Etiket: ito

  • KESK, DİSK, TMMOB, İTO: İliç’te yaşanan felaketin tüm sorumluları yargılanmalı- VİDEO

    KESK, DİSK, TMMOB, İTO: İliç’te yaşanan felaketin tüm sorumluları yargılanmalı- VİDEO

    PİRHA – Kadıköy İskelede bir araya gelen KESK, DİSK, TMMOB ve İTO, Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde yaşanan felaketin tüm sorumlularının yargı önünde hesap vermesi gerektiğini kaydettiler. 

    Erzincan’ın İliç ilçesinde Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye ait siyanürlü altın madeni sahasında 13 Şubat’ta siyanür ve sülfürik asit dağı göçtü. 10 milyon metreküp toprak, 200 metrelik yamaçtan 800 metre boyunca aktı. Yetkililer 9 işçinin toprak altında kaldığını açıkladı.

    300’ün üzerinde arama-kurtarma ekibi, arama kurtarma çalışmalarını sürdürürken öte yandan 3 gündür kayıp işçilere ulaşılamadı. Dereye akan toprağın kaldırılmasının ise aylar sürebileceği belirtiliyor.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB), İstanbul Tabip Odası (İTO), Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde yaşanan felakete ilişkin Kadıköy İskelesi’nde ortak bir açıklama yaptı.

    Ortak açıklamayı TMMOB İstanbul Koordinasyon Kurulu Sekreteri Seyfettin Avcı, Çöpler Kompleks Maden İşletmesinin yarattığı tahribat ve oluşturduğu tehlikeye karşı tüm uyarılar göz ardı edildiğini kaydetti.

    “YALNIZCA DOĞAMIZ VE KAYNAKLARIMIZ DEĞİL, YAŞAMLARIMIZ DA KATLEDİLİYOR”

    Ortak açıklamada şunlara yer verildi:

    “Faaliyete girdiği 2008 yılından itibaren birbiri ardına ortaya çıkan çevresel felaketlerle sıklıkla gündeme gelen, Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş tarafından işletilen Çöpler Kompleks Maden İşletmesi’nde gerçekleştirilen sömürge madenciliği ile yalnızca doğamız ve kaynaklarımız değil, yaşamlarımız da katlediliyor. Faaliyete girdiği yıldan bugüne, mevzuat dolanılarak parça parça hazırlanan projelerle devasa nitelik kazanan Çöpler Kompleks Maden İşletmesinin yarattığı tahribat ve oluşturduğu tehlikeye karşı tüm uyarılar göz ardı edilmiş, bugün yaşanan felakete yol açılmıştır. 2021 yılında “Çöpler Kompleks Madeni”nde kapasite artışı ve ek tesisler yapılmasına yönelik projeye verilen ‘ÇED Olumlu’ kararının iptali istemiyle açtığımız davalarda; projenin çevre üzerinde yarattığı ve yaratacağı tahribat ifade edilmiş; siyanürlü altın madenciliği yönteminin barındırdığı riskler itibariyle vazgeçilmesi gereken bir yöntem olduğu, bölgenin depremsellik ve heyelan açısından tehlikeleri de ayrıntıları ile vurgulanmıştır.

    “HİÇBİR ŞEY OLMAMIŞ GİBİ ŞİRKET FAALİYETLERİNE DEVAM ETMİŞTİR”

    Madende yaşanan suça konu olayların ülke genelinde yaygın tepkilere yol açmasının ardından yetkililer tarafından ancak olaydan günler sonra bir açıklama yapılabilmiş, yaşanan felaketin üzerinden geçen 5 günün ardından ancak şirket hakkında para cezası uygulanmış “analiz sonuçlarına göre ise lüzum görülen alanlarda çevresel iyileştirme çalışmalarına devam edileceği” beyan edilmiştir. Ve yine ancak kamuoyunda tepkilerin büyümesi ve sürmesi ile yaşanan felaketin üzerinden geçen 6 günün ardından şirketin faaliyetlerinin durdurulmasına karar verilmiştir. Akabinde ise hiçbir şey olmamış gibi durdurma kararı kaldırılmış ve şirket faaliyetlerine devam etmiştir.

    “PROJEYE İLİŞKİN ÇED GEREKLİ DEĞİLDİR KARARI VERİLMİŞTİR”

    Savcılık tarafından ise yalnızca Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve yöneticileri hakkında “çevrenin taksirle kirletilmesi sonucu toprakta, suda, havada kalıcı etki bırakması” suçundan soruşturma yürütülmüş ve neticesinde taksirle işlenen suç bakımından gerekli ödeme yapıldığından kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Sürece ilişkin yetki ve sorumlulukları dolayısıyla Maden sahasını denetimle görevli Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü yetkilileri ve çalışanları ile projeye ilişkin ÇED Olumlu kararı, izin, ruhsat veren kurumlar ile yetkilileri hakkındaki şikayetler hakkında ise herhangi bir değerlendirme yapılmamış ve karar oluşturulmamıştır. Yaratılan tahribat ortada olmasına ve tüm uyarılara rağmen faaliyetlerin durması bir yana; 2023 yılında Çöpler Kompleks Madeni Açık Ocak Genişleme Projesi’ne ilişkin olarak ÇED gerekli değildir kararı verilmiştir.

    “ALTIN MADENLERİNİN NEDEN OLDUĞU 11 BÜYÜK ÇEVRE FELAKETİ YAŞANDI”

    Dünyada; 1971-2015 yılları arasında siyanür liçi yöntemi ile çalışan altın madenlerinin neden olduğu 11 büyük çevre felaketi yaşanmıştır. Bu felaketler sonucu siyanürlü atıkların karıştığı göl ve nehirlerde yaygın balık ölümleri gerçekleşmiş, tarım alanları ise siyanür bileşikleri ve ağır metallerle kirlenmiştir. Atık havuzlarından sızıntı, başlangıçta yüksek siyanür derişimleri bozuluncaya kadar, akarsu ve göllerde balıkların, kuşların ve diğer canlıların ölümlerine neden olurken; yayılan ve yeraltı, yerüstü su kaynaklarını kirleten ağır metal bileşikleri de tarım ve hayvancılık yolu ile besin zincirine girerek insanlara ulaşmakta ve zaman içinde ortaya çıkan sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Ağır metaller; düşük derişimlerde bile toksik etki gösterebilen elementlerdir. Ağır metaller insanlar tarafından ağız, solunum ve deri yolu ile alınır ve çoğu boşaltım yolları ile (böbrek, karaciğer, barsak, akciğer, deri) atılamazlar. Bu nedenle ağır metallerin büyük bir bölümü, organizmada birikirler. Birikim sonucu, yoğunlaşan bu metaller, etkili dozlara ulaştıklarında; endokrin hastalıklar, nörolojik hastalıklar, kanserler, otizm gibi ciddi hastalıklara neden olabilirler.

    “MADENLERİMİZ ULUSAL VE ULUSLARARASI SERMAYE GRUPLARININ YAĞMA ALANI OLMAKTAN ÇIKARILMALI”

    Tüm bilimsel gerçeklere ve uyarılara rağmen bu yaşananların sorumlusu, faaliyeti yürütenler kadar yürümesine olanak sağlayan, izin verenler, ülkemiz kaynaklarının, doğamızın bir grup yabancı sermayenin çıkarları uğruna yağmalanmasına göz yuman siyasal iktidardadır. İvedilikle sonuçlandırılması yasa ile zorunlu tutulan davaları sürüncemede bırakan, uzamasına neden olan, üzerinden yıllar geçmesine karşın halen yürütmenin durdurulması talebini dahi karara bağlayamayanlardır. Bir kez daha sesleniyoruz; madenlerimiz ulusal ve uluslararası sermaye gruplarının yağma alanı olmaktan çıkarılmalı, İliç’te yaşanan felaketin tüm sorumluları yargı karşısında hesap vermeli, tüm ÇED kararları iptal edilmeli ve işletme derhal kapatılmalıdır.”

    Devrim FINDIK-Yusuf Eren GÖKTEPE/İSTANBUL

  • ‘DR. ALİ ÖZYURT BASINDA SAĞLIK ÖDÜLLERİ’ sahiplerini buldu-VİDEO

    ‘DR. ALİ ÖZYURT BASINDA SAĞLIK ÖDÜLLERİ’ sahiplerini buldu-VİDEO

    PİRHA- İstanbul Tabip Odası (İTO) 2021 yılı ‘DR. ALİ ÖZYURT BASINDA SAĞLIK ÖDÜLLERİ’ sahiplerini buldu.

    Ödül töreni İBB Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirildi. Pandemi sebebiyle geçen yıl tören düzenlenemediği için 2020 yılının ödülleri de verildi.

    2021 yılı için verilen ‘Basında Sağlık Ödüllerinin’ listesi şu şekilde açıklandı:

    “GAZETE HABER-ARAŞTIRMA ÖDÜLÜ: İsmail ARI (BİRGÜN GAZETESİ) “Torpilin Eşi Benzeri Yok” başlıklı haber.

    TELEVİZYON HABER-ARAŞTIRMA ÖDÜLÜ: Gamze DONDURMACI (Haber), Kazım GÖKÇE (Görüntü) FOX “Ölüm Sayıları Nasıl Değişti?” haberi.

    INTERNET GAZETECİLİĞİ ÖDÜLÜ: Emine ALGAN Deutsche Welle (DW) TÜRKÇE “Deneysel İlaçlar Tedavi mi Ediyor, Hasta mı?” haberi.

    INTERNET HABER-ARAŞTIRMA ÖVGÜYE DEĞER HABER JÜRİ ÖZEL ÖDÜLÜ: İsa Uğur ERDOĞAN ARTI GERÇEK “İşçi Servisleri Kırılan Cam Bardak, İşçiler İse Cam Kırıkları” haberi.

    KÖŞE YAZISI ÖDÜLÜ: İhsan ÇARALAN EVRENSEL “Koronavirüsün Yapısı Biyolojik Ama Yayılımı Tamamen Sınıfsal” başlıklı yazısı.

    TELEVİZYON PROGRAMI ÖDÜLÜ: Musa ÖZUĞURLU Bu Arada Programı / Artı TV

    TELEVİZYON PROGRAMI JÜRİ ÖZEL ÖDÜLÜ: Melike ŞAHİN (Haber) Cumhur Çatkaya ve Bahattin Demir (Görüntü) 3 Çınar Programı / NTV

    RADYO YAYINCILIĞI ÖDÜLÜ: Atilla GÜNER Akşam Postası / RS FM

    KARİKATÜR ÖDÜLÜ: Cihan DEMİRCİ “Pandemi ve Çocuklar” konulu karikatür.”

    Ödül töreninde Moğollar müzik grubu tarafından dinleti sunulurken, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mesaj paylaşıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İTO: İstanbul’un sağlık kurumları S. O. S. veriyor-VİDEO

    İTO: İstanbul’un sağlık kurumları S. O. S. veriyor-VİDEO

    PİRHA- İstanbul Tabip Odası yaptığı açıklamada, İstanbul’un sağlık kurumları S. O. S. verdiğini ve durumun her geçen gün daha da kötüye gittiğini belirterek, “Bugüne kadar izlenen eksik, yanlış, tutarsız uygulamalara derhal son verilmeli, acilen aklın ve bilimin ışığında açık, şeffaf, güvenilir, toplumun bütün kesimlerinin katılımına açık yeni bir salgın politikası oluşturulmalıdır” dedi.

    Pandemide yaşamını yitiren meslektaşları için saygı duruşunda bulunmak, Türkiye’de ve İstanbul’da kırmızı alarm durumuna geçen pandemi süreciyle ilgili tespit  ve alınması gereken önlemleri paylaşmak üzere İstanbul Tabip Odası (İTO) Yönetim Kurulu’nca bir basın toplantısı gerçekleştirildi.

    Açıklamaya İTO Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, İTO Genel Sekreteri Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu, İTO Yönetim Kurulu Üyeleri Prof. Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu, Dr. Osman Öztürk, Dr. Güray Kılıç, Dr. Recep Koç, İTO İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Komisyon Üyesi Dr. Nazmi Algan ile Dr. Yalçın Özdemir’in çocukları ve yakınları katıldı.

    “HASTA SAYISI KONTROLDEN ÇIKMIŞ ŞEKİLDE ARTIYOR”

    Basın toplantısı İTO Genel Sekreteri Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu’nun konuşmasıyla açıldı. Dr. Küçükosmanoğlu yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:

    “Bugün hem geçtiğimiz günlerde Covid-19 sebebiyle kaybettiğimiz iki meslektaşımız için saygı duruşunda bulunmak, hem de Türkiye’de ve İstanbul’da kontrolden çıkan pandemiyle ilgili uyarı ve tespitlerimizi, acilen atılması gereken adımları paylaşmak için toplandık. Pandemi adeta “kırana” dönmüş durumda. Öncelikle söylemek gerekir ki bu salgının kesin bir tedavisi henüz yok. Şu an yapabileceğimiz hastalığın yayılmasını önlemektir. Bunun için de bilime güvenerek hareket etmek gerekiyor. Geçtiğimiz ay, Ekim raporunu açıklarken dile getirmiştik; hasta sayısı kontrolden çıkmış şekilde artıyor.
    2 HAFTA İÇİNDE İSTANBUL’DA COVİD-19’A AYRILMIŞ HASTANELER, TAMAMEN DOLMUŞ DURUMDA
    Hükümet, Bakanlık yetkilileri yeterince yatağın olduğunu, yoğun bakım ünitelerinde sorun olmadığını dile getirdiler ısrarla. Ama sadece geçtiğimiz 2 hafta içinde İstanbul’da COVİD-19’a ayrılmış yataklar, hastaneler, yoğun bakım üniteleri tamamen dolmuş durumda. Bu doluluk diğer hastaların sağlığa, tedaviye erişimine de engel oluyor, bu da ayrıca bir sağlık sorunu olarak önümüzde. Yine çok açıkça ortaya çıkmıştır ki Bakanlığın verileri gerçeği yansıtmıyor. Böyle bir ortamda, en önde mücadele eden sağlık çalışanları da toplumla birlikte enfekte oluyor, ölüyor, tükeniyor. Hekim kaybımız bugün itibariyle 62’yi, toplam sağlık çalışanı kaybımız 144’ü buldu. Öncelikle geçtiğimiz günlerde birbiri ardına kaybettiğimiz üyelerimiz Dr. Yalçın Özdemir ve Dr. Mesut Cem İlkin’i ve diğer tüm meslektaşlarımızı kaybetmiş olmanın üzüntüsünü paylaşıyoruz.”

    Dr. Küçükosmanoğlu iyi yönetilmeyen ve sağlık çalışanlarını tükenme noktasına getiren bu sürece karşı Türk Tabipleri Birliği tarafından çağrısı yapılan eylemlilik sürecinin de bu hafta başlatılacağını duyurdu. Bu kapsamda; sağlık çalışanlarının 11 Kasım 2020’den itibaren her akşam 21.00’de “Sağlık Çalışanları Tükendikçe Karanlık Çöküyor” sloganıyla ışıkları 1 dakika yakıp söndüreceklerini belirtti.

    İTO Emekli Hekimler Komisyonu Başkanı Dr. Erdinç Köksal ise şunları söyledi:

    “Öncelikle belirtmeliyim ki hekimlikte emeklilik olmaz, bu anlamda hepimiz genciz, mesleğimize hala devam ediyoruz. Emekli hekimlerin yüzde 60’ı çalışmayı sürdürüyor. Emekli Hekimler Komisyonu üyemiz, emektarımız Dr. Yalçın Özdemir’in vefatı bizi derinden sarstı. Bizim yaş ortalamamız 85. Yalçın Özdemir en gencimizdi. Yalçın Özdemir İstanbul Tabip Odası’nın etkinliklerine katılan, emek veren, katkı sunan bir arkadaşımızdı.  Biz Yalçın arkadaşımızın acısını yaşarken, dün Dr. Cem İlkin arkadaşımızı kaybettik. Çanakkale’ye gönüllü olarak giden tıbbiyeliler nasıl şehit oldularsa, Covid-19 sebebiyle kaybettiğimiz bu arkadaşlarımızı da şehit olarak kabul ediyorum.”

    Yapılan konuşmaların ardından Dr. Yalçın Özdemir, Dr. Mesut Cem İlkin ve COVİD-19 sebebiyle vefat eden tüm sağlık çalışanları için 1 dakikalık saygı duruşu gerçekleştirildi.

    Ardından İTO Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu “Salgın politikası bütünüyle iflas etti; İstanbul için acil ‘kapanma’ zamanı” başlıklı metni basınla paylaştı.

    “İSTANBUL’UN SAĞLIK KURUMLARI S. O. S. VERİYOR”

    Açıklamanın tamamı şu şekilde:

    “COVİD-19 pandemisi sürecinde gerçek vefat sayılarının Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığının yaklaşık üç katı olduğunu biliyoruz. En ağır bedeli ise Sağlık Bakanı’nın daha salgının başlangıcında “Türkiye’nin Wuhan’ı” olarak tanımladığı, bugün ise Wuhan’ı geride bırakmış olan İstanbul ödüyor. İstanbul Tabip Odası olarak meslektaşlarımızdan topladığımız bilgiler ve sahadaki gözlemlerimiz durumun nasıl bir vahamet kesbettiğini gösteriyor: Ambulanslar COVİD-19 hastalarını taşımaya yetişemiyor, hastalar saatlerce sedyelerde bekletiliyor. Hastanelerde mevcut servisler yetmiyor, her gün yeni yeni COVİD-19 servisleri açılıyor. Servise yatması gereken birçok hasta yeterli yatak olmadığı için acillerde tutuluyor. Yoğun bakımda yatması gereken birçok hasta acillerde ya da servislerde bekletilip yoğun bakım yataklarının “boşalması” bekleniyor. Sadece COVİD-19 hastaları değil, diğer hastalar da servis, yatak, yoğun bakım sıkıntısı yüzünden sağlık hizmeti alamıyor. Kamu hastaneleri ihtiyaca cevap veremediği için devreye sokulan özel hastaneler COVİD-19 hastalarını ancak ücret karşılığında kabul ediyor. Bütünüyle İlçe Sağlık Müdürlükleri’nin üzerine yıkılmış olan filyasyon çalışmaları vakaların ancak çok az bir bölümüne yetişebiliyor. İstanbul’un sağlık kurumları S. O. S. veriyor ve durum her geçen gün daha da kötüye gidiyor.”

    “SALGINLA MÜCADELE HASTANELERDE DEĞİL, SAHADA KAZANILIR”

    Açıklamanın devamında acilen alınması gereken 7 önlem ise şöyle sıralandı:

    “İstanbul’un sağlık altyapısının bu gidişe dayanabilmesi mümkün görünmemektedir. Başta şehre giriş-çıkış kısıtlaması, en az SARS-CoV-2’nin kuluçka süresi olan 14 güne kadar toplumsal hareketliliğin azaltılması/sokağa çıkma kısıtlaması, temel/zorunlu ve acil mal ve hizmet üreten işler dışında bütün işlerde çalışmanın durdurulması olmak üzere virüsün yayılmasını azaltacak/durduracak önlemler hızla hayata geçirilmelidir. Salgınla mücadele hastanelerde değil, sahada kazanılır. Etkin bir filyasyon çalışması için birinci basamak sağlık hizmetlerindeki Aile Hekimliği-İlçe Sağlık Müdürlüğü ikiliği kaldırılmalı, Aile Sağlığı Merkezleri hızla bölge tabanlı olarak organize edilmelidir.

    “EKSİK, YANLIŞ, TUTARSIZ UYGULAMALARA DERHAL SON VERİLMELİ”

    Salgının kontrol altına alınamamasının sorumluluğunu vatandaşlara yıkıp sadece “Maske-Mesafe-Hijyen” tekerlemesiyle pandemiyle başa çıkılamaz. Yapılması gereken, Dünya Sağlık Örgütü’nün başından beri önerdiği gibi çok sayıda test yaparak hastalık tanısı konanlara katı bir izolasyon uygulamak, evde izolasyon koşullarının sağlanamadığı durumlarda yerel yönetimlerle de işbirliği yaparak barınma olanakları sağlamaktır. Pandeminin bütün insanlığı tehdit ettiği koşullarda sağlık piyasanın vahşi koşullarına terk edilemez, özel hastanelerin COVİD-19 hastalarından para talep etmesine hiçbir şekilde göz yumulamaz. Kamu sağlık kurumlarının ihtiyaca cevap veremediği her durumda özel hastaneler Sağlık Bakanlığı’nın kontrolüne geçirilmeli, yurttaşların sağlık hizmetlerine erişimi istisnasız ve ön koşulsuz bütünüyle parasız olmalıdır.

    COVİD-19 dışı hastaların aylardır ertelemek zorunda kaldıkları sağlık hizmeti ihtiyacı daha fazla bekletilemez. Bölge ve nüfus özellikleri dikkate alınarak “pandemi dışı hastaneler” belirlenmeli ve ilan edilmelidir. Salgın mücadelesi ancak yüksek motivasyonlu ve yeterli sayıda sağlık çalışanlarıyla kazanılabilir. COVİD-19 pandemisinin oluşturduğu istihdam ihtiyacı göz önüne alınarak KHK ile ihraç edilmiş ve ataması yapılmayan hekimler/sağlık çalışanları acilen göreve başlatılmalı; aylardır pandemi mücadelesi nedeniyle yorgun düşmüş sağlık çalışanlarının çalışma koşulları ve özlük hakları hızla düzeltilmelidir. Türkiye’de salgının sekiz aydır kontrol altına alınamamasının sorumlusu kuşkusuz onbinlerce yurttaşımızın hayatına mal olan pandemi sürecinden başarı hikayesi çıkarmaya çalışan AKP zihniyetidir. Bugüne kadar izlenen eksik, yanlış, tutarsız uygulamalara derhal son verilmeli, acilen aklın ve bilimin ışığında açık, şeffaf, güvenilir, toplumun bütün kesimlerinin katılımına açık yeni bir salgın politikası oluşturulmalıdır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Hastanelerimiz karakol veya cezaevi değildir’

    ‘Hastanelerimiz karakol veya cezaevi değildir’

    PİRHA- İTO, Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’a destek olmak amacıyla günlerdir Dr. Sadi Konuk EAH önünde nöbet tutan Savunmaya Özgürlük Koordinasyonu üyelerine yapılan müdahaleye ve hasta ve yakınlarının kullandığı bankların kaldırılmasına tepki göstererek, “Yetkililere hatırlatmak isteriz ki hastaneler halkın şifa aradığı yerlerdir, hastaneleri amacı dışında birer hapishane gibi kullanmaktan derhal vazgeçilmelidir” dedi.

    Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’a destek olmak amacıyla günlerdir Dr. Sadi Konuk EAH önünde nöbet tutan Savunmaya Özgürlük Koordinasyonu üyeleri önce polis müdahalesi ile karşılaştı, daha sonra hastalar ve hasta yakınları tarafından kullanılan hastane bahçesindeki banklar iş makinaları tarafından söküldü.

    Yapılan müdahaleye ve bankların kaldırmasına tepki gösteren İstanbul Tabip Odası (İTO) açıklama yayınladı.

    Yönetim kurulu adına yapılan açıklamada, “Polis ablukası derhal kaldırılmalı, avukat Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal Adli Tıp Kurumu raporu göz önüne alınarak acilen tahliye edilmelidir” denilerek, şunlar aktarıldı:

    “Avukat Ebru Timtik 235, Avukat Aytaç Ünsal 204 gündür ”adil yargılanma hakkı” talebiyle ölüm orucundalar. Adli Tıp Kurumu’nun “cezaevinde kalamazlar” raporuna rağmen Ebru Timtik Bakırköy Dr.Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde (EAH), Aytaç Ünsal Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde (EAH) tutuluyorlar. Tıbbi müdahaleyi kabul etmediklerini açık olarak beyan ettikleri halde hastanede zorla tutuluyorlar. Bu sabah ise haftalardır hastane bahçesinde bekletilen polis otobüslerine akrep tabir edilen zırhlı araçlar ve ellerinde uzun namlulu silahlar olan özel harekatçılar eklenerek hastane ablukaya alındı.

    “HASTANELERİ AMACI DIŞINDA BİRER HAPİSHANE GİBİ KULLANMAKTAN DERHAL VAZGEÇİLMELİDİR”

    “Günlerdir ölüm orucu sürdüren ve tıbbi tedaviyi red eden avukatlar hukuk ile ilgisi olmayan bir karar ile zorla hastanelerde tutulmaktadır. Yetkililere hatırlatmak isteriz ki hastaneler halkın şifa aradığı yerlerdir, hastaneleri amacı dışında birer hapishane gibi kullanmaktan derhal vazgeçilmelidir” denilen açıklamanın devamında, yetkililere şu çağrıda bulunuldu:

    “1-Hastanelerimiz polis karakolu değil, savaş koşullarında bile şiddeten uzak tutulması gereken sağlık kurumlarıdır. Bakırköy Dr. Sadi Konuk EAH’ndeki abluka derhal kaldırılmalıdır.

    2-Adil yargılanma bütün yurttaşların en temel hakkıdır. Ölümün sınırındaki avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal acilen tahliye edilmelidir. Hayatta hiçbir şey insan hayatından daha değerli değildir!”

    İSTANBUL/PİRHA

  • İTO: Hekimlerin iradesine saygı istiyoruz

    İTO: Hekimlerin iradesine saygı istiyoruz

    PİRHA- İstanbul Tabip Odası, “Meclis’te neticelenmeyi bekleyen pek çok düzenleme bulunuyor. Bunlardan birileri de barolar ve tabip odaları başta olmak üzere yapılarının belirlenmesidir. Bu çalışmayı tekrar ele almalı, en kısa sürede Meclis’in takdirine sunmalıyız” diyerek odaları ve baroları hedef alan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, İstanbul Tabip odasından tepki geldi.

     

    İstanbul Tabip Odası (İTO) yaptığı yazılı açıklamada, “oyların yüzde 51’ini alan bütün ülkeyi yönetecek oyların yüzde 70’ini alan tabip odasını yönetemeyecek!” diyerek şunları belirtti:

    “Cumhurbaşkanının sözlerinin ayrıntılarını, hangi mahfillerde ne tür hazırlıklar yapıldığını bilmiyoruz. Ancak öncelikli iki hevesin meslek birliklerinde büyük odaların delege sayılarını düşürmek ve nispi temsil sistemi getirmek olduğunu duyuyoruz.

    1- Tabip odası seçimleri tabip odası yönetimleri tarafından değil, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kanunu gereğince tabip odasının bulunduğu ilçe seçim kurulu tarafından yapılmaktadır.

    2- TTB Kanunu’nun TTB delege sayılarını belirleyen 60. Maddesi en son 2006 yılında AKP döneminde düzenlenmiştir. Maddeye göre üye sayısı 200’e kadar olanlar tabip odaları 3, üye sayısı 500’e kadar olanlar 5, üye sayısı 1.000’e kadar olanlar 7, üye sayısı 1.000’den sonraki her 1.000 kişi için birer delege seçilmekte, tabip odaları başkanları da doğal delege olmaktadır.

    3- TTB’nin toplam üye sayısı 110 bin, son TTB seçimlerinde toplam delege sayısı 486;  İstanbul Tabip Odası’nın toplam üye sayısı 31.000, toplam delege sayısı ise 37’dir. Görüldüğü gibi, İstanbul Tabip Odası’nın toplam üye sayısı TTB’nin toplam üye sayısının yüzde 28,1 iken delege sayısı yüzde 7,6’sıdır. (Eğer yandaş grupların önerdiği “nispi temsil” sistemi delege sayılarında uygulansa İTO’nun toplam delege sayısının 136 olması gerekirdi.)

    4- Tabip odası seçimlerinde delegeler değil bütün üyeler oy kullanmaktadır.

    5- Seçimlerde hekimler kendi aralarında “listeler” oluşturmakta ancak seçim bu listelerin sandığa atılmasıyla değil listelerde yer alan aday isimlerinin oy pusulasına yazılmasıyla; yani “listeler”le değil “adaylar”la yapılmaktadır. Hekimler bir “liste”de yer alan adayların tamamını olabildiği gibi farklı “listeler”de yer alan adayları da oy pusulasına yazabilmekte, bir başka ifadeyle “karışık oy” kullanabilmektedirler. Böylece, birçok tabip odası seçiminde, farklı listede yer alan adaylar kurullara seçilebilmektedir.”

    Tabip odası seçimlerinin demokratik bir şekilde gerçekleştirildiğine ve o gün hekimler için bir demokrasi şöleni olduğunu vurgulanan açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Öte yandan, hatırlanacağı gibi 16 Nisan 2017’de yapılan referandumda, mühürsüz oylar da geçerli sayılarak, yüzde 51,4’le “Başkanlık Sistemi”ne geçildi ve oyların yüzde 51’ini alan adayın seçilmesi düzenlenmiş oldu. 24 Haziran 2018’de yapılan seçimlerde AKP Başkanı Tayyip Erdoğan yüzde 52,6 oyla Cumhurbaşkanı seçildi. (Kendisi 2004 yılında da yüzde 25 oyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmişti.)

    Soruyoruz:

    1- Bir siyasi parti başkanının yüzde 52,6 oyla Cumhurbaşkanı seçilip bütün ülkeyi yönetmesi “normal” ise yüzde 70 oyla seçilen hekimlerin kendi meslek odalarını yönetmesinden niçin rahatsızlık duyuluyor?

    2- “Nispi temsil” bu kadar “demokratik” bir sistem ise niçin ülke yönetiminde uygulanmamaktadır?

    3- Parlamenter sistemde olsun Başkanlık sisteminde olsun partiler aldıkları oy oranında hükümette, kabinede yer almıyorken meslek örgütleri seçiminde “nispi temsil” getirmeye kalkmanın mantığı nedir?

    4- Hekimler, tabip odası seçimlerinde istedikleri takdirde farklı listelerdeki adayları seçebiliyor iken “nispi temsil” dayatmasının amacı nedir?

    5- Halen İstanbul Tabip Odası’nın yönetiminde bulunan Demokratik Katılım Grubu adayları, örneğin son beş seçimde oyların yüzde altmış ila yüzde 75’ini alarak seçilirken “Oda’yı ele geçirmeye” çalışan yandaşlarınızın oy oranının yüzde 20’yi geçemediğini biliyor musunuz?

    PİRHA/İSTANBUL