Etiket: Jeoloji Mühendisleri Odası

  • 18. İşçi Filmleri Festivali Ankara’da

    18. İşçi Filmleri Festivali Ankara’da

    PİRHA-18.İşçi Filmleri Festivali, 14-19 Ekim tarihleri arasında Ankara’da sinemaseverlerle buluşacak. Açılışta gazeteciler, işçiler, ev eksenli çalışan kadınlar ve öğretmenler direnişlerini anlatacak.

    18. İşçi Filmleri Festivali, 14-19 Ekim tarihleri arasında Ankara’da izleyiciyle buluşacak. 14 Ekim günü saat 18.30’da Kavaklıdere Sineması’nda oyuncu Gözde Duru’nun sunuculuğunu yapacağı açılışta Cem Kaya’nın “Aşk, Mark ve Ölüm” filmi gösterilecek.

    Grup Tersname’nin konser vereceği açılış töreninde ayrıca Sputnik’te greve çıkan gazeteciler, direnişteki FEDAŞ işçileri, ev eksenli üretim yapan kadınlar ve özel okul öğretmenleri mücadelelerini anlatacak. Festival kapsamında tamamı ücretsiz olan gösterimler, 3 yıllık aranın ardından Kavaklıdere Sineması ile Mülkiyeliler Birliği’nde gerçekleşecek.

    DİSK Basın-İş, Sine-Sen, Halkevleri ve Sendika.Org’un kurucusu olduğu İşçi Filmleri Festivali’nin Ankara programının destekleyicileri ise Ankara Tabip Odası, İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi, Jeoloji Mühendisleri Odası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Kült Kavaklıdere ve Mülkiyeliler Birliği.

    FESTİVAL KAPSAMINDA GÖSTERİME GİRECEK FİLMLER

    Festival kapsamında Mülkiyeliler Birliğinde 15 Ekim Pazar günü “Aşk, Mark ve Ölüm”, “Dar Ayakkabıyla Yaşamak” ve “Yaramaz Çocuklar”, 16 Ekim Pazartesi günü “Zeytinliğin Ardı”, “Metamazon” ve “Fatma’dan Sonra 40 Yıl”, 17 Ekim Salı günü “Cehennem Boş, Tüm Şeytanlar Burada”, “Moloz’da Çekiç Sesleri” ve “Lacivert Gece”, 18 Ekim Çarşamba günü “Çöpün Dünyası”, “İşçilerin Haziranı” ve “Kızıl Şehir”, 19 Ekim Perşembe günü ise “Beyaz Motosiklet, Devrimin Beyaz Küheylanı”, “Örgütlendikçe Güçleniyoruz” ve “Carare’nin Yeniden Doğuşu” gösterilecek.

    Kavaklıdere Sineması’nda ise 16 Ekim Pazartesi günü “Beyaz Motosiklet, Devrimin Beyaz Küheylanı”, “İşçilerin Haziranı” ve “Moloz’da Çekiç Sesleri”, 17 Ekim Salı günü “Fatma’dan Sonra 40 Yıl”, “Dar Ayakkabıyla Yaşamak”, Örgütlendikçe Güçleniyoruz”, “Zeytinliğin Ardı”, “Çöpün Dünyası” ve “Metamazon”, 18 Ekim Çarşamba günü “Yaramaz Çocuklar”, “Metamazon” ve “Cehennem Boş, Tüm Şeytanlar Burada”, 19 Ekim Perşembe günü ise “Lacivert Gece” ve “Kızıl Şehir” yapımları gösterilecek.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • ‘Vadilerimiz sadece ekolojik olarak değil inanç merkezi oldukları için de korunmalıdır’

    ‘Vadilerimiz sadece ekolojik olarak değil inanç merkezi oldukları için de korunmalıdır’

    PİRHA- Munzur ve Pülümür vadileri, Cumhurbaşkanlığı Kararı ile kesin korunacak hassas alan ilan edildi. Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, korumaya alınan bölgenin yetersiz olduğunu belirterek, “Dersim’de Alevi inanç toplumu, vadinin tamamını bir inanç vadisi olarak görüyor. Vadinin, sadece ekolojik temelli bilimsel çalışmalara göre değerlendirilmesi kabul edilebilir değil” dedi.

    Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.

    Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.

    Cumhurbaşkanlığı Kararı ile kesin korunacak hassas alan ilan edilmesinin ne anlama geldiğini Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan’a sorduk.

    ‘VADİLERİMİZ İNANÇ MERKEZİ OLDUKLARI İÇİN KORUNMALIDIR’

    Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, birinci derecede koruma altına alınmış bölgenin Munzur Gözeleri’nin kuzeyinde yer alan yamaçlarla sınırlı tutulduğunu, elbette buranın da korunması gerektiğini ancak sadece bu alanın korumaya dahil edilmesinin yetersiz olduğunu söyledi.

    Alan, “Dersim’de Alevi inanç toplumu, vadinin tamamını bir inanç vadisi olarak görüyor. Bölge insanı için inanç merkezi konumunda bulunan ve kutsiyet değeri olan bir vadinin, toplumun manevi değerlerinden koparılarak, buranın sadece ekolojik temelli bilimsel çalışmalara göre değerlendirilmesi kabul edilebilir değil” dedi.

    Geçtiğimiz yıllarda yaptıkları Munzur Jeoapark Çalıştayı’nda bölgede yer alan çok sayıda buzul gölü, buzul vadileri, moren çökelleri, şelaleler, ören yerleri, Ovacık fay lokasyonu ve sayısız kanyonların yer aldığını, çok sayıdaki bu jeolojik varlık için hiçbir koruma statüsü getirilmediğini belirten Alan, şöyle devam etti:

    “Buranın ekolojik tabanlı raporlarla değil, bölge insanı için bir inanç merkezi olması niteliğinde olması nedeniyle korunması, vahşi kullanım ve kirleticilerin etkilerinden arındırılması için Yeni Zelanda’daki Whanganui ile Hindistan’daki Ganj nehirlerinde olduğu canlı varlık statüsü tanınması için özel yasal düzenleme yapılması gerektiğini düşünüyorum.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER

    Munzur ve Pülümür Vadileri ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edildi

  • Jeoloji Mühendisi Erkan Demir: İktidar bildiğini okuyor, acısını halk çekiyor-VİDEO

    Jeoloji Mühendisi Erkan Demir: İktidar bildiğini okuyor, acısını halk çekiyor-VİDEO

    PİRHA- Jeoloji Mühendisi Erkan Demir, deprem felaketinin nedeninin iktidarın rant politikasının sonucu olduğunun altını çizerek, “‘Her şeyi ben bilirim, en iyisini ben yaparım’ şeklinde bir tavırla kendilerini bilimden, mühendislikten, teknikten ya da yaşadığımız bu deneyimlerden uzaklaştırarak kendi bildiğini okuyan bir zihniyetle tüm yurttaşlarımızın aslında canıyla, malıyla, geleceğiyle oynuyorlar” dedi.

    AFAD, Maraş merkezli depremlerde hayatını kaybedenlerin sayısının 50 bin 96’ya yükseldiğini açıklarken, deprem felaketinin yaşandığı yerlerde gıda, hijyen ve barınma sorunu devam ediyor.

    İktidar yıkılan binaların molozlarını hiçbir uyarıyı dikkate alınmadan dere yataklarına ya da tarım arazilerinin bulunduğu alanlara döktürüyor.

    Jeoloji Mühendisi Erkan Demir ile depremi ve sonrasını konuştuk.

    İktidarın 20 yıldır rant politikasıyla çevre katliamı yaşattığını belirten Demir, deprem felaketinin de bu politikalardan bağımsız ele alınamayacağını kaydetti.

    “TÜM YURTTAŞLARIMIZIN CANIYLA, MALIYLA, GELECEĞİYLE OYNUYORLAR”

    Yaşam anlarının tehdit altında olduğunun altını çizen Demir, “Yani böylesi bir felaketin üzerinden, bu travma yaşanmış yurttaşların daha güvendiği alanlara nakledilmesi, en azından kendilerini toparlayıncaya kadar daha güvenli alanların olması çok zor değildi. Türkiye’de tek adam rejimi bünyesinde bulunan bakanlıklardan valiliklere kadar aynı mantıkla aynı silsileyle işliyor. Her şeyi ben bilirim, en iyisini ben yaparım şeklinde bir tavırla kendilerini bilimden, mühendislikten, teknikten ya da yaşadığımız bu deneyimlerden uzaklaştırarak kendi bildiğini okuyan bir zihniyetle tüm yurttaşlarımızın aslında canıyla, malıyla, geleceğiyle oynuyorlar” dedi.

    “HESABI SORULMALI

    14 Mayıs’ta yapılacak seçime işaret eden Demir, şunları söyledi:

    “Umut ediyoruz, bu ülkede artık bu son ders olur. Kamusal alanlarımızda, konutlara güvenerek içinde kalabileceğimiz bir süreci inşa etmek zorundayız. Bu geç değil. Bugünden başlamak gerekiyor. 1999’da geç değildi aslında. Önümüzde bir İstanbul depremi var. 99’dan bu yana deprem vergisi adı altında toplanan bütçelerin, bu kentlerdeki yapı stokunu yeniden inşa edecek düzeyde bir ekonomi de var ettiğini biliyoruz. Bu kaynakların hepsi birileri tarafından yok edildi. Bunun da hesabını sormak gerekiyor.”

    Enkaz kaldırma çalışmalarındaki sorunlara değinen Demir, “Enkaz kaldırma çalışması devam ediyor. Bu molozların şu anda dere yataklarına yığın olarak transfer edilmesi bölgede geleceği besleyecek olan su kaynaklarının kirletilmesi riski yarın bu bölgede oluşacak hastalıklara davetiye çıkaracaktır. Bir ay içerisinde bu işler öyle bir yani organizasyonel taşeron edilmiş ki, ne çabuk dökülecek yere ve kaldıracak firmalara karar verdiniz, geçici konutların inşasıyla ilgili alanların belirlenmesine kim karar verdi, nasıl karar verdi? Geleceği inşa etmek istiyorsanız, bu yaşadığınız enkazdan doğru bir şekilde çıkıp gelecekte benzer problemler yaşamak istemiyorsanız oturup nerede yanlış yaptık, ne yapmalıyız? sorusunun cevabının verilmesi lazım” şeklinde konuştu.

    “SÜREÇ OLDU BİTTİĞE GETİRİLİYOR”

    Dayanışmayı büyütüp yaraların sarılması için çaba içinde olmaya devam edeceklerini ifade eden Demir, “Bu acıyı dindirecek olan devlet dediğimiz mekanizmanın artık bu yanlışları bırakıp doğru politikalarla hareket etmesi gerekiyor. Bu kurumlara hepimizin ihtiyacı var. Bugünkü iktidarın yaptığı yanlışlar aslında geleceğimizi ipotek altına almaktır. Yarın bu yağan yağmurlarla içme sularımızı kirletecek ve geriye dönüşü yok. Yani içebilecek temiz suyumuzun olmadığı kentleri düşünelim. Nasıl yaşayacaksınız? Ya da tarım arazilerimizin yok olduğunu düşünelim. Yani gıda fiyatlarının bu derece yükseldiği, iklim krizinin bu derece kapıda olduğu bir süreçte biz yarın bu nüfusla gıdaya erişemeyeceğiz. Bu da bir sorun. Sağlık sorunları yaşayacağız. Böylesi bir enkazın olduğu bölgede yeniden inşaat süreci böyle oldu bittiye getirilmemeli. Bu yanlış yine bize büyük sorunlar getirecek. Umut ediyorum bu iktidardan kurtuluruz. Çünkü bu kadar yanlışın üst üste yapıldığı bir süreç emin olun o bölge için değil sadece, Türkiye genelinde de aslında ciddi sorunlar getirecektir” diye konuştu.

    “AKKUYU KAPATILMALI, UTANÇ MÜZESİ YAPILMALI”

    Deprem felaketinin yaşandığı sırada yapımına devam eden Akkuyu Nükleer Santral inşasına da değinen Jeoloji Mühendisi Erkan Demir, “Deprem konusunda dünyanın en iyi teknolojisine sahip Japonya sınıfta kaldı. Japonya’nın başına bela oldu. Kapatamıyor, yıkamıyor. Bir yere taşıyamıyor. Çünkü böyle bir şey mümkün değil. Ama bugün nükleer santrale baktığımız zaman hummalı bir şekilde devam ediyor. Neden? Tek adam karar vermiş. İktidarın yaptığı yanlışların ya da yapacağı yanlış olarak duran bu projenin zaten iptalle ilgili bir süreç illa ki başlayacaktır. Umut ediyorum iktidar değişimiyle beraber, bu ülkede bir şeyler değişecektir ve Akkuyu Nükleer Santral inşaatı bir utanç müzesi olarak kalacaktır” şeklinde dile getirdi.

    YURTTAŞLARA ÇAĞRI

    Yerel yönetimlerin bir an önce deprem ile ilgili gerekli çalışmaları yapması çağrısında bulunan Demir, yurttaşların da yaşamına ve doğasına sahip çıkması gerektiğini ifade etti.

    Diren KESER/MERSİN

  • Jeoloji Mühendisleri Odası: Deprem bölgesindeki HES ve barajlar zarar gördü!

    Jeoloji Mühendisleri Odası: Deprem bölgesindeki HES ve barajlar zarar gördü!

    TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu, 6 Şubat’ta merkez üstü Pazarcık olan depremlerin birçok ildeki baraj ve HES’lere de zarar verdiğini açıkladı.

    Merkez üstü Pazarcık olan depremlerin yarattığı tahribat, gün geçtikçe daha da belirgin hale geliyor. Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu, 7.7 ve 7.6 şiddetindeki depremlerin Maraş, Malatya, Antep, Hatay, Adıyaman, Osmaniye, Adana, Kilis ve Urfa’da baraj ve HES’lere de zarar verdiğini açıkladı.

    “JEOTEKNİK ARAŞTIRMALARIN YAPILMADIĞI ANLAŞILMAKTA”

    Jeoloji Mühendisleri Odası tarafından konuya ilişkin yazılı açıklama yapıldı. Aktarılan bilgilere göre, Gölbaşı-Malatya arasında Göksu Çayı’nın üzerinde inşa edilen Boztepe Enerji Üretim Pazarlama Tesisinin Regülatör ve İşletme Müdürlüğü’nün bulunduğu bölgede bir kilometreden fazla bir alanın sıvılaşma, yanal yayılma ve heyelandan kaynaklı olarak kullanılmaz hale geldiği açıklandı. Yapılan açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi:

    “Özellikle depremin ardından meydana gelen heyelanın HES inşaatının bulunduğu alana doğru da devam ettiği ve o bölgede de bazı hasarlara neden olduğu görülmektedir. Nehir tipi HES inşaatlarında arzu edilen jeolojik jeoteknik araştırmaların yeterince yapılmadığı, bu heyelan kütlesinin bu tür yapılara olası etkilerinin göz ardı edildiği anlaşılmaktadır.​

    DSİ Genel Müdürlüğü ile Elektrik Üretim AŞ’nin özellikle bu tür alanları gözden geçirmesi ve olası mühendislik problemlerini çözmesi gerekmektedir. Ayıca Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu Başkanlığının da tüm enerji tesisleri için bir düzenleme yaparak, mevcut baraj ve HES tesislerin deprem güvenliği açısından yeterliliğini değerlendirmeli, yeterli görülmeyen tesisler kapatılarak deprem güvenliği sağlanana kadar enerji satın alma işlemi durdurulmalıdır. Aksi takdirde gelecekte meydana gelebilecek herhangi bir olası depremde daha büyük felaketlerle karşı karşıya kalınacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı: Cumhurbaşkanı dahil tüm yetkilileri önceden uyardık

    Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı: Cumhurbaşkanı dahil tüm yetkilileri önceden uyardık

    PİRHA- Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Alan, 10 ilde hissedilen ve çok sayıda can, mal kaybına neden olan 7.7 büyüklüğündeki depreme ilişkin konuşarak, “Hatay’a, Kahramanmaraş’a ilişkin geçen yıl deprem danışma kurulu öncülüğünde 24 kentimizin 18’ine ilişkin raporları yayımladık. Cumhurbaşkanımız dahil olmak üzere, ilgili siyasi partilere, bölge milletvekillerine gönderdik, geri dönüş yapmadılar” dedi.

    Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Alan, 10 ilde hissedilen ve çok sayıda can, mal kaybına neden olan Maraş depremine ilişkin konuştu.

    Alan, yaptığı açıklamada, “24 kentimizin 18’ine ilişkin raporları yayımladık. Cumhurbaşkanımız dahil olmak üzere, ilgili siyasi partilere, bölge milletvekillerine tek tek gönderdik” dedi.

    “2 YILDIR TÜM YETKİLİLERİ UYARIYORUZ”

    Halk Tv’ye konuşan Prof. Hüseyin Alan, Maraş’ta meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki depremle ilgili 2 yıldır yetkilileri uyardıklarını söyledi.

    Alan yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

    “Hatay’a, Kahramanmaraş’a ilişkin geçen yıl deprem danışma kurulu öncülüğünde 24 kentimizin 18’ine ilişkin raporları yayımladık. Cumhurbaşkanımız dahil olmak üzere, ilgili siyasi partilere, bölge milletvekillerine tek tek gönderdik. Alınması gereken tedbirleri yazdık 2 yıl önce. Odamızın web sayfasında bu raporlarımız var, kimlere gönderdiğimiz var ama bugüne kadar, ne o ilin milletvekilleri, ne yetkili kurumları geri dönüş bile yapmadılar.”

    (HABER MERKEZİ)

  • JMO Başkanı: Toplum için kutsal olan Munzur Vadisi’ne ‘koruma statüsü’ talep ediyoruz-VİDEO

    JMO Başkanı: Toplum için kutsal olan Munzur Vadisi’ne ‘koruma statüsü’ talep ediyoruz-VİDEO

    PİRHA – Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan, Munzur Gözeleri başta olmak üzere Dersim’deki akarsu ve vadilerin önemine dikkat çekti. Alan, Munzur Gözeleri için “Bölgeye ‘canlı yaşam statüsü’ tanınmalı. Umut ediyorum ki öncelikle bölgedeki sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, milletvekilleri, bu hususu dikkate alarak o bölgeyi bir koruma statüsüne kavuşturur” dedi.

    Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan, Dersim coğrafyasında kutsal kabul edilen ancak birçok etmen sebebiyle tehlike altında olan Munzur çayı hakkında bilgi verdi. Hüseyin Alan, bölgenin bu yıl içerisinde yeterince yağış aldığına işaret ederek akarsuların da eski debilerine ulaştığını söyledi.

    Hüseyin Alan, hidroelektrik Santraller (HES) ve barajların, bölge ikliminde değişime neden olduğuna da işaret ederek şunları söyledi:

    “Munzur Çayı aşağı yukarı 40’ı aşkın gözeden çıkan sularının yüzeye çıkmasıyla, yani Munzur Dağları’ndan süzülen suların o bölgede çıkmasıyla oluşan bir kaynak. Daha sonra buna Mercan suyu ve yan derelerden gelen sularla beslenerek Murat Nehri’ne oradan da Fırat Nehri’ne boşalan bir çayımız olduğunu özellikle belirteyim. Munzur Gözelerinin olduğu bölümün tamamı Munzur dağlarındaki karstik yapılardan, yani oradaki karların erimesi sonucu oluşmuş buzul göllerinin süzülmesi sonucunda meydana geldiği için barajların bu bölgede doğrudan etkisinin olduğunu söyleyemem. Ama barajların özellikle orada mikro klimayı değiştirmesinden kaynaklı olarak küresel iklim değişikliğinin etkileri ile son yıllarda özellikle düşük miktarda kar yağışı alması nedeniyle oradaki gözelere akan suyun eriyen kar sularının azalması nedeniyle bir hayli debisinin düştüğünü söyleyebilirim. Hatta geçtiğimiz Aralık ayında ben de Dersim’deydim ve saniyede 13 metre kadar düşen bir debiye sahip olduğunu oradaki vatandaşlarımız ifade ediyorlardı. Ama bu yıl görece olarak geçmiş yıllara göre kar yağışının artması nedeniyle son günlerde o bölgede özellikle Munzur Gözelerinin eski ihtişamına kavuştuğu ifade ediliyor. Bu tamamen bölgenin aldığı kar ile ilintili olduğu için bu sürecin korunması gerekiyor.”

    “MUNZUR, KUTSALİYET ATFEDİLEN BİR NEHRİMİZ”

    Alan, Munzur Gözeleri ve vadisindeki peyzaj eksiklerine de dikkat çekti. Yöre halkı için söz konusu bölgenin kutsaliyet taşıdığına vurgu yapan Alan, “Munzur o bölge için bir inanç merkezi” dedi.

    Hüseyin Alan, Munzur Vadisi’nin koruma altına alınması konusunda uyarıda bulunarak sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Munzur, bölge insanı için kutsaliyet atfedilen bir nehrimiz. Dünyada da buna benzer nehirler, çaylar söz konusu. O nedenle insanlarımız yoğun olarak o bölgeyi ziyaret edip, dualar okuyor, mum yakıyor ve kurban kesiyor. Aynı zamanda oralar bir ören yeri. Bu açıdan o bölgenin kutsaliyetini de dikkate alarak bir peyzaj düzenlemesinin yapılmasının uygun olacağını düşünüyoruz. Ama bölge insanının gerçekten fikrini alıp, amaca hizmet edecek şekilde bir peyzaj düzenlemesine ‘Evet’ denilebilir. Oysa son yıllarda Valilik tarafından başlatılan, birçok kişinin veya kurumun görüşleri alınmaksızın yapılan peyzaj düzenlemelerinin çok yerinde olduğunu düşünmüyoruz. Artık yılda bir milyonu aşkın insanın ziyaret ettiği gözelerin insan sirkülasyonuna olanak tanıyan, çevre düzenlemesinin, yol, altyapı, tuvalet, kurban kesim merkezi gibi insanların rahatça ibadetlerini yerine getirecekleri bir şekle dönüşmesinin çok anlamlı olduğunu düşünüyoruz. Ama bugünkü yapılan peyzajın bu amaçların hiçbirisini gerçekleştirecek bir düzenleme olmadığını biliyoruz.”

    MUNZUR VE PÜLÜMÜR VADİSİ İÇİN YASAL DÜZENLEME STATÜSÜ TALEBİ!

    Hüseyin Alan, 2018 yılında Munzur Vadisi ile birlikte Pülümür Vadisi’ni de kapsayan bir coğrafyanın ‘Jeopark’ alanına dönüştürülmesi için yaptıkları çalışmayı da hatırlattı. Alan, birçok dünya ülkesindeki akarsu ve coğrafyaya, bölge halkının kültürel yapısı göz önünde tutularak özel statü sağlandığını belirterek şunları aktardı:

    “Yeni Zelanda’da mesela Maorilerin yaşadığı bir vadi söz konusu ve bu vadi çok önemli. İlk başta Yeni Zelanda parlamentosu, yerel halkın inançlarını göz önüne alarak oraya 2017 yılında ‘canlı yaşam statüsü’ tanıdı. Ardından yine aynı yılda Hindistan’da Ganj ve Yamuna nehirleri kutsaliyet atfedilen havzalardan biri. Hindistan Anayasa Mahkemesi benzer bir kararı her iki nehir için de aldı. Şimdi Munzur Vadisi, Pülümür Çayı ile birleştiği noktadan tutun gözelere kadar birçok yerde insanların inanç merkezi olarak kullandığı alanlar söz konusu. İki suyun birleştiği yere ‘Gole Çeto’ deniliyor. İnsanlar oraya gidip adaklar adayıp, mumlar yakıp, dualarını ediyor. Munzur Vadisi boyunca Dikilitaş, Ana Fatma, Halbori Gözeleri gibi ta ki Munzur suyunun çıktığı yere kadar birçok yerde insanlar ibadetlerini yerine getiriyor. Bu vadi o bölge insanı için bir kutsaliyet arz ediyor. Biz de bu hassasiyete inanarak Alevi toplumu açısından bir inanç vadisi olması sebebiyle burası için bir yasal düzenleme statüsü talep ettiğimizi belirtelim.”

    “‘MUNZUR VADİSİNE CANLI YAŞAM STATÜSÜ’ TANINMALI”

    Hüseyin Alan, Munzur Vadisi başta olmak üzere Dersim’de kutsal görülen bölgelerin koruma statüsü altına alınması için çalışma yürütülmesi gerektiğini belirtti. Alan, sorumluluğu olan kişi ve örgütlere ise şu çağrıda bulundu:

    “Maalesef bugüne kadar ne parlamentodaki milletvekillerinin ne de bölgedeki sivil toplum kuruluşlarının, arzu eden dinamiği sergilediğini söyleyemem. Ama mutlaka gelecekte bu toplumun inanç yapısı korunacaksa bu bölgede maden sahaları kapatılmak isteniyorsa, bu vadi özellikle HES’lerden, barajlardan kurtarılmak isteniyorsa mutlaka bu vadinin, bölge insanının inanç merkezi olduğu gerçeğinden hareketle ‘canlı yaşam statüsü’ tanınmalı. Bunu Jeoloji Mühendisleri Odası olarak bizler birçok toplantıda dile getiriyoruz. Umut ediyorum öncelikle bölgedeki sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, milletvekilleri, bu hususu dikkate alarak, konuyu Meclis gündemine alıp o bölgeyi bir koruma statüsüne kavuşturur ve inanç merkezi haline dönüştürebilirler.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Jeoloji Mühendisleri Odası uyardı: Fay zonları üzerindeki yapılaşmadan vazgeçin!

    Jeoloji Mühendisleri Odası uyardı: Fay zonları üzerindeki yapılaşmadan vazgeçin!

    PİRHA-TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu, 1999 Marmara Depreminin 22’inci yıl dönümünde bir kez daha tehlike uyarısında bulunarak, “Ülkemiz, depremin 22. yıl dönümünde doğa kaynaklı afetlere karşı savunmasız durumdadır” dedi. Jeoloji Mühendisleri Odası, İmar Barışı ile fay zonları, dere yatakları ile heyelanlı alanları yapılaşmaya açan uygulamalar vazgeçilmesini istedi. 

    TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu, 17 Ağustos Marmara Depreminin yıldönümü sebebiyle yazılı açıklama yaptı. “Depremin 22. yıl dönümünde; ülkemiz doğa kaynaklı afetlere karşı savunmasız durumdadır” diyen mühendisler, hükümetin deprem riskine kayıtsız kaldığını ifade etti.

    Jeoloji Mühendisleri Odası, “17 Ağustos depreminde görevde olan 57. Hükümetten sonra göreve gelen 9 Hükümet de aynı şeyi yaparak deprem/afet gerçeğini unuttu, unutturdu” dedi. Yapılan açıklamada, iktidarların, ‘İmar Barışı’, fay zonları, dere yatakları ile heyelanlı alanları yapılaşmaya açan uygulamaları eleştirilerek “Deprem/afet güvenliğini hiçe sayan uygulamalar ile afet bilincinin son kırıntıları da toplumsal bellekten silinmiş oldu” denildi.

    “AFET SÜREÇLERİNİN YÖNETİMİNDEN BİHABERLER”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Ülkemiz, Ocak 2020 ile 17 Ağustos 2021 tarihleri arasında Elazığ-Sivrice, Bingöl-Karlıova, Van Başkale, Manisa-Akhisar, İzmir-Seferihisar depremleri, Van-Bahçesaray çığ düşmesi, Adana, Antalya, İstanbul, Giresun, Van, Bursa, Rize, Artvin, Samsun, Sinop, Kastamonu, Bartın’da meydana gelen sel baskınları, Antalya, Muğla, Burdur, Aydın, Osmaniye, Maraş gibi birçok yerleşim biriminde meydana gelen yangınlar, Orta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde görülen kuraklık, Marmara’da yaşanan müsilaj sorunu gibi çok farklı afet türleri ile karşı karşıya kalmıştır. Meydana gelen bu doğa kaynaklı afetler nedeniyle 400’den fazla yurttaşımız yaşamını yitirmiş, binlerce vatandaşımız yaralanmış, 100.000’den fazla konut, işyeri gibi bina ve bina türü yapı başta olmak üzere çok sayıda sanat yapısı, nehir tipi HES ve altyapı tesisi zarar görmüş veya yıkılmıştır. Yaşanan bu afetlerden dolayı ülkemiz son bir buçuk yıllık sürede 50 milyar liranın üzerinde ekonomik kayıpla da karşı karşıya kalmıştır.

    İktidarlar tarafından yıllardır ülkemizde uygulana gelen yanlış politikalar deprem, yangın, sel baskını, heyelan, çığ düşmesi, kuraklık, müsilaj gibi doğa kaynaklı afetlere karşı hazırlıksız ve savunmasız durumdadır. Bu durum ülkemizde yıllardır iktidarların beton lobisinin etkisiyle uygulaya geldiği bütünleşik afet yönetim sisteminden uzak, insanı/ekosistemi odağına almayan, arsa ve arazi rantı politikalarına bağlı olarak doğa kaynaklı afet tehlike ve riskleri açısından sorunlu dere yatakları, fay zonlarının üstü, heyelanlı alanları plansız bir şekilde imara ve talana açmasının bir sonucu olduğu görülmektedir. Ülke insanımızın hala, ‘risk havuzuna’ dönüşmüş yaşam alanlarında yaşamak zorunda bırakıldığı, toplumda afet güvenliği farkındalığı konusunda ilerleme sağlanamadığı, kurumlar arası yetki ve sorumluluk ile eşgüdüm ve koordinasyonun bulunmadığı, hazırlanan strateji ve planların işe yaramadığı, afetlerle mücadele etmekle görevli kurumların altyapı, yetişmiş insan gücü ve donanımdan yoksun olduğu, yöneticilerin birçoğunun afet süreçlerinin yönetiminden bihaber ve liyakatten yoksun olduğu yaşanan son yangınlar ile Karadeniz bölgesindeki sel baskını ve heyelanlar sonrası açıkça görülmektedir.”

    BETON LOBİSİNİN İSTEM VE ÇIKARLARI YÖNÜNDE İMAR VE PLANLAMA!

    Jeoloji Mühendisleri Odası, Türkiye’nin afetlere karşı savunmasız durumda olduğuna vurgu yaparak önerilerini de paylaştı. Yaşanabilecek afet ve acil durumlara yönelik bilimsel, teknik gelişmeler ve ihtiyaçlar ışığında, her kesimden insanın katılımı ile “Afet Şurası” toplanması gerektiğine vurgu yapılarak şu bilgiler paylaşıldı:

    “Tüm yönetim düzeylerinde afet risklerinin azaltılması anlayışı ve yönetimi yaygınlaştırılmalı; afet risklerine karşı toplumun her kesiminde bilinç düzeyinin yükseltilmesi hedeflenmeli, bu amaçla ilköğretim düzeyinden başlayarak afetlere karşı bilinç, eğitim programlarının bir parçası haline getirilmelidir.

    Ülkelerin afet yönetim sistemlerinde, süreci en çok etkileyen unsur siyasi iktidarların tavrı ve kararlarıdır. İmar Barışı ile fay zonları, dere yatakları ile heyelanlı alanları yapılaşmaya açan uygulamalar gibi süreci bölen ve aksatan politikalardan vazgeçilmelidir.

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı başta olmak üzere ilgili Bakanlıkların toplumun ihtiyaçları yerine beton lobisinin istem ve çıkarları yönünde imar, planlama, yapı üretim ve denetim, kentsel dönüşüm, çevre, orman, tabiat varlıkları koruma gibi kanunlarda yaptıkları değişikliklerle, kentlerimiz doğa kaynaklı afetlere karşı korumasız hale getirilmiş, her depremde veya taşkında daha fazla insanımızı kaybeder hale gelinmiştir. Bu kapsamda Afet mevzuatı yeniden yapılandırılırken “İmar, Yapı Üretim ve Denetim, Çevre, Orman, Mera, Tabiat Varlıkları Koruma Kanunları” yeniden yapılandırılmalı.

    6306 sayılı ‘Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’ kapsamında yapılan kentsel dönüşüm projeleri, ülkenin 24 kenti, 80’ni aşkın ilçesi, 502’i aşkın köyünün doğrudan fay hattı ve zonları üstüne oturduğu, taşkın riski yüksek alanlar ile heyelanlı alanlar üzerinde çok sayıda yerleşim biriminin bulunduğu gerçeğinden hareketle ülkenin afet/deprem öncelikleri dikkate alınarak hayata geçirilmesi sağlanmalı; ekonomik teşvikler dahil yapı stokunun afetlere karşı dayanıklılığını sağlamak üzere güçlendirilmesi ve yenilenmesi için tedbirler geliştirilmeli ve afetlere dayanıklı yapı stoku oluşturulmalıdır.

    Yaşanan her afetten sonra, barınma ve yaşam alanlarını, işyerlerini kaybeden ve afetten zarar gören yurttaşlarımızın TOKİ tarafından borçlandırılması suretiyle ev veya işyeri yapılması uygulamasından vazgeçilmeli, sağlıklı ve güvenli bir yaşam hakkı ve barınma sorunun temel bir insan hakkı olduğu gerçeğiyle konu yeniden ele alınmalı, afetten zarar gören yurttaşlarımıza ücretsiz barınma olanakları sağlayan düzenlemeler hayata geçirilmelidir.

    Sonuç olarak, deprem/afetler karşısında risk havuzu haline gelen yaşam alanlarımızın, afetlere karşı korunması, ülkemiz insanının can ve mal güvenliğinin sağlanması için gerekli çalışmalara acilen başlanılması gerektiğini belirtiyor ve hayata geçirmelerini bekliyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Düden Şelalesi yok olma tehlikesi altında!

    Düden Şelalesi yok olma tehlikesi altında!

    PİRHA- Jeoloji Mühendisleri Odası, “Doğal varlıklarımız tek tek yok edilmeye devam ediyor” diyerek Antalya’nın Kepez ilçesinde yer alan Düden Şelalesi’ndeki yapılaşmaya dikkat çekti.

    Doğal miras alanlarına yönelik tahribatlar sürüyor. Jeoloji Mühendisleri Odası, son bir yıl içerisinde jeolojik varlıklar üzerindeki yapılaşmalara dikkat çekerek son olarak Antalya’nın Kepez ilçesinde yer alan Düden Çayı ve Düden Şelale’sinin tehlike altında olduğunu belirtti.

    Mühendisler, söz konusu şelale çevresinde herhangi bir yapılaşma sonucu Düden Çayı boyunca tarımsal üretimin de zarar göreceğine vurgu yaparak şu açıklamayı yaptı:

    “Son bir yıl içinde; Gümüşhane’deki Dipsiz Göl’ün define arayıcıları tarafından yok edilmesi, Erzurum-Narman’da jeopark niteliğindeki alanda betonarme bina yapılması, Erzurum-Tortum Şelalesinde peyzaj düzenlemesi adı altında doğal çevrenin tahrip edilmesi, Mersin Cennet-Cehennem Obruğu içine asansör yapılması, Dünya’nın sayılı jeoparkı olmaya aday Kapadokya’nın, Kapadokya Alan Yönetimi Kanunu değişikliği ile imara açılması, Konya-Hadim-Çifteler Yerköprü Şelalesi’nin üzeri ve çevresine yapılan peyzaj ve çevre düzenlenmesi ile bazı tesis inşaatlarıyla tahrip edilmesi olayından sonra bugünde Antalya-Kepez’de yer alan Dünden Çayı ve Dünden Şelale’si  de kirletilerek tüketiliyor.”

    “CANLI YAŞAMI HIZLA TÜKENİYOR!”

    “Düden Çayı ve Düden Şelalesi’nin beslenme havzasında yer alan düdenlerin bulunduğu alanın bir kısmının doldurularak imara açılması, bir kısmının ise çöp depolama alanı haline getirilmesi nedeniyle yağan yağışlarla kirlenen yüzey suların yeraltına sızması ve yeraltı sularını kirletmesi, Düden Çayı’nın beslenme havzasında yer alan bazı tesislerin kirli sularını doğrudan yeraltına enjekte etmeleri ile yeraltı sularını kirletmeleri nedeniyle Düden Çayı’nda canlı yaşamın hızla tükendiği, toplu balık ölümlerinin meydana geldiği, suyun köpük şeklinde akmaya başladığı ve Düden Şelalesi’nin denize boşaldığı yerde kıyı sularının hızla kirletildiği anlaşılmaktadır.
    Doğal varlık ve kaynaklarını beton lobisinin istemleri ile ranta ve talana açarak tüketen bir Antalya anlayışıyla değil, bu tür kaynak ve varlıklarını koruyarak gelecek nesillere aktaran, jeoturizm yoluyla bölge insanının ekonomik gelişimine destek veren, kentin turizm potansiyelini çeşitlendirerek geliştiren bir anlayışla yönetilmesi gerektiği düşünülmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Uzmanlar uyardı: Burdur, diri fay üzerinde yaşayan kentlerimizden birisi!

    Uzmanlar uyardı: Burdur, diri fay üzerinde yaşayan kentlerimizden birisi!

    PİRHA- Jeoloji Mühendisleri Odası, Türkiye’nin deprem riski taşıyan kentlerini tek tek açıklıyor. Burdur ili için ‘içinden diri fay geçen kent’ tespiti yapan uzmanlar, önlem alınması konusunda acil çağrı yaptı.

    Jeoloji Mühendisleri Odası Deprem Danışma Kurulu “içinden diri fay geçen” kentlerin isimlerini tek tek açıklıyor.

    Bilgilendirme raporları hazırlayan Deprem Danışma Kurulu, yaşanacak afetler konusunda yetkilileri bir kez daha uyardı. Bu çerçevede düzenlenen “Fay Üzerinde Yaşayan Kentlerimiz: Burdur Raporu-2” ilgili kişi ve kurumlarla da paylaşıldı.

    “DEPREM 2020’DE 168 CAN ALDI”

    2020 yılı içinde Elazığ-Sivrice, Malatya-Doğanyol ve Pütürge, Van-Başkale, Bingöl-Yedisu, Manisa-Akhisar ile en son İzmir’de meydana gelen depremlerde; 168 kişi yaşamını yitirdi, 3000’e yakın kişi de yaralandı.

    Depremler sebebiyle 80.000’e yakın konut ve işyeri yıkılıp hasar gördü. Depremin ekonomik zararı ise 20 milyar Türk Lirasına yakın bir meblağ oldu.

    Jeoloji Mühendisleri Odası Deprem Danışma Kurulu, oluşan zararlarının topluma doğru bir şekilde aktarılması amacıyla hazırladığı raporu paylaştı.

    “Kamusal sorumluluğunun gereği olarak, halkı ve yöneticileri uyarmaya, bu konuda alınması gereken tedbir ve önerilerini kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz” diyen Jeoloji Mühendisleri Odası, gelecek günlerde yüksek risk taşıyan diğer illeri de tek tek kamuoyu ile paylaşacağını ifade etti.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Kanal İstanbul, Marmara kıyısındaki tüm plajları yok eder’

    ‘Kanal İstanbul, Marmara kıyısındaki tüm plajları yok eder’

    Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, Kanal İstanbul ile ilgili ciddi uyarılarda bulundu. 17 ilin doğrudan fay hattı üzerinde olduğunu belirten Alan, binaların güçlendirilmesine de güvenilmemesi gerektiğini söyledi. 

    Artıgerçek’ten Derya Okatan’ın haberine göre, Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, basın mensuplarıyla bir araya gelerek, Kanal İstanbul, Eskişehir-İzmir Yüksek Hızlı Tren hattında oluşan obruklar ve TBMM gündeminde bulunan İmar Kanun teklifine dair değerlendirmelerde bulundu.

    TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’nda kabul edilen İmar Kanun Teklifi’nin bazı maddelerine itiraz eden Alan, komisyon görüşmelerine katıldıklarını ancak sundukları önergenin kabul edilmediğini söyledi.

    DOĞRUDAN FAY HATTI ÜZERİNDE 17 İL

    2012 yılında MTA Genel Müdürlüğünün hazırladığı Türkiye diri fay haritasına göre, 5.5 ve üzeri deprem üretebilecek 485 diri fay ve fay segmenti bulunduğunu hatırlatan Alan, 17 il, 80’den fazla ilçe ve 512 köyde doğrudan fay hattı geçtiğini vurguladı.

    Alan’ın verdiği bilgiye göre, merkezleri fay hattı üzerinde bulunan kentler şöyle: Aksaray, Aydın, Bingöl, Bolu, Bursa, Denizli, Erzurum, Eskişehir, Hakkari, Hatay, İzmir, Kütahya, Maraş, Manisa, Muğla, Sakarya ve Yalova.

    “BİNANIN GÜÇLENDİRİLMESİNE GÜVENİLMESİN”

    2012 yılında taahhüt verilmesine rağmen hâlâ fay yasası çıkarılmazken, imar kanunu teklifine eklenen bir madde ile imar affı kapsamındaki binaların güçlendirilmesinin zorunlu hale getirildiğini belirten Alan, imar affı kapsamında 7,5 milyon bağımsız bölüme yapı kayıt belgesi verildiğini hatırlattı.

    Alan, Bolu’yu örnek gösterdi. Bolu merkezindeki 26 bin 500 binadan 936’sının doğrudan fay hattı üzerinde bulunduğunu, bu sayının Türkiye genelinde 100 bini aştığını vurguladı. “Bunlar arasında İmar Affı’ndan yararlanan binalar mutlaka vardır. Bunları güçlendirsen bile ayakta kalma şansı yok. Kazık da çaksan ne yaparsan yap durduramazsın” diyen Alan, vatandaşların binanın güçlendirilmesine güvenmemesi gerektiğinin altını çizdi. Alan, sadece deprem değil, heyelan, kaya
    düşmesi, dere yatağı gibi afet riski alanında bulunan binaların da aynı tehlikeyi taşıdığını ifade ederek, kanun teklifindeki 17. Maddenin yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.

    19 KİŞİ İÇİN YASA ÇIKARILIYOR

    JMO Başkanı Alan’ın itiraz ettiği bir diğer madde, tasarım kontrolü ve gözetiminin zorunlu hale getirilmesi. Alan’ın verdiği bilgiye göre, Türkiye’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yetki verdiği, tasarımın kontrolü ve gözetimini yapan sadece 19 mühendis bulunuyor. Bu 19 kişi, kendi uzmanlık alanlarında yılda yaklaşık 30 bin binanın tasarım ve kontrol hizmetini yürütecek. Ücretleri ise 60 bin ile 100 bin TL  arasında değişiyor. Alan, teklif yasalaşırsa, Van’ın Erciş ilçesinde basit bir ahır yaptırmak isteyen kişinin bile bu kontrolü yaptırması gerektiğini belirtiyor. Alan, bazı seçkinci mühendislere rant aktarma amacı taşıdığını söylediği maddenin metinden çıkarılmasını istedi.

    “TREN HATTININ ALTINDA OBRUK OLUŞABİLİR”

    JMO Başkanı Hüseyin Alan, 2022’de tamamlanması planlanan Ankara-İzmir Yüksek Hızlı Tren hattında
    meydana gelen obruklar hakkında da değerlendirmelerde bulundu. Alan, Eskişehir Sivrihisar ilçesine bağlı Sığırcık, Göktepe, Kaldırımköy ve Yeniköy köyleri arasındaki bölgede son birkaç yıl içerisinde 8 adet obruk oluştuğunu ve bu bölgenin Ankara-İzmir Yüksek Hızlı Tren güzergahının Polatlı-Afyon kısmının sadece 1.5 kilometre güneyinde yer aldığını belirtti.

    Hızlı trenlerin yüksek debili titreşimler yarattığını, üstteki örtü tabakası zayıfsa daha hızlı çökmelere neden olabileceğini vurgulayan Alan, “Bu bölgenin tamamı obruk oluşumuna uygun bir bölge. Tren hattının altında obruk oluşabilir” dedi.
    Alan, daha önce, Ankara-İstanbul YHT güzergâhındaki bazı bölgeler için heyelan uyarısında bulunduklarını, uyarılarının dikkate alınmadığını ve Bakanlar Kurulu kararı ile meteahhit firmalara proje yapım bedelinin yüzde 40’ını aşan oranlarda fiyat artışı verildiğini hatırlattı. Alan, kamusal kaynakları israf eden bu öngörüsüzlük nedeniyle Ankara-İstanbul YHT yapım çalışmalarının hala bitirilemediğine vurgu yaptı, ayrıca 200 milyon dolarlık Tünel Açma Makinesinin 5-6 yıldır heyelan kütlesi altında bulunduğunu hatırlattı.

    TREN HATTI VE OTOYOL FAYIN ÜZERİNDE BULUNUYOR

    Öte yandan, Ankara-İstanbul YHT hattında Arifiye-Sapanca arasındaki kısmının Kuzey Anadolu fayının üzerinden geçtiğini vurgulayan Alan, “Olası bir depremde etkilenme olasılığı var” dedi. Bu tür çizgisel yapıların fay hattı boyunca değil dikine 90 derece kesecek şekilde yapılması gerektiğinin altını çizen Alan, yine Ankara-İstanbul otoyolunda da Sakarya nehrini geçtikten sonra Sapanca’ya kadar olan 25-30 kilometrelik bölünün doğrudan fay hattı üzerinde olduğunu söyledi. Alan, “Vatandaşın güvenli kullanabileceği yollar yapmak zorundayız” dedi.

    KANAL İSTANBUL MARMARA’DAKİ TÜM PLAJLARI YOK EDECEK

    Gazetecilerin Kanal İstanbul’a dair soruları üzerine bu konuda kapsamlı bir rapor hazırladıkları bilgisini paylaşan Alan, projenin hayata geçmesiyle bölgedeki yeraltı su kaynaklarının kirleneceği, olası bir depremden ciddi şekilde etkileneceği ve heyelanlar yaşanacağı uyarısında bulundu.

    Ayrıca Kanal İstanbul projesinin kıyı erozyonuna yol açacağını söyleyen Alan, “Deniz suyu seviyesi yükselecek. Marmara kıyısındaki tüm plajlar yok olacak” dedi. Alan, Boğaçay “çılgın projesi” nedeniyle Antalya Konyaaltı plajının 17 metre geri çekilmesini örnek verdi.

  • ‘Kanal İstanbul halka ihanet projesidir’-VİDEO

    ‘Kanal İstanbul halka ihanet projesidir’-VİDEO

    PİRHA – Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan, ülkenin coğrafi zenginliklerinin tümüyle rant odağı haline geldiğini ifade etti. Kanal İstanbul Projesi için “Halka ihanet projesidir” diyen Alan, çevresel talanların kanser oranlarında büyük artışa sebep olduğunun da altını çizdi.

    Haberin videosu

    Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan son 1.5 aydır ülkenin çevresel kaynak ve varlıklarına dönük ciddi saldırı yapıldığını söyledi. ‘Jeolojik miras’ olarak tanımlanan birçok yerin tahrip edildiğini aktaran Alan, define için kurutulan Dipsiz Göl ve Kapadokya’daki yapılaşmaya işaret ederek şunları söyledi:

    “JEOPARK İLAN EDİLMESİ GEREKİRDİ FAKAT…”

    “Jeolojik miras, bir kez yok edildiğinde bir daha yerine konulamaz nitelikteki doğal varlıklardır. Geçtiğimiz günlerde Gümüşhane’nin Dumanlı köyünde Dipsiz Göl diye bilinen, 12 bin yıllık buzul gölü, kamu yöneticilerinin gözetiminde define arayıcıları tarafından yağmalanmasını bu ülkenin kabul etmemesi gerekiyor. Toplumda meydana gelen tepkiler üzerine hızlı bir şekilde orayı dozerlerle yapıp yeniden doğal sit alanı ilan edileceğini ilan ettiler. Tabii ki artık o doğal varlığın kendi niteliğini yitirdiğini hepimiz biliyoruz. Orası maalesef yok edildi.

    Benzer şekilde yağmanın önümüzdeki günlerde Kapadokya bölgesini de etkileyeceğini düşünüyoruz. Kapadokya için 1 Haziran’da kanun çıkarıldı. Kanunun bazı eksiklikleri olmakla birlikte önemli bir kanun tasarısı olarak görmüştük. Ama Ekim ayı içerisinde bir gün ansızın Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile söz konusu Göreme Milli Parkının milli park statüsünden kaldırılması ve o bölgede yer alan sayıları yüzlerce belki de binleri bulan Peri Bacalarının, kanyonların, yeraltı mağaraların hatta insanoğlu için yaşam merkezi olmuş kültürel varlıkları korunmasız bir statüye getirmiş ve burayı tamamen imarın, rantın odağı haline getirmiş.

    Kapadokya gibi dünyada ender görülen Peri Bacalarının, kanyonların, vadilerin, ören yerlerinin yok edilmesi kabul edilemez. Buraların mutlaka korunması, kesin korunacak alan statüsü içerisine alınması, her birinin ayrı, ayrı tescil edilmesi ve gelecek nesillere aktarılması gerektiğini düşünüyoruz. Dünyada bu tür alanlar Jeopark ilan edilir, korunur, gelecek nesillere aktarılır. Ama maalesef bizimkiler korumasını alıp kaldırdılar. Kimsenin de sesi çıkmıyor, bir tek jeoloji mühendisleri dışında…”

    “KANAL İSTANBUL PROJESİ SU KAYNAKLARINI YOK EDER”

    Tartışmalarla gündemde hep yerini koruyan bir diğer proje ise ‘Kanal İstanbul. Projenin hayata geçmesi durumunda Avrupa yakasında bir anlamda oluşacak ada parçasının tehlike arz edeceğine işaret eden Hüseyin Alan, şu hususların altını çizdi:

    “Bu proje tümüyle tehlikeli. Yapılmak isteneni İstanbul’a, Türkiye halkına bir ihanet olarak değerlendiriyoruz. Proje Küçük Çekmece Gölü, Sazlıdere Barajı, Terkoz Gölü gibi alanların içerisinden geçiyor. Bundan sonra Sazlıdere barajı olmayacak. Küçük Çekmece gölü diye bir göl söz konusu olmayacak. Yüz yıllardır İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan Terkos gölü büyük oranda belki tuzlanarak kirlenecek. Orada 2 milyon metreküpten fazla bir alan kazılarak o kazı malzemesinin döküleceği alanda da bir çevre felaketine neden olunacak. Kazının geçtiği alandaki zemin birimlerinin niteliksiz olduğunu, önemli bir bölümünün gevşek ve niteliksiz, heyelana duyarlı birimlerden oluşan zeminler olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu kanal açıldığı zaman çok sayıda alanda heyelan, kaymalar ve bunun maliyetini artıracak unsurlar olduğunu da biliyoruz. Peki, İstanbul halkı bu proje ile ne kazanacak? Bunun tamamen bir rant projesi olduğunu ifade ediyoruz. Bunun İstanbul’a, Türkiye halkına hiç bir yararı olmayacağını düşünüyoruz. Ekonomiye de bir katkısı olmayacağını özellikle belirtmekte fayda var.

    Deprem açısından da Türkiye’nin, belki dünyanın en aktif faylarından biri olan Kuzey Anadolu fayının hemen kenarındaki bir alanda bu tür yapımlar gerçekleştirirseniz çevreye getireceği felaketleri de düşünmeniz gerekir.”

    “KANSERLERİN %25’İNE ÇEVRESEL FAKTÖRLER SEBEP OLUYOR”

    Alan, çevre felaketlerinde ciddi tahribatlara sebep olan termik santrallerle birlikte maden ocakları konusunda da bilgi paylaştı.

    “Termik santralleri özelleştirilirken 7 yıla yakın bir süre tanınmıştı. Baca gazı filtreleri takmak üzere çevreye yaydıkları gaz ve tozdan kaynaklı yapıların önlenmesi amacıyla. Geçtiğimiz günlerde bu uzatılmak istendi. Bunun temel nedeni de aslında özelleştirdiğimiz termik santrallerini satın alanların hiç bir yatırım yapmadığı, buna ilişkin temel bazı yatırımlardan bile çekindikleri anlaşılıyor. Bir süre uzatımıydı yani. Bu süre uzatımı sonunda da zaten yapılmayacaktır diye düşünüyorum.

    Cumhurbaşkanı burada aktif davrandı ve ilgili maddeyi iptal etti. Bu açıdan olumlu olduğunu düşünüyorum. Bakın bunlar niye önemli. Sağlık Bakanlığı verileri açısından bakıldığında Türkiye’de her yıl 150 bini aşkın yurttaşımız kanser oluyor. Kanserlerin %25’inden fazlasının çevresel maruziyetlerden kaynaklandığı ifade ediliyor. Yani 40 binin üzerinde yurttaşımız çevresel maruziyetlerden kaynaklı kanser. Akciğer kanseri bu kanserler içerisinde önemli bir orana sahip. Akciğer kanserlerinin kaynakları arasında çevremizi tehdit eden tozlar ve benzeri etkenler var. Peki buna karşın ne önlem alıyor? Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı, anayasal bir haktır. Bunun gereklerinin yerine getirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • Munzur Vadisi Jeopark Çalıştayı gerçekleşti-VİDEO

    Munzur Vadisi Jeopark Çalıştayı gerçekleşti-VİDEO

    PİRHA – TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası ve Dersim Belediyesi’nin düzenlediği Jeopark Çalıştayı, yoğun katılım ile gerçekleşti. 

    TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası ve Dersim Belediyesi’nin düzenlediği Munzur Vadisinin Jeopark Potansiyeli ve Jeoturizm Çalıştayı “Munzur’u Keşfet, Koru” teması ile Belediye Konferans Salonunda gerçekleştirildi.

    Çalıştaya siyasi parti ve kurum temsilcileri, ilçe ve belde belediye başkanları, Dersim Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu ile çok sayıda yurttaş katıldı. Yapılan açılış konuşmalarının ardından Ankara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nizamettin Kazancı, Jeopark ve Jeoturizm’e ilişkim aktarımlarda bulunarak çağrı yaptı.

    Prof. Dr. Ercan Aksoy’un korunan alanların yerel kalkınma üzerindeki etkileri konusunu aktardığı çalıştay, Prof. Dr. Nazire Özgen Erdem’in Unesco Jeopark kriterlerini aktarmasıyla devam etti.

    Katılımcıların da paylaşımlarda bulunduğu çalıştayda, Prof. Dr. Tuncer Demir ve Yiğit Karakuzu ise Türkiye’de tek Jeopark olan Kula Jeoparkı hakkında bilgi verdi.

    Çalıştayın ikinci oturumunda Dr. Zeynel ÇILGIN tarafından “Munzur Vadisi’nin Jeopark Potansiyeli”, Dr. Ahmet Doğan tarafından “Munzur Vadisi’nin Bitki Çeşitliliği (Flora)”, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan tarafından “Tunceli’nin Somut Olmayan Kültürel Varlıkları ve Jeopark İçindeki Yeri”, Prof. Dr. Halim Perçin tarafından “Munzur Gözeleri ve Çevresinin Peyzaj Tasarımı”, Prof. Dr. Erdin Bozkurt tarafından “Jeopark Alanlarının Eğitim Turizmi Potansiyeli”, TMMOB jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Düzgün Esina tarafından “Munzur Vadisi Jeopark Projesi; Yol Haritası ve Beklentiler” başlıklı sunumlar gerçekleştirildi.

    Çalıştay, katılımcılarla birlikte soru cevap yapılarak sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Jeoloji Mühendisleri Odası: Maden faaliyetinden vazgeçilsin

    Jeoloji Mühendisleri Odası: Maden faaliyetinden vazgeçilsin

    TMMOB’ye bağlı Jeoloji Mühendisleri Odası, Kaz Dağları’nda altın madeni işletmeciliğinin yapılamayacağını belirterek, “Maden faaliyetlerinden vazgeçin” çağrısında bulundu. 

    TMMOB’ye bağlı Jeoloji Mühendisleri Odası, Kaz Dağları’nda devam eden ağaç katliamı ve maden faaliyetine ilişkin açıklama yaptı.

    “Her yerde, herşeye ve halka rağmen” maden işletmeciliği yapılmasının doğru olmadığı belirtilen açıklamada, Biga bölgesinde oluşan mevcut durum ve tepkilere rağmen Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün Kaz Dağları’nda yeni ruhsat ihalelerine çıkmasının insanı, çevreyi yok sayan, “Ben bilirim” anlayışı olduğu kaydedildi.

    Jeoloji Mühendisleri Odası tarafından yapılan yazılı açıklamada, altın madeni işletmeciliğinin tenöre bağlı kazı miktarı, alanının büyüklüğü ve siyanürün işletme süreçlerinde kullanılmasından dolayı diğer madenlerden farklı bir konumda bulunduğu ifade edildi.

    ALTIN MADENCİLİĞİNİN RİSKLERİ

    Açıklamada, Kaz Dağları’nda neden altın madenciliği yapılamayacağı ve altın madenciliğinin riskleri şöyle sıralandı:

    “Tonda birkaç gram tenörlü altın için, çok geniş bir alanda onbinlerce ağacın kesilmesi, onmilyonlarca ton cevherli kaya ile buna ulaşabilmek için kaldırılması gereken bir o kadar ekonomik olmayan kayanın kazılıp alınması, bunun sonucunda derinlikleri yüz metreyi geçen yüzlerce dönümlük büyük çukurların oluşması, ocaktan kazılıp çıkarılan, öğütülüp siyanürlü sularla yıkanan on milyonlarca ton liç yığınının kalacak olması, işletme sırasında kullanılacak olan siyanürün bir kısmının gazlaşıp çevreye yayılma olasılığı, pasa depolama sahalarından sızabilecek, ağır metallerle yüklü asit kaya drenajı olma ihtimali, milyonlarca ton su tüketiminin olması, hava, toprak ve suyun kirletilmesi gibi ciddi riskler Kaz Dağlarında altın madeni işletmeciliğini mümkün kılmamaktadır”.

    “ÇED MEVZUATI DEĞİŞMELİ”

    Kirazlı yöresinde gündeme gelen şirketin önümüzdeki süreçte Ağı Dağı ve mücaviri diğer ruhsatlarda da gündeme geleceği belirtilen açıklamada, bölgenin mevcut durumu ve tepkilere rağmen Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün yeni ruhsat ihalelerine çıkmasının insanı, çevreyi yok sayan, “Ben bilirim” anlayışı olduğu ifade edildi.

    Kaz Dağları’ndaki altın madeni işletmeciliğinde ÇED süreçlerinin tartışmalı durumuna da dikkat çekilen açıklamada, ÇED mevzuatının yeniden düzenlenmesinin gerekliliği vurgulandı. Açıklamada, “ÇED raporlarının proje sahibinin ücretini ödeyerek hazırlattığı projenin her koşulda yapılmasına yol gösteren bir nitelikten kurtarılarak, ücretinin Bakanlık fonundan karşılandığı bağımsız kuruluşlar eliyle hazırlanmasının ve proje sonrası izleme, kontrol ve denetiminin de kamu eliyle yapılmasının önemini bir kez daha ortaya koymuştur” denildi.

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 07 Temmuz 2019 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan ÇED Yönetmeliği ile Yeterlilik tebliğinde yaptığı değişiklerle, Anayasa ve çok sayıda yargı kararlarını hiçe saydığı belirtilen açıklamada şöyle denildi:

    “İzleme, kontrol ve denetim hizmetlerinin de ÇED yeterliliğine sahip firmalar vasıtasıyla yapılabileceğine ilişkin düzenlemeler yapılması, bu konuda umutlu olmamızı olanaksız hale getirmiş bulunmaktadır. Çevreyi kirleten ve talan edenlerin ücretlerini kendilerinin ödeyerek ‘kendilerini izletme, kontrol ve denetlemesi’ mümkün olmadığı gibi yeni çevresel felaket ve yıkımlarla karşı karşıya kalmamıza da neden olacağı açıktır.”

    “MADEN FAALİYETLERİNDEN VAZGEÇİN”

    Siyanürlü altın madeni işletmeciliğinin tek başına teknik bir bakış açısıyla değerlendirilmemesi gerektiği, toplumsal fayda, insani, çevresel, ekonomik faktörlerle bir bütün olarak ele alınması gerektiği vurgulanan açıklamada, Kaz Dağları ve yakın tehlike altında olan Munzur Vadisi başta olmak üzere maden işletmelerinden vazgeçilmesi istendi.  (HABER MERKEZİ)

  • Sendika ve odalardan Çorlu’daki tren faciası için açıklama: Önlenebilirdi

    Sendika ve odalardan Çorlu’daki tren faciası için açıklama: Önlenebilirdi

    Birleşik Taşımacılık Sendikası, İnşaat Mühendisleri Odası ve Jeoloji Mühendisleri Odası Çorlu’da meydana gelen kazayla ilgili olarak açıklama yaptı. Kazada suçlunun yağmur olmadığını, ihmal ve denetimsizliğin neden olduğu ifade edildi.

    KESK’e bağlı Birleşik Taşımacılık Sendikası Başkanı Hasan Bektaş, Çorlu’da meydana gelen, 24 kişinin yaşamını yitirdiği tren kazasıyla ilgili yaptığı açıklamada, “Facia, özelleştirme politikalarının, liyakatsiz atamaların, ben yaptım olduculuğun sonucudur” dedi.

    BTS İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması gerçekleştiren Bektaş, “Basında olayın nedeni olarak olay yerinin önündeki menfez ile ray ve bağlı beton traversler arasındaki malzemenin/toprağın, balast taşlarının yağan yağmur ile boşalması gösteriliyor. Bu olayın olma nedeni olarak, kuvvetli bir neden olmakla birlikte, yağış fazlalığı ve doğal afet bir gerekçe olamaz” diye belirtti.

    BAKAN ARSLAN’IN AÇIKLAMALARINA TEPKİ

    Bektaş, Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan’ın sabaha karşı yaptığı açıklamada bahsettiği, “Yıllık olarak bir kez kontrol yapılıyor ve bu da Nisan ayında yapılmış”, “Yağış çok fazla olduğu için bu kaza olmuş” açıklamasına ise “Yetersiz bilgi donanımı ve mühendislik bilimine uymayan bir yaklaşımdır. Sayın Bakanın bahsettiği, Nisan ayındaki ‘köprü ve menfezlerin’ kontrolü TCDD köprü birimince yapılmış olup, 14 Demiryol Bakım Müdürlüğü mıntıkasındaki ‘Menfez Bakım ve Taş Duvar işleri’ için ihale açılmış ve ihale ödenek tahsis emri çıkmadığından 20.06.2018 tarihinde iptal edilmiştir. Basına yansıyan ve sendikamıza ulaşan fotoğraflarda da görüleceği üzere olayda şüphenin yoğunlaştığı yerdeki menfezin açık olduğu, bu menfezle ilgili bir sıkıntı-tıkanma olmadığı gözükmektedir. Zaten menfez yeni değil, 1900’lü yılların başlarında imal edilmiş ve hala ayaktadır” sözleriyle tepki gösterdi.

    “KONUYA BİLİMSEL BAKMAK GEREKİR”

    “Olayı doğal ve ilahi gerekçelerle açıklamak yerine, mühendislik bilimi açısından değerlendirmek gerekir” diyen Bektaş, “Burada mühendislik açısından bir problem vardır, çünkü yağmur sularının akış yönünün hesaplanamadığı bu olayda ortaya çıkmıştır. Yanlış ekim, yeraltı suyollarının yönlerinin değiştirilmesi vb. gibi yanlış uygulamalar nedeniyle, yağmur kaynaklı su, 100 yılı aşkın bir yaşa sahip menfezin içinden değil de, üstünden gidip yolun altını boşaltabiliyorsa, bu durumda konuya bilimsel olarak bakmak gerekir” dedi.

    Bektaş, konuyla ilgili en yetkili bölüm olan yol bölümüne bakan ana müdür (TCDD 1.Bölge Demiryolu Bakım Servis Müdürü Vekili), TCDD Yönetim Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan TCDD iç mevzuatına (görevde yükselme ile ilgili yönerge) göre dahi yeterli şartları taşımamasına ve mühendis olmamasına rağmen, hem de vekil (vekaleten) olarak bu koltukta ısrarla tutulmakta olduğunu söyledi.

    “KAZA ÖNLENEBİLİRDİ”

    Bektaş kazaya neden olan bir başka sebebi ise şöyle anlattı: “Aynı zamanda demiryollarının yeniden yapılandırılması çalışmaları nedeniyle, (eski adıyla) yol bekçilerinin(yeni adı: hat kontrol memuru) artık demiryollarında kalmaması ve bu işin işçi personele ve fazla mesai ücreti ödememek için sadece hafta içi gündüz mesai saatlerinde yaptırılması kaza açısından dikkate alınması gereken çok önemli bir nedendir. Çünkü eğer yol kontrolü hafta sonları da yaptırılmış olsa idi, bu durumda bu kaza muhtemelen önlenebilirdi.

    JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI: FACİAYA ÖNLENEBİLİR NEDENLER YOL AÇMIŞTIR

    TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu tarafından tren kazası ile ilgili yapılan yazılı açıklamada; “Tekirdağ tren faciasına, öngörülebilir ve önlenebilir nedenler yol açmıştır!” denildi.

    Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığından yapılan açıklamada; “Kazanın aşırı yağmur yağışları nedeniyle menfez ile ray arasındaki toprağın boşalması nedeni ile meydana geldiği tespit edilmiştir” denildiği hatırlatılan açıklamada, “Gerek Bakanlığın açıklamasından, gerekse kaza yeri görüntülerinden mühendisliğe önem vermeyen bir yapım hatasının yine bir faciaya yol açtığı çok açık olarak görülmektedir” denildi.

    Bakanlığın açıklamasının da bir itiraf niteliğinde olduğu vurgulanan açıklamada şöyle denildi: “Yapı yerindeki zeminin jeolojik-jeoteknik özellikleri ile bölgenin meteorolojik özellikleri dikkate alınarak yapılması gereken menfez kesit ve projeleri ile menfez üstü ve çevresinde taşkın sularına karşı yapılması gereken dolgu ve koruyucu duvarların usulüne uygun yapılmadığı görülmektedir. Facianın meydana geldiği bu menfez geçişinde yukarıda belirtilen mühendislik parametrelerinin dikkate alınmaması ve toprak dolgu yapılması kazaya adeta davetiye çıkarmıştır.”

    Çok hızlı tren mühendislik hizmetlerinin gerçekleştirildiği 21. yüzyılda, basit mühendislik hatalarına dayalı ölümcül kazaların yaşanmasının bilime, mühendisliğe önem vermeyen anlayışların bir ayıbı olarak tekrar tekrar ortaya çıktığının belirtildiği açıklamada: “Bu facia da, pekala öngörülebilir ve önlenebilir nedenlerle meydana gelmiştir. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak, demir yolu projelerinin güzergah seçiminden başlayarak, tünel, köprü, menfez gibi yol boyu büyük veya küçük bütün mühendislik yapılarında jeoloji bilim ve uygulamalarından başlayarak rant yerine bilimin ve mühendisliğin gereklerinin yerine getirilmesinin hayati önem taşıdığını bir kez daha ifade ediyoruz. Güzergâh seçiminde, projelendirmede, yapım, izleme ve kontrol süreçlerinde çağın mühendislik bilim ve uygulamalarını dikkate almayan ve 24 yurttaşımızın yaşamını yitirmesine, 338 yurttaşımızın yaralanmasına neden olan Ulaştırma Bakanlığı ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü sorumluları derhal ortaya çıkarılmalı, konu; tarafsız bir komisyon tarafından ele alınarak sonucu kamuoyu ile paylaşılmalıdır” denildi.

    Bilim ve aklın bu ülkede egemen olması ile kazalara da, facialara da engel olmanın mümkün olduğu vurgulanan açıklamada şu ifadelere yer verildi; “Ayrıca TCDD Yapım ile TCDD Taşımacılık dairelerinin 14 Haziran 2016 yılında ayrılması sonucunda; yapım ve taşımacılık plan ve hedeflerinin birlikte değerlendirilmediği, yapım aşamasında şartname kriterlerinin müteahhit firmaların insafına bırakıldığı, 2013 yılına kadar demiryolu güzergahlarında görevli olan “YOL BEKÇİLERİ“ nin maliyet kapsamında işlerine son verilmesi ve rutin günlük kontrollerin yapılmaması bugün yaşadığımız kazanın bir diğer önemli nedeni olarak görülmektedir. Şayet bu personeller olsaydı, menfez ile ray arasındaki dolgu ve balastın gitmiş olduğu görülecek ve ilgili tren seferi yapılmamış olacaktı.”

    İMO: SUÇLU YAĞMUR DEĞİL

    İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) tarafından yapılan açıklamada, tren faciasıyla birlikte demiryolu hatlarının muayene ve bakımının düzenli şekilde yapılmasının öneminin bir kez daha ortaya çıktığı ifade edildi.

    İMO “Demiryolu hattı yapılırken göçme, çökme ve tabaka kayması ve boşalması ile ilgili bilgiler dikkate alınmamıştır. Ayrıca yağan yağmurlar dikkate alınarak gerekli olan bakım ve kontrollerin yapılmadığı, bu kazanın sadece en son yağan yağmurlara bağlanmaması gerektiğinin bilinmesini de istiyoruz! Suçlu yağmur değildir! Yapanlar, yaptıranlar ve yapılmış olan yapıları denetlemeyenlerdir” ifadelerini kullandı.

    İMO açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi: “Yapı ruhsatlarından mühendis ve mimarlarım imzalarının kaldırılmış olmasının acı sonuçlarını ileride fazlasıyla yaşayacağımızın altını bu kazayla birlikte, bir kez daha çizmek isteriz”