Etiket: ittifak

  • Ali Kenanoğlu yazdı: Barış sürecine İdris’i Bitlisi suikastı ve elini ovuşturanlar

    Ali Kenanoğlu yazdı: Barış sürecine İdris’i Bitlisi suikastı ve elini ovuşturanlar

    PİRHA- HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Yavuz Sultan Selim- İdris-i Bitlisi ittifakı söylemi üzerinden DEM Parti’ye yüklenilmesini eleştirdi. Kenanoğlu, “Demokratik Cumhuriyet ne Yavuz Selim ile ne de İdris’i Bitlisi ile kurulabilir. Alevilerin hayrını düşünenler sorunun çözümünün Demokratik Cumhuriyet’ten geçtiğini bilmelidir. Bu süreçte ötekileştiren dil kullananları eleştireceğiz, karşı çıkacağız, protesto edeceğiz. Çünkü biz bu cumhuriyeti onlarla değil, demokrasiden yana olanlarla, ortak vatanda bir arada eşit ve adil yaşamı savunanlarla birlikte demokratikleştireceğiz” dedi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un, “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı, Yavuz Sultan Selim ile İdrisi Bitlisi’nin yapmış olduğu ittifak, Anadolu’daki Müslüman toplulukların birlikte var olmasına neden olmuştur” ifadeleri sonrasında yaşanan tartışmalara ilişkin sanal medya hesabında bir yazı kaleme aldı.

    Kenanoğlu, “Barış Sürecine İdris’i Bitlisi suikastı ve elini ovuşturanlar” başlığıyla kaleme aldığı yazısında DEM Parti içerisindeki Alevilere ve sosyalistlere yönelik ithamları ve barış görüşmelerine yönelik sürecin ‘Alevi soykırımı’na hazırlık olduğuna dair yapılan propagandaları eleştirdi.

    “EZİLEN TÜM HALKLARIN, İNANÇLARIN SORUNLARININ ÇÖZÜMÜ HEDEFLENMEKTE”

    Ali Kenanoğlu’nun kaleme aldığı yazısı şöyle:

    “Devleti temsil eden yürütmenin başındaki Cumhur ittifakının “Terörsüz Türkiye” süreci olarak dillendirdiği ve propagandasını bunun üzerinden yaptığı bu süreci, diğer tarafında olup bizzat yöneten Abdullah Öcalan’ın ise “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak adlandırmaktadır

    Öcalan bu süreci iki ana aşamada ele almaktadır;

    1- Devletle yürütülen ve PKK’nin kendini feshi, silahların bırakılması ile sonuçlanacak birinci aşama ki bunu “Barış” aşaması olarak tanımlamaktadır.

    Örgütün silahsızlanması ve feshiyle devletinde bu silahsızlanmanın gereği olan kimi düzenlemeler yapmasıyla; örgüt mensuplarının durumu, bundan sonraki yaşamlarına ilişkin belirsizliğin giderilmesi, örgütten kaynaklı çıkartılan kimi antidemokratik yasalarla ilgili düzenlemeler, Abdullah Öcalan’ın yaşam koşullarındaki düzenlemelerle birlikte birinci aşama tamamlanacaktır.

    2- Öcalan, devletle yürütülecek birinci aşamanın tamamlanması ile geçilecek ikinci aşamayı ise “Demokratik Toplum” inşası ile birlikte “Demokratik Cumhuriyet” in oluşturulması süreci olarak tanımlamaktadır.

    Bu süreç devletle değil silahların susması ve iktidarın elindeki demokrasinin kılıcı olarak duran “Terör Bahanesi Silahı” nın iktidarın elinden alınmasıyla birlikte önü açılacak “Demokrasiden yana olan tüm yapılarla” birlikte yürütülecektir.

    Yani Demokratik Cumhuriyet demokrasiden yana olan demokratik toplumla oluşturulacak ve başta Kürt sorunu olmak üzere antidemokratik uygulamalardan ve tekçi yönetim anlayışından kaynaklı yaşanan Alevi sorunu gibi tüm ezilen halkların ve inançların, emekçilerin, kadınların gençlerin sorunları çözümü hedeflenmektedir.

    Yani silahların bırakılması ve örgütün feshiyle birlikte ne Kürt sorunu bitecek ne de Türkiye demokratikleşecektir.

    “KARŞILIKLI MUTABIK OLMANIN GEREĞİNİ YERİNE GETİRMEKTEDİRLER”

    Öncelikle bu sürecin bu aşamalardan oluştuğunun bilinmesi gerekir. Görüleceği üzere işin devletle olan kısmı örgütün silahları bırakması ve bunun gereği olan kimi yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesinden ibarettir.

    Bu aşama devletin- iktidarın işine gelmekte ve AKP-MHP iktidarı “40 yıllık terörü bitirdik” diyerek bunun ekmeğini yemeye çalışacaktır. Öcalan ise Kürt kimliğinin kabulüyle birlikte geriye kalan Kürtlerin haklarının kazanımının demokratik siyaset alanıyla daha kolay ulaşılacağını öngörmektedir.

    Bu nedenle iktidarda-Öcalan ve örgütlüde bu karşılıklı mutabık olmanın gereğini yerine getirmektedirler. Umarız ki sorunsuz sıkıntısız herhangi bir yol kazasına uğramadan bu süreç tamamlanır.

    Tüm bu anlattıklarım “barış” aşamasıyla ilgili işin bu kısmının, bir pazarlık meselesi, bir al-ver meselesi olmadığını anlamamızı kolaylaştırdığını düşünerek bu faslı tamamlayayım.

    “DEMOKRATİK CUMHURİYET NE YAVUZ SELİM İLE NE DE İDRİS’İ BİTLİSİ İLE KURULABİLİR”

    İkinci aşama ise ne devletle ne de cumhur ittifakıyla yürütülecektir. İkinci aşama olan “Demokratik Toplum” sürecinin muhatapları; demokrasiden yana olan siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, sendikalar, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları ez cümle demokrasiden yana olacak olan herkestir.

    Zaten demokratikleşme bir pazarlıkla ya da al-ver ile oluşturulamayacağı aşikardır. Demokratikleşme Demokratik Cumhuriyet’e inanan, onu isteyen, talep eden, bunun için mücadele edenlerle birlikte oluşturulacaktır.

    Kısacası yerel yönetimlerin yetkilerini tırpanlayıp yetkileri merkezi iktidara taşıyan, halkın iradesini yok sayıp kayyımların önünü açan, hukuku yerle bir eden, kuvvetler ayrımını ortadan kaldıran, hesap vermeyi şeffaflığı ortadan kaldıran bir anayasa ve yönetim anlayışının olduğu bir cumhuriyet, demokratik olmayacaktır.

    Demokratik Cumhuriyet ne Yavuz Selim ile ne de İdris’i Bitlisi ile kurulabilir. Demokratik Cumhuriyet Türk’ten başka millet tanımayan, Türkçe ’den başka dili kabul etmeyen, Sünni İslam anlayışından başka inanç istemeyenlerle de yapılamaz.

    Demokratik Cumhuriyet, bu topraklarda yaşanan Ermeni Soykırımı, Koçgiri, Dersim, Zilan, Ağrı, Roboski, Maraş, Çorum, Gazi, Gezi, gibi katliamlarla, çocuklarının kemiklerini arayan Cumartesi Anneleriyle, faili meçhul(!) cinayetlerle yüzleşmeden kurulamaz.

    Demokratik Cumhuriyet Siyasal İslamcı yaklaşımlarla kadınların İstanbul sözleşmesini yok sayanlarla, LGBTİ gibi farklı cinsiyet kimliklerine düşmanca yaklaşanlarla, başörtüsü gibi inançsal talepleri kabul etmeyenlerle de yapılamaz.

    Demokratik Cumhuriyet insanların inançlarını devletin kontrol edeceği Hanefi Diyaneti ve Alevi Diyaneti gibi devlet kurumlarını savunarak yapılamaz.

    “KURTULMUŞ’UN SÖZLERİNİ KABUL ETMEDİK, ONLAR İSE ELLERİNİ OVUŞTURUP SALDIRMAYA BAŞLADI”

    Bunları detaylıca yazmamın sebebi bu sürecin bütün yükünün neredeyse sadece Kürt siyaseti ve Kürtlerle birlikte bileşik mücadele içerisinde olan bizim gibi Alevi ve sosyalist insanlara ve onun kurumları olan HDK-DEM partiye düşmesidir.

    2013- 2015 çözüm sürecinde akil insanlar heyeti vardı ve devletin imkanlarıyla her ili gezerek süreci anlatıyor, sorulara cevap veriyor ve toplumu süreçle ilgili aydınlatıyorlardı.

    Şimdi ise bu görevi biz yapıyoruz, üstelikte İktidarın sürece uygun olmayan diline rağmen onlara da cevap vererek sürdürmeye çalışıyoruz. İktidar mensupları bu sürece sahada katkı sunmadığı gibi dilleriyle de sürece zarar vermektedirler.

    Bunun son örneği ise Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un İdris’i Bitlisi ve Yavuz Selim ittifakını övüp Şah İsmail’i zalim ilen ettiği konuşma oldu.

    Bu konuşmaya DEM Parti ve HDK olarak cevap verip tepkimizi gösterdik ve bu sürecin bir toplumun katliamına sebep olan ittifakla tarif etmenin asla doğru olamayacağını söyleyip bunu da asla kabul etmeyeceğimizi beyan ettik.

    Biz bunu söyledik ama bir kesim var ki sanki biz bunu kabul etmişiz ve onaylamışız gibi ellerini ovuşturup saldırmaya başladılar.

    Kimisi sosyal medya paylaşımlarıyla kimisi yazdığı yazılarla kimisi TV ve Youtube kanallarındaki konuşmalarıyla süreci bir anda “Yavuz- İdrisi Bitlisi İttifak” süreci olarak tanımlamaya başladılar.

    Bazı arkadaşlar ki tanıdığım insanlar “Abdullah Öcalan’ın, İdris-i Bitlisi ile Yavuz Selim ittifakını övdüğünü “Bu ittifakı Erdoğan-Öcalan olarak güncelleyelim” dediğini yazdılar ve bunun üzerinden de DEM Parti içerisindeki Alevilere ve Sosyalistlere laf atarak bu ittifakın bir “Alevi soykırımı”na hazırlık çağrısı olduğunu anlamayacak kadar embesil olduğumuzu söylediler. [1]

    Bu kadar yalan ve iftirayla ve de hakaretle konuya yaklaşmasalardı cevap verme ihtiyacı duymayacaktım çünkü bu ilk defa karşılaştığım bir durum değildi.

    “ÖCALAN’IN, YAVUZ SELİM VE İDRİS’İ BİTLİSİ İTTİFAKINA YÖNELİK NE ÖVGÜSÜ NEDE SÖZÜ VAR”

    Şimdi yazılan ve gerçekmiş gibi alıntılanan bu yalan ve iftiraları düzeltmemiz gerekiyor;

    1- Bunu yazan arkadaşlara ki sadece bir kişi değil, Öcalan’ın ne zaman “İdris’i Bitlisi övgüsü ve Yavuz – İdris’i Bitlisi ittifakı vurgusu” yaptığını, “Bu ittifakı Erdoğan-Öcalan olarak güncelleyelim” dediğini kendilerinin Öcalan’ın bu konudaki sözlerini nereden alıp yazılarına konu ettiklerini ve bu kaynaklarını bana göndermelerini rica ettim.

    Önce çok emin bir şekilde “her yerde yazıyor” diyenler oldu ama sonrasında sadece 25 Mart 2015 tarihli Odatv de Murtaza Demir’in yazdığı yazıyı gönderebildiler.[2] Murtaza Demir’in yazısında ise bu sözün nerede ne zaman söylendiğine ilişkin bir kaynak belirtilmeden yazılmış olduğunu görüyoruz, yani tamamen kendi kurgusunun bir ürünü olarak karşımıza çıkıyor.

    Murtaza Demir’in de Kürt sorunu konusunda Odatv gibi düşündüğünü söyleyip olayın tümüyle önyargılardan ibaret bir kurgu olduğunu Öcalan’ın böyle bir sözü olmadığını söyleyeyim.

    Abdullah Öcalan’ın 2013 Nevrozunda okunan mesajındaki Türk – Kürt kardeşliğini “Bin yıllık İslam kardeşliği” vurgusu üzerine oturtması üzerine Alevi kamuoyundan yoğun tepkiler gelmiş ki ben de o tarihte bunu açıkça eleştirdim, sonrasında Öcalan ikinci bir açıklama göndererek bu kardeşliğin “Malazgirt” vurgusu üzerinden olduğunu ifade edip Alevilere yönelik özel söylemleri oldu. Ancak Öcalan’dan bu lafı duyanlar bunun üzerinde çokça tepinmiş ve Murtaza Demir gibi olmadık kurgular yapmışlardı. Şimdi bu kurgular gerçekmiş gibi alıntılanıp yeni kurgulara kaynak olmaktadır.

    Yani Öcalan’ın İdris’i Bitlisi – Yavuz ittifakına yönelik ne bir övgüsü var ne de bunu güncelleme konusunda bir sözü var. Bunlar önyargılarla oluşturulmuş ezberlerin ürünü olarak karşımıza çıkan yalanlardan ibarettir.

    “İDRİS’İ BİTLİS VE YAVUZ SELİM İTTİFAKI VURGUSUNUN SORUMLUSU KÜRT SİYASETİ OLAMAZ”

    2- İdris’i Bitlis’inin Şafi bir din adamı olmadığı Şii bir bürokrat olduğunu tarihçiler belgeleriyle ortaya koydular. İdris’i Bitlis’inin önce Şah İsmail’e gittiğini ve kendisine övgü dolu yazıları, bağlılık ilanları açık kaynaklarda yayınlanmaktadır. [3]
    Şah İsmail’in İdris’i Bitlisi ve diğer Kürt beylerinin özerklik talebini kabul etmemesi üzerine Yavuz’a gittikleri ve Yavuz Selim’in bunu kabul etmesi üzerine o ittifakın gerçekleştiği de tarihçiler tarafından ortaya konmuştur.

    Yani İdrisi Bitlisi – Yavuz ittifakı inançsal değil çıkar ittifakıdır ve İdris’i Bitlisi Şafi değil Şii’dir ve sahibin talimatlarını uygulayan bir devlet memurudur.

    Ne Yavuz’un ne de İdris’i Bitlis’inin yaptıklarını onaylamadığımız gibi Alevi toplumunun çoluk çocuk, kadın- yaşlı demeden katliamdan geçirilmesini sadece lanetleriz ve bu tür katliamcı ittifakları yüzletilmesi gereken ibretlik kötü ittifaklar olarak konuşuruz.

    3-    Numan Kurtulmuş ya da başka bir AKP’linin, MHP’linin İdris’i Bitlisi – Yavuz ittifakı vurgusunun sorumlusu Kürt siyaseti olamaz. Kürt siyasetinin pratiğinde böyle bir yaklaşım söz konusu değildir. Kürt hareketi yıllardır sol – sosyalist, Alevi muhalif yapılarla ortaklaşmış ve sürekli birlikte hareket etmenin yollarını oluşturmuştur.

    “ALEVİLERİN HAYRINA DÜŞÜNENLER SORUNUN DEMOKRATİK CUMHURİYET’TEN GEÇTİĞİNİ BİLMELİDİR”

    Kürt hareketi seküler bir harekettir. Ortadoğu’da IŞİD’in hedefi olması Kobani’ye saldırılmasının en önemli sebebi Kürt hareketinin seküler yapısıdır. Kürt hareketinin seküler yapısını ve sosyalizm vurgusunu görmek için bu süreçte yayınlanan iki önemli metne bakmak yeterlidir ki bunlar Öcalan’ın 27 Şubat “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ile PKK’nin 12. Kongre kararları bildirisidir.

    Bu süreç Hüda Par ve AKP arasında yürütülüyor olsa idi buna İdris’i bitlisi-Yavuz ittifakı denilebilirdi ama karşınızda pratiği bilinen geçmişindeki tutumu bilinen bir hareket vardır.

    Kürt hareketinin ve sürecin yürütücüsü Abdullah Öcalan’ın tüm metinlerinde sosyalizm vurgusu yapmasını dahası Kürt sorunun ve diğer tüm ezilen halkların sorunun ancak ve ancak Demokratik Cumhuriyetle ortadan kalkabileceğini söylemesine rağmen bu hareketi İdris’i Bitlisi ile eş tutmak Kürt karşıtlığının gözleri kör kulakları sağır etmesinden başka bir izahı olamaz.

    Yakın tarihimizdeki siyasi iş birliklerine, ittifaklarına baktığımız zaman HDP-DEM Partinin çözüm süreci masadayken yani bu önyargılara dayalı yalanlar yazılırken HDP, 2015 seçimlerinde AKP’yi tek başına iktidar olmaktan etmiş ve muhalefetle birlikte hareket etmiştir. Sonrasında yapılan tüm seçimlerde HDP tek adam rejimine karşı muhalefetin birlikteliği için mücadele etmiş ve desteklemiştir. Kılıçdaroğlu’na en çok oyu HDP seçmeni vermiştir.

    Bu kadar açık ve aleni bir yaklaşım varken ve HDP siyasetçileri bu tutumlarının bedelini öderken bunu görmezden gelip bu hareketi İdris’i Bitlisi ile eşitlemek Kürt siyasi hareketine olan karşıtlıktan başka bir şey olamaz.

    Alevilerin hayrını düşünenler sorunun Demokratik Cumhuriyetten geçtiğini bilmelidir. Bu süreçte ötekileştiren dil kullananları eleştireceğiz, karşı çıkacağız, protesto edeceğiz. Çünkü biz bu cumhuriyeti onlarla değil demokrasiden yana olanlarla ortak vatanda bir arada eşit ve adil yaşamı savunanlarla birlikte demokratikleştireceğiz.

    Gerçeğe hüü!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Prof. Dr. Atilla Güney: Pazarlığın adı müzakere oldu-VİDEO

    Prof. Dr. Atilla Güney: Pazarlığın adı müzakere oldu-VİDEO

    PİRHA- Deprem felaketinde yaşanan sorunlar ve ölümlerin iktidarın yetememesi veya basiretsizliği olarak açıklanamayacağının altını çizen Prof. Dr. Atilla Güney, “Bu sistematik bir kaos yaratma haliydi” dedi. Millet İttifakı cephesinde yaşananlara da değinen Güney, müzakere adı altında pazarlık yürütüldüğünü belirtti.

    Deprem felaketinin üzerinden bir ay geçmesine karşın, yurttaşların temel ihtiyaçları giderilebilmiş değil. Su, gıda ve çadır sorununun devam ettiği kentlerde, enkazlar ‘hızlı’ bir şekilde kaldırılıyor. Tarım alanlarına ve Alevi köylerinin bulunduğu alanlara dökülen molozlar tehlike saçarken, iktidar yetkilileri herhangi bir sorunun olmadığını iddia etmeye devam ediyor.

    Depremin seçime nasıl yansıyacağı da Türkiye’de konuşulan konular arasında. Depremde iktidarın ortaya koymuş olduğu pratik yoğun bir tepkiyle karşılaşırken, Millet İttifakı’ndaki ‘Aday’ krizi şimdilik çözüldü. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı adayı olurken, gözler HDP’nin nasıl bir karar vereceğine çevrilmiş durumda.

    Hem deprem sürecini ve iktidarın depremde vermiş olduğu sınavı hem de seçim sürecini Prof. Dr. Atilla Güney ile konuştuk.

    Memleketin çok ciddi bir felaketten geçtiğini belirten Güney, “Hala bu felaketin acı etkileri hissediliyor. İnsanlar temel ihtiyaçlardan mahrumlar. Su, barınma, yiyecek sorunu ortada dururken ülkenin gündeminin aslında bu olması gerekirken, deprem bölgelerinde yaşayan insanların yaşadığı sıkıntıların ısrarla ve inatla gündeme getirilmesi gerekirken gündemin bir anda böyle bir noktaya evrilmesi bana çok üzücü geliyor” dedi.

    Yaşanan sorunlar ve ölümlerin iktidarın yetememesi, basiretsizliği ya da kifayetsizliği olarak açıklanamayacağının altını çizen Güney, “Bu sistematik bir kaos yaratma haliydi. Deprem bölgeleri neredeyse bir siyasal deney alanına çevrildi. Bu korkunç bir şeydi. Molozların kaldırılması, ihalelerinden tutun da, sonrasında yıkılan kentlerdeki yeni yapılacak toplu konutların ihalelerine kadar, AFAD’ta yaşananlara kadar tutun da, Kızılay’da yaşananlara kadar bütün bunlar aslında bu sistematik kaosun artçı sonuçları” diye belirtti.

    “DEPREMDE GÖSTERİLEN DAYANIŞMA RUHU ORTAK SİYASİ TAVRA DÖNÜŞMELİ”

    Deprem bölgelerinde ortaya çıkan dayanışma ruhunun önemli olduğunu vurgulayan Güney, “Sol, sosyalist sol, demokratik sol için niceliksel oy potansiyeline bakıldığı zaman ‘marjinal, ne kadar oyları var ki’ gibi böyle analizler, söylemler çok sıkça yapılır. Fakat bu niceliksel gücün deprem bölgelerinde nasıl niteliksel dayanışmacı bir güce dönüştüğüne tanıklık ettik. Türkiye sağının ya da liberallerinin sol sosyalist hareketi aşağılayacak biçimde yürüttükleri propagandanın geçersizliğini solcular, demokratlar, ilericiler bu deprem bölgelerinde muazzam bir biçimde gösterdiler. Bu felaket dönemlerinde yaşanan bu dayanışma, ortak hareket, halkla bütünleşme, olağan dönemlerde de bir bütünleşmeye, ortak siyasi tavır almaya vesile olur” şeklinde konuştu.

    Türkiye’deki ittifakların zorunluluktan ortaya çıktığına işaret eden Güney, “İttifakların her zaman kırılmaya ve kırılganlığa açık. Cumhur İttifakı’na ve Millet İttifakı’na da baktığımız zaman burada aslında bir müzakere kültürü yok. Son günlerde duyduğumuz özellikle demokrasi, müzakere, anlaşma, ortak kararlarda birleşme gibi sözlerin tamamı yürüyen bir pazarlık mekanizmasının bir sonucu. Aslında bir pazarlık yürütüyor ama müzakere deniyor” diye konuştu.

    “BUNUN ADI MÜZAKERE DEĞİL PAZARLIKTIR”

    Millet ittifakındaki kırılmaların devam edeceğinin altını çizen Prof. Dr. Güney, şunları dile getirdi:

    “Kendi açılarından sorun, kısmi olarak çözülmüş gibi görünüyor ama ben bunu meselenin çok daha büyük krizlere gebe olduğunu düşünüyorum. İki tane ittifak var karşımızda. Biri iktidarı da olan Cumhur İttifakı içerisindeki MHP var. Evet. Bir yandan iktidara aday olan Millet İttifakı var. İçerisinde İYİ Parti var. Aslında İYİ Parti MHP’nin bir mütemmim cüzü gibi görülebilir. Bu parti bin dokuz yüz yetmişlerden bu yana kurulan hükümetlerle simbiyotik bir ilişki içerisindeler. Yani nemalanmak. Bugün İYİ Parti’nin yaptığı tam da böyle bir şey. MHP bunu Cumhur İttifakı içerisinde yapıyor. Çok da rahat yapıyor. Orada bir çatışma yaşanmaması çok doğal. Çünkü zaten AKP iktidarda ve MHP bu iktidardan olabildiğince nemalanıyor.

    Tüm bunlara baktığımızda Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olup olmaması Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş muhabbetin arkasında yatan aslında bu sahip olmadıkları nicel gücü kendi dönemlerinde bir kullanım değerine çevirmek. Üç gündür izlediğimiz komedi bir tefeci bezirgan tüccar pazarının ötesinden başka bir şey değil.

    “KÜRTLERLE, ALEVİLERLE, KADINLARLA İLGİLİ NE SÖYLEYECEKSİNİZ?”

    Millet ittifakı iki bin küsur sayfalık mutabakat metni yayınladı ve seçim propagandası metnimiz olacak, dedi. Aynı zamanda da iktidara gelindiğinde de ittifakın programı olacak denildi. Metinde Kürt meselesi adına hiçbir şey yok. Alanlara çıktığınızda ne söyleyeceksiniz? Kadın sorunu, toplumsal cinsiyet meselesi. Ne söyleyeceksiniz? LGBT Q bireyler hakkında ne söyleyeceksiniz?”

    “TOPLUMSAL MÜCADELE HATTI BÜYÜTÜLMELİ”

    Türkiye’nin geleceğinin aslında tüm toplumu sıkıştırdıkları seçime, siyasi partiler arası rekabete endeksli bir siyaset anlayışından çıkıp bir toplumsal mücadele hattının oluşmasıyla olacağını söyleyen  Güney, “Toplumsal sorunlarımız, politik meselelerimiz tabanda toplumsal bileşenlerle, toplumsal aktörlerle beraber yürüteceğimiz bir mücadele biçimine evrilirse ancak bu bize dayatılan siyaset biçimi aşılabilir. Bu anlamda da HDP’nin ve onun bileşenlerinin ve Emek ve Özgürlük ittifakının bu önümüzdeki süreçte çok ciddi hatalar yapmazlarsa büyük bir rol oynayacaklarını düşünüyorum” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/MERSİN

  • Buldan: Saray’ın kepenk kapatacağı günler yakın!-VİDEO

    Buldan: Saray’ın kepenk kapatacağı günler yakın!-VİDEO

    PİRHA-HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında konuştu. Buldan, seri krizler nedeniyle ülkenin çöküş yaşadığının altını çizerek, “HDP’nin fikriyatı ülke yönetiminde mutlaka yaşam bulacaktır. Halklarımızın demokrasi rüyası mutlaka gerçekleşecektir” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, haftalık Meclis grup toplantısında konuştu. Öncelikli gündemi ittifak olan Pervin Buldan, “HDP; programıyla, ilkeleriyle halklara çaresiz ve alternatifsiz olmadığını, değişimin her zaman mümkün olduğunu gösteren aydınlık bir yoldur” diyerek şu an itibariyle gündemlerinde bir seçim ittifakı olmadığını söyledi.

    “HDP FİKRİYATI ÜLKE YÖNETİMİNDE YAŞAM BULACAKTIR”

    Pervin Buldan “stratejik ittifak halinde olmak bizim için önemlidir” dediği konuşmasında şu başlıklara değindi:

    “Üçüncü Yol; halkları, ezilenleri, demokrasiyi temsil eden, devleti demokrasiye duyarlı kılan, gençlik ve kadın mücadelesini içine alan, ekolojik olan, devrimci demokrat bir duruş ve çizgidir aynı zamanda. HDP olarak tüm halkların kardeşliğinden, birlikte yaşamından yana ise onlarla stratejik ittifak halinde olmak bizim için önemlidir. Türkiye’ye dönük stratejik duruşumuz özetle budur.

    Evet, bu dönem muhalefetteyiz ama bilinmeli ki, ilk seçimde HDP sorumluluk alacak ve bu ülkenin yönetiminde mutlaka ama mutlaka olacaktır. HDP’nin fikriyatı ülke yönetiminde mutlaka yaşam bulacaktır. Halklarımızın demokrasi rüyası mutlaka gerçekleşecektir.

    KIRINTI DÜZEYİNDEKİ DEMOKRASİYİ DAHİ ORTADAN KALDIRDILAR

    Bitmek bilmeyen seri krizler nedeniyle ülke tam bir çöküşü yaşamaktadır. Tek adam yönetimine geçiş olan 16 Nisan referandumunun 4’üncü yılındayız. Bu dört yıl içinde yapılanları yaşananları hep birlikte gördük. Bir kez daha hatırlatmakta fayda var.
    AKP-MHP ittifakı, referanduma giderken ülkeyi şöyle uçuracağız, böyle zenginleştireceğiz, işsizliği bitireceğiz, demokratik standartları yükselteceğiz diyerek Türkiye toplumuna büyük sözler verdiler, büyük vaatlerde bulundular. Aslında hayal sattılar. Kendi ikbal ve çıkarlarını halkın, ülkenin çıkarı gibi göstererek, halkı yanılttılar ve halka onlarca kez, yüzlerce kez yalan söylediler. Tek adam yönetimine geçer geçmez, kırıntı düzeyindeki demokrasiyi dahi ortadan kaldırdılar.

    İNSANLAR ZEYTİNİ TANEYLE ALIR HALE GELDİ

    Bu iktidar yüzünden TL, Cumhuriyet tarihinin en büyük değer kaybını yaşamaktadır. İşsizlik ve yoksulluk neredeyse 4 kart artmıştır. Askıda ekmek derken şimdi bayat ekmek satılır hale gelmiştir. Bugünün Türkiye’sinde insanlar peyniri gramla, domatesi taneyle, yağı bardakla alır duruma getirilmiştir.
    Dün patates dağıtmaya başladılar. İnsanların patates dahi alamayacak duruma getirilmesinin bir itirafıdır bu. İktidar ve yandaşları kasalarla, tonlarla götürürken; halkın payına ise sadece gramla hayata tutunmak kalmıştır.

    CUMHURBAŞKANLIĞI EMLAK SİSTEMİDİR

    Sırf saraylarının ışıkları yansın, itibarları sarsılmasın diye, her biri 4.6 milyon lira olan lüks araçlar alınsın diye hizmet sektörleri ve esnaf kapanmak zorunda kalmıştır. Yandaşlarını doyurmak için özelleştirmeyle satılmadık kamu kurumu ve arazisi bırakılmamıştır artık Türkiye’de. Hafta sonu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle 12 kamu arazisi daha satışa çıkarıldı. Çünkü bunlar doymak bilmiyorlar. Bunların sistemi aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı emlak sistemidir; sarayları adeta kamu arazisi satış ofisi gibi çalışmaktadır.

    HIRSIZ EVİN İÇİNDEYSE KİLİT İŞE YARAMAZ

    Merkez Bankası’nın 128 milyar doları ortada yok. Kaç gündür kamuoyu bunun peşinde soruyor soruşturuyor. 128 milyar doların nerede olduğunu haklı olarak araştırmaya başlıyorlar. Cevap veremiyorlar. Aslında biz cevabı biliyoruz. Merkez Bankası’ nın yedek anahtarı kimdeyse paralar ondadır diyoruz. Fazla söze gerek yoktur; hırsız evin içindeyse kilit işe yaramaz!
    Vatandaşın üç kuruşluk borcu için kapısına haciz gönderirler, traktörüne, malına el koyarlar, ümüğüne çökerler. Ama 128 milyar dolar buharlaştırıldığında devlet kurumlarının, yargının gıkı dahi çıkmaz. Cesaretiniz varsa buyurun Saray’a haciz gönderin! Eğer bu ülkede vicdanlı hakimler ve savcılar varsa 128 milyar doların hesabını halka vermek zorundadır.

    Deprem paralarının nereye harcandığı bilinmiyor. 15 Temmuz paralarının ne yapıldığı tam olarak muammadır. Pandemide topladıkları bağışları ne yaptıkları belli değildir. “İnek içti, inek dağa kaçtı, dağ yandı bitti, kül oldu” diye ifade etmeye çalışıyorlar.

    SARAY’IN KEPENK KAPATACAĞI GÜNLER YAKINDIR

    Halk, tüm bu zulümlerin hesabını sandıkta öyle bir soracak ki, bunların felekleri şaşacak, felekleri! Seçim sandıkları kurulduğunda, işsizliğin de yoksulluğun da yolsuzluğun da adaletsizliğin de haksız zenginleşmenin de hesabını halkımız bir bir sizlerden sandık başında soracaktır. O hesap günü de çok yakındır, yaklaşmaktadır. Sandıktan daha fazla kaçamayacaklar. Bakmayın siz bunların korku salmasına, güç gösterisi yapmasına ve her gün yalan vaatler uydurmasına, aslında iktidarlarının son dönemlerini yaşadıklarının fakındalar.

    ÖLÜMLE PENÇELEŞEN İNSANLAR BU ÜLKENİN VATANDAŞI DEĞİL Mİ?

    Yönetilemeyen salgın krizi ortadayken AKP Genel Başkanı, ‘Avrupa’da hastane kapılarından dönen, ilaca erişemeyen, ambulans bulamadığı için vefat eden vatandaşların olduğunu biliyoruz’ diye açıklama yapmaktadır. Kendisine buradan sormak istiyorum: İzmir’de hastanede yatak olmadığı gerekçesiyle evine ölüme gönderilen Aslı bu ülkede hayatını kaybetmedi mi? Hastane önlerinde çaresizce, umutsuzca boş yatak bekleyen, yoğun bakım ünitelerinde ölümle pençeleşen insanlar bu ülkenin vatandaşı değil mi?

    ŞİDDET KATLANARAK ARTIYOR

    İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığı günden bu yana şiddetin katlanarak arttığını görüyoruz. Sadece çekilme kararından sonra 12 bine yakın şiddet olayının yaşandığını basından gördük ve takip ettik. Polisler şiddete uğrayan kadınların başvurularını almamakta, mahkemeler koruma kararları vermemektedir. Kamu görevlileri bu durumu ‘artık işler değişti, çünkü sözleşme feshedildi eskiye dönüldü’ diyerek gerekçelendirmeye çalışmaktadır. Şiddet mağdurlarını geri çeviren kamu görevlileri, bu cesareti sözleşmenin feshedilmesinden almaktadır.”
    PİRHA/ANKARA

  • Edremit PSAKD Başkanı Simliova: PSAKD örgütlülüğüne büyük baskı var-VİDEO

    Edremit PSAKD Başkanı Simliova: PSAKD örgütlülüğüne büyük baskı var-VİDEO

    PİRHA- Yerel seçimler öncesi Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne yönelik saldırılar ve tutuklamalara ilişkin PİRHA’ya konuşan PSAKD Edremit Şube Başkanı Hüseyin Simliova, “Pir Sultan örgütlülüğüne bu seçimler öncesi büyük bir baskı var. Pir Sultan’ı devre dışı bırakarak amacına ulaşmaya çalışıyorlar” dedi.

    Yerel seçimler öncesi Alevi kurumlarına yönelik saldırılara dair PSAKD Edremit Şube Başkanı Hüseyin Simliova PİRHA’ya konuştu. PSAKD’nin de seçim sürecine bir şekilde dahil olduğunu belirten Simliova, var olan iktidarın gitmesi için Alevilerin yerelde istemeyerek de olsa millet ittifakını destekleyeceklerini dile getirdi.

    “ALEVİLER İYİ PARTİ İTTİFAKINA OLUMLU BAKMIYOR”

    Simliova, ülkeye demokrasi, eşitlik ve laikliğin gelmesi için mücadele ettiklerini ve bunların kurulmasıyla Alevilerin de cemevleri, zorunlu din dersleri gibi sorunlarının ortadan kalkacağını söyledi.

    Yerelde Alevilerin istemeyerek de olsa iktidardan kurtulmak adına bu ittifaka oy vereceklerini ifade eden Simliova, Balıkesir Büyükşehir’de ise İyi Parti’nin değil HDP’nin adaylarını destekleyeceklerinin altını çizdi. Simliova şöyle devam etti:

    “Özellikle biz Alevilerin eşitlik, insan hakları ve laiklik konusunda sıkıntıları var.  Ülkemizde bunlar tam oluştuğu zaman  biz Alevilerin cemevleri, okullarda zorunlu din dersinin kaldırılması sorunu çözülecektir. Laikliğin, ileri demokrasinin ve evrensel hukuk normlarının getirilmesine dair mücadele veriyoruz. Edremit’te CHP iktidarı var. Birçok talebimiz karşılandı ve kurum olarak kirada oturuyoruz. Bir yer yapmak için de bu seçimleri bekliyoruz. Yerel yönetimlerde Aleviler daha çok CHP’yi destekliyor. HDP’de ilçelerde aday çıkartmadı ve desteklediler. Balıkesir Büyükşehir’de CHP’nin değil millet ittifakının adayı var. Biz ona değil HDP’nin eş başkan adaylarına oy vereceğiz. Aleviler burada İyi Parti’den oluşan ittifaka olumlu bakmıyorlar.  Bunların geldiği kaynak Alevilere işkence ve kırım yapan bir kaynak. Bu kaynaktan geliyorlar.”

    “İktidar Pir Sultan’ı devre dışı bırakarak amacına ulaşmaya çalışıyorlar” diyen Simliova PSAKD üzerinde büyük bir baskı olduğunun altını çizdi. Simliova, seçimin kazanılması durumunda iktidarın geleceğe dair kendisini gözden geçirmek zorunda kalacağını belirterek şunları söyledi:

    “Pir Sultan örgütü, Alevi örgütlerinin lokomotifidir. O yüzden Pir Sultan örgütlülüğüne bu seçimler öncesi büyük bir baskı var. Pir Sultan’ı devre dışı bırakarak amacına ulaşmaya çalışıyorlar. Aynı yöntemi HDP’ye de uygulamak istiyorlar. Önde gelen yöneticilerini sudan bahanelerle içeri alarak çalışmalarını engellemeye çalışıyorlar. Gördüğüm kadarıyla alternatif olacak millet ittifakı gözüküyor. İstemesek de partinin aldığı bu karar gereği kendimizi destekleme mecburiyetinde hissediyoruz. Seçmenler,  şer ittifakı olan faşist iktidarı başımızdan atmak adına millet ittifakına oy vermek mecburiyetindeler. Başka bir çaremiz yok. Bu ittifak ülke genelinde çoğunluğu kazanırsa şu an ki tek kişilik iktidar ileriye dönük kendini  gözden geçirme mecburiyetinde kalacaktır. Belki de arkasından erken seçimler gelecektir. Bu ittifaktan da biz böylece kurtulacağız.”

    PİRHA/BALIKESİR

  • HDK Eşsözcüsü Kılıç Koçyiğit: CHP ile ilkesel temelli bir birlikteliğin olması gerekiyor

    HDK Eşsözcüsü Kılıç Koçyiğit: CHP ile ilkesel temelli bir birlikteliğin olması gerekiyor

    PİRHA- HDK Eşsözcüsü ve HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “CHP ile HDP arasında ilkesel temelli bir birlikteliğin olması gerekiyor. Bu olmadığı vakit seçimden de bir şey beklememek gerekiyor. Muhalefet Ankara’yı, İstanbul’u hedefliyorsa bu HDP’siz olmayacaktır. AKP’nin çizdiği bu militarist çizgiden kurtulmak gerekiyor” dedi.

    HDK Eşsözcüsü ve HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Can TV’ye katıldığı programda yerel seçimlere yönelik demokrasi güçlerinin ittifak arayışlarını değerlendirdi.

    CHP ile ittifak yapmanın önemli olduğuna vurgu yapan Kılıç Koçyiğit, “CHP ile görüşmek bu dönemde bir ihtiyaç. En nihayetinde bu bir matematiktir. Sandıktan çoğunluğu alırsanız seçimi kazanırsınız. Bu matematiğe ulaşmak için de ilkesel temelde görüşmelere ihtiyaç var” diye değerlendirdi.

    “MUHALEFET ANKARA’YI, İSTANBUL’U İSTİYORSA HDP’SİZ OLMAZ”

    CHP’nin HDP ile yan yana görünmemek için çaba harcadığına vurgu yapan Kılıç Koçyiğit, “Israrla HDP ile arasına mesafe koyan bir yaklaşım var. Bu Türkiye’deki hiçbir soruna çözüm olmayacaktır, ki önümüzde yerel bir seçim var” dedi.

    Demokratik kamuoyunun ve CHP tabanının gerçek anlamda bir basınç uygulaması gerektiğine dikkat çeken Kılıç Koçyiğit şöyle devam etti:

    “İttifaktan kaçan, HDP’yi kriminal bir parti olarak göstermeye çalışan yaklaşım sorunu çözmeyecektir.
    Bu noktada da Ahmet Türk’ün açıklamaları önemli.  Davet eden, olması gerekeni kendi bakış açısıyla ifade etti. Biz bunları anlamlı ve değerli çabalar olarak görüyoruz. CHP ile HDP arasında ilkesel temelli bir birlikteliğin olması gerekiyor. Bu olmadığı vakit seçimden de bir şey beklememek gerekiyor. Muhalefet Ankara’yı, İstanbul’u hedefliyorsa bu HDP’siz olmayacaktır. AKP’nin çizdiği bu militarist çizgiden kurtulmak gerekiyor.”

    “CHP İLE GEÇMİŞ DENEYİMLERİMİZ VAR”

    Ana Muhalefet Partisi olarak CHP’yi de değerlendiren Kılıç Koçyiğit sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Geçmiş deneyimler var. En yakını dokunulmazlıkların kaldırılmasında, “Anayasaya aykırı ama evet” oyu verdi. Kayyumlar atandığında, Kürdistan’daki abluka süreçlerinde sessiz kaldı. Bütün bunlar bize nasıl bir CHP’nin olduğunu gösteriyor. Buradan HDK, HDP olarak şunu söylüyoruz: Bu Türkiye’nin önünü açacak bir siyaset değildir. Her defasında AKP’nin politikalarına eklemlenen bir CHP Türkiye’yi kurtuluşa götürmeyecektir. Afrin işgalinde, “karadan girmeyin zahiyatımız çok olur, havadan bombalayın” sözünü söyleyen bir ana muhalefet partisinin başkanından bahs ediyoruz. Bunlar Türkiye siyasetinin önünü tıkayan, OHAL koşullarında Türkiye’yi adım adım faşizme götüren politikalardır.”

    “Biz AKP niye bunları yapıyor, diye şaşırmamalıyız. Biz CHP niçin bunlara geçit veriyoru sorgulamalıyız” diyen Kılıç Koçyiğit, CHP’nin Adalet Yürüyüşü’nde olduğu gibi bütün muhalif toplumun, biriken enerjisini bir yere akıtıp orayla sınırlamak istediğini söyledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Taş: 24 Haziran seçimleri ile AKP ve MHP ittifakı resmileşti-VİDEO

    Taş: 24 Haziran seçimleri ile AKP ve MHP ittifakı resmileşti-VİDEO

    PİRHA – 24 Haziran seçimlerini PİRHA’ya değerlendiren ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş, “Bizim de gözlemimiz sokaktaki hareketliliğin sandığa yansımadığı doğrultusundadır. Çünkü sokakta canlı olan, coşkulu olan, heyecanlı, kitlesel olan muhalefet ve muhalefetin çeşitli bileşenleriydi” diye konuştu. 

    ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş 24 Haziran seçimlerine ilişkin Pir Haber Ajansına konuştu.

    Taş, “AKP-MHP koalisyonu 7 Haziran 2015’ten beri zaten var. Ülke bu koalisyonla yönetiliyor ve 10 Ağustos 2014’ten itibaren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle beraber zaten fiili bir başkanlık rejimi de söz konusuydu. Yapılan 24 Haziran seçimleriyle bu fiili koalisyon resmileşti artık” dedi.

    “SOKAKTAKİ HAREKETLİLİK SANDIĞA YANSIMADI”

    Bizim de gözlemimiz sokaktaki hareketliliğin sandığa yansımadığı doğrultusunda. Çünkü sokakta canlı olan, coşkulu olan, heyecanlı ve kitlesel olan muhalefetti. Ve muhalefetin çeşitli bileşenleriydi. Sokakta zayıf olan, etkisiz olan, coşkusuz olan AKP-MHP bloku dediğimiz Cumhur ittifakıydı. Gerek HDP gerekse İnce özellikle HDP Kürt bölgelerinde, İnce de İstanbul, Ankara, İzmir gibi Anadolu’nun değişik yerlerinde gerçekten çok kitlesel, coşkulu mitingler gerçekleştirdiler. Fakat sahaya yansıyan bu tablo sandıkta çıkmadı. Bu bizi şaşırttı. Bizim çok olumlu bulduğumuz, çok olumlu yaklaştığımız sahadaki hava bizim aleyhimize işledi gibime geliyor” diyen Taş şöyle devam etti:

    “İnce, AKP’nin en iyi olduğu dönemlerde bile Erdoğan’ın yapamadığı mitingleri yaptı. Mesela İstanbul ve Ankara’da böyle bir mitingi Erdoğan yapmamıştı. Bu düzeyde bir miting yapmasının ve bu mitingde oluşan havanın çözülmekte olan AKP tabanını konsolüde etme konusunda özellikle AKP yanlısı medya ve AKP’li yöneticiler tarafından iyi kullanıldığını düşünüyorum. Yani çok büyük bir güçle geliyorlar, bütün kazanımlarımızı elimizden alacaklar, bizi eskiye döndürecekler. Bu açıdan reisin etrafında kenetlenme vaktidir. Çelişkileri, eleştirileri bir yana koyma vaktidir diye bir propagandanın çok etkili olduğunu düşünüyorum. Bu çerçevede çözülen AKP oyları bu korkuyla konsolüde edildi ve dindar, muhafazakar, milliyetçi kesimlerin oyları Erdoğan üzerinde yeniden konsolüde edildi. Bu tür korkular onların yan yana gelmesini zorunlu kıldı. Bunun bir nedeni onlardan oy alabilecek Saadet Partisi ve İYİ Parti’nin medyada devre dışı bırakılması ve kavganın, mücadelenin, sahnenin AKP ile CHP arasında bir sahne olarak kurgulanması bu geleneksel sağ sol ekseninde eskiden beri bir tarafta Alevileri komünistler, bölücüler diğer tarafta da milliyetçi, mukaddesatçı, dindar kesimler gibi o eskilerden beri kurulmuş olan algının bir kez daha kamuoyu nezdinde algılatılması bu algıdan hareketle ‘Şer güçleri’ karşısında Erdoğan’ın etrafında kenetlenme siyasetinin çok belirleyici olduğunu düşünüyorum.”

    “MİLLİYETÇİLİK BU SEÇİMDE BELİRLEYİCİ BİR FAKTÖRDÜ”

    Milliyetçiliğin bu seçimde belirleyici bir faktör olduğunu belirten Taş, “HDP’nin Millet İttifakı’na alınmaması çeşitli boyutları tartışıldı ama şunu söylemek gerekiyor: Millet İttifakı HDP ile sanki gizli bir koalisyon kurmuş gibi de görüldü, algılandı. Bunu da AKP-MHP  milliyetçilikte kullandı. Bu Millet İttifakı HDP ile ortaklık geliştiriyor noktasından hareketle bu milliyetçi kesimin oylarının İYİ Parti’de, Saadet’te veya CHP’de toplanmasına değil AKP ve MHP’de yoğunlaşmasına yol açtı” diye konuştu.

    “HDP HİÇBİR ZAMAN SEÇİME RAHAT GİRMEDİ”

    “HDP’nin faaliyetik propaganda dönemi  HDP açısından her zaman dezavantajlı oldu hiçbir zaman seçime rahat girmedi” diyen Taş şunları ifade etti:

    “HDP bu kez daha dezavantajlı bir konumdaydı ama doğrusunu söylemek gerekirse boş bir kampanya yaparak  politik olarak çok etkili bir propaganda süreci yaratmadı. Mesela 7 Hazirandaki gibi kitlede ideolojik bir etki hegemonya yaratan faaliyet yürütemedi. HDP bütünüyle kendisinin barajın altında kalmasını yaratacağı sonuçlara odaklanan bu tehlikeye işaret eden bir noktadan hareketle bir seçim kampanyası yürüttü. Bunda da başarılı oldu sonuç itibariyle de barajı aştı. Yani HDP’nin barajı aşması elbette ki olumludur, kazanımdır. En azından Kürt sorununun demokratik, parlamento içerisinde çözümü açısından yine de bir kapının açık tutulması manasında önemlidir. Ama HDP’nin barajı aşmasının da var olan tabloyu değiştirmediğini de görmemiz gerekiyor. O yüzden HDP’nin barajı aşması iyi ama HDP’nin kampanyasının çok etkili bir politik kampanya olduğunu söyleme durumumuz olmadığını belirtmek isterim.”

    “24 HAZİRAN SEÇİMLERİ İLE AKP VE MHP KOALİSYONU RESMİLEŞTİ”

    Alper Taş, “AKP-MHP koalisyonu 7 Haziran 2015’ten beri zaten var. Ülke bu koalisyonla yönetiliyor ve 10 Ağustos 2014’ten itibaren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle beraber zaten fiili bir başkanlık rejimi de söz konusuydu. Yapılan 24 Haziran seçimleriyle bu fiili koalisyon resmileşti artık. Bugün AKP-MHP koalisyonu ve bir faşizm bloku var. Bu resmileşti, Türkiye’yi bunlar yönetecek. Burada garip bir tablo ortaya çıktı. AKP referandumda yaptığı propagandalarda başkanlık sistemi koalisyona izin vermeyecek, istikrar sağlayacak diyordu. Ancak 16 Nisan referandumuyla resmi bir koalisyon ortaya çıktı. Şimdi bir koalisyon Türkiye’yi yönetecek ve bu koalisyon da Bahçeli’ye bağımlı bir Erdoğan var. Yani bu önemli bir nokta. Sonuçta tek başına yönetme olanağını yitiren ve bunu Bahçeli’yle paylaşmak zorunda kalan bir Erdoğan var. Böyle de bir çelişki ortaya çıktı. Bunu da görmek ve not etmek gerekiyor. Bunlarında Türkiye’yi yönetebilme kabiliyeti zayıf” ifadelerini kullandı.

    “AKP-MHP İTTİFAKI SORUNLARI BARINDIRIYOR”

    AKP-MHP ittifakı çelişkili olduğunu vurgulayan Taş, “AKP ve MHP ittifakı kendi içinde çeşitli sorunları barındırıyor. Önümüzdeki süreç özellikle ekonomik krizin derinleşeceği bir süreçte idam, OHAL ve af konularında kendi içlerinde çelişkileri barındıracaklar. Önümüzdeki dönem ise ekonomik krizin yaratacağı yıkımın sonuçlarını göğüslemek zorunda kalacaklar ve bunu emekçi, yoksul ve AKP’yi destekleyen ona oy veren toplumsal kesimlerinde içinde yer aldığı büyük yıkıcı sonuçların doğacağı bir sürece doğru gidiyoruz” diye konuştu.

    “GEZİ’DEN BU YANA TOPLUMSAL BİR DİRENİŞ VAR”

    “Bizim artık 24 Haziran noktasındaki tabloyu değerlendirmenin ötesine geçip özellikle ulaşamadığımız AKP’ye oy veren yurttaşlarımızla ekonomik krizin derinleştireceği ve bütün yıkım süreçlerinin üzerine yükleneceği bir süreçte daha kalıcı ilişkiler, bağlantılar politikalar geliştirmemiz gerekiyor” diyen ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş son olarak şunları kaydetti:

    “Bunu bir bitiş olarak asla görmememiz gerekiyor, Gezi’den bu yana ortaya çıkmış olan bir toplumsal direnç var. Bu direnç hala daha kendisini koruyor, kendisini ifade ediyor yani 7 Haziran’da 2015’te korudu, 16 Nisan referandumunda korudu, Adalet Yürüyüşü’nde korudu. Bugün ise ‘Tamam’ sloganı etrafında korudu. Bu direnci güçlendirmek ve büyütmek lazım. AKP’nin etkilediği toplumsal kesimleri etkileyebilecek bir siyasete doğru bu direnci geliştirmemiz lazım. Özellikle gençlik ve kadınlar burada çok belirleyici. O yüzden yeniden uzun dönemi kapsayacak bir yerden planlı programlı hedefli kendi içimize seslenen değil kendi dışımızdakilerle buluşmayı ve onları kapsamayı, kazanmayı içeren yeni bir siyaset tarzına ihtiyacımız olduğu açık.”

    PİRHA/İSTANBUL