Etiket: ismet yılmaz

  • Komisyon, 7.kez toplandı: Umut hakkı mutlaka uygulanmalıdır

    Komisyon, 7.kez toplandı: Umut hakkı mutlaka uygulanmalıdır

    PİRHA-Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, yedinci toplantısını gerçekleştirdi. Eski TBMM başkanlarının dinlendiği toplantıda konuşan Bülent Arınç, AYM ve AİHM kararlarına uyulması gerektiğini söyleyerek, “Umut hakkı mutlaka uygulanmalıdır” dedi.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, yedinci toplantısını gerçekleştirdi. Bu toplantıda, eski TBMM başkanları dinlendi.

    Toplantıya; Hikmet Çetin, Ömer İzgi, Bülent Arınç, Köksal Toptan, Mehmet Ali Şahin, Cemil Çiçek, İsmet Yılmaz, İsmail Kahraman, Binali Yıldırım ve Mustafa Şentop katıldı. Üç eski TBMM başkanının ise sağlık sorunları nedeniyle komisyona katılamadığı bildirildi.

    HİKMET ÇETİN: “SİLAH KULLANANI AFFETMEK ZOR”

    Hikmet Çetin, silah kullananlarla kullanmayanların ayrılması gerektiğini belirterek, “Silah kullanmış insanları bu aşamada affetmek zor” dedi.

    Çetin, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Bana zaman zaman, ‘Kürt devleti kurulacak mı?’ diye sorarlar. Türk ile Kürt, Amerika’nın siyahı ve beyazı gibi değil. Dil ve kültür aynı. Şimdiye kadar, özellikle güney bölgesindeki otellerin sahipleri Kürtlerdir. Terör ayrı, halkın davranışları ayrı. Halklar arasında bir şey yok”

    ÖMER İZGİ: “ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ GÜNDEME GELEBİLİR”

    Ömer İzgi ise suç işleyen herkesin cezasını çekmesi gerektiğini vurguladı. Anayasa’nın ilk üç maddesi ve “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” hükmünün değiştirilemeyeceğini kaydeden İzgi, 66’ncı maddeye dair değişiklik yapılabileceğini belirtti.

    BÜLENT ARINÇ: “UMUT HAKKI MUTLAKA UYGULANMALIDIR

    Bülent Arınç da AYM ve AİHM kararlarına uyulması gerektiğini söyleyerek, “Umut hakkı mutlaka uygulanmalıdır. Genel bir affa zaruri ihtiyaç olarak bakıyorum. KHK ile ihraç edilenler, görevlerine iade edilmelidir” dedi.

    Arınç, sözlerine şöyle devam etti:

    “Geldiğimiz nokta denizin bittiği, geminin karaya vurduğu bir noktadır. Eli yukarıdan tutarak başlatan Bahçeli’ye teşekkür ediyorum. Cumhurbaşkanının kararlılığı iradesi ve komisyonun çalışmaları işin yürütücüsü olacaktı. En çok DEM’den çekiniyorduk, DEM öncü oldu, takdir ediyorum. Bugünkü anayasanın işimize gelen maddelerini başımızın üstünde taşıyıp da işimize yaramayanları kenara koymayı doğru bulmuyorum. Yeni ve çağdaş bir Anayasa, temel haklar ve görevler noktasında özgürlükçü bir anayasaya elbette ihtiyaç var. Ama bu komisyonun görevi yeni bir anayasa yapmak değil. Bugünkü bazı sorunların, iç cepheyi tahkim etme noktasında yerine getirilmesi gerekir. Ekonomide sorunlar var, bugün ekonominin başında olan kişiler kendilerine göre bazı kararlar almışlar. Ona da saygı duymak zorundayız.

    Suriye’deki gelişmeler bu süreci çok yakından ilgilendiriyor. Artık Türkiye’de terörist sayısı o kadar azalmıştı ki neredeyse ayakkabı numaralarını biliyorduk. Suriye’de ise yeni bir süreç var, Suriye’deki gelişmeler noktasında da Türkiye’nin dış politikasını önemli buluyorum.”

    MEHMET ALİ ŞAHİN: “ACELE ETMEKTE YARAR VAR”

    Mehmet Ali Şahin, komisyonun tek amacının, “Terörsüz Türkiye” olması gerektiğini belirterek komisyonun nitelikli çoğunluk kararını almasını olumlu karşıladığını vurguladı.

    Şahin, sözlerini şöyle noktaladı:

    “Terörsüz Türkiye hedefi hayırlı bir iştir. Biraz acele etmekte yarar var. Bizi dinliyorsunuz, kimleri dinleyeceksiniz bilmiyorum ama bu dinleme faslı bir an önce bitmeli. Bir an önce işin özüne girmelisiniz. İnfaz kanununda, ceza kanununda değişiklik yapılacak mı? Bunlar sizin işiniz.”

    CEMİL ÇİÇEK: “SORUN EVRENSEL”

    İkinci oturumda söz alan Cemil Çiçek, sorun tanımlanmadan üzerinde çözüm üretilmesinin mümkün olmadığını kaydederek, “Biz bu komisyonda bir konuyu mu çok konuyu mu yoksa her konuyu mu konuşacağız?” diye sordu. Komisyonun yalnızca bir konuyu konuşması gerektiğini ifade eden Çiçek, şunları kaydetti:

    “Her konuyu konuşmaya kalktığımızda burada başka sorunlar çıkar. Bu komisyon İnfaz Kanunu’ndaki değişiklik ile ilgili öneriler yapacak bir komisyon mu? Onu Adalet Komisyonu da yapardı. Vatandaşların bir kısmı komisyonu önemsiyor ama öbür tarafta da birçok soru işareti var. Bu kafa karışıklığının nedeni, komisyonun göreviyle ilgili muğlaklıklardır. Komisyonun öncelikle bunları gidermesi gerekiyor. Türkiye’de görev yapan yabancı misyon şeflerinin her hafta bir farklı görüşünü açıklaması kafa karışıklığını artırıyor. Komisyonun, kapalı kapılar arkasında yapılan anlaşmaları meşru kılmak için çalıştığı yönünde düşünceler de var. Komisyonda her kafadan bir ses çıkmasını engellemek gerekiyor. Herkes aklına ne geliyorsa söylüyor.

    Terör meselesi artık yalnızca Türkiye sınırları içinde can yakan bir sorun değil. Sorun evrensel hale gelmiştir. Dışarıdaki gelişmeler dikkate alınmadan içeride alınan çözümler, bir süre sonra başka sorunlara yol açabilir. Silah bırakmanın muhatabı kim? KCK ve Suriye’nin kuzeyindeki yapılar bu işin içinde var mı? Bunları netleştirmek gerekiyor. Terör meselesinde dış destek kesilmeden başarı elde edilememiştir. Bunların da kesilmesi gerekiyor.”

    İSMAİL KAHRAMAN: “15 TEMMUZ RUHUNU YAKALAMALIYIZ”

    İsmail Kahraman, “15 Temmuz’da tüm siyasi partilerin tek vücut olduğunu” söyleyerek, TBMM’de kurulan çözüm komisyonunda da “15 Temmuz ruhunun” yakalanması gerektiğini savundu. 21 Mart 2015’te Diyarbakır’da Abdullah Öcalan’ın mektubu okunduğunda güzel bir hava oluştuğunu belirten Kahraman, “Dış mihrakların süreci karıştırdığını” ve geçmiş çözüm girişimlerinin bu nedenle başarıya ulaşamadığını öne sürdü.

    BİNALİ YILDIRIM: “VATANDAŞLIK TANIMININ KAPSAYICI BİR ŞEKİLDE GÖZDEN GEÇİRİLMESİ GEREKMEKTEDİR”

    Binali Yıldırım, Cumhuriyet’in temel değerlerinden verilecek taviz ile barışın tesis edilemeyeceğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

    “Kırmızı çizgileri net şekilde ortaya koyduk. Vatandaşlık tanımının kapsayıcı bir şekilde gözden geçirilmesi, güncellenmesi gerekmektedir. Etnik kimlik esasında değil, anayasal vatandaşlık vazgeçilmez bir hakikattir. Ama bu hakikat anayasamızın ilk dört maddesiyle çelişmemelidir. Adem-î merkeziyetçi olarak da tanımlanan bu yapı sadece idari bir yapılanmadır siyasi ve federal düşüncelere tamamen kapalıdır. Kaynakları ve yetkileri artırılmış belediyeler milletin ihtiyaçlarını daha hızlı ve kolay karşılar. Ayrışmayı değil bütünleşmeyi artırır. Bu adımlar ayrıştırıcı değil bilakis tarihin bize yüklediği sorumluluğa uygun bütünleştirici adımlardır. Kendini fesheden bir terör örgütü başka bir isimle karşımıza çıkarsa bu tehlikeli olur. Emperyalist devletlerin ikircikli açıklamalarını da dikkatle izlemeliyiz.”

    Yıldırım, yeni, sivil ve katılımcı bir anayasa gerektiğini de sözlerine ekledi.

    MUSTAFA ŞENTOP: SÜREYE VE TAKİBE BAĞLI BİR AF SAĞLANABİLİR

    Mustafa Şentop ise sürecin şeffaf, hesap verebilir ve Meclis denetiminde olmasının önemine dikkati çekti. Öcalan’ın silah bırakma çağrısının zorlama yorumlarla değersizleştirilmesine izin verilmemesi gerektiğini dile getiren Şentop, önerilerini şöyle sıraladı:

    “Silah bırakma süreci iyi planlanmalıdır. İlk adım tatmin edici şekilde atılmalıdır. Silah bırakan örgüt mensuplarının topluma kazandırılması çalışmaları da elbette gündeme gelebilir. Süresiz bir af yerine, belirli süreli süreye bağlı takibe bağlı bir af sağlanabilir. Demokrasinin ve hukukun geliştirilmesi ve istikrarlı hale getirilmesinin gerektiği kanaatindeyim. Bu, komisyonun odağının dağılmaması açısından sonraki aşamada gündeme alınmalıdır. Toplumsal barış ve toplumda devletin barışması konusunda bir adım atılmalıdır.”

    NUMAN KURTULMUŞ: “KİMSE BUGÜN BURADA YASA ÜZERİNDE ÇALIŞILIYORMUŞ GİBİ BİR ALGI OLUŞTURMAYA KALKMASIN”

    TBMM Başkanı ve Komisyon Başkanı Numan Kurtulmuş, eski Meclis başkanlarının taleplerinin ortaklaştığına dikkati çekti. Sürece zarar vermek isteyen kesimler olduğunu anlatan Kurtulmuş, toplantıyı şu sözlerle kapattı:

    “Sürece zarar vermek isteyen kesimlerin olduğunu, hatta bu toplantı halka açık şekilde gerçekleştirildiği için klavyelerin başında, ‘Bu toplantıya nasıl müdahale oluruz’ diye bekleyenler olduğunu görüyoruz. Komisyonda herkes tekliflerini dile getirdi. Hiç kimse bugün burada sanki bir yasa üzerinde çalışılıyormuş gibi bir algı oluşturmaya kalkmasın.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Seçime bir hafta kala Bakan Yılmaz’dan da cemevi vaadi

    Seçime bir hafta kala Bakan Yılmaz’dan da cemevi vaadi

    PİRHA- Seçime bir hafta kala Alevileri hatırlayan AKP hükümet yetkililerinin cemevi vaadleri bitmek bilmiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ardından Milli Eğitim Bakanı Yılmaz da cemevlerine hukuki statü tanıyacaklarını iddia etti. Yılmaz’ın cemevlerinden irfan merkezleri diye söz etmesi de dikkat çekti. 

    Alevi kurumlarının defalarca görüşüp taleplerini sunmasına rağmen bir adım atmayan, mahkeme kararlarını uygulamayan AKP hükümetinin Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, cemevlerine irfan merkezleri diyerek “Geleneksel irfan merkezleri ve cemevlerine hukuki statü tanıyacağız. Çoğulcu, eşitlikçi ve katılımcı demokrasinin çıtasını daha da yükselteceğiz” iddiasında bulundu.

    Milli Eğitim Bakanı Yılmaz, Sivas’ın merkeze bağlı Karabalçık köyünde, köy konağı hizmet ve kültür binasının temel atma törenine katıldı.

    HANGİ ALEVİ KANAAT ÖNDERLERİ İLE GÖRÜŞÜLDÜ?

    Bakan Yılmaz, Alevi kanaat önderlerinin kendisini ziyaretinde, dinlerini evlatlarına öğretme talebi olduğunu anlatarak Malatya İnönü Üniversitesi’nde ‘Alevi Araştırma Enstitüsü’ kurulması için Yükseköğrenim Kurulu Başkanlığı’ndan (YÖK) karar çıktığını ve bunun Bakanlar Kurulu’nca da imzalandığını kaydetti. Bu kararın, kısa sürede Resmi Gazete’de yayımlanacağını belirten Yılmaz, şunları söyledi:

    “İnşallah Alevi kardeşlerimizin inançlarının en sağlıklı, en doğru bir şekilde yine kendileri tarafından bir başka kimse tarafından tanımlanmadan daha halkın ihtiyacını karşılayacak şekilde bir enstitüyü hayata geçireceğiz. Müfredatta da güncelleme yaptık, yapmış olduğumuz güncellemeleri de kendilerine sunduk. Gerçekten çok mesafe aldıklarını söylediler. İnanıyorum ki önümüzdeki dönemde de varsa eksikliklerimiz onları da gidereceğiz. Geleneksel irfan merkezleri ve cemevlerine hukuki statü tanıyacağız. Çoğulcu, eşitlikçi ve katılımcı demokrasinin çıtasını daha da yükselteceğiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bir arada yaşıyoruz, yan yana yaşıyoruz. Şehit olduğu zaman, savaşa gittiğimiz zaman hiç kimse sormuyor. Çanakkale’de ve Sarıkamış’ta beraberdik, terörle mücadelede yine Afrin’de beraberdik. Ayrımız gayrımız yok, bu topraklar için can veren herkesin bu toprakların refahından, hakkından, hukukundan aynı şekilde yararlanması lazım. Onun için Türkiye’yi bugüne kadar beraber getirdik, bundan sonra da hep beraber götüreceğiz.”

    Bakan İsmet Yılmaz ile hangi Alevi kanaat önderlerinin görüştüğü ise henüz öğrenilemedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Din dersini isteyen Aleviler kimdir? Bakan’a gür sesle sorulmalı-VİDEO

    ‘Din dersini isteyen Aleviler kimdir? Bakan’a gür sesle sorulmalı-VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği önceki başkanlarından hukukçu Kazım Genç, Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın Aleviler’in zorunlu din dersinin kaldırılmasını istemediği yönündeki açıklamalarını PİRHA’ya değerlendirdi. Genç, Alevilerin bu sözlere karşı gür ses çıkartması gerektiğini söyledi.    

    Haberin videosu

    Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın Aleviler din derslerinin kaldırılmasını istemiyor” sözlerini PSAKD’nin önceki başkanlarından Kazım Genç PİRHA’ya değerlendirdi.

    Genç, “Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz yapmış olduğu açıklamayla Aleviler zorunlu din dersi istiyorlar diye bir cümle kullandı. Tabii bunu bizim kabul etmemiz söz konusu değil. Zorunlu din dersine karşı yürüttüğümüz davalar ve bu davalar neticesinde aldığımız kararlar yan yana gelince buna bizim tüm Aleviler örgütleri toplumsal olarak gür bir ses çıkarmaları gerekirdi. Fakat ne yazık ki bunu göremedik.”

    Yani sayın bakanın da bunu hangi Aleviler istiyor diye açıklaması gerekir” diye konuşan Genç, “Ama biz Alevi örgütleri kitlesel olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın kapısına gitmezsek veyahut Alevi örgütleri bir bütün olarak yöneticileri 50-60 -100 kişi Milli Eğitim Bakanı’ndan randevu alıp gidip kimdir bu Aleviler diye sormazlarsa evet bu tür laflar çok olur” dedi.

    YANLIŞLARI KAMUOYUYLA PAYLAŞALIM

    Av. Kazım Genç, “Bakın size geçmişten bir anekdot anlatayım” diyerek şunları ifade etti:

    “Bir yuvarlak masa toplantısı vardı devletin kademelerinin insanlarında olduğu talim terbiye kurulundan zorunlu din dersi tartışılıyordu. Ben orada dedim ki; “Bu zorunlu din dersi davasını yürüten avukat biziz, bu davayı götürdük, AİHM karar verdi ve bu konuda kitaplarda bizim istediğimizden çok farklı olarak yer alıyor. Niye bunları bize, hem Alevi örgütlerine, yöneticilerine sormuyorsunuz” dediğimde; O dönemde tahkim kurulu başkan yardımcısı dedi ki ya biz bunları Alevi olanlara yaptırıyoruz belki siz tanımıyor olabilirsiniz dedi. Çorum İlahiyat Fakültesi Dekanı olan Osman Eğri’ye yazdırdık biz bunu dedi. Ben dedim ki biz bunu nasıl tanımayalım hem adı Osman, hem soyadı Eğri. Yani tepki koyduğunuzda yanlışlar ortaya çıkar ve yanlışları kamuoyuyla paylaştığınızda bu söylenir ve söyledikleri yanlışın altında kalırlar.”

    BU SÖYLEMLERE KARŞI GÜR SES ÇIKARTILMALI

    Kazım Genç, bu söylemlere karşı gür ses çıkartılması gerektiğini belirterek “Ne yazık ki sayın bakan bunu demiş ama Alevi örgütlerinden kamuoyuna yansımış benim görebildiğim bir eylemle karşılaşmadım, görmedim, duymadım. Belki bir basın açıklaması yapmışlardır veya bir şey demişlerdir. Oda bana denk gelmemiş olabilir. Bu küçümsenecek, kulak ardı edilecek, ya da önemsenmeyecek bir açıklama değildir” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • ‘Zorunlu din dersini Aleviler değil, FETÖ’nün kurumları istiyor’-VİDEO

    ‘Zorunlu din dersini Aleviler değil, FETÖ’nün kurumları istiyor’-VİDEO

    PİRHA – Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın “Aleviler din derslerinin kaldırılmasını istemiyor” sözlerine tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, “Bugün Türkiye’de hiçbir Alevi zorunlu din dersleri ile çocuğuna zorla işkence yaptırmak istemez. Çünkü zorunlu din dersleri Alevi çocuklar için bir zulüm ve işkencedir” dedi.

    Haberin Videosu

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın “Alevilerin zorunlu din derslerinin kaldırılmasını istemiyor” sözlerine ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın zorunlu din dersinin kalkmasını istemiyor dediği derneğin Alevi İnanç Dernekler Federasyonu olduğunu belirten Kaplan, “Derneğin bünyesinde 700 kadar Alevi derneği ve 100 bine yakın üyesinin olduğu söyleniyor. Ancak bizler yıllardır Alevi örgütlülüğün içindeyiz böyle bir dernekten ve federasyondan haberdar değiliz. Böyle bir dernek varsa da çantadır” diye konuştu.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİ ALEVİ ÇOCUKLARI İÇİN BİR İŞKENCEDİR”

    Kaplan, “Bugün Türkiye’de hiçbir Alevi, zorunlu din dersleri ile çocuğuna zorla işkence yaptırmak istemez. Çünkü zorunlu din dersleri Alevi çocuklar için bir zulüm ve işkencedir. Nasıl ki Sünni bir ailenin çocuğuna Hristiyanlık ve Musevilik öğretilemezse bir Alevi çocuğuna da zorla Sünnilik öğretilemez. Bu, insan hakları ve insanlık açısından da bir zulümdür” ifadelerini kullandı.

    “ÇANTADA KURULAN ‘ALEVİ’ KURUMLARI DİN DERSİNİ İSTİYORDUR”  

    Son dönemlerde birçok Alevi derneğinin kurulmaya başladığına dikkat çeken Kaplan şunları ifade etti:

    “ Çantada kurulan ve vakıflaşan ‘Alevi’ kurumları var. Bu kurulan Alevi kurumlarının birçoğunda bizzat hükümetin kendi adamları var. Aleviler içinde özellikle keklik diye tabir ettiğimiz kişiler bu dernek ve vakıfların içinde yer alıyor. Muhtemelen Milli Eğitim Bakanı da bunlar ile görüşmüştür. Ben 30 yıla yakındır Alevi örgütlenmesi içerisindeyim, diyen Kaplan şöyle devam etti:

    “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri ve Alevi Bektaşi Federasyonu olsun bunların çoğunun tek talebi zorunlu din derslerinin müfredatta kaldırılmasıdır. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın yaptığı açıklamanın bu Alevi kurumlarının cephesinde bir karşılığı yoktur. Zorunlu din dersini isteyen dernekler ise daha önce Fetö’nün kurmuş olduğu, hükümet tarafından yıllarca beslenip cami ve cemevi projesi ile karşımıza çıkanlardır. Ancak bu dernekler 15 Temmuz darbe sürecinde kapatıldı. Bu boşluğu hükümet farklı yapılarla doldurmaya çalışıyor. Şu anda da bu amaca yönelik kurulmuş birkaç dernek var. Ve zorunlu din derslerini de muhtemelen bu dernekler istiyordur.”

    “HERKES KENDİ ALEVİSİNİ YARATMAK İSTİYOR”

    Herkesin kendi Alevi’sini yaratmak istediğine dikkat çeken Kaplan, “İktidar partisi buna yönelik büyük bir çaba içerisinde yer almaktadır. Ama biz biliyoruz ki akan suya pislik atılsa dahi su kendini temizler. Aleviler ve Alevi kurumları da yürüdükleri yolda safralarını zamanla atacaktır. Ve bu gibi Alevi kurumlarının Alevi toplumu içerisinde barınmaları mümkün değil” diye konuştu.

    “BU TOPRAKLARDA YAŞAM MÜCADELESİ VERİYORUZ”

    “Biz Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve diğer dernekler ile birlikte zorunlu din derslerinin kaldırılmasına yönelik hep bir talebimiz vardı” diyen Kaplan şunları ifade etti:

    “Türkiye’nin birde yerel bir gerçekliliği var. Maraş’ta bir belediye başkanı ile görüştük. Belediye başkanı bizlere ‘binalar oy kullansa seçimde biz kazanırız’ dedi. Beş, altı katlı binalar boş ve bu binaların içinde insanlar yok. Bu binaların içindeki Alevi toplumu yerini yurdunu terk etmek zorunda bırakılmış. Şu anda Aleviler’in birinci önceliği bu topraklarda yaşam mücadelesi vermek. Dolayısı ile bir ülkede iç barışı ve iç huzuru sağlamadıktan sonra ülkenin müfredatı ne olursa olsun, inanç merkezlerinin adı ne olursa olsun hiçbir önemi yok. Özellikle hedefimiz iç barışın, iç huzurun, bir an önce sağlanıp demokrasi kanallarının her alanda hakim kılınmasını sağlamaktadır.

    “BİRİNCİ ÖNCELİĞİMİZ BU TOPRAKLARDA GÖÇÜ ÖNLEMEK”

    “Zorunlu din derslerinin kaldırılması ve cemevlerimizin yasal statüye kavuşması için mücadele veriyorduk, yine vereceğiz” diyen PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan son olarak şunları belirtti:

    “Cemevlerine yasal statü verilip verilmemesi bizim için çok önemli değil artık. Çünkü cemevleri bizim meşru inanç yerlerimiz. Bunu tüm dünya kabul etti. Hükümetin kabul edip etmemesi onların bileceği bir iştir. Tüm Türkiye halkları Alevisi ile Sünnisi ile cemevlerini meşru inanç yeri olarak kabul etmiştir. Buna yönelik mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Ancak birinci önceliğimiz bu topraklardan göçü önleyip halkın yaşam alanlarına geri dönmesini sağlamaktır. Alevilerin somut taleplerine ilişkin daha çok mücadele alanlarını genişletmemiz gerekir.”

    İsmet SEFER/İSTANBUL

  • Milli Eğitim Bakanı Alevilerle alay mı ediyor?

    Milli Eğitim Bakanı Alevilerle alay mı ediyor?

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, meclis genel kurulunda, milletvekillerinin zorunlu din dersi ile ilgili AİHM’in vermiş olduğu ancak uygulanmayan kararına ilişkin “Genelde -Alevi kardeşlerimizle de görüşme oldu- onlar din kültürü ve ahlak dersinin kaldırılmasını kesinlikle istemiyorlar” diyerek Alevi yurttaş ve kurumlarının taleplerini görmezden geldi.

    Meclis genel kurulunda 2018 bütçe görüşmeleri devam ederken, milletvekillerinin sorularına cevap veren Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, eğitimde kalitenin arttığını belirtirken, Alevilerin zorunlu din dersi ile ilgili vermiş olduğu hukuksal ve meşru mücadelesi sonucu, AHİM’in vermiş olduğu karara ilişkinde sorulan soruya şu cevabı verdi;

    “Genelde -Alevi kardeşlerimizle de görüşme oldu- onlar din kültürü ve ahlak dersinin kaldırılmasını kesinlikle istemiyorlar. Anayasa çerçevesinde istedikleri husus şudur: ‘Bizi olduğumuz gibi, doğru bir şekilde tanıtın. Evlatlarımız bizi bilsin. Yan yana yaşıyoruz ama dini, inancı ne, bilmiyor; dili nedir bilmiyoruz. Dolayısıyla bunun yanlış olduğunu, bunun eksik olduğunu biliyoruz. İnşallah, geçmişe kıyasla her alanda ister Kürt dilinin demokratikleşmesi ve eğitimde kullanılması ister Alevi toplumunun dediği gibi inancıyla ilgili temel çerçevenin çizilmesi konusunda… Benim birçok Alevi kardeşlerim ‘Dün yoktuk, dün inkâr ediliyorduk.’ diyorlar. Bugün var ama yetersiz. ‘Yetmez ama evet’ diyoruz ya, işte, biz de; varsa eksiklikleri beraberce tamamlayalım.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Eğitim-Sen 10 soruda AKP’nin yeni eğitim sisteminin hedeflerini açıkladı

    Eğitim-Sen 10 soruda AKP’nin yeni eğitim sisteminin hedeflerini açıkladı

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın TEOG’un yerine açıkladığı yeni sınav sistemine tepki gösteren Eğitim-Sen Genel Merkezi, “TEOG neden kaldırıldı? 10 soruda yeni sistemin hedeflerini açıklıyoruz” bildirisi yayınladı.  

    Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, TEOG’un yerine “Eğitim Bölgesi ve Sınavsız Mahalli Yerleştirme Sistemi” kafa karışıklığına yol açarken, Eğitim-Sen 10 soruda yeni sistemin nelere yol açacağını ve çözümün ne olduğunu “TEOG Neden Kaldırıldı? 10 Soruda Yeni Sistemin Hedeflerini Açıklıyoruz” bildirisi ile açıkladı.

    Yayınlanan bildiriden satır başları şöyle:

    “TEOG neden kaldırıldı? Amaçlanan nedir?

    TEOG’un kaldırılmasının ardında, AKP’nin bir gerçeği gizleme çabası yatmaktadır. Bilindiği üzere, AKP 4+4+4 sistemiyle birlikte bir taraftan özel okulların diğer taraftan da imam hatiplerin sayısını hızla arttırdı. Kamu kaynakları devlet okullarına değil, imam hatiplere ve özel okullara aktarıldı. Açıklanan yeni sistemin en önemli amacı imam hatip okullarının akademik başarısını artırmak için %10’luk dilimden öğrenci almasını sağlamaktır.

    Eğitim-Sen’in söyledikleriyle yeni sistem arasında nasıl bir bağlantı var?

    Çok sayıda imam hatip lisesi proje okulu yapıldı. Sınavda başarılı olan öğrencilerin büyük bir bölümü kontenjan ve sınıf açma serbestliği nedeniyle bazı imam hatip liselerine gitmeye teşvik edilecek, yönlendirilecek, kimi imam hatip liseleri cazip kılınacaktır.

    600 OKUL İMAM HATİP LİSESİ OLACAK

    Yeni sistemde sınavla öğrenci alacak okullar içinde imam hatip liselerinin ağırlığı fazla mı olacak?

    Bakan İsmet Yılmaz merkezi sınavla öğrenci alacak 600 okulun, “fen lisesi, sosyal bilimler lisesi ve proje okulları” olacağını belirtti. Yeni getirilen sistemle bu 600 okulun büyük bir bölümünün imam hatip lisesi olacağını söyleyebiliriz. Böylece imam hatip liselerinin akademik başarı oranının yükseltilmesi ve bugün “düşman” ilan edilen “altın nesillerin” yerini alacak yeni nesiller inşasına bu sistemin katkı sunmasıdır.

    Merkezi sınavla öğrenci alacak okulların listesi açıklandı mı?

    Hayır açıklanmadı. Bakan Yılmaz, bu okulların Mayıs ayında açıklanacağını belirtti ve hangi kriterlere göre bu okulların seçileceğine dair hiçbir şey ifade etmedi.

    EKONOMİK KOŞULLARI OLMAYAN NİTELİKLİ OKULLARA GİDEMEYECEK

    Her ilde merkezi sınavla öğrenci alan bir okul olacak mı?

    Mevcut durum göz önünde bulundurulduğunda merkezi sınavla öğrenci alacak okulların büyük bir kısmının büyükşehirlerde toplanacağı ortadadır. Diğer illerde ise merkezi sınavla öğrenci alacak bir ya da iki okul olabileceği gibi kimi illerde hiç okul olmama ihtimali de mevcuttur. Dolayısıyla merkezi sınavla öğrenci kabul eden ve Bakan’ın “nitelikli” olarak tarif ettiği bu okullarda okuyabilmek için il değiştirmek zorunda kalacak ya da ekonomik koşulları el vermediği için bu okullara gidemeyecek öğrenciler sorunu karşımıza çıkacaktır.

    Peki sınavda %10’luk dilime giren bir öğrenciyi nasıl bir süreç bekliyor? Bu öğrenci imam hatip lisesine gitmek istemezse ne olacak?

    Bu öğrenci söz konusu 600 okula yerleşemedi, tercihini imam hatip lisesinden yana kullanmak istemedi diyelim. Bu durumda akademik başarısı oldukça yüksek bir öğrenci, adresine en yakın liseye ya da özel okullara gitmek zorunda kalacak.

    %10’luk dilimde yer almayan öğrenciler ne yapacak?

    Yeni sistemde özetle öğrencilerin %90 ‘ı adresine en yakın olan 5 okulu tercih edecek ve bunlardan birine yerleşecektir. Eğitim bölgelerinde öğrencilerin tüm gereksinim ve isteklerini karşılayacak okul türü ve sayısının olmadığı gerçeği gözönüne alındığında bu durum “Her Öğrenci İstediği Okula Gidecek” belirlemesinin gerçeği yansıtmadığını ortaya koymaktadır.

    YOKSULLARA ‘OTUR OTURDUĞUN YERDE’

    Bu durumun ne tür sakıncaları var?

    Adrese dayalı bir sistemin öncelikle öğrencilerin seçme hakkını kısıtlamakta, öğrencileri sadece oturduğu mahalle ya da eğitim bölgesine hapsetmektedir. Yani AKP ve MEB alt sınıfların, yoksulların çocuklarına “otur oturduğun yerde” demektedir.

    Bakan’ın yeni sistemi açıklarken “TEOG öğrencileri ve velileri okul dışı kaynaklara (etüt merkezi, kurs, özel ders) yöneltiyordu” sözlerini nasıl değerlendirebiliriz?

    Açıklananın aksine temel eğitimden ortaöğretime geçişte sınav kalkmamıştır. Öğrencilerin önemli bir bölümü Haziran ayında yapılacak olan sınava katılacaktır. Unutulmamalıdır ki 1 milyon 200 bin öğrenciden sadece 120 bini sınavla öğrenci alacak okullara yerleşebilecektir. Bu durum da sınavın belirleyiciliğini kat be kat artırmak anlamına gelmektedir.

    SINAV MERKEZLİ EĞİTİM TERK EDİLMELİ

    Sizce ne yapılmalıdır?

    Öncelikle belirtmek gerekir ki her öğrencinin istediği okula gitmesi en doğal hakkı olmalıdır. Sınavsız ve her öğrencinin istediği okulda eğitim alması savunulması gereken en temel yaklaşım olmalıdır.

    Bakan Yılmaz’ın yeni sistemi açıklarken ‘nitelikli okul’, ‘niteliksiz okul’ ayrımı yapması büyük bir skandaldır ve kabul edilmesi mümkün değildir. İlk kez bir Milli Eğitim Bakanı, bütün okulların niteliğinden sorumlu olduğunu bile bile devlet okullarına yönelik olarak böylesine tepki çeken bir açıklama yapmıştır.

    Sınavlara endekslenmiş bir eğitim sisteminin nitelikli olması nasıl mümkün değildir. Bunun için öncelikli olarak yapılması gereken, öğrencilerimizi sınav cenderesinden kurtarmak olmalıdır.

    Eğitimin hiçbir kademesinde öğrencilere ve dolayısıyla ailelerine dayatmada bulunmamalı, eğitim sisteminin öncelikli sorunu olan “sınav merkezli eğitim” anlayışı derhal terk edilmelidir.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin Eğitim-Sen: Adrese dayalı kayıt sistemi sorunları daha da arttıracak-VİDEO

    Mersin Eğitim-Sen: Adrese dayalı kayıt sistemi sorunları daha da arttıracak-VİDEO

    PİRHA- Eğitim-Sen Mersin Şube Sekreteri İsmail Usluoğlu, değişen sınav sistemi ile ilgili yaptığı basın toplantısında TEOG yerine getirilen yeni sistemi açıklayarak zaten karışık olan zihinleri daha da karıştırdığına, öğrenci ve velilerde oluşan kaygıları büsbütün arttırdığına dikkat çekerek, “Sınav merkezli eğitim” anlayışı derhal terk edilmelidir” dedi. 

    Haberin Videosu

    TEOG sınavının kaldırılması ile ilgili tartışmalar yeni bir boyuta taşındı. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, TEOG’un yerine “Eğitim Bölgesi ve Sınavsız Mahalli Yerleştirme Sistemi” geleceğini duyururken, eğitimciler, öğrenciler ve velilerin telaşı daha da arttı.

    Değişen sınav sistemine ilişkin Mersin Eğitim-Sen sendika binasında basın toplantısı düzenledi. Basın metnini okuyan Şube Sekreteri İsmail Usluoğlu, TEOG yerine getirilen yeni sistemin, zaten karışık olan zihinleri daha da karıştırdığını, öğrenci ve velilerde oluşan kaygıları büsbütün arttırdığını belirterek, şunları dile getirdi:

    “Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz sınavın kaldırılmasını gerektiren nedenleri şu şekilde sıralamıştır; 1.TEOG öğrencileri ve velileri okul dışı kaynaklara (etüt merkezi, kurs, özel ders) yöneltiyordu,
    2. Sınavın olduğu gün 6. ve 7. sınıflarda okula gelemiyordu,
    3. Öğrenciler sınava hazırlık için devamsızlık yapıyordu,
    4. Sınava hazırlanırken öğrencilerin sosyal ve psikolojik gelişimleri olumsuz etkileniyordu,
    5. Öğrencilerin ve velilerin üzerinde sınav stresi olumsuz etki yapıyordu,
    6. Yerleştirmeye esas puan belirlenirken okul başarı puanının da etki etmesi özel okulların notları şişirdiği iddiasını ortaya çıkarmıştı. Türkiye’deki bütün okulların niteliğinden sorumlu olanların ‘nitelikli okullar’ vurgusu yaparak, Türkiye’deki okulların yüzde 90’ının niteliksiz olduğunu kabul etmesi, iktidarın eğitimdeki başarısızlığının en açık itirafıdır.

    ‘‘ADRESE DAYALI KAYIT SİSTEMİ’ SORUNLARI DAHA DA ARTTIRACAKTIR”

    Açıklananın aksine temel eğitimden ortaöğretime geçişte sınav kalkmamıştır” diyen Usluoğlu, şunları ifade etti:

    “Öğrencilerin önemli bir bölümü Haziran ayında yapılacak olan sınava katılacaktır. Bakan Yılmaz’ın açıkladığı ‘adrese dayalı kayıt sistemi’ sorunları çözmek bir yana daha da arttıracaktır. Pek çok bölgede seçilebilecek 5 okulun bile bulunmaması zorunlu olarak öğrencilerin istemeseler bile bazı okullara gitmelerini zorlamak anlamına gelecektir. Temel eğitimden ortaöğretime geçişte öğrencilerin en az yüzde 25’inin imam hatip lisesine yerleşmesi garanti altına alınacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı bugüne kadar benimsediği eğitim politikaları ile eğitim sistemini siyasal iktidarın ihtiyaçları ve hedefleri doğrultusunda yap-boz tahtasına çevirmek dışında eğitimde somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirmemiştir.”

    Usluoğlu son olarak, “Eğitim sisteminin öncelikli sorunu olan “sınav merkezli eğitim” anlayışı derhal terk edilmelidir. Sınavlara endekslenmiş bir eğitim sisteminin nitelikli olması nasıl mümkün değildir” dedi.

    Diren KESER/MERSİN

  • HDP’li Toğrul: Kamu emekçilerine yönelik bu yeni “cadı avı” kim ya da kimlerin talimatı ile başlatıldı?

    HDP’li Toğrul: Kamu emekçilerine yönelik bu yeni “cadı avı” kim ya da kimlerin talimatı ile başlatıldı?

    PİRHA- HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul kamu emekçilerinin sürgün edilmesini Meclis gündemine taşıdı. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz tarafından cevaplandırılması için verdiği soru önergesinde Toğrul, “Muhalif olan kamu emekçilerine yönelik başlatılan bu “cadı avı” kim ya da kimlerin talimatı ile başlatılmıştır?” diye sordu. 

    HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul kamu emekçilerinin sürgün edilmesini Meclis gündemine taşıdı. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz tarafından cevaplandırılması için verdiği soru önergesinde Toğrul, şu hatırlatmada bulundu:

    “Kamu görevlilerinin, sendikalarının aldığı kararlar doğrultusunda toplu eylem hakkına sahip oldukları; uluslararası sözleşmelerde, Anayasa ve mahkeme kararlarında hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde kamu emekçilerine grev hakkı tanınmaktadır. Bu konuda çok sayıda AİHM, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve idari yargı kararı bulunmaktadır. İç hukuk ve uluslararası hukukta güvence altına alınan demokratik haklar bugün suç olarak değerlendirilmektedir. Kamu hizmeti sunma ve alma hakkının yanı sıra başta yaşam hakkını da tehdit eden söz konusu gelişmelere karşı, Kamu emekçileri de yaşanan olumsuzlukların giderilmesi ve hayatın normale dönmesi amacıyla, 21 Aralık 2015 günü bir saatlik iş üretmeme ve 29 Aralık 2015 günü ise iş bırakma eylemi gerçekleştirmiştir.”

    “15 Temmuz darbe girişiminin ardından tüm kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan çok sayıda kamu emekçisi, açığa alınmış, ihraç edilmiş ve sürgünler ile süreç devam ettirilmektedir. Hükümet tarafından OHAL kanunları kapsamında on binlerce kamu görevlisi ihracı ve sürgünleri devam ettirilerek cadı avı sürdürülmektedir” diyen HDP’li Vekil Toğrul, önergesinde Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’a şu soruları yöneltti:

    1- Sürgün etmiş olduğunuz kamu emekçilerini hangi gerekçeyle sürgün etmiş bulunmaktasınız? Kamuoyuna sürgünler konusundaki sayı yaklaşık olarak 1000 kişi olarak yansımıştır. Tam olarak kaç kişi sürgün edilmiştir? Bunların sendikalara göre dağılımı ne şekildedir?

    2- Geçen yıl kurban bayramından önce binlerce öğretmenin açığa alınması, ihraç edilmesi ve bu yılda yine bayramdan birkaç gün önce emekçilerin hukuksuz bir şekilde sürgün edilmesi, iktidarınızın kamu emekçilerine naçizane bir hediyesi midir?

    3- İktidarınız tarafından 15 Temmuz darbe girişiminden sonra OHAL ilan edilerek ve çıkarılan KHK’larla, yasama, yürütme ve yargı organlarının boşa çıkarıldığı hukuksuz bir süreç yürütülmektedir. Darbe girişimi ve cemaat ile hiçbir ilişkisi olmayan hatta ömürleri darbe girişimlerine karşı çıkmak ve mücadele ile geçen kamu emekçilerinin ihraç ve sürgün edilmesinin nedeni nedir?

    4- Tüm Türkiye’de 21 Aralık 2015 ve 29 Aralık 2015 tarihlerindeki iş bırakmalara katılım olduğu halde, sürgün edilen emekçilerin özellikle Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Elazığ, Van, Muş, Siirt, Mardin ve Tunceli’den seçilmesinin nedeni nedir? Ve sürgün edilen emekçilerin özellikle İç Anadolu’nun Orta Anadolu bölgesine sürgün edilmesinin nedeni nedir? Kamu emekçilerini özellikle Orta Anadolu bölgesine sürgün ederken kamu emekçilerinin yaşayabileceği saldırılar ve can güvenliği konusunda ne gibi önlemler alacaksınız?

    5- Sendikal eylemlerin suç sayılmadığı ve ceza verilemeyeceği uluslararası hukuk ve iç hukuk tarafından güvence altına alınmışken iktidarınız tarafından kamu emekçilerine böyle cezaların verilmesinin nedeni nedir? Uluslararası sözleşmeleri ve kanunları neden çiğnemektesiniz?

    6- Muhalif olan kamu emekçilerine yönelik başlatılan bu “cadı avı” kim ya da kimlerin talimatı ile başlatılmıştır?

    7- Sendikal çalışma, faaliyet ve eylemlerinden dolayı basında ve kamuoyunda 1 yıldır açık hedef haline getirilen ve sürgün edilen bu eğitim emekçilerinin can güvenliğini nasıl sağlayacaksınız?

    (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan: AKP hükümeti ‘cihat’tan vazgeçmeli-VİDEO

    PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan: AKP hükümeti ‘cihat’tan vazgeçmeli-VİDEO

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan ve başta Aleviler olmak üzere kamuoyu tarafından tepkiyle karşılanan yeni müfredata yönelik PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan PİRHA’ya konuştu. “Milli Eğitim müfredatına konmak istenen cihatın biz Aleviler için ne anlama geldiğini gayet iyi biliyoruz. Benim hükümete tavsiyem bir an önce bu cihatın da içine aldığı son değişikliklerden vazgeçmesidir” dedi.

    Haberin Videosu

    Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz tarafından açıklanan ve “cihat” konusunun da dahil edildiği yeni eğitim müfredatı tepkiyle karşılandı.

    AKP’li yetkililer ve milletvekilleri “cihat” olmadan din anlatılmaz” diyerek değişikliği savunurken, başta Alevi toplumu olmak üzere bir çok kesimden de tepkiler yükseldi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, yeni müfredata ilişkin PİRHA’ya konuştu. Kaplan, bağımsız olması gereken Cumhurbaşkanının AKP grup toplantısında yaptığı konuşmaya dikkat çekerek, şunları belirtti:

    “Orada Cumhurbaşkanı, cihat ile silah alıp insan öldürmek değildir, örgütlenme yapmak değildir, Cihat hoşgörüdür, İslam’ın temel direklerden birisidir” diye açıklamalarda bulundu. Milli eğitim müfredatına konmak istenen özellikle cihadın, Aleviler olarak ne anlama geldiğini gayet iyi biliyoruz. Bu cihat çağrısı yapan örgütlerin temel hedeflerinin de ne olduğunu iyi biliyoruz. Dolayısıyla cihat kelimesinin barışın simgesidir, İslamın  temel maddelerinden birisidir diye kimse bize açıklamaya kalkmasın.”

    “ARAP ÜLKELERİNE ÖYKÜNME VAR”

    “Türkiye’de hükümetlerin özellikle 2002’den bu yana gelen hükümette Arap ülkelerine öykünme var” diyen Kaplan, “Bundan vazgeçmediğimiz sürece bu ülkenin başarıya ulaşması zaten mümkün değildir” diyerek şöyle konuştu:

    “Özellikle cihadın orta öğretimde öğretilmeye başlatılmasının ana kaynağı tarikatlar. Şu anda devleti sarmalayan tarikatlar vasıtası ile hükümete önerildiğini ve dayatıldığını biliyoruz. Şimdi Felsefe ders saati azaltıldı, biyoloji ders saati azaltıldı. Bugün bu derslere baktığımız zaman bir çocuğun kişiliğini oturtturan felsefe temel derslerden biridir. Şu anda hükümetin yapmak istediği gelecek nesillere dair biat eden, sorgulamayan, kaderci bir gelecek nesil yetiştirmek istiyor.”

    “ALEVİ TOPLUMU DAYATMALARA KARŞI ÇIKAR, SUNNİ KARDEŞLERİMİZ DE YANIMIZDA OLSUN”

    Alevi toplumunun, temelden bu tür dayatmalara karşı çıkacağını ifade eden Kaplan, sunnilerin özellikle buna temelden karşı çıkması ve birlikte hareket edilmesi gerektiğini belitti.

    “Yapılan değişikliklerden sadece Alevi çocukların geleceği etkilenmiyor” diyen Kaplan şunları söyledi;

    “Türkiye’de yaşayan 80 milyon yurttaşın çocukları da bu Türkiye’nin temel sorunlarından özellikle eğitim sorunlarından da etkilenir durumda. Bizim, önümüzdeki dönemlerde koyacağımız eylem biçimlerinde sunni kardeşlerimizi özellikle bu eğitim konusunda yanımızda görmek istiyoruz, görürsek çok daha mutlu ve güçlü oluruz.”

    “Türkiye’nin eğitimi çıkmazdadır” diyen PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan “Benim hükümete tavsiyem bir an önce bu cihadın da içinde olduğu son değişikliklerden bir an önce vazgeçmesidir. Çünkü gelecekte Türkiye’yi büyük çıkmazlara sürükleyecektir” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA