Etiket: izzettin doğan

  • Saraydaki ‘Oruç Açma Lokması Programı’na tepki: Makbul biyolojik Aleviler iftar yarışında!

    Saraydaki ‘Oruç Açma Lokması Programı’na tepki: Makbul biyolojik Aleviler iftar yarışında!

    PİRHA- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde, Cumhurbaşkanlığı Sarayında “Oruç Açma Lokması Programı” adı altında “iftar” verildi. Aleviler, Cumhurbaşkanlığı’ndan paylaşılan fotoğrafı kastederek “Aleviliğin yüz AK’ısınız”, “Bu resimdekilerin ne Dedelikle ne de Yol ile işi olmaz”, “Makul ve makbul biyolojik Aleviler iftar yarışında!” şeklinde sözlerle tepki gösterdiler. 

    Aleviler Yas-ı Kerbela orucunu tutmaya devam ediyor. 12 gün süren orucun bitiminde aşure lokması paylaştırılacak.

    Alevi inancında her birey kendi evinde orucunu gün batımıyla birlikte açarken, bazı yurttaşlar da cemevinde oruç açımına katılarak lokmasını paylaşıyor.

    Alevi toplumunda başka inançlarda olduğu gibi belirlenmiş bir saatte ve kurumların, kişilerin düzenlediği  “iftar” diye adlandırılan bir oruç açımı yok.

    Ancak dün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde, Cumhurbaşkanlığı Sarayında “iftar” verildi.

    Cumhurbaşkanlığı’ndan “Oruç Açma Lokması Programı” olarak lanse edilirken, Saraya gidenler arasında Cem Vakfı Onursal Başkanı İzzettin Doğan, Cem Vakfı Genel Başkanı Rasim Tükek, Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, Hüseyin Dedekargınoğlu gibi isimler bulunuyor.

    SOSYAL MEDYADA SERT TEPKİLER

    Sosyal medyada saraydaki “iftara” katılanların fotoğrafı paylaşılırken Aleviler tepki gösterdi.

    Aleviler söz konusu fotoğrafı paylaşıp “Aleviliğin yüz AK’ısınız”, “Bu resimdekilerin ne Dedelikle ne de Yol ile işi olmaz”, “Makul ve makbul biyolojik Aleviler iftar yarışında!”, “Utanc verici”, “Bunlar Alevi mi?”, “Onurlu Aleviler, bu resme iyi bakın, bu yüzleri unutmayın”, “Sefaletin resmi çok yazık”, “Sisteme nasıl da ayak uydurmuşlar, kravatlı, takım elbiseli”, “Burası ile işi olanın, Yol ile işi biter” şeklinde ifadeler kullanarak tepki gösterdiler.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Cem Vakfı, Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği’ni dava etmişti: Duruşma 9 Ocak’a ertelendi-VİDEO

    Cem Vakfı, Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği’ni dava etmişti: Duruşma 9 Ocak’a ertelendi-VİDEO

    PİRHA – Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği, bulunduğu arazi nedeniyle Cem Vakfı tarafından dava edildi. Duruşma sonrası adliye önünde yapılan açıklamada “Bu dava sonuçlanana kadar Alevileri başka bir inancın içine hapsetmeye çalışmakla misyon haline getirmiş olan İzzettin Doğan ve Cem Vakfı’na karşı bir adım geri atmayacağız” denildi.

    Cem Vakfı tarafından beşinci kez dava edilen Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği’nin bulunduğu arazinin duruşması Bakırköy Adliyesi’nde görüldü. Mahkeme sonrası adliye önünde açıklama yapıldı.

    Davaya Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç ve yönetim kurulu, Bağcılar Cemevi yönetimi, İkitelli Cemevi Başkanı Bekir Güler, Sarıyer Kilyos Cemevi Ali Çiftçi, Bahçeşehir Canlar Cemevi Başkanı Turan Kızılbaş ve yönetimi, Garip Dede Dergahı ve Cemevi Yönetimi, Alevi Bektaşi Federasyonu Saymanı Ali Ekber Göktepe, HEDEP Bahçelievler örgütü, TİP Bahçelievler örgütü ve TKP Bahçelievler örgütü de destek verdi.

    DAVAYA GİZLİLİK KARARI GETİRİLMESİ TALEBİ!

    Davanın avukatlarından Efkan Bolaç, yaptığı açıklamada, Cem Vakfı’nın açtığı davanın bugünkü duruşmasında mahkemenin 1 yıllık kiranın ne kadar olduğunu tespiti amacıyla bilirkişiye dosyayı gönderdiğini söyledi. Bolaç, bilirkişi raporu sonucunun 9 Ocak 2024’e kadar dönmesini beklediklerini de belirtti. Bolaç, Cem Vakfı’nın konuyla ilgili olarak dosyaya gizlilik kararı getirilmesini istediklerini de vurguladı. Bolaç, şöyle devam etti:

    “Cem Vakfı, konuyla ilgili kamuoyunda oluşan duyarlılık sebebiyle kendilerinin sıkıntıya girdiklerini söyleyerek gizlilik kararı alınması ve yapılan işlemlerin tamamen gizlilik içerisinde yürütülmesini istedi. Mahkeme bu konuda bir karar vermedi. Dava duruşmasında ise bilirkişi raporunun beklenmesine ve 9 Ocak 2024 saat 11:30’a bırakılmasına karar verildi.”

    “DOLANDIRICILIKTAN ÖTE BİR ŞEY DEĞİL”

    Ufuk Emre Bektaş, açıklamasında “asıl sahibi olduğumuz yerde bizi işgalci pozisyonuna sokmaya çalışmak dolandırıcılıktan öte bir şey değildir” dedi. Bektaş, ardından “Alevi toplumunun sistem tarafından sıkıştırıldığı, ülkenin laik temellerden uzaklaştırıldığı ve Alevilerin bir şekilde dize getirilmeye çalışıldığı bir dönemde bir Alevi kurumunun bir başka Alevi kurumunu yargının önüne atıyor olması ne insani ne Alevice ne de vicdani bir durum” diye konuştu.

    “BİR ADIM GERİ ATMAYACAĞIZ”

    Bektaş, 9 Ocak’ta görülecek davaya da dayanışma çağrısı yaparak şunları söyledi:

    “Cem Vakfı, tehditlerine, para taleplerine devam etti ve en nihayetinde bizi bugün yargı karşısına çıkardı. Bu dava sonuçlanana kadar Alevileri başka bir inancın içine hapsetmeye çalışmakla misyon haline getirmiş olan İzzettin Doğan ve Cem Vakfı’na karşı bir adım geri atmayacağız. Bu davanın sonucunda bir tahliye durumu çıkarsa ve cemevimizin, derneğimizin önüne kepçeler, kamyonlar gelirse bu yıkımı da engelleyeceğiz. Bizi bugün yargı önüne çıkartan anlayışa karşı tüm Alevi kurumlarının ve toplumsal dinamiklerin, demokratik kitle örgütlerinin de davacı tarafa karşı bir tavır alması gerektiğini düşünüyoruz. Bu anlamda 9 Ocak’ta görülecek olan davaya da dayanışma çağrısı yapıyoruz.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Cem Vakfı, Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği’ni dava etmişti: Duruşma yarın

    Cem Vakfı, Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği’ni dava etmişti: Duruşma yarın

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği, Cem Vakfı tarafından beşinci kez dava edilmesi sonucu yarın yargı önüne çıkacak. Derneğin başkanı Ufuk Emre Bektaş, “Hukuki olarak hakkımızı aramaya devam ederken, örgütsel olarak da bu haksızlığın karşısında duracağız” dedi. Bektaş, Alevileri dayanışmaya çağırdı. 

    İstanbul’da bulunan Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği ile CEM Vakfı arasında kurum binalarının bulunduğu arazi nedeniyle yıllar önce başlayan sorun yargıda devam ediyor.

    CEM Vakfı, Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği’nin bulunduğu alanı boşaltmasını isterken; dernek ise arazinin asıl sahibinin kendileri olduğunu belirtiyor.

    Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği, Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın vekaletiyle Cem Vakfı tarafından beşinci kez dava edildi ve yarın duruşma var.

    Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş, sorunu ve dava sürecini PİRHA’ya anlattı.

    Cem Vakfı ve kurucu Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın uzun yıllardır derneğe yönelik açtığı davaların yalnızca bir arazi sorununa dayanmadığını söyleyen Ufuk Emre Bektaş, derneğe beşinci kez dava açılmasının sebebini son dönemde Türkiye ve Avrupa’daki Alevi hareketiyle birlikte hareket ediyor olmalarına ve bölgedeki etkin faaliyetlere bağladığını söyledi.

    “DERNEĞİMİZİN BULUNDUĞU YERİ ÜCRETLİ OTOPARK YAPMAK İSTİYORLAR”

    Bektaş, Cem Vakfı’nın derneği beşinci kez dava etmelerinin diğer sebeplerini ise şöyle anlattı:

    “Cem Vakfı henüz burada yokken kurulmuş olan bu derneğin bu kadar kıskaca alınmaya çalışılmasının diğer nedenlerinden biri de derneğimizin bulunduğu yeri ücretli otopark yapma istekleri. Davayı açmadan evvel bize düzenlenmiş sahte bir kira sözleşmesi gerekçe gösterilerek, kira talebinde bulunuldu. Reddetmemiz durumunda dava açacaklarını belirttiler ve derneğimiz beşinci kez Cem Vakfı tarafından dava edilmiş oldu. İzzettin Doğan ve Cem Vakfı kendilerine biçilen misyonu yerine getirmek için Alevi toplumunu kullanarak Alevilerle mücadele etmeye devam ediyor.”

    “BU HAKSIZLIĞIN KARŞISINDA DURACAĞIZ”

    “Yarın görülecek dava için herhangi bir karar çıkıp çıkmayacağına dair net bir şey söyleyemediğini belirten Bektaş, “Biz bu meselenin Alevi kurumları düzeyinde kalmasından yanaydık. Bunu çoğu kez davacı tarafa da ilettik. Kurumlarımızdan, dedelerimizden, toplumumuzun önde gelen isimlerinden bir meclis kuralım, orada muhakeme edelim ve tartışalım dedik. Kabul edilmedi ve tehdit edilmeye devam edildik. Bir Alevi kurumunun başka bir Alevi kurumunu bağımsızlığına kanaat getirmediğimiz yargının önüne atması kadar utanç verici bir durum yoktur. Sizin ibadethane olduğunu dahi kabul etmemiş bir sisteme bir başka Alevi kurumunu şikayet etmek tam da İzzettin Doğan ve Cem Vakfı’na yakışır bir tutumdur. Davaya dönük olarak, dernek avukatımız Efkan Bolaç ve hukuk sekreterimiz Av. Aslı Kavak gerekli çalışmaları yürütüyorlar. Hukuki olarak hakkımızı aramaya devam ederken, örgütsel olarak da bu haksızlığın karşısında duracağız” dedi.

    “TÜM CANLARIMIZI DAYANIŞMA İÇİNDE OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş, dayanışma çağrısı yaparak şunları dile getirdi:

    “Bu dernek bir protokol usulüyle değil, Alevi toplumunun lokmasıyla, rızkıyla ve direnişiyle kurulmuş bir dernek. Harcında mücadele ve emek olan derneğimizi elbette korumaya devam edeceğiz. Hızır paşalar dün de vardı, yarın da var olmaya devam edecekler. Önemli olan durduğu yeri bilmek ve Yol’u doğru sürmek. Bu anlamda tüm canlarımızı, dostlarımızı, müsahip kurumlarımızı dayanışma içinde olmaya çağırıyoruz.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABER

    > CEM Vakfı ile Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği’nin arazi sorunu sürüyor- VİDEO

  • CEM Vakfı, Alevi Vakıflar Federasyonu’ndan ayrılarak binanın boşaltılmasını talep etti

    CEM Vakfı, Alevi Vakıflar Federasyonu’ndan ayrılarak binanın boşaltılmasını talep etti

    PİRHA- Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan, Alevi Vakıflar Federasyonu Onursal Başkanlık görevinden ayrıldığını açıkladı. Ayrıca Cem Vakfı’nın da AVF’den ayrıldığını bildiren Doğan, bu durumu ‘ihanet’ olarak nitelendirerek AVF binasının 15 gün içerisinde boşaltılmasını istedi.

    CEM Vakfı Genel Başkanı İzzetin Doğan, Alevi Vakıflar Federasyonu Onursal Başkanlığı’ndan ayrıldığını yazılı olarak AVF’ye bildirdi. Doğan, ayrıca  Cumhuriyetçi Eğitim Merkezi Vakfı binasında bulunan AVF Genel Merkezi’nin de 15 gün içerisinde boşaltılmasını talep etti.

    AVF GENEL MERKEZ BİNASININ TAHLİYESİ İSTENDİ

    Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan’ın Alevi Vakıflar Federasyonu’na (AVF) Onursal Başkanlığından ayrılma gerekçesini açıkladığı yazı şöyle:

    “Federasyon kuruluş amaçlarına göre çalışmalarınızı düzenlemediğiniz ve Alevi İslam anlayışını “Ali’siz Aleviliğe” dayandıran tasarruf ve beyanlarınız ve inançtan çok siyasi davranışlarınızla büyük emeklerle kurduğumuz AVF’ye ihanet ettiğiniz için CEM Vakfı olarak;

    1- AVF’den ayrıldığımızı,

    2- Kurucu Onursal Başkanı olarak AVF’den ayrıldığımı, AVF’ye geçici olarak tahsis ettiğimiz AVF Genel Merkez binasını en kısa sürede (en geç 15 gün) içinde tahliye etmenizi, CEM Vakfı’na teslim etmenizi bildirir, iyi günler dilerim.”

    NE OLMUŞTU?

    Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Onursal Başkanı İzzettin Doğan, Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’ın başkanlık görevinden alındığını yazılı bir açıklamayla duyurmuş ve bunu onursal başkanlık yetkilerine dayanarak görevden alma işlemini gerçekleştirdiğini belirtmişti. Karar Alevi kamuoyunda tepki ile karşılanmıştı.

    AVF Onursal Başkanı İzzettin Doğan imzasıyla 21 Eylül 2022 tarihli yazıda Haydar Baki Doğan’ın başkanlıktan alınmasını şu ifadeler ile duyurulmuştu:

    “Alevi İslam inancı ile öğretisini; din, dil, ırk, mezhep ve cinsiyet ayrımı yapmaksızın çağdaş bir dünya görüşüyle evrensel boyutta tanıtmayı ve yaşatmayı ilke edinmek; hak aşkına hizmet, toplumsal yardımlaşma ve dayanışma anlayışını sosyal yaşama geçirebilmek amacı ile kurulan Alevi Vakıfları Federasyonu’nun resmi senedinin 14. maddesi b fıkrası (….. Federasyonun Onursal Başkanı isterse, federasyonun herhangi bir organındaki görevlilerin bu senette yazılı kurallara uymaması ve kurulların görevini yerine getirmemeleri halinde söz konusu kurulların feshedilmesi için gerekli girişimleri başlatmaya ve sonuçlandırılmasını sağlamaya da yetkilidir) gereğince başkanlık görevinizden alındığınızı bilgilerinize sunar, sağlıklı günler dilerim.”

    GÖREVE DEVAM KARARI

    Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, vakfın yönetim kurulu üyeleriyle toplanmış ve göreve devam etme kararı çıkmıştı. Haydar Baki Doğan, ‘Yola devam, görevimin başındayım’ mesajı vermişti.

    PİRHA / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER
    > İzzettin Doğan, AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’ın görevinden alındığını duyurdu
    > AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan: Görevimin başındayım
    > Alevi Yol evlatlarından İzzettin Doğan’a çağrı: Yanlıştan dönmesini bekliyoruz

     

     

  • Alevi Yol evlatlarından İzzettin Doğan’a çağrı: Yanlıştan dönmesini bekliyoruz

    Alevi Yol evlatlarından İzzettin Doğan’a çağrı: Yanlıştan dönmesini bekliyoruz

    PİRHA-Alevi Yol evlatları yazılı bir açıklama yayımlayarak AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’ı görevden aldığını duyuran AVF Onursal Başkanı İzzettin Doğan’a çağrıda bulundu. Açıklamada “AVF genel başkanını görevden almaya yönelik girişimi, Aleviliğin en büyük değeri olan rızalık esasını da yok sayması anlamına gelmektedir. Alevi Yol evlatları olarak bu yanlıştan dönmesini bekliyoruz” ifadelerine yer verildi.

    Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Onursal Başkanı İzzettin Doğan tarafından görevinden alındığı bildirilen AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan “Yola devam” mesajı vermişti. Konuya ilişkin yazılı bir açıklama yayımlayan Alevi Yol evlatları, aldığı kararı Alevi hukukuna uygun şekilde gözden geçirmesi talebiyle İzzettin Doğan’a çağrıda bulundu.

    “GÖREVDEN ALMA GİRİŞİMİ RIZALIK ESASINI YOK SAYMA ANLAMINA GELİR”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Aleviliğin günümüzde yaşatılması ve ileriye aktarılmasında etkin rol alan derneklerimiz ve vakıflarımızın sadece yasa ve tüzüklerle değil Alevi öğretilerinin ve değerleri ile de yönetilmesi Yolumuz ve inancımız açısından önemlidir.

    Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’ın Alevilerin birliğine ve dirliğine yönelik hizmetlerinden dolayı rahatsız olan Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın onursal başkan olarak AVF genel başkanını görevden almaya yönelik girişimi, Aleviliğin en büyük değeri olan rızalık esasını da yok sayması anlamına gelmektedir. Seçilmiş bir şekilde göreve gelen ve Alevi hukukunda herhangi bir suça bulaşmamış olmasına rağmen bir kişinin keyfi inisiyatif göstermesi kabul edilebilir bir durum değildir.

    Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın aldığı kararı Alevi değerlerine ve Alevi hukukuna uygun bir şekilde gözden geçirmesini ve Alevi toplumuna örnek olmasını diliyor Alevi Yol evlatları olarak bu yanlıştan dönmesini bekliyoruz.”

    İzzettin Doğan’a çağrı yapan Yol evlatları ise şöyle:

    Ağuiçen Ocağı’ndan Ercan Kazım Özer, Mehmet Şahin, Hüseyin Elmas, Türkan Akbıyık, Rıza Kılıç; Baba Mansur Ocağı’ndan Ali Tekin, Ali Haydar Kurt, İbrahim Erenler, Hüseyin Sevin, Hüseyin Moğoltay, Eren Yıldırım; Kantarma Sinemilli Ocağı’ndan Tacim Bakır; Kureyşan Ocağı’ndan Kazım Açıktepe; Hubyar Sultan Ocağı’ndan Erdal Ahi, Ali Haydar Gökden; Cemal Abdal Ocağı’ndan Hasan Doğan; İmam Rıza Ocağı’ndan Hüseyin Doğan; Musa Kazım Ocağı’ndan Ahmet Ütebay; Üryan Hızır Ocağı’ndan Mustafa Mısır; Yalıncak Sultan Ocağı’ndan Mahmut Yalıncakoğlu; Hıdır Abdal Ocağı’ndan Güroymak Bakır; Derviş Cemal Ocağı’ndan Ali Şanlı; Güvenç Abdal Ocağı’ndan Emrah Çolak; İlyas Baba Ocağı’ndan Cem Sultan Ermiş; Köse Süleyman Ocağı’ndan Mustafa Oğuz; Şah İbrahim Veli Ocağı’ndan Haydar Behlül Arkovan ile Topçu Baba Postnişi Mehmet Işık.

    PİRHA / İSTANBUL

  • CEM Vakfı ile Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği’nin arazi sorunu sürüyor- VİDEO

    CEM Vakfı ile Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği’nin arazi sorunu sürüyor- VİDEO

    PİRHA-CEM Vakfı’nın, Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği’nin bulunduğu alanı boşaltması talebiyle başlayan sorun yıllardır sürüyor. Arazinin asıl sahiplerinin kendileri olduğunu belirten dernek başkanı Ufuk Emre Bektaş, “Derneğimiz, şu anki Cem Vakfı genel merkezi binasının yapımında çok büyük emekler verdi. O binanın ilk iki katı derneğimizce yapıldı. Bu olayın özellikle Alevilik hukukuyla çözülmesi gerektiği kanaatindeyiz” dedi. 

    İstanbul’da bulunan Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği ile CEM Vakfı arasında kurum binalarının bulunduğu arazi nedeniyle yıllar önce başlayan sorun devam ediyor. CEM Vakfı çektiği ihtarname ile Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği’nin bulunduğu alanı boşaltmasını isterken; dernek ise arazinin asıl sahibinin kendileri olduğunu belirtiyor.

    Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş, yıllardır süren sorunu ve dava sürecini PİRHA‘ya anlattı.

    “GAZİ KATLİAMI’NDAN SONRA İSTANBUL’DA KURULAN İLK ALEVİ KURUMLARINDAN BİRİYİZ”

    Derneğin kuruluşuna ilişkin “Derneğimiz 1995 yılında özellikle Madımak ve Gazi Katliamı’nın ardından Bahçelievler’de bulunan Alevi yurttaşlar tarafından kuruldu. Sanıyorum dönemine göre İstanbul’da kurulan ilk Alevi kurumlarından birisi. O katliamlar silsilesi sonrası kolay bir yol ile kurulmadı derneğimiz o dönem. Çok ciddi bir halk desteği ve inançla kurulmuştur” bilgilerini veren Bektaş, insanların desteğiyle arazinin tapusunun alındığını kaydetti.

    “CEM VAKFI BİNASININ İLK İKİ KATI DERNEĞİMİZCE YAPILDI”

    Bektaş, CEM Vakfı ile yaşanan sorunu ise şöyle dile getirdi:

    “O dönem yaşanan sıkıntılardan birisi de güvene dayalı derneğe alınmış olan tapunun, o dönemki bir dernek yöneticisinin üstüne yapılmasından kaynaklı bugün hala sorunlar yaşamaktayız. Derneğimiz 1995 yılında kuruluyor. Ama üzerindeki arazide şu anda Cem Vakfı’nın genel merkezi de bulunmaktadır. Derneğimiz aleyhine daha önce idare mahkemesine, asliye mahkemesine ve ceza mahkemesine açılmış davalar var. Bugün bunun bir kopyasıyla karşı karşıyayız.

    Şu anda sahibi olduğumuz arazi üzerinde işgalciymişiz veya kiracıymışız gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Bu doğrudan Cem Vakfı Genel Merkezi tarafından çok ciddi şekilde algı yapılmaya çalışılıyor. Derneğimiz, şu anki Cem Vakfı genel merkezi binasının yapımında çok büyük emekler veriyor. O binanın ilk iki katı derneğimizce yapılıyor. Derneğimizin karar defterlerinde de yandaki binanın yapımı ile ilgili ispatlarımız da var. Daha sonra Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan, derneğimizin eski yönetimini kendi yönetimine ve işe alıyor. Sahte bir kira kontratı ile de derneğimiz sanki arazinin sahibi değilmiş de kiracısıymış gibi gösteriliyor. Daha sonrada yapılan fason kira kontratı üzerinden davalar silsilesi başlıyor. O döneme ait gazete küpürleri, haberler, ispatlar da var. O günden itibaren Cem Vakfı ile derneğimiz arasında ne yazık ki mahkeme nedeniyle bir tartışma yaşanıyor.”

    “SORUNUN ALEVİ HUKUKU İÇERİSİNDE ÇÖZÜLMESİ GEREKTİĞİ KANAATİNDEYİZ”

    Yaşanan sorunu Alevi hukuku içerisinde çözmek istediklerini fakat istedikleri yanıtı alamadıklarını belirten Bektaş, iki Alevi kurumunun karşı karşıya gelmesinden dolayı üzgün olduklarını kaydetti. Bektaş, şöyle konuştu:

    “Biz, bu olayın özellikle Alevilikte, kendi hukuku olan bir yol ve felsefede kendi içerisinde çözülmesi gerektiği kanaatindeyiz. Ama bütün iletişim kanalları kapandığı için biz de artık karşı bir hamle yapmak durumundayız. Çünkü bulundukları binada işgalciler. Bulundukları bina derneğimiz tarafından yapıldı. Bizim de bu konu ile ilgili girişimlerimiz ne yazık ki başlayacak. Yoksa birbirine musahip olması gereken iki Alevi kurumunun, hukuk sistemine dahi tam anlamıyla güvenemediği bir düzende birbirini dava ediyor olması gerçekten çok can yakıcı bir durum. Özellikle geçtiğimiz haftalarda Hacıbektaş’ta yaptığımız çalıştayda Alevilerin birlik ve bütünlüğüne dair mesajlar verdik.

    Ama bunun öncesinde son ihtarname 12 Eylül tarihinde geldi. Birilerini siyasal ya da kurumsal olarak var eden bir sürecin tarihi aslında. Çok trajik bir durum. İhtarname şunu diyor:
    “Biz size 1997 yılında kiraladık. Zamanınız doldu. Sene sonunda da kira kontratı uzamayacak. Burayı boşaltın. Aksi halde dava yoluna gideceğiz.”
    Fakat bugüne kadar kira ödediğimize dair bir tane bile ispatları yok. Şimdi vakfın müdürü bizden bir kira talep ediyor. Burası milli emlak arazisine dönmüş. Kamulaştırıldıktan sonra bu arazinin 29 yıllığına kullanım bedelini almışlar. Kendilerine peşkeş çekilmiş bir arazi zaten derneğimize ait. Burada bir hukuksuzluk var. Üzerine Milli Emlak’tan kiralıyorlar ve amacı dışında kullandıkları bu arazide kendilerinden önce burada olmamıza rağmen şu anda bizim varlığımızdan rahatsızlık duyuyorlar.”

    “ALEVİ KURUMLARI İLE MÜCADELE ETMEK DEĞİL, BİRLİKTE YOL YÜRÜMEK İSTİYORUZ”

    Alevi kurumları ile mücadele etmek istemediklerini vurgulayan Bektaş, eşit yurttaşlık için birlikte yol yürümek istediklerini söyledi. Bektaş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Çok absürt gelecek belki ama 30 bin lira kira istiyorlar. Ertesi gün “Kira da istemiyoruz, boşaltın” diyorlar. Ondan sonra ihtarname çekiyorlar. Sanıyorum İstanbul valisiyle bir görüşme gerçekleştirmişler. Genel merkez binalarının yenilenmesi süreci var. Bu sürece sanırım bizi de dahil edip, bütün parseli boşaltıp, yeni bir proje yapma aşamasındalar. Ama şunun da farkındalar. Çok da ileri gidemiyorlar. Bölgedeki halk burayı benimsemiş durumda. Yıllardır burası varlığını devam ettirmekte. Her ne kadar geçmişte buraya dava açmış olsalar da bir arpa boyu yol alamadılar.

    Yani biz hala bu işin kendilerinin ifadesiyle, uluslararası hukukta bir kazanım elde etmiş olan Alevilerin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde kazanımlar elde etmiş olan Alevi toplumunun (ki bunun da propagandasını en çok İzzettin Doğan yapar) iç hukukta karşılığı olmadığından dem vururuz. Uluslararası anlamda elde ettiğimiz hakların içeride verilmemesinden dem vurulur. Türkiye’deki hukuk sistemine karşı güvensizliklerini ve şikayetlerini de kurumsal olarak hep beyan etmişlerdir bu anlamda. Şimdi o güvenmedikleri hukuk sistemine güveni tuttu ki bu arkadaşların bir başka Alevi kurumunu şikayet edecek kadar kendilerini güçlü hissediyorlar. Yani gücü nereden alıyorlar? Onu da sormak lazım.

    Ama günün sonunda biz şu noktadayız. Bizim kendi hukukumuz var. Alevi hukukumuz var. İnsanlar bir araya gelmeliydi. Bu iş bu noktada daha ortak bir akılla çözülmeliydi. Kendilerine defalarca kez ifade ettik. Birçok mahkemede de bizim daha önceki dernek başkanlarımız, yöneticilerimiz ifade ettiler. Buranın gerçek sahibi derneğimizdir, bu kimliktir. Biz başka bir Alevi kurumuyla yol yürümek istiyoruz. Biz diğer Alevi kurumlarıyla mücadele etmek değil; haklarımız ve kazanımlarımız, eşit yurttaşlık için birlikte mücadele etmek istiyoruz. Birbirimizle mücadele etmek istemiyoruz. Ama bu talebimiz defalarca kez ne yazık ki geri çevrildi ve iş bu noktaya geldi.”

    “ISRARCI OLMALARI DURUMUNDA ALEVİLİĞE VERDİĞİ ZARARLARI DAHA FAZLA TEŞHİR EDECEĞİZ”

    Bektaş bundan sonraki sürece dair ise “Alacakları hiçbir karar, yapacakları hiçbir adım derneğimizin bulunduğu yerden bir adım dahi geri çekilmesini sağlamayacak. Bunu mümkün kılmayacağız tabii ki. Bu kimi zaman kendi istedikleri şekilde hukuki yolda olacak, kimi zaman toplumsal bir hareketle olacak. Ama bu konuda ısrarcı olmaları halinde biz kendilerinin bugüne kadar Alevi toplumuna elde ettirdikleri kazanımlar baş üstüne olmakla birlikte, ne yaptıklarını, burada nasıl bir faaliyet gösterdiklerini, Aleviliğe son dönemde, Aleviliğin birliğine bütünlüğüne nasıl zarar verdiklerini daha fazla teşhir etmeye devam edeceğiz. Bu anlamda da bir adım dahi geri atmayacağız” yorumunda bulundu.

    “KENDİLERİNİ ALEVİLİĞİN TEK MUHATABI OLARAK LANSE EDEBİLİRLER AMA GERİ ADIM ATMAYIZ”

    CEM Vakfı’nın yıl sonuna kadar alanı boşaltmalarını istediğini belirten Bektaş, Bahçelievler ilçesinde en çok üyeye sahip (600 üye) derneklerin başında geldiklerini ifade etti.

    Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş ayrıca üniversite okuyan belli sayıdaki öğrenciye burs verdiklerini söyleyerek, şunları kaydetti:

    “Bu yılın sonuna kadar bizden bu alanı boşaltmamızı, terk etmemizi, aksi halde dava açacaklarını söylüyorlar. Dava açabilirler. Daha önce yaptıkları gibi belli hukuki süreçleri zaman aşımına uğratacak kadar eskisi gibi kolları uzun olabilir. Kendilerini Aleviliğin tek muhatabı olarak uluslararası düzeyde ve Türkiye’de lanse de edebilirler. Hiç problem değil.

    Yani onların arkalarına aldıkları güç bizi geri adım attırmaz. Biz Bahçelievler ilçesinde en çok üyeye sahip derneklerin belki başında geliyoruz. Toplumsal bir karşılığımız var. Bizim bu dernekte, dernek üzerinden üniversite hayatına devam ettirmesini sağladığımız çok sayıda gencimiz var. Buranın inançsal, teolojik bir açıdan değil de daha çok kendini toplumsal muhalefette lanse eden, eşit yurttaşlık talebinde bulunan daha çok demokratik kitle örgütü çalışması yapan bir kurum olmasına rağmen bu hareketi yaptıkları için ve bu bölgede başka bir cemevi olmadığı için bizi cemevi pozisyonuna getirmelerini de istemiyoruz.

    Biz hemen yanı başımızda olan kurumun faaliyet alanına girmek istemiyoruz. Ama ne yazık ki bizi bu noktaya da itiyorlar. Yaklaşık iki aydır ben İzzettin Doğan’a ulaşmaya çalıştım. En azından bir diyaloğa geçme teşebbüsümüz olmadığını iddia etmesinler diyeydi. Ama çirkin şeyler duyuyoruz. Bu yakışmıyor. Bu anlamda da bağlı bulunduğumuz Alevi Dernekler Federasyonu’yla da bir görüşme gerçekleştirdik. Bu dernek buranın sahibi, 1995’ten beri faaliyet sürdürmekte. Bundan sonra da faaliyetlerini sürdürmeye devam edecek.”

    “BİR ALEVİ KURUMU İLE MAHKEMEYE ÇIKMAK NE KADAR ALEVİCE?”

    Bektaş son olarak AKP’nin Alevi politikalarına da değindi. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevilik dairesi kurulması için yapılan hazırlıkları da hatırlatan Bektaş, “Alevilerin o kadar çatı kuruluşu, kurumu, federasyonları varken, bu yolu süren, bu uğurda emek vermiş, mücadele etmiş insanları muhatap almadan hükümetin bir daire başkanlığı kurma durumu varmış. Kültür Bakanlığı’ndan böyle bir bilgi aldık biz de. Şimdi Aleviliği bu kadar devletleştirmek isteyen, kendine benzetmek isteyen, kendi Alevisini yaratmak isteyen bir iktidar varken ve biz belki de Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinde Aleviliğin ilk defa bu kadar tehlikeye girdiğini gözlemlemişken ,bir Alevi kurumunun başka bir Alevi kurumuyla o anlayışın hakemliğinde, huzurunda sanık sandalyesine çıkması ya da mahkeme huzuruna çıkması ne kadar insani olur, ne kadar Alevice olur? Bunu sorgulamaktayız” ifadelerini kullandı.

    “BİLDİRİYE İMZA ATTIĞI İÇİN BAŞKANLARINI GÖREVDEN ALMAYAN ANLAYIŞLA YOLUMUZA DEVAM EDECEĞİZ”

    Alevi kurumlarının geçtiğimiz günlerde Hacıbektaş’ta gerçekleştirdiği çalıştaya da atıfta bulunan Ufuk Emre Bektaş sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “En çok bir arada durmamız gereken, en çok birlikte görmemiz gereken süreçte biz, bir taraf müşteki, diğer taraf sanık pozisyonunda bir kez daha Aleviliğin neden bugün Türkiye’de bu hale gelmiş olduğunu, son dönemlerde bu kadar zayıfladığını bir kez daha teşhir etmiş oluruz. Bu isteğim tabii ki Alevilerin bir arada durması, bu mücadeleyi birlikte vermesi isteği. Sakın ola Cem Vakfı “Biz acaba onlardan çekiniyor muyuz da böyle söylüyoruz” manasını taşımamalı. İstedikleri şekilde şikayetçi olabilirler. Araziyle ilgili bir talepte bulunabilirler. Hiç problem değil. Bizim yanımızda halk var. Toplumdaki insanlar var. Bu anlamda da güveniyoruz kendimize. O açıdan Aleviliği bölen değil de bütünleştiren, o gün o çalıştayda attığımız imzanın arkasında duran, bildiriye imza attı diye kendi kurum başkanlarını görevden almayan anlayışla yolumuza devam edeceğiz.”

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Abbas Tan’dan görevden alma tepkisi: İzzettin Doğan’ın yaptığı Alevice bir anlayış değil

    Abbas Tan’dan görevden alma tepkisi: İzzettin Doğan’ın yaptığı Alevice bir anlayış değil

    PİRHA- AVF Onursal Başkanı İzzettin Doğan’nın, AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’ı görevden alındığını duyurması tepki çekti. AVF’ye bağlı olan Kayseri Hacı Bektaş Veli Derneği Başkanı Abbas Tan, durumu eleştirerek, “Bu tüzük Alevilik inancına, anlayışına uymuyor ancak İzzettin Doğan’ın Alevi islam anlayışına uyuyor. Karar bizi etkilemeyecek” dedi.

    Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Onursal Başkanı İzzettin Doğan imzasıyla yayınlanan 21 Eylül 2022 tarihli yazıda, AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’ın görevden alındığı belirtildi. İzzettin Doğan, onursal başkanlık yetkilerine dayanarak görevden alma işlemini gerçekleştirdiğini kaydetti.

    AVF’nin bileşenlerinden Kayseri Hacı Bektaş Veli Derneği Başkanı Abbas Tan, söz konusu duruma ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ANTİDEMOKRATİK VE FAŞİZAN BİR ANLAYIŞLA HAZIRLANAN TÜZÜK VAR”

    Kayseri Hacı Bektaş Vakfı olarak kağıt üzerinde Alevi Vakıflar Federasyonu’nun bir bileşeni olarak göründüklerini söyleyen Tan, tüzükteki antidemokratik uygulamaların olması nedeniyle oradan geri çekildiklerini ifade etti.

    Ancak genel kurul kararı gerektiği için hala resmi olarak kağıt üzerinde oranın bir bileşeni olduklarını aktaran Tan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu antidemokratik bir uygulamadır. Faşizan bir anlayışla yönetilen Alevi kurum olmaz. Tüzükte bazı maddeler var. Mesela onursal genel başkan değişmez ve onursal genel başkan İzzettin Doğan istediği vakit tüm organları görevden alabilir. Bu tüzükteki değişmez bir maddedir. Biz bu tüzüğün Alevilik inancına, anlayışına uymadığını düşünüyoruz. Ama tabii bu anlayış İzzettin Doğan’a uyan bir anlayış. O yüzden kendi isteği doğrultusunda hazırladığı bir tüzükle ve o tüzükteki yetkileri ile federasyon başkanını görevden almış oldu. Seçimle, genel kurul kararı ile gelmiş bir yönetimi görevden alması Alevi anlayışına da, demokrasiye de, insan haklarına da uymuyor.”

    “ALTINDA BAŞKA NEDENLER VAR”

    Görevden alma durumunun altında başka nedenlerin olduğunu belirten Tan, “Vakıflar Federasyonu’nun mevcut genel başkanının 17 – 18 Eylül’de Hacıbektaş’taki Alevi kurumlarının yaptığı toplantıya katılıp, onlarla ortak sonuç bildirgesine imza atması, İzzettin Doğan’ın Alevi İslam anlayışına uymadığı için bu görevden almalar oldu. Çünkü bizler Aleviyiz diyoruz ama onlar Alevi İslam anlayışıyla hareket ediyorlar. O ayrı bir inançtır. Alevilik ile Alevi İslam anlayışı birbirinden farklı iki ayrı inançtır. Bu yüzden biz onlarla bir araya gelemiyoruz” diye konuştu.

    “KARAR TÜZÜĞE UYGUNDUR AMA ALEVİCE BİR ANLAYIŞ DEĞİLDİR”

    Alevilerin yaşanan antidemokratik bu duruma karşı tavır almaları gerektiğini dile getiren Tan, şunları kaydetti:

    “Bu antidemokratik uygulamayı asla kabullenmiyoruz. Tüzük gereği İzzettin Doğan genel başkanı görevden alabilir. Tüzüğe uygundur ama Alevice bir anlayış mıdır? Hayır, kesinlikle değildir. Biz zaten fiilen o grubun içerisinde değildik. Kağıt üstünde federasyonun bir bileşeniydik. Dolayısıyla karar bizi çok etkilemeyecek. Biz yönetim olarak genel kuruldan sonra bir karar almıştık. Tüzükteki birkaç madde değişmediği sürece biz kesinlikle Vakıflar Federasyonu ile birlikte hareket etmeyeceğiz, dedik. Görevden alma hareketi Alevice bir anlayış değildir. Alevi İslam anlayışına uyduğu için de bir şey diyemiyorum. Bu anlayışın bizimle alakası yoktur. Biz Aleviyiz, Alevi kurumlarıyız.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER
    > İzzettin Doğan, AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’ın görevinden alındığını duyurdu

  • İzzettin Doğan, AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’ın görevinden alındığını duyurdu

    İzzettin Doğan, AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’ın görevinden alındığını duyurdu

    PİRHA- Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Onursal Başkanı İzzettin Doğan, Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’nın başkanlık görevinden alındığını yazılı bir açıklamayla duyurdu. Doğan, onursal başkanlık yetkilerine dayanarak görevden alma işlemini gerçekleştirdiğini belirtti. 

    Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Onursal Başkanı İzzettin Doğan tarafından, Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Haydar Baki Doğan‘nın başkanlık görevinden alınmasına dair yazılı bir açıklama yayınlandı.

    AVF Onursal Başkanı İzzettin Doğan imzasıyla 21 Eylül 2022 tarihli yazıda Haydar Baki Doğan’ın başkanlıktan alınması şu ifadeler ile duyuruldu:

    “Alevi İslam inancı ile öğretisini; din, dil, ırk, mezhep ve cinsiyet ayrımı yapmaksızın çağdaş bir dünya görüşüyle evrensel boyutta tanıtmayı ve yaşatmayı ilke edinmek; hak aşkına hizmet, toplumsal yardımlaşma ve dayanışma anlayışını sosyal yaşama geçirebilmek amacı ile kurulan Alevi Vakıfları Federasyonu’nun resmi senedinin 14. maddesi b fıkrası (….. Federasyonun Onursal Başkanı isterse, federasyonun herhangi bir organındaki görevlilerin bu senette yazılı kurallara uymaması ve kurulların görevini yerine getirmemeleri halinde söz konusu kurulların feshedilmesi için gerekli girişimleri başlatmaya ve sonuçlandırılmasını sağlamaya da yetkilidir) gereğince başkanlık görevinizden alındığınızı bilgilerinize sunar, sağlıklı günler dilerim.”

    AVF YÖNETİM KURULU TOPLANIYOR

    Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, bugün saat 15.00’te vakfın yönetim kurulu üyeleriyle toplanıyor. Toplantıdan çıkacak karara göre Haydar Baki Doğan yazılı bir açıklama yapacak.

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Süreklerin tekleşmesi, bir merkezden yürütülmesi Aleviliğin doğasına aykırı’-VİDEO

    ‘Süreklerin tekleşmesi, bir merkezden yürütülmesi Aleviliğin doğasına aykırı’-VİDEO

    PİRHA-Yazar Piri Er, “Yol bir, Sürek bin bir” sözü üzerine değerlendirme yaparak  “Neden bir tek Alevilik yok?” sorusuna da cevap verdi. Tüm Alevi toplumunun, aynı şekilde erkan yürütemeyeceğini belirten Yazar Er, “Bu zaten Aleviliğin doğasına aykırı. İyi ki de öyle olmamış. Süreklerin tekleşmesiyle birlikte değişime açık olmayan Alevilik zaten yaşamazdı” dedi. 

    Asya kıtasından Avrupa’ya dek var olan Alevi toplumu, her coğrafyada kendi sürekleri üzerinden inancını yürütüyor. Alevilik, her bölgede temel kurallar üzerine oturtulup yaşatılıyor.

    Bir bütünen “Yol” olarak kabul edilen Alevilikte “Sürek” kavramı nasıl tarif edilir? Yazar Piri Er ile konuştuk. Yazar Er, Aleviliğin İslam’dan ayrı, kendine özgü kuralları olan bir inanç biçimi olduğunun altını çizerek konuşmasına başladı. Aleviliğin neden “Yol” olarak tarif edildiğini anlatan Er, şu bilgileri paylaştı:

    “Biz ‘Mezhep bilmeyiz Yol’umuz vardır’ diye zaten şiirlerde de geçer. Aleviliği, bir mezhep, İslam’ın içerisinde bir ekol olarak tanımlamak, İslam’ın hetorodoksisi olarak tanımlamak anlamına gelir ki bu bana göre doğru bir yaklaşım değildir. O nedenle Aleviler de herhalde bu farklılığı ya da özelliği düşünerek kendilerini ‘Yol’ olarak tanımlar. Yani sürülen, gidilen yol olarak tanımlarlar. ‘Sürek’ ise; Alevilik tek ekolün olduğu bir yapı değildir. Ana sürek olarak Hacı Bektaş’taki iki ekolü; Babahan ve Çelebi ekolünü biliriz. Bunlar Aleviliğin sürekleridir. Bunların dışında bağımsız ocaklar olarak bildiğimiz ocaklar vardır ki Alevilik bu üst sürek üzerinden yürür. Bunun içerisinde en geniş çaplısı tabi ki ocak sistemidir. Ama bu ocak sistemi içerisinde de hem ocaklar arasında farklılık vardır hem de genel çerçeve içerisindeki örneğin Hacı Bektaş’taki iki post içerisinde.
    Örneğin bir kolda müsahiplik varken diğerinde evlenmeyen dervişler vardır. Ama sistem olarak hepsi kendini Bektaşi ekolleri içerisinde tarif ederler. Her iki kol da Hacı Bektaş’a bağlıdırlar. Ama bunun dışında sürekler dediğimiz özellikle ocaklara bağlı yapılar vardır ki bunlar işte Tahtacı, Çepni ya da Kızılbaş ocakları diyebiliriz. Kastedilen şey, genel olarak budur.”

    “OCAKLARA GÖRE SÜREKLERDE FARKLILIKLAR OLUŞMUŞTUR”

    Yazar Piri Er, birbirine mesafe olarak yakın olan Alevi topluluklarında dahi farklı süreklerin mevcut olduğuna işaret etti. Piri Er, “Neden sürek binbir?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

    “Bu şunu gösteriyor; süreklerin farklılığını, süreklerin temel yapı olarak aynı ekolmuş gibi görünmekle beraber sürekler arasında da farklılıkların olduğunu gösteriyor. ‘Bu farklılıklar ne?’ diye sorarsanız örneğin Karadeniz bölgesindeki Çepnileri ele alalım. Ocak merkezi olarak Gümüşhane ilinin Kürtün ilçesinden başlar. Ocak merkezi orasıdır ancak günümüzde burası dönüşmüş bir yapıya sahiptir, Alevi kimliğinde değildir ama oradan başlar ve Trabzon Akçaabat’ın köylerinden İzmit’e kadar inen bir ocağı kast ederiz. Bunlar Güvenç Abdal Ocağı’na bağlıdır ve Çepni gruplarıdır. Ama Çepnilerin bunun dışında da bir grubu vardır. Bunlar Batı Anadolu’da dediğimiz özellikle Balıkesir bölgesinde yoğunlaşan Köse Süleyman Ocağına bağlı Çepni gruplarıdır. Bunların tümü aynı görünür ama bağlı oldukları ocaklara göre süreklerde farklılıklar oluşmuştur. Aynı bölgede bulunan Çepniler ile Tahtacı gruplar arasında da farklılıklar vardır. Örneğin Balıkesir’in sahildeki köylerine bakarsanız Tahtacı köyleridir. Biraz daha içeri doğru gittiğinizde Çepni köyleri vardır. Bunların da geleneklerinde farklılıklar vardır. Örneğin müsahipliği farklı algılarlar. Örneğin Tahtacı topluluğu müsahipliği tek aşamalı olarak gerçekleştirmezler. Tahtacılarda aşına, peşine ve çığıldaşı vardır. Dolayısıyla tahtacıların süreklerinde de kendi içlerinde farklılıklar vardır.”

    “İNANCIN TEK MERKEZDEN YÜRÜTÜLMESİ ALEVİLİĞİN DOĞASINA AYKIRI”

    Piri Er, “Neden bir tek Alevilik, bir tek erkanname yok?” sorularına ise “Bu Aleviliğin doğasına aykırıdır” cevabını verdi. Tek bir süreğin olması durumunda Aleviliğin yaşayamayacağını belirten Er şöyle devam etti:

    “İyi ki de öyle olmamış. Düşünelim ki gerçekten de bir tek Ağuçen Ocağı vardı. Bu ocağın günümüzde bilinen çok meşhur bir dedesi var. Şimdi bütün Alevilerin Mürşit Ocağı olarak bağlandığı bir yapı düşünün. Bunun içerisinde de mürşit olarak İzzettin Doğan’ın olduğunu ve herkesin ona bağlı olduğunu düşünün. İzzettin Doğan, sizi nereye götürürdü? Muhtemelen Ankara’daki Cami-Cemevi projesine ya da semahların içerisine semazen yerleştiren bir yapıya götürürdü. Ya da kadınların, küçük çocukların başını bağlayarak cemevlerine götürürdü. Alevi İslam anlayışı paralelinde kurmuş olduğu Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı’na bağlı bir yapıya götürürdü. Örneğin cemlerde demin yasaklandığı bir yapıya götürürdü. Dolayısıyla süreklerin tekleşmesi, bir tek merkezden yürütülmesi zaten Aleviliğin doğasına aykırı.

    Alevilik yok olma tehlikesiyle belli dönemlerde karşı karşıya kalmış bir inanç. Babai İsyanından alın 1237’den Şahkulu İsyanına kadar, Şah İsmail döneminde yaşanan katliamlara kadar sürekli katliamlarla muhatap olmuş bir inanç grubu. Burada farklılaşmanın, süreklerin oluşmasındaki nedenlerden biri de belki de bu. Çünkü yok olma tehlikesi karşısında farklı bölgelere giden Aleviler, kendilerine göre bulundukları bölgede Aleviliği farklılaştırmışlar. Bu çok doğal bir şey. İyi ki de öyle yapmışlar. Çünkü farklılaşmasa ve geleneksel yapısı içerisinde kalıp hiçbir şekilde değişime açık olmayan bir Alevilik yaşamazdı. Onun için sürekler farklılaşmış ve bugün de bu farklılığı koruyorlar. Ben hep ‘İyi ki bir tek merkeze bağlı kalınmamış’ diyorum. Bütün ocakların Hacı Bektaş’a bağlı olması da bana göre İzzettin Doğan gibi bir sakınca yaratmasa da sıkıntı yaratabilirdi. Bugün Hacı Bektaş’a bağlı olmayan, kendi başına ocaklar da var. Hatta Hacı Bektaş’tan önce kendi varlıklarının olduğunu söyleyen ve ‘Biz daha eskiyiz’ diyen ocaklar var. Dolayısıyla bunun merkezileşmesi, bir tek kanala bağlanması orayı bir anlamda kontrol etme anlamına da gelir ki bunu Osmanlı da denemiştir. Hacı Bektaş Ocağı’nda 1520’de başlayan Kanuni’nin kayınbiraderi Sersem Ali Dede Babanın oraya gelmesiyle başlayan süreç aslında bir anlamda Hacı Bektaş Dergahı’nı kontrol altında tutmaya çalışma sürecidir. Ancak bu başarılamamıştır. Örneğin Hacı Bektaş’ın devamı olan Babahan kolunda evlenmeyen dervişler vardır. Kiminde dem vardır kiminde ise kaldırılmıştır. Örneğin günümüz Çelebileri müsahipliği bir anlamda kaldırdılar. Uygulanmasının güçlüğü nedeniyle ikrar vermeyi yeterli buluyorlar. Ama bir Tahtacı için bu geçerli değil. Tahtacı ocağında mutlaka müsahip tutmak bir kenara, aşına ve peşinesini de tutuyorlar. Ya da Sivas, Dersim kökenli birçok ocakta hala günümüzde müsahiplik temel bir kurum olarak işliyor. Bu nedenle ocakları bir tek kaynağa bağlamak bana göre iyi bir şey değil.

    “FARKLI OLMAKTA HİÇBİR ZARAR YOK”

    Yazar Piri Er, günümüzde hazırlanan erkannamelerin içeriği hakkında da konuştu. Yazılı hale getirilen erkannamelerin farklı coğrafyalarda karşılık bulamayacağının altını çizen Er, şu bilgileri paylaştı:

    “Günümüzde bazı erkannameler hazırlanıyor. Hatta onların kimisinde ben de bulundum ve benim savunduğum şuydu; bunu Hacı Bektaş Çelebileri bu şekilde yürütüyor diye hazırlayabilirsiniz ama bunu siz götürüp Tahtacı cemi olarak yürütemezsiniz. Yani bir Çelebi Dedesini götürüp Tahtacı ocağının cemini yürüttüremezsiniz. Çünkü semahlarında, deyişlerinde, nefeslerde, devriyelerde farklılıklar var. Dolayısıyla her ocağın kendi süreğini, kendi varlığını koruması bir zenginliktir. Bu çok başlılık değildir. Yolun temel kurallarında bir Enel Hakk düşüncesinde ortaklık sağlayabiliyorsan ve Vahdeti Mevcut düşüncesini ortak görüş olarak aktarabiliyorsan farklı olmakta hiçbir zarar yok. Ama bunları alıp ve içerisini de değiştirip ‘Asıl budur’ diyorsan orada bir sorun var demektir.
    ‘Aleviliğin yazılı kaynağı yok’ demek çok doğru bir tanımlama olmaz. Aleviliğin yazılı kaynakları olarak bilinen kimi kaynaklar var ama şunu diyebilirsiniz; ‘Bunlar ne kadar bugünkü Aleviliğe hitap ediyor ya da bugünkü Aleviliği şekillendirmeye yarar?’
    Örneğin buyruklar var; İmam Cafer, Şeyh Safi buyruğu var. Bizler biliyoruz ki o buyrukları İmam Cafer yazmadı. Zaten İmam Cafer’in de Alevilikle bir ilgisi yok. Sonradan, 15. yüzyıl itibari ile Aleviliğin içerisine monte edilmiş bir figür olarak var. Yani İmam Cafer, Şah Hatayi’nin Aleviliğin içerisine getirdiği figürlerden biri. Ya da Hacı Bektaş’a mal edilen Makalat gibi kitaplar var. Bunlar gerçekten Aleviliğin kaynakları mı diye sorarsanız bana göre Aleviliğin kaynakları niteliğinde değiller. Ama birçok yerde karşımıza bunlar çıkar. Ama İmam Cafer buyruğunu iki kere okusalar ya yoldan vazgeçerler ya da İmam Cafer’den. Bunlar Aleviliği bağlar mı peki? Bunları tamamen inkar edelim diye bir şey söylemiyorum. Ama bunlar üzerinden Aleviliği kurgulamak, anlamaya çalışmak mümkün değil.

    “ALEVİLİK KİTAPLARA SIĞMAZ”

    Piri Er, Aleviliğin kitaplara sığdırılacak bir inanç olmadığı vurgusunu da yaptı. Yazar Er, inançların da bireyler gibi değişim gösterebileceğini belirterek şu aktarımda bulundu:

    “Örneğin ben 5 tane kitap yazdım. ‘Yaşayan Alevilik’ kitabım 4. baskıyı yaptı. 4. baskıda da dizgiyi değiştirdim. Çünkü ben değiştim. Çünkü benim eriştiğim bilgi değişti. Olaylara bakışım değişti ve doğal olarak ben o yeni bilgiyi eklemek zorundayım. Şimdi siz 16. yüzyılda kaleme alınmış bir kaynağı 21. yüzyılda Aleviliğe uyarlamaya çalışır ya da Aleviliği ona göre yönlendirmeye çabalarsanız sorunlar çıkar. Dolayısıyla bu kitapları tek başına bir kaynak, Aleviliğin aslı gibi düşünmek çok sağlıklı bir yaklaşım olmaz. Bunlara hep eleştirel bir gözle bakıp gerçekten Aleviliğe uyan ya da uymayan yanlarını ayırıp öyle değerlendirmek lazım. Yoksa ‘İmam Cafer buyruğu kutsaldır, okuyalım’ demek ya da Fuzuli’nin Kerbela olayını anlattıklarını okursanız buradan bambaşka yerlere ulaşırsınız. Alevilik kitaplara sığmaz. Çünkü Aleviliğin tarifini yapmak zaten bana göre doğru bir şey değil. Yapamazsınız da yaptığınız zaman durağan hale getirirsiniz. Oysa Alevilik değişir. Anamın Aleviliği ile benim Aleviliğim aynı değil.”

    “YETER Kİ YOLUMUZDAN SAPMAYALIM”

    Piri Er, son olarak günümüz Alevi topluluklarının, farklılıklar sebebiyle yaşadıkları çatışmaya dair “Yol bir Sürek bin bir” sözü üzerinden şu mesajı verdi:

    “Yol cümleden uludur derler. Yani sürekler, Yolun alt alanlarıdır. Yol’un temel ilkeleri vardır. Hakk’ı insanda görür, vahdeti mevcutcudur. ‘Evrende var olanların toplamı tanrıyı oluşturur’ der. Enel Hakk düşüncesi vardır. O nedenle hiçbir şekilde insan hakkını gasp etmez, insan öldürmeyi düşkünlüğü kalkmayan suçlar içerisinde sayar. Alevilik bu yönleriyle korunur, Alevilik Alevilik olarak anlatılır ise, dayanışma kurumu olarak müsahiplik anlatılır ise suç işleme olarak düşkünlük kurumu işletilebilir ise Alevilik o zaman anlaşılır ve kavranır. Dolayısıyla süreğin bin bir olmasında hiçbir sakınca yok. Yeter ki yolumuzdan sapmayalım, yoldan çıkıp da başka yollara gitmeyelim diye düşünürüm.”

     Eren GÜVEN/ANKARA

    İlgili Haberler: ‘Alevilikte değişmeyen, kendisini yenileyemeyen kurallardan söz edilemez’-VİDEO

  • Doğan: Türkiye, AİHM’in Aleviler hakkındaki kararlarına direniyor, kabul edilemez

    Doğan: Türkiye, AİHM’in Aleviler hakkındaki kararlarına direniyor, kabul edilemez

    PİRHA-Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısını değerlendiren Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan, “Türkiye AİHM’in kararlarına direniyor. Özellikle de Alevilerin hakları söz konusu olduğu zaman. Bu artık kabul edilebilecek bir olay değildir” dedi. Doğan, AİHM kararlarının uygulanmaması halinde de yeni davalar açacaklarını vurguladı. 

    Cem Vakfı Genel Başkanı ve Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Onursal Başkanı İzzettin Doğan, Şişli’de bir otelde düzenlediği basın toplantısında, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin toplantısını değerlendirdi. Doğan, Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarına uymasını beklediklerini ifade etti.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin toplantısını değerlendiren Doğan, “Türkiye AİHM’in kararlarına direniyor. Özellikle de Alevilerin hakları söz konusu olduğu zaman. Bu artık kabul edilebilecek bir olay değildir” dedi.

    Alevilerin geçmişten bugüne bazı talepleri olduğunu, bunların karşılanması için son 30-35 yılda birçok siyasi parti ve liderleriyle bir araya geldiklerini anlatan Doğan, Alevilerin devlet bütçesinden pay alamadığını ifade etti.

    AİHM kararlarının uygulanmaması halinde de yeni davalar açacaklarını vurgulayan Doğan, “Mahkeme karar verdiyse o kararı uygula. Adaletin, barışın gereği bu. İnsanların barış içinde birbirlerine saygı göstermeye devam etmesinin yolu bu” diye konuştu.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Öker’den 30 Kasım mesajı: Alevi kurumları ses çıkarmalı, elleri kolları bağlı olamazlar!-VİDEO

    Öker’den 30 Kasım mesajı: Alevi kurumları ses çıkarmalı, elleri kolları bağlı olamazlar!-VİDEO

    PİRHA- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 30 Kasım’da AİHM’in, Alevilerin uğradığı hak ihlallerine ilişkin verdiği kararların akıbeti hakkında toplantı yapacak. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Turgut Öker, “Avrupa’da bu konu konuşulurken milyonları bulan Alevilerden ses çıkmaması garip karşılanır” diyerek Alevi örgütlerinin, bu konuda duyarlı olması gerektiğine vurgu yaptı.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 30 Kasım’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’deki Alevilerin yaşadığı hak ihlalleriyle ilgili verilen kararları masaya yatıracak. AİHM kararlarının akıbeti ile ilgili yapılacak toplantıda, mahkemenin Alevilerin sorunları hakkında karara bağladığı, ancak Türkiye’nin uygulamadığı dosyalar tek tek sorgulanacak.

    Gündeme gelmesi beklenen ilk dosyanın “Hasan ve Eylem Zengin Türkiye/Davası” olması beklenirken, “Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı/Türkiye Davası” da muhtemel bir diğer dosya olarak irdelenecek. Bakanlar Komitesi, 2019 yılında yapılan toplantıda her iki dosya için yapılması gerekenlere işaret etmişti. 30 Kasım’da yapılacak toplantıda ise geçen zaman dilimi göz önünde tutularak Türkiye’nin ne gibi adımlar attığı irdelenecek.

    “AVRUPA’DA İNANDIRICILIĞIMIZ SORGULANIYORDU”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker, 30 Kasım’da yapılacak toplantıya ilişkin görüş verdi. Öker, Hasan ve Eylem Zengin davasını işaret ederekTürkiye’de Alevilere yönelik bunca eşitsizlik, ayrımcılık uygulanmış olmasına rağmen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde hiç bir tane Alevilerle ilgili dosya söz konusu değildi” dedi.

    Turgut Öker, Hasan ve Eylem Zengin davasının, Alevi toplumu için neden önem arz ettiğini şu sözlerle anlattı:

    “Bir bütün olarak devletin Alevilere yönelik sistematik baskıları, katliamları, hak ihlalleri le ilgili bir dosya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yoktu. 1993 yılı sonrası bizler, Avrupa’da kitlesel şekilde örgütlendikten sonra Türkiye’de 15-20 milyon Alevi olduğunu söylediğimizde gülüyorlardı. ‘Almancaya çok hakim olmadığınız için milyon ile bini mi karıştırıyorsunuz?’ diyorlardı. Sonra biz, ısrarla Türkiye’de toplam nüfusun üçte birinin Alevi olduğunu iddia ettiğimizde ‘böyle anormal bir durum olamaz’ diyorlardı. ‘Bu bir gerçeklikse nasıl bu kadar saydığınız hak ihlallerine rağmen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bugüne kadar bir şikayetiniz gelmedi?’ diyorlardı.

    2000’li yıllardan itibaren Türkiye’deki arkadaşlarla bir araya geldiğimizde bunu çok paylaştık. ‘bizi bu mahcubiyetten kurtarın, Avrupa’da inandırıcılığımız sorgulanıyor’ derdik. Ve o süreç içerisinde 2003 yılında Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Kazım Genç idi. Hukukçu kimliğiyle Avrupa’da bir panelde ilk defa ‘Sizi, sıkıntılı bir durumdan kurtaracak haberim var’ dedi. Türkiye’de Hasan Zengin isimli bir veli, kızı Eylem Zengin için zorunlu din derslerinden muaf olması sebebiyle dava açtığını söyledi.

    Avukat Kazım genç ‘Konfederasyon olarak bu konuya destek olursanız ben bu davayı takip edip Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gelmesi için katkı sunacağım’ dedi. Bu bizler için çok önemliydi. Türkiye’de Alevilere yönelik eğitim alanındaki ayrımcı uygulamaları belgeleri ile birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne getirmek önemliydi.

    2004 yılı 2 Ocak tarihinde Kazım Genç ile birlikte dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürüp elimizle verdik. Bizler, bunu sadece Eylem Zengin’le sınırlı bir dava olmanın ötesine taşımak istedik. 2006 tarihinde duruşma günü verildi. Avrupa’dan bilim insanlarının yanı sıra Türkiye’den hukukçular da dahil oldular. O tarihten sonra başka oldu mu bilmiyorum ama salon ve dışarısı tıklım tıklım dolmuştu. Kitlesel bir duruşma oldu.”

    “TÜRKİYE’Yİ SAVUNAN AVUKATLAR KOMİK POZİSYONA DÜŞMÜŞLERDİ”

    Turgut Öker, 2006 yılında  görülen ilgili davaya ilişkin önemli gelişmeleri hatırlatarak, Türkiye’yi temsilen katılan 5 avukatın, o duruşmada yalan savunma yaptığını söyledi. Öker, AİHM tarafınca zorunlu din derslerinin neden hak ihlali olarak görüldüğünü şu sözlerle anlattı:

    “Duruşmada bir devletin nasıl bu kadar gülünç pozisyona düştüğüne şahit olduk. Türkiye’yi temsil eden avukatlar, hepimizin gözü önünde yalan söylediler. Türkiye’de güya zorunlu din dersleri yokmuş ve mevcut din dersleri bütün inançları anlatıyormuş! Hatta Aleviliği de anlatıyormuş! Kazım Genç, avukat olarak hazırlıklı gelmişti ve tek tek bütün sınıflarda okutulan ders kitaplarının örneklerini sunmuştu. Orada bir devletin hukuk anlamında bile bu kadar yalan söyleyebildiğini görebilmiştik. Gerçeklerden uzak, davayı kazanma uğruna komik pozisyona düşmüşlerdi.

    Sonrasında 9 Ekim 2007’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını kamuoyuna açıkladı. O kararda zorunlu din derslerinin hak ihlali olduğuna karar verildi. Bu kapsamda ‘zorunlu din dersleri kalkmalı, olacaksa da tercihli olmalı’ denildi. İkinci olarak mahkeme, ‘eğer din dersi veriyorsanız Aleviliği de dahil edeceksiniz’ dedi.”

    “DİKKAT ÇEKEN BİR ŞEY YAPMAMIZ LAZIM”

    Turgut Öker, hem Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun hem de Türkiye’deki örgütlerin zorunlu din derslerinin kalkması için büyük çaba sarf ettiğine vurgu yaptı. Öker, Türkiye’de Alevilere dönük ayrımcılığın bilinmesi açısından 30 Kasım’daki toplantının önemli olduğunu belirterek “Bu kapsamda Avrupa’daki Aleviler 30 Kasım’da konseyin önünde kitlesel bir basın açıklaması yapacaklar. Türkiye’deki Alevi kurumları olarak da mutlaka dikkat çeken bir şey yapmamız lazım” dedi.

    Turgut Öker, 30 Kasım’da Eylem Zengin davasının haricinde iki önemli dosyanın daha görüşülmeye alınacağına işaret ederek şöyle devam etti:

    “Cemevlerinin elektrik ve su parasından muaf tutulması ile ilgili Cem Vakfı’nın açmış olduğu ve kazandığı bir dava da ele alınacak. Üçüncü dava dosyası ise İzzettin Doğan’ın açmış olduğu ‘Türkiye’de hukuksal alanda devletin, Alevilere ayrımcı yaklaşımı ile ilgili’ dava olacak.”

    “KURUMLAR, ELLERİ KOLLARI BAĞLI OLAMAZLAR”

    AABK Kurucu Başkanı Turgut Öker, söz konusu toplantı öncesinde Alevi kurumlarının ses çıkarması gerektiğine vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Oradaki komite üyeleri, bu konuyu konuşurken milyonları bulan Alevilerden ses çıkmaması garip karşılanır. O nedenle Alevi hareketinin bir adım öne çıkması lazım. Bu konuda bir şeyler yapılması lazım.

    Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni hem umursamıyor hem de kendi karanlık emelini eğitim alanında da bağırta bağırta hayata geçiriyor. 2004’lü yıllarda sadece zorunlu din dersleri vardı ancak bugün bütün eğitim dinselleşti.

    Şimdiden tüm Avrupa’daki federasyonlarımız, ülkelerindeki Avrupa parlamenterlerine mektup yollamalılar. ‘Kendi iradenizle oluşturduğunuz bir mahkeme kararı var. 2004’ten bu yana Türkiye kılını kıpırdatmıyor. Ya bir karar vermeyin ya da kararınızı takip edin, arkasında durun’ denilmesi lazım.

    Böylesi bir süreçte uluslararası alanda Alevilerin mağduriyetleri gündeme getirilirken kurumlar, elleri kolları bağlı olamazlar. Bundan sonra götürülecek davalar açısından da gayri ciddi bir durum olur. Kazanılmış davaları bile takip edemeyen Alevi kurumları başka neyi takip edecek ve neyin kazanımını halka sunacak? O nedenle de çatı kuruluşları bir araya gelmeli, kamuoyuna, siyaset dünyasına, Alevi toplumunun kitlesel duyarlılığına denk düşecek adımlar neler olabilirse bu noktada adım atılmalı.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • DAD’dan Diyanet’in ziyaretine tepki: Herkesi edep erkana davet ediyoruz

    DAD’dan Diyanet’in ziyaretine tepki: Herkesi edep erkana davet ediyoruz

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri, Diyanet İşleri Başkanı’nın Cem Vakfı Onursal Başkanı İzzettin Doğan’a Kur’anlı ziyaretine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “İnançlara saygılı olması gereken, bir taziye ziyaretini misyon magazinel bir boyuta taşıma fırsatçılığı gösteren ve misyoner edası takınan Ali Erbaş’a hatırlatmak isteriz” ifadeleri kullanıldı. 

    Demokratik Alevi Dernekleri(DAD), Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Cem Vakfı Onursal Başkanı İzzettin Doğan’a Kur’anlı taziye ziyaretine ilişkin açıklama yaptı.

    Açıklama şöyle:

    “RIZALI CANA NİYAZ HAKTIR”

    “EDEP – ERKAN: Hakk Yol Alevi yolu ikrarlık ve rızalık yoludur. Rıza kulli varlığa niyaz olup Hakk Rızasını çiğnemeyen, ana hakikati ile emdiği süt kadar kendi ile rızalı cana ve cemale rızalıktır. Rızalı cana niyaz haktır. Bu vesile ile bizler rızalı külli varlığa niyaz olduğumuz gibi canın rızık kapısı eşiğine de niyaz oluruz. Bu kapı bize göre haramın ve rızasızlığın girmemesi gereken kapıdır. Rızık Hakkın gayret makamıdır. Kal u Bele’den varlığın halinden ilk gayretten niyazımızdır bu. İnsan donuna biçtiğimiz makam ise kadrini bilen İnsan-ı Kamil olma düsturudur. İnsan-ı kamil meselelere güçlü yaklaşan kemalet erbabı candır. Tüm peygamberliksel eşikler bizler için hakikat barındırır. Çünkü içerisinde Xızır’ın gayreti vardır. Her Peygamber zamanın elçisi Xızır’ın hakikat bilgisinden geçmelidir. Hakkın rızalı haline niyaz olsun. Hakk Yasası olan Şir(Süt) Yasasına layık olsun. Hakk bu yasa üzerine Velayet çerağını nurlandırır. Bu minval üzerinedir meselelere yaklaşımımız.
    Dün bizlere göre rıza makamını inciten, Kuran-ı Zişan hakikatini gerçeğinden bir iktidar dinamiğine kurban veren, biz Aleviler için ise rızasız bir makam olduğu, kaldırılması gerektiği, inanların kendi gayretleri ve iç rızalaşmaları ile temsil edilmesi. İnancın vicdanların hakikat süreği olduğu gerçeği temel düsturumuz olması vesilesi ile bir yerden emir alan, rızkını müminlerin rızalı lokmalarından almayan, helali, haramı gözetmeyen nasıl alındığı belli olmayan maaşlı, Hakk rızası dışında emir- memur zinciri ile çalışan Diyanet İşleri başkanı önünde İzzetin Doğan’ın eğilmesidir.

    “BUGÜN CANA NİYAZDAN ÇOK MEMURİYETE NİYAZ VAR”

    Yoksa Niyaz olunan Muhammet Mustafa gerçeği Kuran-ı Zişan değildir. Aynı niyazı İsa Nebi’nin hakikat Kelamı İncile’de yapacağımız gibi. Aynısını Musa Nebi’nin hakikat kelamı Kitab-ı Mukaddes’e yapacağımız gibi. Biz Alevilerin niyaz olacağı can rızalı can olmalıdır. Fakat biliyoruz ki bugün Hakk Cemali cana niyazdan çok bir memuriyete niyaz vardır. Bu durumu sayın İzzettin Doğanın’da, İnançlara saygılı olması gereken, bir taziye ziyaretini misyon magazinel bir boyuta taşıma fırsatçılığı gösteren ve misyoner edası takınan Ali Erbaş’a hatırlatmak isteriz.

    “HERKESİ EDEP ERKANA DAVET EDİYORUZ”

    Her hali edep – erkan ile karşılamak gerek. Ocaklarımız Edep- Erkanı yerini bilmek, bulunduğu hali taşımak, Hakk’ın kadrini bilmek olarak bizlere aktarmışlardır. Bu vesile ile bazı kurum ve bireylerin sorumluluktan uzak toplumlara ve inançlara saygı göstermeyen küfrü yaklaşımları da edep erkandan uzak bir durum olarak algılıyoruz. Başta İzzettin Doğan olamak üzere herkesi edep erkana davet ediyoruz.
    Hakk Aynamız, Xızır Yardımcımızdır.

    (HABER MERKEZİ)

  • Diyanet İşleri Başkanı’ndan İzzettin Doğan’a Kuran’lı taziye ziyareti

    Diyanet İşleri Başkanı’ndan İzzettin Doğan’a Kuran’lı taziye ziyareti

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, elinde Kuran’la önceki gün ağabeyi Hakka yürüyen Cem Vakfı Onursal Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan’a taziye ziyaretinde bulundu. 

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Cem Vakfı Onursal Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan’a, Malatya’da Hakka yürüyen ağabeyi Mazlum Doğan için başsağlığı dileğinde bulundu. Erbaş, çeşitli programlar için bulunduğu İstanbul’da İzzettin Doğan’a taziye ziyareti gerçekleştirdi.

    Erbaş’ın taziye ziyaretine cübbesiyle ve elinde Kuran ile gelmesi dikkat çekti. İzzettin Doğan’ın ise Erbaş’tan Kuran’ı öperek aldığı görülüyor.

    Ziyarette İstanbul İl Müftüsü Mehmet Emin Maşalı da yer aldı.

    (HABER MERKEZİ)