Etiket: istanbul adliyesi

  • Nimet Tanrıkulu’nun duruşması görüldü, adli kontrol tedbirleri kaldırılmadı!

    Nimet Tanrıkulu’nun duruşması görüldü, adli kontrol tedbirleri kaldırılmadı!

    PİRHA- İnsan hakları savunucusu Nimet Tanrıkulu’nun yargılandığı davada uygulanan adli kontrol tedbirleri kaldırılmazken, bir sonraki duruşma 15 Ocak 2026 tarihinde görülecek.

    26 Kasım 2024’te İstanbul’da evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alınıp tutuklanan ve 4 Mart’taki duruşmada adli kontrol tedbirleri uygulanmasına karar verilerek serbest bırakılan İnsan Hakları Derneği (İHD) kurucularından ve feminist hareketi savunucularından Nimet Tanrıkulu’nun, 4’üncü duruşması İstanbul Adliyesi 24’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşmaya, Nimet Tanrıkulu, avukatları ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin ile çok sayıda kişi katıldı. Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada savunma yapan Nimet Tanrıkulu, dijital materyallerinin kendisine iade edilmesini ve adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasını istedi.

    Mahkeme, dijital materyallerin incelenmesi bittiyse iade edilmesine karar verirken, adli kontrolünün kaldırılması talebini ise reddetti. Mahkeme, duruşmayı 15 Ocak 2026 tarihine ertelendi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • İnsan Hakları Savunucusu Nimet Tanrıkulu tahliye edildi-VİDEO

    İnsan Hakları Savunucusu Nimet Tanrıkulu tahliye edildi-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) kurucularından sosyalist feminist Nimet Tanrıkulu’nun “örgüt üyesi” olduğu iddiası ile yargılandığı davadan tahliye edildi.

    26 Kasım 2024’te İstanbul’da evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alınıp tutuklanan İnsan Hakları Derneği (İHD) Kurucusu ve Feminist Hareketi savunucularından Nimet Tanrıkulu’nun, davası görüldü. İstanbul Adliyesi’nde görülen davaya çok sayıda insan hakları savunucusu, hukukçu, sivil toplum örgütleri de yerini aldı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) kurucu üyesi Nimet Tanrıkulu, örgüt soruşturması kapsamında 26 Kasım 2024’te gözaltına alınmıştı. Tanrıkulu,30 Kasım’da, Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği tarafından Türk Ceza Kanunu’nun örgütü üyeliği suçunu düzenleyen 314/2 Maddesi uyarınca tutuklamıştı.

    Savunmasının ardından İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada mahkeme Tanrıkulu hakkında tahliye kararı verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri ve avukatlar ifade verdi, duruşma ertelendi: Davalı değil davacıyız!

    Cumartesi Anneleri ve avukatlar ifade verdi, duruşma ertelendi: Davalı değil davacıyız!

    PİRHA-Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın, 950. hafta eylemi nedeniyle yargılandığı davanın duruşması İstanbul Adliyesi 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Gözaltına kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları ifade verdi. Davalı değil, davacı olduklarını belirten Cumartesi Anneleri ve avukatlar, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmasını istediler. Duruşma 7 Haziran gününe ertelendi. 

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için her hafta Cumartesi günü Beyoğlu’nda bulunan Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri’ne dava açıldı.

    Cumartesi Anneleri 950. hafta eylemine katılan Ali Ocak, Ali Tosun, Besna Tosun, Cüneyt Yılmaz, Hanife Yıldız, Hasan Karakoç, Hatice Korkmaz, Hünkar Hüdai Yurtsever, İkbal Yarıcı, İrfan Bilge, İsmail Yücel, Leman Yurtsever, Maside Ocak, Meryem Pars, Mikail Kırbayır, Mukaddes Şamiloğlu, Selvi Gülmez, Oya Meriç Eyüboğlu, Saime Sebla Ercan, Ümmügülsüm Aylin Tekiner’e, “Gösteri ve Yürüyüş Kanuna muhalefet” nedeniyle açılan dava İstanbul Adliyesi 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Davayı izlemek üzere katılan heyette şu kurum ve kişiler yer aldı:

    Elena Crespi, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu ve İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi Ulviyya Hasanova, Dünya İşkence Karşıtı Örgüt ve İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi, Gülşah Kurt, Dünya İşkence Karşıtı Örgüt ve İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi Benedetta Perego, Turin Barosu (İtalya) ve Tehlikedeki Avukatlar için Uluslararası Gözlemevi, Olivier Maricourt, Lille Barosu (Fransa) ve Tehlikedeki Avukatlar için Uluslararası Gözlemevi, Van ve Batman Barosu başkanları, ABD, Almanya, Çekya, Fransa, Hollanda ve İsveç Konsoloslukları ile AB Türkiye Delegasyonu, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH), İşkenceye Karşı Dünya Örgütü (OMCT), Paris Barosu, Tehlikedeki Avukatlar için Gözlemevi (OIAD), Uluslararası Af Örgütü, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), Hakikat, Hafıza ve Adalet Merkezi, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı.

    İKBAL EREN YARICI: HAYRETTİN EREN’i ANLATMAZSAM EKSİK KALIR

    İlk olarak Cumartesi Annesi/İnsanı İkbal Eren Yarıcı savunma yaptı. Eren Yarıcı, “1980’de gözaltına alınıp kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşiyim. Hayrettin Eren’e ne olduğunu anlatmazsam bu ifade eksik kalır. Hayrettin Eren, Haşim İşcan Geçidi’nde arabasıyla giderken gözaltına alındı. Bunu haber aldığımızda annem ve babam Karagümrük Karakolu’na gitti. Sonrasında, annem ve babam Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne gitti. Orada da olmadığı söylendi. Sonrasında annem ve babam yeniden Karagümrük Karakolu’na gitti. ‘Oğlunun gözaltına alınmadığını’ söylediler. Ama oğlunun aracı karakol bahçesindeydi. Ondan sonra annem ve babam emniyet müdürlüklerine İçişleri Bakanlığına başvurdu. Sonra bir yetkiliyi ‘Bu davayı açarsam çocuğunuza bir şey yaparlar ben de koltuğumdan olurum’ dedi. Sizin çocuğunuza bunlar yapılsa ne yapardınız. Abim ve dört arkasından haber alınamadı” dedi.

    Eren Yarıcı şöyle devam etti:

    “O dönem görev yapan yetkililer sorumludur. Şayet Hayrettin Eren bir suç işlediyse yargılanıp ceza alırdı şimdi burada olurdu. Gözaltına alınanların kaybedilmesi insanlık suçu. Bunu görmezden gelmemiz isteniyor. Biz cumartesi Anneleri olarak kayıp yakınları olarak bir arada olmayı birlikte mücadele etmeyi seçtik. 1995’ten bu yana sevdiklerimizin akıbetini soruyor, faillerin cezalandırılmasını istiyoruz. Taleplerimiz çok insanı. 2011’de başbakanlık görevi sırasında Cumartesi Annelerini Başbakanlık ofisinde kabul etti. ‘Sizin sorununuz benim sorunumdur’ dedi. Talepleri karşılanacağı sözünü verdi. Ancak sonrasında Süleyman Soylu, bizi ve kayıpları hedef aldı ‘O kaybedilenler Eminönü’nde mendili atarken kaybedilmedi’ dedi. Gözaltına kayıpları kabul etti. Bizim Cumartesi Anneleri eyleminde 700. Hafta oturmamız yine İçişleri Bakanı Soylu’nun Beyoğlu Kaymakamlığı’nın emri ile yasaklandı. Çok sert bir polis saldırısı oldu, eylem engellendi. 46 kayıp gözaltına alındı. O haftadan beri Cumartesi günleri Galatasaray Meydanı kapatıldı. 699 hafta demokratik haklarını kullanmak için Cumartesi Anneleri’ne izin veren Beyoğlu Kaymakamlığı kamu güvenliğini mi bozdu? Suç mu işledi? Neden 700 haftadan itibaren yasaklandı. O meydan bizim için hafıza merkezi. Bizim o meydandan vazgeçmemiz mümkün değil.

    AYM bizim davamızla ilgili hak ihlali kararı verdi. Sonrasında biz tekrar Cumartesi Meydanı’na çıktık. Ancak çevremiz polislerle sarıldı. Dağılmamız için bir uyarı yapılmadan gözaltına alındık. Gözaltına alınırken, darp edildik, havasız ortamda bekletildik. 29 hafta her cumartesi günü Galatasaray Meydanı’na yakın nerede olursa görüldüğümüz yerde gözaltına alındık. AYM kararını göstersek de suç işlediklerini söylesek de hiçbir direnç göstermediğimiz halde gözaltına alındık. Dağılmamız için koridor açılmıyor ve derhal gözaltına alınıyorduk.

    Bir kayıp yakını olarak o hafta cumartesi günü orada olmamak arkadaşlarımın gördüğü muameleye tanık olmak işkence gibiydi. Bu insanlar ne yapıyor ki? Sonrasında İstiklal Caddesi’nde yürümeye başladık. Basın bizim önümüze geçip fotoğraf çekmeye başlayınca polis bizi gözaltına aldı. İkimizi araca bindirip, diğer arkadaşlarımızın yanına götürdüler.

    “BİZ YASAK OLAN MEYDAN TARAFTARLARA SERBESTTİ”

    O hafta gözaltından çıktıktan sonra Galatasaray maçı vardı, her taraf kalabalıktı, sloganlar atılıyordu. Polis kimseye müdahale etmiyordu. O gün eylem yasaktı. Bize yasak olan İstiklal taraftarlara serbestti. Bu adalet mi? Bakan Ali Yerlikaya bize yeniden Galatasaray Meydanı’nı 10 kişi ile sınırlı olmak üzere açtı. Bugün suç işlemiyorsak bugün de işlemiyoruz. Dönemin Başbakanı alt komisyon kurduğunda terörist annelerini mi ağırlamıştı?

    “SEVDİKLERİMİZİN AKIBETİNİ SORDUĞUMUZ İÇİN YARGILANIYORUZ”

    Sevdiklerimiz bizden alınarak bizE acı yaşatıldı. Savcıların sevdiklerimizle ilgili hakikati soruşturmaması bu acıyı katmerledi. Şimdi de biz onların akıbetini sorduğumuz için yargılanıyoruz. Abim hayrettin Eren’i kaybedenlerin yargılanması gerekmez mi? Onları kaybedenlerin yargılanması gerekmez mi? Bizim yerime onların burada yargılanıyor olması gerekmez mi? Bizler bu alana var olduğumuz sürece çıkmaya devam edeceğiz.”

    Mahkeme salonunun gözlemci ve basın mensuplarına yetersiz gelmesi nedeniyle duruşmaya ara verildi. Duruşma hakimi avukatların yeni salon talebini kabul ederek duruşmaya 13.30’da devam edilmesine karar verdi.

    ALİ OCAK: ADALET ARIYORUZ

    Verilen aranın ardından devam eden duruşmada ikinci savunmayı Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak yaptı. Ocak, “21 Mart 1995’te gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Hasan Ocak’ın ağabeyiyim. Kendi çabamızla Hasan’dan haber alamadığımız 57 günün ardından 17 Mayıs 1995’te Adli Tıp kayıtlarından Hasan’ın işkenceyle öldürülüp Beykoz ormanına atıldığını, ardından resmi kurumlara başvurularımıza ve basında günlerce yer almamıza rağmen kimliği gizlenerek kimsesizler mezarlığına gömüldüğünün belgelerine ulaştık. O günden beri hakikatın açığa çıkartılması, sorumluların yargılanıp cezalandırılması için adalet arıyoruz. Suçlamaları kabul etmiyorum” dedi.

    ALİ TOSUN: YENİ KAYIPLARIN ÖNÜNE GEÇTİK

    Savunma yapan Ali Tosun ise savunmasında şunları ifade etti:

    “Bu kadar adaletsizlik içinde ayrıca adaletsizliğe maruz kaldık. Bu ülke koşullarında adalet isteyenler başka hukuksuzluklara da maruz kaldı. Bu süreçte yeni kayıpların oluşmasında bir engeldi. Yeni kayıpların önüne geçtik. Sonrasında bu yasaklar başladı. O zamana kadar hiç şiddet olmadı. Slogan olmadı açıklamamızı yaptık oradan ayrıldık. Sonra yasaklar başlayınca şiddet oldu. Adaletsizliğe karşı mücadele ederken bu adaletsizliklere maruz kalmak tirajikomik. Bu suçlamayı kabul etmiyorum.”

    HANİFE YILDIZ: SANIKLARIN BENİM YERİMDE OLMASINI İSTERDİM

    30 yıldır Oğlu Murat Yıldız’ın akıbetini soran Hanife Yıldız ise “Devletin kolu uzundur, senin oğlunu bulur, kendi ifade verirse sorun çıkmaz dedi. Ben bunlara inanarak, güvenerek karakola götürdüm. Karakoldan oğlumu bana vermediler, ben oğlumu çıkaramadım. Oğlumun akıbetini ve kaybedenlerin yargılanmasını istiyorum. Ben 29 yıldır evlat acısıyla yaşayan bir anneyim. Ben kime sığınacağım. Ben çok isterdim o sanıkların benim yerimde olmasını, onların yargılanmasını. Hangi kanun hangi makam hangi adalete sığıyor bir evladı kaybedip annesini kelepçelemek. Benim vicdanıma sığmıyor. Ben davalı değil, davacıyım. Beni gözaltına alanlardan da yargılayanlardan da davacıyım”dedi.

    HASAN KARAKOÇ: CUMARTESİ EYLEMLERİ BU ÜLKENİN YÜZ AKIDIR

    Gözaltında kaybedilen Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç ise savunmasını şöyle yaptı:

    “Ağabeyimin dosyası 29 yıldır Beykoz Adliyesi’nin tozlu laflarında bekletiliyor. Benim annem Asiye Karakoç Galatasaray Meydanı’nda ilk çıkan Cumartesi Annelerinden birisidir. Annem yaşadığı adaletsizlik karşısında başvurduğu hiçbir yerden sonuç alamadı, oğlunun başına gelenleri öğrenemedi, oğluna bunları yapanların yargılayıp cezalandırıldığını göremedi. Çünkü devlet benim annemi görmedi, duymadı, onu vatandaş saymadı. Burada yargılanan bizler mi olmalıyız, bizi işkenceyle gözaltına alanlar mı olmalı? Burada yargılanması gereken bizler değiliz. Bizler insanların sesiyiz, soluğuyuz. Biz bu katillerin kirli yüzünü açığa çıkardık, binlerce insan hayatına devam ediyor. Cumartesi eylemleri bu ülkenin yüz akıdır.”

    LEMAN YURTSEVER: BUGÜN YARGILANMASI GEREKENLER EMRİ VERENLERDİR

    İnsan hakları savunucusu Leman Yurtsever ise “Ben 29 yıldır Cumartesi Anneleri’nin mücadelesinde yer aldım. O günden bugüne değişen hiçbir şey yok. Hep biz yargılandık, bir tane polis yargılanmadı. 29 hafta boyunca biz hep kelepçeyle gözaltına alındık. Hiçbir direnme göstermedik. Anons yapılıyordu ama hiçbir koridor açılmıyordu. Bugün yargılanması gerekenler kolluk kuvvetleri ve emri verenlerdir” dedi.

    MASİDE OCAK: AYM’NİN HAK OLARAK GÖRDÜĞÜNÜ SAVCI SUÇ OLARAK GÖRDÜ

    Kayıp yakını Maside Ocak, “Anayasa Mahkemesi (AYM) bir karar verdi ve Galatasaray Meydanı’nın yasaklanmasını hak ihlali olarak gördü. Anayasa Mahkemesi kararından sonra İstanbul Valiliği’ne ve Beyoğlu Kaymakamlığı’na başvuru taleplerimiz oldu, cevap alamadık. 29 haftanın 28’inde hakkında kovuşturmaya yer yok kararı verildi. Anayasa Mahkemesi’nin hak gördüğünü bir savcının suç olarak gördüğüne tanık olduk. Bizler için çok üzücü. Anayasa Mahkemesi kararını hatırlatmak için o alana gittim. Failler halkında savuşturma, kovuşturma yürütülmedi. Anayasal hakkımı kullandım. Hepimiz hakkında beraat kararı istiyorum” dedi.

    MERYEM BARIŞ: BİZ ANAYASAL HAKKIMIZI KULLANDIK

    İnsan hakları savunucusu Meryem Barış da şunları söyledi:

    “Daha biz alana girmeden polisler bizi gözaltına alındık. Annelerin kelepçelerin çıkarılmasını istedik. Gözaltından sonra da serbest bırakıldık. AYM’nin verdiği hak ihlali kararları var. Biz anayasal hakkımızı kullandık. İddiaları kabul etmiyoruz.”

    MİKAİL KIRBAYIR: DAVALI DEĞİL DAVACIYIM

    Cemil Kırbayır’ın kardeşi Mikail Kırbayır ise savunmasında “Ömrümün 43 yılı kardeşimin davası için davacı olarak geçti. Babam İsmail Kırbayır’ın 26 yaşındaki oğlunun tabutunun altına girme hakkı elinden alındı. Annem Berfu Kırbayır’ın oğlunun mezarına gidip gözyaşı dökme hakkını elinden aldılar. Bütün bu olanları TBMM’ye taşıdım. Titiz incelemeler sonucu 1980’de devletin güvenlik güçleri tarafından işkenceyle katledildiği sonucuna varıldı. Tıpkı yaşamı gibi davası zaman aşımına uğratıldı. Kayıplarımızın akıbetini soruyor ve sorguluyoruz. Anayasa Mahkemesi kararı karşısında kolluk kuvvetleri suç işlemiştir. Davalı değil davacıyım” dedi.

    VAN BAROSU BAŞKANI ÖZARAZ: ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI UYGULANMALI

    Avukatların beyanlarına geçilmesinin ardından Van Barosu Başkanı Sinan Özaraz sözaldı. Özaraz, “Burada yargılanan sanıklar yaşadıkları olayın aslını anlattı. Kaymakam kanunsuz bir emir verdi, kolluk güçleri de bu emri yerine getirdi. Bu kanunsuz emri uygulayan kolluk, kararı veren idare makam yargılanmıyor, temel hakkını kullanan vatandaş yargılanıyor. Burada mahkemeye düşen Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamaktır. Bu sağlanmazsa hukuk devleti çiğnenmiş olacaktır. Bu insanların temel hak ve özgürlüklerine sahip çıkmak bizim yükümlülüğümüzdür. Müvekillerin beraatini talep ediyorum” dedi.

    BATMAN BAROSU BAŞKANI ŞENSES: YARGI TACİZİ AÇISINDAN ÖRNEK BİR DAVA

    Batman Barosu Başkanı Erkan Şenses ise şunları söyledi:

    “Yargı tacizi açısından çok büyük bir örnektir bu dava. Bu davanın üzerinde 12 Eylül’ün hayaleti dolanıyor. 2911 sayılı Yasa 1983’te cunta rejimi sırasında çıkarıldı. Ne hazindir ki siyasi iktidar sivil anayasaya ihtiyaç duyduğunu söylüyor, ancak cuntacıların çıkardığı yetkiyi sonuna kadar kullanıyor. Mahkemeye düşen anayasal haklarını kullanmak isteyen vatandaşların hakkını korumaktır. Türkiye’de gelinen noktada 2911 sayısı yasa çok sıkı bir şekilde uygulanıyor. Tüm müvekkillerin beraatına karar verilmesini talep ediyorum”

    AV. SEVERAL BALLIKAYA: CUMARTESİ ANNELERİ’NİN İSTEDİĞİ YAS TUTACAKALRI BİR MEZAR TAŞI!

    Avukat Several Ballıkaya ise “Müvekkillerim beyaz torosun babalarını alıp götürdüğünü gördü ve bugün burada yargılanıyorlar. Gözaltında kaybedilme sonucu toptan bir yas hali yaşanıyor. Bugün Cumartesi Anneleri’nin istediği, yas tutacakları bir mezar taşı. Zorla kaybettirme insanlığa karşı işlenmiş bir suç. Müvekkillerim Ali Tosun ve annesi, babasını arıyor. Onlar da her hafta seslerini duyurmak için Galatasaray Meydanı’na gidiyor. Savcı, bu hakkı ‘protesto’ olarak nitelendirmiş. Olay üç-beş saniyede gerçekleşiyor. Yasal hakkını kullanmak suç değildir, ancak müvekkiller bu yüzden yargılanıyor. Protesto bile yapmıyordu aslında o sırada. Bu adaletsizliği uzatmadan derhal beraat kararı vermenizi talep ediyoruz” dedi.

    AV. EREN KESKİN: AYM KARARINA UYMANIZI TALEP EDİYORUM

    Avukat Eren Keskin de savunmasında şunları dile getirdi:

    “Rıdvan Karakoç’un ağabeyi gözaltına alınmadan önce benim yanıma gelip “Seni her gün arayacağım, aramazsam bil ki gözaltında kaybedildim” demişti. Bu coğrafyada yargıçlar bağımsız değil, yargıçlar bağımsız değilse kimse değildir. Burada savcının yapması gereken Anayasa Mahkemesi kararına uyup davayı açmamaktı. Hukuk devletinde olsaydık böyle olurdu. En yüksek mahkemenin bir hak ihlali kararı var bu dosyada, bu yüzden derhal beraat kararı verilebilir. Sizden Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymanızı talep ediyorum.”

    AV GÜLSEREN YOLERİ: HUKUKSUZLUĞUN BERTARAF EDİLMESİ BU SALONDAN ÇIKACAK KARARLA GERÇEKLEŞECEK

    Savunma için söz alan Avukat Gülseren Yoleri de “Süleyman Soylu İçişleri Bakanı iken Cumartesi Annelerine yönelik düşmanca tavrından dolayı yasaklar başladı. Biz Anayasa Mahkemesi kararına uyulmasını istiyoruz. Bu hukuksuzluğun, kanunsuzluğun bertaraf edilmesi, bu salonlardan çıkacak kararlarla gerçekleşecek. Talebimiz derhal beraat kararı verilmesidir.”

    Avukatların savunmasının ardından ara kararını açıklayan mahkeme geriye kalan tanıkların dinlenmesi ve eksik hususların giderilmesi için duruşmayı 7 Haziran’a  saat 14.00’e erteledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İzmir’de ÇHD’li avukatların tutuklanmasına tepki: Derhal serbest bırakılmalılar-VİDEO

    İzmir’de ÇHD’li avukatların tutuklanmasına tepki: Derhal serbest bırakılmalılar-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da ÇHD üyelerinin tutuklanmasına tepki gösteren hukuk meslek örgütleri ve insan hakları savunucuları ilk günden itibaren masumiyet karinesinin ihlal edilerek, avukatların keyfi bir şekilde tutuklandığını vurguladılar. Yapılan açıklamada, “Av. Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı, Av. Didem Baydar Ünsal ve Av. Seda Şaraldı derhal serbest bırakılmalıdır” denildi. 

    6 Şubat’ta İstanbul’daki Halkın Hukuk Bürosu’na düzenlenen operasyonda gözaltına alınan dört avukattan üçünün de aralarında olduğu 48 kişi Sulh Ceza Hakimliği’nce tutuklandı. Ayrıca gözaltıları protesto eden paylaşımları gerekçesiyle mahkemeye çıkarılan 6 kişi de tutuklandı.

    İzmir’de bulunan hukuk örgütleri, İstanbul’da tutuklanan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyelerine ilişkin ÇHD İzmir Şube binasında basın toplantısı yaptı. Hukuk ve insan hakları örgütlerinin temsilcilerinin katıldığı açıklamada basın metnini ÇHD İzmir Şubesi Yöneticisi Tuğçe Nazlı Akın okudu.

    Halkın Hukuk Bürosu’na kapının kırılarak girildiğini, avukatların müvekkillerine ilişkin dosya içerikleri ve evraklara el konulduğunu ifade eden Akın, “Meslektaşlarımız sorgu hakimliğinde savunmalarını gerçekleştirirken salonda yüzlerinde kar maskesi olan silahlı terörle mücadele polisleri de hazır bulundu. Bu ölçüde keyfi bir sürecin sonunda meslektaşlarımız, Halkın Hukuk Bürosu’nda el konulduğu söylenen CD, flash bellek gibi materyallerin incelemesinin bitmemesi gerekçesi ile tutuklandı. Her ne kadar ana akım medya bu operasyonu ‘Çağlayan Adliyesi Operasyonu’ olarak adlandırıp, meslektaşlarımızın yaşanan çatışmayla bir ilgisi olduğu algısını yaratmaya çalışsa da, meslektaşlarımız hakkındaki tutuklama kararı da dahil evrak içeriğinde, bu tür bir delile dayanılmadığı gibi, böyle bir iddia dahi ileri sürülmedi” diye konuştu.

    HAK İHLALLERİ

    Akın, ana akım medyanın masumiyet karinesini çiğneyerek, avukatlarla ilgili yalanı yaydığını kaydederek, “Çağdaş Hukukçular Derneği olarak öncelikle bu saldırılar karşısında boyun eğmeyeceğimizin, gerek meslektaşlarımızı gerekse mesleğimizi savunmayı sürdüreceğimizin altını çiziyoruz. Siyasi iktidar ve onun maşası olmuş yargının zorbalığını ve keyfiyetini normalleştirmesine izin vermeyeceğiz. Meslektaşlarımızla ilişkili hukuki süreç baştan aşağı hak ihlalleri ile doludur. Meslektaşlarımızın bürosu polis tarafından şiddet uygulanarak basılmış, kapıları kırılmış, eşyalarına zarar verilmiştir. Tutuklanan meslektaşlarımız Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı ve Didem Baydar Ünsal haklarında gözaltı kararı olmamasına rağmen, sadece o esnada büroda bulundukları için gözaltına alınmıştır” diye belirtti.

    SERBEST BIRAKILMALARI ÇAĞRISI

    Havana Kuralları olarak da bilinen avukatların rolüne ilişkin ilkelerin en temeli olan “avukatların müvekkilleri ile özdeşleştirilmemesi” ilkesinin ihlal edildiğini sözlerine ekleyen Akın, şöyle devam etti:

    “Çağdaş Hukukçular Derneği olarak bugüne kadar mesleğimizi ifa ederken hiçbir iktidar odağına tabi olmadık, boyun eğmedik. Benimsediğimiz ilkeler çerçevesinde, her daim savunma hakkına ve mesleğimize sahip çıktık. Halkın, ezilenlerin, işçi-emekçilerin, devrimcilerin, kadınların avukatlığını üstlendik, ve bundan da gurur duyuyoruz. Derneğimizin avukatlık geleneği, özünü adalet mücadelesinin yanında değil, tam da içinde yer almaktan beslenmektedir. Bu geleneğe leke kondurmayacağımız bilinsin. Verilen hukuksuz ve adaletsiz tutuklama kararı mücadele kararlılığımızı arttırmaktan başka bir sonuç vermeyecektir. Av. Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı, Av. Didem Baydar Ünsal ve Av. Seda Şaraldı derhal serbest bırakılmalıdır” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İZMİR

  • Tutuklu TİP Milletvekili Can Atalay için İstanbul Adliyesi’nde nöbet eylemi

    Tutuklu TİP Milletvekili Can Atalay için İstanbul Adliyesi’nde nöbet eylemi

    PİRHA-AYM’nin hakkında “hak ihlali kararı verdiği tutuklu TİP Milletvekili Can Atalay için İstanbul Adliyesi’nde başlatılan nöbet eylemi 2’nci gününde sürüyor.

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hakkında “hak ihlali” kararı verdiği Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) tutuklu Milletvekili Can Atalay için Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nde nöbet eylemi 2’nci gününde devam ediyor.

    Avukatlar, ihlal kararı sonrası tahliye başvurusunun yapıldığı 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde karar çıkana kadar eylemlerini sürdüreceklerini belirtti.

    NE OLMUŞTU?

    Gezi Parkı davasından bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunan avukat Can Atalay, Hatay’dan TİP milletvekili seçilmişti. Avukatları, Atalay’ın mazbatasını alarak tutukluluğun bitmesi için başvuruda bulundu ama Yargıtay 3. Ceza Dairesi bu talebi reddetti.

    AYM, Atalay’ın bireysel başvurusunu önceki gün değerlendirdi, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine hükmetti. 50 bin lira manevi tazminat ödenmesine de hükmeden AYM, ihlalin ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına, yargılamada durma kararı verilmesine ve hükmün infazının durdurularak Atalay’ın tahliye edilmesine karar verdi. AYM, söz konusu kararı dün geç saatlerde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Selçuk Kozağaçlı ve Barkın Timtik’in yarın ki duruşması için katılım çağrısı

    Selçuk Kozağaçlı ve Barkın Timtik’in yarın ki duruşması için katılım çağrısı

    Çağdaş Hukukçular Derneği, tutuklu bulunan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ve avukat Barkın Timtik için özgürlük talep etti.
    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ile dernek üyesi Barkın Timtik’in tutuklu bulunduğu davanın yarın görülecek duruşmasına dair Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi önünde açıklama yapıldı. Açıklamada, “Savunmaya özgürlük” pankartı açıldı.
    ADİL YARGILAMA 
    Açıklamada konuşan avukat Seda Şaraldı, yargılama sürecine değinerek, “Bu hukuksuz dosya üzerinden tüm ülkede hüküm süren adil yargılanma hakkı ihlallerini duyurmak ve bununla mücadele etmek amacıyla meslektaşlarımız Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal ölüm orucuna başlamışlar ve 27 Ağustos 2020 tarihinde meslektaşımız Ebru ölüm orucundayken yaşamını yitirmiştir” dedi. Yargıtay’ın dosyada adil yargılama hakkının ihlaline karar verdiğini anımsatan Şaraldı, dosyada hukuksuzlukların olduğunu kaydetti.
    KUMPAS DAVA
    Şaraldı, 2 meslektaşlarının tutuklu yargılandığı dosyada yurtdışından getirildiği belirtilen dokümanların aslının bulunmadığını belirterek, şunları kaydetti:
    “Ayrıca bu dokümanları yurtdışından temin eden polisler, savcılar ve hakimler hakkında örgüt üyeliği, sahte delil üretme, kumpas ve komplo dosyalar oluşturma iddialardan ötürü kesinleşmiş mahkumiyet kararları da verilmesine rağmen bu dokümanların hukuka uygun olmadığına dair savunmalar mahkemece dikkate alınmamaktadır. Ne yazık ki meslektaşlarımız hakkında yürütülen süreç tarihe geçecek hukuksuzluklarla devam etmektedir. Meslektaşlarımızın haksız ve hukuksuz tutuklulukları bu süreç boyunca 5 yılı aşmış ve bu tutukluluk infaz aşamasını çoktan geçmiştir.” (MA)
  • Turgut Öker bugün yine mahkemede: Bize karşı kin yargı aracılığıyla sürüyor

    Turgut Öker bugün yine mahkemede: Bize karşı kin yargı aracılığıyla sürüyor

    PİRHA- 2015 yılında Almanya’nın Karlsruhe kentinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı protesto mitinginde yaptığı konuşma nedeniyle hakkında yeni bir dava daha açılan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Kurucu Başkanı Turgut Öker, 23 Şubat Salı günü mahkemeye çıkıyor. Duruşma saat 12.00’de İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görülecek. 

    2015 yılında Avrupalı Türk Demokratlar Birliği (UETD) tarafından Almanya’nın Karlsruhe kentindeki DM Arena’da düzenlenen “Gençlik Buluşması”nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan öncesinde Aleviler tarafından protesto edilmişti.

    Erdoğan’nın konuşması öncesinde Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu tarafından düzenlenen, ‘Erdoğan’ın azınlıkları dikkate almayan militarist politikalarını protesto’ mitingine binlerce Alevi katılmıştı.

    Bu mitingte bir konuşma yapan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alevilere yönelik politikalarını eleştirmişti.

    Öker’in burada yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanına hakaret olduğu iddiasıyla 2 yıl önce başlatılan soruşturma sonucu açılan davanın ilk duruşması 23 Şubat Salı günü saat 12.00’de İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görülecek.

    ÖKER: SİYASİ KONUŞMAMIZI HAKARET OLARAK ALGILIYORLAR

    Duruşmaya ilişkin PİRHA’ya konuşan Turgut Öker, “Bize karşı önyargıyı, kini, intikamı yargı aracılığıyla yapıyorlar. Yakmayla, katliamlarla, ev işaretlemelerle bize karşı kin devam ediyor. Bu kini yargı aracılığıyla sürdürüyorlar. Bize karşı her türlü hakareti yapıyorlar, biz siyasi olarak değerlendirme yapıyoruz. Ancak bunu bile kendilerine hakaret olarak ifade ediyorlar” dedi.

    Erdoğan’ın hem Başbakanlığı hem Cumhurbaşkanlığı döneminde 2012-2015 yıllarında yaptığı konuşmalardan dolayı suçlandığını ve hakkında davalar açıldığını belirten Öker, bu davalarda belirli haklardan men edilmesine yönelik talep olduğunu söyledi.

    5 yıl konulan siyaset yasağı nedeniyle milletvekili adaylığı iptal edilen Öker, “Kendilerine göre karşıt gördüklerini, siyasal yaşamdan, toplumsal yaşamdan men etmeyi istiyorlar. Cumhurbaşkanlığı zırhıyla istediğini yapıyor” dedi.

    ÖKER HAKKINDA AÇILAN DİĞER DAVALAR

    AABK Kurucu Başkanı Turgut Öker, 2012 ve 2015 yıllarındaki yaptığı konuşmalar ve sosyal medyadaki paylaşımlarında dolayı defalarca yargı karşısına çıktı. Çifte vatandaşlığa sahip olmasına rağmen dönem dönem hakkında yurt dışına çıkış yasağıda konuldu.

    ‘‘Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla hakında açılan bir davadan, 2020 yılında 11 ay 20 ceza aldı. Mahkeme, bu hapis cezasını 7 bin TL para cezasına çevirerek, Öker hakkındaki yurt dışı yasağını kaldırmıştı.

    Öker, İstanbul’da yapılan 3. Köprüye Yavuz Sultan Selim adı verildikten sonra kamuoyuna dönük yaptığı açıklamadan dolayı da para cezası aldı.

    Turgut Öker, 3. Köprüye Yavuz Sultan Selim adının verilmesine ilişkin, “Hitler bugün Yahudiler için ne ifade ediyorsa Yavuz Sultan Selim’de Aleviler için aynı şeyi ifade ediyor.‘‘ demişti. Öker, bu ifadelerinden dolayı 8 bin 500 TL para cezası almıştı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Savunma Mitingi öncesi İstanbul Adliyesi abluka altında

    Savunma Mitingi öncesi İstanbul Adliyesi abluka altında

    PİRHA- AKP çoklu baro yasa teklifini Meclis’e sundu. 80 baronun Ankara’ya yürüyerek karşı çıktığı ve kamuoyunda ‘çoklu baro’ sistemi yasasının Meclis’e sunulmasının ardından İstanbul Adliyesi ablukaya alındı.

    AKP tarafından 28 maddeden oluşan Avukatlık Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması’na Dair Kanun Teklifi’ni Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Kamuoyunda tepki yaratan yasanın Meclis’e sunulmasının ardından İstanbul Adliyesi bariyerlerle kapatılarak polis ablukasına alındı.

    Savunma buluşmasının gerçekleşeceği alana avukatlar ve gazeteciler alınmıyor. İstanbul Barosu açıklamayı yapmakta ısrarcı müzakereler sürüyor.

    AKP iktidarının baroların seçim sistemini değiştirmeye yönelik müdahalesine karşı, İstanbul Barosu, İstanbul Adliyesi karşısındaki meydanda ‘Savunma Mitingi’ yapacak.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • Berkin Elvan davasında yeniden bilirkişi raporu alınacak

    Berkin Elvan davasında yeniden bilirkişi raporu alınacak

    Gezi Parkı eylemleri sırasında polisin attığı gaz fişeği sonucu hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın davasında dosyadaki raporların yeniden bilirkişi heyetine gönderilmesine karar verildi.

    Gezi Parkı eylemleri sırasında başına gaz fişeği isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın ölümüyle ilgili polis memuru Fatih Dalgalı’nın tutuksuz yargılandığı davanın 13’nci duruşması İstanbul 17’nci Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Sanık avukatının beyanları üzerine Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, “Sizin yüzünüzden dünyada çocuk kalmadı” diyerek duruşma salonunu terk etti.

    Sanık polis Fatih Dalgalı’nın Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldığı duruşmada taraf avukatları hazır bulundu.

    Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan ve babası Sami Elvan, HDP Milletvekilleri Oya Ersoy, Serpil Kemalbay, CHP Milletvekilleri Ali Şeker, Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel ile çok sayıda kişi de duruşmaya katıldı.

    “ZET’Çİ POLİSLERİ TANIMIYORUM”

    Duruşma tanık polislerin dinlenmesi ile başladı. Olay günü Mecidiyeköy’ de görevli olduğunu kaydeden Tanık çevik kuvvet polisi Önder Demir, “Mecidiyeköy’ den Okmeydanı’na geçmemiz söylendi oraya geçtik. Ben kuleciydim. Çalıştığım bölgeyi tam bilmiyorum, olaylardan haberim yoktu. Olay yerine biz gitmedik. Zetçi polisleri tanımıyorum” dedi. Tanık Demir’e Berkin’in vurulduğu yerin görüntüleri gösterildi. Demir, “Olay sırasında burada değildim, olay sonrası buraya gelip gelmediğimizi hatırlamıyorum. Fatih Dalgalı’yı tanımıyorum. Fotoğraflarda gösterdiğiniz kimseyi tanımıyorum. Bu olayı haberlerden duydum” diye konuştu.

    DALGALI’YI FOTOĞRAFTAN ÇIKARAMADI

    İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nce “olası kasıtla öldürmek” suçundan müebbet hapsi istenen sanık polis Fatih Dalgalı ile beraber çalışan ve daha önce ifade vermeyen ikinci tanık Bekir Koçak, duruşmaya Antalya’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBIS) ile bağlandı. Gezi eylemleri sırasında görevli olan ve dokuzuncu birlikte bulunan Koçak şunları söyledi: “Ben yeni devrolduğum için araç koruma görevindeydim, aşağıya hiç inmedim. Olayın olduğu yere hiç gitmedim, arabadan ayrılamayız. Araba metrobüs durağında duruyordu. Fatih Dalgalı’yla 7-8 ay beraber çalıştık. İzletilen görüntülerdekileri tanımıyorum”

    Hakimin Fatih Dalgalı’nın fotoğrafını göstermesi üzerine tanık Koçak, Fatih Dalgalı’yı “fotoğraftan çıkartamadığını” söyledi.

    “KEŞİF DÜZGÜN YAPILMADI”

    Duruşma savcısı, tanık beyanlarının da tamamlanması ile bilirkişi raporunun da geldiğini belirterek, dosyada eksik kalmadığını ve esasa ilişkin değerlendirmelere geçilebileceğini söyledi.

    Berkin Elvan’ın avukatı Can Atalay bilirkişi raporuna karşı beyanda bulunarak eksik hususların olduğuna dikkat çekti. Gelen bilirkişi raporuna karşı beyanda bulunan Atalay şunları söyledi: “Bilir kişi raporunda atışı yapan kişinin hedef gözeterek atış yaptığı açıklığa kavuşmuş durumda. Atış noktasıyla vurulma noktası arasındaki mesafe konusunda bu rapor bizi haklı çıkarıyor. Raporda belirtilen 15-20 derecelik açı bizce doğru değildir. Kapsül ile çocuğun düşüşü eş zamanlı, Berkin 2 metreden uzun olmadığına göre rapordaki bu açı doğru değildir. Bilirkişi olay yerini keşfe geldiğinde, polislerle gelen ekip arasında tartışma çıktı. Bu sırada keşfin düzgün yapılmadığını düşünüyoruz. Raporun net olması gerekirken lafı fazlasıyla dolandırmışlar. 2. Zetçi’nin atış yaptığı açık. Çocuk ile kapsülün düşüşünün eş zamanlı olduğu açık. Dolayısıyla bu rapor eksiktir. ‘Emri ben verdim’ diyenleri dahil etmediği için, çevik kuvvet amirlerini dahil etmediği için bu dosya eksik. ”

    ANNE ELVAN: SİZİN YÜZÜNÜZDEN DÜNYADA ÇOCUK KALMADI

    Daha sonra Sanık Fatih Dalgalı’nın avukatı savunma yaparak şunları söyledi: “Bilirkişi raporu teknik bir rapor. Etraftan dolanma yok. Atış açısı tespit edilemedi. Sanık tam olarak teşhis edilmemiştir. Maddi gerçek hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılmamıştır.”

    Sanık avukatının sözleri üzerine Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, “Sizin yüzünüzden dünyada çocuk kalmadı be! Tabii böyle rapor gelir, arkanızda İçişleri Bakanı var” diyerek salonu terk etti.

    DURUŞMA 25 EYLÜL’E ERTELENDİ

    Duruşmaya verilen aranın ardından dosyadaki Adli Tıp Kurumu raporları, Jandarma Kriminal raporları, diğer bilirkişi raporları, olay anına ilişkin görüntülerin ve diğer delillerin üçlü bilirkişi heyetine gönderilmesine karar verildi. Duruşma, 25 Eylül 2019 saat 10.00’a ertelendi.

    DURUŞMA SONRASI ELVAN AİLESİNDEN AÇIKLAMA

    Duruşma sonrası İstanbul Adliyesi önünde Berkin Elvan’ın ailesi ve avukatları basın açıklaması gerçekleştirdi.

    İlk olarak Elvan ailesinin avukatı Çiğdem Akbulut konuştu. Keşif raporunun hafta başında geldiğini anımsatan Akbulut, “Rapor bizim için önemliydi. Sunulan rapor bizim istediğimiz gibi sunulmadı. Atış açısı uygun olmasına rağmen raporda bu söylenmedi. 15-20 derecelik bir açıyla vurulabileceği söylenememiş raporda. Bu söylenmemesine rağmen diğer raporlar bizi bu sonuca götürüyordu. Bu süreci daha fazla uzatmak istemediğimizi söyledik. Savcılık makamı da bunu söyledi. Mahkeme heyeti bir rapor daha hazırlanmasına dair bir karar verdi. Olumlu ya da olumsuz bir şey söyleyemeyiz. Bu zamana kadar gelen raporlar hep birbirini doğruladı. Eylül’e kadar tekrar bekleyeceğiz. Rapor gelirse Berkin’in hedef alınarak atış yapıldığı görülecektir” dedi.

    “ADALET İSTİYORUM”

    Berkin Elvan’ın babası Sami Elvan ise Adalet Bakanı’na şu sözlerle seslendi: “Çocuğumuz 5 yıldır aramızda değil. Niye Adalet Bakanısın? Neden dosyanın üzerinde elin var? Neden dosyaya müdahale ediyorsun. Olay yerine gelenlerin gerçekleri ortaya çıkarmak için geldiğini gördüm. Adalet Bakanı dosyadan elini çeksin ilerde belki kendi çocuklarının başına da bir şey gelebilir. Direk hedef alınarak vurulan bir çocuk. Mahkeme heyetini özgür bırakın, kendi şahsi özgür fikirleri ile karar versinler. Adalet neyse onu yapsınlar. Kendim için bir şey istemiyorum adalet istiyorum.”

    “VİCDANINIZI NEREYE SAKLADINIZ?”

    Gülsüm Elvan ise Adalet Bakanı’nın başını yastığa koyduğunda rahat uyuyup uyuyamadığını sordu. Anne Elvan, “Vicdanınızı nereye sakladınız? Adalet diyoruz, yine söyleyeceğiz. Adalet sarayına ne diyelim. Artık bu ülkede çocuk kalmadı, bu ülkede çocukların üzerinden elinizi çekin. Çocuk katilleri kendilerini belirlediler. Kimlerin katil olduğu belli.”

    Kaynak: Evrensel

  • Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışan gazetecilere hapis cezası

    Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışan gazetecilere hapis cezası

    Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışma amacıyla ‘Genel Yayın Yönetmenliği’ kampanyasına katılan Faruk Eren, Ertuğrul Mavioğlu, Fehim Işık, Celal Başlangıç, İhsan Çaralan ve Celalettin Can “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla hapis cezasına çarptırıldı. Celaletttin Can haricinde alınan kararın açıklanmasının ertelenmesine karar verildi.

    Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışma amacıyla ‘Genel Yayın Yönetmenliği’ kampanyasına katılan ve “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla hapis cezasına çarptırılan Faruk Eren, Ertuğrul Mavioğlu, Fehim Işık, Celal Başlangıç, İhsan Çaralan ve Celalettin Can hakkında verilen kararın açıklanması geri bırakıldı.

    CELALETTİN CAN’IN CEZASI ERTELENMEDİ

    Savunmaların ardından İstanbul 14. ACM duruşmaya ara verdi ve mahkeme aranın ardından hükmünü açıkladı.

    Celalettin Can’ın cezası ertelenmezken, mahkeme 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan diğer gazetecilerin aldığı hükümlerin açıklanmasını geri bıraktı.

    Davada sanık sıfatıyla yargılanan Öncü Akgül de “terör örgütü propagandası” suçundan 1 yıl 3 ay ertelemeli hapis cezasına çarptırıldı.

    “BASIN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ SAVUNDUĞUMUZ İÇİN YARGILANIYORUZ”

    DİSK Basın İş Genel Başkanı Faruk Eren’e son sözlerini soran mahkemeye Eren, “Basında ifade özgürlüğünü savunduğumuz için yargılanıyoruz” yanıtını verdi.

    HÜSEYİN AYKOL’A 3 YIL 9 AY HAPİS CEZASI

    Mahkeme, Hüseyin Aykol’un “terör örgütü propagandası” suçundan 3 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hayatın Sesi Televizyonu davasında 3 gazeteciye hapis cezası-VİDEO

    Hayatın Sesi Televizyonu davasında 3 gazeteciye hapis cezası-VİDEO

    PİRHA- KHK ile kapatılan Hayatın Sesi Televizyonu yöneticileri Mustafa Kara, İsmail Gökhan Bayram ve Gökhan Çetin’e 3’er yıl 9’ar ay hapis cezası verildi.

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Hayatın Sesi Televizyonu’na aynı anda hem IŞİD, hem TAK, hem de PKK propagandası yaptığı iddiasıyla açılan davanın karar duruşması görüldü. İzleyicilerin ve avukatların salona alınmasıyla başlayan duruşma avukatların savunmasıyla devam etti. Verilen aranın ardından kararını açıklayan mahkeme, Hayatın Sesi Televizyonu yöneticileri Mustafa Kara, İsmail Gökhan Bayram ve Gökhan Çetin’e 3’er yıl 9’ar ay hapis cezası verilmesine hükmetti.

    Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanının karar duruşmasında avukatlar Devrim Avcı, Gülşah Kaya, Gamze Gökoğlu, Mustafa Söğütlü, Osman Zeki Erdoğan, Taner Avşar, Semih Mutlu hazır bulundu. Dava kapsamında yargılanan Hayatın Sesi Televizyonu’nun sahibi Mustafa Kara ve ortağı İsmail Gökhan Bayram ile Genel ve Sorumlu Müdürü Gökhan Çetin vareste tutuldukları için duruşmaya katılmadı.

    Duruşmayı izlemek üzere aralarında Araştırmacı Yazar Erdoğan Aydın, İHD Gözaltında Kayıplar Komisyonu Üyesi Sebla Arcan, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel ve il yöneticileri, DİSK Gıda-İş Marmara Bölge Temsilcisi İbrahim Kızılyer, TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş, MLSA Direktörü Barış Altıntaş, IPI Türkiye Savunuculuk Koordinatörü Caroline Stockford, RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, CHP eski milletvekili Barış Yarkadaş, Evrensel Yazarı İhsan Çaralan ve televizyonun eski çalışanları ve Evrensel yazarları adliyeye geldi.

    Davanın üçüncü duruşmasında mütalaasını veren savcı Cem Üstündağ, televizyonun sahipleri Kara ve Bayram ile Genel ve Sorumlu Müdürü Çetin’in “zincirleme şekilde örgüt propagandası” suçunu işlediklerini sabit görerek ayrı ayrı 13 yıla kadar hapislerini talep etmişti.

    “HABERCİNİN HABER VERME YÜKÜMLÜLÜĞÜ VAR”

    Duruşmada ilk olarak Avukat Devrim Avcı esasa ilişkin beyanda bulundu. Avcı, suçlamaya dayanak yapılan Türk Medeni Kanunu (TMK) madde 7’nin unsurlarının oluşmadığını söyledi. Avcı, yalnızca Hayatın Sesi Televizyonu’nun değil, ulusal ve uluslararası birçok kanalın ülkedeki en büyük katliam olan Ankara Gar katliamı ve peşi sıra yine Ankara’da ve İstanbul’da meydana gelen patlamaların haberini yaptığını hatırlattı. Avcı, AİHM Sürek kararını örnek göstererek habercinin bu tür haberleri verme yükümlülüğü olduğunu anımsattı.

    Avcı şöyle devam etti:

    “Terör eylemi haberi verdiğiniz zaman üye olmuyorsunuz. 15 Temmuz’da başta ATV olmak üzere birçok kanalda köprü üstündeki tanklar ve Meclisin bombalanması canlı yayınlandı. Hâlâ da yayınlanıyor, hatta belgesel yapılıyor. Nasıl ‘ATV, FETÖ propagandası yapıyor’ diyemezseniz haber yapan müvekkilere de bunu diyemezsiniz. Haber verme ile propaganda arasında fark vardır ve propaganda suçunun unsurları oluşmamıştır. Perinçek’in AİHM kararına müdahil olan Türk hükümeti, ‘Düşmanca bile olsa ifadenin dile getirilme biçimi ifade özgürlüğü kapsamında güvence altındadır’ diye savunma vermişti. Her eleştiriyi Cumhurbaşkanına hakaret, bakana hakaret, propaganda diye yargılıyorsanız bu iki yüzlü bir tutumdur.”

    Atılı suçun unsurlarının oluşmadığını vurgulayan Avcı, beraat talep etti.

    “DEVLET KENDİ KOYDUĞU KANUNA UYMADI”

    Avukat Gülşah Kaya da usule ilişkin beyanlarda bulundu. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu vurgulayan Kaya, “Koyduğunuz kurallara uymakla yükümlü olan heyetiniz ve savcı makamıdır. Mütalaa veren savcı, hukuk temsilcisi olarak kendi koyduğu kuralları çiğneyemez. Ortada bir suç varsa bile faili müvekkiller değildir. RTÜK ve TRT Yasası göre şirket ortaklarının cezai sorumluluğu yoktur. Kanunlar bu şekilde. Devlet kendi koyduğu kanuna uymadı. Usulen ceza verilemez beraat etmeleri gerekir” dedi.

    “HUKUK DEVLETİNE UYGUN KARAR BEKLİYORUZ”

    Anayasa Madde 2’ye göre Türkiye’nin demokratik hukuk devleti olarak tanımlandığını da anımsatan Kaya, “Demokrasiyi yargı yoluyla sağlayacaksak Anayasa 90. maddeye göre usulüne uygun yapılmış uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir. Aslında üstündedir. Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletiyse hukuk devletine uygun karar bekliyoruz” diye konuştu.

    Avukatlar kararı istinaf mahkemesine taşıyacak. (HABER MERKEZİ)

  • ÇHD’li avukatlar tahliye edildi

    ÇHD’li avukatlar tahliye edildi

    ÇHD ve HHB’den 17 avukatın tutuklu yargılandığı davanın ilk kısım duruşmalarında mahkeme, tüm tutukluların adli kontrol uygulamasıyla tahliyesine hükmetti.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu’ndan (HHB) 17’si tutuklu 20 avukatın yargılandığı davanın ilk duruşmalarında, tüm tutuklu avukatlar tahliye edildi.

    10 Eylül’de Çağlayan’daki İstanbul Adliyesinde başlayan duruşmalar, ara karar öncesi “güvenlik gerekçesiyle” Silivri Kampusuna nakledilmişti.

    İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi, dün görülen son duruşmada tutuklu avukatlar Ahmet Mandacı, Aycan Çiçek, Ayşegül Çağatay, Aytaç Ünsal, Barkın Timtik, Behiç Aşçı, Didem Baydar Ünsal, Ebru Timtik, Engin Gökoğlu, Naciye Demir, Özgür Yılmaz, Selçuk Kozağaçlı, Süleyman Gökten, Şükriye Erden, Yağmur Ererken, Yaprak Türkmen, Zehra Özdemir’in tahliyesine hükmetti.

    AVUKATLARI MESLEKTAŞLARI VE AİLELERİ KARŞILADI

    Sadece avukat Ezgi Çakır’ın tutuksuz yargılandığı davada, mahkeme, bu kararı, “suç vasfının değişmiş olması, tutuklamanın tedbir olması, sanıkların avukat olması, tutuklulukta geçen süre ve AİHM içtihatlarını” dikkate alarak verdi.

    Tahliye kararının ardından aileleri ve meslektaşları, tahliye edilen avukatları karşılamak için Silivri ve Bakırköy Cezaevi’nin önüne gitti.
    Bakırköy Cezaevi’nde tutuklu bulunan kadın avukatlar gece 03.00 gibi serbest bırakılırken, Silivri Cezaevi’ndeki erkek avukatlar ise ancak sabah 07.30 sıralarında tahliye edildi. Avukatları meslektaşları ve aileleri karşıladı.

    BİR SONRAKİ DURUŞMA 19-20 ŞUBAT’TA 

    Tahliye edilen avukatlara adli kontrol uygulanacak. Davada firari sanık olarak yer alan avukatlar Günay Dağ ve Oya Aslan hakkındaki yakalama kararı devam ediyor. Bir sonraki duruşma 19-20 Şubat’ta İstanbul Adliyesi’nde görülecek.

    Avukatların çoğu, 12 Eylül 2017’de bürolarına yapılan polis baskının ardından gözaltına alındı, 20 Eylül’de tutuklandı. Kozağaçlı da 13 Kasım 2017’de tutuklanmıştı. (HABER MERKEZİ)