Etiket: izmir barosu

  • Barış Vakfı’ndan panel: Sürdürülebilir ‘pozitif’ barışın inşasına ihtiyaç var-VİDEO

    Barış Vakfı’ndan panel: Sürdürülebilir ‘pozitif’ barışın inşasına ihtiyaç var-VİDEO

    PİRHA- Barış Vakfı’nın İzmir’de düzenlediği panelde sürdürülebilir pozitif barışın inşasına ihtiyaç olduğuna vurgu yapılarak, eşit yurttaşlık temelinde bir toplum yaratmanın ‘beka sorunu’ ile eşitlenmesi yaklaşımından uzaklaşılması gerektiği kaydedildi.

    Barış Vakfı, İzmir Barosu’nda “Barışa Ses Ver” konulu panel düzenledi.

    Moderatörlüğünü Akın Birdal’ın yaptığı panele Asrın Hukuk Bürosu üyesi Avukat Raziye Öztürk, Sanatçı Kerem Fırtına, Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Zeynep Ardıç, Yazar-Şair Ümit Aktaş ve Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Levent Korkut konuşmacı olarak katıldı.

    TAHMAZ: EŞİT YURTTAŞLIĞI ‘BEKA SORUNU’ İLE EŞİTLEME YAKLAŞIMINDAN VAZGEÇİLMELİ

    Panelin açılış konuşmasını yapan Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, yaşanan gelişmeleri adı konulmamış bir süreç olarak tanımlayarak Barış Vakfı’nın amacının bu süreci ilerletmek olduğunu aktardı.

    Tahmaz, Kürt sorunun barışçıl şekilde çözümü için yol haritasının çıkarılarak toplumsal katılıma ihtiyaç olduğunu ifade ederek, “Burada zor ve uzun soluklu süreç bizi bekliyor. Türkiye’de Kürt sorununu ve barış dediğimizde kodlanmış bir ‘beka’ algısı var. Bu konseptin değişmesi gerekir. Eşit yurttaşlık temelinde bir toplum yaratmanın ‘beka sorunu’ ile eşitleme gibi bir yaklaşımdan uzaklaşmak lazım. Bugünkü siyasal ortamın ortadan kalkması lazım. Ana muhalefet partisine her gün gözaltı yapılıyor. Eğer barış olacaksa ana muhalefet partisine yapılan siyasal operasyonlarla olmaz. Muhalefet güçlerinin siyaset yapmanın ortadan kalktığı bir ortamda biz ilerleyemeyiz. ‘Kürtlere demokrasi, batıya otoriter yönetim mi?’ diye yanlış bir tartışma var. Batıda yapılan operasyonlara sessiz kalmamız doğru olmaz. İktidar Kürt sorunu nasıl çözmek istiyorsa bunu parlamentoda anlatmalı. Bu tarihi fırsatı için herkesin elini taşın altına koymalı” dedi.

    “ÜÇÜNCÜ GÖZ ÇOK ÖNEMLİ”

    İHD Onursal Başkanı Akın Birdal ise, “Son günlerde barış isteyenlere karşı haberler çıkıyor. İki evladını yitiren anne barış istiyor. Biz bu barışı nasıl sağlayabiliriz? İkincisi ne oldu da bu el uzatıldı?  Silahların bırakılması nasıl olacak? Bu noktada üçüncü göz çok önemli. 27 Şubattaki çağrı çok önemli. Çağrıda not edilen demokratik zemin çok önemli. Kalıcı ve onurlu barışın olması için geçmiş ile yüzleşilmesi lazım. Bugün Cumartesi Annelerinin 30’uncu yılı. 1 Ekim’de gelişmeler başladı. Beyoğlu Kaymakamı bir telefon etsin ve Galatasaray Meydanındaki bariyerleri kaldırsın. İyi niyet göstergesi olarak bu yapılmalı. Öcalan için umut hakkı sağlanmalı. Adı konulmamış bir süreç var. Yaşanan  bu gelişmelerde dil önemli. Bu dille barış olmaz. Basına barış dili konuşulması yününde talimat verilmeli. İktidar da bu noktada aynısını yapmalı” diye kaydetti.

    KORKUT: ÇÖZÜM İÇİN İRADE LAZIM AMA GÖREMİYORUZ”

    Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Levent Korkut, hukuk, yaşam şartları, kişilerin haklardan eşit şekilde yararlanması gibi temel konuların olması gerektiğine vurgu yaparak “Silahların bırakılması ilerisi için fazla bir değişim sağlar mı?” diye soran Korkut, “Bu şekilde çatışmalar tekrarlanabilir. Örneklere baktığımız zaman daha vahim olayların olduğunu gördük. Türkiye’deki durum diğer tüm olan örneklerden önemli bir farkı, Uluslararası boyut. Böyle bir boyutlu süreç Dünya’da yok. Kürt meselesi pür ulusal bir sorun değil. Kürtler birçok ülkede yaşıyor. 4 ülkede de Kürt nüfusu var. Paylaşım meseleleri var. Küresel güçler de bölgede aktör. Belki de ‘neden bu süreç başladı?’nın cevabı bölgede yaşanan gelişmelerde. Dünya’da barış süreçlerini aktörler temsil ettikleri ihtiyaçlardan dolayı başlattılar. Sürece giren devletler konusunda bir ihtiyaç vardı ki olumlu tutum aldılar. Türkiye’de de durum bu. Bir ihtiyaçtan dolayı böyle bir tutum alındı. Daha kalıcı bir barışa gidecek gelişmeleri ve fırsatları yaratabilir miyiz? bu noktada sivil toplumun rolü çok önemli. Böyle bir dönemde barış motivasyonu nasıl sağlanabilir? ‘Demokratikleşmeden uzaklaşan bir ülkede çözüm olur mu?’ gibi bir düşünde var. Çatışmanın sonlanması mümkün ancak bunun için bir demokratikleşmeyi de düşünmek lazım. Çözüm süreci içerisinde demokrasiyi de düşünmek lazım. Bunun için de irade lazım ancak şu an bunu görmüyoruz” diye belirtti.

    ÖZTÜRK: 1993 YILINDAN BU YANA ÇÖZÜM ARANDI

    Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Raziye Öztürk de 1993 yılında başlayan ve bugüne gelen çözüm süreçlerine dair bilgi vererek, “Yaptığı çalışmalara yanıt bulamadı. Yanıt bulduğu zaman da bazı kişilerin girişimi ile süreçler ters yüz edildi. Ancak Sayın Öcalan hep çalışmalarını ileri taşıdı. Suriye’den çıkarıldığı zaman Avrupa’ya gitmek istedi. Çünkü sorunu uluslararası müzakerelerle çözmek istedi. Sayın Öcalan her defasında savaşın ortaya çıkardığı tahribata karşı bir çözüm içerisindeydi. Sayın Öcalan’ın silahsızlandırmaya yönelik adımları bir politika değişikliği oldu. İlk görüşmede de bu iradeyi ortaya koydu. Bu süreci geçmiştekilerden ayıran nokta; toplumsal ve siyasal desteğin olması. Öcalan tek taraflı bir inisiyatif aldı. Süreç bundan sonra karşılıklı adımlarla ilerler. 50 yıllık pratiğini ve reel sosyalizm eleştirisinde silahın neden devre dışı kalması gerektiğini anlatıyor. Bu sürece dar düşüncelerle yaklaşmamak lazım” diye konuşu.

    AKTAŞ: 1924’TE ATILMAYAN DEMOKRATİK ADIMLAR ATILABİLİR 

    Bir diğer konuşmacı Mühendis ve Yazar Ümit Aktaş da gündemdeki Lozan Antlaşması’na değinerek 1924 Anayasası ve Lozan antlaşmasında birçok temel hakkın dikkate alınmadığını söyledi. 1924 anayasası ile demokrasinin tesis edilmediğini söyleyen Aktaş, “Silahlara dayanan mantığı aşmalıyız. Silahların her iki toplum için yük olduğunu düşünüyorum. Dolayasıyla bir süreç başladı. Silahların dili yerine barışın dilini yaygınlaştırmak lazım. Toplumsal özerkliklerin sağlanması lazım. 1924’te atılmamış demokratik adımlar atılabilir. Özellikle yerel yönetimlerin güçlendirilmesini konuşabiliriz. Mevcut sınırlar içerisinde Türkler ve Kürtler arasında başlayan barış görüşmelerini tüm bölgeye yayabiliriz” dedi.

    ARDIÇ: SÜRDÜRÜLEBİLİR POZİTİF BARIŞI İNŞA ETMEK LAZIM

    Medeniyet Üniversite Öğretim Görevlisi Zeynep Ardıç da barış görüşmelerinde şeffaflığın sağlanması gerektiğine vurgu yaparak barış görüşmelerinin zorluğuna dair konuştu. Barış görüşmelerinde bir hazırlığın yapılması gerektiğine ifade eden Zeynep Ardıç, “Bizim sürdürülebilir pozitif barışı inşa etmemiz lazım. Bu olmadığı dünya örneklerine de baktığımız zaman çatışmalar tekrar başlıyor. Bu süreçlerin çok dikkatli şekilde ele alınması lazım. Bu süreçlerin uygun zemine getirilmesi lazım aksi takdirde giderek otoriterleşen bir ortam oluşuyor. Bu tartışmaların doğru zeminde yürümesi için bazı özgürlüklerin sağlanması lazım. İfade ve düşünce özgürlüğü sağlanmalı. Eleştirilerini dillendirmek isteyen yurttaşlara bu olanak sağlanmalı. Hukuk üstünlüğü sağlanmalı”

    FIRTINA: DEMOKRASİ BİR PAKET OLARAK BİZE VERİLMEZ

    Panelde son olarak konuşan Sanatçı Kerem Fırtına da gelişmelerin başlamasında Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere dikkat çekti. Fırtına, “Devlet Bahçeli devleti seslendiriyor. Dolayısıyla buradan demokrasi bekleyerek kendimizi soğutmayalım, demokrasiyi biz getireceğiz. Bölgedeki gelişimleri takip eden sıradan bir insan bile Türkiye’nin düşeceği durumun farkında. Dolayısıyla demokrasi barış ile birlikte bir paket olarak bize verilmeyecek” diye konuştu.

    Panel soru cevap ile sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

  • İzmir Barosu işkenceye karşı suç duyurusunda bulunacağını duyurdu- VİDEO

    İzmir Barosu işkenceye karşı suç duyurusunda bulunacağını duyurdu- VİDEO

    PİRHA- İzmir Baro Başkanı Avukat Sefa Yılmaz, adalet talebiyle eylemlere katıldıkları için gözaltına alınan ve tutuklanan yurttaşlara karşı hukuka aykırı bir süreç yürütüldüğünü belirterek, işkence iddiaları hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi.

    İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan ve haftalardır süren protestolarda tutuklanan yurttaşların kötü muameleye ve işkenceye uğradığı iddia ediliyor. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ise, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülere işkence ve kötü muamele uygulanmadığını iddia etti.

    İzmir Barosu da tüm iddiaları yerinde incelemek için Menemen Cezaevi’ne gitti. Menemen Cezaevi’ne giden İzmir Barosu Başkanı Avukat Sefa Yılmaz, cezaevinde işkenceye maruz kalan gençlerin acilen hastaneye sevk edilmesi talebiyle verilen dilekçelerin işleme alınmadığını belirtti.

    Menemen Cezaevi önünde konuşan Yılmaz, “İzmir Barosu olarak, gençlerin maruz kaldığı işkence iddialarının derhal soruşturulmasını, sorumlular hakkında gerekli adli ve idari işlemlerin başlatılmasını talep ediyoruz. İlgililer hakkında suç duyurusunda bulunacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz. Gözaltı işlemlerinden itibaren tüm süreç başından beri hukuka aykırı yürütülüyor. Bu süreci sonuna kadar takip etmeye devam edeceğiz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul Barosu başkanı ve yönetimine dava açıldı

    İstanbul Barosu başkanı ve yönetimine dava açıldı

    PİRHA-İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ile Yönetim Kurulu üyeleri hakkında “görevlerine son verilmesi ve seçim yapılması” talebiyle İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açıldı. Açılan davaya tepki gösteren ÖHD, ÇHD ve İzmir Barosu, “Tüm barolara, avukatlık mesleğine ve yargının kurucu unsuru olan bağımsız savunmaya yapılmış bir saldırıdır” dedi.

    İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ile Yönetim Kurulu üyeleri Rukiye Leyla Süren, Hürrem Sönmez, Ahmet Ergin, Metin İriz, Mehmedali Barış Beşli, Yelda Koçak Urfa, Fırat Epözdemir, Ezgi Şahin Yalvarıcı, Ekrem Bilen Selimoğlu ve Bengisu Kadı Çavdar’ın “görevlerine son verilmesi ve seçim yapılması” talebiyle İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açıldı. Ayrıca “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla da Adalet Bakanlığı’ndan kovuşturma izni istendi.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, konuya dair yaptığı açıklamada, baro yöneticilerinin görevlerine son verilmesi ve yeni yönetimin seçilmesi talepli dava açıldığı belirtti. Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi: “21/12/2024 tarihinde İstanbul Barosu tarafından resmi Twitter hesabından da duyurulan açıklamayla Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’i övücü nitelikteki sözler ile ayrıca adı geçenlerin örgütü mensubiyetlerine dair açık tespitler olmasına rağmen sözde gazetecilik faaliyetleri ve gazeteci kimlikleri nedeniyle öldürüldükleri, terörle fedakarca mücadele eden devlet görevlilerimizin sözde savaş suçu işlediği şeklindeki tespitlere göre örgütünün amaç ve stratejisi doğrultusunda propagandasını yapmaları nedeniyle İstanbul Baro Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımızca Örgüt Propagandası Yapmak suçundan re’sen başlatılan soruşturma kapsamında şüphelilerin savunmaları 07/01/2025 tarihinde alınmış, akabinde kovuşturma izninin verilmesi için soruşturma evrakı 09/01/2025 tarihinde Adalet Bakanlığı’na gönderilmiştir.

    Ayrıca 14/01/2025 tarihi (bugün) itibarıyla 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun ‘Amaçları dışında faaliyet gösteren barolar ile Türkiye Barolar Birliği sorumlu organlarının görevlerine son verilmesine ve yerlerine yenilerinin seçilmesine, Adalet Bakanlığının veya bulundukları yer Cumhuriyet Başsavcılığı’nın istemi üzerine, o yerdeki asliye hukuk mahkemesince basit usule göre yargılama yapılarak karar verilir ve dava en geç üç ay içerisinde sonuçlandırılır’ şeklindeki 77/5’inci maddesi uyarınca İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu ile Baro Yönetim Kurulu Üyeleri Rukiye Leyla Süren, Hürrem Sönmez, Ahmet Ergin, Metin İriz, Mehmedali Barış Beşli, Yelda Koçak Urfa, Fırat Epözdemir, Ezgi Şahin Yalvarıcı, Ekrem Bilen Selimoğlu ve Bengisu Kadı Çavdar’ın görevlerine son verilmesi ve yeni Baro başkanı ile yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi talepli davanameyle İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde dava açılmıştır.”

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyelerinin görevlerine son verilerek yeni yönetim seçilmesi talebiyle dava açmasına İzmir Barosu, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve Çağdaş Hukukçular Derneği’nden (ÇHD) tepki geldi.

    İZMİR BAROSU: HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ

    İzmir Barosu tarafından yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi: “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürütmekte olduğu soruşturma bahane edilerek İstanbul Barosu Başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin Avukatlık Kanunu’nun 77’nci maddesi uyarınca görevlerine son verilmesi ve baro başkanı ile yönetim kurulu üyelerinin yeniden seçilmesi talepli davanamesi, baroların sesini kısmaya yönelik hukuka aykırı açık bir müdahaledir. İzmir Barosu olarak, İstanbul Barosu’nun yanındayız. Baroların ve meslektaşlarımızın susturulmasına yönelik her türlü çabaya karşı demokratik değerleri ve hukukun üstünlüğünü savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz.”

    ÖHD: HUKUK DIŞI TUTUMA GEÇİT VERMEYECEĞİZ

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi şu paylaşımda bulundu: “İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve Yönetim Kurulu üyelerinin görevlerinden alınması ve yeniden seçim yapılması talebiyle dava açan kayyımcı zihniyeti kınıyoruz! Özgürlükçü ve ilkesel hiçbir tutuma tahammül gösteremeyen bu hukuk dışı tutuma geçit vermeyeceğiz.”

    ÇHD: DARBEYİ KABUL ETMİYORUZ, BAROMUZUN YANINDAYIZ

    ÇHD İstanbul Şubesi de sanal medya hesabından yaptığı paylaşımda: “İstanbul Barosu’nun yanındayız! İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İstanbul Barosu yönetiminin görevine son verilmesi ve seçimlerin yenilenmesi yönünde açtığı dava avukatların iradesini gasp etmeye yönelik bir darbe girişimidir. Darbeyi kabul etmiyoruz, baromuzun yanındayız!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Baro seçimlerinde ‘Jin jiyan azadi’ sloganına saldırı

    Baro seçimlerinde ‘Jin jiyan azadi’ sloganına saldırı

    İzmir Barosu Genel Kurulu’nda konuşması sonunda “Jin jiyan azadi” sloganı atan ÖHD’li avukat Arjen Turan’a bir grup tarafından ırkçı saldırı ve nefret söyleminde bulunuldu.

    İzmir Barosu Genel Kurulu’nda Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İzmir Grubu adına konuşma yapan Avukat Arjen Turan konuşması esnasında bir grup tarafından ırkçı saldırıya ve hakarete maruz kaldı, tehdit edildi. Konuşmasının sonunda “Jin jiyan azadi” sloganı atan Arjen’e, aynı grup kürsüden indikten sonra fiziksel saldırıda bulunmaya çalıştı.

    Konuşmasında HDP İzmir İl Binasında ırkçı saldırıda katledilen Deniz Poyraz ve Rojhılat’ta katledilen Jîna Emînî’yi de anan Aryen konuşmasında “Onların eşit ve özgür yaşam mücadelesine sahip çıkacağımıza söz veriyoruz. Özel olarak kadını ve farklı cinsel yönelimleri ezen bu kapitalist sisteme karşı yüksek sesle bir kez daha jin jiyan azadî diyoruz” sözlerine yer vermişti.

    Irkçı saldırının ardından ÖHD İzmir Şubesi saldırıyı kınayan bir yazılı metin paylaşırken Cumhuriyetçi Avukatlar grubunun sosyal medya hesapları üzerinden Kürtçe slogan üzerinden ÖHD’li avukatlar hedef gösterildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Deniz Poyraz duruşmasını izleyen katılımcılara polisten biber gazlı saldırı

    Deniz Poyraz duruşmasını izleyen katılımcılara polisten biber gazlı saldırı

    PİRHA – HDP İzmir İl Binasına silahlı saldırı düzenleyerek Deniz Poyraz’ı öldüren Onur Gencer’in yargılandığı davanın duruşmasında mahkeme başkanının, asil avukatlar dışındaki tüm avukatların dışarı çıkmasını istemesi üzerine gerginlik yaşandı. Kararı protesto eden avukatlara polis, biber gazıyla müdahale etti.

    İzmir’de 17 Haziran 2021’de HDP İzmir İl Binasına silahlı saldırı düzenleyerek Deniz Poyraz’ı öldüren Onur Gencer’in yargılandığı davanın duruşmasında arbede çıktı.

    İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklu sanık Onur Gencer ve avukatlar salonda hazır bulunurken, çok sayıda partili de duruşmayı takip etmek için salonda yer aldı. Mahkeme başkanı, katilin vekili sıfatı taşıyan asil avukatlar dışındaki tüm avukatların yargılamaya mahsus alandan ayrılmasına karar vererek kararın uygulanmasını istedi. Bu sırada avukatlar mahkeme başkanına tepki gösterdi. Bazı avukatlar ile özel güvenlik görevlileri arasında ufak çaplı arbede yaşandı.

    Sanık Onur Gencer, salondan çıkarılırken izleyiciler durumu protesto etti. İlerleyen dakikalarda güvenlik güçleri, biber gazı sıkarak salonu boşalttı. Mahkeme heyeti, duruşmanın 14 Ekim’e ertelendiğini ve devamındaki duruşmaların Şakran Cezaevi Kampüsü’ndeki salonda yapılmasına karar verdi.

    “DAVA KAÇIRILIYOR”

    Deniz Poyraz davasının ertelenmesinin ardından adliye önünde basın açıklaması yapıldı.

    İzmir Barosu Başkanı Özkan Yücel, duruşmanın avukat ve yurttaşlardan kaçırılmak istendiğini belirterek, “Jandarma, katılanları tokatlarken, buna sessiz kalan bir heyet vardı. Deniz Poyraz için adalet istiyoruz. Görünen katili değil, ona silah veren, azmettireni, eğiteni de bulmak istiyoruz. Bu olay örgütlenme özgürlüğüne, bir arada yaşamaya yapılmış bir saldırıydı. Sanıyorlar ki bizden kurtulacaktır. Biz orada olacağız. Adalet istemeye devam edeceğiz. Biz barolar olarak olayın peşindeyiz” dedi.

    “MAHKEME HEYETİ, KİMİN SAVUNMA YAPACAĞINA KARAR VEREMEZ”
    HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan ise, “Deniz Poyraz cinayeti kadın cinayetidir, siyasi bir cinayettir. Mahkeme heyeti Deniz Poyraz’ın savunmasını kimin yapacağına karar veremez. Cinayetin karanlıkta bırakılmasına izin vermeyeceğiz. Yargı mensuplarına sesleniyorum; bu dosyayı bizden kaçırarak saklayamazsınız, yer değiştirerek karartamazsınız. Bu cinayeti aydınlatmak için yine orada olacağız. Yargının bu cinayetlere ortak olmaya son vermesi gerekiyor. Kolluk kuvvetleri gerginlik yarattı. Dosya kaçırıldı” şeklinde konuştu.

    PİRHA/İZMİR

  • İzmir Barosu, Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulundu

    İzmir Barosu, Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulundu

     İzmir Barosu’na bağlı avukatlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gezi eylemcilerine yönelik hakaretleri nedeniyle suç duyurusunda bulundu. 

    İzmir Barosu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisinin Meclis grup toplantısında “Bu eşkıyalar, bu teröristler bira şişeleriyle caminin içini pislemişti, bunlar böyle, bunlar çürük, bunlar sürtük” şekilde yaptı konuşması hakkında suç duyurusunda bulundu.

    İzmir Barosu ve bağlı avukatlar, hakaret içeren sözler hakkında suç duyurusunda bulunmadan önce İzmir Adliyesi C kapısı önünde basın açıklaması yaptı.

    “Gezi umuttur yargılanamaz”, “Her yer Taksim her direniş”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganlarının atıldığı açıklamada İzmir Barosu Başkanı Özkan Yücel konuştu.

    Yücel, “Bir partinin genel başkanı, bu ülkenin yarısına olmayacak sözlerle saldırdı. Kendisini bu ülkenin sahibi sanıyor. Kimse itiraz etmeyecek karşı çıkmayacak sanıyor. Ama bizler avukatlığın direnmek olduğundan yola çıkarak sonuna kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Biz halkız, halkın mücadelesini temsil ediyoruz. Bulundukları konumdan güç alarak her şeyi söyleyeceklerini sanıyorlar. Hiç bir konum yurttaşa hakaret etme hakkını vermez. İnanın ki gidecekler. Biz Geziciyiz, siz gidici. Bizler de Türkiye’nin dört bir yanında bu ülkenin demokrasisine ihanet edenlere, yani gerçek hainlere, vandallara karşı mücadele etmeyi sürdüreceğiz” dedi.
    Açıklamanın ardından hukukçular, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulundu.

     

    (HABER MERKEZİ) 

  • ‘İzmir Depremi’nin üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen mağduriyetler giderilmedi’

    ‘İzmir Depremi’nin üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen mağduriyetler giderilmedi’

    PİRHA- TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu ve İzmir Barosu, İzmir’de 117 yurttaşın yaşamını yitirdiği 30 Ekim depreminin yıl dönümünde ortak bir açıklama yaptı. Üzerinden 1 yıl geçmesine karşın mağduriyetlerin sürdüğü belirtilen açıklamada, “22 Şubat 2021 tarihinde temeli atılan ve Eylül 2021’de bitirileceği açıklanan deprem konutlarının halen bitirilemedi” denildi.

    İzmir’in Seferihisar ilçesinde 30 Ekim 2020’de meydana gelen 6,6 büyüklüğündeki depremde 117 kişi hayatını kaybetmişti.

    Depremden hemen sonra İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştı. Gözaltı kararı verilen şüphelilerden 7’si tutuklanmış, 3 şüpheli hakkında da adli kontrol kararı verilmişti.

    İzmir’de Seferihisar açıklarında 30 Ekim 2020’de 117 kişinin ölümü ile sonuçlanan depremin birinci yıldönümü. 117 kişinin yaşamını yitirdiği kentte sorunlar hala devam ediyor. Yaklaşık 85 bin kişi evini kaybederken depremzedelerin sorunları hala çözülemedi. Verilen sözlerin yerine getirilmemesinden ve yurttaşların arazilerinin ellerinden alınmasından dolayı mağduriyet arttı.

    TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu ve İzmir Barosu, İzmir’de 117 yurttaşın yaşamını yitirdiği 30 Ekim depreminin yıl dönümünde ortak bir açıklama yaptı. Üzerinden 1 yıl geçmesine karşın mağduriyetlerin sürdüğü belirtilen açıklamada, “22 Şubat 2021 tarihinde temeli atılan ve Eylül 2021’de bitirileceği açıklanan deprem konutlarının halen bitirilemedi” denildi.

    “DEVLET TARAFINDAN YAPILAN BİNALAR İÇİN NEDEN PARA TALEP EDİLDİ”

    TMMOB İzmir Koordinasyon Kurulu ve İzmir Barosu’nun ortak açıklamasında, depremin ardından yaşanan aksaklıklarla ilgili sorulan sorulara hükümet ve ilgili bakanlıklar yanıt vermedi. “Hükümet ve ilgili bakanlıkların İzmir’in sesini önemsemediklerini görülmüştür” denilen açıklamada, depremin ardından yaşanan süreç ve aksaklıkları şöyle sıralandı:

    “-Proje alanında devlet tarafından yapılan binalar için neden para talep edilmiştir. Neden yapım devlet tarafından karşılanmamıştır?

    -Bakanlık tarafından ilan edilen yedi proje alanında sekiz kata kadar inşaat izni verilirken yeni yapılan projelerde zemin 5 kat inşaat izni verilmiştir. Bu kararın bilimsel nedeni var mıdır? Varsa nedir? Yaklaşım kazanılmış hakkın ihlali değil midir?

    -İzmir şehrini ilgilendiren 1/100000 ve 1/25000 planlar yapılırken, planın bütünlüğü ilkesi sebebi ile proje alanı için İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkililerine hiç danışılmış mıdır?

    -Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 21. maddesinin 6. fıkrasında “Onaylı jeolojik-jeoteknik veya mikro bölgeleme etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamaz” denmektedir. Bakanlığın söz konusu yönetmelik hükmüne aykırı 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ve 1/25.000 Ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı Değişikliği onaylamasının nedeni nedir? Bu etüt raporuna sahip olmadan yapılan planlama sonucu bir sonraki depremde aynı bölgede tekrar can kaybı yaşanırsa sorumlusu kim olacaktır?

    -Yedi proje alanı hangi kriterlere göre oluşturulmuştur. Projeler neden hiç askıya çıkarılmadan ihale edilmiştir? İhalenin kamu yararına en uygun bedelle yapıldığının kanıtı var mıdır?

    -Depremde hasar almış yapıların bulunduğu özel mülkiyete tabi olan arsalar rezerv alan ilan edilmiştir. Rezerv alan tarifine göre bu alan rezerv alan edilebilir mi? Depremde yıkılan ve hasar gören alanın yerinde dönüşüm yapılması gereken alan olması gerekirken bu bölgenin rezerv alanı ilan edilmesinin yasal dayanağı ve kriteri nedir?

    -6306 kentsel dönüşüm 6/A maddesi, vatandaşa ait tapuların hazineye devredilmesini vatandaşın mülkünde idarenin istediği gibi tasarrufta bulunmasını sağlamaktadır. Bu durum mülkiyet hakkına ve anayasaya aykırı değil midir?

    -Proje alandaki binalar hangi bilimsel kriterler gözetilerek 7269 ve 6306 sayılı kanunlara tabi kılınmıştır. Tüm bunların nedeni rant bölgesi olan lokasyonlarda anayasadaki mülkiyet hakkına aykırı olarak 6A maddesine işlerlik ve uygulama alanı kazandırmak mıdır?

    -İdare ancak ve ancak kanunlarla öngörülen şekilde kamulaştırma ile ivedi durumlarda kamulaştırmasız el atma ile satın alma veya takas trampa ile mal edinebilir. Proje alanındaki örnekler vatandaşın mülkiyetini hazineye geçirip, istendiği gibi plan proje üretilip, ardından ihaleye ile vatandaşın malını vatandaşa satılması durumu ortaya çıkmaktadır. Vatandaş kendi istediği ekip ile neden kendi inşaatını yapamamaktadır? Bu konudaki açıklamanız nedir? Bu durum mülkiyet ve eşitlik hakkına aykırı değil midir?

    -Depremden zarar görmüş 652 adet ağır hasarlı bina varken orta hasarlı ve az hasarlı binaların dahi dahil edilmek suretiyle sadece yedi proje alanı oluşturulmasındaki kamu yararı nedir?

    -Hak sahipliği için imzalatılan belgede kullanılacak kredi miktarının belli olmadan imza atılması zorunlu tutulmuştur. Depremzedeler ne kadar borçlandığını bilmeden hak sahibi olmaya mı zorlanmıştır. Bu rakam, üzerinden bir yıl geçtikten sonra, kaç liradır. Eylül ayında bitirileceği söylenen binaların bırakın bitirilmeyi ödenecek kredisinin bile ortaya konamaması gerçeğine karşı bir açıklama var mıdır?

    -Yıkımı resen gerçekleştirilen binaların enkaz bedelleri vatandaşlara ödenecek midir?

    -Devlet vatandaşından yıkım bedellerini talep edecek midir?

    -Halk arasında deprem vergisi olarak bilinen, 1999 dan beri 20 yıldır toplanan ve her yıl zamlanan özel iletişim vergisi neden ağır ve orta hasar alan binaların yapımında kullanılmamıştır?

    -İdareniz tarafından hasarsız, az hasarlı veya orta hasarlı olduğu halde yıkılmış bina var mıdır? Eğer yıkıldı ise hangi dayanak ile yıkılmıştır?

    -Halen ağır hasarlı olup yıkılmayan kaç bina vardır?

    -İhale dökümanları, ihale şartnameleri, ihale edilen projelere ilişkin teknik ve hukuki detaylar neden kamuoyu ile paylaşılmamıştır

    -7269 ve 6306 sayılı kanunların borçlandırma rakamlarının tesisi, yapılandırılması ve ödeme şekil ve şartları farklılık arz etmektedir. Binaların 7269 ve 6306 sayılı kanunlara tabi kılınarak ayrıştırıldığı gerçeğine binaen, uygulamada aynı afeti yaşamış vatandaşlar arasında gerek borç tahakkuku gerekse geri ödeme süre ve koşullarında da bu fark yaratılacak mıdır?

    -30.10.2020 tarihinde yaşanan deprem sonrası Bayraklı Şehir Hastanesi bölgesinde orman vasfı dışına çıkarılarak ve alanın sit statüsü yeniden düzenlenerek bir kısmı tamamen doğal sit statüsü dışına çıkarılmak sureti ile alelacele “rezerv alanı” belirlenmesi hangi bilimsel dayanaklarla yapılmıştır? İzmir’de 1995 yılında meydana gelen sel felaketi sonucu yitirdiğimiz 65 vatandaşımızın 58’i Laka Deresi Havzası’ndan gelen sellere kapılarak hayatını kaybetmesi sonrasında harcanan kamu kaynakları yapılan binlerce km. teras, ağaçlandırma yapılan alanın yeniden konut alanına çevrilmesi yeni felaketlerin kapısını açmayacak mıdır? Kentsel alan içerisinde rezerv alan/alanlar olarak belirlenebilecek kamu mülkiyetindeki alanlar olup olmadığı konusunda bir araştırma yapılmış mıdır?

    -Hastane bölgesinde ilan edilen rezerv alanda kaç konut yapılması planlanmaktadır. Hastane yanındaki rezerv alana yapılacak konutlardan kaç adedi 7269 nolu kanun şerhi bulunan ağır hasarlı apartman maliklerine verilmiştir. Kalan konutlar kimlere verilecektir? Bakanlıkça yerinde üretilecek konut ve dükkânlar için, oluşabilecek muhtemel fazlalığın dağıtımı ile ilgili uygulama ne olacaktır?

    -Hastane bölgesinde yapılan konutların altyapısı (elektrik, su ve en önemlisi kanalizasyon) fiili durum nedir?”

    (HABER MERKEZİ)

  • İzmir Barosu: Altındağ’daki ırkçı saldırı araştırılsın

    İzmir Barosu: Altındağ’daki ırkçı saldırı araştırılsın

    İzmir Barosu, Mecliste grubu bulunan partilerin grup başkan vekilleri ile TBMM İnsan Haklarını Araştırma Komisyonu Başkan ve üyelerine yaptığı başvuruyla, Ankara’nın Altındağ ilçesinde Suriyelilere yönelik faşist saldırının araştırılmasını istedi.

    Siyasi söylemlerin, ırkçılık ve yabancı düşmanlığını tırmandıran en önemli nedenlerden biri olduğunun ifade edildiği başvuruda “2021 yazı itibari ile bir kısım siyasetçi ve yerel yöneticilerin Suriyelilere ve diğer yabancılara karşı ötekileştiren söylemleri nedeniyle şiddet eylemlerindeki artışı ve yaşanan hak ihlallerini üzülerek izlemekteyiz” denildi. Açıklamada, Altındağ’da insanların can ve mal güvenliğine yönelen eylemler öncesinde gerekli tedbirlerin alınmamış olmasının ve saatlerce süren evlerin taşlanması, dükkanların, araçların kırılıp dökülmesi gibi eylemlere karşı yeterli müdahalenin yapılmamış olmasının kaygı uyandırıcı olduğu dile getirildi.

    6-7 Eylül, Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarının anımsatıldığı başvuruda, suç işlenmesine karşı kayıtsız kalınmasının, yeni suçların işlenmesini cesaretlendireceği ve kitlesel linç eylemlerinin yayılmasına neden olabileceği belirtildi. Başvurunun devamında kitlesel eylemleri gerçekleştirenler ile eylemlerin önlenmesinde, sonlandırılmasında, faillerin yakalanmasında ihmali bulunan kamu görevlilerinin araştırılması, saldırılardan etkilenenlerin güvenliğinin sağlanması ve zararlarının giderimi talep edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İzmir Barosu’ndan Soylu, Ağar, Tolga Ağar ve Erkan Yıldırım hakkında suç duyurusu

    İzmir Barosu’ndan Soylu, Ağar, Tolga Ağar ve Erkan Yıldırım hakkında suç duyurusu

    PİRHA- İzmir Barosu, organize suç örgütü başı Sedat Peker, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Mehmet Ağar, Tolga Ağar ve Erkan Yıldırım hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Suç örgütü lideri Sedat Peker Youtube kanalından yayınladığı videolar ile ülke gündeminde yerini korumaya devam ediyor. Peker videolarında bir çok kişiye suçlamalar yöneltirken İzmir Barosu Peker’in iddialarının soruşturulması için suç duyurusunda bulundu. Baro ayrıca İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun derhal görevden alınması gerektiğini vurguladı.

    İzmir Barosu tarafından yapılan başvuruda Peker’in yanı sıra İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, eski bakan Mehmet Ağar, oğlu AK Parti Milletvekili Tolga Ağar ve eski Başbakan AK Parti Genel Başkanvekili Binali Yıldırım’ın oğlu Erkan Yıldırım hakkındaki iddiaların soruşturulması istendi.

    Başvuruda, “Ne var ki, üzülerek takip etmekte olduğumuz üzere, bir aya yakın sürede bahsi geçen açıklamalar milyonlarca kez izlenmesine ve konunun tarafları defaatle açıklamalar yapmasına rağmen; Başkanlığımız tarafından bilinen, açılmış bir soruşturma bulunmamaktadır” ifadeleri kullanıldı.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “ASLA İNKAR EDİLEMEYECEK GİR SORUMLULUK DOĞURACAKTIR”

    “Anayasa’nın 2. maddesi uyarınca demokratik bir hukuk devleti olmanın ön koşulu, yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden tamamen ayrı olması ve yargının bağımsız hareket edebilmesidir. Toplumun çoğunluğunu ilgilendiren, erki dar bir suç grubuna vermeyi ve bundan çıkar sağlamayı amaçlayan eylemlerin soruşturulmaması, söz konusu anayasal niteliklerin artık tamamen ortadan kalktığını gösterecek olup bugünkü kirli tabloda dahi görevinin gereğini yerine getiremeyen yargı mensuplarının, her şeyden önce bağımsız yargı yetkisini adlarına kullanmakta oldukları yurttaşlarımıza karşı asla inkar edemeyecekleri bir sorumluluk doğuracaktır.

    SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULDU

    İzmir Barosu, Avukatlık Kanunu’nun kendisine verdiği yetki uyarınca, hukukun üstünlüğünü korumak ve savunmakla görevlendirilmiş ve tarihi çeteleşmiş siyaset mekanizmalarıyla mücadele ile geçmiş bir hukuk kurumudur. Bu nedenle, 2 Mayıs 2021 – 23 Mayıs 2021 tarihleri arasında Sedat Peker isimli şahsın YouTube hesabında yayınlanan 7 ayrı videoda belirttiği hususlarla ilgili olarak; Sedat Peker, Süleyman Soylu, Mehmet Ağar, Tolga Ağar, Erkan Yıldırım ve videolar incelenip gerekli araştırmalar yapıldığında savcılıkça tespit edilecek diğer kişiler hakkında, Baro Başkanlığımız tarafından suç duyurusunda bulunulmuştur.

    “SOYLU GÖREVDEN ALINARAK SORUŞTURMA BAŞLATILMALI”

    Soruşturmanın selameti açısından, söz konusu iddiaların odağında bulunan Süleyman Soylu’nun amir sıfatıyla soruşturmayı sürdürecek kişilerin üstü konumunda bulunması sebebiyle derhal İçişleri Bakanlığı görevinden alınması, soruşturmanın hızla başlaması gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti, söz konusu süreci etkin ve etkili bir soruşturma yürüterek çözmek zorundadır. Aksi durum; hukukun tamamen ortadan kalktığı, güçlü olanın, illegal işlere bulaşanın sözünün tek geçer akçe kabul edildiği bir ülke gerçeği ile toplumu baş başa bırakacaktır. Bunun kabulü asla mümkün değildir.

    İzmir Barosu; ülkesine, yurttaşlarına ve meslektaşlarına karşı sahip olduğu tarihsel sorumluluk nedeniyle, yürütme ve yasamanın temsilcileri ile bunların yakınlarının organize suç örgütü liderleriyle geliştirdikleri hukuk dışı ilişkiler ağının açığa çıkması, iddia edilen uyuşturucu ticareti, cinayet, tecavüz, yağma ve diğer benzeri suçların ivedilikle soruşturulması için söz konusu başvuruyu yapmış bulunmaktadır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İzmir Barosu, Bakan Yanık’ı istifaya çağırdı

    İzmir Barosu, Bakan Yanık’ı istifaya çağırdı

    İzmir Barosu, koruma altındaki çocuğun bilgilerini ifşa eden Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’ı istifaya davet etti.

    İzmir Barosu, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’ın 23 Nisan Çocuk Bayramı dolayısıyla koltuğuna oturttuğu koruma altındaki çocuğun bilgilerini ifşa etmesi ve davranışlarından kaynaklı yazılı açıklama yaptı.

    “Derya Yanık derhal istifa etmelidir” başlığı ile yapılan açıklamada Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin uygulanmasından ve  izlenmesinden Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’ın sorumlu olduğu hatırlatılarak, 23 Nisan nedeniyle koltuğunda ağırladığı koruma altındaki çocuğun kişisel verilerinin ifşa edilmesine tepki gösterildi.

    EKRANLARIN KARŞISINDA İSTİSMAR

    Bakan Yanık’ın ayrıca 23 Nisan kutlamasında ramazan vurgusu yaparak din ve duygu istismarında bulunduğu ve misafir edilen çocuk nezdinde bütün çocukların yüksek yararları başta olmak üzere yaşama, hayatta kalma, sağlık, gelişim, katılım gibi birçok hakkına zarar verdiği belirtildi.

    Açıklamada bu yaklaşımla Bakanın çocuk haklarından ve  pedagojiden bihaber olduğu kaydedildi.

    ‘ÇOCUĞA ÇİKOLATA VERMEMEYİ MARİFET SANAN ZİHNİYET’

    “Henüz 10 yaşındaki bir çocuğa çikolata ikram etmemeyi marifet sayan ve bunu ekran önünde onaylatmaya çalışan bu zihniyet telafi edilemeyecek zararlara yol açmaya devam etmektedir” diyen Baro, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni, Çocuk Koruma Kanunu’nu, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nu ihlal eden ve suç oluşturan bu açıklaması nedeniyle Bakan Derya Yanık’ı istifaya davet etti.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Depremde yaşamını yitirenler için anma-VİDEO

    Depremde yaşamını yitirenler için anma-VİDEO

    PİRHA- İzmir Barosu’nun çağrısı ile bir araya gelen siyasi parti, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve yurttaşlar depreminde yaşamını yitirenlerin anısına Rıza Bey Apartmanı’nın bulunduğu alana karanfiller bıraktı.

    Haberin videosu;

    İzmir Barosu’nun çağrısıyla 6.9 şiddetinde meydana gelen depremde yaşamını yitiren 114 yurttaş için Bayraklı ilçesinde yıkılan ve 34 yurttaşın hayatını kaybettiği Rıza Bey Apartmanı’nın önünde anma gerçekleştirildi.

    Anmaya apartmanda hayatını kaybedenlerin yakınlarının yanı sıra gelen siyasi parti, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve onlarca yurttaş katıldı.

    Apartmanın önündeki bariyerlerin üzerine karanfiller bırakan yurttaşlar, bariyerlerin üzerine de yaktıkları mumları bıraktı. Apartmanda hayatını kaybedenlerin yakınları duygusal anlar yaşarken, ayakta durmakta zorlandıkları görüldü.

    PİRHA/İZMİR

  • İzmir Barosu ve odalardan açıklama: İnsanların ihtiyaçları aksatılmadan sağlanmalı-VİDEO

    İzmir Barosu ve odalardan açıklama: İnsanların ihtiyaçları aksatılmadan sağlanmalı-VİDEO

    PİRHA- TMMOB İzmir il Koordinasyon Kurulu’na bağlı Meslek Odaları, İzmir Barosu ve İzmir Tabip Odası, İzmir depremine ilişkin ortak açıklama yaptılar. Açıklamada, “Yurttaşlarımızın yaşam hakkı vazgeçilmez önceliğimizdir. Bununla birlikte barınma, sağlık, güvenlik gibi insani taleplerinin güvence altında olmasının takipçisiyiz” denildi.

    TMMOB İzmir il Koordinasyon Kurulu’na bağlı Meslek Odaları, İzmir Barosu ve İzmir Tabip Odası, İzmir depremine ilişkin ortak basın açıklaması yaptı.

    30 Ekim Cuma günü meydana gelen depremin İzmir’de önemli miktarda can ve mal kaybına yol açtının belirtildiği açıklamada, “Acımız büyüktür, ancak ilgili kurumlar, gönüllüler ve tüm yurttaşlarla birlikte yaralarımızı sarmaya çalışıyoruz. Bugün önceliğimiz, alanda arama – kurtarma çalışmalarının sağlıklı yürütülmesi ve depremden zarar görenlere yönelik destek çalışmalarının düzenli olarak yapılması için tüm ilgili kurumlar ile birlikte işbirliği ve dayanışma içerisinde olmaktır. Bu felaketin sorumluları ile ilgili gereğinin yapılacağını, sürecin takipçisi olacağımızı bir kez daha belirtiyoruz” denildi.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “TMMOB İzmir II Koordinasyon Kurulu’na bağlı Meslek Odaları, İzmir Barosu, İzmir Tabip Odası, destek veren belediyeler ve tüm kurumsal birimler ile gönüllü kuruluşlar felaketin yaşandığı andan itibaren sahada arama — kurtarma ve yardım çalışmalarını yürütmektedir. Yaşadığımız süreçte yurttaşlarımızın yaşam hakkı vazgeçilmez önceliğimizdir. Bununla birlikte barınma, sağlık, güvenlik gibi insani taleplerinin güvence altında olmasının takipçisiyiz.

    “TABİP ODASI’NIN İŞBİRLİĞİ KABUL EDİLMEMEKTEDİR”

    İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından kentimize yönelik envanter çalışmasının TMMOB İle birlikte yürütüleceğinin belirtilmesi olumludur. Açtığımız dayanışma masasına yapılan yoğun İlgi halkımızın talebinin de bu yönde olduğunu göstermiştir.
    Salgın koşullarında sağlığın temel koşullarını olumsuz etkileyen olağandışı durum deprem olgusu ortaya çıkmıştır. Bilim kurulu ile afetlerde görev almış deneyimli ekibiyle, kadroları ile bilgi ve birikimini İl Hıfzısıhha Kurulu’nda aktarmaya, müzakere etmeye, aksaklıkların tespiti ve çözümünde sahada da görev almaya hazır Tabip Odası’nın işbirliği kabul edilmemektedir.

    “BARONUN BİRİKİMİNDEN FAYDANILMALIDIR”

    Binlerce avukatın ofisi altüst olmasına rağmen karşılıksız hukuki destek sunacağım açıklayan Baro’nun birikiminden adaletin tahsisi için faydalanılmalıdır
    Sahada yaptığımız tespitlere göre; ihtiyaçların giderilmesine ve sorunların çözümüne yönelik yapılacak çalışmalarda ilgili kurumlarla dayanışma ve işbirliği içinde olacağımızı deklere ediyoruz,
    Arama – Kurtarma ve yardım çalışmaları ile diğer kamu hizmetlerinin aksamadan yürütülmesi için mevcut personelinin güvenli koşulda görevini yerine getirebilmeleri sağlanmalıdır. Bu amaçla öncelikle zorunlu hizmetleri yürüten kamu binalarının güvenliği sağlanmalıdır. Acil olmayan hizmetler durdurulmalı ve iş önceliği afet yönetim çalışmalarına verilmelidir.

    “İNSANLARIN İHTİYAÇLARI AKSATILMADAN SAĞLANMALI”

    • Halkımız bilgiye doğru, güncel ve şeffaf biçimde ulaşmalı, kendisiyle ilgili alınacak kararlara kurumsal, siyasi, örgütsel her düzeyde temsilcileriyle katılabilmelidir.
    • Deprem bölgesi ve çevresindeki etrafında trafik akışı şu an olduğundan farklı ve etkin bir biçimde örgütlenmelidir, düzenlenmelidir.
    • Enkaz ve çadır alanlarında bilgi iletişim ve dayanışma masaları kurularak insanların soruları ve sorunları olabildiğince cevaplanmalı ve insanların çaresizlik duygusu artırılmamalıdır.
    • Depremin başlangıcından bu yana deprem bölgesinde arama – kurtarma çalışmaları yürütülürken aynı zamanda ilgili kurumlar ve gönüllü kuruluşların desteği ile depremden zarar görenlerin ihtiyaçları giderilmesi için çalışma yürütülmektedir. Deprem sonrası geçici barınmadan kalıcı barınmaya geçişin uzaması ve yaklaşan kış koşulları dikkate alındığında yürütülen çalışmaların doğru yönetilmesi ve planlanması önem kazanmaktadır. Mevcut durumda yardım çalışmalarının düzensizliği, yardımların gerçek hak sahiplerine adil olarak dağıtılması, gönüllülerin organize bir şekilde sevk ve idaresinde aksaklıklar görülmektedir.
    • Geçici barınma alanlarının yerleri bir an önce belirlenmeli, önümüzdeki kış koşulları da dikkate alınarak bu alanlar sağlıklı ve güvenli yaşam için gerekli alt yapıya kavuşturulmalıdır.
    • Yaşadığımız pandemi koşulları dikkate alınarak alanda çalışan görevli personel ve yurttaşlarımızın sağlık güvenliği için gerekli tedbirler alınmalıdır.
    • Depremden etkilenen yurttaşlarımızın daimi barınma yerlerine geçinceye kadar sağlıklı ve güvenilir gıda ile temiz suya ulaşması gibi insani ihtiyaçları aksatılmadan sağlanmalıdır.

    PİRHA/ İZMİR

  • İzmir Barosu avukatları Ankara’ya hareket edecek

    İzmir Barosu avukatları Ankara’ya hareket edecek

    İzmir Baro Başkan Yardımcısı Özgür Yılmazer, “çoklu baro” yasa teklifine karşı mücadelelerinin süreceğini belirterek, bugün Ankara’ya doğru hareket edeceklerini duyurdu.

    İzmir Barosu, Meclis’te görüşülmeye devam edilen “çoklu baro” yasa teklifine ilişkin adliye binası önünde açıklama yaptı. Çok sayıda avukatın katıldığı açıklamada, “Savunma susturulamaz” ve “Baro laik eğitim için var” dövizleri taşındı. Yine, sık sık “Barolar bizimdir bölünemez ” ve “Savunma susmadı susmayacak” sloganları atıldı.

    İzmir Baro Başkan Yardımcı Özgür Yılmazer, tüm itirazlara rağmen teklifin komisyondan geçtiğini anımsatarak, “yangından mal kaçırır” gibi alelacele yasanın geçirilmeye çalışıldığına değindi. Baroların susturulmak ve işlevsiz bırakılmak istendiğine vurgu yapan Yılmazer, “Mücadelemiz sadece avukatlar ve barolar için değil. Tüm yurttaşlarımız için yürüttüğümüz bir mücadeledir. Çünkü baroların yurttaşların sesi ve özgürlüğü, insan haklarının sesi, tek adam rejimine karşı demokrasinin sesi, barolar üstünlerin hukukuna karşı hukukun üstünlüğünün sesi ve barolar polis devletine karşı hukuk devletinin sesi” diye konuştu.

    “MÜCADELEYE DEVAM”

    Baroların asla teslim olmayacağını kaydeden Yılmazer, “Zannetmesinler ki bu yasayı geçirseler dahi sesimizi kısacaklar bizi susturacaklar. Bizi sindirecekler. Bizler mücadeleye etmeye her koşul ve şart altında devam edeceğiz” mesajı verdi.

    Yılmazer, tüm avukatları Ankara’da düzenlenecek adalet ve onur nöbetine davet ederek, kendilerinin de saat 15:00’te ve 22:00’de araçlarla Ankara’ya hareket edeceklerini paylaştı.

     

  • İzmir Barosu’ndan yürüyüş çağrısı

    İzmir Barosu’ndan yürüyüş çağrısı

    İzmir Barosu Başkanı Özkan Yücel, baroların seçim sistemini değiştirmeyi öngören yasal düzenlemeye karşı yarın yapacakları yürüyüşe katılım çağrısında bulundu. 

    İzmir Barosu Başkanı Özkan Yücel, baroların seçim sistemini değiştirmeyi öngören yasal düzenlemeye karşı yarın kentte yapılacak yürüyüşe ilişkin yazılı açıklama yaptı. Yücel, Alsancak semtinde bulunan İzmir Barosu binası önünde bir araya gelecek olan avukatların, fiziki mesafe kurallarına uyarak, Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ne kadar yapacağı yürüyüşe katılım çağrısında bulundu.

    Yücel, avukatların ve avukatlık mesleğinin çözülmesi gereken birçok sorunu olmasına karşın, siyasi iktidarın baroların seçim sistemine yönelik yapmak istedikleri düzenlemenin, baroların ya da avukatların ihtiyacı değil, siyasi iktidarın ihtiyacı olduğunu söyledi. Yücel, iktidarın sahte bir gündem yaratma durumu olduğunu ifade ederek, “Baroların yapısını değiştirmek, çoklu baro yaratmak ve barolarda seçim sistemini kendi işine geldiği gibi kurgulamak için çalışma yapıyor” dedi.

    Baroların yapısına yönelik müdahalenin sadece avukatların değil, aynı zamanda yurttaşların da sorunu olduğunun altını çizen Yücel, “Barolara yapılmak istenen müdahale, gerçekte yurttaşların hak ve özgürlüklerine yapılan bir müdahaledir. Bugün baroların mücadelesi yargının bağımsız kalan son ayağına sahip çıkma mücadelesidir. Barolar mücadeleye devam ediyor. Baroların bugün yaptığı, her şeyden önce yurttaşların haklarını korumaktır. Biz hukuksuzluğa karşı meslektaşlarımızla birlikte omuz omuza direneceğiz. Bu zamana kadar yanlarında olduğumuz tüm yurttaşlarımızı da bu mücadelede yanımızda görmek en büyük arzumuzdur” şeklinde konuştu.

    Yürüyüş, Pazartesi günü saat:19.00’da İzmir Barosu Merkez Binası önünden Kıbrıs Şehitleri Caddesi girişine dek, sosyal mesafe kurallarına uygun olarak yapılacak.

     

     

     

  • İzmir Baro Başkanı da yola çıktı: Bu teslimiyet projesini asla kabul etmiyoruz – VİDEO

    İzmir Baro Başkanı da yola çıktı: Bu teslimiyet projesini asla kabul etmiyoruz – VİDEO

    PİRHA – Baroların eş zamanlı Ankara’ya doğru başlattığı yürüyüş başladı. İzmir Barosu da yürüyüş öncesi yaptığı açıklamada, bu teslimiyet projesini asla kabul etmeyeceklerini belirterek, “Dikensiz bir gül bahçesi istiyorlar. Hiç şansları yok. Biz bu bahçenin güllerini korumaya devam edeceğiz. Kral Çıplak demeye devam edeceğiz” dedi. 

    Baroların seçim sistemine dönük hayata geçirilmek istenilen düzenleme ve Avukatlık Kanunu’nun değiştirilmek istenilmesine karşı birçok kentte baroların öncülüğünde Ankara’ya doğru yürüyüş başlatıldı.

    “VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    İzmir Barosu, Bayraklı Adliyesi C Kapısı önünde bir araya gelerek, açıklamayla yürüyüşü başlattı. Çok sayıda avukat açıklamaya destek verdi. Avukatlar, üzerinde “Vazgeçmeyeceğiz” yazılı tişörtler giydi.

    Baro Başkanı Özkan Yücel, yürüyüş öncesi açıklama yaparak, “Mücadele etmeye hazırız” dedi. Yücel, “Avukatlara karşı bir saldırıyla karşı karşıyayız. Bir ihanet projesiyle, bir bölme, parçalama ve ele geçirme projesiyle karşı karşıyayız.

    “KRAL ÇIPLAK DEMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Bu teslimiyet projesini asla kabul etmeyeceğimizi bir kez daha duyurmaya gidiyoruz. Kararlı olmaya devam edeceğiz. Bize söyledikleri bir şey var ‘siyaset yapıyorsunuz’ diyorlar. Yanılıyorlar. Yanılıyorlar çünkü biz Kaz Dağlarını, Salda Dağlarını ve Hasankeyfi korumaya çalışıyoruz. Buna siyaset diyorsanız siyaset yapmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

    Yücel, istismara uğrayan çocukları korumak için, şiddete uğrayan kadınların yanında olmak için mücadele ettiklerini söyledi. “İstiyorlar ki ele geçiremedikleri meslek örgütleri, barolar, TTMOB ele geçirilsin ve artık ülkede tümüyle sessiz olsun” diyen Yüce, “Dikensiz bir gül bahçesi istiyorlar. Hiç şansları yok. Biz bu bahçenin güllerini korumaya devam edeceğiz. Kral Çıplak demeye devam edeceğiz” dedi.

    Son olarak Yücel, “Biz kazanacağız, biz kazanacağız, biz kazanacağız” diyerek mücadele vurgusu yaptı. Açıklama sonrası baro avukatları yürüyüşe başladı. Çevredeki yurttaşlar da yürüyüşe alkışlar ve zılgıtlarla destek verdi.

    PİRHA/İZMİR

  • Dört baro başkanı, ÇHD’li avukatların nasıl tutuklandığını videolarla anlattı-VİDEO

    Dört baro başkanı, ÇHD’li avukatların nasıl tutuklandığını videolarla anlattı-VİDEO

    PİRHA – İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır Baro Başkanları Twitter’da yayınladıkları videolar ile Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi avukatların haksız yere tutuklandıklarını belirterek, kararın bozulmasını ve tutuklu avukatların serbest bırakılmasını istediler. 

    İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu, Ankara Barosu Başkanı Av. Erinç Sağkan, İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yüksel ve Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Cihan Aydın #TürkiyedeAvukatOlmak etiketi ile paylaştıkları videoda uygulanan hukuksuzlukları ve adaletsizliği gözler önüne serdiler. 

    İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu  ve Ankara Barosu Başkanı Av. Erinç Sağkan’ın yayınladığı videoda, “Sözde bir yargılama ile haklarında 159 yıl hapis cezası verilen ÇHD üyesi 18 avukatın tamamının ilk duruşmada tahliye olduğunu, tahliye kararına rağmen hapishaneden çıkışlarının 8 saat boyunca engellendiğini, sabaha karşı otoyol kenarında ıssız bir tarlaya bırakıldıklarını 10 saat sonra savcılığın itirazı ile haklarında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarıldığını, 5  avukatın İstanbul Barosu önünden gözaltına alındığını “Karara uymak için değil korkularını yüzlerine vurmak için geldim” diyen ÇHD Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı’nın duruşma salonunda gözaltına alınıp başka bir heyet tarafından kaçma şüphesi gerekçesi ile tutuklandığını biliyor musunuz?” denildi.

    İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel’in yayınladığı videoda ise “İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 17 avukat hakkında tahliye kararı vermesi sonrasında dağıtıldığını yeni heyetin soruşturmaya dahil olan yargıçlarla oluşturulduğunu biliyor muydunuz?” diye soruldu. 

    Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Cihan Aydın‘ın paylaştığı videoda da, “ÇHD Üyesi 18 avukat hakkında görülen sözde yargılamada mahkeme başkanının gizli tanığı yönlendirmesi ile yaşanmamış bir olayın kurgulandığını, başta hiçbir şey hatırlamadığını söyleyen gizli tanığın mahkeme başkanına, ‘sizin sayenizde hatırladım’ diyerek teşekkür ettiğini biliyor muydunuz?” denildi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • İzmir Barosu’ndan işçiler için açıklama: Yaşam kardan daha değerlidir

    İzmir Barosu’ndan işçiler için açıklama: Yaşam kardan daha değerlidir

    PİRHA – İzmir Barosu, koronavirüs salgınına rağmen çalışmak zorunda bırakılan işçilere ilişkin yaptığı açıklamada, “Yaşam, kârdan değerlidir” dedi. 

    İzmir Barosu, koronavirüs (Kovid-19) salgınına rağmen çalışmak zorunda kalan işçilere ilişkin yazılı açıklama yaptı. Virüsün hızla yayıldığı belirtilen açıklamada, bütün gelişmelere rağmen çalışması zorunlu olmayan birçok iş yerinin çalışmaya devam ettiğini ve çalışanlarını işe gelmeye zorladıkları vurgulandı.

    “İŞTEN ÇIKARTMALAR YASAKLANMALI”

    Daha fazla kar hırsıyla çalışmaya mecbur bırakılan işçilerin, çok büyük bir tehdit altında olduğu ifade edilen açıklamada, “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 13’üncü maddesinde ifade edilen ‘Ciddi ve yakın tehlike’  kapsamındaki koronavirüs salgını nedeniyle, ülke genelindeki tüm iş yerlerinde gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınması da yasal bir zorunluluktur” denildi.

    Bu nedenle virüsle mücadele sürecinde ciddi bir toplumsal tahribatı önlemek açısından, toplu ve bireysel işten çıkarmaların yasaklanması gerektiği kaydedilen açıklamada, “Tam bir sosyal izolasyonun sağlanması bakımından, zorunlu işler hariç, tüm işçilerin iş güvenlikleri sağlanmak koşuluyla, en azından 4 Nisan tarihine kadar ücretli izin uygulanmalıdır. Daha önce işsiz kalan ve gelir kaybına uğrayan işçiler için, işsizlik sigortası ödeneğinden yararlanma koşulları kolaylaştırılmalı, tüm işçilerin fatura ve kredi borçları ertelenmeli, koruyucu ekipmana erişim gibi talepleri karşılanmalı, hem sosyal hakları hem de sağlıklı yaşam hakları korunmalıdır. Daha fazla kar elde etme hırsı ile gerekli tedbirleri almayan ve işçilerinin yaşamını hiçe sayanlar için de, Türk Ceza Kanunu’na göre olası kastla öldürme ve diğer suçların gündeme geleceği unutulmamalıdır. Unutmayın; yaşam, kardan değerlidir ve işçiler ‘Ölüm ya da açlık’ ikileminden kurtarılmalıdır” ifadeleri kullanıldı.

  • KESK İzmir’den bölge mitingi öncesi İzmir Barosu ve TTB’ye ziyaret

    KESK İzmir’den bölge mitingi öncesi İzmir Barosu ve TTB’ye ziyaret

    PİRHA- KESK İzmir Şubeler Platformu,  11 Ocak’da, ‘Halk için bütçe, demokratik bir ülke istiyoruz’ sloganıyla yapılacak miting kapsamında İzmir Barosu ve Türk Tabipleri Birliğini’ne ziyaret gerçekleşti. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve KESK’e bağlı sendikalar adalet, demokrasi ve barışı güçlendirme talepleriyle 11 Ocak tarihinde İzmir’de kitlesel bir bölge mitingi düzenleyecek.

    Gerçekleşecek bölge mitingi için KESK İzmir Şubeler Platformu, emek örgütleri ve emekten yana tavır alan siyasi partilere de çağrıda bulunarak İzmir Barosu ve Türk Tabipleri Birliği ziyaret gerçekleştirdi.

    PİRHA/İZMİR

  • İzmir Barosu: Çocuklar dinsel sömürünün konusu haline getirilemez

    İzmir Barosu: Çocuklar dinsel sömürünün konusu haline getirilemez

    PİRHA- İzmir’de bir ortaokulda, “Seccadem beni özler mi?” adıyla düzenlenen namaz konferansı ile ilgili açıklama yapan İzmir Barosu, “Çocuklar dinsel sömürünün konusu haline getirilemez. Eğitim çağdaş bilim esaslarına uygun yürütülmek zorundadır” dedi

    İzmir Çiğli’de Akiş Öğütçü Ortaokulu’nda öğle arasında yapılan “Seccadem beni özler mi?” isimli namaz konferansı ile ilgili İzmir Barosu açıklama yaptı.

    Baro adına yapılan yazılı açıklamada, katılımın zorunlu olduğu ve konferans öncesinde ve sırasında konuşmacıya ait kitabın okulda dağıtıldığını belirtilirken, “Devletin görevi çocuk ve gençleri insanlığın ortak evrensel değerleri doğrultusunda yetiştirmek, temel insan haklarını ve çocukların üstün yararını gözetmek, çocukların akılcı,  bilimsel ve eleştirel düşünce becerisini kazanabilmesini sağlayacak eğitimi almalarını sağlamaktır, dini vakıf, dernek ve kişilerin okullarda örgütlenmesine hizmet etmek değildir” denildi.

    İzmir Baro’su tarafından yapılan açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “ÖĞRENCİLER DİNSEL İSTİSMARA MARUZ BIRAKILMAKTADIR”

    Anayasa uyarınca; eğitim ve öğretim “Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre”, “Anayasa’ya sadakat borcu altında”, “Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler” yürütülür.

    Eğitim sistemimizin içler acısı hali Dünya Ekonomik Formunun yayımladığı “Eğitim Kalitesi 2018 raporundaki verilerle de ortaya çıkmıştır. Eğitimde bilimsel, laik ve demokratik ilke ve değerler temel alınmadığı sürece eğitim sıralamasındaki kötüye gidişin hızlanması kaçınılmazdır.

    Bu gün çocukları ders müfredatı dışında dini konferanslara katılmaya mecbur ederek eğitim, bilim, sanat, spor özgürlüklerinden ve haklarından yoksun bırakan, okulu kişilerin reklam aleti haline getiren okul idaresi öğrencilerini dinsel istismara maruz bırakmaktadır.

    Bu konferansla, taraf olduğumuz Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları sözleşmesi, Anayasa ve diğer yasalarla güvence altına alınmış çağdaş ve bilimsel eğitim hakkı ihlal edilmiş olup sorumlular hakkında gereken her türlü idari ve yasal işlemler derhal yapılmalıdır.

    İzmir Barosu olarak; eğitim kurumlarında demokratik, katılımcı, eşitlikçi, özgürlükçü, akılcı, insan hakları odaklı, bilimsel ve laik ilkelerin temel alındığı, sorgulayan, eleştiren, itiraz etmeyi öğrenen nesiller yetişmesini sağlayacak bir eğitim modelinin sağlanmasına yönelik mücadelemiz devam edecektir.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • İzmir Barosu’ndan hükümete “Savaşa son verin” çağrısı

    İzmir Barosu’ndan hükümete “Savaşa son verin” çağrısı

    İzmir Barosu, Suriye’nin kuzeyinde süren askeri harekatla ilgili yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, ‘Savaşın ölüm, acı ve yıkımdan başka bir şey getirmeyeceği’ ifade edilerek, hükümete harekata son verilme çağrısı yapıldı.

    İzmir Barosu, Suriye’nin kuzeyinde süren askeri harekatla ilgili yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “Eşit, özgür ve demokratik bir yaşamın ancak ve ancak barış ortamında kurulabileceğini belirterek,  şehitlerimize ve sivillere Allahtan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyor, siyasi iktidarı daha fazla can kaybı yaşanmadan savaşa son vermeye çağırıyoruz” denildi.

    İzmir Barosu’nun açıklamasında şöyle denildi:

    “İzmir Barosu tarihi boyunca Barış’ı öncelemiş, savaşlara karşı çıkmıştır. Savaşa karşı çıkmanın tarihsel bir sorumluluk olduğu düşüncesiyle, dün olduğu gibi bugün de diyoruz ki; ‘Savaş insan onurunun, temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesi, yıkım, açlık, sefalet demektir. Savaş, insanlığın geçmişten bugüne biriktirdiği maddi ve manevi değerlerin tahrip edilmesi demektir.”

    “GELECEK GÜZEL GÜNLER BARIŞLA MÜMKÜN”

    “Kuzey Suriye harekatının ilk gününde yaşamlarını yitiren şehitlerimiz ve siviller, savaşın ölüm, acı ve yıkımdan başka bir şey getirmeyeceğini ortaya koymaktadır. Gelecek güzel günlerin yalnızca barışla mümkün olduğu ve yurttaşlarımızın barışı hak ettiği inancıyla; vatandaşlarımızın hayatın ‘Her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğunu’ bir kez daha tüm kamuoyunun dikkatine sunuyor, eşit, özgür ve demokratik bir yaşamın ancak ve ancak barış ortamında kurulabileceğini anımsatarak, şehitlerimize ve sivillere Allahtan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyor, siyasi iktidarı daha fazla can kaybı yaşanmadan savaşa son vermeye çağırıyoruz.” (HABER MERKEZİ)