Etiket: izmir buca

  • ‘Esat Oktay Yıldıran’ tepkisi yükseliyor: Milyonlarca insanın acılarıyla alay mı ediyorsunuz?

    ‘Esat Oktay Yıldıran’ tepkisi yükseliyor: Milyonlarca insanın acılarıyla alay mı ediyorsunuz?

    PİRHA- Buca’da bir okulun adının Esat Oktay Yıldıran İlkokulu olarak değiştirilmesine tepkiler yükseliyor. Birçok siyasetçi ve hak savunucusu da sanal medya hesaplarından duruma tepki gösterdi. 

    İzmir’in Buca ilçesine bağlı Belenbaşı Köyü’nde bulunan ilkokula, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden sonra Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde işkence ve ölümlerin sorumlusu Esat Oktay Yıldıran’ın isminin verilmesi kamuoyunda büyük tepki çekti.

    SİYASETÇİ VE HAK SAVUNUCULARININ TEPKİSİ

    Birçok siyasetçi ve hak savunucusu da sanal medya hesaplarından duruma tepki gösterdi.

    Türk Tabipler Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Şebnem Korur Fincancı: Cezasızlığın da ötesine geçip işkencecileri ödüllendiren bir aşamaya taşıdıkları bir dönemde yaşamanın, hafızanın nisyan ile malüllüğünden kurtulamamanın  utancı hepimizindir!

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin: Bir insanlık suçlusu Esat Oktay Yıldıran! Geldiğimiz nokta ‘Kürde şiddetin, işkencenin meşrulaştırılmasıdır’! Bir zamanlar ‘biz farklıyız’ diyenler SİZ TA KENDİSİSİNİZ O DEVLETİN! Tabii ‘devlette devamlılık esastır’!

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bu nasıl bir skandal? İnsanlığa karşı korkunç suçlar işleyen bir işkenceci başının adını okula vermişler! Bu suçtur! Öğrencilerin onun gibi olmasını mı istiyorsunuz?

    CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu: Kürt sorunu nedir diyorsanız; 12 Eylül Askeri Darbesinden sonra Diyarbakır Cezaevinde binlerce kişinin işkence görmesinden sorumlu olan Esat Oktay Yıldıran’ın adının, 40 yıl sonra İzmir’de bir okula verilmesidir. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, bir kez daha halkımıza gerçek yüzünü göstermiş oldu.

    CHP Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı: Hayrola, 60 kişinin işkenceyle öldürülmesinden sorumlu tutulan birini çocuklarımıza kahraman diye mi tanıtıyorsunuz? Darbe karşıtı söylemlerinizin incileri pul pul dökülüyor. Sizin bu yaptığınıza 12 Eylül’le hesaplaşmak değil, kucaklaşmak denir. Madem bu kadar muteberdi, 2010’da niçin ismini anıtlardan sildiniz? Türkiye’yi yücelten laiklik gibi bir değerden rahatsız olan Milli Eğitim Bakanı’nın yeni diye pazarladığı şey 12 Eylül’ün darbecileri ve işkencecileri mi?

    Deva Partisi Milletvekili Mehmet Emin Ekmen: Cumhur ittifakı nedir? İşkenceci Esat Oktay Yıldıran’ın isminin bir okula törenle verilmesi, kimsenin biz ne yapıyoruz acaba diye sor(a)mamasıdır.

    Deva Partisi Milletvekili Mustafa Yeneroğlu: Irkçı bir caninin adını bir okula verme olayı, milyonlarca insanın acılarıyla alay etmektir. İşkencecileri cesaretlendirmek ve geçmişte işlenmiş olan korkunç suçları adeta aklamaya çalışmaktır. Gerçeklere ısrarla gözlerini kapatan, yaşanmış acılara sırt çeviren, hatta yok sayan ve hala “Kürt meselesi nedir?” diye soranlar bu korkunç manzaraya bakabilirler; işte Kürt meselesi tam da budur. Bu işkenceyi kutsama rezaletinin sorumluları derhal görevden alınmalıdır!”

    Saadet Partisi Milletvekili Bülent Kaya: 12 Eylül Darbesi sonrası Diyarbakır Cezaevi’nde İç Güvenlik Komutanı olarak görev yapan işkenceci komutan Esat Oktay’ın isminin İzmir’de bir okula verilmiş olması AKP’nin geldiği hazin sonu ifade eder.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tahtacı Alevilerin zorlu incir hasadı başladı-VİDEO

    Tahtacı Alevilerin zorlu incir hasadı başladı-VİDEO

    PİRHA- Tahtacı Alevilerin yoğunluklu yaşadığı İzmir Buca’ya bağlı Gökdere köyünde yetişen incirin hasat dönemi başladı. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte tarlalarına giden Tahtacılar olgunlaşmaya başlayan incirleri zorlu yaz şartlarında tek tek dalından topluyor. Tarlada seçilen incirler kalitesine göre ayrılarak satışa sunulmak üzere hale gönderiliyor.

    Sezonun verimli geçmesi temennisinde bulunan Tahtacı üreticiler, 12 dönümlük bahçelerinde hummalı şekilde hasatlarını sürdürüyor.

    Tahtacılar, toplaması bir hayli zahmetli olan ve hasadı Ağustos ayının ortalarında başlayarak 1,5 ay devam eden incir üretiminde bu sene verimin iyi olduğunu dile getiriyorlar.

    Tadı, aroması ve büyüklüğüyle göz dolduran, vitrinlerde albenisiyle dikkat çeken incirin bölgeye has kalitesi var. Tahtacı üreticiler hem büyük hem de tat bakımından lezzetli olması nedeniyle incirin tarlada alıcı tarafından tercih edilmesinin en önemli etkeni olduğunu söyledi.

    “9 YAŞINDAN BERİ GELİYORUM, YÜREĞİM BIRAKMAYA EL VERMİYOR”

    70 yaşındaki Fatma Kulaksız, 9 yaşından beri bu incir tarlasına geldiğini ve hasat yaptığını belirtti. Tarlasında hiçbir şekilde yapay gübre kullanmadığını ve tamamen organik incir ürettiklerini dile getiren Kulaksız, “9 yaşından beri bu tarlada incir topluyorum. Toprağımız nenemden kaldı. Ağustos ayında incire, kışın da zeytin hasadına başlıyoruz. 2-3 günde bir gelip hasat yapıyoruz. İlk zaman inciri yağlıyoruz ki hasatı çabuk versin. İnciri topladıktan sonra ayırıyoruz. Geri kalan çatlakları ise reçel, pekmez yapıyoruz. Hiç ilaç kullanmıyoruz, sadece hayvan gübresi var. Diğer gübreler zararlı. İnsanlar bari bunu hormonsuz yesin. En zahmetli iş incir toplamak. Yazın çok sıcak oluyor ve ellerin kaşınıyor, çatlıyor. Çocuklarıma katkı olsun diye bu yaşta bile bu iş ile uğraşıyorum. Yüreğim bırakmıyor. Bu tarla ile 3 tane yetim çocuğumu büyüttüm. Onlara katkı olsun diye hala çaba gösteriyorum. Tarlanın sürülmesinden, gübre atılmasına ve işçiliğine kadar her şeyini kendim yapıyorum. İncir çok sağlıklı, her derde devadır” diye konuştu.

    “HEPSİ ORGANİK, İKİ GÜNDE BİR HASAT YAPIYORUZ”

    Geçen seneden beri hasada geldiğini söyleyen Fatma Kılıç, erken olgunlaşması için hasat öncesinde incirleri yağladıklarını ifade ederek, “Temmuzun sonuna doğru erken olgunlaşması için inciri yağlıyoruz. Böylece daha erken mahsul alıyoruz. Önce 5 gün ara ile sonrasında haftada iki kez gelip hasat yapıyoruz. Bardacık denen incirimiz meşhur, topladığımız ürün elimizde kalmaz. Yere dökülenleri ise bandırıyoruz. Onda da kaynayan suya defne atıyoruz ve inciri birkaç dakika bu suda kaynatıyoruz. Hem rengi hem de tadı değişiyor. Daha uzun süre kurtlanmadan kalıyor. Patlamış incirleri ise pekmez ve reçel yapıyoruz. Hepsi organik ve sadece hayvan gübresi var. Sulamaya gerek kalmıyor” dedi.

    “İNCİR SÜTÜ KAŞINDIRIYOR, DERİYİ ŞİŞİRİYOR”

    Kendisinin de çok küçük yaşlardan beri incir hasadına geldiğini belirten Ali Kulaksız ise, incir hasadının zahmetli olduğunu sözlerine ekledi. İncir sütünün kaşıntı yaptığını ve bu yüzden uzun kollu giysiler giymek zorunda kaldıklarını ifade eden Kulaksız, “Kendi tarlamızda incir hasadı bir buçuk aya yakın sürüyor. Ağustos ayında geliyoruz. Topladıklarımızı hallere gönderiyoruz. Havalar sıcak ve zorlu oluyor. Kısa kollu elbise ile incir toplayamıyoruz. Emeğimizin karşılığını alıyoruz. 10 yaşından beri bu işi yapıyorum. Sadece incir değil zeytin ve armut hasadı da yapıyoruz. Sabah erkenden gelip topluyoruz, akşam hale gönderiyoruz. Zeytini kışa doğru topluyor yağhaneye gönderiyoruz. Onun dışında toprağı yılda 2 kez sürüyoruz, gübre atıyoruz” şeklinde konuştu.

    “MANAV BİZDEN ALARAK 2 KATINA SATIYOR”

    Ahmet Kılıç da bu sene incir bahçesi kiralayarak hasada başladığını söylüyor. Üreticilerin emeklerinin karşılığını tam olarak alamadığının altını çizen Kılıç, fiyatı alıcının belirlediğini vurguladı. Emek verdikleri kendi mallarının hiç emek harcamadan alıcı tarafından 2 kat fazla karla satıldığı eleştirisini yönelten Kılıç, “Yengem bu yaşlı hali ile yılların verdiği alışkanlıkla her yıl gelerek incir toplar. Gelip geçenlerde buradan incir alıp yerler. Toprak çok verimli. Bizim Tahtacı Aleviler toprağı çok fazla değerlendiremiyor. Halbuki bu tarz yerlerden çok daha fazla verim alınabilir. Toplamak epey zahmetli. Yapraklara değdiğin an aşırı kaşındırıyor. Sabah erkenden geliyoruz, öğlen çok sıcak olduğu için dinleniyoruz. O arada toplanan incirler kasalara diziliyor ve hale gönderiliyor. Emeklerini tamamen alıyorlar diyemem. Mal kendilerinin ama fiyatı başkası belirliyor. Kendimiz müşteri bulmalı ve fiyat belirlemeliyiz. Manav bizden alıyor ve iki katı fiyata satıyor. Arayış içerisinde değiliz” ifadelerini kullandı.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • Defineciler, yüzlerce yıllık tarihi su kemerlerini talan etti-VİDEO

    Defineciler, yüzlerce yıllık tarihi su kemerlerini talan etti-VİDEO

    PİRHA- İzmir Buca’ya bağlı Dereköy’de bulunan ve kentin su ihtiyacını karşılamak için inşa edilmiş tarihi su kemerleri, kaçak defineciler tarafından talan edildi.

    Buca’ya bağlı ormanlık alan olan Dereköy mevkiinde Rumlardan kaldığı belirten tarihi su kemerleri birer birer yok oluyor. Koruma altına alınmayan tarihi eserler defineciler tarafından talan ediliyor.

    Ajansımız PİRHA’nın görüntülediği tarihi su kemerleri yok olmamak için direniyor. Pandemi sürecinde doğası nedeniyle bölgeye çok sayıda aracın giriş çıkış yaptığı ve şehir efsanesi diye tabir edilen söylentiler üzerinden definecilerin bölgeye dadandığı bildirildi.

    SU KEMERLERİ TALANDAN KAYNAKLI YIKILABİLİR

    2 kemerden oluşan yapıların çevresinde kaçak kazı ile define arayanlar yapının taşlarını kırarak büyük zarar verirken, hala kullanılır durumda bulunan su yollarının da talandan sonra çökmeye yüz tuttuğu görülüyor.

    Şimdiye kadarki tahribatlara rağmen yüzyıllardır ayakta kalmayı başarabilmiş önemli yapılar arasında olan Dereköy Su Kemerleri ve son yıllarda, yüzyıllar boyunca yaşamadığı tahribatı yaşadı.

    METRELERCE DERİNLİKTE ÇUKURLAR KAZILMIŞ DURUMDA

    Define avcıları tarafından her geçen gün yağmalanan su kemerlerinin duvarlarının yıkıldığı ve metrelerce derinlikte açılan çukurların bazılarının doldurulduğu görülüyor.

    Şehrin merkezine yakın olan böylesi ormanlık bir alanda yıkımın görülmemesi ve hiç bir önlem alınmaması dikkatleri çekiyor. Define avcılarının yıkımla birlikte bölgede içki şişeleri, iş eldivenleri gibi birçok malzemeyi de geride bıraktıkları görüldü.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Bahar en güzel kıyafeti giydi, çiçekler renk cümbüşü oluşturdu-VİDEO

    Bahar en güzel kıyafeti giydi, çiçekler renk cümbüşü oluşturdu-VİDEO

    PİRHA- Buca’da bütün bir kış yağmur ve kar altında dinlenmiş toprağın, güneşin iç ısıtan dansı ile doğanın en renkli ve en cezbedici hali olan bahar mevsimi en güzel halini Nif Dağı’nın gölgesinde olan Dereköy’e yansıttı.

    İzmir Buca’da bulunan ve İlkbahar aylarında eşsiz bir güzelliğe bürünen Nif Dağı silsilesindeki Dereköy’de açan çiçekler renkli görüntüler ortaya çıkardı. Rengarenk çiçekler görsel şölen oluşturdu.

    Soğuk kış günleri boyunca toprağın altında sabırsızlıkla baharı bekleyen bitki tohumları, nihayetinde güneşin yüzünü göstermesiyle toprağın altından çıkmaya başladılar.

    Bütün bir kış yağmur ve kar altında dinlenmiş toprağın, güneşin iç ısıtan dansı ile doğanın en renkli ve en cezbedici hali olan bahar mevsimi en güzel halini sunuyor.

    Isınan havaların beraberinde canlanan doğa, evrene; yemyeşil çimenler, rengarenk çiçekler ve meyve dolu ağaçlarla ilkbaharın müjdeledi. Eşsiz kokuları ve birbirinden güzel renkleri ile bahar çiçekleri görenleri kendisine hayran bıraktı.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR