Etiket: işten atılma

  • Prof. Dr. Kenan Engin’in ırkçılığa karşı çıkması üniversitenin hoşuna gitmedi

    Prof. Dr. Kenan Engin’in ırkçılığa karşı çıkması üniversitenin hoşuna gitmedi

    PİRHA – Prof. Dr. Kenan Engin, öğrencilere yönelik ayrımcılığı gündeme getirdiği gerekçesiyle Almanya’da Özel Akkon Üniversitesi’nden işten çıkarılmıştı. Hukuki süreç devam ettigi için bu konuda konuşmak istemediğini belirten Engin, üniversiteden uzaklaştırıldıktan sonra güçlü bir dayanışma gördüğünü söyledi. Engin, “Bir nevi mesele dünyanın birçok ülkesindeki akademisyenlerin gündemi haline geldi” dedi.

    Almanya’nın farklı üniversitelerinde dersler veren Prof. Dr. Kenan Engin, 2018 yılından bu yana çalıştığı Özel Akkon Üniversitesi’nden 29 Temmuz 2024’te süresiz olarak işten çıkarıldı.

    Almanya’da yayınlanan haberler ve basın açıklamalarına göre üniversite içinde öğrencilerin kendisine, nasıl ayrımcılığa uğradıklarına dair yaptığı başvuruları gündem yapan Kenan Engin’e üniversite yönetimi “Üniversitenin huzurunu bozuyorsun” diyerek önce uyardı ve nisan ayından itibaren çeşitli sınırlamalar getirdi. Önce üniversite Rektörü Prof. Dr. Andreas Bock ve Üniversite Müdürü Benjamin Kobelt tarafından ders vermesi durduruldu. Daha sonra başka bir bölüme gönderildi. Ardından ise verdiği bütün dersler iptal edildi.

    Diğer öğretim üyeleri ve öğrencilerle temas kurması da yasaklanan Prof. Dr. Engin dayatılanları kabul etmediği için temmuz sonunda süresiz olarak işten çıkarıldı. Keyfi uygulamalara tepki gösteren Prof. Engin, İş Mahkemesi’ne başvurarak dava açtı. İlk olarak 9 Eylül’de görülmesi gereken dava, Engin’in avukatı rahatsızlandığı için başka bir tarihe ertelendi.

    Konuya ilişkin bir basın açıklaması yapan Almanya Berlin Türk Cemiyeti Prof. Dr. Kenan Engin’in üniversitede ögrencilere karşı uygulanan ırkçı tutuma karşı  koyması ve önlem alması gerektiğini söylemesi üniversitenin hoşuna gitmediği ve kendisine ‘sen bunları gündemleştirirsen, sen bunları konu edersen ortak çalışmamızın çok zemini kalmaz’ gibi bir tepkiyle tehdit edildiğini belirtti. Aynı zamanda hocalarını desteklemek isteyen ögrencilerin açtığı imza kampanyasının dikkate alınmadığı belirtiliyor.

    Prof. Dr. Kenan Engin, sorularımızı yanıtladı.

    PİRHA: Ayrımcılık ve nefret dili son yıllarda mülteciler üzerinden yükseliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    KENAN ENGİN: Almanya genelinde zaten giderek artan sağcı bir eğilim var. Daha bugün itibariyle Almanya’daki Brandenburg eyaletindeki seçim sonuçlarını aldık. Sonuçlara bakılırsa Almanya’da gelişen sağ eğilimin ne boyutlarda olduğunu görmek mümkün. AfD seçimlerde epey oy aldı. Bu da ırkçı parti olarak bir nevi adlandırılıyor. Bunlar yüzde 30’un üzerinde oy aldılar. Bu oranla da ikinci parti durumuna geldiler. Çok az bir farkla birinci parti olamadılar. Önümüzdeki seçimlerde sağcı partinin iktidara gelmesi mümkün. Bu sağcı parti, tamamiyle ırkçı ve yabancı düşmanlığı üzerine, nefret söylemi üzerine oluşturulmuş bir politika izliyor. Bu söylemlerle Almanya’da yüzde 30’un üzerinde oy almak demek bu toplumun hangi yöne doğru sürüklendiğinin işaretidir. Evet giderek artan bir ırkçılık var. Bu ırkçılık da yabancı düşmanlığı üzerine kurulmuş bir ırkçılık.

    “SÖYLEMLERLE SAĞ EĞİLİMİ DURDURMAK ÇOK MÜMKÜN DEĞİL”

    -Siz de göç etmiş bir akademisyen olarak bu sorunun çözümünün ne olduğunu düşünüyorsunuz?

    İşin doğrusu Almanya politikası da ciddi anlamda bir trajedi yaşıyor deyim yerindeyse. Çok ciddi bir çözüm önerileri, çok ciddi bir politik çözümleri yok. Çözümleri olsaydı zaten bu eğilim yıllardır devam eden bir eğilim, 2012-2013’lerden bu yana yani son 10 yılın eğilimi. Bilimsel dünyada da bilimle uğraşan insanların, akademisyenlerin, aydın kesimin ciddi sıkıntıları var bu konuda da. Onların da ciddi bir çözümleri yok. Şu ana kadar ki tek çözüm, tek önerilen şey AfD(Almanya İçin Alternatif Partisi) dediğimiz sağ partinin ne kadar ırkçı bir parti olduğunu söylemle dile getirerek bir nevi buna karşı önlem almaya çalıştılar, bunun gelişimini durdurmaya çalıştılar. Ama bu söylem partiyi Almanya’da giderek daha da güçlendirdi. Enteresan bir durum. Sol kesimden, sosyal demokrat kesimden veya normal insanlardan AfD’nin aldığı eleştiriler partiyi toplum içerisinde daha da popüler hale getirmeye başladı. Benim perspektifimden bakacak olursam şu aşamada bu sorunu durdurabilecek çok ciddi bir duruş Almanya’da göremiyorum maalesef. Şu an ki sosyal demokratlardan tutun Hristiyan demokratlara kadar oldukça pasif sadece AfD kültürüne göre oluşturulmuş bir söylem. Ve bu söylemle de sağ eğilimi durdurmanın çok mümkün olabileceğini düşünmüyorum. Daha gerçekçi, reel politikalar geliştirmek zorundalar. Reel politikaların temellerinden biri Doğu Almanya’da özellikle sağ eğilim çok güçlü, Doğu Almanya bir nevi Türkiye’nin doğu ve güneydoğusu diyelim. Yani her anlamda geri kalmış ekonomik yatırımlardan tutun da oradaki insanları Batı Almanya’daki insanlarla eşit görme noktasına kadar çok ciddi sıkıntılar var. Dolayısıyla da iktidarın veya güç odaklarının bu noktaya yönelmesi lazım. Bu şekilde belki sorun, bir nebze olsun çözülebilir. Ama bu da gerçekten bir çözüm müdür, işin doğrusu çok emin değilim.

    “İNANILMAZ BİR DESTEK ALDIM, BİRÇOK ÜLKEDEKİ AKADEMİSYENLERİN GÜNDEMİ HALİNE GELDİ”

    -Üniversiteden uzaklaştırıldıktan sonra nasıl bir dayanışma gördünüz?

    İyi olan taraflardan biri üniversitenin bu tutumuna karşı üniversitedeki öğrencilerden, özellikle benim öğrencilerimden inanılmaz bir destek aldım. ‘Biz Profesör Engin’i geri istiyoruz, böyle şey olmaz’ diyerek inanılmaz bir baskı oluşturdular üniversite üzerinde. Üniversite de çok dinlemeyip yapmak istediğini yaptı. Sadece üniversite değil Almanya çapında da çeşitli üniversitelerde çalışan Alman akademisyenler, profesör arkadaşlar büyük bir imza kampanyası başlattılar. Beklenen 40-50 insanın imza atma düşüncesiydi ama bir anda yüzlerce hatta binleri bulan bir aktiviteye dönüştü. Şu an itibariyle toplam Avrupa’nın birçok ülkesi dahil Amerika ve Türkiye den 1000 yakın akademisyen dayanışma mektubunu imzaladı. İnanılmaz derecede bir destek. Bu tabi oldukça sevindirici bir durum. Sadece bununla kalmadı buradaki sendikalar, vakıflar da bu konuyla ilgili açıklamalar yaptılar. Özellikle Almanya’da göç alanında çalışma yürüten kuruluşlar var. Bunlar, böylesi bir şeyin kabul edilemeyeceğine dair resmi açıklamalar yaptılar. Aynı zamanda Türkiye’den buraya gelmiş Barış Akademisyenleri de bunun kabul edilebilecek bir yanı olmadığına dair açıklama yaptılar. Bir nevi mesele dünyanın birçok ülkesindeki akademisyenlerin gündemi haline geldi. Süreç devam ediyor bakalım hangi noktaya gidecek?

    Devrim FINDIK/ALMANYA

    İLGİLİ HABERLER

     

    Prof. Dr. Kenan Engin, ayrımcılığa karşı çıktığı için Berlin’de çalıştığı üniversiten atıldı!

  • Hugo Boss’un işten attığı işçi için eylem: Tazminatı ver, iftiranı geri al-VİDEO

    Hugo Boss’un işten attığı işçi için eylem: Tazminatı ver, iftiranı geri al-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de Hugo Boss Fabrikası’nda 17 yıllık işçi  Mevlüde Ünal’ın iftira ile işten atılmasına karşı  fabrika önünde eylem yapıldı.

    İzmir’deki Hugo Boss fabrikasının 17 yıldır çalışan kadın işçiyi hırsızlıkla suçlayarak Kod 46 ile işten attığı, işçinin yıllardır biriktirdiği tazminat hakkının da verilmediğini duyurulmuştu.

    Tekstil-İş Sendikası ve İzmir İşçi Kadın Meclisi, İzmir’de Gaziemir Serbest Bölge Girişi’nde kıdem tazminatını ödememek için hırsızlıkla suçlanarak Kod 46 ile işten atılan Hugo Boss işçisi için basın açıklaması gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada “Hugo Boss işçinin tazminatını ver, iftiranı geri al” denildi.

    Ünal, Gaziemir Ege Serbest Bölge Girişi önünde Tekstil-İş Sendikası ve İşçi Kadın Meclisi ile birlikte basın açıklaması yaptı.

    Açıklamada, ‘Şiddetsiz patronsuz eşit bir dünya’, ‘Emeğimizi asla patronlara bırakmayacağız’,  ‘Tekstil işçileri asla yalnız yürümeyecek’ sloganları atıldı.

    Birleşik İşçi Zemini, Birleşik İşçi Kurultayı, Devrimci Tekstil İşçileri Sendikası, Devrimci İşçi Partisi, Dostluk ve Kültür Derneği, EHP, İKEP, Kaldıraç, Umut-Sen de Hugo Boss işçilerine destek vermek için basın açıklamasına katıldı.

    “NE İLK NE DE SONUNCUYUM”

    Çalıştıkları bölüme birim yöneticisi olarak gelen Emin Saygılı’nın mobbingine maruz kaldığını belirten Mevlüde Ünal, Saygılı’nın kendisi hakkında tutanak tuttuğunu vurgulayarak, “Hugo Boss’un belirli kapılarında sadece güvenlik varken; güvenliğe benim adım veriliyor ve sadece benim çantam aranıyor. Çantamda bir kumaş parçasını bulup, “Hugo Boss etiketli ürün olduğu” iddia ederek bana muamele ediliyor.  Cumartesi günü ben sendikaya üye oluyorum, Salı günü iş akdimi fesh ediyorlar. Benim bunu defelarca yaptığım iddia ediliyor. Defalarca bunu yapıyorsam, kamera kaydı görmek istiyorum dediğimde ise, üretim içinde kamera kaydımız yok deniliyor. Buradan tekrar soruyorum, 17 yıldır ben Kod-46’yı uygulayan bir operatörsem neden beni tutuyorsunuz? Bir insanın 17 yıl hiç ihtarının olmaması, biriyle kavgasının olmaması ve 17 yıl sonunda Kod-46 ile işten çıkarılması çok acı. Ben ne ilkim, ne de sonuncusu olacağım. Ama tüm bu süreçlerde, yalnız olmadım” diye konuştu.

    “BU HİKAYEYİ HEP BİRLİKTE MÜCADELE İLE DEĞİŞTİREBİLİRİZ”

    İzmir İşçi Kadın Meclisi adına konuşan Cansu Songur ise, “İftira atılarak kıdem tazminatı gasp edilen ilk işçi Mevlüde değil. Bu ülkede fazla mesai ve düşük ücretle çalıştırılan milyonlarca işçi var. Patronlar yıllarca işçilerin üzerinden ceplerini doldururken işçinin kıdem tazminatını ödemekten kaçmak için türlü oyunlar oynuyor. Dardanel’de kötü koşullarda çalışmaya zorlanan, Vestel’de hakkını aradığı için işten atılan, Hugo Boss’ta hırsızlıkla suçlanıp tazminatı elinden alınan işçinin hikayesi aynı. Ancak biz mücadelemizle bu hikayeyi hep birlikte değiştirebiliriz. Sömürüsüz, şiddetsiz eşit bir dünya isteyen kadınlar şimdi patronlara direniyor. Mevlüde’ye iftira atan Hugo Boss patronu iftirasını geri alacak ve hesap verecek. Her işyerinde komitelerimizi, İşçi Kadın Meclislerimizi kuracağız” ifadelerini kullandı.

    NE OLMUŞTU?

    İzmir’deki Hugo Boss fabrikasında 17 yıl boyunca çalışan kadın işçi Mevlüde Ünal hırsızlıkla suçlanarak Kod 46 ile işten atıldı. Dikim operatörü olarak çalışan işçi, bir buçuk ay boyunca süpörvizörün keyfi isteklerini yerine getirmediği için mobinge maruz kaldı. Ayağını kırıp, bir buçuk ay raporlu olmasının ardından ise  “joker eleman” olarak çalıştırılmaya başlandı. İş başı yaptıktan bir kaç gün sonra ise çantasında “Hugo Boss etiketli ürün olduğu” iddia edilerek hakkında tutanak tutuldu, savunması dahi alınmadan Kod 46 ile işten atıldı.

    PİRHA/İZMİR 

     

  • ‘Vestel’de Covid-19 önlemleri alınsın’ dedi işten atıldı; yarın duruşması var-VİDEO

    ‘Vestel’de Covid-19 önlemleri alınsın’ dedi işten atıldı; yarın duruşması var-VİDEO

    PİRHA-Vestel’de artan Kovid-19 vakalarına dair eyleme katılan ve “performans düşüklüğü” sebep gösterilerek işten atılan Yeliz Kurt’un, yarın (17 Ağustos) Manisa Adliyesi 1. İş Mahkemesi’nde saat 10.00’da duruşması var. Manisa İşçi Kadın Meclisleri temsilcisi Yeliz Kurt, işine geri dönmek istediğini ve bu davanın emsal olmasını istedi. 

    Vestel’de üretim işçisi olarak çalışan Yeliz Kurt, Covid-19 sürecinde firma tarafından alınmayan önlemlerin alınması için Manisa İşçi Kadın Meclisleri Temsilcisi adına 10 Ağustos 2020 tarihinde bir basın açıklaması yapmıştı.  Bunun üzerine Kurt, 4 yıldır çalıştığı firmadan performans düşüklüğü gerekçe gösterilerek işten çıkarıldı.

    Yeliz Kurt, işten çıkarılma sürecini PİRHA‘ya anlattı. Kurt, işverenlerin uzlaşma sürecini kabul etmediğini, işe iade ve firması hakkında tazminat davası açtığını söyledi.

    “PANDEMİDE ÖNLEMLER ALINMADI”

    Kurt, Covid-19 önlemlerin alınmadığını ve çalışanların saatlerce çalıştırıldığını söyleyen Yeliz Kurt, şunları kaydetti:

    “10 Ağustos 2020 yılında Covid-19 sürecinde Vestel firmasına, İşçi Kadın Meclisleri olarak tedbirlerin alınması için çağrıda bulunarak bir basın açıklaması yaptık. Ben orada bir çalışan olarak önlemlerin alınmasını, iş yerlerinin dezenfekte edilmesini ve işçilerin sürekli 12 saat çalıştırılmaması gerektiğini söyledim. Sonrasında 24 Ağustos günü haksız bir şekilde işten atıldım. Bunları dile getirirken işverene çağrımız şuydu: Birlikte yapabileceğimiz önlemler varsa  gelin hep birlikte mücadele edelim, şeklinde çağrımız vardı ama işverenler çalışanları dinlemedi. Ne yazık ki karına kar, parasına para ekledi. Çalışanların ölümünü göze alarak bile bu tutuma devam ettiler. Sonrasında işveren uzlaşma süreci başlattı ama biz kabul etmedik. Dava süreci başladı.”

    “TEK TEMENNİM İŞİME GERİ DÖNEBİLMEK VE İŞTEN ATILAN TÜM İŞÇİLERE EMSAL OLMASI”

    İşten çıkarılan Manisa İşçi Kadın Meclisleri temsilcisi Yeliz Kurt çağrıda bulundu.

    Kurt, “17 Ağustos günü saat 10.00’da Manisa Adliyesi’nde davanın 3. Duruşması görülecek. Şahitlerimiz var, bilirkişi raporumuz geldi. Tam anlamıyla duruşmaya hazırız. Dolayısıyla karar çıkabileceğini düşünüyoruz. Haklı olduğum bu davada tek temennim, tekrar işime geri dönebilmek ve bütün haklarımı alabilmek olduğu gibi, kararın haksız yere işten atılan tüm işçilere emsal olmasıdır. Haksız ve hukuksuz şekilde işten atılan hiçbir kadın asla yalnız yürümeyecek”diye konuştu.

    Berfin YILDIZ / MANİSA

  • Eğitim-Sen ve Mülkiyeliler Birliği’nden akademisyen Kayıran’a destek: İzin vermeyeceğiz

    Eğitim-Sen ve Mülkiyeliler Birliği’nden akademisyen Kayıran’a destek: İzin vermeyeceğiz

    PİRHA-Eğitim-Sen ve Mülkiyeliler Birliği, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) öğretim üyesi Doç. Dr. Meltem Kayıran’ın görevine son verilmesine tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Akademik gereklere ve liyakate değil, rektörlüğün istek ve inisiyatifine göre işleyen bir süreç yaşanıyor” denilerek, mücadele edileceği vurgulandı. 

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) ve Mülkiyeliler Birliği, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) öğretim üyesi Doç. Dr. Meltem Kayıran’ın görevine son verilmesine tepki gösterdi.

    Sendikanın Ankara 5 No’lu Üniversiteler Şubesi’nde yapılan açıklamada, Kayıran hakkında verilen karara karşı yargı sürecine başvurulacağı belirtildi.

    Yapılan açıklamada; Meltem Kayıran’ın Doçent unvanı kazandığı 2017 yılından bu yana Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Bölümü’nün talep ettiği tüm Doçentlik kadroları, rektörlüğün Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki öğretim üyelerine yönelik tavrı nedeniyle, fakülteye tahsis edilmediği, bunun sonucunda Meltem Kayıran’ın hak ettiği Doçentlik kadrosuna atanmadığı ve isten atıldığı ifade edildi.

    “BOYUN EĞMEDİM VE KARŞILIĞI ATILMAK OLDU”

    Üniversitenin keyfi yönetim tarzının, güvencesizliğinin, demokratik olmayan tarzının ortaya çıkması için direndiğini söyleyen Meltem Kayıran, hukuk sürecine başvurup kazanacaklarını belirterek şunları dile getirdi:

    “Bu inadımın sonucunun atılmayla sonuçlanabileceği dekanlık taraftan ısrarla bana bir yıl boyunca bildirildi ama ben inadımı sürdürdüm. Çünkü doçentliğini almış, almasam bile bir öğretim üyesinin bu kadar kolay atılması bu kadar kolay olmamalıydı. Burada kamunun insana yaptığı önemli bir yatırım var. Bizler kamu görevlisiyiz. Üniversite eğitimimizin üzerine 20-25 yıl daha okuyoruz ve kendimizi buna adıyoruz. Bize her seferinde liyakatından bile şüphe ettiğimiz insanlar tarafından dayatılan ilkelere boyun eğmemiz isteniyor. Bunlar mobbing aracı olarak kullanılıyor. Ben buna itiraz ettim ve karşılığı atılmak oldu. Ama bu atılmamla aslında bütün bu bahsettiğim meseleler açığa çıktı. Keyfi yönetim tarzı olduğu, üniversite değerlerinin ayaklar altına alındığı ortaya çıkmış oldu. Bir dekanın kendi öğretim üyesini kamuoyu nezdinde itibarını zedeleyebileceği açığa çıkmış oldu. Çok şükür. Gerçekten mutluyum bu süreci bu şekilde yaşadığımız için. Bana destek veren çok sayıda hocam, hukukçu oldu. Hiç üzülmeyin kazanacağımıza inanıyorum”.

    “MÜLKİYELİLER OLARAK BU HAKSIZLIĞIN KARŞISINDAYIZ”

    Mülkiyeliler Birliği camiası olarak Kayıran’a yönelik bu haksızlığın karşısında olduklarını vurgulayan Mülkiyeliler Birliği Başkanı Dinçer Demirkent, Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne ve Cebeci Kampüsü’ndeki diğer fakültelere sistematik bir saldırının yaşandığını açıkladı. Bu saldırıların sebebinin bu fakültelerde var olan eleştirel bilim geleneği olduğunu da aktaran Demirkent şunları söyledi:

    “Doç. Dr. Meltem Kayıran’ın verdiği hukuki mücadelenin, akademik politik bir mücadelenin sonucu olarak tasfiyesi ne yazık ki Siyasal Bilgiler Fakültesi, fakülte yönetim kurulu tarafından gerçekleştirildi. Bu Mülkiyeliler Birliği açısından utanç verici bir süreçtir. Bugün geldiğimiz noktada kurum kendi geleneğini tasfiye etme noktasına gelmiştir. Bu bizler açısından utanç vericidir. Meltem Kayıran’ın verdiği mücadele bugün fakülte özerkliğini bize yeniden hatırlattı. Maliye Bölümü akademik kurulu Meltem hocanın bu okulda niye olması gerektiğine ilişkin bir karar verdi. İktisat bölümü, anabilim dalları açıklama yapmıştır. Tek kişinin yönetimine karşı kurulların gerçekleştirdiği açıklamaların çok önemli olduğunu düşünüyorum. Öğrenciler de bu karara karşı çıkmış direneceklerini söylemişlerdir. Meltem hocanın verdiği mücadele bizi umutlandırmaktadır. Mülkiyeliler Birliği olarak bu mücadelenin parçası ve Meltem Kayıran’ın yanındayız.”

    “YASA VE HUKUK TANINMIYOR”

    Doç. Dr. Kayıran ile birlikte yıllardır mücadele içerisinde olduklarını, sendikanın da her türlü desteği sağlayacağını belirten Eğitim Sen Başkanı Necla Kurul ise şu şekilde konuştu:

    “Üniversiteler, haksız bir şekilde işlerden atılmış kişiler için yeterince enerjik davranmıyorlar. Üniversite yönetimleri geri dönüşleri konusunda gerekli çabayı göstermiyorlar. Bu da açık bir biçimde karar doğru da olsa keyfi davranışlarımızı sürdürürüz diyebiliyorlar. Baskı ortamı üniversiteleri dilsizliğe itmiş durumda. Kadrolar dağıtılıyor. Kadro dağıtımlarında usulsüzlükler var mı yok mu? Bunu kim denetliyor? Şu anda üniversiteler yok gibi orada bir boşluk var. Bir yandan KHK’lar, bir yandan 50 D’nin güvencesizliği, bir yandan akademik olarak yükseltmeme uygulamaları, bir yandan özel sektör dahil güvencesizlik uygulamaları devam ediyor. Yasa ve hukuku tanımayan bir sürecin üniversiteler üzerindeki etkilerini gördüğümüz bir dönemdeyiz.”

    “BİR AKADEMİSYENİN DAHA İŞSİZ BIRAKILMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Eğitim-Sen Ankara 5 No’lu (Üniversiteler) Şubesi Başkanı Mutlu Aslan ise akademide yaşanan sorunlara da değinerek şunları kaydetti:

    “Akademik gereklere ve liyakate değil, rektörlüğün istek ve inisiyatifine göre işleyen bu süreç, akademinin ve akademisyenlerin baskı altında tutulmasının, üniversitelerde yandaş kadrolaşmanın, hatta üniversitelerdeki akrabalık kayırmacılığının bir aracı haline gelmiştir. Öğretim elemanları güvencesiz çalıştırılıyor. Meltem Kayıran bu keyfi işleyişe razı olmadığı için, hak ettiği kadroya atanmamasını doğru bulmadığı için ve güvencesizliğin akademisyenler üzerinde sopa olarak kullanılmasına itiraz ettiği için bir alt kadro için istenen dosyayı teslim etmemiştir. 30 yıllık akademik emeğin ve kamu hizmetinin heba edilmesine, özel sektörde bile işten çıkartmanın yasak olduğu bu pandemi döneminde, bir akademisyenin daha işsiz bırakılmasına izin vermeyeceğiz.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Şiddete uğrayan kadın işçi işten atıldı-VİDEO

    Şiddete uğrayan kadın işçi işten atıldı-VİDEO

    PİRHA-Manisa Kromsan fabrikasında çalışan Selma Çetin, ustabaşı yardımcısı tarafından şiddete uğradı, fabrika yönetimi görüntüleri izlemeyi reddedip kadın işçiyi işten attı.

    İşten atmaların yasak olduğu pandemi döneminde, patronlar 25/2 maddesi ile bu yasağı deliyor. Manisa Kromsan fabrikasında çalışan Selma Çetin, ustabaşı yardımcısı tarafından şiddete uğradı, fabrika yönetimi görüntüleri izlemeyi reddedip kadın işçiyi işten attı.

    “HAKKIMI HERYERDE SAVUNACAĞIM”

    İşten atılan Selma Çetin yaşananları  söyle anlattı, “7 Temmuz 2020 tarihinde Manisa Kromsan fabrikasında işçi olarak çalışmaya başladım yaklaşık 5 aydır bu fabrikada çalışıyorum. 1 Aralık 2020 tarihinde boyahanede çalışan Adem Angi isimli kişiyle 10 ya da 15 saniyelik bir tartışmamız olmuştu. Bu tartışma sonucunda bu şahıs beni yönetime şikayet etti. O gün hiçbir şekilde bu konuya el konulmadı ama ertesi sabah benim savunmam istendi. Ben savunmamı eksiksiz bir şekilde yazdım, sözlü olarak da konuştular benimle. Aynı günün akşam üzeri  2 Aralık 2020 tarihinde saat 15.30’da insan kaynakları sorumlusu Zehra hanım beni yanına çağırdı. Gittiğimde 25. maddenin 2. fıkrasının d bendinden, yani sataşma, küfürlü konuşmaktan dolayı işverenim benimle çalışmak istemediğini söylediler. Bende bunu hiçbir şekilde kabul etmediğimi kamera kayıtlarında her şeyin gözüktüğünü yani bunun izlenilmesini istedim. Fakat bunu kabul etmediler pandemiden dolayı eleman çıkaramayacaklarını ya bu kağıdı imzalamam gerektiğini ya da kendi isteğimle istifa etmem gerektiğini söylediler bana ama ben bunu hiçbir şekilde kabul etmedim ve orada hiçbir evrak imzalamadım. Sadece Zehra hanım biz sana bu evrağı bildirdik diye evrağın altına imzasını attı. Bu kağıdı imzalamak zorundasın dediler ama ben küfür etmedim, sataşmadım dedim kamera kayıtlarına bakalım dediğimde biz canımız istediğinde bakarız dendi bana. Bende bunu kabul etmiyorum hakkımı her yerde savunacağım dedim onlar da bana git savun hakkını istediğin yerde dediler.”

    (HABER MERKEZİ)