Etiket: kaçırılma

  • Suriye’deki Alevi kadın katliamlarına karşı İzmir’de eylem-VİDEO

    Suriye’deki Alevi kadın katliamlarına karşı İzmir’de eylem-VİDEO

    PİRHA- Suriye’de Alevi kadınlara yönelik katliam ve kaçırılmaya karşı İzmir’de bir araya gelen kadınlar “Alevi kurumları, kadın örgütleri el ele vererek bu karanlığı yırtmalı, bu sesi büyütmelidir’ dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Kadın Meclisi, Mor Dayanışma İzmir, Güzeltepe Kadın Derneği, Meydan Köyü Dayanışma Derneği kadınları Suriye’de devam eden kadın katliamını protesto etmek için Çiğli İlçesi Kasaplar Meydanı’nda bir araya geldi.

    ‘Suriye’deki Alevi kadınlara ses oluyoruz susmuyoruz’ yazılı pankartın taşındığı basın açıklamasında, “Yaşasın kadın dayanışmamız”, “Jin jiyan azadi”, “Katliama karşı kadınlar burada” sloganları atıldı. Basın açıklamasını kadınlar adına  Fadime Dapaklı, Berfin Tozlu ve Zübeyde Mertoğlu okudu.

    “KİMİLERİ KAYIP KİMİLERİ İSE TOPRAKTA”

    HTŞ’nin Suriye’de iktidarı devralmasından itibaren Alevilere yönelik sistemli kuşatma ve katliamın devam ettiği dile getirilen açıklamada, “İdlib’den Homs’a, Hama’dan Lazkiye’ye uzanan bu karanlıkta, kadınlar, çocuklar, yaşlılar hedef alınıyor. Evler yakılıyor, bedenler parçalanıyor, umutlar kökünden sökülmek isteniyor. Biz kadınlar, en çok da bu ateşin ortasında yanıyoruz ; çünkü direniş bizden sorulur. Susmak bize yakışmaz. Katil örgütler, HTS destekli milisler ve yabancı cihatçılar, bu vahşeti yürütüyor. 7‑9 Mart 2025’te Akdeniz kıyılarında yalnızca üç günde yaklaşık bin beş yüz Alevİ sivil kadınlar, çocuklar, yaşlılar katledildi. Kadınlar yalnızca öldürülmedi; kaçırıldı, işkence gördü, tecavüze uğradı, ailelerinden koparıldı. Kimileri hâlâ kayıp, kimileri ise sessizce öldürülüp toprağa karıştı” denildi.

    EZİDİ KADINLAR HATIRLATILDI

    İŞİD’in 2014–2017 yıllarında gerçekleştirdiği Ezidi soykırımında binlerce kadın ve kız çocuğunun köle pazarlarında sattığı, kimilerinin zorla evlendirildiği, kimilerinin katledildiği belirtilen açıklamada, “Kimi kadınlar cesaretle kaçtı, kimi silaha sarıldı, kimi ise hâlâ karanlık zindanlarda tutuluyor” diye hatırlatıldı.

    Kadın katliamının yalnızca savaşta değil, barış adı verilen süreçlerde de devam ettiği ifade edilen açıklamada, “Bizim için kadınlar sadece zulmün tanığı değil; zalimin karşısında duran, direnen, umudu çoğaltandır. Bugün Suriye’de öldürülen, kaybolan Alevî kadınların ve Şengal’de satılan, öldürülen Ezidî kadınların her biri, bize tek bir gerçeği hatırlatır: Kadın olmadan devrim olmaz. Çünkü sloganlarımız yalnızca bir söz değil; yaşamın, direnişin ve adaletin ta kendisidir” ifadeleri kullanıldı.

    “SESSİZLİK SUÇA ORTAK OLMAKTIR”

    Suriye’de katledilen, tecavüze uğrayan, kaçırılan kadınların sesinin yükseltilmesi çağrısında bulunulan açıklamada, “Sessizlik suça ortaklıktır. Bu insanlık suçuna karşı ayağa kalkmaya ve o sesi buraya taşımaya ihtiyacımız var. Alevî kurumları, kadın örgütleri el ele vererek bu karanlığı yırtmalı, bu sesi büyütmelidir. Biz kadınlar, yalnızca yas tutan değil; direnişin ve geleceğin mimarı olanlarız. Türkiye’den Suriye’ye direnişin sesini yükseltmeye devam edeceğiz” denildi.

    Açıklama sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

  • Uluslararası Af Örgütü: Suriye’de 8 Alevi kadın ve kız çocuğu kaçırıldı

    Uluslararası Af Örgütü: Suriye’de 8 Alevi kadın ve kız çocuğu kaçırıldı

    PİRHA-Uluslararası Af Örgütü, Suriye’de 8 Alevi kadın ve kız çocuğunun kaçırıldığını açıklayarak, “Yetkililerin toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti engellemek ve cezalandırmak konusunda yasal ve ahlaki yükümlülüğü var. Suriye’deki tüm kadınlar şiddet, ayrımcılık ve zulüm korkusundan uzak yaşamayı hak ediyor” denildi.

    Uluslararası Af Örgütü, Suriye’de Alevi kadın ve kız çocuklarının kaçırılmasına dair araştırmasını açıkladı. Uluslararası Af Örgütü’nün sitesinde yer alan araştırmada, 5 Alevi kadının ve 3 Alevi kız çocuğunun kaçırıldığı aktarıldı.

    Araştırmada, kaçırılan kadın ve kız çocukları için fidye istendiği ya da zorla evlendirildikleri kaydedildi. Söz konusu durumun hızlı ve tarafsız bir biçimde soruşturması, faillerin cezalandırılması istendi. Araştırmada, tamamı erkek olan faillerin telefon üzerinden ailelere ulaştığı, birçok aramanın Birleşik Arap Emirlikleri, Irak ve Türkiye’den yapıldığı ifade edildi.

    Araştırmada, yetkililerin etkin bir soruşturma yürütmediğine işaret edilerek, “Kaçırılan sekiz kişiden sadece ikisi ailelerine dönebildi. Sekiz vakanın tamamında, aileler polise veya güvenlik servislerine kadın akrabalarının kaçırıldığını ve alıkonulduğunu bildirdi. Dört vakada, ailelerin sunduğu yeni kanıtlar göz ardı edildi veya hiç dikkate alınmadı. İki vakada, polis aileyi suçladı. Vakaların biri hariç hepsinde, polis ve güvenlik yetkilileri, kayıpların akıbeti ve nerede tutulduğu hakkında etkili bir soruşturma yürütmekte başarısız oldu. Bir çocuğun akrabaları da dahil kendilerinden fidye istenen akrabalar, Uluslararası Af Örgütü’ne, genel güvenliğe fidye talebiyle ilgili tüm aramaları, telefon numaralarını bildirdiklerini söylediler. Paranın gönderileceği kişilerin isimlerini bile verdiler ancak kolluk görevlileri hiçbir müdahalede bulunmadı.

    Yetkililerin toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti engellemek ve cezalandırmak konusunda yasal ve ahlaki yükümlülüğü var. Suriye’deki tüm kadınlar şiddet, ayrımcılık ve zulüm korkusundan uzak yaşamayı hak ediyor. Soruşturmalar hızlı ve kapsamlı olmalı, gerekli kaynaklara eksiksiz olarak erişebilen bağımsız müfettişlerce yönlendirilmelidir. Hesap verebilirlik tesis edilmeli ve onarım sağlanmalıdır. Bunun yapılmaması bir insan hakları ihlalidir.”

    Araştırmanın tamamı:

    Suriye: Yetkililer Alevi kadınların ve kız çocukların kaçırılmasını soruşturmalı

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Suriye’de Alevi kadınlara yönelik kaçırma vakaları artıyor

    Suriye’de Alevi kadınlara yönelik kaçırma vakaları artıyor

    PİRHA- Suriye’nin Lazkiye, Tartus, Humus ve Hama bölgelerinde yaşanan çatışmalar ve siyasi istikrarsızlık, sivilleri hedef alan ağır insan hakları ihlallerine sahne oluyor. Yerel ve uluslararası kaynaklara göre, özellikle genç Alevi kadınlar sistematik şekilde kaçırılıyor.

    8 Aralık 2024’te Baas rejiminin çökmesinin ardından kurulan HTŞ yönetimiyle birlikte, Suriye’nin batı bölgelerinde binlerce kişinin katledildiği ve çok sayıda sivilin kaçırıldığı bildiriliyor. Suriye İfade Özgürlüğü ve Basın Merkezi’nin 9 Temmuz 2025’te yayımladığı rapora göre, yalnızca Hama ve çevresinde 2025 yılının başından mart ayına kadar en az bin 60 kişi yaşamını yitirdi.

    Raporda, katliamların yanı sıra işkence, fiziksel şiddet, mezhepsel hakaretler, infaz tehditleri ve çocuklara yönelik korkutma gibi çok sayıda ağır hak ihlali de yer aldı.

    GENÇ ALEVİ KADINLAR HEDEFTE

    Yerel kaynaklara dayandırılan bilgilere göre, kaçırma olaylarının özellikle kadınları hedef aldığı, kaçırılanların büyük çoğunluğunun Alevi inancına mensup genç kadınlar olduğu bildirildi. Olayların en yoğun yaşandığı bölgeler arasında Tartus, Lazkiye, Humus ve Hama öne çıkıyor.

    France 24 televizyonunun internet sitesinde yayımlanan haberde, sadece Tartus ve kırsalında en az 50 kaçırma vakasının yaşandığı, kaçırılanların tamamına yakınının genç Alevi kadınlar olduğu aktarıldı.

    RESMİ RAPOR BEKLENİYOR

    Suriye Geçiş Hükümeti, yaşanan olayları araştırmak ve belgelemek üzere bir komite kurduğunu açıkladı. Ancak bugüne kadar komite tarafından kaçırma vakalarına ilişkin kamuoyuna herhangi bir resmi açıklama yapılmadı.
    Uluslararası insan hakları kuruluşları ve gözlemciler, bölgede yaşanan bu sistematik ihlallere karşı acil ve kapsamlı bir soruşturma başlatılması çağrısında bulunuyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Suriye’de 50 Alevi kadının kaçırıldığı belgelendi

    Suriye’de 50 Alevi kadının kaçırıldığı belgelendi

    PİRHA- Suriye’nin Tartus ve diğer kentlerindeki Alevi kadınların kaçırılmasına ilişkin dosya haber yayınlayan France 24, 50 kadının kaçırıldığının belgelendiğini kaydetti. 

    France 24 televizyonu, Suriye’nin Tartus ve diğer kentlerindeki Alevi kadınların kaçırılmasına ilişkin dosya haber yayınladı. Habere göre yaşanan son katliamlarda çok sayıda sivilin hedef olmasıyla birlikte birçok Alevi kadın kaçırıldı.

    Bölgede korkunun kadınlar için yaşamın günlük bir parçası haline geldiği belirtilen haberde, kadınların evden çıkmaktan korktuklarına dikkat çekildi. Aktarılan bilgilerde, kaçırıldıktan sonra serbest bırakılan bir genç kadının, yaşadığı şok nedeniyle konuşamadığı ifade edildi. Kaçırılan kadının kardeşi, ailenin hiçbir siyasi taraf tutmadıkları halde böyle bir durumla karşı karşıya kaldıklarını söyledi.

    KÖTÜ MUAMELEYE MARUZ KALDI

    Haberde konuya ilişkin şu ifadeler yer aldı:

    “Kaçırılan kızın kız kardeşi, tanımadığı silahlı kişilerin kendisine kardeşinin hangi mezhepten olduğunu sorduğu, Alevi olduklarını duyduktan sonra kızı bilinmeyen bir yerde, bodrum katta 2 ay tuttuktan sonra serbest bıraktığını söyledi.”

    Raporda ayrıca kaçırılan çoğu kadının kötü muameleye maruz kaldığı kaydedildi.

    50 KADIN KAÇIRILDI

    Kadınların kaçırılmasına ilişkin araştırma yapan aktivistler, Tartus ve çevresinde günlük 2 ya da 3 kaçırılma vakası kaydettiklerini, kaçırılan kadınların farklı yaşlarda olduğunu aktardı. Kaçırılan kadınların çoğunlukla anneler, evli kadınlar, çocuklar ve öğrenciler olduğu belirtildi.

    Haberde insan hakları savunucusu Fereh Yûsif’un değerlendirmelerine de yer verildi. Fereh Yûsif, kaçırılma olaylarını, “Önceki rejimin yaptığı toplumsal şiddetin devamı” olarak nitelendirdi. Fereh Yûsif, ayrıca 50 kadının kaçırıldığını belgelediklerini ancak güvenlik kurumlarının hiçbir adım atmadığını ve kadınları kaçıranların kimliklerini tespit etmediğini söyledi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Suriye’nin sahil kesimlerinde 10 Alevi sivil kaçırıldı!

    Suriye’nin sahil kesimlerinde 10 Alevi sivil kaçırıldı!

    PİRHA- Suriye’de Şam iktidarına bağlı silahlı gruplar Alevi inanç önderi Salih El Mensur’u alıkoyarak, Tartus ve Lazkiye kırsalında evlerine baskın yaptıkları 10 sivili ise kaçırdı.

    Suriye’de Şam iktidarına bağlı silahlı grupların Tartus ve Lazkiye kırsalında Alevi sivillere yönelik hak ihlalleri ve zorla alıkoyma vakaları artarak devam ediyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), son günlerde yaşanan kaçırmalara ilişkin bilgileri paylaştı.

    TARTUS’TA 10 SİVİL KAÇIRILDI

    SOHR’un aktardığına göre, Şam rejiminin Savunma ve İçişleri bakanlıklarına bağlı silahlı gruplar, Tartus’un Direkiş ilçesine bağlı Hebabe köyüne baskın düzenledi. Çok sayıda eve zarar veren gruplar, yurttaşların eşyalarını tahrip etti. Baskın sırasında en az 10 sivil zorla alıkonularak bilinmeyen bir yere götürüldü. Kaçırılan sivillerin akıbetine ilişkin hala resmi bir bilgi yok.

    LAZKİYE KÖYLERİ ENDİŞE İÇERİSİNDE

    Benzer bir olay Lazkiye vilayetinin Ceble ilçesine bağlı İdiye köyünde yaşandı. İktidara bağlı başka bir silahlı grup, köydeki bir eve baskın düzenleyerek eşyalara zarar verdi. Baskın, köylüler arasında büyük korku ve tedirginliğe neden oldu.

    ALEVİ İNANÇ ÖNDERİ ALIKONDU

    En dikkat çekici gelişme ise dün gece Ceble kırsalındaki Ras El Eyn köyünde yaşandı. SOHR’un bildirdiğine göre, Şam rejimine bağlı bir güvenlik devriyesi, Alevi inancına mensup inanç insanı Şeyh Salih El Mensur’u evinden zorla alıkoyarak bilinmeyen bir yere götürdü.

    Devriye üyelerinin, Şeyh El Mensur’a ve ailesine hakaret ettiği, özellikle Arap kökenli kimliğini hedef alarak aşağılamaya çalıştıkları bildirildi. Silahlı grubun ailenin diğer bireylerini de kaçırma girişimi, köy halkının müdahalesiyle engellendi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Suriye’nin sahil bölgelerinde katledilen ve kaçırılan çocuklar için UNİCEF’e rapor sunulacak

    Suriye’nin sahil bölgelerinde katledilen ve kaçırılan çocuklar için UNİCEF’e rapor sunulacak

    PİRHA- Suriye İnsan Hakları Topluluğu, sahil bölgelerinde aileleri ile birlikte katledilen, kaçırılan çocuklarla ilgili hazırladığı raporu 6 Mayıs tarihinde UNİCEF’e sunacak. Raporun sunulması ardından çocuklar anısına bir anma düzenlenecek.

    Suriye İnsan Hakları Topluluğu Başkanı Prof. Dr. Jens Kreinath imzasıyla yayımlanan açıklamada sahil bölgelerinde aileleri ile birlikte katledilen, kaçırılan çocuklarla ilgili hazırladığı raporu 6 Mayıs tarihinde Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’na (UNİCEF) sunacak.

    Raporda ayrıca, bazı çocukların cihatçı gruplar tarafından nefret ve şiddet ortamında yetiştirildiği ve silah eğitimine tabi tutulduğunun da yer alacağı belirtilen kaydedildi.

    Açıklamada ayrıca raporun verilmesinden sonra Almanya’nın Köln şehrinde bulunan Neumarkt’ta 6 Mayıs saat 14.oo’te çocuklar anısına bir anmanın düzenleneceği kaydedildİ

    UNİCEF’E RAPOR VERİLDİKTEN SONRA ÇOCUKLAR ANILACAK

    Suriye İnsan Hakları Topluluğu’nun açıklaması şöyle:

    “Suriye İnsan Hakları Topluluğu olarak, özellikle Suriye’nin sahil bölgelerinde katledilen, kaçırılan, yetim ve öksüz kalan çocuklarla ilgili bir rapor hazırladık. Raporda ayrıca, bazı çocukların cihatçı gruplar tarafından nefret ve şiddet ortamında yetiştirildiği ve silah eğitimine tabi tutulduğu da yer almaktadır.

    Hazırladığımız bu raporu Köln’de UNICEF’e sunacağız. Bu vesileyle, saygıdeğer kurumunuzun da, uygun görmeniz halinde, raporumuza destek amacıyla imza vermesini içtenlikle arz ederiz.

    Raporu verdikten sonra; 6 Mayıs Saat 14.00, Köln-Neumarkt’ta Suriye’de katledilen, kaybolan, eziyet gören veya yetim kalan çocuklar anısına bir anma etkinliği düzenleyeceğiz. Siz değerli kurumumuzu bu anlamlı etkinlikte yanımızda görmekten ve anmayı birlikte gerçekleştirmekten büyük onur duyarız.

    Bununla birlikte, çocukların barınma ve beslenme gibi acil ihtiyaçlarının karşılanmasının yanı sıra, psikolojik destek sağlanması ve onların geleceğe hazırlanması konularında UNICEF ile iş birliği içinde çalışmalar yürütmek ve ortak projeler geliştirmek, en önemli hedeflerimizden biridir. Saygılarımızla..”

     

  • Mersin Kadın Platformu: Alevi kadınlar yalnız değildir-VİDEO

    Mersin Kadın Platformu: Alevi kadınlar yalnız değildir-VİDEO

    PİRHA- Suriye’de Alevi kadınlara kaçırılması ve katledilmesine tepki gösteren Mersin Kadın Platformu, “Alevi kadınlara yönelik her türlü saldırının bir an evvel durdurulmasını talep ediyoruz. Alevi kadınların yalnız değildir, süreci takip edeceğiz” dedi.

    Mersin Kadın Platformu, Suriye’de katledilen ve kaçırılan Alevi kadınları için Özgecan Aslan Barış Meydanında basın açıklaması yaptı. “Suriye’de kadınlar kaçırılıyor, kaybediliyor, tecavüze uğruyor, katlediliyor. Susmuyoruz” pankartının açıldığı eylemde “Alevi kadınlar yalnız değildir”, “Kadın dayanışması sınırları aşıyor”, “Yaşasın kadın dayanışması” sloganları atıldı.

    Platform adına basın açıklamasını okuyan Canan Yüce, Alevilerin tarih boyunca eşit yurttaşlık hakkından mahrum bırakıldığına, kimliklerinin yok sayıldığına ve katliamlara maruz bırakıldıklarına değindi.

    “ALEVİ KADINLAR ÇİFTE EŞİTSİZLİĞE MARUZ KALIYOR”

    Alevilerin her zaman sistematik ayrımcılığa uğradığını belirten Yüce, “Bu tarihsel ve sistematik dışlanma ve ötekileştirme Alevi kadınları üzerinde çifte bir ayrımcılık ve şiddet olarak tezahür etmekte. Patriarkal sistemde kadın olarak, inanç kimliğinden dolayı eşit yurttaş olarak kabul edilmeyen, dışlanan Alevi kadınlar çifte eşitsizlik politikaları altında ağır şekilde bedel ödemekte” dedi.

    Suriye’deki Alevi kadınların yaşadığı ayrımcılığa dikkat çeken Yüce, “Suriyeli Alevi kadınların siyasal İslamcı cihadist çeteler tarafından uğradıkları cinsiyetçileştirilmiş saldırıları görüyoruz. Alevilere, Alevi kadınlara uygulanan “yok etme” politikalarını görüyoruz, var olma mücadelesini sürdüreceğiz. Kadın düşmanı siyasal İslamcı cihadist çetelerin Alevi kadınlara yönelik cinsiyetçi ve militarist saldırılarının ideolojik, politik olduğunun farkındayız. Kadınlara cinsiyetçi saldırılarda bulunan, kadınları vahşice katleden cihadist çeteler erkek egemen ideolojiden beslenen kadın düşmanları. Kadınların özgür ve eşitçe yaşamasından, hayatın her alanında yer almasından rahatsız olan kadın düşmanları olduklarını biliyoruz. Alevi kadınlarına karşı düşmanlıkları eşitlikçi Alevilik inancına ait olmaları, bu eşitlikçi Aleviliği kendi dünya görüşleri için tehlikeli buldukları giz değil” diye konuştu.

    “ALEVİ KADINLARA SALDIRILAR DERHAL DURDURULSUN”

    Suriye’de yıllardır Alevi kadınlara yönelik sürdürülen patriarkal, militarist, cihadist saldırılara uluslararası kamuoyunun ses çıkarması çağrısında bulunan oşunları dile getirdi:

    “Batının kadın katillerine kravat taktırarak aklamalarına karşıyız. Onlara milyonlarca euro maddi destekte bulunarak kadınların hayatlarına rağmen desteklenmelerine, siyasi ortak olunmasına karşıyız. Bilakis Alevi katliamından sorumlu olanların Uluslararası Ceza Mahkemeleri tarafından yargılanmasını ve cezalandırılmasını talep ediyoruz. Suriye’de yaşayan Aleviler ve Alevi kadınlara, tüm azınlıklara eşit yurttaşlık hakkı tanınmasını ve yaşam haklarının garanti altına alınmasını talep ediyoruz.

    Alevi kadınlara yönelik her türlü saldırının bir an evvel durdurulmasını talep ediyoruz ve süreci takip ediyoruz. Biz kadınlar hemen yanımızda, az ötemizde her türlü erkek ve devlet şiddeti altında hayatlarını kaybeden, cinsiyetçi saldırılara sistematik şekilde açık bırakılan Alevi kadınların yalnız olmadıklarını bir kez daha haykırıyoruz.”

    Açıklamanın ardından Suriye’de katledilen kadınların anısına denize karanfil bırakıldı.

    PİRHA/ MERSİN

  • Hatimoğulları: Suriye’de Alevi kadınlar kaçırılıyor; bizler bu büyük utancı görüyoruz!-VİDEO

    Hatimoğulları: Suriye’de Alevi kadınlar kaçırılıyor; bizler bu büyük utancı görüyoruz!-VİDEO

    PİRHA- Partisinin Meclis grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarının devam ettiğini hatırlatarak, Alevi kadınlara yönelik şiddete ve kaçırmalara tepki gösterdi.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis grup toplantısında konuştu.

    Ticaret savaşlarının Orta Doğu’da, İran merkezli gerilimlerin tırmanması ve bölgesel savaş risklerini ciddi bir biçimde büyüttüğünü söyleyen Tülay Hatimoğulları, Asya Pasifik’te dinmeyen hesaplamaların, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları koridorunun giderek artan bir krize dönüştüğünü kaydetti.

    “ALEVİ CANLARIMIZIN YANINDAYIZ”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, konuşmasında şunları ifade etti:

    “Suriye’de halklar ve inançlar yok sayılıyor. Geçici hükümet kuruluyor 5 yıllık bir anayasa hazırlanıyor ama bu anayasada ne yazık ki Suriye’de yaşayan farklı halklar ve inançlar yok, Kürtler yok, Aleviler yok. Bu anayasada kadınlar yok. Ve ben buradan bir kez daha altını çizmek istiyorum. Alevi katliamı Suriye’de devam ediyor. Lazkiye’de ve kıyı şeridinde yaşayan Suriyeli ve Arap Alevilerin üzerindeki katliam kimilerine göre bitti kimilerine göre azaldı dense de gerçekler öyle değil, oradan bizlere gelen haberler öyle değil. Aleviler orada ciddi bir biçimde sistematik bir katliama maruz bırakılmış, yerinden yurdundan topraklarından edilmeye devam ediliyor. Ve burada HTŞ ile iletişim içinde olan başta Türkiye hükümeti olmak üzere bütün hükümetlere, bu ilişkiyi sürdüren bütün kesimlere buradan bir kez daha çağrımızı yineliyoruz. Alevi katliamının son bulması için herkes gerekli girişimleri yapmak durumundadır.

    Şu bilinsin ki biz DEM Parti olarak orada yaşayan Alevi canlarımızın yanındayız, yanında olmaya devam ediyoruz, onlar için mücadele etmeye onların Türkiye ve bütün dünyada sesi soluğu olmaya devam edeceğiz. Bugün Orta Doğu’daki baskıcı rejimlerin önünde iki seçenek var. Ya halkların taleplerine direnecekler ve krizlerle boğuşacaklar ya da gerçek anlamda demokratikleşme ve iç barışın sağlanması için adım atacaklar. Bizim her  daim önerimiz başta Türkiye olmak üzere Orta Doğu’daki bütün bölge ülkelerinin tamamının demokrasiyi, tamamının özgürlükleri seçmesidir. Aksi takdirde buradaki bu gelişmelere baktığımızda bölgenin halkları çok daha fazla zarar görecek.

    FİLİSTİN’E YÖNELİK SALDIRILAR

    Filistin meselesi sıcaklığını hala korumaktadır. Netenyahu’nun başlatmış olduğu katliamda 50 bini aşkın Filistinli insan yaşamını kaybetti. Sözüm ona anlaşmalar yapıldı ama anlaşmaların gereklilikleri yerine getirilmediği için oradaki katliam ve yerinden yurdundan etme  politikaları hala devam ediyor. Şimdi kimisi bunu yumuşatmak için Filistinliler  için diyor ki hicret etmek. Hayır bunun adı tehcirdir, bunun adı zorla sürgündür bunun adı katliamdır. Tarihte Yahudilere yapılan zulmün aynısı şimdi Filistinlilere yapılıyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Bu insanlığın en güncel ayıbıdır en çıplak en yalın utancıdır. Geçici çözümlerle saldırıların durdurulamayacağını hepimiz çok iyi biliyoruz. Filistin’de yaşananlar bunun en canlı örneğidir. Filistin halkının meşru ve demokratik talepleri tanınmadan, kalıcı bir çözümü inşa etmek mümkün değildir.

    TÜRKİYE DEMOKRASİ ADINA OLUMLU BİR ADIM ATMADI

    27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın yaptığı asrın çağrısından bu yana geçen sürede ne yazık ki Türkiye’de demokrasi adına bırakın olumlu bir adım atılmasını daha iç karartıcı bir tablo ile karşı karşıyayız. İktidar bu süreçte iyi bir sınav vermedi. Tarihi çağrı bir metinden ibaret değildi. Bunu her fırsatta söyledik. Bu tarihi çağrı Türkiye’de yaşayan 85 milyon yurttaşımızın adil demokratik bir toplumda yaşaması için yapılmış bir çağrıdır ve bu demokratik toplumun dönüşüm davetidir. Ama iktidar bu çağrının ruhunu yok saydıkça gereğini yapmadıkça ülkede demokratikleşmenin yolu açılamaz. Bu tıkanıklığın patlak verdiği son olayları hatırlayacak olursak birisi HDK ve Kent Uzlaşısın a dönük gerçekleşen operasyon, diğeri 19 Mart sürecidir. Bakın 19 Mart’tan bu yana Türkiye  halklarının yükselen sesi sadece sıradan bir tepki değildi, sadece bir şahsın özgürlüğü için değildi. Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu tepkiler eşit, adil, özgür ve demokratik bir yaşamı talep etmek için ortaya çıkan tepkilerdir. Gençler, öğrenciler hep bir ağızdan haykırıyor. Bu ülke bizim, bugün bu ülke bugün de bizim, yarın da bizim, gelecekte de bizim diyor gençler.

    İŞKENCEYE ÖDÜL

    İktidar yükselen bu seslere karşı ne yapıyor bu sesleri duymazdan gelerek baskılarını artırıyor. Öğrencilere sokak ortasında işkence yapılıyor. Hepimiz izledik televizyonlarda ya da katıldığımız eylemlerde. O öğrencilere ve gençlere jopla vuran ve gaz sıkan polislere her birine 10 bin TL ödül verdiniz. Siz kaç ülke bilirsiniz ki yeryüzünde işkenceye ödül veriyor apaçık. Ama ne yazık ki kendi ülkemizde buna kötü bir biçimde tanıklık ettik. İşkenceye prim vererek iç barış sağlanamaz. Aksine toplumsal barışa zarar verir, ortak yaşamı zehirler. Siz batıda gençleri joplayanlara bu şekilde prim verirseniz Kağızman’da bir uzman çavuş cafede yan baktın diye bir insanı herkesin gözü önünde katleder. Bu cesaretin kaynağı cezasızlık politikası ve iktidarın açık korumasıdır. Üstelik üzerine de ödül veriyorsunuz. Yani teşvik ediyorsunuz şiddete. Bu apayrı bir suçtur, bunu biliyor musunuz. Evet suç işliyorsunuz. Bu apayrı bir suçtur, suça teşvik etmek de suçtur, suçluyu ödüllendirmekte suçtur. Bunu bizler asla kabul etmiyoruz. Bu antidemokratik uygulamalar bitmiyor. Şöyle bir ara vermek, bir nefeslenmek bile gelmiyor akıllarına. Yine bu zorlayıcı gündemleri sürdürüyorlar. Bakın iktidar tüm bunların dışında okullarda öğretmen avında. Proje okullarında öğretmenlere dönük siyasi tasfiyeye girmiş durumda. Buradan milli eğitim bakanına sesleniyorum, öğretmen atamaları, yönetici görevlendirmeleri, tayinler şeffaf, denetlenebilir ve liyakat esaslı olmalıdır. Öğretmenlere dönük bu siyasi operasyon sadece öğretmene dönük değildir. Bilime, bu ülkenin demokratik geleceğine dönük de bir müdahaledir, bir operasyondur. Ayrıca mülakat mağduru öğretmenler bugün Milli Eğitim Bakanlığı önünde toplandılar, eylem gerçekleştiriyorlar. Alenen hukuksuzlukla karşı karşıya kalmış öğretmenlerimizin ve onlara sahip çıkan öğrencilerimizin yanındayız, yanında olmaya devam ediyoruz.

    BARIŞ DEMOKRASİYLE OLUR

    Hakkı, hukuku yok sayan hiçbir politika meşru değildir. Demokrasi karşıtıdır, topluma zarar verir, barışa hizmet etmez. Bu ülkede sahici bir barış olacaksa bu ancak demokratik bir dönüşümle mümkündür. Barış demokrasiyle olur. Bunun altını bizler her fırsatta çizmeye devam edeceğiz. Unutmayalım, bu süreçte atılacak önemli adımlar vardır. Bu adımlarda en önemli sorumluluk devlete ve iktidara düşmektedir. Doğru, ama aynı zamanda bu talepler etrafında örgütlenen bütün kesimlere yani hepimize yani alanları meydanları dolduran gençlere kadınlara, toplumsal muhalefetin öncüsü olan bütün kesimlere de görev ve sorumluluk düşmektedir. Hep birlikte bizler elimizi taşın altına koyarsak biz bu ülkede ciddi bir değişim ve dönüşümü hep birlikte inşa edebiliriz. Şairin dediği gibi; ‘hangi yangın bir başına söndürülebilir’. Bütün toplumu yakan yangını birlikte söndüreceğiz. Bu karanlıktan birlikte el ele vererek çıkabiliriz, çıkmalıyız. Başka çaremiz yok. Kendimize güveniyoruz, gençlere güveniyoruz, kadınlara inanıyoruz. Bizler başaracağımıza inanıyoruz. Mutlaka başaracağız, mutlaka başaracağız.

    “KADINLAR KAÇIRILIYOR, BU BÜYÜK UTANCI GÖRÜYORUZ

    Sevgili kadınlar barış bizim için çok önemlidir. En temel gündemlerimizden birisidir. Savaşları çıkaran erkek egemen zihniyete karşı biz kadınlar barışta ısrarcıyız. Savaşın yarattığı şiddet, tacizi, tecavüzü, yoksulluğu, işsizliği sömürüyü en derinden biz kadınlar yaşıyoruz. Bakın savaşın en ağır bedelini biz kadınlar ruhumuzda tenimizde, bedenimizde hissediyoruz. Yakın zamanda çıkan savaşlarda Ezidi kadınların çeteler tarafından nasıl kaçırıldığını, küçük Ezidi kız çocuklarının nasıl kaçırıldığını ve Ankara’nın göbeğinde dahi onların satıldığını gayet iyi biliyoruz. Şimdi aynı uygulama Suriye’de Arap Alevi kadınlar üzerinden gerçekleşiyor. Arap alevi kadınlar, kız çocukları küçük yaştaki çocuklar kaçırılıyor ve bizler büyük bir utancı görüyoruz hep birlikte. 21. yüzyılda kız çocukları ve kadınlar adeta köle pazarında satılır gibi satılıyorlar. İşte biz o yüzden savaşın bütün negatifliğini bedenimizde, tenimizde, ruhumuzda o yüzden hissediyoruz. Bakın bununla ilgili mücadele eden dünyada çok önemi örnekler var. Siyahi kadınlar Filistinli kadınların kurduğu barış için kadın koalisyonu İrlandalı kadınların kadın destek ağı, Kolombiyalı kadınların güzel rotası, Kürt barış anneleri barış için kadın girişimi. Bu dünya deneyimlerinin ortak noktası var. O ortak nokta şudur. Kadınlar barış istiyor.

    EKONOMİK KRİZ

    Şimdi bütün bu yoksulluğun içerisinde bu krizin içerisinde sıcaklığın aniden düşmesiyle çiftçilerin tarladaki ürünü zarar gördü. Meyvecilikle geçimini sağlayan bölgeler özellikle büyük bir darbe aldı. Yaşanan don olayları yüzünden üreticiler yüzde 80 oranında rekolte kaybı yaşadı. Tarım Bakanlığı derhal harekete geçmelidir. Üreticilerin zararları derhal giderilmelidir. Üreticiler olmadan soframıza ulaşacak ürün de olmaz. İktidar çiftçilerin üzerindeki yükü hafifletilecek tedbirleri zaten almalıdır. Ama şu anda yaşanmış doğal afet karşısında mevcut olan iktidar ve ilgili bakanlık acilen devreye girmelidir. AKP iktidarında demiştik ki yoksulluk, kriz daha da derinleşiyor. İnsanlar barınamıyor. İnsanlar kira ödeyemez bir hale gelmiş durumdalar. Mart ayında enflasyon yüzde 38 olarak açıklandı. Ancak nisan ayı kira artış oranı yüzde 51 olarak belirlendi. Asgari ücrete sene başında sadece yüzde 30 emekli maaşında yüzde 15. 75, memur maaşına ise yüzde 11.54 oranında zam yapıldı. Yurttaş ne yiyecek, yurttaş ne içecek? Yurttaş nasıl geçinecek?

    1O BİNLERCE BARIŞ GÖNÜLLÜSÜYLE EV ZİYARETLERİNE BAŞLIYORUZ

    1 Ekim’de başlayan 27 Şubatta sayın Öcalan’ın tarihi çağrısı ile taçlanan Barış ve Demokratik Toplum süreci üzerinden tam 6 ay geçti. Bu 6 ay boyunca bir gün bile yerimizde durmadık. Asya’dan Okyanusya’ya oradan Avrupa’ya kadar dünyanın dört bir yanını dolaştık. Her yerde heyetlerimiz bu süreci dünya ülkeleriyle paylaştı. Bir çok ülkenin temsilcisiyle elçilikleri ve kurumlarıyla bir araya geldik. Heyetlerimizle bu süreci anlattık ve çözümü tartıştık. Türkiye’nin dört bir yanında il il ilçe ilçe dolaştık. Halklarımızla barışı konuştuk. 100 bine yakın yurttaşımızla barış için açık ve şeffaf haliyle toplantılar gerçekleştirdik. Şimdi 10 binlerce barış gönüllüsüyle tek tek ev ziyaretlerine başlıyoruz. Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanında 10 binin üzerinde barış elçisiyle, arkadaşımız ve yoldaşımla tek tek evleri ziyarete başladık. Yetişemediğimiz yerlere milyonlarca mektup yollayacağız. Online toplantılar yapacağız. Bugüne kadar yaptığımız onca çalışmanın bize gösterdiği tek gerçeklik var ki o da çok önemli. Toplum barış istiyor, halk barış istiyor. Herkes buna hazır. Barışı esnetin, uzatın yaklaşımına da toplum karşı. Barış istiyoruz, acil ve hemen diyorlar. Geçtiğimiz her yer konuştuğumuz herkes bu süreci canı gönülden destekliyor.

    ERDOĞAN VE DEM PARTİ GÖRÜŞMESİ

    En son Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile DEM Parti İmralı Heyetimiz bir görüşme gerçekleştirdi. Daha önce de kamuoyu ile paylaşıldığı gibi görüşme olumlu geçti Heyetimiz toplumun kafasındaki soru işaretlerini gözlemlerimizi ve önerilerimizi Sayın Erdoğan’a aktardı. Beklenti bu görüşmenin barış sürecine hız kazandırması ve çözümün kapısının aralanmasıdır. Elimizde büyük bir fırsat var, tarih yapma ve tarihe geçme fırsatı. Ama açık konuşalım ki aradan 2 ay geçmesine rağmen çağrıya denk düşen bir adım adım ve iradeyi henüz göremedik. Toplum net konuşuyor son derece makul konuşuyor son derece rasyonel ifade ediyor. Diyor ki iktidar neden adım atmıyor, bu süreç neden tek taraflı ilerliyor bir oyalamı mı var. Biz de buradan yürütme erkine soruyoruz. Tecrit sürerken bir tek somut adım atılmazken, tam tersine hergün yeni anti demokratik uygulamalar devreye girerken kayyımlar devam ederken sizce biz bu yurttaşlara ne cevap verelim. Bunlar çok büyük soru işareti olarak toplumun kafasında duruyor. Güven sadece güzel sözlerle değil pratik ve güven verici somut bir zeminin tesis edilmesiyle olur. Bu zemin nasıl sağlanır? Sayın Öcalan’ın çalışma ve iletişim özgürlüğünün sağlanmasıyla mesela. Meclisin silahsızlandırma süreci için bir yasa çıkarmasıyla örneğin. Demokratik dönüşüm ve barış teklifinin hazırlanmasıyla. Bu kanunu meclisten hep beraber çıkarmakla. İlk adım olarak bunları yaparsak tüm Türkiye rahat bir nefes alır ve toplumun kafasındaki bu soru işaretleri az da olsa yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlar. Mücadelemizle güncel, somut ve acil ihtiyaçlarımızın altını çizmeye devam edeceğiz.

    HASTA MAHPUSLAR VURGUSU

    Mahir Polat’ın tahliyesi hepimizi çok mutlu etti. Ve şimdi daha iyi koşullarda tedavi edileceğine inanıyoruz. Buradan da kendisine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. İçerde onun gibi yüzlerce ağır hasta tutsak var. Özge Özbek, Hatice Yıldız, Soydan Akan, Server Yıldırım, Hatice Öneren gibi daha burada sayamayacağım yüzlerce insan hapishanelerde hem hapishane koşullarıyla hem de hastalıklarıyla boğuşmak zorunda. İktidara ve meclis başkanlığına sesleniyorum. Güven artırıcı adımlar atabilirsiniz. İnsani ve hukuki olan bu meselede cesur davranabilirsiniz. Toplum hasta tutsaklarla, infazı keyfekeder bir şekilde yakılan mahpuslarla ilgili atılacak adımları beklemektedir.

    “GÜN BARIŞI ERTELEME DEĞİL, BARIŞI BİRLİKTE KURMA GÜNÜDÜR”

    Barış ve Demokratik Toplum için bizleri ayrıştırmasına izin vermeden daha güçlü bir biçimde ortak ses çıkarmaya devam etmeliyiz. Bunun için cesurca mücadele etmeye devam etmeliyiz. Bizler bu tarihi sürecin sonuna kadar arkasındayız. Elimizden gelenin fazlasını yapmak için yoğun bir çaba içindeyiz. Zamanın daraldığının farkındayız. Küresel krizlerin uzandığı bölgesel gerilimlerin tırmandığı bir dönemde barış ve çözüm asla ertelenemez. Biz buradan bir kez daha sözümüzü yeniliyoruz, toplumun beklentisi yürütme erkinin başı olan Sayın Erdoğan’ın zamanın ruhuna uygun bir şekilde cesurca adım atması ve tarihsel bir meseleye dair tarihi bir sorumlulukla yaklaşmasıdır. Halk çözümden yana kararlı bir duruş sergilemektedir ve somut bir adım beklemektedir. Türkiye’deki bütün halklar için emekçiler için işçiler için yoksullar için kadınlar, gençler için 85 milyon yurttaşımız için gerekli adımlar atılmalıdır. Gün barışı erteleme değil barışı birlikte kurma günüdür. Türkiye hazır Kürtler hazır DEM Parti hazır muhalefet hazır, en önemlisi de toplum hazır. Artık barış için harekete geçmenin tam vaktidir. Toplumun yüreği barış için atıyor. Rüzgar hiç olmadığı kadar barıştan yana. Konuşmamı Mevla’nın bir sözü ile tamamlayacağız. Mevlana der ki; insan aradığı şey ile ölçülür. Biz barışı arıyoruz, demokrasiyi arıyoruz. Bizim ölçümüz barıştır demokrasidir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Suriye’nin sahil kentlerinde 17 kadın ve çocuk kaçırıldı

    Suriye’nin sahil kentlerinde 17 kadın ve çocuk kaçırıldı

    PİRHA- SOHR, Suriye’nin Lazkiye, Humus, Süveyda, Tartus ve Hama kentlerinde, 17 kadın ve çocuğun kaçırıldığını açıkladı. 

    Suriye’nin Lazkiye, Humus, Süveyda, Tartus ve Hama kentlerinde zorla kaçırma olayları yaşanmaya devam ediyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin (SOHR) raporuna göre söz konusu kentlerden en az 17 kadın ve çocuk kaçırıldı. Raporda olayların tarihine ilişkin detaylar paylaşılmazken, kaçırılan kadın ve çocukların akıbetleri hakkında bilgi alınamadı.

    Öte yandan kimliği belirsiz kişiler Hums’un El Sebil ve El Beyadiye mahalleleri arasında bir evi basarak, aileden 5 kişiyi kaçırmıştı. Kaçırılanların akıbeti ise bilinmiyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • DAD İzmir Kadın Meclisi: Suriye’de Alevi kadınlara karşı savaş suçu işleniyor!-VİDEO

    DAD İzmir Kadın Meclisi: Suriye’de Alevi kadınlara karşı savaş suçu işleniyor!-VİDEO

    PİRHA- DAD İzmir Kadın Meclisi, Suriye’deki Alevi soykırımında kadınlara karşı savaş suçunun işlendiğini belirterek kadın örgütlerini ve uluslararası kamuoyunu Alevi katliamına karşı harekete geçmeye çağırdı. 

    Suriye’nin batısındaki Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus kentlerinde HTŞ’ye bağlı gruplar, SMO ve IŞİD’in, Alevileri hedef aldığı saldırılarda binlerce sivil katledildi, binlercesi ise alıkonuldu veya yerlerinden edildi. Bu saldırılardan en çok etkilenen kesim ise kadınlar ve çocuklar oldu. Soykırım saldırıları devam ederken son bir haftada çok sayıda kadın, çeteler tarafından kaçırıldı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Kadın Meclisi, Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarında kaçırılan kadınların akıbetine dair uluslararası güçlerin sessizliğini eleştirerek, katliamın sorumlularının yargılanması için bir soruşturma komisyonu kurulması çağrısında bulundu.

    “ALEVİLERE YÖNELİK İNSANLIK SUÇU İŞLENİYOR”

    DAD İzmir Kadın Meclisi’nden Nebat Çelik, Suriye’de Aleviler ve diğer halklara karşı insanlık suçu işlendiğini söyledi. Çelik, “Yolu emperyalistlerce açılan HTŞ’nin, Şam’a oturması sonrasında başta Aleviler olmak üzere Suriye halklarına karşı insanlık suçu işleniyor. HTŞ’yi iktidar olarak gören küresel ve yerel güçler, birbirleri ile rekabet içerisindeler. Kendi hesapları ve çıkarları için bu katliamları görmezden geliyor. Bunlar tek tip iktidar istiyor, kendinden olanı yaşatmıyor. Kadınlara yöneliyorlar ve kaçırılan kadınların akıbeti belli değil. Bunlar kadına, doğaya, sanata düşman. Türkiye’nin ve Suriye’nin geleceği birbirine bağlı durumda. Mücadeleyi yükseltme ve halklarımızın rızalı birliğini esas alma gibi bir zorunluluğumuz da vardır. Otoriter rejime ve Alevi katliamına hayır demek için halkları mücadeleye çağırıyoruz. Uluslararası kamuoyuna bu konuda sorumluluk alması çağrısında bulunuyoruz” dedi.

    “EN ÇOK KADINLAR HEDEF ALINIYOR”

    “Soykırımcı anlayış, Alevi kadınları hedef alıyor” diyen DAD İzmir Kadın Meclisi üyesi Semra Acar Mayda, “Suriye’de şeriatçı bir yapı olan HTŞ’nin, Alevilere yönelik soykırım saldırıları devam ediyor. Savaşlarda en çok kadınlar ve çocuklar zarar görüyor. Kadınlara tecavüz ediliyor, çocuklar öldürülüyor. Bu katliamın İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınması, girişimlerin Avrupa’da yaygınlaştırılması ve tepki gösterilmesi gerekiyor. Biz kadınlar olarak oradaki soykırımcı anlayışa ‘dur’ diyoruz. Bu savaş son bulsun, çocuklar ve kadınlar ölmesin” diye konuştu.

    “KAÇIRILAN KADINLAR BULUNSUN, SORUMLULAR YARGILANSIN”

    Kaçırılan Alevi kadınların sesinin duyulmadığı eleştirisinde bulunan DAD İzmir Kadın Meclisi üye Fadime Dapaklı ise, kayıp kadınların bulunması için bir soruşturma komisyonu kurulması çağrısını yaptı. Dapaklı, “Suriye’de kadınlar, işgalci güçler, radikal gruplar, devlet destekli milisler tarafından hedefe alındı. Kaçırıldılar, katledildiler, bir çoğunun sesi bile duyulmadı. Biz kadınlar, buna karşı sessiz kalamayız. Sessizlik suç ortaklığıdır. Suriye’deki kadınlar için adalet istiyoruz. Katliamı yapanlar yargılansın. Kayıplar bulunsun, hayatta kalanlar ise koruma altına alınsın. Kadınlar öldürülmesin, kadınlar susturulmasın” diye belirtti.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Alevi akademisyen Rasha Al-Ali, HTŞ çeteleri tarafından kaçırıldı

    Alevi akademisyen Rasha Al-Ali, HTŞ çeteleri tarafından kaçırıldı

    PİRHA – Alevi akademisyen Rasha Al-Ali, HTŞ’ye bağlı çeteler tarafından Suriye’de kaçırıldı. Hayatından endişe edilen akademisyenden haber alınamıyor.

    Suriye’de Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün Esad yönetimini devirmesi ardından Alevilerin de tedirginliği arttı. Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturan Aleviler, ülkenin daha çok sahil kesiminde yaşam sürmekteydi. Şam’ın düşmesi ardından HTŞ’liler, başta Lazkiye olmak üzere birçok kentte Alevilerin yaşam alanlarını adeta gasp etti.

    Suriye’deki Alevilere ait inanç merkezlerine yönelik saldırılar da tepkilere neden oluyor. Hüseyin bin Hamdan el Hasibi’nin türbesinin yakılıp, görevli beş sivilin öldürülmesi sonrasında bölgedeki korku daha da arttı.

    Son olarak Arap coğrafyasında birçok kitabı okutulan ve dünyanın birçok ülkesinde yaptığı araştırma ve çalışmalarla tanınan Alevi akademisyen Rasha Al-Ali’nin, terörist HTŞ çeteleri tarafından kaçırıldığı öğrenildi.

    Humus Üniversitesi’ne giderken kaçırılan akademisyenden bilgi alınamıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ankara’da polis tarafından kaçırılan genç: İşkence ve tutuklama ile tehdit edildim -VİDEO

    Ankara’da polis tarafından kaçırılan genç: İşkence ve tutuklama ile tehdit edildim -VİDEO

    PİRHA-Ankara’da evinin bulunduğu sokakta yürürken kendilerini polis olarak tanıtan kişilerce kaçırılıp, tehdit edilen Berşan Erdoğan, İHD Ankara Şubesi’nde yaşadıklarını anlatarak, “İşkence ve tutuklama ile tehdit edildim. Baskılar beni yıldıramayacak” dedi.

    Kendilerini polis olarak tanıtan kişilerce kaçırılan ve ajanlık teklif edilen Berşan Erdoğan, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde basın açıklaması yaptı.

    Erdoğan maruz kaldığı baskı ve kaçırılma olayını anlatırken, açıklamada söz alan İHD yöneticileri bu tür vakaların arttığına vurgu yaparak, olayın peşini bırakmayacaklarını söyledi.

    “GEÇTİĞİMİZ YIL İÇERİSİNDE EN AZ 144 KİŞİ KAÇIRMA, AJANLAŞTIRMA OLAYINA MARUZ BIRAKILDI”

    Açıklamada ilk olarak konuşan İHD MYK Üyesi Nuray Çevirmen, kaçırılma ve ajanlaştırma olaylarına dair bilgi vererek, “Bu süreçte bu tür olayları sık sık duyuyoruz. Gelen başvurular sonucunda İHD olarak çalışmalarımızı yürütüyoruz. 2021 yılı Ocak-Kasım ayları arasında 13 kişi kaçırıldı ve ajanlık teklifine maruz bırakıldı. Bu 13 kişiden bazıları 18 yaşından küçük çocuklardı. Kayıt altına alınmayan olaylarla birlikte geçtiğimiz yıl içerisinde en az 144 kişi kaçırma, ajanlaştırma olayına maruz bırakıldı. Kurumumuza 2021 yılı içerisinde Ocak ve Kasım ayları arasında 65 kişi buna dair başvuruda bulundu. Kendilerini polis olarak tanıtan kişilerin vatandaşları yasadışı bir şekilde kaçırarak, tehdit ederek işbirliğine zorlamaları suçtur. Ancak cezasızlık politikası nedeniyle bu tür saldırılar devam ediyor” dedi.

    “İKİ YILDIR SÜREKLİ TACİZ EDİLİYORUM”

    Kaçırılan ve tehdit edilen Berşan Erdoğan ise şunları dile getirdi:

    “2 yıldır kendini polis olarak tanıtan kişilerin baskısına maruz kalıyorum. Son olarak evimin önünden beni bir arabaya zorla bindirerek kaçırdılar. Ailemle ilgili bilgiler söylediler. Eylemlere katıldığımı ve bunun yasadışı olduğunu söylediler. Eğer eylemlere katılmaya devam edersem beni içeri alacaklarını, işkence yapacaklarını belirttiler. Görüşmek istememe rağmen iki yıldır sürekli beni hem telefonla arıyorlar hem de sokakta yolumu kesip kaçırıyorlar. Ajanlık dayatmasında bulunuyorlar. Bunu kabul etmediğimde ise beni darp ettiler. Daha sonrasında beni arabayla evimden uzak bir yere bıraktılar. Bu baskı ve gözdağı verme politikalarına boyun eğmeyeceğim.”

    “BU İŞİN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ, TAKİPÇİSİYİZ”

    Erdoğan’ın ardından İHD Ankara Şube Eş Başkanı Fatih Kanat ise, “Ne yazık ki bu tür olaylar bu coğrafyada çok yaygın bir uygulama haline geldi. Polisin yasadışı uygulamaları birçok alanda karşımıza çıkıyor. Kendi anayasalarını, yasalarını hiçe sayan bir zihniyetle muhatabız ne yazık ki. Gençlere, öğrencilere ve birçok kesime yönelik bu baskıları İnsan Hakları Derneği olarak öncelikle kınıyoruz. Aynı zamanda bu işin peşini bırakmayacağımızı da ilan ediyoruz, takipçisiyiz, raporluyoruz, gözlüyoruz. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre hareket edilene kadar da mücadele etmeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Hukukçu Eminoğlu, müvekkillerinin yaşadıklarını anlattı: Tamamen hukuksuzluk var-VİDEO

    Hukukçu Eminoğlu, müvekkillerinin yaşadıklarını anlattı: Tamamen hukuksuzluk var-VİDEO

    PİRHA-90’lı yıllarda kaldığı söylenen faili meçhuller, kaçırılmalar, kayıplar, işkenceler devam ediyor. Müvekkillerinin son süreçte maruz kaldığı baskıları anlatan ÇHD Ankara Şubesi üyesi hukukçularından Naim Eminoğlu, “Bu kişilerle ilgili hiçbir ize ulaşamıyoruz. Kamera kayıtları vesaire her şeyi siliyorlar. Hukuki anlamda her yolu deniyoruz ancak yaptığımız suç duyuruları takipsizlikle sonuçlanıyor” dedi.

    90’lı yıllarda kaldığı söylenen faili meçhuller, kaçırılmalar, kayıplar, işkenceler devam ediyor. Günümüzde ‘Beyaz Toros’ların yerini ‘Siyah Transporter’lar almış durumda. 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen ‘darbe girişimi’nin sonrasında ilan edilen OHAL’in ardından yaşanan hak ihlallerinde ciddi bir artış söz konusu. Kaçırılmalar, işkenceler, kayıplar ve şüpheli ölüm olayları sıkça gündeme geliyor.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi’nin ‘2021 Yılı Baskı ve Tehdit Yöntemleriyle İfade Alma, Mülakat Yapma, Ajanlaştırma ve Kaçırma Olaylarıyla İlgili Özel Rapor’una göre; 2021 yılının ilk 11 ayı içerisinde toplamda en az 144 kişinin kaçırma, ajanlaştırma ve tehdide maruz kaldığı belirtildi.

    Raporda, özellikle siyasi partilerin gençlik kolları üyelerinin, üniversite öğrencilerinin, gazetecilerin ve aktivistlerin hedefte olduğu, bu kişilerin gizemli numaralardan arandığı, kaçırıldığı ve hatta işkenceye maruz bırakıldığı yönündeki iddialara da yer veriliyor.

    11 AYDA EN AZ 144 KİŞİ KAÇIRILDI, AJANLIK DAYATILDI, TEHDİT EDİLDİ

    Söz konusu raporda, “2021 yılı Ocak-Kasım ayları içerisinde en az 13 kişinin kaçılarak ajanlık teklifine ya da tehdide maruz bırakıldığını ve bu kişilerin herhangi bir işlem yapılmadan serbest bırakıldığını belirlemiştir. Yine aynı şekilde, en az 66 kişinin ise gözaltı yerlerinde (bir kısmı hapishanelerde) veya gözaltı yerleri dışındaki alanlarda ajanlık teklifine ve tehdidine maruz kaldığını ortaya koymuştur. Benzer şekilde, büyük bölümü kolluk kuvvetleri tarafından olmak üzere en az 65 kişinin tehdit edildikleri belirlenmiştir. Tehdit edilen kişilerden 12’si sosyal medya üzerinden tehdit edildiğini belirtmiştir. Sosyal medya yoluyla yapılan tehditlerin çoğunlukla siyasi parti çalışanlarına, üniversite öğrencilerine ve medya emekçilerine yönelik olduğu görülmektedir” ifadeleri yer aldı.

    ÖZEL HAYATA İLİŞKİN BİLGİLER KULLANILARAK KİŞİLERİN HASSASİYETLERİ İSTİSMAR EDİLİYOR

    Raporda yer alan bilgilere göre, bu baskılar çoğunlukla kendisini istihbaratçı olarak tanıtan kolluk kuvvetlerince veya infaz koruma memurları ve güvenlik korucuları (geçici köy korucusu) tarafından gerçekleştirilmektedir. Neredeyse tamamı resmi görevli olan bu kişiler, ellerindeki devlet gücü vasıtasıyla bireylerin özel hayatına ilişkin bilgilere ulaşmakta ve bu bilgileri kullanarak kişilerin hassasiyetlerini istismar etmektedirler.

    İHD Genel Merkezi, rapora dair yaptığı açıklamada, TBMM Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu ve İçişleri Bakanlığı ile de görüştüklerini ancak vakaların devamından da anlaşılacağı üzere önleyici tedbirlerin yeterli düzeyde alınmadığını gördüklerini ifade etti.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şubesi üyesi hukukçularından Naim Eminoğlu müvekkillerinin son süreçte maruz kaldığı bu bağlamdaki baskı ve tehditleri anlattı.

    “GİZLİ BİR GÖZALTI MERKEZİNDE, 6 AY BOYUNCA ÇEŞİTLİ İŞKENCELERE MARUZ KALDI”

    Ajanlaştırma, işbirlikçileştirme ve itirafçılaştırmanın bir devlet politikası olduğunu ifade eden Eminoğlu, bu politikaların 80’lerden bu yana uygulandığını aktararak; “Ancak son yıllarda bu tür olaylar arttı. Müvekkilimiz Ayten Öztürk, 2018 yılında Lübnan Havalimanı’ndan Avrupa’ya giderken Lübnanlı yetkililer tarafından Türkiye’ye teslim edildi. Ankara’daki gizli bir gözaltı merkezinde 6 ay boyunca çeşitli işkencelere maruz bırakıldı. Boğma, elektrik verme gibi her türlü fiziki ve psikolojik işkence gördü. Sadece Lübnan’da gözaltına alındığı ve orada 6 gün tutulduğu kayıtlarda var, sonraki süreç yok. 6 ay boyunca kendisine başkaları üzerine ifade vermesi ve bildiklerini anlatması dayatılmış. Ağır işkencelerle geçen 6 ayın sonunda da tutuklandı ve ilk görüşmemizde şunu söylemişti: Tutuklandığıma sevindim.
    Bir avukat olarak bu söylemi beni çok etkilemişti. İşkence, kötü muamele ile ajanlaştırma, işbirlikçileştirme politikaları iç içe. Bu durumlara ne kadar göz yumulursa, ses çıkarılmazsa o kadar artış gösteriyor” şeklinde konuştu.

    “SİZE BİR HAFTA MÜHLET, EMEL’İ ÖLDÜRMEMİZ BİR İĞNEYE BAKAR”

    Bu tür olaylara özellikle 2021 Eylül ayından bu yana çok fazla tanık olduklarını kaydeden Eminoğlu sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Hapishanelere gidilerek ajanlaştırma, işbirlikçileştirme yönünde baskılar yapılıyor müvekkillerimize. Silivri 9 No’lu Hapishanesi’nde bulunan müvekkilimiz Emel Yeşilırmak’a kendilerini istihbaratçı olarak tanıtan kişiler, ‘Yargıtay’da dosyaların birleşmedi, çok ceza alacaksın’ diye tehdit ederek itirafçılık dayatmasında bulunmuştur. Kendilerini yine istihbaratçı olarak tanıtan 5 kişi, Emel Yeşilırmak’ın ablasına da, ‘Size bir hafta mühlet, Emel’i öldürmemiz bir iğneye bakar’ diyerek tehditlerini sürdürmüştür.

    “İFADE VER KURTUL, YOKSA BURADAN ÇIKAMAZSIN”

    Müvekkilimiz Bengisu Ravza Demirel’i de İzmir’de kaldığı hapishanede, kendisini ‘Halkın Hukuk Bürosu avukatlarındanız’ diyerek birtakım kişiler ziyaret etti. Bu kişiler bizim hukuk bürolarımızın adlarını kullanarak yapıyorlar bu işi. Kendilerini MİT mensubu olarak tanıtmışlar. Kendisine buradan asla çıkamayacağını, başkaları üzerine ifade vermesi gerektiğini, böyle yaptığı takdirde hemen çıkabileceğini söylemişler. ‘İfade ver kurtul, yoksa buradan çıkamazsın’ demişler. Bununla ilgili hukuki olarak başvurularımızı yaptık. Söz konusu şahısların istihbarat polisi oldukları kurum 2. müdürü ve hapishane savcısı tarafından onaylanmıştır. Bu durumda polislerin avukat değilken kendilerini avukat olarak tanıtmaları görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmaktadır.
    Aynı şekilde Grup Yorum üyesi Sultan Gökçek de böyle bir baskıya maruz kaldı ve bunu yapan savcıydı. Bizzat Cumhuriyet Başsavcısı gidip, ‘Sultan ile görüşmek istiyorum’ demiş. Sultan ile görüştüğünde de bazı davalar kapsamında ifade vermesini söylemiş.”

    “BU İŞİ YAPANLAR ARKALARINDA DELİL BIRAKMIYORLAR”

    Bir diğer müvekkilleri olan Düzce Çevre Ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nde çalışırken KHK ile ihraç edilen Alev Şahin’in de evinin önünden yakalama kararı olmaksızın polislerce kaçırılmaya çalışıldığını söyleyen Eminoğlu, “Alev Şahin’i kaçırmak istedikleri aracın plakasını tespit ettik ancak sahte çıktı. Alev Şahin’e ceza alacağını, tekrar içeri gireceğini, eğer ifade verirse bunların olmayacağını söylemişler. Bununla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunduk ancak savcılık harekete geçmedi. Biz de bunun üzerine o bölgedeki üç, dört sokağı gezip, 100’ü aşkın apartmanın kamera kayıtlarına ulaşmaya çalıştık. Bu kişilerin tespit edilmesi için uğraştık ancak şunu gördük ki, bu işi yapanlar arkalarında delil bırakmıyorlar. Hiçbir kamera kaydına ulaşamadık. Bizden önce giden ve kendini polis olarak tanıtan kişiler kamera kayıtlarını toplamışlar” dedi.

    “DÜŞMAN CEZA HUKUKU İŞLETİLİYOR”

    Son süreçte gözaltına alınan veya tutuklanan muhalif tüm kesime bu tür politikaların uygulandığını vurgulayan ve yapılanların tamamen hukuksuz olduğunu belirten Eminoğlu şunları aktardı:

    “Bu tehditleri yapanların kimliklerini bilmiyoruz. Kendilerini polis ya da istihbaratçı olarak tanıtıyorlar. Daha sonrasında bu kişilerle ilgili hiçbir ize ulaşamıyoruz. Kamera kayıtları vesaire her şeyi siliyorlar. Hukuki anlamda her yolu zorluyoruz, deniyoruz ancak yaptığımız suç duyuruları takipsizlikle sonuçlanıyor. Bazı soruşturmalar sonuçlandırılmayarak sürüncemede bırakılıyor. Hapishane müdürleri ile görüşüyoruz, o saatler aralığında hapishaneye kimlerin geldiğinin bilgisini ve kamera kayıtlarını istiyoruz. Ancak ya cevap alamıyoruz ya da kamera kayıtlarının bozuk olduğu söyleniyor. Bu işi yapanlar yasadışı iş yaptıklarının farkındalar ve arkalarında iz bırakmıyorlar. Bir tutukluyla, hükümlüyle görüşecek insanlar bellidir ya da bir insanın ifadesi alınacaksa yanında avukatı olmalıdır. Bunların hepsi yasalarda belirtilmiştir. Ancak bunların hiçbirisine uyulmuyor.

    Şöyle de absürt bir durum yaşanıyor: Birisinden ifade almışlar, o ifade üzerinden operasyon yapıp insanları gözaltına alıyorlar ve tutukluyorlar. Daha sonra hapishaneye gidip başkasının ifadesi üzerine tutuklanan insanlardan, başkasının üzerine ifade vermelerini istiyorlar. Düşman ceza hukuku işletiliyor aslında. Kişiler belirleniyor ve onlara suç atfedilmeye çalışılıyor. Bu bir devlet politikasıdır. Muhalif kesim üzerinde baskı ve korku yaratmak için dayanışmayı, hep birlikte olmayı engellemek için izlenen yöntemlerdir.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

     

     

     

  • Hüseyin Galip Küçüközyiğit 100 gündür kayıp!- VİDEO

    Hüseyin Galip Küçüközyiğit 100 gündür kayıp!- VİDEO

    PİRHA- 100 gündür haber alınamayan Hüseyin Galip Küçüközyiğit’in kızı Nursena Küçüközyiğit; “İncelemelerin yapılması için uğraştık ama bugün 100’üncü gün ve yapılan bir işlem olmadı” dedi.

    Kaçırıldığı belirtilen ve kendisinden 100 gündür haber alınamayan Hüseyin Galip Küçüközyiğit’in ailesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) binasında basın toplantısı düzenledi.

    İlk olarak konuşan İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen, “İHD olarak son yıllarda çok fazla kayıp başvurusu alıyoruz. Hüseyin Galip Küçüközyiğit bu başvurulardan sadece biri. Bizler gündeme getiriyoruz kayıpları ancak yeterli olmuyor. Takip aşamasında maalesef engelleniyoruz. Sonuç alamıyoruz” dedi.

    BAZI DELİLLER YOK EDİLDİ

    Çevirmen’in ardından Hüseyin Galip Özyiğit’in kızı Nursena Küçüközyiğit söz aldı. Babasıyla en son 29 Aralık 2020 tarihinde telefonda görüştüğünü belirten Küçüközyiğit, “Babam ertesi gün yanımıza geleceğini söyledi. Fakat gelmedi. Daha sonra tekrar aradığımızda telefonu kapalıydı. O günden sonra bir daha haber alamadık. Bundan sonraki aşamada incelemelerin yapılması için uğraştık ama bugün 100’üncü gün ve yapılan bir işlem olmadı. Aracını bulamadık, çelişkili ifadeler verildi. Geçen bu süreçte işlemlerin başlatılmaması hem süreci yavaşlattı hem de bazı delillerin yok olmasına sebep oldu” diye konuştu.

    “BAZI GÖREVLİLER KAÇIRILDIĞINI İTİRAF ETTİ”

    Hukuki süreç hakkında bilgi veren aile avukatı Adem Kaplan ise, aile ile birlikte emniyete çağrıldıklarını ifade ederek, “Emniyete gittiğimizde bize oradaki görevlileri ‘Biz şu anda sadece gölde yüzebiliyoruz. Sizin uğraştığınız konular deniz, okyanus. Yani bu okyanusta yüzemezsiniz, boğulursunuz.’ şeklinde üstü örtülü olarak devletin bazı görevlileri tarafından Hüseyin Bey’in kaçırıldığı itiraf edilmiş oldu. Fakat kaçıran güçlerin devlet içinde gizli yapılanma içerisinde olabileceği konusunda imalarda da bulundu emniyet yetkilileri” açıklamasında bulundu.

     “100 GÜN GEÇMESİNE RAĞMEN ARAŞTIRMA YAPILMADI”

    Kaplan, Küçüközyiğit için savcılığa başvuru yaptıklarında uzun bir süre savcılık ataması beklediklerini söyleyerek şunları kaydetti:

    “Atamadan sonra telefon kayıtlarının bazı sinyal ve takibini Sulh Ceza Hakimliği’ne istedi. Sulh Ceza Hakimliği’nin de ‘Kişinin sanık olmadığı, sanık olmayan bir kişinin de GPS kayıtlarının Sulh Ceza Hakimliği tarafından incelenmesine karar verilemeyeceğini bu yetkinin Cumhuriyet Başsavcılığı’nda olduğunu ve resmen bu incelemenin yapılması gerektiği’ kararına rağmen hala sinyal kayıtları ve baz bilgileri yolunda savcılık tarafından bir çalışma yapılmadı. İnsanların herhangi bir kayıp durumunda GPS bilgilerine ulaşabildiği bir durumda 100 gün geçmesine rağmen hala telefonun sinyal kayıtları konusunda bir araştırma yapılmadı. Devlet yetkililerinin üzerinde sosyal medya üzerinden bir baskı oluşturmasını kamuoyuna rica ediyoruz. Bu olaya herkes maruz kalabilir.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Nijerya’da 300 kız öğrenci kaçırıldı

    Nijerya’da 300 kız öğrenci kaçırıldı

    Nijerya’nın kuzeybatısındaki Zamfara eyaletinde, silahlı kişilerin yatılı bir okula saldırısı sonucu 300 kız öğrencinin kaçırıldığı belirtildi.  

    Nijerya’nın kuzeybatısındaki Zamfara eyaletinde, BBC’nin haberine göre, yerel saatle 01.00’da yatılı bir okula düzenlenen saldırının ardından en az 300 öğrenci alıkonuldu.
    Okula pikap ve motosikletleriyle gelen silahlı kişilerin ortaokul öğrencilerini araçlara bindirdikten sonra kaçtığını belirten bir öğretmen, saldırganlardan bazılarının üniformalı olduğunu anlattı. Saldırı sırasında okulda 421 öğrencinin olduğu aktarıldı.
    (HABER MERKEZİ)
  • AP milletvekilleri Soylu’ya Gökhan Güneş’i sordu

    AP milletvekilleri Soylu’ya Gökhan Güneş’i sordu

    İstanbul’da, kaçırıldıktan altı gün sonra serbest bırakılan Gökhan Güneş için 13 Avrupa Parlamentosu milletvekili, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya mektup gönderdi.

    Kamuoyundaki tepkilerden sonra Güneş’in serbest bırakılmasından memnunluk duyduklarını ifade eden milletvekilleri, buna rağmen yanıtlanması gereken pek çok sorunun olduğuna dikkat çektiler.

    Yapılan açıklamada, “Güneş serbest bırakıldıktan sonra İnsan Hakları Derneği’nde düzenlediği basın toplantısında işkence gördüğünü açıkladı. Bu durum bizleri şok etti. Anlattıklarından, kaçıranların arkasında lojistik bir desteğin olduğu, sorgu odası, işkence aletleriyle anlaşılıyor. Kendilerini ‘görünmeyenler’ olarak tanıtan bu kişilerin yaptıkları 1990’lı yıllardaki kayıpları hatırlatıyor” denildi.

    Mektupta milletvekilleri, Soylu’ya Güneş’in anlattıklarından sonra olanları aydınlatmak için hangi adımların atıldığı, kaçıranlarla polis arasında bir bağlantının olup olmadığını sordu.

    Mektubu imzalayan AP Milletvekilleri: Özlem Alev Demirel (Almanya), Care Daly (İrlanda), Clara Ponsati (İspanya), Sira Rego (İspanya), Antoni Comin (İspanya), Dietmar Köster (Almanya), Costas Mavrides (Kıbrıs), Manu Pineda (İspanya), Giuliano Pisapia (İtalya), Carles Puigdemont (İspanya), Miguel Urban Crespo (İspanya), Nikolaj Villumsen (Danimarka), Mick Wallace (İrlanda).

    (HABER MERKEZİ)

  • İkitelli Gökhan Güneş Nerede Platformu, eyleme geçiyor!

    İkitelli Gökhan Güneş Nerede Platformu, eyleme geçiyor!

    PİRHA- İstanbul’da işyerinin önünden kaçırılan elektrik işçisi Gökhan Güneş’in bulunması için İkitelli Gökhan Güneş Nerede Platformu kuruldu. Platform 26 Ocak Salı günü Gökhan Güneş’in ağzından yazılmış bir mektubu bildiri şeklinde dağıtıp, akşam 21.30’da ses çıkarma eylemi yapılması için çağrı yaptı. 

    İstanbul İkitelli’de polis oldukları öne sürülen 6 kişi tarafından bir araca bindirilerek kaçırılan Gökhan Güneş’ten hala bir haber yok.

    Sosyalist düşüncesiyle bilinen elektrik işçisi 23 yaşındaki Gökhan Güneş’in bulunması için ‘İkitelli Gökhan Güneş Nerede Platformu’ kuruldu. Platform Güneş’in bulunması için bazı kararlar alarak çağrı yaptı.

    İkitelli Gökhan Güneş Nerede Platformu’nun aldığı kararlar şöyle:

    “*26 Ocak Salı sabahı Gökhan’ın ağzından yazılmış bir mektubu bildiri şeklinde dağıtıp akşam 21.30’da ses çıkarma eylemine çağrı yapacağız.

    *12.30’da Gökhan’ın çalıştığı şantiyenin önünde bir basın açıklaması ve akşam 19.00’da yine bildiri dağıtımı olacak.

    GÖKHAN GÜNEŞ’İN AĞZINDAN YAZILMIŞ MEKTUP OKUNACAK

    İkitelli Gökhan Güneş Nerede Platformu tarafından 26 Ocak Salı sabahı şu mektup okunacak:

    “Merhaba ben Gökhan Güneş. 23 yaşında Başakşehir ‘de bir elektrik işçisiyim. Aylardır polis tarafından sistematik olarak takip ve tehdit edildim. Her gün iş arkadaşımla işe giderken 20 Ocak günü hastaneye gidip sonrasında işe tek gittim. Hes kodu ve akbil için birkaç kez güzergah değiştirmek zorunda kaldım. Ancak bu kadar yol değişimlerine rağmen hangi otobüste saat kaçta orada olacağımı bilecek kadar beni takip edebilen “bir güç” tarafından iş yeriminin önündeki duraktan kaçırıldım. 6 kişilerdi kaçıranlar ve iki araçla yolun iki yanında beni bekliyorlardı. Görüntüleri ailem buldu. Fakat savcılık hiçbir ilerleme göstermedi, görüntüleri dahi izlemedi.
    Bu şehirde kimse böyle bir teknik takibi yapamaz, devlet dışında. Beni devletin paramiliter güçlerine bırakmayın. Onlar kaçıranlar, bulan siz olun. Beni bulana kadar her gün saat 21.30’da camlara çıkın ses çıkarın. Ailemin ve benim sesim olun.#GökhanGüneşNerede”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • PSAKD’den açıklama: Gökhan Güneş sağ bulunmalı ve kaçıranlar yargılanmalı!

    PSAKD’den açıklama: Gökhan Güneş sağ bulunmalı ve kaçıranlar yargılanmalı!

    PİRHA- PSAKD Genel Merkezi, Başakşehir’de polis oldukları öne sürülen kişilerce kaçırılan Gökhan Güneş’in akıbetini sordu. Yapılan yazılı açıklamada, Gökhan Güneş’in Alevi ve Sosyalist bir işçi olduğu belirtilerek, “Gökhan Güneş derhal sağ salim bulunmalı ve bu hukuk dışı kaçırma olayında rolü olan herkes yargı önüne çıkarılmalıdır” denildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, 20 Ocak günü İstanbul Başakşehir’de kaçırılan Gökhan Güneş’e ilişkin açıklama yaptı.

    Açıklamada, “Dünyanın gözleri önünde bir genç kaçırıldı. Kamera kayıtları, sokaktaki onlarca insan tanık oldu. Gökhan Güneş’i zorla bir araca bindirip kaçırdılar. Bu olay 1990’lı yıllarda ülkemizin yaşadığı o karanlık ve dehşet günlerini anımsattı. O yıllarda, insanlar kaybediliyor, gazeteciler öldürülüyor, köyler boşaltılıyor, Madımak’ta Gazi’de Aleviler katlediliyordu” diye belirtildi.

    “GÖKHAN GÜNEŞ SAĞ BULUNMALI”

    5 gün önce Sosyalist ve Alevi bir işçi olan Gökhan Güneş’in bulunmasını isteyen yakınlarının polis şiddetine uğradığı ifade edilen açıklamada, “Ablasının basına verdiği bilgilere göre, polis kamera görüntülerini izlememiş, hatta görüntüleri aileye verenler hakkında soruşturma başlatmıştır. Aradan günler geçmesine rağmen Emniyet birimlerinin sessiz kalması ise kaçırma olayının polis güçlerinin bilgisi dahilinde gerçekleştirildiğini düşündürtmektedir. Emniyet Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı derhal kamuoyuna açıklama yapmak ve bilgi vermek zorundadırlar. 1990’ların karanlık günlerini hatırlatan bu kaçırma olayı aydınlatılmalıdır. Emniyet birimleri olayın üzerini kapatmaktan vazgeçmeli ve gereğini yapmalıdırlar. Gökhan Güneş derhal sağ salim bulunmalı ve bu hukuk dışı kaçırma olayında rolü olan herkes yargı önüne çıkarılmalıdır” diye belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul Emniyeti’nden Gökhan Güneş itirafı: Teslim edeceğiz

    İstanbul Emniyeti’nden Gökhan Güneş itirafı: Teslim edeceğiz

    Kaçırılan Gökhan Güneş’in ablası Gülhayat Güneş, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden görüştüğü bir müdürün kardeşini kendisine en kısa sürede teslim edeceğini söylediğini aktardı. 

    Polis oldukları ileri sürülen kişilerce 20 Ocak’ta kaçırılan ve kendisinden hala haber alınamayan Gökhan Güneş için ailesi ve arkadaşları eylem yaptı. Eylem sırasında gözaltına alınan 12 kişi daha sonra serbest bırakıldı. Gözaltına alınıp bırakılanlar arasında olan Gökhan Güneş’in ablası Gülhayat Güneş, gözaltında tehdit edildiklerini belirterek, kendilerini gözaltına alan polislerin “Gökhan’ı muhtemelen TEM almıştır. Birkaç güne bırakırlar” dedi.

    “BULANA KADAR DURMAYACAĞIZ”

    Dün İkitelli Şehit Zeki Kaya Polis Karakolu’na kayıp başvurusunda bulunduklarını da sözlerine ekleyen Güneş, “Kardeşim bulunana kadar bize haber verilene kadar durmayacağız, susmayacağız. Bizi hiçbir şekilde yıldıramayacaklar. Herkesin sesimize ses vermesini, kardeşimin bulunmasını istiyorum” diye konuştu.

    EMNİYET MÜDÜRÜ: TESLİM EDECEĞİM

    Cuma günü Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görüştüğü bir müdürle arasındaki diyalogu aktaran abla Güneş, “Emniyet Müdürü’ne kardeşimi bulun dediğimde, ben Gökhan’ı bulacağım demedi. ‘En kısa sürede sana teslim edeceğim’ dedi. Bu da Gökhan’ın ellerinde olduğunu gösteriyor. O nedenle bir an önce kardeşimin akıbeti hakkında bilgi versinler. Bugün kardeşim, yarın bir başkası olabilir. Kamuoyu ses versin” diye konuştu.

    (Kaynak:MA)

  • 5 gündür haber alınamıyor: Gökhan Güneş nerede?

    5 gündür haber alınamıyor: Gökhan Güneş nerede?

    İstanbul’da 20 Ocak günü işyerinin önünden kaçırılan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Gökhan Güneş’in akıbeti halen bilinmiyor.

    Gökhan Güneş, 20 Ocak Çarşamba günü öğle saatlerinde İstanbul Başakşehir’deki işyerinin yakınındaki otobüs durağında kimliği belirsiz kişiler tarafından kaçırıldı. Sosyalist bir işçi olan 23 yaşındaki Güneş’ten beş gündür haber alınamıyor.

    Kaçırılma anına ait kamera görüntüleri olmasına rağmen yetkililer tarafından herhangi bir açıklama yapılmaması ise endişeleri artıyor.

    NE OLUYOR?

    Gökhan Güneş’ten haber alınamaması üzerine ailesi, ilk olarak İkitelli’deki Şehit Zeki Kaya Polis Karakolu’na giderek başvurdu. Ancak polisler aile ile ilgilenmedi.

    Bunun üzerine aile, 21 Ocak’ta savcılığa başvurdu. Kamera görüntülerinin incelenmesini ve çocuklarının bulunmasını istedi. Fakat savcılık da herhangi bir adım atmadı.

    Girişimleri sonuçsuz kalan aile, daha sonra kendi imkanlarıyla Gökhan Güneş’in akıbetini öğrenmeye çalıştı.

    İETT kamera kayıtlarında yapılan incelemede, Güneş’in 79 FY hattına bindiği tespit edildi. Otobüsün içindeki kamera görüntüleri Gökhan Güneş’in, Başakşehir’deki işyerinin önünde indiğini gösteriyordu.

    Gökhan’ın çalıştığı inşaat firmasının kamera görüntüleri de incelendiğinde, kaçırıldığı kesinleşmiş oldu.

    (HABER MERKEZİ)