Etiket: kaçırma

  • ‘Diyanet’in hutbesi, kadınların kamusal alandaki varlığına bir saldırıdır, kabul etmiyoruz’-VİDEO

    ‘Diyanet’in hutbesi, kadınların kamusal alandaki varlığına bir saldırıdır, kabul etmiyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Diyanet’in son hutbesinin kadınların kamusal alandaki varlığını hedef aldığını belirten DAD İzmir Şube Eş Başkanı Nebat Çelik, “Bizler bunu bir zihniyetin ürünü ve politikası olarak görüyoruz” dedi. Çelik, ayrıca Suriye’de Alevi kadınlara yönelik sistematik saldırıları hatırlatarak, Alevi kamuoyu ve kadın örgütlerini daha aktif sahiplenmeye çağırdı.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, kadın haklarını hedef alan Cuma Hutbeleri’ne 15 Ağustos’ta bir yenisi daha eklenmişti. Türkiye genelindeki camilerde okutulan hutbede, mirastan pay alacak kadınlara, erkeğin alacağının yarısına razı gelmeleri tavsiye edilmişti. Kadınlar, Diyanet’in hutbesinin Anayasal haklara aykırı paylaşımı nedeniyle tepki göstermeyi sürdürüyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şube Eş Başkanı Nebat Çelik, Diyanet’in son Cuma hutbesinde “kul hakkı” üzerinden kadınların kazanımlarını hedef alması ve Suriye’de Alevi kadınlara yönelik sistematik kaçırma, işkence, cinsel istismar ve infazlara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “KADINLARIN KAMUSAL ALANDAKİ VARLIĞINA SALDIRI”

    Diyanet hutbesinin kadınların kamusal alandaki varlığına bir saldırı olduğunu söyleyen Nebat Çelik, Diyanet’in Cuma hutbesinde kadınları hedef alarak sarf ettiği sözler yalnızca bireysel tercih ve özgürlüklere değil aynı zamanda kadınların kamusal alandaki varlığına, yaşam biçimlerine ve inanç özgürlüğüne doğrudan bir saldırıdır. Hutbede geçen ifadeler toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiriyor. Ataerkil aklıyla kadınları denetim altına almaya çalışıyor. Bu tür söylemler kadın cinayetleri arttırıyor, kadın katliamlarını meşrulaştırıyor” diye konuştu.

    “İKTİDAR ZİHNİYETİNİN SÖZCÜSÜ”

    Nebat Çelik, Diyanet’in iktidar politikasının sözcülüğünü yaptığını ifade ederek, “Bu söylemler ne ahlakla ne de dinle açıklanabilecek bir durum değildir. Bizler bunu bir zihniyetin ürünü ve politikası olarak görüyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı bir kurum olmanın ötesinde AKP’nin sözlüğünü yapan bir kurum haline geldi. Kadın bedenini hedef alan söylemler üzerinden ayakta kalmaya çalışıyor. Biz kadınları eşit ve can olarak görüyoruz. Diyanet’in bu söylemlerini hiçbir karşılığı yoktur” dedi.

    “SURİYE’DEKİ KADIN KATLİAMIN DAHA AKTİF SES ÇIKARMALIYIZ”

    Yine bu zihniyetin ürünü olan cihadist çetelerin Suriye’de kadınlara yönelik sistematik saldırılarını hatırlatan Nebat Çelik, Alevi örgütleri ve kadın kurumlarını Suriye’de kadınlara yönelik saldıra karşı daha aktif ses çıkarmaya çağırarak, sözlerine şöyle devam etti:

    “HTŞ’nin yönetimi devralmasıyla birlikte Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar devam ediyor. Alevi köyleri zorla boşaltılıyor, insanlar yaşam alanlarını terk etmeye zorlanıyor. Kadınlar kaçırılarak tecavüze uğruyor. Kaçırılan kadınların akıbeti belli değil. Alevi kadınlara ve çocuklara yönelik insan ticareti suçu işleniyor. Ne yazık ki savunmasız kalan, öz savunmasını geliştiremeyen halklar ağır mağduriyetler yaşıyor.

    Diyanet’in kadınları hedef alan saldırılarının zihniyetindekiler kadınları katlediyor. Barışı konuştuğumuz bu süreçte toplumu ötekileştiren, bölen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Genel anlamda biz Alevi toplumunu neyin beklediğini gören bir yerden demokratik gelişmeler noktasında tutum geliştirmek, barışta ve demokratik toplum noktasında söz söylemek gerekiyor. Tüm Alevi kamuoyunun Suriye’de gelişmelere cevap olarak tavır geliştirmek zorunda olduğu bir süreçteyiz. Mücadeleyi yükseltmek, demokrasiden, özgürlükten ve adaletten yana olamamız gereken bir dönemdeyiz. Tüm Alevi kadınları, kadın örgütlerini, kamuoyunu bu katliama karşı daha aktif ses çıkarmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/İZMİR

  • BM Raporu: Suriye’de kaçırılan Alevi kadınlar için acil eyleme geçilmeli

    BM Raporu: Suriye’de kaçırılan Alevi kadınlar için acil eyleme geçilmeli

    PİRHA- Birleşmiş Milletler (BM), Suriye’de kaçırılan kadın ve kız çocuklarına dair yayınlanan raporda Suriye’de kaçırılan kadın ve kız çocukları için eyleme geçilmesi gerektiğine vurgu yaptı. Raporda, Alevi kadınlara yönelik cinsiyet temelli, sistematik ve hedefli bir kampanya yürütüldüğüne işaret edildi.

    Birleşmiş Milletler (BM), Suriye’de kaçırılan kadınlar ve kız çocuklarına dair rapor yayınladı. Raporda, Mart 2025’ten bu yana Lazkiye, Tartus, Hama, Humus, Şam ve Halep olmak üzere çeşitli bölgelerde 38 Alevi kadın ve kız çocuğunun kaçırıldığına yer verildi. Yaşları 3 ila 40 arasında değişen kız çocuğu ve kadınlar, genellikle gündüz saatlerinde okula giderken, akrabalarını ziyaret ederken ya da evlerinden kısa süreliğine ayrıldıklarında kaçırıldığına dikkat çekildi.

    ZORLA KAÇIRMA VE ESARET

    Raporda, ailelerin büyük çoğunluğunun kaçırılma olayları sonrası tehdit edildiği, kamuoyuna konuşmaları veya resmi soruşturma başlatmalarının engellendiği belirtildi. BM raporunda, bazı mağdurların esaret altında uyuşturulduğu ve fiziksel saldırıya uğradığını belirterek, kız çocuklarının zorla evlendirildiğine dair vakalara yer verdi.

    Raporda, Alevi kadınlara yönelik cinsiyet temelli, sistematik ve hedefli bir kampanya yürütüldüğüne işaret edilerek, bu durumun sadece mağdurları ve yakınlarının yaşadığı travmayı derinleştirmekle kalmadığı, cezasızlığı arttırdığı belirtildi.

    “SORUŞTURMA BAŞLATILMALI”

    Suriye Geçiş hükümetinin sert bir şekilde eleştirildiği raporda, kaçırılma olaylarına karşı zamanında soruşturma yürütmediği, bazı durumlarda ise ailelerin şikayetlerinin dahi kayda alınmadığı belirtilerek, şiddete son verip, adalet sistemine olan güveni tesis etmesi istenildi. Yine hükümetin kayıp kişileri arama yükümlülüğü hatırlatılarak, iddialar hakkında derhal, kapsamlı, bağımsız ve tarafsız soruşturmalar yürütmesini, failleri tespit edip yargılamasını ve kurtulanların güvenliğini ve rehabilitasyonunu sağlaması talep edildi.

    AZINLIKLARI KORUMA ÇAĞRISI

    Raporda ayrıca, Süveyda’da kimliği belirsiz silahlı kişiler tarafından onlarca Dürzi sivilin öldürülmesi ve aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu azınlıklara yönelik saldırılar hatırlatılarak, bu toplulukların korunmasının “acil ve hayati” olduğu vurgulandı.

    635’TEN FAZLA KADIN KATLEDİLDİ

    Bu arada Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Rassed Ağı ve Suriye İnsan Hakları Ağı verilerine göre, 2025 yılının başından bu yana Suriye’de 635’ten fazla kadın katledildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Suriye’de 2 Alevi kadın kaçırıldı, 1 kadın katledildi

    Suriye’de 2 Alevi kadın kaçırıldı, 1 kadın katledildi

    PİRHA- Suriye’deki cihadist çetelerce 2 Alevi kadının kaçırıldığı ve bir kadının ise işkenceyle katledildiği bildirildi. Son 3 gün içerisinde kaçırılan 2 kadının akıbeti bilinmiyor.

    HTŞ’ye başlı gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin de desteklediği SMO tarafından Suriye’de Alevilere yapılan katliamlar günden güne artıyor. Alevi kadınlara yönelik sistematik kaçırma, işkence, cinsel istismar ve infazlar bir savaş suçu olarak devam ediyor. 8 Aralık’tan bu yana kaçırılan çok sayıda kadından haber alınamıyor.

    Son 3 gün içerisinde Lazkiye ve Tartus’ta kaçırılan Atab Selim ve Basmala Samer Ahmed Omar isimli 2 kadından haber alınamazken, kaçırılan bir diğer kadının ise işkence edilerek katledildiği bilgisi kamuoyu ile paylaşıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Alevi kadınlara yönelik saldırı belleği hedef alan soykırım stratejisinin bir parçası!’

    ‘Alevi kadınlara yönelik saldırı belleği hedef alan soykırım stratejisinin bir parçası!’

    PİRHA- Refika Selim, Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların belleği ve sürekliliği yok etmeyi hedefleyen kapsamlı bir soykırım stratejisinin bir parçası olduğunu söyledi. Şiddetin kadınlar üzerinden toplum onurunu ve direnişini kırmayı amaçladığını belirten Refika Selim, “Dün Ezidi bugün ise Alevi kadınlara yönelik saldırının yalnızca bir savaş refleksi değil, çok daha derin bir toplumsal ve ideolojik hesaplaşmanın ürünüdür” dedi. 

    Suriye’nin batısındaki Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus kentlerinde HTŞ’ye bağlı gruplar, SMO ve IŞİD’in, Alevileri hedef aldığı saldırılarda binlerce sivil katledildi, binlercesi ise alıkonuldu veya yerlerinden edildi. Bu saldırılardan en çok etkilenen kesim ise kadınlar ve çocuklar oldu. Soykırım saldırıları devam ederken son bir ayda çok sayıda kadın, çeteler tarafından kaçırıldı.

    Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarında kaçırılan kadınların akıbetine dair uluslararası güçlerin sessizliğini eleştiren Refika Selim, öz savunma imkânlarından yoksun bırakılan Alevilere yönelik Esad’ın yönetiminin “kalıntılarını” temizleme iddiasıyla başlatılan intikam saikli saldırıların Alevi toplumuna karşı uzun süredir biriken mezhepsel ve ideolojik nefreti meşrulaştırmanın aracına dönüştürüldüğünü dile getirdi.

    “ALEVİLER, SURİYE VE TÜRKİYE’DEKİ ‘DİKENSİZ GÜL BAHÇESİ’NE ENGEL GÖRÜNÜYOR”

    HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) ve Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu (SMO) güçlerinin kontrolü altına giren bölgelerde Alevi sivillere yönelik sistematik saldırıların tüm hızıyla sürdüğünü hatırlatan Refika Selim, ” ‘Esad artığı’ söylemiyle Alevilere yönelik başlatılan soykırım saldırılarının meşrulaştırılmak istenmesi, tarihten bugüne uzanan Alevi karşıtı nefreti gizlemeye yönelik ideolojik bir örtüdür. Oysa gerçek şu ki, Aleviler tarih boyunca defalarca katliamların hedefi olmuş, varoluşları inkâr ve imha politikalarıyla bastırılmak istenmiştir. Bugün Suriye’de yaşananlar, yalnızca güncel politik bir hesaplaşmanın sonucu değil; radikal Sünni İslam’ın Alevi kimliğine duyduğu ezeli nefretin devamıdır. Bu yapı, hem Suriye’de hem Türkiye’de dikensiz bir “gül bahçesi” yaratmak isteyen radikal siyasal İslam’ın önünde bir engel olarak Aleviliği görmektedir” dedi.

    “ALEVİ NEFRETİ SINIR AŞAN BİR TEHDİT OLDU”

    Tarihsel Alevi nefretinin sınırları aşan bir tehdit olduğunu söyleyen Refika Sağlam, “Bu bağlamda Suriye’de gerçekleştirilen saldırılarla iki hedef aynı anda gözetilmektedir. Bir yandan Suriye’deki Alevi nüfus yok edilmekte ya da direnemeyecek kadar azaltılmak istenmekte, diğer yandan Türkiye’deki Alevilere de açık bir mesaj verilmekte, sindirme ve yıldırma amaçlı bir tehdit ortamı yaratılmaktadır. Türkiye’de sosyal medyada dolaşıma sokulan yeni katliam imaları, Alevilerin hak mücadelesini “siyasal Alevilik” diye hedef gösteren söylemlerle birleştiğinde, bu nefretin yalnızca sınır aşan bir söylem değil, sınır aşan bir tehdit olduğunu da ortaya koymaktadır” diye belirtti.

    “ESAD BAHANE, HEDEF DOĞRUDAN ALEVİLİĞİN KENDİSİDİR”

    ‘Esad kalıntıları’ söylemiyle gerçekleşen saldırıların Alevleri yönelik ideolojik nefretin meşrulaştırmanın aracına dönüştüğünü kaydeden Refika Selim şunları söyledi:

    “Esad yalnızca bir bahanedir; hedef doğrudan Aleviliğin kendisidir. Çünkü Alevilik, temsil ettiği  sevgiye dayalı, özgürlükçü, barışçıl, eşitlikçi, toplumsal dayanışmacı yaşam biçimi ile radikal İslam’ın tahayyül ettiği toplumsal yapıyla taban tabana zıttır. Alevi inancında kadın ve erkek toplumsal yaşamda eşit öznelerdir; birey değil, topluluk esastır. Alevilik, yalnızca kendi maruz kaldığı haksızlıklara karşı değil, dünyanın her yerindeki adaletsizliklere karşı direnişi savunan bir inanç sistemidir. Bu yapısıyla, ataerkil ve otoriter radikal İslam anlayışı için doğrudan bir tehdit ya da en azından sürekli bir huzursuzluk faktörü  oluşturmaktadır.”

    “KADIN ÜZERİNDEN TOPLUMUNUN ONURU VE DİRENİŞİ KIRILMAK İSTENİYOR”

    Önceki yıllarda Ezidi kadınlara yapılanların şimdi ise Alevi kadınlara dayatıldığına vurgu yapan Refika Selim, bunun tesadüfi olmadığını aksine sistematik bir politika olduğuna işaret etti. Refika Selim şöyle devam etti:

    “Dün Ezidi bugün Alevi kadınların bu katliamların merkezinde yer alması kesinlikle bir tesadüf değildir. Tarih boyunca her iki topluluğun kadınları, toplumsal yaşamın her evresine eşit özne olarak katılmış, karar süreçlerinde yer almış, direnişin ve sürekliliğin taşıyıcısı olmuşlardır. Kadın, bu anlamda sadece bir birey değil, bir kültürün, bir inancın, bir toplumsal yapının sürekliliğinin de garantörüdür. İşte bu yüzden, savaş ve katliam süreçlerinde kadın en ağır biçimde hedef alınır. Kadın bedeni tarih boyunca savaş ganimeti yapılmış; esir alınmış, satılmış, cinsel şiddete maruz bırakılmıştır. Ama bu şiddet yalnızca bireysel değildir, stratejiktir; kadın üzerinden tüm bir toplumun onuru ve direniş gücü kırılmak istenir. Ancak kadınlara yönelik bu saldırılar, yalnızca bir savaş refleksi değil, çok daha derin bir toplumsal ve ideolojik hesaplaşmanın ürünüdür. Alevi ve Ezidi kadınların yaşam tarzı, varoluş biçimi, toplumsal eşitlik ve özgürlük temelli duruşu, bölgede kurulmak istenen radikal İslamcı toplumsal yapıyla taban tabana zıttır. Çünkü bu kadınlar yalnızca görünür değildir; aynı zamanda belirleyici, yönlendirici, direnişi besleyen öznelerdir.

    KADIN HAFIZASINA TAHAMMÜL EDEMEZLER

    Alevilerde olduğu gibi Ezidi toplumunun tarihinde de  güçlü kadınların olması, Dayê Esmer, Neam Khatun ve Mayan Khatun  gibi güçlü kadın karakterlerin yer alması; mitolojilerinde “Maka Ezid”, “Siltan Ezid”, “Siti Zin”  gibi kadın figürlerinin bugüne kadar ulaşması, bu toplulukların da kadın merkezli direniş hafızasının ne kadar derin olduğunu göstermektedir. Radikal gerici İslam, bu hafızaya, bu görünürlüğe ve bu güce tahammül edemez. Kurmak istediği ataerkil, itaatkâr ve baskıcı düzende böylesi bir özgürlük ve eşitlik odağına yer yoktur.”

    “BELLEĞİ YOK ETMEK İSTİYORLAR”

    Refika Selim, Alevi kadınlara yönelik şiddetin bir ‘öç alma’ dışında, belleği yok etmeyi hedefleyen kapsamlı bir soykırım stratejisinin bir parçası olduğuna ifade etti. Refika Selim, “Radikal gerici İslam, bu kadınların temsil ettiği yaşam biçimine tahammül edemez; kurmak istediği itaatkâr ve erkek egemen toplumsal düzende böylesi bir güç odağına yer yoktur. Bu tür toplumları ve yasam biçimlerini kurmak istediği düzeni tehdit eden bir öge olarak görür. Dolayısıyla dün Ezidi bugün Alevi, kadınlara yönelik şiddet, geçici bir ‘öç alma’ değil, aynı zamanda geleceği hedef alan, belleği ve sürekliliği yok etmeyi amaçlayan kapsamlı bir soykırım stratejisinin parçasıdır. En sonunda şunu da unutmamak gerekir; siyasal İslam’ın bu coğrafyada yaptığı ilk katliam değildir bu; Alevi olmak da gerekmiyor. Son yıllarda Kürt halkına uygulanan şiddet ve katliamın listesi buraya sığmaz” diye konuştu.

    Ersin ÖZGÜL/ALMANYA

  • Suriye’deki Alevi katliamı ve Alevi kadınların kaçırılması karşın BM önünde eylem yapılacak

    Suriye’deki Alevi katliamı ve Alevi kadınların kaçırılması karşın BM önünde eylem yapılacak

    PİRHA- Avrupa’daki Alevi örgütleri, Suriye’de Alevi katliamının durdurulması ve HTŞ-SMO çeteleri tarafından kaçırılan kadınların akıbetine dair harekete geçilmesi için Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği önünde eylem gerçekleştirecek. 

    2 Nisan Çarşamba günü saat 14:00’de, UNHCR önünde gerçekleştirilecek eylem sonrasında ardından yetkililerle bir görüşme gerçekleştirilerek, yaşanan insan hakları ihlalleri ve katliamların durdurulması için somut adımlar talep edilecek.

    Eylem, Dr. Rasha al Ali Kadın Çalışma Grubu, Cenevre Alevi Kültür Derneği, Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu İnanç, Yol – Erkân Kurulu ve Suriye İnsan Hakları İnisiyatifi tarafından organize ediliyor.

    Eylem komitesi tarafından yapılan açıklamada, Suriye’nin Lazkiye, Hama, Humus ve Tartus bölgelerinde Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ), IŞİD ve Türkiye’ye bağlı Suriye Milli Ordusu (SMO) çetelerinin Alevilere yönelik sistematik saldırılar düzenlediği vurgulandı.

    Açıklamada, 8 Aralık 2024’te HTŞ’nin Suriye’de yönetimi devralmasından bu yana katliamların arttığına dikkat çekilerek, “Eğer dünya, Êzidî kadınlara yapılanlara karşı daha güçlü bir duruş sergileseydi, bugün Aleviler de aynı zulmü yaşamıyor olacaktı” denildi.

    Eylem çağrısında, Alevilere yönelik saldırıların durdurulması için Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütlerine seslenildi. Açıklamada, Türkiye’nin desteklediği çetelerin saldırılarda rol aldığı belirtilerek, “Alevi halkı, HTŞ ve SMO bünyesindeki cihatçı örgütlerin katliamlarına karşı dayanışma bekliyor. BM ve insan hakları örgütleri bu zulme karşı ses yükseltmeli ve sorumluluk almalıdır. Dünyada insan haklarını savunan tüm kurumları ve bireyleri, bu vahşete karşı tutum almaya çağırıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • DAD Kadın Meclisi: Kaçırılan Alevi kadınlara sessizliğine çığlık olalım!

    DAD Kadın Meclisi: Kaçırılan Alevi kadınlara sessizliğine çığlık olalım!

    PİRHA- DAD Kadın Meclisi, Suriye’deki cihadist çetelerce kaçırılan Alevi kadınlarının akıbetine dair çağrıda bulunarak, “Alevi kadınlara, kadın örgütlerine, çağrımızdır; en kısa zamanda bir araya gelip kız kardeşlerimize, canlarımıza ses olalım” dedi.

    Suriye’de HTŞ, IŞİD ve SMO’lu çetelerin Lazkiye, Humus ve Tartus’ta Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelere düzenlediği soykırım saldırılarında yine çok sayıda kişi gözaltına alınmış durumda. Son bir haftalık saldırılarda ayrıca çok sayıda kadının çeteler tarafından kaçırıldığı belirtiliyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, kaçırılan Alevi kadınların durumuna ilişkin yazılı açıklama yaparak, kadınların akıbetine ilişkin ses çıkarılması çağrısında bulundu.

    “ALEVİ HALKLAR SOYKIRIM İLE KARŞI KARŞIYA”

    Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi’nin açıklamasında şunlar kaydedildi:

    “8 Aralık 2024 tarihinde HTŞ’nin Suriye’de yönetimi devralmasından bu yana dinmeyen bir feryat var; Suriye’de Aleviler gün be gün katlediliyor! Köyler boşaltılıyor, insanlar yaşam alanlarını terk etmek zorunda bırakılıyor. Alevi halklar HTŞ bünyesinde toplanan tekfirci-cihatçı örgütlerin soykırım yönelimleri ile her an karşı karşıya. İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevinin( SOHR) kayıt altına alınmış bilgilerine göre on binleri aşan ölümler, 150.000 ile ifade edilen kayıp, 250.000 insan yerinden edilmiş.

    ALEVİ KADINLARA SES OLALIM

    Vahşice katledilen insanların yanında, kadınların karşı karşıya kaldığı vahşeti anlatmaya yürek yetmiyor. Tacize uğrayıp uzuvları kesiliyor, kaçırılıyorlar. Tıpkı Şengal’de kaçırılan Ezidi kadınları gibi. Suriye’de inşa edilmeye çalışılan rejim kadın düşmanı bir rejimdir. Akademisyen Rasha Al Ali’nin kaçırılıp elleri kesilmiş halde asılı bulunan bedeni adeta Alevi kadınların akıbetini ilan eden nitelikteydi. Yakında Suriye’de kaçırılan Alevi kadınlar için de köle pazarlarına tanıklık edebiliriz. Bu konuda dünya devletlerinin, Avrupa parlamentosunun, İnsan Hakları Örgütlerinin çıkardıkları cılız sesler bu çığlığa denk düşmüyor. Alevi kadınlara, kadın örgütlerine, çağrımızdır; en kısa zamanda bir araya gelip kız kardeşlerimize, canlarımıza ses olalım.

    Sessizliğe çığlık olalım. Katliama, zulme karşı ortak tavır alalım. Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • ‘Suriye’de kaçırılan Alevi kadınların akıbeti açıklanmalı, failler yargılanmalı!’

    ‘Suriye’de kaçırılan Alevi kadınların akıbeti açıklanmalı, failler yargılanmalı!’

    PİRHA- Britanya Alevi Federasyonu, Suriye’de çetelerce kaçırılan Alevi kadınların akıbetine dair uluslararası kamuoyuna çağrıda bulunarak, ” İnsanlığa karşı işlenen bu suçların failleri uluslararası mahkemelerde yargılanmalıdır!” diye belirtti. 

    Suriye’de HTŞ, IŞİD ve SMO’lu çetelerin Lazkiye, Humus ve Tartus’ta Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelere düzenlediği soykırım saldırılarında yine çok sayıda kişi gözaltına alınmış durumda. Son bir haftalık saldırılarda ayrıca 100’ün üzerinde kadının çeteler tarafından kaçırıldığı biliniyor.

    Britanya Alevi Federasyonu (BAF), kaçırılan Alevi kadınların akıbetine ilişkin uluslararası kamuoyunun sessizliğini eleştirerek, “Kaçırılan, esir alınan, işkenceye uğrayan ve köleleştirilen Alevi kadınların çığlıkları duyulmazken, dünya bu vahşete sessiz kalmaya devam ediyor” açıklamasında bulundu.

    “ALEVİ KADINLARIN ÇIĞLIKLARI DUYULMUYOR, SESSİZ KALINIYOR”

    Yaşanılanların insanlık suçu olduğuna vurgu yapan Britanya Alevi Federasyonu, “Suriye’de yıllardır süren savaş, emperyalist müdahaleler ve cihatçı çetelerin barbarlığı, özellikle Alevi halkını ve kadınlarını hedef alarak insanlık dışı bir boyuta ulaşmıştır. Kaçırılan, esir alınan, işkenceye uğrayan ve köleleştirilen Alevi kadınların çığlıkları duyulmazken, dünya bu vahşete sessiz kalmaya devam ediyor. Bu bir insanlık suçudur!” diye belirtti.

    “ALEVİ KADINLARIN AKIBETİ AÇIKLANMALI”

    Açıklamanın devamında Alevi kadınların akıbetine dair uluslararası kamuoyuna sorumluluk alması çağrısında bulunan Britanya Alevi Federasyonu şunları kaydetti:

    “Emperyalist devletlerin desteklediği terör grupları, Alevi kadınlarını savaş ganimeti olarak görüp pazarlarken, uluslararası kamuoyu, sözde insan hakları örgütleri ve batı medyası bu vahşeti yok saymaktadır. Söz konusu Aleviler olunca görmezden gelenler, bu suçların ortağıdır!

    Yetkililere ve uluslararası topluma çağrımızdır; Kaçırılan Alevi kadınların akıbeti derhal açıklanmalı, sağ kalanlar kurtarılmalıdır. İnsanlığa karşı işlenen bu suçların failleri uluslararası mahkemelerde yargılanmalıdır! Cihatçı terör örgütlerine verilen tüm destek kesilmeli, failleri koruyan devletler hesap vermelidir! Alevi kadınları sahipsiz değildir! Biz varız, mücadelemiz var! Bu katliamın üstünü örtemeyeceksiniz, Alevi halkı asla boyun eğmeyecek!”

    PİRHA/İNGİLTERE

  • Suriye’deki Alevi köylerinin yollarını kapatıldı: Yeni bir katliam hazırlığı mı yapılıyor?

    Suriye’deki Alevi köylerinin yollarını kapatıldı: Yeni bir katliam hazırlığı mı yapılıyor?

    PİRHA- Suriye’yi yöneten HTŞ’ye bağlı güçler, IŞİD ve SMO’lu çeteler Alevilerin yaşadığı bölgelerde soykırım saldırılarına devam ediyor. Son gelen görüntülerde Lazkiye ve Ceble’deki Alevi köyleri ve kasabalarına giden yolların kapatıldığı görüldü. Halk yeni bir katliamın yapılacağından endişe ediyor. 

    Suriye’yi yöneten HTŞ’ye bağlı güçler ile birlikte IŞİD ve Türkiye destekli SMO çetelerinin 6 Mart’tan bu yana Alevilere yönelik başlattığı soykırım saldırıları devam ediyor. Alevilerin yaşadığı bölgelerde kötü muamele, hakaret, darp, kaçırma ve infazlarla birlikte bir soykırım yaşanıyor.

    ALEVİ KÖYLERİNE GİDEN YOLLAR KAPATILDI

    Son çekilen fotoğraflarda HTŞ’nin Alevi köy ve kasabalarına açılan yolları iş makineleriyle yardımıyla kapattığı görülüyor. Yerel kaynakların aktardığı bilgilerde bütün Lazkiye ve Ceble’nin giriş ve çıkışları kapatılarak bölgeye yoğun bir HTŞ gücü sevk edildiği kaydedildi. Barikatların kurulduğu Tartus ve Dreykist’te kent girişlerinde ayrıca gece boyu kurşun ve ses topları duyulduğu ve tüm bu önlemlerin halk içerisinde yeni bir katliamın hazırlığı olabileceği endişesini oluşturduğuna dikkat çekiliyor.

    100’ÜN ÜZERİNDE ALEVİ KADIN KAÇIRILDI

    Lazkiye, Humus ve Tartus’ta Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelere düzenlediği soykırım saldırılarında yine çok sayıda kişi gözaltına alınmış durumda. Son bir haftalık saldırılarda ayrıca 100’ün üzerinde kadının çeteler tarafından kaçırıldığı biliniyor.

    Akdeniz kıyısında Alevi nüfusun yoğun yaşadığı “sahil” denilen bölgede bulunan Tartus ve diğer bölgelerinden sanal medyaya düşen videolarda HTŞ güçlerinin Alevileri hakaretler eşliğinde gözaltına aldıkları, tekmeledikleri hatta infaz ettikleri görüldü.

    CEBLE’YE ASKERİ YIĞINAK YAPILDI

    Yine Alevilerin yoğun yaşadığı Ceble şehrinde sanal medyaya düşen görüntülerde yüzlerce ağır silahlı HTŞ’linin sokaklarda yürüyerek şehri kontrol altına almaya çalıştığı görülüyor. Yerel kaynaklar Alevilerin soykırım saldırılarına karşı bölgeden çıkmak istemesine engel olmak için şehrin her yerine barikatlar ve askeri kontrol noktaları kurulduğunu aktardı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi akademisyen Rasha Al-Ali’nin katledilmesine tepki: İnanç ve kimlik temelli şiddet!

    Alevi akademisyen Rasha Al-Ali’nin katledilmesine tepki: İnanç ve kimlik temelli şiddet!

    PİRHA – Suriye’de HTŞ’ye bağlı çeteler tarafından kaçırılan Alevi akademisyen Rasha Al-Ali’nin katledildiğine bilgisi kamuoyunda büyük öfke yarattı. Alevi kurumları ve çok sayıda gazeteci, aydın, yazar sanal medya üzerinden Rasha Al-Ali’nin katledilmesine tepki göstererek, “İnsanlık dışı uygulamalardan vazgeçilmelidir!” çağrısında bulundu.

    Arap coğrafyasında birçok kitabı okutulan ve dünyanın birçok ülkesinde yaptığı araştırma ve çalışmalarla tanınan Alevi akademisyen Rasha Al-Ali’nin, terörist HTŞ çeteleri tarafından kaçırıldığı öğrenilmişti.

    Yerel kaynakların bilgisine göre Humus Üniversitesi’ne giderken kaçırılan akademisyenin cansız bedenine ulaşıldığına dair bilgisi verildi.

    Rasha Al-Ali’nin katledildiği bilgisi Alevi toplumunda büyük üzüntü yarattı. Sanal medyada paylaşılan mesajlar şöyle:

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan: Rasha Al-Ali’nin katilleri, Suriye’de Alevileri katletmeye devam ediyor. Bu zulüm bir an evvel son bulmalıdır. İnsanlık dışı uygulamalardan vazgeçilmelidir! Suriye’de tüm inanç ve kimliklerin bir arada özgürce yaşayacağı ortam vakit geçmeden oluşturulmalıdır.

    Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz: Rasha Al-Ali’nin katilleri, Suriye’de Alevileri katletmeye devam ediyor. Bu zulüm bir an evvel son bulmalıdır. İnsanlık dışı uygulamalardan vazgeçilmelidir! Suriye’de tüm inanç ve kimliklerin bir arada özgürce yaşayacağı ortam vakit geçmeden oluşturulmalıdır.

    Britanya Alevi Federasyonu: Humus Üniversitesi akademisyenlerinden Dr. Rasha Al-Ali, terör örgütü HTŞ tarafından kaçırılmış ve ne yazık ki hunharca katledilmiştir. Alevi kimliği nedeniyle hedef alınmıştır, Dr. Al-Ali, yalnızca bilimsel başarılarıyla değil, adalet, eşitlik ve insan hakları konularındaki mücadelesiyle de tanınan bir isimdi.

    Bu olay, Suriye’de inanç ve kimlik temelli şiddetin acımasız bir örneğidir. Artık bu zulmün sona ermesi ve herkesin özgürce, barış içinde yaşayabileceği bir düzenin inşa edilmesi elzemdir. Devri daim olsun…

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Cuma Erçe:  Suriye’de cihadcı katiller Alevi akademisyeni katlettiler! Rasha Al-Ali: Bir Alevi Akademisyeni ve İnsan Hakları Savunucusunu Humus Üniversitesi akademisyenlerinden Dr. Rasha Al-Ali, terör örgütü HTŞ tarafından kaçırılmış ve ne yazık ki hunharca katledilmiştir. Alevi kimliği nedeniyle hedef alınmıştır, Dr. Al-Ali, yalnızca bilimsel başarılarıyla değil, adalet, eşitlik ve insan hakları konularındaki mücadelesiyle de tanınan bir isimdi.

    Bu olay, Suriye’de inanç ve kimlik temelli şiddetin acımasız bir örneğidir. Artık bu zulmün sona ermesi ve herkesin özgürce, barış içinde yaşayabileceği bir düzenin inşa edilmesi elzemdir

    DEM Parti Milletvekili Celal Fırat: Alevi akademisyen ve değerli bilim insanı Rasha Al-Ali, Humus Üniversitesi’ne seyir halindeyken terör örgütü HTŞ tarafından kaçırılmıştı. Alevi olduğu için terör örgütü tarafından katledildiği haberini aldık.

    Rasha Al-Ali, yalnızca akademik başarıları ve eserleriyle tanınan bir kişi değil, aynı zamanda insan hakları, adalet ve eşitlik konularında verdiği mücadeleyle topluma örnek olmuş bir isimdi.

    Rasha Al-Ali’nin katilleri, Suriye’de Alevileri katletmeye devam ediyor. Bu zulüm bir an evvel son bulmalıdır. İnsanlık dışı uygulamalardan vazgeçilmelidir! Suriye’de tüm inanç ve kimliklerin bir arada özgürce yaşayacağı ortam vakit geçmeden oluşturulmalıdır!

    Hilal Nesin: Suriye Humus’ta HTŞ terör örgütünün kaçırdığı Alevi akademisyen Dr. Rasha Al-Ali’nin cesedi parmakları kopmuş asılmış halde bulundu. Alevi olduğu için HTŞ terör örgütü tarafından katledildi. Humus Üniversitesi’nde Arapça Dili Bölümü’nde öğretmen ve Arap Yazarlar Birliği üyesiydi. Kaçırılmadan bir gün önce (El-Baas Üniversitesi’nde Yolsuzluğun Belgelenmesi) adlı grupta onun hakkında bir paylaşım yayınlanmıştı. Dr. Rasha Al-Ali hakkında alaycı bir yazı yayınlayan yayıncının adı ise Hussam El Din El Hazroui idi .

    Araştırmacı Yazar Hamide Yiğit: Maalesef kötü geldi. Akademisyen Raşa El Ali’nin cansız bedeninin, parmakları kesilmiş olarak bulunduğu bilgisi az önce geldi. Çok üzgünüm.

    Doç. Dr Ayfer Karakaya: Hums Üniversitesi Arap Dil Bölümü’nde Alawite profesörü olan Dr. Rasha el-Ali, öğrencilere nikab (yüz örtüsü) takmamalarını tavsiye ettikten sonra birkaç gün önce HTS teröristleri tarafından kaçırıldı. Şimdi, parmakları kesilmiş olarak parçalanmış cesedi bulundu.

    HTS’ye -barbarbar cihatçı bir gruba- bir şans vermek adına sessiz kalan herkese yazıklar olsun! Hepinize yazıklar olsun!

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • FEDA-DAKB: Gasp edilen çocukların tarikatlara verilmesi insanlık suçudur!

    FEDA-DAKB: Gasp edilen çocukların tarikatlara verilmesi insanlık suçudur!

    PİRHA- Depremde refakatsiz çocukların cemaat ve tarikatlara verilmesine dair açıklama yapan FEDA ve DAKB, “Halklarımızın çocuklarına yönelik olarak geliştirilen bu alçak saldırıya karşı duyarlı herkesi ve kamuoyunu görev ve sorumluluğa davet ediyoruz. Devletin, cemaatlerin ve tarikatların insafına bırakmadan çocuklarımızı evlerimizin, hanelerimizin kıymetlileri, musahipleri yapalım diyoruz” dedi.

    Maraş’ta dokuz saat arayla meydana gelen ve 11 ilde yıkıma yol açan iki büyük depremde ailesini kaybeden ve refakatsiz yüzlerce çocuğun iktidara yakınlığıyla bilinen İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH) tarafından bir eve yerleştirildiği ortaya çıkmıştı.

    Çok sayıda sivil toplum örgütü, deprem bölgesindeki refakatsiz çocukların tarikatlar tarafından kaçırıldığı, kendilerini aileleri olarak tanıtan kişilere veya organ mafyalarına teslim edildiğine dair iddialar üzerine suç duyurusunda bulunmuştu.

    Konuya dair açıklamaya yapan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), devlet ve tarikatların ailelerini kaybetmiş çocuklara el koyarak, yaşanan felaketi soykırıma dönüştürdüğü ifade etti.

    Geçmiş- güncel dönem soykırımlarda el konulan çocukların hatırladığı açıklamada, tüm Alevi canların çocuklara sahip çıkması, tarikatların eline geçmemesi için birlikte mücadeleye çağrısı yapıldı.

    “ÇOCUKLARA EL KOYMAK SOYKIRIMIN TEMEL ÖZELLİĞİDİR”

    FEDA ve DAKB’nin açıklaması şöyle: 

    “6 Şubat’ ta yaşanan depremi fırsat bilen AKP-MHP iktidarı Kürtlere, Kürt-Arap Alevilerine evrensel hukukta soykırım olarak ifade edilen her şeyi yaşattı, yaşatıyor.

    En son olarak Diyanet İşleri Başkanlığı, “evlat edinenle evlatlık arasında evlenme engeli yoktur.” diyen sapkın fetva verdi. Öyle anlaşılıyor ki devlet tarikatlara ve cemaatlere depremzede çocuklarını peşkeş çekmek üzere el koyuyor. Yaşanan her gelişme iktidarın deprem afetini soykırıma dönüştürmek istediği gerçeğini açıkça bize gösteriyor. Kamuoyuna yansıdığına göre, devletin desteği ve onayı ile tarikatlar gibi organ mafyasıda depremzede çocuklarına el koymakta, çocukları kaçırmaktadır.

    Hiç kimse kamuoyuna yansıyan bu bilgileri “şehir efsanesi” görmemeli, göstermemelidir. Halklarımız, “ateş olmayan yerde duman çıkmaz.” diyerek bu tür durumları izah etmiştir.

    Devlet ve iktidar sahiplerinin bu tür kirli emellerini bizler tarihten biliyoruz. Devlet Ermeni soykırımında Ermeni çocuklarına el koymadı mı? Bu devlet, Dersim soykırımında Dersim halkının evlatlarına el koymadı mı? Bu devlet, Maraş soykırımında Alevi çocuklarına el koymadı mı? Bu zihniyet Şengal’ de Êzidî çocuklarına ve kadınlarına el koymadı mı? Ayrıca soykırım uygulayan bütün devletler çocuklara el koymadı mı? Kısacası çocuklara el koymak bütün soykırımların temel özelliklerinden birisidir.

    “TARİKATLER ÇOCUKLARA EL KOYUYOR”

    Bugün bu zihniyetin son temsilcileri devlet ve tarikatlar, ailelerini kaybetmiş çocuklara el koyarak, yaşanan felaketi soykırıma dönüştürmektedirler. Devletin çocuklarımıza el koyduğu haber ve bilgilerin doğruluğunu Diyanet İşler Başkanlığının son fetvasından da anlamak mümkündür. Korumak adına sözde evlatlık almak için el konulan çocuklarla  evlenmenin dinen mümkün olduğunu söyleyen bu zihniyeti kınıyoruz. Ensar Vakfı başta olmak üzere vakıflarda çocuklara neler yapıldığını, altı yaşında kızların evlendirileceğini savunan bu zihniyetin çocukları hangi amaçla gasp ettiği fazlasıyla açıktır. Ayrıca soykırımcı zihniyetin gasp ettiği depremzede çocuklarını kimliklerinden ve inançlarından kopartarak her tür kötülüğün öznesi haline getirmek istediği de bilinmektedir.

    Bu anlamda FEDA olarak halklarımızın çocuklarına yönelik olarak geliştirilen bu alçak saldırıya karşı duyarlı herkesi ve kamuoyunu görev ve sorumluluğa davet ediyoruz. Bu nedenle halklarımızın kayıp çocuklarının ısrarlı takipçisi olacağız. Bunun için canlarımızın bulundukları her yerde tanıdıkları, tanımadıkları her ailenin çocuklarını araması, bulması, bulunanlara sahiplik etmesi, bunu yapamadığı yerlerde demokratik kurumları ve çevreleri bilgilendirerek harekete geçirmesi ve yapması en önemli görevlerimizden olmaktadır.

    “İNSANLIK SUÇUDUR, ÇOCUKLARIMIZI KORUYALIM”

    Belirtilen düşmanca yaklaşımlara karşı, “çocuklara kıymayın efendiler” diyerek bu güçlerde  merhamet dilemeyecek, çocuklarımızı onların kirli emellerine bırakamayacağız. FEDA olarak bütün gücümüz ve olanaklarımızla bu soykırımcı saldırıya karşı mücadeleyi esas alacağız.

    Tüm Alevi canları, çocuklarımıza sahip çıkmaya, devletin ve tarikatların eline geçmemesi için birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Halklarımızı ve kamuoyunu akibeti belli olmayan çocukları ulaşabileceğimiz her yerde ve her yolu deneyerek arayalım, bulmaya çalışalım diyoruz. Çocuklarımızı coğrafyasından, kültüründen kopartmanın tecrit olup uluslararası hukuka göre insanlık suçudur. Onları hafızasız, kimliksiz bırakmak demektir. Devletin, cemaatlerin ve tarikatların insafına bırakmadan çocuklarımızı evlerimizin, hanelerimizin kıymetlileri, musahipleri yapalım diyoruz.

    Çocuklarımız geleceğimizdir! Çocuklarımızın üzerindeki kirli ellerinizi çekiniz!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Avukatından çağrı: Kamuoyu ‘Gökhan nerede?’ diye sormaya devam etmeli

    Avukatından çağrı: Kamuoyu ‘Gökhan nerede?’ diye sormaya devam etmeli

    PİRHA- İstanbul’da 20 Ocak’ta 5 kişi tarafından işyerinin önünde kaçırılan Gökhan Güneş’in avukatı Sezin Uçar, geçen sürede resmi makamlardan herhangi bir açıklama yapılmadığının altını çizerek, “Kamuoyu ‘Gökhan nerede?’ diye ısrarla sormaya devam etmelidir” dedi.

    İstanbul İkitelli’de polis oldukları ileri sürülen kişilerce 20 Ocak’ta kaçırılan elektrik işçisi Gökhan Güneş’ten hala haber alınmış değil.

    Gökhan Güneş için ailesi ve arkadaşları eylemlerine devam ederken, sosyal medya üzerinden de kampanyalar yürütülüyor.

    KÜÇÜKÇEKMECE CUMHURİYET SAVCILIĞI’NA BAŞVURUDA BULUNULDU

    PİRHA’ya bilgi veren Gökhan Güneş’in avukatı Sezin Uçar, Küçükçekmece Cumhuriyet Savcılığı’na başvuruda bulunduklarını belirterek, “Kaçırılma görüntüleri ortadayken Gökhan Güneş’e dair resmi bir açıklama yapılmış değil. İç İşleri ve Adalet Bakanlığı nezdinde de girişimlerde bulunduk ancak şu ana kadar bir sonuç alabilmiş değiliz” dedi.

    “90’LI YILLARA BENZER BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ”

    Kaçırılma olaylarının son aylarda arttığına dikkat çeken Uçar, “90’lı yıllara benzer bir dönemden geçiyoruz. Kaçırmalar da bu zihniyetin ürünü. Cumartesi Anneleri o yıllarda çocuklarını ısrarla sorması sonucu kaçırma olaylarını geriletmişlerdi. Bugün de benzer kaçırmalar artıyor. Yaygınlaşmaması için kamuoyu ‘Gökhan nerede?’ diye ısrarla sormaya devam etmelidir” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • FEDA’dan saldırıya tepki: Kaçırılan bir cenaze değil, kadim değerlerimizin bütünü!

    FEDA’dan saldırıya tepki: Kaçırılan bir cenaze değil, kadim değerlerimizin bütünü!

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) yazılı bir açıklama yaparak, polisin İstanbul’da Gazi Cemevindeki İbrahim Gökçek’in cenaze törenine ve cemevine saldırmasına tepki gösterdi.

    Konser yasaklarının kaldırılması ve tutuklanan arkadaşlarının serbest bırakılması için girdiği ölüm orucunu, 323’üncü gününde sonlandıran ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiren Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek’in Gazi Cemevinde yapılmak istenen cenaze törenine ve yapılmak istenen yürüyüşe polis müdahale etti.

    Vasiyetine uygun uğurlamanın ardından Gökçek’in cenazesi Kayseri’ye götürülerek orada toprağa verilecekti. Ancak biber gazıyla ve cemevinin kapılarını kırarak müdahale eden polis Gökçek’in babası Ahmet Gökçek’in ve avukatların da aralarında olduğu bir çok kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar daha sonra serbest bırakıldı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) yazılı bir açıklama yaparak, polisin cemevindeki müdahalesine sert tepki gösterdi. FEDA, “AKP Faşizmi Uluslararası savaş hukunu dâhi hiçe sayan uygulamalara imza atmaya devam ediyor” dedi.

    FEDA, İbrahim Gökçek’in cenazesinin polis tarafından kaçırılmasının kabul edilemeyeceğini belirterek, “Dün devlet aklından / vicdanından medet umanlar başta olmak üzere; siyasal ideolojik farklılıkları ne olursa olsun Alevilerin tümü bilmelidir ki, kaçırılan sadece bir cenaze değil binlerce yıllık kadim değerlerimizin bütünü, ikrârına bend olan kefensiz yatanlarımızın onuru  ve Alevi toplumunun namusudur ” ifadelerini kullandı.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Yaşam hakkını hiçe sayarak ölümlere göz yuman yetkililer, cenazelerini uğurlamak isteyen insanlarımıza ve Cemxanemize müdahale etti. Saldırıya geçen polisler İbrahim Gökçek ‘in cenazesinin bulunduğu morgun kapılarını kırarak cenazeyi  kaçırdı. Bu esnada İbrahim Gökçek’in babasının da aralarında olduğu  onlarca insanımız darp edilerek gözaltına alındı.

    Bir kez daha görüyoruz ki zalimin zulmü, siyasal – toplumsal  kimliği / ideolojisi ne olursa olsun kendisinden olmayan, zulme biat etmeyenlere karşı zerre gerilemiyor. Devlet aklının bir yandan kendi Alevisini yaratma çabaları sürerken, diğer yandan kendisinden olmayan / biat etmeyenlere inancına uygun bir uğurlamayı dahi çok gördüğüne bugün Gazi Cemevinde bir kez daha tanık olduk.

    Daha dün, polisin saldırılarından kaçan  gençler için “Ayakkabılarıyla camilere girdiler, kutsallarımızı çiğnediler” diyenler emxanelerimize saldırıyor!

    Bugün önce devlet eliyle, adeta bir cinayetle öldürdükleri canımızın ölüsüne / cenazesine saldıranların yarın evlerimize, işyerlerimize saldırıp katletmesi an meselesidir. Önce darbe, sonra OHAL, sonra cadı avı, sonra da savaşa girmek ve sözde infaz yasası ile katil sürülerini içerden çıkarmak. Adım adım tepkileri ölçe ölçe bu türden saldırılar devreye sokulurken medyanın susturulması bizlere acı ve katliam dolu tarihte yabancı uygulamalar değil. Tıpkı Ermeni soykırım sürecindeki gibi yeni soykırımlara davetiyedir yapılanlar!

    “SALDIRI ALEVİ TOPLUMUNUN NAMUSUNADIR”

    Dünün Enver Paşasının yerine geçenler, bugün binlerce yıldan bugüne varlığını koruyan Alevi toplumunun inanç alanında sırlanmayı bekleyen cansız bir bedenin olduğu morga bırakalım ayakkabılarla girmeyi neredeyse topuyla tankıyla girip, vahşice saldırarak kapıları kırmış ve cenazeyi  kaçırmışlardır. Dün devlet aklından / vicdanından medet umanlar başta olmak üzere; siyasal ideolojik farklılıkları ne olursa olsun Alevilerin tümü bilmelidir ki kaçırılan sadece bir cenaze değil binlerce yıllık kadim değerlerimizin bütünü, ikrârına bend olan kefensiz yatanlarımızın onuru  ve Alevi toplumunun namusudur!

    İBRAHİM GÖKÇEK’İN CENAZESİNE SAHİP ÇIKMA ÇAĞRISI

    Bu mânâ ile;  onca katliama imza atan,  kana doymayan iktidar aklından vicdan bekleme gafletine düşen canlarımız başta olmak üzere istisnasız tüm Alevi milletvekilleri, STK’lar, Alevi Pirleri, Kurum / Kuruluş ve Örgütleri, Alevi Aydın / Yazar / Devrimciler, polisin kaçırdığı İbrahim Gökçek’in cenazesine sahip çıkarak daha birkaç gün önce yâd edip deliller uyandırdığımız serdengeçtilerimizin mirasına, onur ve namusuna sahip çıkmalıdır. Aksi halde bizleri bekleyen yeni katliamlara engel olabilmenin imkansız bir hâl alacağını hatırlatarak İbrahim Gökçek’in acılı ailesine ve tüm hakikat yolcularına başsağlığı diliyoruz.”    (HABER MERKEZİ)