inancımız var oldu, bundan sonra da onların yüzü suyu hürmetine var olacaktır. Canlar bakın cemevlerimiz beş yıldızlı olmaya başladı, buna Kıbrıs da dahil. Maalesef ama içini dolduramadıktan sonra bir anlamı yok. Toplantılarımızda, panellerimizde, etkinliklerimizde gençlerimiz ve kadınlarımız yok. Evet dernekler Alevi örgütlenmesi adına çok muhteşem başarılara imza attılar ama o inançlı itikatlı pirlerimizi yavaş yavaş cemevlerimizin içerisinde erittik ve bugün cemevlerimizde inançlarımızın içeriği Alevi yöneticileri tarafından boşaltıldı.

    Şimdi sorayım size evet sistem bizi yüzyıllardır asimile ediyor peki bu soruyu hiç kendimize sorduk mu? Mesela Aleviler kendisini nasıl asimile etti. ‘Selamünaleyküm, akşamınız hayırlı olsun, afiyet olsun.’ Bu dil Alevi dili değil. Helali hoş olsun, akşamınız hayırlı olsun, sabahınız hayırlı olsun derdi geçmişteki pirlerimiz. Bugün dil asimilasyonunu biz Aleviler kendimiz yaptık.

    Türkiye’de, Avrupa’da ve Kıbrıs’ta ve diğer ülkelerdeki Aleviler kültürel asimilasyona uğradı. Kendi düğünlerimizi yapamaz, erkanlarımızı yürütemez olduk. Yani kısacası kendi kendimize uyguladığımız o kadar çok asimilasyon var ki saymakla bitmez.”

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • PSAKD Genel Sekreteri Ateş: Dedelerimizi Kerbela’ya götüren insanların eli kanlıdır-VİDEO

    PSAKD Genel Sekreteri Ateş: Dedelerimizi Kerbela’ya götüren insanların eli kanlıdır-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, AKP hükümetinin Alevi gençleri kampa, dedeleri ise Kerbela’ya götürme yönündeki çalışmalarına tepki gösterdi. Ateş, “Yol’u zarara uğratmaya çalışıyorlar. Hacıbektaş’ta 400 gencimizi kampa alıp onlara Aleviliği anlatacaklarmış ki bu son derece saçma” dedi. Ateş ayrıca  “Kim ne için dedeleri Kerbela’ya götürüyor? Dedelerimizi Kerbela’ya götüren insanların eli kanlıdır” diye konuştu.

    İçişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın finanse edeceği program kapsamında 300 dede Kerbela’ya, 400 Alevi genci de 19-23 Ağustos’ta ‘Hacıbektaş Gençlik Kampı’na götürülecek. Söz konusu projelere karşı Alevi örgütleri kimi karşı çıkışlar yapsa da AKP iktidarı, programları hayata geçirmekte ısrar ediyor.

    Söz konusu projeleri “Aleviliği asimile çabaları” olarak değerlendiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Sekreteri İsmail Ateş, iktidar için “Muaviye’nin devamı” ifadelerini kullandı.

    “İSLAMIN İÇERİSİNDE YOK ETMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    İsmail Ateş, asıl amaçlananın “Yol’u zarara uğratmak” olduğunu söyleyerek şunları kaydetti:

    “Alevileri katlederek başarılı olamadılar. Alevileri yakarak, keserek, yüzerek bitiremeyeceklerini anladıktan sonra bu sefer bizim için en yüce değer olan Yol’u zarara uğratmaya çalıştılar.
    Hacıbektaş’ta 400 gencimizi kampa alıp onlara Aleviliği anlatacaklarmış ki bu son derece saçma. Çünkü Aleviliği biz gençlerimize zaten veriyoruz. Alevilik yaşayan bir inançtır, kitaplarda kalan bir inanç değil. İçselleştirilerek yaşanan bir inançtır. Dolayısıyla biz de zaten bu öğretilerimizi çocuklarımıza aktarıyoruz. Burada yapılmak istenenin tamamı Yol’u zarara uğratmak adınadır. Çünkü orada çocuklarımıza ne verileceğini bilmiyoruz. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak diğer Alevi örgütleri ile beraber oraya hiçbir ailenin çocuklarını göndermemesi yönünde bütün açıklamalarımızı yapıyoruz.
    En büyük sıkıntıları şu oluyor; ‘İslamın özü sizsiniz’ diyorlar ve İslamın içerisinde yok etmeye çalışıyorlar. Çünkü Aleviliği yok edemediler, Sünnileştirmeye çalıştılar onu da başaramayınca bu sefer Yol’u yok ederek zarar vermeye çalışıyorlar.

    “DEDELERİMİZİ KERBELA’YA GÖTÜRENLERİN ELİ KANLIDIR”

    Dedeler konusuna gelince Kerbela bizim için önemli kutsallarımızın başında geliyor. Alevilik için 3 tehlike var; deniliyor ki ‘Alevilik Türkmen inancıdır, Türk inancıdır, kaynağını Şamanizme bağlıyorlar. İkincisi, diyorlar ki ‘Alevilik Kürt inancıdır’. Kaynağını Zerdüştlüğe bağlıyorlar. Üçüncüsü, ‘Kerbela, Allah, Muhammed, Ali, 12 imam kültünden dolayı Aleviliği Araplarla; yani İslam’ın içerisine bir yere bağlamaya çalışıyorlar. Bu 3 politika da yanlıştır. Çünkü Alevilik kendi adına bir inanış biçimidir. İçerisinde ırksal temelleri birbirinden ayırt etme lüksüne sahip değildir. Bir inanış biçimidir, insanların ruhani duygularıyla ilgilidir. Dolayısıyla da Alevi olan her yerde Kürt de vardır Türk de vardır Ermeni de vardır Arabı da vardır. En kutsal değerlerimizin başında Kerbela gelir. Çünkü bizim için İmam Ali ve 72 yareni ile beraber Yezid’in askerlerince Kerbela’da katledilen bizim en büyük değerlerimizin başında geliyor. Bu sefer bunu kullanarak, yani ‘Kerbela’ denildiği zaman inancını en ufak şekilde yaşayan bir insanın dahi gözleri doluyor. İmam Hüseyin’in orada göstermiş olduğu direnci bugün dünyanın bütün devrimci inanışına sahip olan ya da sol-sosyalist siyasetteki insanlar da kabul ediyor. Che Guevara’dan daha dirençli bir durumdur oradaki direniş. Dolayısıyla Kerbela, her Alevi için çok kıymetlidir.

    İnsanlar Kerbela’ya gittiğinde ruhani bir duruma bürünüyor. Ben bunun benzerini Banaz’da görüyorum. Bizler, Banaz’a, Pir Sultan Abdal’ın diyarına gittiğimizde de bir başka dünyada yaşadığımızı hissederiz. Fakat sorgulanması gereken şudur: Kim ne için dedeleri Kerbela’ya götürüyor? Bunun ciddi anlamda sorgulanması gerekiyor. Çünkü dedelerimizi Kerbela’ya götüren insanların eli kanlıdır. Önce ceddimizi şimdi de bizi katleden, katletmeye çalışan zihniyetin yani Yezit’in, Muaviye’nin devamıdır. Bizim bunlar karşısında bilinçli bir şekilde durmamız gerekiyor.”

    “MAZERETLERİN ARKASINA SAKLANMAMAK GEREKİYOR”

    İsmail Ateş, inanç üzerinden yapılmak istenen projelere karşı örgütlerin başarılı bir karşı koyuş sergileyemediğini de ifade etti. Örgütlerin, asimilasyona karşı daha çok refleks göstermesi gerektiğini belirten Ateş, “Diğer Alevi Bektaşi kurumlarıyla yakın ilişkilerimiz var. Ortak şeyler de geliştiriyoruz ancak yapılanları topluma anlatma konusunda zayıf kaldığımızın farkındayız. Bunun en büyük nedeni de bizimle bu düşüncelerimizi paylaşan yayın organı yok. Siz ve birkaç yayın organı dışında kimse yok. Dolayısıyla gerçek anlamda ulusal medyada yankı bulamıyoruz. Kendi yayınlarımızı da hep biz izliyoruz. Ama bu mazeretlerin arkasına da hep saklanmamak gerekiyor.”

    “ONLARIN İNANCINA SON DERECE TERS GELİYOR”

    PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, Alevi sorununa dair kimi siyasetçilerin nefret dili kullandıklarını da ifade ederek konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı:

    “Doğrusu kullanılan sözleri çok önemsemiyorum ama içimiz yanıyor. Bundan önce bir başka politikacı da Kemal Kılıçdaroğlu’nun inancını gündeme getirmişti. Aslında zihniyetler birbirinin devamı oluyor. Vitrine çıktıkları zaman bizimle iyi geçinmeye çalışıyorlar ama gerçek iç dünyaları da bu.

    Dünyadaki en büyük zulüm ve katliamlar inançlar üzerinde olmuştur. Irksal temel ikinci planda kalmıştır. Dolayısıyla Alevi inancı yeryüzündeki en farklı inançlardan bir tanesidir. Özellikle bizim coğrafyada kadın ve erkek aynı anda ibadet eden tek inanç. Dolayısıyla da onların inancına son derece ters geliyor ve ciddi bir de panik halindeler. Çünkü Aleviler ciddi şekilde örgütlendiler. Dikkat ederseniz eş zamanlı gidiliyor. Yani hem çocuklarımızı Hacı Bektaş’ta toplayıp hem dedelerimizi Kerbela’ya götürüp diğer taraftan da siyaset ayağını da boş bırakmıyorlar. Siyasette de ‘biz cemevlerine yasal statü vermeyeceğiz’ diyorlar. ‘İslam’ın ibadethanesi camidir. Oraya gidin’ diyorlar. İşte 3 ayağı olan bir durum söz konusu ve bizi bu noktada yok edeceklerini zannediyorlar ama bizim ibadethanemiz cemevidir. İster kabul etsinler ister kabul etmesinler, hiç de umurumuzda değil. Bugüne kadar onlar tanımadılar biz yine ibadetimizi, Yol’umuzu bir şekilde buraya getirdik.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

  • Avrupa Alevi örgütlenmesinin öncü isimlerinden İsmail Ataş serbest bırakıldı

    Avrupa Alevi örgütlenmesinin öncü isimlerinden İsmail Ataş serbest bırakıldı

    PİRHA-İsviçre’den memleketi Erzincan’a giderken Sabiha Gökçen Havaalanı’nda gözaltına alınan Basel ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi Yönetim Kurulu üyesi İsmail Ataş, ifadesi alınarak serbest bırakıldı.

    Uzun yıllar Avrupa Alevi örgütlenmesinde görev yapan İsmail Ataş, sabah saatlerinde İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanında gözaltına alınmıştı. Aynı zamanda İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu kurucularından olan Ataş hakkında 2020 yılında Erzincan’da açılmış bir dosyasının olduğu öğrenilmişti.

    Ataş Anadolu Adliyesi’nde ifadesinin alınmasının ardından serbest bırakıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Munzur kıyısına hafriyat dökülüyor, ağaçlar katlediliyor-VİDEO

    Munzur kıyısına hafriyat dökülüyor, ağaçlar katlediliyor-VİDEO

    PİRHA – Dersim Ana Fatma Ziyareti güzergahında yol yapım çalışmalarında ağaçlar katlediliyor ve hafriyat Munzur Suyu’na dökülüyor. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan doğa aktivisti Haydar Çetinkaya ve İsmail Ateş, “Burada ağaçlar kesiliyor, doğa tahrip ediliyor. Buradan çıkarılan hafriyat Munzur kıyısına dökülüyor, bunun durdurulmasını istiyoruz” ifadelerini kullandılar.

    Dersim-Ovacık Karayolunun 2. km’sinde Ana Fatma Ziyareti’ne kadar yapılacak olan yol düzenleme çalışmasında ağaçlar katlediliyor, çıkarılan hafriyat Munzur Suyu’na dökülüyor.

    “AĞAÇLAR KATLEDİLİYOR, DOĞA TAHRİP EDİLİYOR”

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan doğa aktivisti Haydar Çetinkaya, “Tunceli-Ovacık karayolunun 2.km’sindeyiz. Burada bir yol genişletme ve düzenleme çalışması var Ana Fatma’ya kadar. İlk etapta 700 m’lik alan düzenlenecek aldığımız bilgiye göre. Burada ağaçlar kesiliyor, doğa tahrip ediliyor. Buradan çıkarılan hafriyatın normal olarak belediyenin göstereceği bir alana taşınıyor olması gerekirken yolun alt kısmında çalışma olmayan Munzur kıyısına dökülüyor” dedi.

    “ÇALIŞMALARIN DOĞAYA ZARAR VERMEMESİ GEREKİYOR”

    “Bu şekilde yapılan çalışma; birincisi çevre mevzuatı, yüklenici firmanın bu şekliyle yaptığı durum da işgüzarlıktır. Burada maliyetten kaçıldığı görülüyor. İhalenin bütçesinden ya da iş makinası çalıştırmama açısından zarara girmemek kaydıyla ne yazık ki doğamıza zarar veriyor. Buradaki kayaçlar, topraklar ne varsa hiçbir şekilde etkilenmemesi gereken, proje dahilinde olmayan alana dökülüyor. Bu çalışmayı doğru bulmuyoruz. Mutlaka Tunceli Valiliği’ne şikayette bulunacağız” diye konuşan Çetinkaya, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı aradık onlar il müdürlüğüne yönlendirdiler. Onlara bildirdik. Burada mevcut haliyle yol düzenlemesinde zorunlu olmadıkça doğaya, ağaçlar, milli park sahasına zarar vermemesi gerekiyor. Ayrıca bu çevre mevzuatlarında da, kanunlarda da suç teşkil ediyor.

    Koca koca taşlar ağaçların gövdelerine çarpmış, yaralar oluşturmuş. Buradaki bütün hafrşyat Munzur’un içine dökülüyor. Mutlaka durdurulmasını istiyoruz. Hem valiliğin hem çevre ve şehirciliğin hem orman müdürlüğünün bu şekilde yapılan çalışmayı durdurmalarını talep ediyoruz.”

    “İSTEĞİMİZ; MUNZUR’UN DOĞAL ÖRTÜSÜNE ZARAR GELMEMESİ”

    İsmail Ateş ise şunları kaydetti:

    “Biz tabii ki yol yapımına karşı değiliz. Dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bu kadar doğal bir yere burada kamyonla taşınması gerekirken kamyonla taşınmıyor Munzur’un içine direk dökülüyor. Yolun kenarındaki ağaçlara yazıktır. Bu ağaçlar 50-100 yılda yetişiyor. Yolun üst tarafına yol yapımına karşı değiliz. Birçok meşe gidiyor. İsteğimiz; Munzur’un kenarındaki doğal örtüye hafriyat bırakılmaması. Ağaçlar tümden zarar görüyor.

    Bu çalışma; çıkarılan hafriyat uygun bir yere taşınacak. Makine alıp Munzur’un içine atıyor, maliyet azalsın diye. Herhalde ilgililer durdururlar. İl valisi kendisi görse karşı çıkar.”

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM